Uygulamalı Psikoloji \ 1-3
Kahraman Güler, Mahmut Yılmaz “Durdukça Büyüyen Yara” Çocuk ve Ergenlerde Travma adlı bu kitap, çocuk ve ergenler ile çalışan uzmanlar için olduğu kadar öğretmenler ve aileler için de başvuru kitabı olarak yazılmıştır. Evlat edinme, ölüm, ebeveyn ayrılığı/boşanma, doğal afetler, cinsel istismar, aile içi şiddet, terörizm ve çocuk ve ergenler üzerindeki etkileri, hastalık ve hastaneler, taşınma, sünnet, kazalar gibi birçok konu bölümler hâlinde ele alınmıştır. Çocuk ve Ergenlerde Travma, araştırma bulgularına ve etkili psikoterapi modellerine ve müdahale programlarına dayalı bir çalışmadır. Her bölümde yer alan etkili müdahaleler ve pratik beceriler setleri kurama dayalıdır ve sorunları ele almak için özel stratejilere yer verilmiştir. Çocuk ve Ergenlerde Travma, klinik müdahale yanında çalışmalarda tam olarak ele alınmayan okul ve aile gibi diğer ortamlara özgü müdahaleleri de içermektedir.
“Durdukça Büyüyen Yara” Çocuk ve Ergenlerde Travma, çocuklar ve ergenlerle çalışan uzmanlar ve diğer profesyoneller için pratik bir rehber ve önemli konular ve teknikler dâhil olmak üzere travmatik olayların değerlendirilmesine dair kapsamlı bir yaklaşım sunan kitap ayrıca travmatik olayların üstesinden gelmek için bir sistem yaklaşımıyla öneriler de getirmektedir.
Salih Yaşar Özden Adli Psikiyatri, adli tıbbın alt dalıdır. Akıl hastalığı, zekâ geriliği veya geçici olarak alkol ve uyuşturucu madde etkisinde olanlar, çocuklar, sağır ve dilsizler, alkol ve narkotik maddeleri kullananların kanuni ehliyetleri ve ceza sorumlulukları adli psikiyatrinin meşgul olduğu konulardır.
Bu kitabın, Türk Medeni Kanunu'nun kabulünün dördüncü yılında, Türk Ceza Kanunu'nun kabulünün yaklaşık onsekizinci ayında yazılması da, ayrı bir özelliğini oluşturmaktadır. Bize göre temel özelliği ise, hem psikiyatri hem de adli tıp akademisyeni tarafından yazılan ilk, ülkemizde yazılan ikinci kaynak ve başvuru kitabı olmasıdır. Böyle bir kitabı yazmak benim için meslek hayatımın en büyük şerefi olmuştur. Adli psikiyatri yakın bir gelecekte bağımsız uzmanlık dalı olacak ve tıpkı adli tıpta olduğu gibi, büyük bir gelişim geçirecektir.
Kitapta hastalıkların teşhis kriterlerinde kullanılan Amerikan Psikiyatri Birliğinin teşhis kriterlerideğişmiş 2013 yılında DSM-4 TR yerine DSM-5 çıkmıştır.Kitabımızda da psikiyatrik hastalıkların teşhiskriterlerinde DSM-5 teşhis kriterleri kullanılarak psikiyatrik hastalıkların teşhis kriterleri güncellenmiştir.
Bu kitap, bir başvuru kitabı ve kaynak eser olarak, konu ile ilgili psikiyatrlar, asistanlar, tıp öğrencileri, adli tıp uzman ve asistanlarıyla, konu ile ilgili hukukçuların yararlanmama sunulmuştur. Faydalı olabildiysek ne mutlu bize.
Dennis Howitt Adli Psikoloji ve Suç Psikolojisine Giriş adlı bu eserin altıncı basımı; bu konunun anlaşılır, kapsamlı ve merak uyandıran bir yorumunu sunuyor. Önemli deneysel bulgulara yapılan sürekli vurgular ve bu araştırmalara dayanan teorisi ile kitap, sizi, bu büyüleyici alanın derin ve içeriğe dayanan bir anlayışı ile donatacak.
Çok sayıdaki pedagojik özellik; temel kavramları hızlıca kavramanıza, tartışmalı konuları tanımanıza ve her geçen gün daha da gelişen bu konunun kapsamlı başlıkları için pratik bir anlayış geliştirmenize yardım edecek.
Tamamıyla güncel ve hem klasik hem de modern çalışmaları ele alan bu kitapta size sunulan bazı detaylar:
• Adli hafıza, suçluluk, hırsızlık ve soygunlar, cinsel suçluların tedavisi ve daha birçok konu hakkında baştan sona güncellenmiş ve tamamen yeni fikirler,
• Teoriye güçlü bir vurgu ve derinlemesine kavrayışı destekleyen önemli deneysel bulgular,
• Detaylı bir şekilde incelenmiş, Birleşik Krallık ve uluslararası perspektiften konuyla ilgili önemli araştırmalar,
• Öğrencilere konu hakkında geniş bir kavrayış sağlayacak olan “Temel Kavramlar”, “Uygulamada Adli Psikoloji” ve “Tartışmalar”,
• Kolayca ulaşılan Temel Terimler Sözlüğü,
• Öğrencilerin dersin ötesine geçmeleri ve önemli araştırmaları keşfetmelerine yardımcı olmak için her bölüm sonunda kitap önerileri.
Bu kitap; psikoloji, uygulamalı psikoloji ve suç bilimi derslerini alan öğrenciler için, ayrıca öğrencilerin psikolojinin ceza adaleti ve kanunlarla nasıl bağlantısı olduğunu kavramalarını gerektiren birçok farklı konu için temel bir kaynaktır…

“Konunun; pek çok kritik analizle desteklenmiş güncel, açık ve kapsamlı yorumu.
Hâlâ piyasadaki en iyi kitap.”
Dr. Amanda D. L. Roberts, Lincoln Üniversitesi

“Bu ders kitabı, alanın bütün önemli başlıklarını içeriyor, üstelik Howitt'in öğrencilere güncel araştırma sonuçları üzerinden kurnazca yol gösterme becerisi olağanüstü.”
Prof. Leif Strömwall, Gothenburg Üniversitesi

“Oldukça kapsamlı bir çalışma, öğrencilere adli psikolojinin temeli olan önemli teorik kavramları tanıtan genel bir eser… Lisans öğrencileri için değerli bir kaynak.”
Dr. Jill Taylor, Teesside Üniversitesi

“Howitt'in bu kitabında konuların kapsamı mükemmel, ayrıca genel adli tıp müfredatı ile oldukça uyumlu. Piyasadaki birçok adli/suç psikolojisi kitabına nazaran bu kitap, başvurulacak yararlı bir kaynak. Kitapta önemli bütün noktalara yer verilmiş… Son revizyonlar her zaman güncel olduğunu ve son zamanlardaki dikkat çeken çalışmaları ve bu hızla gelişen alanda tartışılan önemli konuları içerdiğini gösteriyor.”
Dr. Gareth Norris, Aberystwyth Üniversitesi
Gül Çörüş, Hilal Sena Balandı, Reyhan Feda, Sibel Kızıltaş, Hülya Kıran, Rakel Rozant Reisyan, Ravana Bayova Birçok katilin içindeki öldürme arzusunun doğuştan geldiği düşünülmektedir. Ancak bu arzuya uygun hareket etmek ya da bu arzuya dur demek öğrenilen bir davranıştır. Bu noktada ayrım yapmayı sağlayan etkenlerden biri de çocukluk çağı travmalarıdır. Birçok katilin cinsel, fiziksel veya duygusal çocukluk çağı travması olduğunu biliyoruz. Olası sorunlu genetik yapıların üzerine eklenen ağır çocukluk travmaları, kulağa delice gelen öldürme eyleminin hazırlayıcısıdır. Sağlam bir aile yapısının olmaması -ebeveynlerin kayıp ya da uyuşturucu bağımlısı olması, cinsel istismar ve/veya fiziksel şiddet varlığı, törelerden gelen emirler- bir başka tetikleyicidir. Böyle bir ortamda yetişen çocuk, doğru yanlış nedir bilmeyen, empatiden yoksun bir sosyopata dönüşür. Bu dönüşüm sonrası, çocukken çektiği acılar artık sadece cinayetle dinecektir. İşte bu kitap, cinayete giden süreci, kadın, erkek, çocuk ve seri katiller ile töre cinayetleri ve intihar bağlamında analiz etmektedir.
Asiye Dursun, Betül Ulukol, Elif Çimşir, Emine Tunç, F. Zehra Ünlü Kaynakçı, Gökhan Kabacaoğlu, Merve Çıkılı Uytun , Muharrem Koç, Nilüfer Koçtürk, Nurten Karacan Özdemir, Osman Zorbaz, Özlem Haskan Avcı, Öznur Bayar, Serdar Körük, Seval Kızıldağ Şahin, Tolga Zencir Aile içi şiddet, sadece mağdurlarını ilgilendiren bireysel bir sorun değil toplumsal bir sorundur. Oluşumunda toplumsal faktörlerin yer aldığı aile içi şiddetin; topluma hem psikolojik etkisi hem de toplumun kaynaklarını tüketerek ekonomik etkisi olmaktadır. Bu bağlamda Aile İçi Şiddet adlı bu eser; şiddeti “aile içinde çözülmesi gereken bir sorun” olarak değil “toplumsal düzeyde ele alınması ve önlenmesi gereken bir sorun” olarak görmekte ve kitap boyunca bu bakış açısının kazandırılmasını ve sorunun çözümünde ve soruna müdahale edilmesinde neler yapılabileceğinin aktarılmasını hedeflemektedir. Kitapta; “Merak Edilen Soru”, “Kendini Değerlendirme Sorusu”, “Araştırma Kutucuğu”, “Tartışma Kutucuğu” gibi oluşturulan farklı tasarımla da okuyucunun sadece bilgi edinmemesi, aynı zamanda soruna farklı bir bakış açısıyla bakabilmesi, kendi yaşamıyla bağ kurarak öz değerlendirme yapabilmesi, içgörü kazanabilmesi ve bilimsel bilgiler ve ilkeler doğrultusunda kendisinde tutum değişikliğinin oluşması amaçlanmaktadır. Böylece eser, başta Eğitim Fakültesi öğrencileri olmak üzere tüm okuyucular için okuması zevkli, düşündürücü ve farkındalık yaratıcı bir hâl aldığı gibi aile içi şiddete dair teorik ve uygulamaya dönük bilgilerle bütüncül bir bakış açısı da sunmaktadır.
Zeynep Turhan Aile içi şiddetin son bulması için pek çok kurumun bir arada ve koordineli bir şekilde çalışması gerektiği literatürde sürekli vurgulanan bir noktadır. Buna rağmen uygulamalardaki yetersizlikler ve başarısızlıklar karşımıza çıkmaktadır. Bu kitap, muhtemel yetersizlikleri ve zorlukları göz önünde bulundurarak aile içi şiddet fail müdahale programlarını uygulamaya koymanın aile bireyleri ve toplum için faydalı olacağını hatta hayati bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Bunun ötesinde bu eser kapsamında sunulan Sağlıklı ve Saygılı Davranış Geliştirme Programı ile aile içi şiddet failleri için müdahale çalışmalarının başlatılması önerilmektedir. Böylece aile içi şiddetin temel sorunu olan şiddete başvurmuş kişilere sorumluluk verilmiş olacaktır. Özellikle bu kişilerin müdahale programına katılması zorunlu tutularak davranış değişimine davet edilmesiyle kendi içlerinde ruhsal olarak iyileşmeleri ve yakın ilişkilerinde sağlıklı ve saygılı davranışlar geliştirmeleri hedeflenmektedir.
Halil Ekşi İnsan yaşamında, ailevi özellikler, sosyal çevre, kültürel bağlam gibi pek çok faktörle birlikte manevi veya dinî yönelim; bireylerin kendilerini, çevresindeki olayları ve dünyayı nasıl algıladığını ve anlamlandırdığını etkilemekte ayrıca bireylerin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını şekillendirmektedir. Manevi/dinî inançlar ve uygulamalar; aileleri ve toplulukları beslemekte, birbirlerine bağlamakta, kriz zamanlarında iyileşmeyi sağlamakta ve uzun süreli sıkıntılarda dayanıklılığı teşvik etmektedir. Bu doğrultuda manevi yönelimin danışanların önemli bir parçasını oluşturduğu, terapi sürecinde de üzerinde durulması gereken önemli bir bileşen olduğu gerçeği yadsınamayacak bir potansiyele sahiptir. Manevi yönelim, bireysel psikolojik danışma yaklaşımlarına entegre edilmekle birlikte aile terapileri sürecinde de oldukça destekleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsanların dünyaya geldiği ilk ortamın aile olması, aile özelliklerinin, yetiştirme stillerinin, geleneksel olarak aktarılan değerlerin, aile içerisindeki iletişim ve etkileşimlerin bireylerin gelişiminde ve psikolojik anlamda sağlıklı bireyler olmalarındaki hayati rolü ve önemi dikkate alındığında aile terapilerinin gerekliliği ön plana çıkmaktadır. Aile bireylerinde ve aile sisteminde yer alan problemleri ele alırken manevi yönelimli uygulamalar oldukça işlevsel görünmektedir. Bu anlamda dinî-manevi boyutlarını hayatında önemli bir noktada konumlandıran ve psikoterapi süreçlerinde ele alınmasını isteyen danışanlarla ve aile bireyleriyle gerçekleştirilecek aile terapisi süreçlerinde manevi yönelimli uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çerçevede bu kitap öncelikle temel aile terapisi kuramlarının manevi yönelimli bir perspektiften ele alınmasını sağlamakta ardından aile içerisinde yaşanabilecek birçok duruma ilişkin manevi yönelimli bir bakış açısı sağlayarak teori ve uygulama noktasında çeşitli katkılar sunmayı amaçlamaktadır. Başta PDR ve Psikoloji olmak üzere tüm ruh sağlığı alanında eğitim gören bireyler ve alanda çalışan uzmanlar için aile terapisinin manevi boyutuna ışık tutmayı amaçlayan kitap, uygulamalar ve vaka örnekleri ile zenginleştirilmiştir.

Marian Roberts Aile içi anlaşmazlıklar, evlilik yaşamının doğal ve kaçınılmaz bir parçasıdır. Eşler arasında yaşanan anlaşmazlıklar yapıcı ve barışçıl yollarla yönetilemediğinde yaşanan psikolojik, sözlü ve fiziksel şiddet, devamında da ailenin çöküşü kaçınılmaz hâle gelmektedir. Son yıllarda artan dağılmış aile ve boşanma sayısı, boşanma öncesinde, esnasında ve sonrasında, hem eşlerin hem de çocukların, bu yıkıcı süreçten daha az etkilenmeleri için “aile arabulucuğu”nu bir alternatif yöntem hâline getirmiştir.
Aile arabuluculuğu, boşanma sürecinden hem eşlerin hem de “çocuklar”ın daha az etkilenmesini sağlamak için ebeveynler arasında işbirliğine dayalı yapıcı ilişkilerin kurulmasında ve sürdürülmesinde hayati bir bileşen hâline gelmiştir. Aile arabuluculuğunun odak noktası, eşler arasında karşılıklı anlayışı ve iletişimi arttırarak, ayrılıktan ve boşanma sürecinden, çocukların en az etkilenmelerini sağlamaktır. Eşler, boşanma sonrasında yıllar boyunca çocukları üzerinden iletişimlerini devam ettirecekleri için boşanma sürecinin yapıcı diyaloglarla yönetilmesi bir gerekliliktir.
Aile arabuluculuğu, eşlerin kendi anlaşmazlıkları üzerinde kontrol ve sorumluluğunu ellerinde tutmalarını sağlayacaktır. Arabuluculuk sürecinde eşler arasında doğrudan iletişimin teşvik edilmesi, kararların işbirliğine dayalı alınması, yanlış anlaşılma ve çatışmaların azaltılması, kendi anlaşmaları üzerinde kontrol sahibi olmalarının sağlanması, boşanma sürecinden hem eşlerin hem de çocukların daha az etkilenmelerini sağlanması, arabuluculuğun temel faydaları arasında sayılabilir.
Son yıllarda artan boşanma ve ayrılıklarla ilgili olarak yasa yapıcılar ve araştırmacılar artık boşanmanın kendisine değil, boşanma sonrası sürece ve özellikle de boşanmadan kaynaklı zararlı sonuçların çocuklar üzerindeki etkilerinin azaltılması ve dönüştürülmesi üzerine odaklanmışlardır. Boşanma öncesinde, esnasında ve sonrasında eşler arasındaki yıkıcı iletişimlerin çocukları üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi, azaltılması ve dönüştürülmesinde “aile arabuluculuğu” bir alternatif yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Aile arabuluculuğu sadece çocuğu olan ve boşanan eşler için değil aynı zamanda çocuğu olmayan ve boşanan eşlerin de uzlaşarak ayrılmalarının sağlanmasında alternatif bir yaklaşımdır.
“Aile Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk: Uygulama Esasları” adlı bu çeviri kitap, ülkemizde her sene yüz binin üzerinde gerçekleşen çekişmeli ve rekabetçi yollarla gerçekleşen boşanmaların hem eşler hem de onların çocukları üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi, azaltılması ve dönüştürülmesi sürecinde kullanılacak bir kaynak kitaptır. Hem kuramsal hem de uygulamalı yaklaşımları içeren bu kitap, aile içi uyuşmazlıkların hem eşlerin hem de çocukların yararına, yapıcı ve barışçıl yollarla nasıl yöneticiliğine ilişkin bilgi ve becerileri içermektedir.
Kitabın hedef kitlesi; arabulucu avukatlar, avukatlar, aile danışmanları ve aile hukuku ile ilgili yargı mensupları ve uzmanlardır.
McGraw-Hill Psikoloji alanında en güncel bilimsel bilgileri okuyucuya sunmayı hedefleyen bu kitap, her biri kendi alanında ve çeviri konusunda uzman olan psikologlar tarafından Türkçeye kazandırılmıştır.
Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabı; psikoloji biliminin temel konularını yalın, açık, net ve kolay anlaşılır şekilde okuyucuya aktarmasının yanı sıra renkli içeriği ile de son derece ilgi çekicidir. Okuyucu, kitabı ilk incelediği andan itibaren kitabın gerçek dünyadan örneklerle zenginleştirildiğini ve baştan sona etkileşimsel ve dinamik öğrenme yöntemlerinin etkin şekilde kullanıldığını fark edecektir. Kitapta içerik ve biçim dengesinin korunmasına özel bir duyarlılık gösterilmiştir.
Öğrenme alışkanlıklarının günümüzde değişmiş olması nedeniyle Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabında, "Ne?", "Neden?" "Nasıl?" ve "Ne zaman?" sorularına etkileyici şekilde yanıt verme hedeflenmiştir. Aynı zamanda, merakı, düşünmeyi ve yaratıcılığı destekleyen yeni öğretim yöntemlerinin kullanılmış olması özellikle öğrenciler için yararlı olacaktır. Öğrencilerin derse hazırlanma, derse katılma ve ders sonrası gözden geçirme etkinliklerinde kendi akıllarına bu kitabı eşlikçi kılmaları kitabın yapısı gereği kaçınılmaz görünmektedir.
Okuyucunun merak düzeyini yüksek tutmasının ötesinde onun kendi iç dünyasında ve sosyal çevresinde olup bitenleri anlamlandırmasını hedefleyen Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabının, satışa çıktığı tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de psikoloji alanının en temel kaynaklarından biri olacağına inanıyorum.
Doç. Dr. Mithat Durak
Yıldırım B. Doğan Toplum, doğa gibi hareketli bir sürecin adıdır. Hareketlilik doğada canlı ile cansızı, toplumda ise yalnızca insanları kapsar. Hareketlilik doğada evrim, toplumda kültür adını alır. Toplumsallaşanlar birbirini tamamlamayı öğrenmiş olanlardır. Toplumsal bütünlük böyle sağlanır. Toplum, tek bir insanından dahi vazgeçemez! Yoksa ne toplumsal bütünlük ne de bireyin varoluşu gerçekleşir. Madde bağımlısı, kendini toplum zararlısı gibi gördüğünden toplumun ondan vazgeçtiğine inanır. Toplum tek bir bireyinden bile vazgeçmez! Ondan vazgeçen aslında kendisidir. Sonuçta bağımlı, toplumun inşasında tamamlayıcı rolünü göremez. Bağımlı ve bağımlıya göre toplum aynı ön yargıyı paylaşırlar.
Bağımlı ile karşılaşan hekime düşen, arındırma işlemi sırasında başlayarak ön yargılarını yıkmak üzere bağımlıya yardım etmektir. Bağımlının öz saygı, öz sevgi ve öz değerini yeniden ve işlevsel biçimde ele almasını sağlar. Böylece bağımlının toplumsal varoluşu yeniden yapılanacaktır.
Hekim, bağımlı ve toplum arasında köprü işlevselliğindedir. Bu köprü duyarlı bir dengeyi gerektirir. Kitabım bu dengeye süreklilik ve kararlılık sağlamak adına önemsediğim bir katkıdır.
Christopher W. Moore Güncelleştirilmiş, Arabuluculuk Yazın Klasiği
Neredeyse 30 yıldan bu yana anlaşmazlık çözümü uygulayıcıları, üniversite öğretim elemanları ve öğrenciler alandaki en kapsamlı rehber olarak Arabuluculuk Süreci'ne başvurmaktadır. Arabuluculuk üzerine yazılmış en kapsamlı kitap olarak bu metin, anlaşmazlık çözümünün herhangi bir alanında—aile, toplum, istihdam, iş dünyası, çevre, kamu politikaları, çok-kültürlü veya uluslararası—çalışan yeni ve deneyimli anlaşmazlık çözüm uygulayıcıları için biçilmiş kaftandır. Bu kitap, uzmanlar için bir rehberdir ve dördüncü basım, alandaki gelişmelere ayak uyduracak şekilde genişletilmiş ve yenilenmiştir. Bu basım, arabuluculukta mükemmelliği sağlayacak ve anlaşmazlık yaşayanların kalıcı anlaşmalara varmalarına ve ilişkilerini sürdürmelerine yardımcı olacak yeni kaynaklar içermektedir.
• Arabuluculuk hizmeti sunma konusunda daha fazla bilgi ve en güncel yaklaşımlar
• Hem yaygın hem de özgün sorunlar için doğru stratejiyi seçme konusunda kapsamlı rehberlik
• Her türlü anlaşmazlıkla ilgili güncellenmiş yeni vakalar
• Gelişmekte olan kültürler arası ve uluslararası arabuluculuk alanı ve uygulamaları hakkında daha fazla bilgi
Yıldırım B. Doğan Babaanne; merak eden, merak ettiğini kovalayan, öğrenen, öğrendiklerini bildikleri ile sınayan sonra bilgi dağarına yerleştiren birisi. Açık ve seçik, keskin, nezaketi eksik etmeyen biri. Torunu ise ruh hekimi bir psikoterapist. Babaanne 1965 yılında böbrek hastalığından ölmüş. Sene 2020'ler... Babaanne ve torun buluşuyorlar. Nerede? Torunun hiç boş kalmayan ve boş kalmayacak görünen zihninde. Öte zamandan bu zamana konuk olarak torununun zihnine yerleşen Fahriye Tomris, torununun mesleği ile yakından çok ilgili. Sanal kavuşmaları beraberinde hareketli bir söyleşmeyi getiriyor. Soran-yanıtlayan rollerinin hızla değiştiği bu söyleşmede neler konuşmuyorlar ki: Çökkünlük (depresyon) saplantılı-zorlantılı hâl (obsesif-kompulsif zorluk) bağımlılık, cinsellik, iletişim süreci… Kısaca çağcıl psikiyatrinin belli başlı konuları. Konuşmaları Türkçenin yetkinliğinin bir başka kanıtı değerinde. Tıbbi terimlerin uzak tutulması şeklindeki asal benimseme hem babaannenin hem de torunun özen gösterdikleri bir tutum.
Bu söyleşmede yeriniz hazır. Söyleşmeye tanık olurken kimi zaman Fahriye Tomris'in, kimi zaman torunun sandalyesini paylaşacaksınız. Ancak çoğu zaman kendi sandalyenizde kalmayı yeğ tutacaksınız. Hadi! Başlıyor!...
Jenny Svanberg Zararsız bir alışkanlık ne zaman bağımlılığa dönüşür?
Neden yalnızca bazılarımız bağımlı olur? İyileşmeyi mümkün kılan nedir?
Bağımlılık Psikolojisi, bağımlılığı çevreleyen psikolojik sorunlara etkileyici bir giriş niteliğindedir. Bu sorunların sosyal politika ve iyileşme ile ilişkisiyle birlikte bağımlılığın günlük yaşamdaki etkilerini inceler. Kitap, uyuşturucu ve alkol bağımlılığına odaklanır. Bunun yanında, iyileşmede sosyal çevrenin önemi gibi konuları ele alır. Kitap aynı zamanda insanların kumar, oyun ve seks gibi aktivitelere nasıl bağımlı hâle geldiğini araştırır.
Hâlâ bağımlılığı damgalayan bir toplumda, Bağımlılık Psikolojisi, şefkatin önemini vurgulamakla beraber, bağımlılık deneyimi olan herkese derin bir içe bakış sunar.
A. Şebnem Soysal, Aslı Candan Kodalak, Ayça Atila, Aylin Demirli Yıldız, Aylin İlden Koçkar, Aysima Özçelik, Başak Karateke, Bilge Yağmurlu, Birgül Ural Bayoğlu, Dan. Ani Eryorulmaz, Derya Şahin, Didar Kantarcı, Eda Arduman, Elvan İşeri, Gül Şendil, Gülçin Karadeniz, Hilal Çelik, İlkay Demir, Mehmet Harma, Mehmet Z. Sungur, Mine Cihanoğlu, Nilgün Öngider Gregory, Nilüfer Kafesçioğlu, Özden Bademci, Özenç Ertan Öztekin, Selen Demirtaş Zorbaz, Şebnem Kuşçu Orhan, Şeniz Pamuk, Tarık Solmuş, Türkan Yılmaz Irmak, Zuhal Gültekin Bağlanma; hayatımızın özüdür, içimizde büyüttüğümüz çok büyük bir ağacın gövdesi gibidir.
Annemiz, babamız, eşimiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz, yöneticilerimiz ya da mesleğimiz de aslında bu ağacın dalları gibidir.
Bu kitapta öncelikle sorunlara değiniyoruz.
Terk edilme, reddedilme, sevme, âşık olma ya da yalnızlık gibi konulardaki kaygılara, korkulara açıklık getiriyoruz. Tabii ki hayat, farkında olmakla başlar. Örneğin, acaba bu kaygılar, korkular ne zaman, neden ve kime yönelik olarak ortaya çıkıyor ve bundan sonra da çıkmaya devam edebilir mi?
Daha sonra da bütün bu kaygıların, korkuların nasıl üstesinden gelinebileceğine, sorunların nasıl çözülebileceğine ışık tutuyoruz.
Özellikle de birebir psikoterapi seanslarını, gerçek vaka analizlerini, teşhis ve tedaviyi içeren bu bölümün çok yararlı olacağını söyleyebiliriz.
K. Bahar Aydın Bekâr Danışmanlığı kitabının iki temel hedef kitlesi bulunmaktadır. Birincisi, danışmanlığın merkez kitlesini oluşturan farklı bekârlık statülerinden 18 yaş ve üstü bekâr bireyler; ikincisi ise en az lisans düzeyinde temel danışmanlık ve psikoloji eğitimi almış olan profesyonellerdir.
Bilimsel araştırma bulguları ve teoriler temel alınarak bilimsel bir kavram olarak ilk defa Aydın (2017) tarafından tanımlanan Bekâr Danışmanlığı’nın bu kavramsallaştırmasında, ulusal ve uluslararası düzeyde güncel yaşama dair gözlemler ve bekâr bireylerle yapılan danışmanlık uygulamalarından elde edilen deneyimsel bilgiler etkili olmuştur. Kitabın kapsamında yer alan konular, gerek bilimsel literatürden bulgularla gerekse güncel yaşamdan örneklerle desteklenmiş olup kitap, bilim ve pratik yaşamın bir sentezi niteliğindedir. Bekâr Danışmanlığı, toplumun tamamına yönelik ve disiplinler arası bir doğaya sahip olduğundan özellikle üniversite eğitimine sahip insanlar başta olmak üzere evlilik ve aile danışmanları, sosyologlar, sosyal çalışmacılar, hukukçular, mimarlar, şehir planlamacıları ile tıp biliminin psikiyatri, halk sağlığı ve jinekoloji dallarında uzman kişilerin bu kitaptan faydalanabileceği öngörülmektedir.
Bekâr Danışmanlığı, bu kitapta genel olarak açıklanmış olup bir bilim dalı olarak geliştikçe özgün bir literatür de gelişebilecek ve konular daha incelikli olarak açıklanabilecektir. Bekâr Danışmanlığı’nın bir bilim dalı olarak gelişebilmesi için lisansüstü eğitim programlarının açılması ve bu programlar aracılığı ile danışman ve araştırmacıların yetiştirilmesi önerilmektedir. Tüm dünyada bekâr sayısının, boşanmaların ve yalnızlığın artması, yakın ilişki ve özerkliğin önemli ihtiyaçlar hâline gelmesi, eş seçiminin ve kariyerin önem kazanması ve özellikle, Türkiye’de kadın cinayetlerinde görülen artış, Bekâr Danışmanlığı’nı gerektiren önemli nedenler arasındadır.
Sonuç olarak, Bekâr Danışmanlığı olgusu ile bekâr yaşamının kalite standartlarının yükselmesi, daha sağlıklı ailelerin kurulması ve sürdürülmesi, nihayetinde ise sağlık, adalet ve refah standartları yüksek bir toplum oluşturmaya yönelik daha büyük bir vizyona ulaşılması hedeflenmektedir.
Barbara A. Wilson, Jill Winegardner, Fiona Ashworth Bu kitapta, hem beyin hasarından kurtulan kişilerin hem de profesyonellerin gözünden hastalık ve iyileşme süreçlerinin öykülerini bulabilirsiniz. Kurtulanların hasardan önceki hayatları, rehabilitasyon yolculukları ve bu yolculukta karşılaştıkları ile bu alanda çalışan uzmanların pratiğe yönelik uygulamaları ve teorik tartışmalarını birleştiren kitap, sürecin etkileşime ne kadar dayalı olduğunu bir kez daha vurguluyor. Tüm bunların yanı sıra beyin hasarından kurtulanların anlamlı hedeflere ulaşmalarına yardımcı olmak için pratik yaklaşımlar sunarken; rehabilitasyonda çalışan herkesin, bütünsel beyin hasarı rehabilitasyonunda yer alan ilkeleri ve bu ilkelerin teori ve modellerle nasıl birleştiğini anlamalarına yardımcı olmayı hedefliyor. Kitap, beyin hasarı sonrası hayatta kalan insanlar için hayatı daha yönetilebilir kılmakla ilgili en son teoriler ve uygulamalar hakkındaki bilgileri genişletiyor. “Beyin Hasarı Sonrası Yaşam: Kurtulanların Öyküleri”; klinik psikologlar, nöropsikologlar, beyin hasarından kurtulanlar, akrabalar, arkadaşlar veya bakım verenler ve beyin hasarıyla ilgilenen herkes için güzel bir kaynak olacaktır.
Ali Çayköylü, Aslı Güller Çelik, Aslıhan Gürbüz, Ayşe Canatan, Ayten Er, Burcu Pınar Bulut, Burçin Çolak, Bülent Şam, Dursun Ayan, Ece Bekaroğlu, Emrah Emiral, Esra Zıvralı Yarar, F. Eray Dökü, Görkem Karakaş Uğurlu, Güven Mengü, Hatice Demirbaş, İ. Hamit Hancı, İlhan Tomanbay, Melek Pala Akdoğan, Metin Özarslan, Mustafa Yakar, Necati Sümer, Neslihan Gürbüz, Nesrin Karaca, Nurten Gökalp, Nurullah Ulutaş, Rüya Kılıç, Selçuk Kırlı, Selma Elyıldırım, Sertaç Ak, Sezer Oduncuoğlu, Songül Demir, Şenkal Kileci, Uğur Ersoy, Vesile Şentürk Cankorur, Yücel Dener, Zeynep Tezel Bir insanın ölümüyle kalmıyor intihar, bir halk sağlığı sorunu olarak da kabul ediliyor; çok boyutlu ve sadece intihar edenin yakınlarını değil toplumun ruh sağlığı başta olmak üzere pek çok şeyi etkiliyor. İntiharın farklı boyutları var, bir iki mesleğin işi değil; psikolog, psikiyatrist veya sosyologların ilgi alanını aşmış durumda. Adli tıp uzmanları, hukukçular, edebiyatçılar, tarihçiler ve farklı sosyal bilimcileri de ilgilendiriyor; onlar da bir dizi araştırma ile anlamaya, anlatmaya gayret ediyor.
Bu kitap aracılığı ile aslında önlenebilir bir olgu olan intiharı anlamak ve ona müdahale etmek isteyenlerin çalışmalarını bir araya getirmeye çalıştık. Sınırlı olsa da konuyu geniş bir yelpazede ortaya koymak için çok emek sarf edildi.
Kitapta; Tıp Bilimleri ve İntihar - Beşerî Bilimler ve İntihar - Hukuk ve İntihar - Tarih Aynasında İntihar - Dil, Edebiyat ve Sanatta İntihar - İntihar ve Gündelik Hayat - Sosyal Hizmetler ve İntihar - Türkiye’de İntihar olarak sekiz ana başlıkta toplanan çalışmalar bulunuyor. Bu çalışmalar toplumsal olarak tabu sayılan intihar literatürüne katkı sağlayabildiğince amacına ulaşmış sayılacak.
Shamash Alidina Hayatınızdaki dengeyi yeniden kurmak için bilinçli farkındalığı kullanın…
Anksiyete, depresyon veya elden ayaktan düşüren bir ağrıdan mı muzdaripsiniz? Bu kitabı elinize almanın nedeni her neyse doğru yolda olduğunuzdan emin olabilirsiniz! Bu kitapta bilinçli farkındalığın gergin sinirlerinizi yatıştırmanıza, stres ve acıyı azaltmanıza, zihninizi dikkat çelici düşüncelerden arındırmanıza nasıl yardımcı olabileceğini ve yaşam denen bu gizeme dair algınızı nasıl yeniden canlandırabildiğini göreceksiniz.
• Bilinçli farkındalığın mucizelerini izleyin! Bilinçli farkındalığın anlamını kavrayın, bilinçli farkındalık meditasyonuna bir göz atın ve bilinçli farkındalığın beden ve zihni nasıl iyileştirebileceğini görün.
• Derin bir nefes alın! Anksiyete, depresyon, bağımlılık, stres, öfke ve yorgunlukla mücadele etmek için bilinçli farkındalık meditasyonunu kullanın.
• Daha mutlu hâlinize giden yol! Bilinçli farkındalığı olumlu duygular yaratmak üzere uygulamaya dair faydalı ipuçları sayesinde, mutluluğa giden kendinize ait yolu açın.
• Şükür tutumu geliştirin! Tutumların sonuçları nasıl etkilediğini keşfedin ve bilinçli farkındalığı hayatınıza dâhil etmek üzere kendinizi hazırlamak için problem çözmenin ötesine bakın.
• Bilinçli farkındalığa “ben”i katın! İş yerinde, hareket hâlinde veya gündelik stres kaynaklarıyla boğuşurken kendi bilinçli farkındalık rutininizi oluşturmanın pratik yollarını bulun.
Kitabı açın ve
• Bilinçli farkındalığın size gerçekten yardımcı olabileceği doğru ve denenmiş yolları,
• Engellerle baş etmek ve dikkat çelicilerden kurtulmak için tavsiyeleri,
• Fiziksel acıyla baş etmek için bilinçli farkındalığı kullanmanın yollarını,
• Bilinçli farkındalığın çocuklara nasıl öğretileceğini,
• Hoş olmayan duygulara yanıt vermenin yapıcı yollarını,
• Düşüncelerin gerçekler olmadığını hatırlamanın önemini,
• Bilinçli farkındalığın yaratıcılığı nasıl artırabileceğini inceleyin.
Ali Turan Barniç Bilişsel davranışçı koçluk; düşünce, duygu ve davranışların insan yaşamı üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerine odaklanmaktadır. Bu koçluk yöntemine göre her şey düşünceyle başlar, duyguyla devam eder, davranışlarla son bulur. Bu üç bileşenin etkileşimini esas alan bu koçluk süreci, danışanın hedeflerini gerçekleştirmesi için bilişsel yapılandırmayı hedeflemekte ve olumlu değişimin ortaya çıkmasını amaçlamaktadır.
Ayrıca bu koçluk yöntemi, danışanın kendisiyle ve problemleriyle yüzleşmesi için bilişsel süreçleri aktive eder. Bilişsel davranışçı koçluk, zorlayıcı bir yaklaşım veya klasik bir akıl verme durumu olmadığı için danışanın kendi düşünceleri hakkında karar vermesine yardımcı olan bir yaklaşımdır. Dolayısıyla bu koçluk yaklaşımı, danışanla kurulan karşılıklı iletişim sonucunda onlara bilişsel farkındalık sağlamak ve hedeflerini gerçekleştirmelerine destek olmaktadır.
Ahmet Nalbant, Bahar Köse Karaca, Çiğdem Günseli Dereboy, K. Fatih Yavuz, Kadir Özdel, M. Hakan Türkçapar, Mehmet Ali Yıldız, Müge Sargın, Sedat Batmaz, Seher Olga Güriz, Selin Tutku Tabur, Tarık Gandur, Uğur Doğan, Zeynep Karataş, Zümra Atalay Bilişsel Davranışçı Terapi ortaya çıktığı ilk yıllarda önce davranışçı terapiyle bütünleşmiş, sonra kendisine gerek üçüncü dalga diyen veya demeyen yeni bilişsel ve/veya davranışçı kuramlarla zenginleşmiş ve gelişimini sürdürmeye devam etmiştir. Bu kitap, Bilişsel Davranışçı Psikoterapide Yeni Gelişmeleri yani Bilişsel Davranışçı Terapiler şemsiyesi altında yer alan yeni psikoterapi okullarını ele alan bilimsel ve özgün bir kitaptır. Her bir bölüm ülkemizin o alanda yetkin eğitimler almış ve çalışmalar yapmış uzmanları tarafından yazılmıştır. Kitapta toplamda 12 bölüm bulunmaktadır. Kitabın ilk bölümü giriş niteliğinde yazıldıktan sonra hemen ardından bu bölümde Bilişsel Davranışçı Terapinin temelini oluşturan Bilişsel Terapi ele alınmıştır. Kitabın ikinci bölümünde yine Bilişsel Davranışçı Terapinin temelini oluşturan bir diğer kuram olan Akılcı Duygusal Davranış Terapisi yer almaktadır. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Mindfulness Temelli Bilişsel Terapi, Metakognitif (Üstbilişsel) Terapi, Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi, Diyalektik Davranış Terapisi, Fonksiyonel Analitik Psikoterapi, Davranışsal Etkinleştirme Terapisi, Bilişsel Davranışçı Sistem Analizi Psikoterapisi, Şefkat Odaklı Terapi ve on ikinci son bölümde ise Online ve Sanal Bilişsel Davranışçı Terapi Uygulamaları ele alınmıştır. Kitabın; hedeflediği okur olan Bilişsel Davranışçı Terapiye ilgi duyan ve öğrenmeyi isteyen ruh sağlığı alan çalışanlarına ulaşması ve yararlı olması bizim için büyük mutluluk olacaktır.
Nicholas Tarrier, Judith Johnson Vaka formülasyonu, psikoterapistler için oldukça efor sağlamalarını zorunlu kılan bilişsel süreçleri barındırır. Bunun gerekçesi, vaka formülasyonunu oluşturan psikoterapistin eş zamanlı olarak bu formülasyonun kanıt temelli olup olmadığını kontrol etmesinin kritik öneme sahip olmasıdır. Aksi takdirde psikoterapist, danışandan işittiği yaşam öyküsüne dilediğince eklemeler ya da çıkarmalar yapabilir ve danışanın seansa getirdiklerini açıklayan psikoterapi kuramlarını kulak ardı ederek yarattığı hayali sorunlara karşı meydan okumaya kalkışabilir. Böylesi bir sürecin, danışanın yüksek yararını gözetmekten uzak ve sezgilere dayandırılarak ilerletilen bir süreç olduğu aşikârdır. Psikoterapistin sadece vaka formülasyonu yapması yeterli değildir, aynı zamanda bu formülasyonun kanıta dayalı olup olmadığını sürekli kontrol etmesi ve terapötik etkililik süzgecinin üzerinde kalan hayali ajanda kalıntılarını ve aşırı öz güven tortularını temizlemesi gerekir.
Bilişsel davranışçı psikoterapinin bilimsellik serüvenine önemli katkılarda bulunan, alanın iki duayen ismi Prof. Dr. Nicholas Tarrier ve Dr. Judith Johnson, bu kitapta; okurun takip edebilmesini kolaylaştırmak için kanıt temelli bilişsel davranışçı vaka formülasyonunu anlaşılır ve sistemli bir şekilde sunarlarken bölüm yazarları da kanıt temelli vaka formülasyonu ile ilgili bilimsel ve uygulamalı çerçeveyi olgu sunumlarıyla somutlaştırmaktadırlar. Psikopatolojik sorunların özelliklerini, psikoterapinin etkililiğini arttıran değişkenleri ve güncel bilimsel bulguları harmanlayarak bilimsel metodolojik düşünce yapısının vaka formülasyonunun içine nasıl yerleştirileceğini derinlemesine inceleyen ve bunu psikoterapiste göstererek ona kanıt temelli vaka formülasyonunu hazırlamada eşsiz stratejiler sunan bu kitap, okuyucunun ilgisini diri tutacak ve bilişsel davranışçı terapi ile ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir başucu kaynağı olacaktır.
Muzaffer Çetingüç Havacılığı uçakların motor gücünden ve aerodinamik yapılarından ibaret sayıp mühendislik ve tekniğe indirgemeyi kimse düşünmüyor. Ama uygulamada hep bu teknik konular öne çıkıyor; onları çalıştıran veya kullanan insan arka planda kalıyor. Havacılık psikolojisi ve kazalarda insan faktörünü irdeleyen kitaplar, genellikle havacılıkta insanın sistemin neresinde durduğunu ve ne kadar önemli yeri olduğunu göstermeye çalışır. Bu kitapta da insanın fizyolojik sistemiyle ve psikolojik mekanizmalarıyla “olmazsa olmaz” rolü vurgulanmaya çalışılmıştır.
Giderek insansız hava araçlarının yaygınlaştığı çağımızda sanki insan devre dışı kalıyor gibi görünse de bütün otomasyon, bilgisayar ve uzaktan yönlendirme sistemlerinin arkasında, bir karar verici olarak en önemli pozisyonda insanın ve onun psikolojisinin bulunduğunu görmek gerekiyor. Türkçemizde ilk olan bu kitabın amaçlarından biri, havacılık psikolojisiyle ilgili dağınık bilgileri sistematize ederek derli toplu bir dosya hâline getirmek, bir diğeri de sadece uçuş doktoru, uçuş psikoloğu ve uçuş emniyet görevlilerine değil bizzat uçuculara, insan psikolojisinin uçuşu nerelere götürebileceği konusunda bir farkındalık kazandırmaktır. Ayrıca, kendi konusunda bir bilgi altyapısı sunmayı ve insanın bilinmezliklerine bir parça ışık tutmayı da amaçlamaktadır.
Gülsen Kozacıoğlu, Hülya Ekberzade Gördürür Ruh Sağlığı, psikolojik olarak iyi olma hâlini ya da zihinsel herhangi bir bozukluğun olmadığı durumu açıklar. Başka bir ifadeyle ruh sağlığı, uyum sağlayıcı düzeyde duygusal ve davranışsal işlevlerini sürdürebilen kişinin durumudur. Ruhsal sağlık, bireyin yaşamdan tat alabilmesini, mutlu olabilmesini ve yaşamsal faaliyetleri ile psikolojik dayanıklılığı arasında denge kurabilmesini içerir. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ruhsal sağlık, "diğer özelliklerin yanında öznel iyi oluş, algılanan öz yeterlik, özerklik, rekabet edebilirlik, nesiller arası bağımlılık, kişinin entelektüel ve duygusal potansiyellerini gerçekleştirebilmesini" içerir. DSÖ, ayrıca, bireyin iyilik hâlinin, kabiliyetlerini gerçekleştirebilmesinin, günlük stresle baş edebilmesinin, üretken ve topluma faydalı olabilmesinin de önemli olduğunu vurgular. Özetle, kültürel farklılıklar, öznel değerlendirmeler ve birbiri ile yarışan profesyonel kuramlar ruh sağlığının nasıl tanımlandığını etkiler. İşte, bu kitap, sayılan perspektiflere duyarlı bir bakış açısıyla kaleme alınmış olup ilgili alana katkı sunma amacını gütmektedir.
Mei whei Chen, Nan J. Giblin “Terapötik iletişim sanatını öğrenme veya geliştirmeye ilgi duyan bizler için olağanüstü bir rehber. Chen ve Giblin en değerli bilgileri basit ve kapsamlı bir şekilde ortaya koymuştur. Okuması kolay bir kitap olmakla birlikte bu kitap faydalı önerilerle dolu ve farklı konuları zengin bir şekilde ve adım adım ele alıyor.”
Sara Schwarzbaum, LMFT, LCPC, Kültür ve Kimlik: Psikolojik Danışmanlar ve Terapistler için Yaşam Hikâyeleri kitabının ortak yazarı
“Hem eğitimine devam eden hem de kıdemli psikolojik danışmanlar Chen ve Giblin'in kitabının bu yeni basımını oldukça değerli bulacaklardır. Yazarların uzun yıllara dayanan tecrübeleri ve uzmanlıkları, bir yandan okunması ve anlaşılması kolay bir metin oluşturmalarına imkân tanırken diğer yandan okuyucuları, danışanlarıyla yeni becerileri kullanırken desteklenmiş ve iyi hazırlanmış hissettirir. Okuyucular ayrıca birçok benzer metinde veya sınıfta yeterince yer verilmeyen psikolojik danışman danışan ilişkisinin önemli yönleri hakkında gerekli farkındalığa sahip olurlar.”
Suzanne Degges-White, PhD, LPC, NCC, Northern Ilinois Üniversitesi, Yetişkin Eğitimi ve Yüksek Öğretim, Psikolojik Danışma Bölüm Başkanı, Profesör
“Psikolojik danışman/terapist adaylarının danışanlarla terapötik bir ilişki geliştirmede neyle karşılaşabilecekleri konusunda birçok soru ve endişeleri vardır. Bireyle Psikolojik Danışma ve Terapi, psikolojik danışmanlara ve terapistlere zor danışanlara hitap etmek ve terapötik ilişkideki çeşitliliği anlamak gibi temel ve ileri düzey psikolojik danışma ve terapi becerileri konularında bir mihenk taşı oluşturur. Mesleğe yeni başlayan ve deneyimli psikolojik danışmanlara uygun çeşitlilikte içeriğe sahiptir. Bu kitabın etkisi bir psikolojik danışman/terapist olarak yaptığımız herşeyin hatırlatıcısı niteliğinde olmasındadır.”
Marty Jencius, PhD, Doçent Doktor, Psikolojik Danışman Eğitimi ve Süpervizyon Programı, Kent State Üniversitesi
Üçüncü basımı yapılan Bireyle Psikolojik Danışma ve Terapi, terapi dilini temel düzeyden ileri düzeye kadar öğretmede tipik psikolojik danışma kitaplarının ötesine geçmektedir. Akıcı bir dille yazılmış bu dikkat çekici kitap; psikolojik danışma sürecini açığa çıkaran, zengin anlatımlı, gerçek hayat örnekleri ve diyaloglarıyla teori ve pratiği bütünleştiriyor. Okuyucular, danışanlara yardım ederken danışanlar için uygun hâle getirilmiş işe yarar becerileri ve teknikleri, ön görüşmeden problem araştırma, farkındalığı arttırma, problem çözme ve sonlandırmaya kadar nasıl kullanacaklarını öğrenecekler. Bu kitapta, öğrencilerin; kitabın derinliğinden, anlayışından, içtenliğinden ve pratikliğinden kazanacakları çok şey, klinik pratik terapötik seslerini geliştirirken kafalarını karıştıracak az şey var.
Haydeh Faraji, Ahmet Ertan Tezcan Borderline kişilik bozukluğu (BKB); bireyin kimlik duygusu, ilişkileri, duygulanımı, davranışları ve bilişsel örüntüsünde yaygın ve süreğen bir dengesizliğin hâkim olduğu bir bozukluktur. Borderline hasta, kendi ile öteki arasındaki ayrılma noktasına sınır niyetine ince bir ip geren ve onun üzerinde dengede kalmaya çalışan kişidir. Bunu ona yaptıran ise kimi zaman yalnızlık kimi zaman iç sıkıntısı kimi zaman da hastanın doğrudan dile getirdiği boşluk duygusudur. Hastalar tarafından dile getirilen önemli bir sıkıntı; kendilerini, ne istediklerini anlamadıkları ve hayattaki en yakınları tarafından bile anlaşılmadıklarıdır.
Çağdaş dünyanın değişen koşulları ile birlikte borderline kişilik bozukluğu oranı önemli ölçüde artmıştır ve artmaya devam etmektedir. Bu kitabın amacı, borderline kişilik bozukluğuna “borderline”ını veren sınır hattındaki bireylerin yaşadıklarını hem kuramsal kökenleri ve günlük yaşamdaki karşılıkları ile aktarmaya hem de borderline hastanın anlaşılma arzusuna yanıt vermeye çalışmaktır.
Chiara Simeone DiFrancesco, Eckhard Roediger, Bruce A. Stevens “Çiftlerle Şema Terapi, insanların kendi gelişim süreçlerinde karşılaştıkları bireysel zorlukları, kendi bireysel zorluklarıyla yüzleşmekte olan bir başkasıyla ilişkilerini yönetme biçimleriyle birlikte ele alarak, klinik çift terapisi literatürüne önemli bir katkı sağlamaktadır. DiFrancesco, Roediger ve Stevens, her çift terapistinin yol almak durumunda olduğu bu zorlu ama gündelik arazide rehberlik etmekteler.”
Dr. John Gottman, Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi kitabının yazarı
“Çiftlerle çalıştığım ve literatürü yakından takip ettiğim 25 yıl içinde, bu kitap şu ana kadar gördüğüm en önemli gelişme. Çiftlerle Şema Terapi, son derece gelişmiş, sistem-yönelimli kuramsal bir model sağlıyor. Şema terapi üzerine temellenen bu yaklaşım, kişilik sorunlarına, daha derindeki bilişsel-duygusal değişime ve etkili duygusal tekniklere odaklanarak, işlevsellikleri ciddi düzeyde bozulmuş olan çiftleri ustaca ele alabilir. Çiftlerle Şema Terapi, şekillerle, öğretici klinik örneklerle ve etkili klinik müdahalelerle dolu sıra dışı bir kitap. Bu yenilikçi çalışmanın, çiftlerle çalışmanıza kuşkusuz etkileri olacaktır.”
Dr. Lawrence P. Riso, Klinik Psikoloji Profesörü
Amerikan Profesyonel Psikoloji Okulu, Argosy Üniversitesi, Washington
“Çiftlerle çalışan şema terapistleri genellikle, duygu odaklı terapi (Johnson), Gottman çift terapisi (Gottman), İmago terapi (Hendrix) ve bilişsel-davranışçı yaklaşımlar gibi çift terapisi yaklaşımlarından gelen kavramlar ve anlayışla bütünleştirilen şema terapi yaklaşımı anlayışını çalışmalarına aktarırlar. Şema terapistlerinin ilgi alanı, eşlerden biri ya da her ikisinin de, önemli bir travma, çocukluk dönemindeki istismar ve tutarsızlıktan kaynaklı olarak uzun süreli psikolojik sorunlar (kişilik bozukluğu, duygudurum bozukluğu –bipolar bozukluk ya da süreğen depresyon–, bağımlılık vb.) yaşadığı daha zor vakalardır. Bu kitabın yazarları yıllardır, çiftler için şema terapi çalışma grubu içinde etkin olarak yer almışlardır ve şimdi de kendilerinin ve birlikte çalıştıkları meslektaşlarının birikim ve görüşlerini paylaşıyorlar. Şema terapideki temel kavramlar ile vaka formulasyonu ve müdahale yaklaşımının nasıl tutarlı bir çerçeve sağladığını ortaya koyuyor; ayrıca mod çatışma analizi, mod çatışma kartı, istekleri ihtiyaçlardan ayrıştırma ve imgeleme ve sandalye çalışması gibi özgül şema terapisi müdahalelerinin nasıl uygulanacağı ile ilgili pratik örneklerin yanı sıra yol gösterici ve uygulamayı kolaylaştırıcı bir dizi ilke sunuyorlar. Klinik örnekler açısından zengin olan bu kitap, okuyucuya şema terapisi yaklaşımının çift terapisine olan belirgin katkısını görme olanağı verecektir.”
Dr. David Edwards, Psikoloji Profesörü,
Rhodes Üniversitesi ve Güney Afrika Şema Terapi Enstitüsü
“Bu kitap, çatışma içinde olan çiftlere ilişkin temel bilgileri öğretmekte ve ilişkilerde yanlış giden durumlara yönelik daha derin, ihtiyaç temelli bir anlayış sağlamakta. Terapistlere, çiftlerle görüşme yapabilmeleri, onları anlamaları, değerlendirmeleri ve yaşadıkları tüm kişiler arası karmaşalara rağmen bir arada kalmaları konusunda onlara yardım edebilmeleri için araçlar sunmakta. Şema odaklı çift terapisi, yeni bir anlayış penceresi aralayarak, yardım etmenin yenilikçi yollarını ortaya koymakta.”
Dr. Gerhard Zarbock, Klinik Psikolog, IVAH (Devlet onaylı BDT Eğitim Merkezi, Hamburg, Almanya) Yöneticisi, Terapistler İçin Bilinçli Farkındalık kitabı ortak yazarı
Alparslan Akdoğan, Emirhan Aktaş, Meral Sert, Nurten Sargın, Vedat Bakır, Volkan Kutluca İnsan var olduğundan beri doğal afetlerden savaşlara, şiddetten kazalara birçok afet, kriz gibi travmatik yaşantı olarak adlandırılan olağanüstü olaylara tanık olmakta ve maruz kalmaktadır. Ancak son yıllarda olağanüstü olaylarda hızlı bir artış olduğu gözlenmektedir. Örneğin ülkemizde bugün 15 yaşındaki çocukların maruz kaldığı, tanık olduğu bazı olaylara bakıldığında terör saldırıları, okul servis kazaları, uçak, helikopter ve tren kazaları, savaşlar, depremler, seller, yangınlar, çığ faciası, artan aile içi şiddet ve istismar vakaları, ekonomik krizler ve pandemi ön plana çıkmaktadır. Tüm bu yaşananlara bakıldığında çocuk ve ergenler için ruh sağlığını tehdit eden, son derece zorlayıcı yaşam olayları olduğu görülmektedir. Alan uzmanlarının en önemli görevlerinden birisi de olağanüstü durumlarda çocukların ruhsal sağlıklarının korunmasına yardımcı olmak ve psikososyal destek sağlamaktır. Bu kitap ile olağanüstü durumların neler olduğu tanımlanmış, tek tek ele alınarak açıklanmaya çalışılmış, olağanüstü durumlarda çalışanlara ve olağanüstü etkinliklerde kullanılacak etkinlik örneklerine yer verilmiştir. Kitabın başta çocuk ve ergenler olmak üzere tüm alan uzmanlarına ve bu konulara ilgi duyanlara yararlı olması dileğiyle...
Sondra Smith Adcock, Catherine Tucker Bu kitap, çocukluk ve ergenlik döneminde karşılaşılan sorunlarla başa çıkmada çocukları ve ergenleri güçlendirmeleri ve ebeveynlerle iş birliği ilkelerine vurgu yaparak uzmanların sürece profesyonel düzeyde müdahale etmeleri için bir rehber olarak hazırlanmıştır. Kitabın birinci kısmında, çocuk ve ergenlerle psikolojik danışmada tarihsel ve bağlamsal eğilimler konusuna yer verilmektedir. Ardından yasal ve etik konuların psikolojik danışma sürecindeki rolüne vurgu yapılmış ve uzmanların hangi yeterlilikler çerçevesinde kendini geliştirmesi gerektiği, uygulamalar sırasında karşılaşabileceği olası sorunlarda ve etik ikilemlerde hangi kurumlardan destek alacağı, nasıl davranacağı ve hangi mevzuatı takip edeceği gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Ayrıca nörobiyoloji alanından psikolojik danışmaya ilişkin çıkarımların yapıldığı bu kitap, uzmanlara bebeklikten ergenliğe bağlanmaya, travmaya ve iyileşmeye dair rehber olma niteliği taşımaktadır. Kitabın ikinci kısmında ise, çocuk ve ergenlerle çalışan uzmanlara kuramsal bir çerçeve sunulmuştur. Bu bağlamda; psikodinamik yaklaşımlara, insancıl yaklaşımlara, bilişsel-davranışçı yaklaşımlara, aile ve örgütsel sistem yaklaşımlarına, yapılandırmacı yaklaşımlara yer verilmiştir. Her bir yaklaşım açıklanırken bu yaklaşımların temel kavramlarına, çocuk ve ergenlerle psikolojik danışma sürecinde uyarlama şekillerine ve bu terapötik süreçte kullanılabilecek tekniklere dair açıklamalar getirilmiştir. Kitabın en son kısmında ise bebeklik döneminden beliren yetişkinliğe kadar geçen zaman dilimi yaş aralıklarına bölünerek her bir yaş aralığındaki fiziksel, beyin, kimlik, bilişsel ve psikososyal gelişim özelliklerine ve bu gelişimlerde yaşanan sorunlara odaklanılmıştır. Her bir yaş aralığında karşılaşılan duygusal, davranışsal, sosyal ve uyum sorunlara dair örnekler verilmiş ve bu sorunlara özgü müdahale önerileri getirilmiştir. Kitapta yer alan her bir bölüm; terapötik süreçte dikkat edilmesi gereken noktalar, müdahale önerileri, alıştırmalar, vaka örnekleri ve öneri niteliğinde basılı ve çevrim içi kaynaklar ile zenginleştirilmiştir. Bu kitabın; çocuk ve ergenlerin dünyasını anlamayı, onları güçlendirmeyi ve onlara destek vermeyi hedefleyen ebeveynlere, öğretmenlere ve psikolojik danışmanlara yararlı olması beklenmektedir.
Adem İnce, Ebru Sağlam, Elif Akçay, Esin Okman, Gökay Canberk Buluş, Gökçen İlçioğlu Ekici, Hasan Batmaz, İbrahim Bakırtaş, Mehmet Semih Demirtaş, Merve Küçükoğlu, Meryem Kaşak, Muhammed Mustafa Güneylioğlu, Nihal Yaman Artunç, Pınar Aydoğan Avşar, Raziye Merve Yaradılmış, Şermin Bilgen Ulgar Çocuk ve İstismar kitabı, günümüz dünyasının çözümü beklenen önemli sorunlarından birisi olan çocuk istismarı konusunu farklı bilimsel bakış açılarıyla derinlemesine ele almaktadır. Bu doğrultuda istismar meselesini konuyla ilgilenen farklı bilim dallarının perspektifinden değerlendirerek, sorunların doğru şekilde anlaşılmasına katkı sağlarken aynı zamanda istismar ile ilgili problemlerin teşhis ve çözümlerine dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Alanında uzman farklı bilim dallarından yazarların katkı sağladığı kitabımız, her geçen gün daha da büyüyen ve toplumda farkındalığının arttığı bir sorun olan çocuk istismarı konusunda yalnızca bu konu ile ilgilenen profesyonellerin değil ebeveynler başta olmak üzere herkesin bilgi edinmek için başvuracağı bir başucu kitabı olarak öne çıkmaktadır.
Tarık Solmuş Hepimizin yaşamının özünde; sevme ve sevilme ihtiyacı vardır.
Tabii bu ihtiyaçlar bazen sonsuz bir aşkla tatmin edilirken bazen de sarsıcı, hayal kırıklığı yaratan acılara, travmalara dönüşür.
Öyle olur ki “Ölüm bizi ayırana kadar!” inancıyla başlayan yolculuk, yerini sonu gelmez çatışmalara, depresyona, alkol bağımlılığına, şiddete ya da cinsel sorunlara bırakır.
Bu kitapta; sağlıklı, mutlu, güvenli hatta mükemmel bir romantik ilişkinin, evliliğin ve anne-baba-çocuk ilişkisinin nasıl kurulabileceğine yer verilmiştir.
Her bölümde, öncelikle o sorunun nereden kaynaklandığına değinilmiş ve sonrasında da uygulamaya dönük, pratik çözüm önerileri sunulmuştur.
Bir kendi kendine yardım, terapi kitabı olarak görülebilecek bu eserin; aşka inanan, bir ilişkisi olan, evli ya da anne-baba olmuş herkese yararlı olacağı söylenebilir.
Binnur Yeşilyaprak, Şule Çağlar Bu kitap; psikoterapi alanındaki uygulayıcıların ilgi ve dikkatle yöneldiği, “dışavurumcu yaklaşımlar” olarak nitelenen sanat terapileri ile alanın yaratıcı bir şekilde genişletilmesine katkı sağlama amacıyla hazırlanmıştır.
Eser, psikoterapi alanında Dans ve Hareket Terapisi’nin tanıtılması ve grup uygulamalarında kullanılmak üzere yararlanılması işlevine dönük olarak; kişisel gelişim, eğitim, sosyal hizmet, sağlık ve rehabilitasyon alanlarında çalışan profesyoneller için yapılabilecek etkinliklerin sistematik bir format biçiminde sunulduğu, “uygulama el kitabı” olarak tasarlanmıştır. Bu özelliği ile kitabın gerek koruyucu ve önleyici gerekse iyileştirici ve geliştirici psikolojik yardım veren uygulayıcılar için bir başvuru kaynağı olması beklenmektedir.
Fatma Gül Cirhinlioğlu Bu kitap, din psikolojisine giriş niteliğindedir. Genel olarak din psikolojisi konularına ilişkin kuramsal yaklaşımlar, açıklamalar ve görgül çalışmalar doğrultusunda elde edilen bulgular sunulmaya çalışılmıştır. Kitapta, dinî kabuller ve değerler hakkında sayıltılar ileri sürülmeksizin psikolojinin bakış açısından dine yaklaşılmıştır.
Hiç şüphe yok ki din, insan yaşamının önemli bir parçasıdır. Din ve dinsel kurumlara ilişkin bilgi olmaksızın toplumların tam olarak anlaşılamayacağı genel kabul görmektedir. Bu bakımdan psikologların da dinin, insan duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini öğrenmeleri bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır. Kitap boyunca din taraftarlığına veya din karşıtlığına yönelik bir tutum içinde olmamaya özel bir önem gösterilmiştir. Dinî duygu, düşünce ve davranışlarımız, bilimsel bakış açısıyla anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle konunun uluslararası literatürde nasıl ele alındığı üzerinde durulmuş, sıkça kuramsal ve görgül araştırmalara atıflar yapılarak ayrıntılara inilmeye çalışılmıştır.
Din psikolojisi alanındaki uluslararası literatürü Türkçeye kazandırdığı göz önünde tutulduğunda bu kitaptan özellikle eğitim hizmeti verenlerin rahatlıkla yararlanabileceği söylenebilir. Kitap; psikologlar, din psikolojisi alanında çalışan ilahiyatçılar, din psikolojisi alanında ders alanlar ve konuyu öğrenmek isteyenler için değerli bilgiler içermektedir.
Jane Ogden Neden bazılarımız fazla kiloludur?
Neden kilo vermek çok zordur?
Sağlıklı beslenme alışkanlığını nasıl benimseyebiliriz?
Diyet Psikolojisi kilo alımı ve diyet yaparken karşılaşılan zorlukların nedenlerini, detaylı ve düzenli bir şekilde inceler. Kitap, yanlış beslenmemizi tetikleyen kavramsal, duygusal ve sosyal nedenleri incelerken aynı zamanda iyi beslenmenin ne anlama geldiğini değerlendirir. Ruh hâlimizi çözümlerken, sağlıksız alışkanlıklarımızı nasıl değiştirebileceğimizi ve nasıl kilo verebileceğimizi bize gösterir.
Aybeniz Civan Kahve, Belgin Üstün Güllü, Derya Gürcan Yıldırım, Duygu Cantekin, Ezgi Tuna, F. Elif Ergüney Okumuş, Gaye Z. Çenesiz, Gizem Sarısoy Aksüt, Halime Şenay Güzel, Itır Tarı Cömert, İlkiz Altınoğlu Dikmeer, Kerim Selvi, Muazzez Merve Avcıoğlu, Öznur Öncül Demir, Talat Demirsöz, Yeliz Şimşek Alphan DSM-5’e göre Anormal Psikoloji, insan davranışının anormal yönlerini ve psikolojik rahatsızlıkları inceleyen, Türkiye’de ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların ve psikoloji ve psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin gereksinimlerine yanıt verebilecek temel bir başvuru kitabıdır. Bu kitap, Mayıs 2013 tarihinde yayımlanan DSM-5 tanı kategorileri ve ölçütlerini temel alan, anormal psikoloji alanında Türkçe yazılmış ilk özgün kitaplardan biri olma niteliğini taşımaktadır.
Kitabın ilk bölümlerinde anormal psikolojinin tanımı ve bu tanımın tarihsel gelişimi, anormal psikolojik rahatsızlıkları anlamakta kullanılan güncel yaklaşımlar ve tanı, değerlendirme ve araştırma yöntemlerine değinilmektedir. Ardından gelen bölümlerde DSM-5’te yer alan psikolojik rahatsızlıklar ele alınarak bu rahatsızlıkların genel görünümü, tanı ölçütleri ve görülme sıklığına dair bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca psikolojik rahatsızlıkların oluşumu ile ilgili kalıtımsal ve çevresel etmenlere ve güncel modellere yer verilmektedir. Bölümler, psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan yöntemler ile sona ermektedir. Son bölümde ise anormal psikoloji ile ilgili etik ve yasal konulara değinilmiştir.
Kitap hazırlanırken her bölümde anormal davranış ve ruhsal rahatsızlıklarla ilgili güncel bilgiler ve araştırma bulgularının yanı sıra Türkiye’de yürütülen çalışmalara ve kültüre özgü önemli konulara da yer veren kapsamlı ve güncel bilgiler derlenmiştir. Kitapta sunulan bu bilgiler vaka örnekleri ve güncel tartışmalar ile desteklenmektedir.
Anormal Psikoloji kitabının, alanda çalışan uzmanlar ve öğrenciler için anlaşılır ve zengin bir kaynak oluşturacağına ve Türkiye’de ruh sağlığı alanına önemli bir katkı sunacağına inanıyoruz.
Fatma Gül Cirhinlioğlu Deneyimlerimize renk katan duygular, yaşamımızda çok önemli rol oynar, çünkü çok önemli işlevleri vardır. Duyguların; minimum düşünme ile hızlı bir şekilde davranmamıza yardım etmek, acil eylemler için bedenimizi hazırlamak, düşüncelerimizi etkilemek ve bizi davranışa güdülemek gibi bireysel işlevleri vardır. Duygusal ifadelerin; algılayıcı için belirli davranışları kolaylaştırmak, kişilerarası ilişkilerin doğası hakkında bilgi sağlamak, sosyal etkileşimi düzenlemek gibi kişiler arası işlevleri de bulunmaktadır. Diğer taraftan kültürel olarak biçimlenmiş duygularımız, kültürümüz tarafından tanımlanmış olan sosyal olarak uygun davranışlara yönelmemize yardım etmektedir.
Nursel Telman, Fatma Çam Kahraman, Duygu İrem Çam Bu kitap, özellikle İnsan Kaynaklarında görev yapan psikologların eleman seçimleri için “uygun yere uygun adam” prensibini esas alarak, bu seçimlerde kullanılacak gerekli psikoteknik test uygulamalarındaki “zihinsel ve bedensel becerileri”nin nasıl kullanılacağı konusunda bilgiler içermektedir.
Endüstri ve örgüt alanında “doğru yere doğru adam” seçilmesi hem çalışanın uygun becerileri sayesinde işin gereği gibi yapılmasını sağladığından hem de zihinsel ve bedensel becerileri ile uyumlu olması nedeniyle çalışana iş memnuniyeti getirdiğinden dolayı bir nevî “koruyucu hekimlik” içerdiğinin altını önemle çizmek gerekir.
Türkiye’de endüstri psikolojisini çok fazla bilmeyen olduğu gibi bir o kadar da psikoteknik kullanımını ve insana getirdiği koruyucu özellikleri bilmeyen vardır.
Türkiye ekonomisinin gelişmesinin iş hayatını yürüten yöneticilerin elinde olduğu dikkate alındığında, bu kitabın bütün yöneticilerimiz tarafından okunması ve bellenmesi gerektiği düşünülmekte ve önerilmektedir.
Suna Tevrüz İşletmelerde insan faktörünün giderek önem kazandığı bugünlerde Endüstri/Örgüt Psikolojisinin çalışma hayatındaki önemi gün geçtikçe artmaktadır. Çalışma hayatını incelerken hem teorik hem de pratik bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda 1996 yılında Türk Psikologlar Derneği ve KalDer’in işbirliği ile hazırlanan “Endüstri ve Örgüt Psikolojisi” kitabının uzantısı niteliğinde “Endüstri ve Örgüt Psikolojisi II” olarak bu kitap piyasaya sürülmüş ve çalışan veya bu alana yönelmek isteyen uzmanlara yol göstermesi amacıyla hazırlanmıştır. Kitap içeriğine bakıldığında önemli konu başlıklarına göre bölümlere ayrıldığını görmekteyiz. Her bölümün içinde hakim olduğu konu ile ilgili makaleler bulunmaktadır. Bölümler içerisinde dikkat çeken ve önemi gün geçtikçe artan Endüstri/Örgüt Psikolojisinin toplumsal kültürünün yeri üzerine değerli çalışmalar aktarılmıştır. Yine işletme içi ve işletmeler arası rekabet konusu incelenmiş, toplum kültürüne ve değerlerine uygun olacak şekilde bu rekabetten yararlanmak amacıyla yapılan çeşitli araştırmalara yer verilmiştir. İşletmeler ve örgütler içerisindeki en önemli unsur olma özelliğine sahip insan faktörünün öneminin kavranması hızla artmaktadır. Bu doğrultuda bazı kavramlar ortaya çıkmış ve bu kavram üzerinden dikkat edilmesi gereken konular ayrı bir bölüm olarak karşımıza çıkarılmaktadır. Geniş bir konu yelpazesine sahip bu kitap ile birlikte hem bu alanda çalışanlara hem de bu alana ilgi duyan ve gelecekte çalışmayı planlayanlara yararlanabilecekleri çok değerli bir kaynak sunulmaktadır.
Ronald E. Riggio, Pearson Geçtiğimiz yüzyıl, endüstrileşme sürecinin bir tarihini sunar. Üretim tarzındaki değişim, çalışan sınıfının doğuşu ve fabrikalarda yaşanan sorunlar bu yüzyılın ilk yarısına damga vurmuştur. Üretim örgütlerinde ve daha sonraları yaygınlaşan hizmet örgütlerinde, çalışanlar ve örgütlerin yönetimi arasında büyük bir mücadele sahnelenmiştir. Bir yanda örgütlerin amaçlarını başarmaları, çalışanların daha çok gayret göstermelerine bağlıyken öte yanda çalışanların kişisel amaçlarını başarmaları, gelirleri, fiziksel ve ruhsal sağlıkları örgütlerin sundukları koşullara bağlıdır. Her iki tarafın da amaçlarını başarmaları örgüt ve çalışan arasında uyum olmasını gerektirir.
Endüstri ve örgüt psikolojisi çalışanlar; bulma, seçme, yerleştirme, eğitme, performans değerlendirme gibi uygulamalarla örgütün beklentileriyle çalışanların özelliklerini uyumlaştırmaya destek sağlar. Örgüt yapısı; motivasyon, iletişim, gruplar ve liderlik gibi örgütsel süreçlerle çalışanların beklentileriyle örgütün yapı ve süreçlerini uyumlaştırmaya destek sağlar. Ayrıca örgütlerdeki ortak yaşamın bir sonucu olan olumlu ve olumsuz tutum ve davranışların anlaşılmasına katkıda bulunur. Bu kitap; örgütün insani unsuruna, emek faktörüne odaklanarak hem örgütlerin başarısı hem de çalışanların tatmini ile olumlu bir çalışma ortamı oluşturmak için gerekli bakış açısı ve yöntemleri sunmaktadır.
Duysal Aşkun Çelik, Nursel Telman Endüstri/Örgüt Psikolojisi Alanında Kullanılan Ölçekler El Kitabı, psikolojinin günümüzde popülaritesi oldukça yükselen alt dallarından biri olan “Endüstri/Örgüt Psikolojisi Ölçekleri”ni içeren bir başvuru kaynağı olarak Türkiye alanyazınında ilk ve tek örnek olarak yayın hayatına geçmiş ve 2. basımına ulaşmıştır.
Özellikle alandaki araştırmacıların ihtiyaçlarına cevap verebilmek için kaleme alınan bu kitap; Endüstri/Örgüt Psikolojisi, Örgütsel Davranış, Davranış Bilimleri, Yönetim Organizasyon ve ilgili diğer dallarda yüksek lisans, doktora ve ileri düzey akademik çalışmalar yapan meslektaşlarımızın ihtiyaç duyabileceği, alana ait önemli ve temel kavramları ölçen ölçek bilgileri, orijinal kaynakları ile birlikte Türkiye'de gerçekleştirilen geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarını içermektedir.
Kitaptaki ölçek bilgileri, her bir kavrama ait kuramsal bir giriş yapıldıktan sonra verilmekte, dolayısıyla tez yazma aşamasına geçmekte olan öğrenciler ya da araştırma konusu arayan akademisyenler için yararlı bir başvuru kaynağı olma özelliği taşımaktadır.
Kitabın ana bölümleri; Endüstri/Örgüt Psikolojisi Alanı, İş Yaşamında Birey, İş Yaşamında Birey ve İş, İş Yaşamında Birey ve Örgüt ve son olarak da İş Yaşamında Birey ve Lider olarak sıralanmaktadır. Söz konusu bölümler, ilgili ana başlıklara duyulan akademik ilgi doğrultusunda öğrenci ve akademisyenlere yararlı bir kılavuz olması amacıyla oluşturulmuştur.
Edward. S. Kubany, Mari A. Mccaig, Janet R. Laconsay Şiddet içeren bir ilişkiyi sonlandırmanıza rağmen hâlâ bunun etkileri ile başa çıkmaya çalışıyorsanız bu kitapta sunduğumuz Travmadan İyileşme Teknikleri Programı iç huzurunuzu yeniden elde etmenizi sağlayabilir. Bilişsel Travma Terapisi olarak isimlendirilen ve klinik olarak etkisi kanıtlanmış olan alıştırmalar size suçluluk, öfke, depresyon, endişe ve stres konularında yardımcı olacaktır. Zihninizde dolaşmakta olan olumsuz düşünceleri ortadan kaldırarak onların yerine olumlu ve yapıcı ifadeler koymayı öğreneceksiniz. Programın devamında yaşamınız boyunca kaçmak zorunda olduğunuzu düşündüğünüz korkularla yüzleşmeniz için şiddet anımsatıcılarına kontrollü bir şekilde maruz bırakılma konusunda rehberlik alacaksınız. Program, kendinizin en güçlü savunucusu olmanıza yönelik tekniklerle başlamakta ve aynı tekniklerle sonlanmaktadır. Programın sonunda, hak ettiğiniz güvenli ve tatmin edici hayatı inşa etmeniz için tüm güce sahip olan bilgili, kendine güvenen bir kişi olacaksınız.
• Kitaptaki çalışmaları tamamlayarak:
• Travmanın hayatınızdaki etkisini fark edebilirsiniz.
• Öfke, stres, utanç ve suçluluktan kurtulabilirsiniz.
• Şiddet içeren ilişkileri kurmanıza neden olan çekirdek inançlarınızı değiştirebilirsiniz.
• Korkularınızla yüzleşip üstesinden gelebilirsiniz.
• Çaresizlik duygusunu ortadan kaldırabilirsiniz.
• Potansiyel şiddet uygulayıcıları tanıyabilir ve bu kişilerle gelecekte bir ilişki kurmayı engelleyebilirsiniz.
Ev içi şiddetten kurtulmuş birçok kadın, fiziksel ve duygusal güvenliklerini elde ettikten çok sonra dahi Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) belirtilerini tecrübe etmektedir. Çalan bir telefon ya da kalabalık bir sokak, şiddet uygulayanla karşılaşma riskini taşımaktadır. Önem verdikleri kişiler, onlara çok uzak görünür ve önceden keyif aldıkları şeyler artık ne zevk ne de rahatlama sağlar. Uzun ve uykusuz geceler geçirirler.
İbrahim Ethem Özgüven Günümüzün değişen dünya ve toplum yaşamında evlilik ve aile sorunlarına olan yardım talebi önemli düzeyde artmıştır. Evlenecek gençler, evli çiftler ve aileler, bireyler, evlenme ve evlilik konusunda danışman ve terapistlere başvurmaktadırlar. Evlilik danışması, eş seçme ve nişanlılık danışması olarak gencin daha evliliği düşünmeye başladığı evlilik öncesi dönemden başlamaktadır. Batı ülkelerinde ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere oldukça hızlı bir yayılma göstermiştir. Ülkemizde de gelişme aşamasında olduğu söylenebilir.
Ancak, ülkemizde, evlilik ve aile danışması ya da terapisi konusundaki kaynaklar oldukça sınırlıdır. "Evlilik ve Aile Terapisi" kitabı, konuya ilişkin olarak bütüncül bir yaklaşımla evlilik ve aile sorunlarının nedenlerini, sağlıklı bir aile ve evlilik yaşamının ilkelerini, evlilik ve aile terapisinin kuram, kavram, ilke, teknik ve uygulamalarını, izlenen farklı yaklaşımları genel çerçevede ele alan bir kaynak olarak düşünülmüş; konuların, standart bir dille anlaşılır olarak ifade edilmesine özen gösterilmiştir.
Ayşe Meltem Sevgili, Bengi Ünal, Bora Baskak, Çağrı Temuçin Ünal, Damla Sayar Akaslan, Güray Koç, lkan Tatar, Metehan Çiçek, Nakşidil Torun Yazıhan, Nihal Apaydın, Nurcan Orhan, Nurcihan Kiriş, Pınar Kurt Augereau, Rukiyye Çınar, Seren Düzenli Öztürk, Simge Aykan, Sinan Yetkin, Sirel Karakaş, Zekeriya Yelboğa Davranışlarımızın biyolojik temellerine ilişkin multidisipliner araştırmalar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük ilgi görmektedir. Fizyolojik psikoloji alanında özgün bir eser olma özelliğine sahip bu kitap, farklı üniversitelerin psikoloji, sinirbilimleri, fizyoloji, anatomi, nöroloji, psikiyatri, dil ve konuşma terapisi bölümlerinde görev yapan alanında uzman akademisyenler tarafından hazırlanmıştır. Kitapta;fizyolojik psikolojiden bilişsel sinirbilime uzanan yol genetik, nöral iletim, sinir sistemi, beyin gelişimi, psikofarmakoloji, görsel ve görsel olmayan duyu sistemleri, motor sistem, dil, bellek, öğrenme, duygular, sosyal biliş, yeme-içme-üreme davranışları ve uyku konuları işlenmiştir. Bu bölümlerde öncelikle konunun tarihsel gelişimi ele alınmış, sonrasında davranışların altında yatan biyolojik mekanizmalar açıklanmış ve güncel çalışmalar aracılığıyla konular zenginleştirilmiştir. Fizyoloji, anatomi ve psikoloji bilim dallarının kesişiminde yer alan konuları içeren Fizyolojik Psikoloji kitabında sadece Batı kökenli araştırmalara değil ülkemizde yapılmış özgün çalışmalara da yer verilmesine özen gösterilmiştir. Kitabın anlatım dilinin akıcı, yalın ve anlaşılır olmasına dikkat edilmiş; konular şema, resim ve grafiklerle desteklenmiş; bölümlerin okuyucunun zevkle okuyup kolaylıkla anlayacağı şekilde hazırlanmasına öncelik verilmiştir. Bu kitabın; psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, psikiyatri, sinirbilimleri alanlarında çalışan uzman ve öğrenciler için davranışın biyolojik temellerini keşfetmelerine yardımcı olacak bir kaynak niteliğinde olmasını umut ediyoruz.
Ayca Korkmaz, Derya Ozbek Şimşek, Eylul Ceren Demir Hekimoğlu, Fatma Girgin Kardeş, Gizem Mince, Işıl Necef, Munevver Zuhal Bilik, Selin Ucar Ozsoy, Sezin Aydoğ, Sinem Baltacı, Tulin Gencoz, Yağmur Saklı Demirbaş “Freud'dan Lacan'a Vaka İncelemeleri” Freud'un kaleme aldığı vakalar için Lacan'ın yaptığı değerlendirmeleri ve Lacanyen kuramı geniş bir biçimde ele alan ilk eser niteliğindedir. İki ciltlik bu çalışma, psikanaliz çalışmaları başta olmak üzere, ilgili alanlar için de geniş bir kavramsal derleme sunmaktadır.
Lacan “Freud'a dönüş hareketi” olarak ilan ettiği çalışmalarında, arzu çalışmasının temel olarak alındığı psikanaliz pratiğinin amacını ve çerçevesini yeniden inşa etmiştir. “Bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır” savıyla yola çıkan Lacan, Freud'un vakalarını dile verdiği önemle ve öznelliği merkeze koyan perspektifiyle bir kez daha yorumlamıştır.
Psikanaliz klinik tecrübelerin üzerine inşa edilmiştir, bu nedenle vaka incelemeleri psikanalizi çalışmanın önemli bir yoludur. Nitekim bu çalışmalar vasıtasıyla, bir özne olarak yaptığımız yolculukta bilinçdışına biraz daha yaklaşmanın yollarını keşfetmeye başlayabiliriz.
Ali Fatih Babal, Aysu Mutlutürk, Dalga Derya Teoman, Duygu Gürleyik, Ece Ünlü, Ela Arı, Erol Yıldırım, Fatma Girgin Kardeş, Gizem Cesur Soysal, Gökçen Duymaz, Gökhan Malkoç, Hande Gündoğan, Hasan G. Bahçekapılı, K. Fatih Yavuz, Reyhan Arslan Babal, Seher Cömertoğlu, Sena Çobanoğlu, Sevda Numanbayraktaroğlu, Şükufe Pak, Tuğba Doğaslan, Uzay Dural, Yağmur Gözde Yerlikaya, Zeynep Temel Yıldız, Zübeyir Bayraktaroğlu Duygu ve güdülenme ile ilgili çalışmalara sinir bilimi, fizyoloji, biyoloji, genetik, bilgisayar bilimleri, ekonomi, örgüt çalışmaları gibi psikoloji dışındaki pek çok alanda rastlanmaktadır. Bu çeşitlilik ve bu alandaki literatürün her geçen gün zenginleşmesi, duygu bilimi ve güdülenme bilimi olarak adlandırılan kendi başına çalışma alanlarının varlığını da beraberinde getirmiştir. Ülkemizde de duygular ve güdülenme, pek çok üniversitede farklı bölümlerde zorunlu ve seçmeli ders olarak okutulmaktadır.
Bu kitabın yazarları ağırlıklı olarak üniversitelerin Psikoloji bölümlerinde görev yapan öğretim üyeleridir. Güdülenme ve Duygular: Biyo-Psiko-Sosyal Yaklaşımlar kitabında duygunun ve güdülenmenin ne olduğu ele alınmakta; güdülenmeye ve duyguya biyolojik, evrimsel, bilişsel, davranışçı ve analitik gibi farklı yaklaşımlara odaklanılmakta; sosyal bir varlık olan insanın diğer insanlarla ilişkilerinde duygu ve güdülenmenin rolü ele alınmakta ve son olarak duygu ve güdülenme farklı uygulama alanları bağlamında irdelenmektedir.
Bu kitap, başta lisans öğrencileri olmak üzere duygu ve güdülenme konusuna ilgi duyan herkes için bu alandaki bilimsel çalışmalara ve kuramsal bilgilere bir giriş niteliğindedir.
Cem Malakcıoğlu Kişiler arası ilişkilerde sağlıklı bir devamlılık, karşılıklı gelişen güvene dayanır. Güven kazanmanın ve kazandırmanın başlıca yolu, karşı tarafa güven veren, diğer bir deyişle güvengen bir ilişki kurmaktır. Güvengenlik, karşısındakine üstünlük kurmaya kalkışmadan, kendisini ve diğerini zorlayan bir davranış içerisine girmeden, kişinin kendi duyguları, düşünceleri, davranışları arasındaki bağlantıyı kurması ve bunu doğrudan ifade etmesidir. Güvengenlik, kişiler arası ilişkilerde ve iletişimde önemli bir yeri olan İngilizce “assertiveness” kavramının karşılığıdır. Kavram, Türkçeye ilk olarak “atılganlık” şeklinde çevrilmiştir. Daha sonraları ise “girişkenlik” kavramı ile anılmaya başlanmıştır. Özellikle insana yardım eden meslek elemanı yetiştiren tıp, diş hekimliği, hemşirelik, psikolojik danışma ve rehberlik, öğretmenlik, psikoloji, sosyal hizmetler, beslenme ve diyetetik vb. alanların kariyer gelişim süreçlerinde güvengenlik eğitimine yer verilmesi, o alanda hizmet veren ile hizmet alan arasında daha etkili bir iletişim kurulmasına katkı sağlayacaktır.
Güven Kazanma Kılavuzu, bir ihtiyaçtan doğdu. Sağlık hizmetleri için iletişimde güvengenlik (assertiveness in health communication) son yıllarda gittikçe önem kazanan bir konu hâline geldi. Güvengenlik ile ilgili bir rehber kitaba, bir başucu kaynağına ihtiyaç duyuluyordu. Güvengenliğin temelini oluşturan güven ihtiyacı, güven duygusu, ilişkilerde güven, benlik saygısı ve kendine güven, kitabın içeriğini oluşturan konulardır. Kitapta 20 adet güvengenlik senaryosu da bulunuyor. Güvengenliği gerçek yaşam olayları aracılığıyla anlatmanın en etkili yöntem olduğuna inanıyorum. Bu yüzden, kitabın son bölümü güvengenlik ile ilgili yaşantıların paylaşıldığı senaryolara ayrılmıştır. Bu senaryoların oluşmasında, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünden değerli öğrencilerimin katkıları vardır. Hepsine teşekkür ederim.
Bu kitap, aslında güven duygusunu önemseyen herkese hitap ediyor. Daha güvengen olmak için kendini geliştirmeyi hedefleyen herkes bu kitaptan yararlanabilir. Kendisine ve başkalarına daha fazla güvenmek isteyen, güven kazanmak-kazandırmak ihtiyacı duyan herkese kitabın katkı sağlayacağına inanıyorum. Faydalı olmasını dilerim.
Ali Turan Barniç Satışı psikolojiden, psikolojiyi bedenden, bedeni insandan, insanı tüketimden ayrı ele alan bir yaklaşım başarıya ulaşamaz. Dolayısıyla işletmeler satışlarını artırmak için bütüncül bir yaklaşımı uygulamak durumundadır.
Bu bütüncül yaklaşım ise diğer satış yaklaşımlarına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bütüncül yaklaşım, satış sürecinde aktif olan tüm faktörlerin karşılıklı ilişkisine dayanmaktadır. Bu ilişki ise satış hedeflerinin gerçekleşmesi için tüm faktörlerin kendi aralarında olan etkileşimini esas almaktadır.
Biyopsikososyal yaklaşımdan hareketle, satışçıların satış sürecindeki başarıları onların müşterilere bir psikolog gibi yaklaşmasına bağlıdır diyebiliriz. Bu yaklaşım ise satış sürecini biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenler olmak üzere üç faktöre ayırmaktadır.
Böylece tüm faktörler ayrı ayrı incelenerek sürecin bütününe odaklanılmaktadır. Günümüzün rekabet koşullarına göre satışçıların müşteri ile daha iyi bir iletişim sağlaması, onların birer psikoterapist gibi yetiştirilmelerini bir zorunluluk haline getirmiştir. Bu zorunluluk, işletmelerin globalleşen piyasalarda rekabetin zor koşullarına uyum sağlayabilme mücadelesidir.
Elvan Kiremitçi Canıöz, Erkan Dikici, Gülin Yazıcı Çelebi, Haşim Demirtaş, Hatice Epli, Neva Doğan “Bazen aynı dili konuşmak yetmez, bir de aynı yerden anlamak gerekir.” T. S. Eliot

İletişim ve psikoloji iç içe geçmiş iki kavram. İnsanın her nerede ve her kimle olursa olsun istemsiz olarak harekete geçirdiği iki temel yapıtaşı: iletişim ve psikoloji. İnsan dediğimizde sadece türü içerisinde evrimleşmiş, gelişmiş aletleri kullanabilen, gülebilen, düşünebilen, kendine özgü kültürü ve dili olan bir türden bahsetmiyoruz. Aynı zamanda duyguları olan karmaşık bir beyin ve onun bizi yönlendirdiği davranış örüntülerinden bahsediyoruz. Anlamlandırıyor, algılıyor ve karşılaştırıyoruz. Bütün bunları gerçekleştirirken hissediyor, etkiliyor ve etkileniyoruz. Bazen bunları dile döküyoruz bazen vücuda. Ama her koşulda bir şekilde gösteriyoruz. Sürekli bir kendini ifade etme derdinde insan ya da diğerini anlama... Bu kitap; iletişim ve psikolojinin kesişim noktalarından, iletişimin psikolojik temellerinden, kişilik özelliklerinden, algıdan, empatiden, kültürden, diğerleri ile olan iletişimlerden, bizleri yansıtan filmlerden ve aile içi iletişimden bahsediyor. Hissettiklerimiz ve algıladıklarımız üzerinden bireyin kendisi ve diğerleri ile kurduğu iletişim sürecini irdeliyor. Yaşam kurgusu içerisinde sağlıklı iletişimin psikolojiden bağımsız gerçekleşmeyeceğinin ipuçlarını veriyor. Genç akademisyen arkadaşlarla gerçekleştirdiğimiz bu kitap, insanın kendisi ve diğerleri ile kurduğu iletişimlerin süreçsel bir sentezidir aslında. Varoluşumuza bir anlam arayışıdır iletişim psikolojisi. Parçası olduğumuz bütünün anlamını aradığımız bu yolda bizlere eşlik etmeniz umuduyla…
Zeynep Oktuğ İş yaşamı herkes için farklı anlamlar barındırsa da çalışanların birçoğu iş yerindeki stresli ortamdan, zorlayıcı koşullardan söz eder. İşin birey tarafından nasıl algılandığı çeşitli etkenlere bağlıdır. Yaş, kıdem, deneyim gibi unsurların yanı sıra bireysel özellikler de önemli roller üstlenir. İşe yüklenen anlam yıllar içinde değişse de iş yaşamının yıpratıcı yanlarıyla hiç karşılaşmamak pek mümkün görünmemektedir.
Bireyin yaşam olaylarını algılayış biçimi, düşünce ve duygularının ne yönde gelişeceğinin en önemli belirleyicisidir. İş yaşamının bazen stresli bazen de keyifli olarak algılanması son derece doğaldır. Stresli ya da keyifli olarak algılanmasını sağlayan unsurlar üzerinde çalışmak ise bireyin bakış açısının hangi koşullarda değişiklik gösterebileceğine ışık tutar. Zorlayıcı iş deneyimlerinin, geliştirici deneyimler olarak görülmesi mümkündür. Ancak bireylerin alıştıkları biçimde düşünmeleri otomatik olarak gerçekleşir. Çoğu zaman farkında dahi olmazlar. Bu yüzden düşünce alışkanlıklarını değiştirmek zordur.
Mizah, alışılagelmiş düşünme biçimlerini sorgulamak ve bireyin iyi oluşuna olumsuz yansıyanları değiştirmek için önemli bir kaynaktır. Mizahi bakış açısını yaşamın her anında ve her alanında sürdürmek mümkün olmaz. Ancak mizah, iş yeri gibi zorlayıcı koşulların var olabileceği ortamlarda, bireyin iyi oluşunu koruyucu ve geliştirici bir unsur olarak işlev gösterebilir. Bu kitap, mizahın çalışma yaşamında hangi koşullarda ve ne şekilde etkili olabileceğinin belirlenmesine katkı sağlamayı hedeflemekte, aynı zamanda mizahın çalışan tutumlarıyla ve örgütsel sonuçlarla ilişkisini ortaya koyarak, yapıcı yönde kullanıldığı takdirde iş yerinde verimliliği artıran bir unsur olabileceğinin altını çizmektedir.
Gökhan Arslantürk İyilik ve kötülük… Antikçağdan günümüze değin sanattan edebiyata, felsefeden gündelik dile pek çok alanda tezahür eden bu karşıtlık, nesnel gerçekliği ile gündemimizde pek az yer alır. “İyi” ve “kötü” kavramları çoğu zaman sosyal ilişkilerimizi değerlendirdiğimiz kullanışlı kategorilerdir. Bazen de hayatı anlamlandırırken müracaat ettiğimiz işlevsel kalıplardır. Filmlerin, romanların ya da diğer sanatsal kurguların tanıtım sloganlarında varoluşun “iyinin ve kötünün bitmek bilmez mücadelesi” olarak betimlendiği kulağımıza çalınmıştır. Bununla birlikte iyiliğin ve kötülüğün mahiyetini, nedenlerini ve sonuçlarını anlama çabası tüm bunların ötesinde konumlanır. İşte bu anlama çabasının izinde elinizdeki kitapta, iyilik ve kötülük olguları psikoloji bakış açısıyla irdelenmiştir.
İlk olarak felsefede iyiliğin ve kötülüğün nasıl ele alındığına değinilmiş, ikinci ve üçüncü bölümlerde ise iyilik ve kötülük olguları ayrı ayrı ele alınmıştır. İzleyen bölümlerde gelişim penceresinden iyilik ve kötülüğe bakılmış, akabinde din ile iyilik ve kötülük arasındaki ilişki sosyal psikoloji çalışmaları gözünden mercek altına alınmıştır. Böylelikle “İyilik nedir ya da ne iyiliktir?”; “İyilik nasıl ortaya çıkar?”; “Neler iyiliği kolaylaştırır, artırır, görünür kılar?”; “Kötülük nedir ya da neler kötülüktür?”; “Kötülük nasıl azaltılabilir, önlenebilir?” gibi sorulara karşılık olarak kuramsal açıklamalara ve psikoloji araştırmalarından elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Bu kitap, özetle, iyiliği ve kötülüğü anlama gayreti içindeki herkes için bilimsel bir resim sunmaktadır.
Mehmet Ak, Şahin Kesici Maus, “Çok varlıklı olabilirsiniz; sayısız mücevherleriniz, küp küp altınlarınız olabilir. Benim hiçbir zaman olamayacağım kadar varlıklı olabilirsiniz ama ben de bana öyküler anlatan birini tanıyorum.” der. Biz de öyküler anlatan birilerini tanımanın zenginlik olduğuna inandığımız için sizlere bize yakın gelen, duygu yüklü farklı yazarlara ait öyküler anlattık bu kitapta. “Anekdot ve özdeyişler dağarcığı, görgülü insan için en büyük hazinedir; eğer birincileri yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileri de yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.” der Goethe. Biz de bol anekdot ve özdeyiş sunduk sizlere. Huxley'in tanımladığı gibi; deneyim, insanın başına gelen bir şey anlamına gelmez. Deneyim, insanın başına gelenle nasıl başa çıktığı anlamına gelir. Hayat yolculuğumuzda hepimizin olumsuz deneyimleri var ve olacak. Ölüm, hastalık, kayıplar gibi deneyimleri kabullenerek, değişim için rehber olan keder, öfke ve kaygı gibi duygularımızı fark edip sabırla, cesaretle büyümenin ipuçlarını sunmaya çalıştık. Yaşayarak ve danışanlarımızdan edindiğimiz tecrübelerimizi bilgilerimizle harmanlayıp yalın bir dille aktardık. Faydalı olması dileğiyle…