Uluslararası İlişkiler \ 1-4
Özden Zeynep OKTAV, Helin SARI ERTEM 21. yüzyıl ile birlikte değişen yerel, bölgesel ve küresel şartlar, Türkiye'nin dünya siyasetindeki yerinin yeniden yorumlanmasını da beraberinde getirmiştir. 11 Eylül'den Afganistan ve Irak savaşlarına, “Arap Baharı”ndan Suriye'de yaşanan insanlık dramına kadar bir dizi zorlukla mücadele anlamına gelen 2000'ler, dünya tarihinde barışçıl bir dönemin başlangıcı olmaktan uzak görünmektedir. Bu nedenle değişim ve dönüşüm çağı olarak adlandırılan 21. yüzyıl, çatışma ve yıkım çağı olma potansiyelini de içinde barındırmaktadır. Yeni dönemin fırsatlar kadar, risk ve krizlerle de bezeli bu yapısı, Orta Doğu'nun hassas bölgesel dinamikleri nedeniyle, Türkiye'yi çok daha dikkatli olmaya itmekte ve duygusal refleksler yerine, akılcı politikalar üretmeye mecbur bırakmaktadır.
Bu kitap, Türkiye'nin 21. yüzyılın kendine has nitelikleriyle yüzleştiği, fırsatlar kadar risk ve krizlerle ilgili tutumunu da netleştirmeye çalıştığı bir dönemde hazırlanmıştır. İçerdiği makaleler, Türk dış politikasını kavramsal, teorik ve pratik yansımalarıyla ele almakta, 2000'lerle birlikte gündeme taşınan, ezber bozucu pek çok yeni meseleye ilaveten, geçmişten gelen kronik bazı sorunların aldığı son şekle de dikkat çekmektedir. Kitapta, 21. yüzyılda ortaya konulan Türk dış politikası anlayışını farklı perspektiflerden ele alan makalelerin yanı sıra, Türkiye'nin bu dönemde küresel ve bölgesel aktörlerle kurduğu ilişkilerden, hukuk, ekonomi ve çevre politikalarının dış politika ile etkileşimine varan, detaylı ve analitik çalışmalar bir arada bulunmaktadır. Çok boyutlu ve zengin içeriği ile bu kitap, Türkiye'nin 2000'li yıllardaki dış politikasıyla ilgilenenler için temel referans kaynaklarından biri olmaya adaydır.
Ali Ayata, Ali Ünsal, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Aykut Ekinci, Ayşen Seymen Çakar, Büşra Çeliköz, Cemalettin Hatipoğlu, Giray Saynur Derman, Gülsüm Çalışır, Hakan Çelik, Harun Kılıçaslan, Hatice Nur Germir, Hayri Sağlam, Melih Coşgun, Murat Ercan, Murat Korkmaz, Murat Uzun, Özlem Çalkan Sağlam, Pınar Özden Cankara, Rıdvan Kocaman, S. Rıdvan Karluk, Selma Çetinkaya, Semin Hatipoğlu, Semra Altıngöz, Tarık Semiz Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik süreci, 1963 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Ortaklık Anlaşması'nın imzalanmasıyla başlamış ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazanmıştır. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başlamıştır. AB ile ilişkiler Türkiye için her zaman çok önemli, bir o kadar da zorlu bir süreci ifade eder. Ankara Anlaşması'nın imzalanmasıyla başlayan ve günümüze değin farklı evrelerden geçen ilişkileri şekillendiren gelişmeler, kimi zaman tarafların birbirlerinden beklentilerinde değişikliklere yol açsa da ne Türkiye tam üyelik kararından vazgeçebilmiş ne de Avrupa Türkiye'yi tamamen reddedebilmiştir.
Türkiye'nin farklı üniversitelerinden alanında uzman ve akademisyenleri bir araya getiren bu çalışmanın amacı; Türkiye - AB ilişkilerinin genel çerçevesini çizerek, Türkiye AB ilişkilerindeki genel sorunlarına değinip bu sorunlar çerçevesinde ilişkilerin gelecekteki perspektifini ortaya koymak olmuştur.
Akın Alkan Karadeniz'in bir iç denizden uluslararası sulara dönüşmesi büyük güçlerin ‘zayıf’ durumda olan devletlerin jeopolitiğini kullanarak bölgede hâkimiyet kurma savaşımına dönüşmüştür. Buna yüzyıllardır Karadeniz ülkeleri arasında süregelen gizli güvensizlik de eklenince günümüzde Karadeniz’in güvenliği çok daha kompleks bir durumda anılmaktadır. Bu çalışma Karadeniz ve çevresinde bugün var olan ve gelecekte var olma potansiyeline sahip problemlere kısa ve orta vadeli çözüm sunma arayışındadır. Bu çerçevede kitap; değişen güvenlik algılaması ve Karadeniz, Bölge ülkelerinin ve bölge dışı güçlerin Karadeniz politikaları, Karadeniz ve Karadeniz çevresindeki mevcut kriz kaynakları ve son olarak da önümüzdeki on yıl içerisinde Karadeniz ve çevresinde gerçekleşebilecek olası kriz kaynakları ve çözüm önerileri bölümleri altında konuyu derinlemesine incelenmiş, okuyuculara gelecekte Karadeniz ile ilgili muhtemel senaryoları sunmuştur. Kitap, uluslararası ilişkiler bölümlerinin yanı sıra dış politikaya ilgi duyan herkesin faydalanabileceği bir çalışma niteliğindedir.
Ömer Lütfi Taşcıoğlu SSCB’nin parçalanmasını müteakip tek kutuplu hale gelen dünyada eski sömürgeci ülkelerin tek başına yerini alan ABD, 21. asrın tarihini yazmaya soyunmuştur.
Bu hedefi gerçekleştirmek üzere medya, şirketler ve sivil toplum kuruluşlarını da kullanarak küreselleşmenin tüm imkânlarından yararlanan ABD, ulusal hedeflerine ulaşmada hiçbir engel tanımamakta ve gerektiğinde işgale bile başvurmaktadır.
Geçmişte stratejik ortak olarak algılanan ABD, tek süper güç olmanın verdiği rahatlıkla Ortadoğu ve Kafkaslar üzerindeki niyetlerini artık saklama gereği bile duymamakta, BOP kapsamında parçalamayı düşündüğü ülkeleri bölünmüş gösteren haritaları ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yayınlamak suretiyle oyunun kalan kısmını açık olarak sahneye koyacağını ilan etmektedir.
Son dönemde tehlikeli bir mecraya doğru sürüklenen Türkiye bir yandan Avrupa Birliği’ne üyelik hevesi istismar edilerek ulusal bütünlüğünü tehlikeye sokan dayatmalarla karşı karşıya bırakılmakta, diğer yandan ABD tarafından Irak’ın kuzeyinde oluşturulan Güney Kürdistan üzerinden Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki ayrılıkçı unsurların kışkırtılması suretiyle zayıflatılmaya ve BOP kapsamında parçalanmaya çalışılmaktadır.
Kitapta ABD ve İsrail’in Ortadoğu, Kıbrıs ve Türkiye üzerindeki hedefleri, Irak’ta kurulan Güney Kürdistan’ın Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile birleştirilerek konfederal yapıda Türkiye’ye bağlanması suretiyle Türkiye ve Irak’tan kopartılacak topraklar üzerinde Büyük Kürdistan’ın (2. İsrail’in) kurulması planları, bu kapsamda Anayasa değişikliği ile Türkiye’nin parçalanmasının hukuki alt yapısının hazırlanması çabaları ve bölünmeye karşı direnen TSK’nin yıpratılması suretiyle direncinin kırılması için sürdürülen faaliyetler belgeleriyle ele alınmak suretiyle bu tehlikeli senaryolara karşı alınması gereken önlemler konusunda Türk halkına ve yönetim kademelerine ışık tutulmaya çalışılmaktadır.

İÇİNDEKİLER

1.ABD’NİN YÖNETİM YAPISI VE DIŞ POLİTİKA KARAR SÜRECİNİN UNSURLARI
1.1.ABD’nin Yönetim Yapısı 1
1.2. Dış Politikayı Oluşturan ve Oluşumunda Etki Yapan Kuruluş ve Gruplar

2.ABD'NİN EMPERYAL POLİTİKALARI VE KÜRESELLEŞME
2.1.ABD Anayasası’nın Emperyalizm ve Küreselleşmeye Katkıları
2.2.ABD’nin Enerji İhtiyaçlarının Emperyalizm ve Küreselleşmeye Katkıları
2.3. Militarizm, Para ve Medyanın Emperyalizm ve Küreselleşmeye Katkıları
2.4.Amerika Birleşik Devletleri’nin Milli Güvenlik Strateji Dokümanı
2.5. Bush'un Politikalarının Emperyalizm ve Küreselleşmeye Katkıları

3. TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN ÖZETİ
3.1. Osmanlı Döneminde Türk Amerikan İlişkileri
3.2. Cumhuriyet Döneminde Türk-Amerikan İlişkileri

4. TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE İSRAİL’İN ETKİSİ VE ROLÜ VE TÜRKLERİN TARİH HAFIZASI
4.1. Yahudilere Vatan Arayış Çabaları
4.2.Wilson Prensipleri ve Filistin’de Manda Rejimi Kurulması
4.3. İsrail Devleti’nin Kuruluşu ve Deir Yasin Olayı
4.4. Türkiye-İsrail İlişkileri

5. ABD VE İSRAİL’İN KIBRIS ÜZERİNDEKİ HEDEFLERİ VE TÜRKİYE’YE ETKİLERİ
5.1. Kıbrıs’ın Stratejik Konumu ve ABD ile İngiltere’nin Üs ve Dinleme İstasyonları
5.2. İsrail’in Kıbrıs Üzerindeki Hedefleri
5.3.Büyük Ortadoğu Projesi-Kıbrıs Bağlantısı

6. ABD VE İSRAİL’İN IRAK’TA VE ORTADOĞU'DAKİ HEDEFLERİ VE BU HEDEFLERİN TÜRKİYE’YE ETKİLERİ
6.1.Büyük Ortadoğu Projesi
6.2.ABD ve İsrail’in Kürtlerle Olan İlişkileri
6.3.İsrail’in Su Politikası ve Türkiye-ABD ve Türkiye-AB İlişkilerine Etkisi
6.4. İsrail ve ABD’nin Orta Asya’daki Farklı İlgi Alanları
6.5. İsrail’in Gazze Saldırıları
6.6. Türkiye’nin Gazze Politikası

7. ABD-SURİYE, ABD-İRAN KRİZİ VE ORTADOĞU’DA YENİDEN KUTUPLAŞMA
7.1. Ortadoğu’daki Tarihi Sürece Kısa Bir Göz Atış
7.2.ABD’nin Suriye, İran ve Türkiye Üzerindeki Yeni Hedefleri
7.3.Refik Hariri’nin Öldürülmesi ve Suriye Üzerinde Artan Baskılar
7.4. Lübnan Krizinde Ülkelerin Tutumları
7.5. İran’ın Durumu ve Nükleer Kriz

8. BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE SİLAHSIZLANMA FAALİYETLERİ
8.1. Konunun Önemi
8.2. Silahsızlanma Faaliyetlerinde Tarihi Süreç ve Hukuki Alt Yapı
8.3. BM Silahsızlanma İşleri Başkanlığı (Department Disarmament Affairs)
8.4. Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Araştırma Enstitüsü (UNIDIR)
8.5. Kitle İmha Silahları ve Silahsızlanma
8.6. Konvansiyonel Silahların Kontrolü
8.7. Bölgesel Silahsızlanma Faaliyetleri
8.8. BM Silahsızlanma Faaliyetlerinin Değerlendirilmesi

9.İSRAİL’İN KİTLE İMHA SİLAHLARI VE KULLANMA KARARLILIĞI
9.1. Tarihi Süreç ve Konunun Önemi
9.2. İsrail'in Kitle İmha Silahları ile İlgili Çalışmaları
9.3. İsrail’in Atom Bombası İmali
9.4. İsrail'in Nükleer Silahları ve Atma Vasıtaları
9.5. İsrail’in Kimyasal ve Biyolojik Silah Çalışmaları
9.6. İsrail’in Füze İmkân ve Kaabiliyeti ve Diğer Atma Vasıtaları
9.7. İsrail'in Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal Silahlarını Kullanma Kararlılığı
9.8. İsrail’in Kitle İmha Silahlarının Değerlendirilmesi

10.ABD’NİN TÜRKİYE’NİN YÖNETİM KADROLARINA EL ATMASI VE SİYASİ OLUŞUMLAR
10.1. Özal Dönemi, Sığınmacılar ve Çekiç Güç
10.2. İkinci Cumhuriyet Tartışmalarının ABD’ye Rapor Edilişi
10.3. Abdullah Gül-Collin Powell Gizli Anlaşması
10.4. ABD’nin 21 nci Yüzyıl Hedefinin Aracı Ilımlı İslam Projesi

11.TÜRKİYE’NİN İZLEMESİ GEREKEN POLİTİKALAR

12.ABD’NİN VE AB’NİN TERÖRE VERDİĞİ DESTEK VE TERÖRLE MÜCADELEDE YAPILAN HATALAR

Sayim Türkman Ora Doğu bölgesi dünya tarihinde en eski medeniyetlerin yaşadığı bölge olması ve zengin petrol yataklarına sahip olması nedeniyle sanayileşmiş ülkelerin cazibe merkezi haline gelmiştir. Jeostratejik ve jeoekonomik öneme sahip olan Orta Doğu, I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinden sonra istikrarsızlığa sürüklenmiş ve günümüze kadar siyasi, askeri ve ekonomik istikrar bir türlü sağlanamamış ve çatışmalar sürekli hale gelmiştir. Bu kitapta başta Türkiye, İran, Irak, Mısır, İsrail gibi bölge ülkeleri olmak üzere İngiltere, Fransa, ABD, SSCB gibi küresel güçlerin çıkar çatışmaları ve amaçlarına ulaşmada uyguladıkları taktik ve stratejiler siyasi tarih çerçevesinde bilimsel yöntemlerle araştırılmış incelenmiş ve yorumlanmıştır. Özellikle Orta Doğu'ya Türkiye ve Amerika açısından zengin bir bakış katılmış ve Amerika'nın Orta Doğu politikaları ve bunun Türkiye’ye yansımaları araştırmanın temelini oluşturmuştur. Çalışma başta araştırmacılar ve öğrenciler olmak üzere dış politikaya meraklı ve gündemi takip eden herkese faydalı olacaktır.
Metin Aksoy Alman vakıfları, Almanya'nın siyasi değerlerinin ve kültürünün diğer ülkelerde yayılmasını sağlayarak Almanya'nın yumuşak gücüne de katkıda bulunmaktadır. Alman ulusal çıkarları etrafında programlarını yürüten vakıflar, bulundukları ülkelerin politikalarıyla çıkar çatışması yaşanmasına sebep olabilmektedirler. Vakıflara yönelik yürüttükleri her tartışmada, vakıflar ile çıkar çatışması yaşayan ülkeler, karşılarında, organize olmuş bir Alman kamuoyu ve devletini bulmaktadır. Özellikle siyasi boyutta çalışmalar yürüten vakıfların yeni dönem Alman dış politikasının önemli sacayaklarından birisi olduğu açıktır. Çalışmanın öncelikli amacı, Almanya'nın dış politikasını, vakıflar çerçevesinde ele almak ve değerlendirmektir. Çalışma kapsamında genel olarak, Almanya'nın dış politika yaklaşımı, soğuk savaş sonrası değişimi, siyasal yapısı, vakıfların kuruluş amaçları ve tartışma yaşanılan ülkelere yönelik politikaları ele alınmaya çalışılmıştır. Her bölüm bu temel amaçlar doğrultusunda biraz daha detaylandırılmış ve açıklanmaya çalışılmıştır.
Murat Yorulmaz ABD - Rusya Federasyonu İlişkilerinde Güvenlik İkilemi (2001-2012), Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu ilişkilerindeki güvenlik ikilemini örnek olaylar ve eleştirel güvenlik yaklaşımı bağlamında analiz etmektedir. İki devlet arasında güvenlik ikilemine sebep olan etmenler eleştirel güvenlik anlayışının temel argümanları olan özgürleştirme ve güvenlikleştirme temelinde analiz edilmiştir. İlgili dönemde her iki devletin güvenlik politikaları da ulusal ve uluslararası gelişmeler çerçevesinde incelenmiş olup çalışmada temel olarak şu sorulara cevap aranmıştır: 11 Eylül saldırıları ile uluslararası güvenlik alanında ve bu alan içerisindeki tehdit algılamalarına ilişkin hangi açılardan değişimler söz konusudur? Uluslararası güvenlik alanında yaşanan değişimin ve gelişimin ABD'nin ve Rusya Federasyonu'nun dış ve güvenlik politikalarını uluslararası politikada yaşanan gelişmeler ışığında nasıl etkilemektedir ve bu bağlamda iki devlet arasındaki ilişkilerde güvenlik ikileminin temel dayanakları nelerdir? Özellikle üniversitelerin uluslararası ilişkiler bölümlerinde ders kitabı olarak değerlendirilebilecek olan kitap umulur ki ulusal ve uluslararası güvenlik konularına ilgi duyan diğer disiplin mensuplarına ve genel okuyuculara katkı sağlar niteliktedir.
Murat AKTAŞ Yeni dış politika, başlangıçta büyük ölçüde, sağlam bir etik ve demokratik vizyondan uzak, fırsatçı ve faydacı bir siyasetin izlerini taşımaktaydı. Sudan, İran ve Suriye örnekleri bunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Türkiye yıllarca otokratik Nusayri/Baas rejiminin yaptıklarını görmezden gelerek ticari kaygılarla yaklaştığı Suriye ile ilişkilerini realpolitik bir yaklaşımla geliştirdi. Türkiye'nin gözü Sudan'ın petrolünde, İran'ın gazında ve Suriye'nin pazarında oldu. Ankara'nın, 2010 yılının Aralık ayında Tunus'tan başlayarak bölgeye yayılan isyan ve protesto gösterileri karşısındaki tutumu ticari kaygılar, realpolitik ve ayaklanmalara şüpheyle bakan meşruiyetçi duruşu harmanlayan bir mantığa dayanıyor.

Tunus, Libya, Mısır ve Suriye'de ayaklanmaların sürdüğü aylarda Türkiye'nin bu ülkelerle ilgili tutumlarında ve politikalarında bir takım değişiklikler olduğuna tanık olduk. Uzun süredir rekabet içinde olduğu ve dişe dokunur ticari çıkarı bulunmayan Mısır'da ayaklanmalar başladığında hemen tepki veren hükümet, Tunus'ta aynı olaylar yaşandığında sessiz ve hareketsiz kalarak önce bekleyip görmeyi tercih etti. Libya'ya yönelik meşruiyetçi politikasında ise 180 derece dönüş yaparak merkantilist realpolitik kurallarına göre oynamayı tercih etti. Suriye'de bir ileri bir geri yapan hükümet sonunda Türkiye'yi Baasçı rejimin karşı kampına yerleştirerek duruşunu tamamladı.
Dr. Cengiz Aktar

Peki, şimdi ne olacak? Türkiye'nin diğer bölgeler, ülkeler ve gruplar için örnek teşkil edebilecek özellikleri nelerdir?
Avrupa ülkelerini istila eden ekonomik kriz ve Ortadoğu'daki siyasal rejimlerin devrilmesi göz önüne alındığında, Türkiye bir bilmece olarak karşımıza çıkıyor. Ne Avrupa'nın kriz ekonomisinin kıskaçları altına girmiş, ne de Ortadoğu Bahar'ının rüzgarını almış gibi gözüküyor. Türkiye deneyiminin bir model teşkil edip etmeyeceği ise hem akademik hem siyasal tartışmaların konusu olmaktadır (…) Türkiye, Avrupa ve Ortadoğu ile olan yakınlığı ve sıkı ilişkilerine rağmen, hem komşularına bulaşan borç ve ekonomik yoksullaşma virüsüne karşı, hem de siyasal iktidara karşı gelişen öfke ve isyan dalgalarına karşı kendini korumayı başarmış görünmektedir. Belki de bu sadece yaşanmakta olan zaman dilimiyle ilgilidir. Eğer öyle ise, yani bu sadece bir zaman sorunu ise, özellikle de Avrupa ve Ortadoğu realitelerinin kavşağında yer aldığından er ya da geç bölgenin sosyal ve ekonomik dinamikleri ile karşılaşmasını beklemeliyiz. Avrupa'da yükselen ve merkez siyasete giderek damgasını vuran aşırı sağ hareketlerin ve partilerin Türkiye'de de bir izdüşümü olabilir.

Türk bilmecesi altındaki muammanın bir bölümü ülkenin coğrafik, tarihi ve kültürel konumunda yatmaktadır. Türkiye bir deniz ve Akdeniz ülkesi midir yoksa daha ziyade Orta Asya bozkırlarındaki köklerinden kopmuş bir ülke midir? Ortadoğu'daki Müslüman ülkelerle ortak bir tarih, Balkan ülkeleri ile akrabalıklar paylaşan bir ülke mi, Avrupa Birliği'ne üyelik için aday olan tek/ilk Müslüman ülke mi, yoksa İslam dünyasının liderliğine mi soyunuyor?
Prof. Dr. Nilüfer Göle
Bülent Karaatlı Tarih boyunca tüm dünyanın dikkatini üzerine çeken Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi, “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin başlamasıyla birlikte uluslararası arenada en fazla tartışılan gündem maddelerinden birisi olarak yer almaya başlamıştır. “Arap Baharı” olarak anılan Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki olaylar, Tunus’ta başlamış, müteakiben Mısır, Cezayir, Fas, Libya, Yemen, Bahreyn, Suudi Arabistan, Ürdün, Umman, Suriye ve Kuveyt’e sıçramıştır. Olaylar, ülkelerin sahip oldukları kendine özgü toplumsal kültür, siyasi birikim, tecrübe, kurumsal yapı gibi özellikler neticesinde her ülkede farklı bir yönde evrilmiş ve süreç her ülkede farklı yaşanmıştır.
Tunus’ta, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında daha az şiddetin ve ölümün yaşandığı olaylar sonucu Cumhurbaşkanı Bin Ali, yönetimi bırakmak zorunda kalmış; geçici hükümet kurulmuş, Kurucu Meclis seçimleri yapılmış ve bu seçimler bu sürecin içerisinde yer alan ülkelerde yapılan ilk serbest ve adil seçimler olarak tarihe geçmiştir. Kurucu Meclis öncülüğünde kurulan Anayasa Komisyonu, ülkedeki her kesime hitap eden ve eski tecrübelerden ders alınarak hazırlanan Anayasayı tamamlamıştır. Müteakiben de Tunus bu anayasaya göre yeni Başbakan ve Cumhurbaşkanını seçerek hem bölge ülkelerine örnek olmuş hem de diğer ülkelerden farklılığını ortaya koymuştur.
Tunus’un tüm bu farklılığı kazanması ve başarılı olmasında tarihî süreç içerisinde Osmanlı ve Fransa ile karşılıklı ilişkiler sonucu yapılan reformlar ve bu reformlar sonucu oluşan eğitimli ve güçlü orta sınıf, kendine özgü sosyal ve siyasi kültür, tecrübe ve kurumsal yapı gibi özelliklerin etkisi büyük olmuştur.
Orhan Gafarlı XIX. yüzyılda Birleşik Krallık, Çarlık Rusyası, Almanya ve Fransa arasında Osmanlı İmparatorluğu, İran, Orta Asya ve Uzak Doğu ülkelerinin topraklarını elde etmek amacıyla başlamış ve uzun yıllar sürmüş jeopolitik bir mücadele yaşanmıştır. Çarlık Rusyası, 1907 tarihinde Orta Asya, Güney Kafkasya ve Doğu Avrupa'da hâkimiyet alanı oluşturmuştur. 1991'de Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Coğrafyada yeniden oluşan siyasi ve ekonomik boşluk üzerinden, yeni ve büyük bir stratejik oyun ortaya çıkmıştır.
Avrasya bölgesindeki bu Yeni Büyük Oyun, Ukrayna'dan başlayarak Afganistan'a kadar ulaşan Coğrafya üzerinde yeniden oynanmaktadır. Prof. Dr. Erel Tellal, Oyunun önemini vurgulamak için kitabın önsözünde “ABD başta olmak üzere, Türkiye, Rusya Federasyonu, Çin, İran gibi devletler; AB gibi devletüstü yapılar; BM, NATO, KGAÖ gibi örgütler; Gazprom, BP, ExonMobil gibi enerji şirketleri… Yeni Büyük Oyunun önemli oyuncularıdır.” demektedir.
Kitapta, Rusya Federasyonu'nun iç ve dış politikasının önemli olguları, Ukrayna'da yaşanan 2013 krizi, Güney Kafkasya Bölgesinde Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan gibi büyük devletlerin rekabeti anlatılmaktadır. Aynı zamanda Çin'in genişleyen ekonomisinin, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan'la gerçekleştirdiği ilişkilerinin içeriğinden de bahsedilmektedir. Türkiye gündeminde çok iyi takip edilmediği için Çin ve Güney Kafkasya ilişkileri ve Pekin'in bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiği ilişkilerin gelecek perspektifine de bakılmaktadır.
Çalışmada, Türkiye ve Güney Kafkasya ilişkileri son dönemde yaşanan gelişmeler dikkate alınarak incelenmektedir. Türkiye'nin, yeni dış politika vizyonu üzerinden takip ettiği Azerbaycan, Ermenistan ve Ermeni Sorunu, Gürcistan ile ilişkileri askeri, ekonomik, politik ve enerji açısından değerlendirilmekte, ayrıca Avrasya Jeopolitiğinin temel kriz noktası olan Afganistan'la ilgili daha ayrıntılı değerlendirmelere yer verilmektedir.
Reha YILMAZ, Galip ÇAĞ , Mehmet Akif OKUR , Hatice YAZGAN , Sedat DEMİRCİ Avrasya insanlık tarihi süresince büyük mücadelelerin alanı olmuştur. Tarihe yön veren birçok olay burada yaşanmış, birçok şahıs burada yaşamış ve “Avrasya’ya sahip olan dünyaya sahip olur.” düşüncesi bugünde geçerliliğini koruyagelmiştir.
Avrasya politikaları teorilerle şekillendirilmiş, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal düşüncelerden teşkil edilen bir sistem olan Avrasyacılık düşüncesi oluşturulmuştur. Bu düşünce son iki yüzyılda gelişmiş ve bölge politikalarına etki etmiştir.
Bölge, Türkiye için hep öncelikli olmuş ve zaman zaman farklı adlarla bölgeye yönelik düşünce ve politikalar geliştirilmiştir. Ancak, Rus Avrasyacılığı kadar derinlemesine bir teori ve politika geliştiri-lememiştir. Bu kitap, bu alandaki eksikliği gidermek amacıyla hazırlanmıştır. Eserde, Avrasya ve Avrasyacılık konusu çeşitli yönleriyle ele alınmış, Avrasyacılık düşüncesinin tarihi gelişimi, Avrasya Birliği Projesi, Avrasya Birliğinin Avrupa Birliği ile Kıyaslaması, Kalpgah Kuramı perspektifinden Avrasyacılığın Analizi ve Orta Asya'nın Avrasyacılık bağlamında değerlendirilmesi gibi konular yer almıştır.
Çalışmanın, kapsamlı içeriğiyle Avrasya üzerine çalışan Türk bilim insanlarına, sosyal bilimler alanında öğrenim gören öğrencilere ve politika yapıcılara büyük katkısı olacaktır.
Hasan Ali Karasar - Hasan Kanbolat Avrasya coğrafyasında stratejik düşünce kültürü Mezopotamya, Anadolu, Eski Yunan, Çin, Hint, İran, Moğol, Türk, Rus medeniyetlerinin etkileri ile çok köklü bir geçmişe sahiptir. Ortak özellikleri, belki de, hemen hepsinde “emperyal” bir tarihin izlerinin bulunmasıdır. İkinci bir ortak özellik ise stratejik düşüncenin “devletin bekası” ve “farklı kültürleri yönetme” motifleri ile bir tekâmül geçirmesidir.

Bu çalışmanın özelliklerinden biri coğrafi olarak dev bir mekânı temsil eden Avrasya genelinde dengeli bir temsilin sağlanmış olmasıdır. Bölümlerde göreceğiniz üzere Sırbistan, Ermenistan, Gürcistan, Ukrayna, Rusya, Türkiye, İran, Bulgaristan, Azerbaycan, Türkistan (Orta Asya) ve Belarus düşünce kuruluşları ve kültürleri hakkında detaylı analizler sunulmaktadır. Çalışmanın ikinci özelliği ise bu ulusal ve bölgesel odaklı yazıların aynı zamanda tematik çerçevelerinin de bulunmasıdır. Bu tematik çerçeveler arasında; sivil toplum gelişimi, kültürel parametreler, düşünce kuruluşlarının sınıflandırılması sorunsalı, uzmanlaşan kuruluşlar, “doğuran düşünce kuruluşları,” kamudaki stratejik yönetim süreçleri, bölgesel ve küresel iletişim ağlarında düşünce kuruluşlarının rolleri, güvenlik sektöründeki düşünce kuruluşları, “renkli devrimler” sırasında düşünce kuruluşlarının oynadıkları roller, iktisadi sahada faaliyet gösteren düşünce kuruluşlarının karar alma mekanizmalarındaki etkileri, demokratikleşme ve sivil toplum stratejilerinde düşünce kuruluşları gibi başlıkları bulabileceksiniz.
İrfan Kalaycı Türkiye- AB ilişkilerini farklı açılardan yorumlayan on bölüm altında toplamda yirmi yedi makalenin yer aldığı bu eser, Türkiye’de konu ile ilgilenen tüm çevrelerin takdirini alacaktır. Çünkü yazıların tamamı özgün ve Türkiye- AB ilişkilerine farklı açılardan ışık tutacak niteliktedir. Kitaptaki bölümler; giriş dersleri, ekonomi dersleri I-II, politika dersleri I-II, eğitim dersleri, teknoloji dersleri, Atatürk ve küreselleşme dersleri ve sonuç dersleri başlıklarından oluşmaktadır. Türkiye’nin, alanlarında önde gelen uzmanlarını bir araya getiren bu çalışmada yukarıda sayılan bölümler altında verilen makalelerle Türkiye’nin AB’ye, AB’nin de Türkiye’ye yaklaşımı farklı açılardan ele alınmıştır. Konu ile ilgilenen, fikir yürüten her kesim için çok yararlı olacak olan çalışma, bu alandaki büyük bir boşluğu da dolduracaktır.
Cihan Dura, Hayriye Atik, Cüneyt Dumrul Bu kitap Avrupa Birliği'ni, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki, başta Gümrük Birliği olmak üzere ekonomik ilişkileri, tarihsel süreçleri ve yapıları ulaşmış oldukları son durum itibariyle incelemektedir.
Çalışmanın ilk amacı; olabildiğince Ortodoks yaklaşımdan sıyrılarak, üniversitelerimizin iktisat, işletme, uluslararası ilişkiler bölümlerinde, lisans düzeyinde ya da lisansüstü öğretimde okutulan “Uluslararası İktisadi Birleşmeler”, “Avrupa Birliği” gibi derslerde el kitabı olarak kullanılabilecek bir yapıt ortaya koymaktır. Çalışma “Uluslararası İktisat” gibi temel derslerde de yardımcı kitap olarak kullanılabilir. Çalışmamızın ikinci amacı; konuyla ilgilenen -öğrenci, aydın, sade yurttaş- herkese, Avrupa Birliği ile Türkiye-AB ilişkileri hakkında bilgilerini genişletmelerine, isabetli yorumlar yapmalarına ve doğru kararlar vermelerine yardımcı olacak bir araç sunmaktır.
Nesrin Demir Bu çalışmanın amacı; son yıllarda önemi daha fazla hissedilen Avrupa Parlamentosunu inceleyerek, Avrupa Birliği’ne giriş sürecindeki Türkiye’de, demokrasi açısından en önemli organ olan Avrupa Parlamentosunun daha iyi tanınmasını sağlamaya katkıda bulunmaktır.
Hasan Hüseyin Yıldırım, Türkan Yıldırım Günümüzde ulaştığı merhaleye bir genişleme ve derinleşme süreci sonucunda ulaşan Avrupa Birliği (AB), 1950'lerde temellerinin atılmasından bu yana yetkilerinin ve çalışmalarının kapsamını, sağlık ve sağlık politikaları dahil sosyal politika alanlarını da kapsayacak biçimde gittikçe artan bir ivmeyle yaygınlaştırmaya ve derinleştirmeye devam etmektedir. Özünde ekonomik entegrasyon merkezli bir bütünleşme süreci yaşayan AB, özellikle "yayılma etkisi" ile sosyal sektörleri de etkiler ve kapsar duruma gelmiştir. Üye ve aday ülkelerin sağlık ve sağlık politikalarını, AB'nin dinamiklerinden muaf tutması mümkün değildir. Sağlık sektörü ülkelerin gerek adaylık, gerek katılım müzakereleri ve gerekse katılım süreci ile birlikte, doğrudan ve dolaylı olarak etkilendiği ve uyumlaşma ve yakınlaşma göstermesi gereken alanlardan birisidir.
Zeynep Güldem ÖKEM, Mustafa CAN Nüfusun yaşlanması, uzun süreli bakım hizmetlerinin planlanması ihtiyacını doğurmuştur. Sağlık ve sosyal hizmetlerin ağırlıkla kamu tarafından karşılandığı birçok Avrupa ülkesi ve bazı gelişmiş ülkelerde, yaşlanmayla ortaya çıkan sağlık ve bakım ihtiyacının karşılanması, sosyal güvenlik sistemi içerisinde sağlık bakımının yanında “uzun süreli bakım” sistemi olarak ele alınmaktadır.
Uzun süreli bakım sisteminin planlanması, kaynak ihtiyacının belirlenmesi ve finansmanının sağlanması için farklı kamu programlarının, farklı sektörlerin ve özel girişimlerin koordineli bir şekilde yapılandırıldığı yeni yaklaşımların oluşturulmasına yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ülkemizde son yıllarda yaşlılara yönelik sosyal politikalarla ilgili çalışmalar yoğunluk kazanmıştır. Bu kapsamda farklı ülkelerin deneyimlerinin karşılaştırmalı olarak gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada; başarılı ülke örneklerinden Almanya, Belçika, Danimarka ve Hollanda'nın uzun süreli bakım sistemlerinin Türkçe çevirileri yer almaktadır.
Bu yayının temel amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin uzun süreli bakım sistemlerinde uyguladığı farklı organizasyon yapıları, hizmet sunumu ve finansman yöntemleri ile ortaya çıkan deneyimleri aktarmak ve Türkiye'de uzun süreli bakım sisteminin oluşturulması çalışmalarına ışık tutmaktır.
Oğuz Kaymakçı AB üzerine notlarda AB’nin tarihsel perspektif içindeki gelişimi, diğer ülkelerle ilişkileri, EURO ve AGÜ’lerin yanı sıra Türkiye başlığı altında; ekonomik, mali ve politik gelişmeler çizgisinde karşılıklı ilişkilere yer verilmiştir. Çalışma, “Küresel Bir Aktör Olarak Avrupa Birliği” ve “Küreselleşme Sürecinde Türkiye- AB İlişkileri” başlıklı bölümlerden oluşan iki ana kısma ayrılmıştır. Bu kısımlar altında yukarıda bahsedilenin yanında Avrupa birliği; genişleme süreci, politik iş birliği, Rusya ilişkileri, tek para birimi, Türkiye ilişkileri, maliye politikaları, gümrük birliği, Maastricht sonrası ekonomik ve parasal birlik ve Türkiye konularında toplamda on altı makale yer almaktadır. Bu kapsamda çeşitli yazarların Avrupa Birliği üzerine kaleme aldığı yazıların toplandığı bu kitap, 17 Aralık 2004 sonrası Türkiye için önemli bir kılavuz niteliği taşımaktadır.
Pir Ali Kaya Bu çalışmada eşitlik kavramı üzerinde durulmuş ve eşitlik ilkesinin İş Hukuku’ndaki yeri Avrupa Birliği ve Türk İş Hukuku’ndaki uygulamasıyla somutlaştırılmaya çalışılmıştır. Çalışmada eşitlik ilkesi üç bölüm altında etraflıca ele alınmıştır. İlk bölüm; Eşitlik İlkesi ile İlgili Kavramsal Çerçeve başlığı altında eşitlik kavramı ve kavramla adalet, ahlak, özgürlük ve siyaset ilişkilerinin yanı sıra uluslar arası belgelerde eşitlik ilkesinin incelemesi yapılmıştır. İkinci bölümde Avrupa Birliği İş Hukuku’nda Eşitlik İlkesi başlığı altında eşitlik kavramının Avrupa Birliğindeki yeri ve uygulama örnekleri verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Türk İş Hukuku’nda Eşitlik İlkesinin Yeri başlığı altında iç hukuktaki dayanakları ve yapılan düzenlemeleri ile uygulamalarına yer verilmiştir.

Ali Ayata, Murat Ercan Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri konusunda pek çok kitap yayımlanmış ve her yıl yenileri literatüre eklenmektedir. Ama araştırmalarda ihmal edilen konu Avrupa Birliği’nin hangi teori üzerine kurulduğu ve nasıl gelişip şekilleneceği üzerine yeterince incelenmemesi, daha kötüsü akademik ilginin zayıflığıdır. Yapılan araştırmalarda, Avrupa Birliği’nin ne anlama geldiği bilinmeden, direkt AET başvurusu ve onu izleyen Ankara Anlaşması ayrıntılı olarak hikâye edilmektedir. Avrupa Birliği’nin bu şekilde analiz edilmesi, bilim dünyasına nasıl bir katkı sağlayacaktır? Ankara Anlaşması analiz edilirken “Neye hazırlık? Neye geçiş? Nasıl bir birliğe üye olacağız?” bu soruların yanıtını bulmadan, konu ile ilgili alana ve kamuoyuna katkı sağlamak mümkün müdür? Kuşkusuz hayır. Bu kitap, Avrupa Birliği ve Türkiye ile ilişkileri konusundaki zayıflığı az da olsa giderebilmek amacıyla, alanında uzman değişik akademisyenleri bir araya getirmiştir. Avrupa Birliği ve Türkiye ile İlişkileri isimli kitapta iki ana konu üzerinde durulmaktadır. Bunlardan birincisi Avrupa Biriliği’dir. Avrupa Birliği kapsamında birliğin tarihçesi, genişleme süreci, anayasası, para ve ekonomi politikaları ve bölgesel politikaları analiz edilmektedir. İkincisi ise Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileridir. Burada da Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerinin teorik alt yapısı, tarihçesi, müzakere süreci, ilişkiler kapsamında yaşanan sorunlar ve son dönem Türkiye AB ilişkilerinin seyri irdelenmektedir.
Mehlika Özlem Ultan Yasa dışı göç konusu, Avrupa Birliği ve Türkiye gündeminde geniş bir yer kaplamaktadır. Yapılan göçlerin engellenmesi aşamasında izlenen politikalar da çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışma, konuya Avrupa Birliği'nin bakış açısıyla bakarken; uygulamada İspanya, İtalya ve Yunanistan olmak üzere üç Akdeniz ülkesinin denizden gelen yasa dışı göçlerle nasıl mücadele ettiğini açıklamaya çalışmaktadır. Yasa dışı göçlere yönelik siyasi, ekonomik ve sosyokültürel boyutların değerlendirildiği bu çalışma; hem yasa dışı göçün önlenmesine yönelik hangi politikalar izlenmesi gerektiğini vurgulaması sebebiyle hem de yasa dışı göçün güvenlik konusuyla nasıl ilişkilendirildiğinin anlaşılması amacıyla önem teşkil etmektedir.
Eser, yasa dışı göç alanında mevcut bilgileri ortaya koyarak, konunun arka plana atılmış yönlerini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Çalışmanın, Avrupa Birliği yasa dışı göç politikasını anlamak isteyenlerin yanı sıra, soruna yönelik geliştirilen çözüm önerilerini merak edenlerin de ilgisini çekeceği düşünülmektedir.
Türkan Yıldırım, Hasan Hüseyin Yıldırım Günümüzde eriştiği merhaleye bir genişleme ve derinleşme süreci sonucunda ulaşan
Avrupa Birliği (AB), 1950'lerde temellerinin atılmasından bu yana yetkilerinin kapsamını,
sağlık ve sağlık politikaları dahil sosyal politika alanlarını da kapsayacak biçimde
gittikçe artan bir ivmeyle genişletmeye devam etmektedir. Özünde ekonomik
entegrasyon merkezli bir bütünleşme süreci yaşayan AB, özellikle "yayılma etkisi"
ile sosyal sektörleri de etkiler ve kapsar duruma gelmiştir. Üye ve aday ülkelerin
diğer alanlara ek olarak sağlık ve sağlık politikalarını, AB'nin dinamiklerinden muaf
tutması mümkün değildir. Sağlık sektörü ülkelerin gerek adaylık, gerek katılım müzakereleri ve gerekse de katılım süreci ile birlikte, doğrudan ve dolaylı olarak etkilendiği ve uyumlaşma ve yakınlaşma göstermesi gereken alanlardan birisidir.
Uğur Burç YILDIZ Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) aday ülke ilan edildiği 1999 yılındaki tarihi Helsinki Zirvesi sonrasında, AB alanında çeşitli üniversitelerde birçok yüksek lisans ve doktora programı açılmıştır. Bu alanda lisansüstü öğrenim gören akademisyen adaylarının en önemli çalışma alanlarından biri, AB’nin dış ilişkileri olmuştur. Yine aynı yıllarda AB’nin dış ilişkileri ile ilgili birçok kitap ve makale, akademisyenler ve araştırmacılar tarafından yayınlanmıştır. Hazırlanan tezlerde, yayınlanan kitap ve makalelerde genel olarak AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile Avrupa Komşuluk Politikası’na odaklanılmıştır. Bu kitapta, daha önce hakkında çok fazla çalışma yapılmış olan bu konuların ötesine geçilmek istenmiştir. Dolayısıyla, kitapta AB’nin bölgesel politikaları, bölgeler ile olan genel ilişkileri ve uluslararası aktörler ile ilişkileri konularındaki makaleler bir araya getirilmiştir. Neticede, bu kitap literatüre önemli bir katkı sağlayacak niteliktedir.
Arif Köktaş Avrupa Birliğinde İşçilerin Serbest Dolaşım Hakkı ve Türk Vatandaşlarının Durumu adlı kitap, aynı adla tamamlanan yazarın doktora çalışmasına ve AB üyesi devletlerde yaşayan Türk vatandaşlarının serbest dolaşım hakları konusundaki çalışmalarına dayanmaktadır. Kitapta genel olarak; AB’nin kurumsal yapısı, Hukuku ve Türkiye ilişkileri ele alınmıştır.
Selim Coşkun - Münir Tireli

Yoksulluk ve daha doğru bir deyişle kaynak ve imkânların eşitsiz dağılımı belki de dünyamızın en önemli sorunudur. Dünyada terör ve muhtemel çevre felaketleri dâhil pek çok sorunun altında adaletsiz kaynak paylaşımının büyük payının olduğunu söylemek yanlış olmaz. Günümüzde, yoksulluk, yalnızca gelir ve tüketimden yoksun olma olarak tanımlanamakta, hayatın her alanını kapsayan bir olgu olarak ele alınmaktadır. Bununla doğrudan ilişkili olarak yoksullukla mücadele stratejileri de sadece ekonomik imkânların genişletilmesini değil hayatın her alanında seçeneklerin artırılmasını hedeflemektedir.


Dr. Selim Coşkun ve Münir Tireli, bu kitaplarında, Avrupa Birliğinde uygulanan yoksullukla mücadele yöntemlerini, farklı refah devleti gelenekleri ve mevcut sosyal politikalarının evrimi çerçevesinde incelemekte; nihayetinde AB tarafından ortaya konulan Açık Eşgüdüm Yöntemi’ni irdelemektedirler. Bu çalışmada, ayrıca, Avrupa Birliğinde uygulanan yoksullukla mücadele stratejileri ortaya konulurken; bu stratejiler ile Türkiye ve dünyada uygulana gelen sosyal politikalar arasındaki benzeşim ve farklılıklar da analitik bir biçimde yansıtılmaktadır.

Ramazan Gökbunar - Halit Yanıkkaya - Serkan Cura

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi, genellikle küreselleşme yönünde yaşanması istenen köklü değişimlerin temel referansı olarak görülmektedir. Dünyanın demokrasi ve refah alanı, ekonomik ve siyasi bütünleşmenin en üst düzeyi olmasının yanı sıra; rekabet gücü azalan, hantallaşan, yaşlanan ve geleceğine ilişkin soru işaretleri giderek artan AB’ye Türkiye’nin yeni açılımlar ve dinamizm getireceği öngörülebilir bir gerçektir.


AB’nin Türkiye’ye yönelik önyargılardan kurtulması ve çifte standart uygulamalardan vazgeçmesi gerekmektedir. Kamuyounda algılandığı şekliyle ülkemize yapıldığı öne sürülen haksızlıklar, içerde AB karşıtlarının elini güçlendirmektedir. Halen AB ülkelerini ülkemizden her konuda talepte bulunmaya iten temel neden Türkiye'de 1960'lardan beri oluşturulmuş alternatifsiz AB üyeliği politikasıdır. Dolayısıyla, Türkiye’nin diğer olası alternatifleri değerlendirmesi ve uygun stratejileri de geliştirmesi gerekir. Fakat Türkiye, değişen dünyaya ve yeni döneme özgü adımlar atmayı mutlaka sürdürmeli; ileriye dönük, akılcı ve aydınlanmasını gerçekleştirmiş rasyonel bir toplum olarak uluslararası ilişkilere entegre olmuş bir düzene girmelidir. Türkiye’yi 21. yüzyıla, bölgesinde ve dünya dinamiğinde etkin bir “dünya devleti” olarak taşımak ve bu amaca yönelik politikalar üreterek, bunları uygulamaya koymak temel hedef olmalıdır.

Haşim Türker İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın iktisadi, siyasi ve askeri anlamdaki bütünleşme gayretleri ancak Soğuk Savaş sonrasında ivme kazanabilmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile ABD’nin tek başına dünya düzenini belirleyen dev bir güç olarak ortaya çıkması, AB’nin çok taraflı bir dünya oluşturma gayreti içine girmesine ve Avrupa bütünleşmesinin özellikle siyasi, askeri manada da gelişmesinin bir öncelik olarak belirmesine yol açmıştır. Bu çerçevede önce siyasi birliğin sağlanması için faaliyetlerde bulunulmuş, buna paralel olarak siyasi iradeyi destekleyebilecek bir askeri gücün oluşturulması için çaba sarf edilmiştir. Bu çabaların bir sonucu olarak Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) adı altında Avrupa Birliği’nin siyasi kararlarını destekleyebilecek nitelikte bir askeri gücün oluşturulmasına başlanmıştır.
Bu çalışma AB’nin bu çabasının tarihi gelişimini incelemeye gayret etmek üzere hazırlanmıştır. Bu kapsamda, AB’nin ortak güvenlik ve savunma politikasının oluşum süreci derinlemesine irdelenmiş ve bu sürecin başta dünya güvenliği olmak üzere, Türkiye’nin dış politikası ve güvenliği ile Türkiye-AB ilişkilerine etkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır.
Araştırmada yoğunlukla AB’nin AGSP kapsamındaki ortak kararları, ortak eylemleri, ortak tavırları, ortak stratejileri, Avrupa Konseyi sonuç raporları, ilerleme raporları, AB’nin antlaşmaları ve diğer resmî belgeleri temel olarak kullanılmıştır.
Remzi Koçöz Bu kitap, Avrupa'nın tarihçesinin, birlik fikrinin ve idealinin geçirmiş olduğu evrelerin, birliktelik / bütünleşme yolunda oluşturulan yapılanmaların, antlaşmaların, zirvelerin, krizlerin, ayrışmaların kronolojik bir çerçevede ve sistematik bir bağlamda okuyucuyla buluşturulmasıdır.
Avrupa'nın -en az 2000 yıllık- tarihsel gelişimine baktığımızda; uygarlıklar, savaşlar, koloniler, keşifler, buluşlar, engizisyon, yeniden doğuş, aydınlanma, reformlar ve devrimler görebiliriz.
Avrupa'nın bütünleşme / birliktelik süreci uzun bir maraton; kökleri yüzyıllar öncesine dayanmakta. Avrupalı uluslar, bir yandan yüzyıllar süren savaşlarla birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışırken diğer yandan ortak değerler yaratma ve bir üst kimlik oluşturmanın mücadelesini vermişler. 'Birleşik Avrupa' hayali / ideali, 'birlik' fikrini tetiklemiş ve 20. yüzyılın ortalarında ilk adımlar atılmıştır.
İrfan Kalaycı Dr. İrfan Kalaycı, bu çalışmasında, günümüze dek hep tartışılmış olan Türkiye'nin Avrupalı mı yoksa Orta Doğulu bir ülke mi olduğu sorusuna ekonomi-politik bir yaklaşımla yanıt aramaktadır.
Kitapta, Türkiye için “iki elbiseli” ülke tanımlaması yapılarak Türkiye'nin Avrupalılaşma süreci geçmişten geleceğe ayrıntılı olarak ve tarafsız bir gözle incelenmektedir. Yazar ayrıca, küreselleşmenin Kuzey Yarımküre'de yerleşik ülkeler eliyle yürütüldüğü gerçeğine dikkat çekerek Avrupalı Türkiye'yi ve Türkiyeli Orta Doğu'yu yakından ilgilendiren “Batılılaşma” deyimi yerine “Kuzeylileşme” deyimini önermektedir. Orta Doğu petrolleri incelenirken, petrolün uluslararası politika ve güç ilişkilerinde oynadığı rolü belirtmek için aslında “uluslararası ekonomi-politiğin kalbinin attığı yerin derin petrol kuyuları olduğu” benzetmesi yapılmıştır. Dünya ekonomisi ve politikası konusunda ise günümüzde iki kutuplu bir dünya olmayabileceğini, ancak bunun yerine petro-dolar veya petro-avro ile petrolü arz ve talep eden ülke gruplarının oluştuğu belirtilmektedir. Dr. Kalaycı, petrol zengini bu bölgede su kıtlığının yarattığı gerilime de dikkat çekmekte ve bugün için bir senaryo olmakla birlikte, bölgenin su savaşları açısından yüksek bir potansiyel taşıdığına değinmektedir. “Orta Doğu Ekonomileri ve Türkiye'nin Ülke Politikaları” başlığını taşıyan en “kritik” bölümde ise, çeşitli ölçütler kullanılarak Türkiye'nin negatif ve pozitif ayırımcılıkla yaklaşabileceği ülkeler belirleniyor. Bu çalışmada iki amaç öne çıkıyor: Birisi AB standartlarına kavuşmuş bir ülke olarak Türkiye'nin üç kıta arasındaki birleştirici özelliğini iktisadi alanda da sürdürülebileceğini ortaya koymak, ikincisi de, Türkiye'nin Orta Doğu'da Avrupalı kimliğiyle nasıl bir güç oluşturabileceğini göstermek.
Sonuç olarak kitap; küresel ekonomi, uluslararası finans, medeniyetler uzlaşması gibi konularla ilgilenen herkese büyük ölçüde yararlı olabilecek temel bir kaynak niteliğindedir.
Prof. Dr. Halil Seyidoğlu
Sabahattin Nal Son yıllarda, özellikle 90'lı yılların ortalarından bu yana, dünyanın birçok bölgesinde azınlıklara ilişkin sorunlar yaşanmaktadır. Buna bağlı olarak da bu sorunlar, uluslararası örgütler meşgul etmektedir. Aynı sorunun, Türkiye özelinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin önüne gelen davalar ve Avrupa birliği il ilişkiler bağlamında gündeme geldiği görülmektedir.
Mehmet Akif Okur-Nuri Salık İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktalarıyla büyük çatışmalar arasındaki ilişkinin tekerrür etmemesi temennisi, geçen yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanında sürekli dile getirildi. Ancak yine de, her felaketten sonra içilen “bir daha asla” yeminleriyle yeşeren umutların savaş meydanlarından yükselen alevler tarafından kül edilişi engellenemedi. Bu hazin hakikate dair hafızamız, yeni kritik eşiklere yaklaştığını gördüğümüz dünya sistemindeki dönüşümü kaygıyla izlememize yol açıyor. Suriye savaşı, yerel ve bölgesel bağlamlarının yanı sıra, bu küresel dinamiklerle etkileşimi sebebiyle de bir çağ yangını/yangınla çağ değişimi sürecinin önemli sahneleri arasına girmiş vaziyette.
Suriye devletinin iç ve dış politikasını değişik yönleriyle ele aldığımız bu çalışma, işaret ettiğimiz özel tarihsel bağlam sebebiyle yeni anlamlar kazanıyor. Kendisini, “dün”le bağlantı içinde kuran ve “yarın”ı anlamak isteyenlerin sayfaları karıştırdıkça önlerinde açılan pencereleri fark edeceklerini ümit ediyoruz.
Murat ERCAN, Zafer PEKTAŞ Balkan bölgesi, gerek coğrafi, siyasi ve ekonomik açıdan gerekse kültürel ve insani bağlar açısından uluslararası sisteme yön veren güçler tarafından sürekli kontrol altında tutulmaya çalışılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sonrası oluşan şartlar, Yugoslavya’nın kurulmasına neden olduğu gibi pek çok ulusun da bir arada tek bir çatı altında yaşamasına imkân sağlamıştır. Fakat bu şartlar, 1990 yılının bitmesiyle değişiklik göstermiş ve bu sefer de bu ulusların ayrılmasına ve parçalanmasına neden olmuştur. 1990 sonrası uluslararası sistem Yugoslavya’yı etkisi altına alarak, mikro milliyetçi akımların da etkisiyle Yugoslavya toprakları üzerinde yeni farklı devletlerin kurulmasına olanak sağlamıştır. Bu devletlerden biri olan Kosova ise bu sistemin ürünü olarak "Kosova Sorunu" adı altında Balkanların çok boyutlu sorunu niteliğini temsil eden bir öneme sahip olmuştur. Sisteme yön veren küresel güçlerin Balkanlar üzerindeki hesapları dikkate alındığında, bu sorun tüm Balkanları etkilediği gibi Kafkasya ve Orta Doğu bölgelerinin istikrarını bozma özelliğine de sahiptir. Çünkü, Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesi, Balkanlardaki sorunları çözmediği gibi, diğer bölgelerdeki sorunlara örnek olmuş, kısa vadede Gürcistan - Rusya ve Ukrayna - Rusya çatışmalarına akabinde ise Kırım’ın ilhakına giden süreçlerde adından bahsettirmiştir. Özellikle Kafkasya ve Orta Doğu bölgelerindeki başka çatışmalara emsal temsil edeceği endişesi uyandırmaktadır.
Alpaslan ÖZERDEM Adalet olmadan barış, bağışlama olmadan da adalet olamıyorsa barış da ancak istendiği taktirde sağlanabilmektedir. Birilerinin savaşı başlattığı gibi birilerinin de barışı başlatması gerekmektedir. Macar atasözünün de dediği gibi barışın boş koltuğuna şeytan oturur.
Barış inşası sadece tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmaların yapılması mıdır? Barış inşası çalışmalarının gerçek içeriği, hangi amaç ve çıkarlar için uygulanacağı ve daha da önemlisi kimin barışına öncelik verileceği konusu gözetilmemeli midir? Oysa barış inşası, barış yapmak ve barışı korumak gibi konsept ve uygulamaların yanında aslında bizlere çok daha ileriye dönük ve kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Elinizde bulundurduğunuz bu çalışma, barış inşası kapsamında kullanılan kavramlardan yola çıkarak barış inşası analizi, çatışma sonrası inşa gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmakta ve barış inşasının güvenlik ve siyasal yeniden inşa, sosyo-ekonomik yeniden inşa, savaş-sonrası adalet ve uzlaşı boyutlarını değerlendirerek literatürde çok önemli bir boşluğu kapatmaktadır. Türkiye için önemli bir konuyu akıcı bir dil ile okuyucularımızla buluşturduğumuz bu çalışma, sadece barış üzerine çalışanlar için değil, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler'e yönelik çalışma veya öğrenim yapan her kişinin kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitaptır.
İngiltere'de Coventry Üniversitesi'nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi'nin Direktörlüğünü yürüten ve aynı zamanda İngiltere merkezli Stratejik Araştırma ve Analiz Merkezi (Centre for Strategic Research and Analysis) CESRAN'ın Başkanlığını da yapan Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, 20 yılı geçen bir sürede Afganistan, Bosna-Hersek, El Salvador, Kosova, Lübnan, Liberya, Filipinler, Sierra Leone, Sri Lanka, Nijerya ve Türkiye gibi silahlı çatışmadan etkilenmiş ülkelerde çok sayıda araştırma ve uzmanlık projeleri üzerinde çalıştı. Uzmanlık alanı; barış inşası, insani yardım müdahale politikaları, afet yönetimi, güvenlik sektör reformu, eski militanların topluma kazandırılması, savaş sonrası barış ve devletin inşası olan Özerdem ayrıca dünyanın değişik yerlerinde bulunan çatışma bölgelerinde ulusal ve uluslararası kuruluşlar için de bilirkişi olarak aktif rol aldı.
Çağrı Erhan ABD, Türkiye’nin müttefiki. Bazılarına göre iki ülke arasında stratejik ittifak ilişkisi bulunuyor. Bunu stratejik ortaklık olarak adlandıranlar da var. Her ne hikmetse, Türkiye yakın tarihte en derin dış politika ve güvenlik sorunlarını bu stratejik müttefikiyle yaşamış. Bu sorunların çoğunu biliyoruz. Bazıları ise tarihin tozlu raflarında kalmış. Haşhaş Sorunu Türk-Amerikan ilişkilerinde bir döneme damgasını vurmuş ama sonradan unutulmuş konulardan biri. Beyaz Savaş, ABD’nin iç siyasi hesaplarının Türkiye ile ilişkileri nasıl zehirlediğini bütün yönleriyle gözler önüne seriyor. Anadolu’da binlerce yıldır tarımı yapılan haşhaşın Türkiye ile ABD arasında neden ve nasıl bir kriz konusuna dönüştüğünü okurken, Osmanlı’nın son yüzyılından, Atatürk döneminden ve 1970li yıllardan kesitlerle karşılaşacaksınız. ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımında geçmişten bugüne pek de değişen bir şey olmadığını gördüğünüzde ise şaşıracaksınız.
Muhittin Adıgüzel Küreselleşen dünyada bir ülkenin kalkınma ve refah düzeyi, iç dinamikler kadar dış dinamiklerce de belirlenen bir olgudur. Günümüzde, Bilgi Ekonomisi ve Küreselleşme eksenlerinde şekillenen dünya ekonomisi ve küresel rekabet ortamı içerisinde, Türkiye'nin; kalkınma ve refah hedeflerini gerçekleştirebilmesinin, sürdürülebilir bir büyümeyi sağlayabilmesinin ve başta cari açık ve işsizlik olmak üzere önemli kronik yapısal sorunlarını çözebilmesinin gerek ve zorunlu koşulu, küresel rekabet gücüne sahip bir ekonomi olmasıdır. Bu düşünce bağlamında, konunun bir proje bütünlüğü içinde çeşitli boyutları ile incelenip irdelendiği beş yıllık çalışmamızın sonuçları bu kitabımızı da kapsayan;
1. Ekonomik, Kültürel ve Politik KÜRESELLEŞME ve SONUÇLARI
2. Bilgi Toplumu ve Küreselleşme Bağlamında KÜRESEL REKABET ORTAMI
3. ULUSLARARASI REKABET GÜCÜ Belirleyici Faktörler ve Ölçülmesi, Türkiye Bağlamında Bir Değerlendirme
4. TEKNOLOJİNİN KÜRESELLEŞMESİ
5. KÜRESEL REKABET GÜCÜ Türkiye için Sistematik ve Eklektik Bir Yaklaşım
6. TÜRKİYE EKONOMİSİ VE STRATEJİK DÖNÜŞÜMÜ
kitaplarımız ile ortaya konularak Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren ve belirleyecek önemli konularda katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
Durdu Mehmet Burak Bu eser Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesine çıkışından Birinci Dünya Savaşı öncesi, Savaş dönemi ve sonrasına kadar Osmanlı Devleti üzerinde yazılan senaryoları, oynanan oyunları ve sahneye koyan figüranları arşivlerin tozlu raflarından çıkartarak tarihi gerçekleri okuyucuya ulaştırmak için özveriyle hazırlanan bir çalışmanın ürünüdür. Batılı sömürgeci devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki gerçek niyetlerini, savaşın gizli kalmış noktalarını, işgal güçlerinin amaçsız tutumlarını, yoğun istihbarat çalışmalarını ve buna direnen kahraman Türk milletinin azmini, dirayetini, karakterini ortaya koyan gerçek bir mücadelenin safhalarını gözler önüne seren mütevazı bir bilgi yumağıdır.
Leonard J. SWIDLER, Reuven FIRESTONE, Mehmet ESGİN , Kenan ÇETİNKAYA Birlikte yaşama kültürü ve diyalog, huzurlu bir toplumun oluşmasında hayati rol oynayan olgulardır. Asırlar boyunca kendi geleneğimizde ve kültürümüzde yaşattığımız bu değerleri, yirmi birinci yüzyılda yeni okumalarla tekrar hatırlamalıyız. Bunu yaparken de birlikte yaşamanın genel esaslarından birisi olarak karşıdakini de dinlemeli ve onun da birlikte yaşama ilişkin neler düşündüğünü anlamaya çalışmalıyız.
Bu kitabı, işte bu açıdan düşünebilirsiniz. Beş farklı geçmişe sahip akademisyenin, birlikte yaşama ve diyaloğa dair kıymetli makalelerini bir araya getirdik. Katolik, Anglikan, Yahudi ve Müslüman bakış açılarıyla birlikte yaşama, önyargılar ve diyalog meselelerini ele alan elinizdeki kitap, Türkiye'deki diyalog ve birlikte yaşama kültürüne entelektüel düzeyde katkı yapmayı amaçlıyor.
Mustafa Balcıoğlu - Enver Bozkurt - M. Akif Kütükçü - Yasin Poyraz “Birgün Atatürk beni nezdlerine çağırdılar. Meseleyi bir daha izah etmemi istediler. Anlattım ve sözlerimi şöyle tamamladım:



-         Paşam, La Haye Adalet Divanına gidelim. Kimin haklı olduğu orada meydana çıksın. Ben hakkımızdan eminim. Müsaade ederseniz davamızı ben müdafaa edeyim. Kaybedersem memlekete bir daha dönmem. Fakat Kazanacağız. Hem Adalet Divanı önüne gitmeden Fransızların dediğini yapacak olursak Fransız devletinin tehditleri karşısında boyun eğmiş olacağız. Bu da onlara diğer meselelerde aynı tehditleri öne sürmek cesaretini verecektir. Hâlbuki La Haye Divanı’na gidersek davayı kaybetsek dahi şeref ve haysiyetimiz zedelenmez. Zira milletlerarası bir mahkemenin hükmüne uymak şerefsizlik değil bilakis büyük şereftir.



Bu sözler üzerine Atatürk bana:


-    Güle güle git. Kazanacaksın. Kazanamasan da memleket seni bağrına basacaktır, dedi.”


 


Mahmut Esat BOZKURT

Feriştah Yılmaz Avrupa Birliği'nin Schengen sonrası sınırlarında artan sorunlara karşı bir önlem olarak geliştirdiği Bütünleşik Sınır Yönetimi modeli, Avrupa Birliği'nin Genişleme Politikası ile aday ülke konumunda olan ve Balkanlar sınırının en doğusunda bulunan Türkiye'yi de etkilemiştir. Kitapta Avrupa Birliği'nde değişen güvenlik yaklaşımının sınırlar üzerinde etkisi Avrupa Birliği'nin dış güvenliğe dair politikaları çerçevesinde değerlendirilerek bütünleşik sınır yönetimini hazırlayan süreç Avrupa Konseyi'nin anlaşmaları ve zirveleri çerçevesinde temellendirilmektedir. Küreselleşme sonrası güvenlik sorunlarının etki alanının genişlemesi, güvenli ve serbest dolaşımın Avrupa Birliği üye ülkelerinde yayılmasının sağlanması ve güvenlik konusunda tüm ülkelerin ortaklaşa bütünleşik bir model oluşturması amacıyla oluşturulan Bütünleşik sınır yönetiminin temeli, şartları ve kuralları detaylı bir şekilde açıklanmaktadır. Avrupa Birliği'nin dış güvenlik hakkındaki kararlarının transit ülke konumda bulunan Türkiye üzerindeki etkisi sınırla ilgili alınan kararlar, değişen kurumlar ve devam eden süreç çerçevesinde ele alınmaktadır. Özellikle Türkiye'nin mevcut mevzuatı sınır çerçevesinde ele alınmakta, sınırdaki aktörler, roller ve sorumluluklar belirlenerek ideal sınır yönetimine dair tespit ve öneriler belirlenerek bir çerçeve çizilmektedir. Bu kitabın Avrupa Birliği sınırları ve bir sınır yönetim modeli olarak Bütünleşik Sınır Yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak isteyen ve bu konuda çalışmak isteyen kişiler için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.

Nasuh Uslu Çeyrek asrı aşan bir çabanın ürünü olan bu kitap, yaklaşık yetmiş yıldır Türk dış politikasının en önemli boyutunu oluşturan Türk-Amerikan ilişkilerini bütün yönleriyle ve tarihsel gelişimi bağlamında masaya yatırmaktadır. Genel olarak Türk dış politikasıyla, özel olarak da Türk-Amerikan ilişkileriyle ilgilenenler açısından başucu niteliğinde bir eserdir. Uluslararası ilişkiler alanında eğitim alan lisans ve lisansüstü öğrenciler eserde derslerinde ve araştırmalarında faydalanacakları çok şey bulacaktır. Türk dış politikası ve dış politika analizi uzmanları açısından da eser, her zaman ihtiyaç duyabilecekleri faydalı bir referans niteliğindedir.
Kitapta Türk-Amerikan ilişkileri teorik bir tabana oturtularak analiz edilmiş ve sonuçları da teorik çerçevede değerlendirilmiştir. İlişkiler tematik ve kronolojik olarak ele alınırken şu konulara yer verilmiştir: ittifak ilişkisinin başlangıcını oluşturan Truman Doktrini, 1950'lerde Orta Doğu'da Bağdat Paktı ve diğer gelişmeler çerçevesinde yoğun iş birliği, Türkiye'nin ABD'yle ittifak ilişkisinden dolayı dâhil olduğu Küba Krizi ve bu durumun ilişkilere yansıması, 1960-1980 döneminde askerî ilişkilerde yaşanan sorunlar, 1960'ların sonunda ve 1970'lerde ilişkileri gereksiz yere sıkıntıya sokan haşhaş sorunu, Kıbrıs sorunu bağlamında yaşanan askerî ambargo sarsıntısı, Özal Dönemi'nde ilişkilerde sıkıntılı canlanma, 1990'larda Irak sorunu ve Çekiç Güç çerçevesinde zemini gevşeyen ilişkiler, Soğuk Savaş sonrasında ilişkilerin yeni ortamı ve sorunları, Ak Parti Dönemi'nde Orta Doğu'da dibe doğru çekilen ilişkiler, yine bu dönemde ilişkileri etkileyen faktörler ve ilişkilerin genel gidişatı.
Murat Ercan Geçmişten günümüze Türk dış politikası, gerçekleşen küresel önemdeki olaylara ve hızla değişen koşullara paralel olarak, sahip olduğu yeni anlayış çerçevesinde sürekli olarak tartışıla gelmektedir. Özellikle Soğuk Savaş sonrası döneme kadar, Türk dış politikası içe kapalı bir seyir izlemiştir. Bu süreçte Türk karar vericileri; terör, Kürt, Kıbrıs ve Ermeni sorunları gibi temel çatışmaları çözüme kavuşturmak için uğraşmışlardır. 2000’li yıllarda Türkiye, coğrafî, siyasî, ekonomik ve kültürel anlamda çok boyutlu jeopolitik konumu sebebiyle; bölge-merkezli çok yönlü bir dış politika izleyecek güçlü bir ülke olma imkânı yakalamıştır. Çünkü Türkiye Balkanlar, Kafkasya ve Orta-Asya stratejik koridoru vasıtasıyla Asya-Pasifik Bölgesi’ne siyasî ve ekonomik olarak uzanabilecek büyük bir hinterlanda sahiptir. “Değişen Dünyada Türk Dış Politikası” başlığını taşıyan bu kapsamlı çalışma, Türkiye’nin alanlarında uzman akademisyenlerini bir araya getirmiştir. Türk dış politikasını farklı açılardan yorumlayan on altı özgün makalenin yer aldığı bu eser, Türkiye’de konu ile ilgilenen tüm çevrelerin takdirini alacaktır.
İbrahim Halil Sugözü Türkiye’de iç ve dış borçlanmanını gelişimi oldukça önem taşımaktadır. Ekonomik istikrarsızlığın yoğun olarak yaşandığı ülkemizde devlet borçları ve onun sonucu olan faiz harcamaları, büyük bir kambur misali taşımak zorunda kalınan ve bir türlü azaltılmayan transfer harcaması biçimidir. Son dönemde faiz harcamaları azaltılamadığından dolayı bütçe açığı, bütçe açığından dolayı tekrar borçlanma meydana gelmektedir. Bu şekilde ortaya çıkan borç faiz kısır döngüsü bugüne kadar engellenememiştir.
Kitabın amacı Türkiye’de iç ve dış borçlanmanın nasıl bir gelişme gösterdiği, borçlanma araçlarının neler olduğu, hangi yöntemlerle borçlanmanın gerçekleştirildiği, borçlanma politikalarındaki sorunların ve borçlanmanın neler olduğunun incelenmesidir. Kitapta zaman zaman sorunların çözümüne katkıda bulunacak önermeler de yer almaktadır. Bunun yanında olağanüstü borç yönetim teknikerinden olan tahkim ve konversiyonun kavram ve çeşitleri ve Türkiye’deki uygulamaları gözden geçirilmektedir. Ayrıca uluslararası iktisadi kuruluşlardan olan IMF ve Dünya Bankası’nın amaçları, yapıları, işlevleri, işleyişleri ve Türkiye ile ilişkileri kronolojik olarak incelenmektedir.

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ

1. KISIM DEVLET BORÇLANMASI
GİRİŞ

Birinci Bölüm KAMU KESİMİ GENEL DENGESİ
A. KAMU KESİMİ GENEL DENGESİ
B. BÜTÇE
C. KAMU KESİMİ BORÇLANMA GEREĞİ
D. KAMU AÇIKLARI

İkinci Bölüm DEVLET BORÇLANMASININ NEDENLERİ VE TÜRLERİ
A. DEVLET BORÇLANMASI KAVRAMI
B. DEVLET BORÇLANMASININ NEDENLERİ
C. DEVLET BORÇLANMASININ TÜRLERİ

Üçüncü Bölüm DEVLET BORÇLANMASININ ETKİLERİ
A. DEVLET BORÇLANMASININ ETKİLERİ İLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR
B. DEVLET BORÇLANMASININ EKONOMİK ETKİLERİ
C. DEVLET BORÇLANMASININ SOSYAL ETKİLERİ 57

Dördüncü Bölüm DEVLET BORÇLARININ YÖNETİMİ
A. BORÇ YÖNETİMİ KAVRAMI VE OLAĞAN BORÇ YÖNETİMİ
B. OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ

Beşinci Bölüm DEVLET BORÇLARININ AZALTILMASI VEYA SONA ERMESİ
A. BORCUN DİREKT AZALTILMASI VEYA SONA ERDİRİLMESİ
B. ÖDEMENİN KAYNAĞI VE ÖDEME ŞEKİLLERİ
C. BORCUN DOLAYLI OLARAK AZALMASI

2. KISIM TÜRKİYE’DE İÇ VE DIŞ BORÇLANMA
GİRİŞ

Birinci Bölüm TÜRKİYE’DE İÇ BORÇLANMA SİSTEMİ
A. İÇ BORÇ KAYNAKLARI
B. İÇ BORÇLANMA ARAÇLARI
C. İÇ BORÇLANMA YÖNTEMLERİ
D. İÇ BORÇLANMA SENETLERİNİN İKİNCİL PİYASASI

İkinci Bölüm İÇ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
A. 1990 ÖNCESİ İÇ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
B. 1990-1999 DÖNEMİ İÇ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
C. 2000 SONRASI DÖNEMDE İÇ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ

Üçüncü Bölüm DIŞ BORÇLANMA
A. DIŞ BORÇLANMA KAVRAMI
B. DIŞ BORÇLANMANIN ÇEŞİTLERİ
C. KALKINMA KREDİLERİ
D. DIŞ YARDIMLAR
E. DIŞ BORÇLANMANIN KAYNAKLARI

Dördüncü Bölüm GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE VE TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ VE BORÇ KRİZİ
A. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
B. TÜRKİYE’DE DIŞ BORÇLANMANIN GELİŞİMİ
C. KÜRESEL FİNANSAL KRİZ BORÇ KRİZİ VE TÜRKİYE


3. KISIM IMF-DÜNYA BANKASI VE TÜRKİYE
GİRİŞ

Birinci Bölüm IMF (USLARARASI PARA FONU-INTERNATIONAL
MONETARY FUND)
A. IMF’NİN DOĞUŞU VE BRETTON WOODS SİSTEMİ
B. IMF’NİN AMAÇLARI
C. IMF’NİN ÖRGÜTSEL YAPISI
D. IMF’NİN FONKSİYONLARI

İkinci Bölüm TÜRKİYE IMF İLİŞKİLERİ
A. TÜRKİYE’NİN IMF’YE ÜYELİĞİ
B. IMF İLE FİNANSAL ANLAŞMALAR VE İLİŞKİLERİN GELİŞİMİ

Üçüncü Bölüm DÜNYA BANKASI (WORLD BANK)
A. DÜNYA BANKASI’NIN
B. DÜNYA BANKASI KURULUŞLARI

Dördüncü Bölüm TÜRKİYE DÜNYA BANKASI İLİŞKİLERİ
A. TÜRKİYE DÜNYA BANKASI İLİŞKİLERİ

Beşinci Bölüm IMF-DÜNYA BANKASI İLİŞKİLERİ
A. IMF-DÜNYA BANKASI KARŞILAŞTIRMASI
B. IMF-DÜNYA BANKASI İŞBİRLİĞİ
C. IMF VE DÜNYA BANKASI’NA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

KAYNAKLAR
Metin Çelik BM Şartı md. 2/1'de “Örgüt, tüm üyelerin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulmuştur” denilmektedir. Bu ifade 1945 sonrası kurulan yeni uluslararası sistemin anayasası hüviyetindeki BM Şartı'nda örgütün ve dolayısıyla uluslararası sistemin devletlerin egemen eşitliği ilkesi üzerine kurulduğunu belirtmekte, böylece egemen eşitlik ilkesi sistemin kurucu unsuru hâline gelmektedir. Ancak egemen eşitlik ilkesinin BM Şartı, uluslararası antlaşmalar ve uluslararası hukuk kararlarından müteşekkil teorik muhtevasına karşılık uluslararası pratikler aksini göstermektedir, yani ilkenin teorisi ile pratiği örtüşmemektedir. Bu teori-pratik uyuşmazlığı akla şu soruları getirmektedir:
Egemen eşitlik bir aksiyom olarak kabul edilebilir mi? Egemen eşitlik bir aksiyom ise, bu aksiyom realite tarafından kabul edilmekte midir? Yoksa egemen eşitlik aksiyomu kâğıt üzerinde kalan bir ilke olup, realitede farklı mı işliyor? Eğer ilkenin teorisi ile pratiği örtüşmüyorsa, bu ilke neden var? Neden temel uluslararası antlaşmalarda, hukuki metinlerde ve hukuk doktrininde bu ilkeden ısrarla bahsediliyor? Bir şey hem var hem de yok olamayacağına göre, o hâlde egemen eşitlik ilkesinin mahiyeti nedir?
Kitapta bu sorulara cevap aranmaktadır.
Ertan Efegil Dış politika analizi, Sayın Hocam Hasan Köni’nin bize derste söylediği gibi Napolyon’un atını rahatsız eden kıymığı bulmaya çabalamaktır. Bu örnekten yola çıkarsak, dış politika analizi, devlet adamlarının sadece stratejik beklentilerine ve bu beklentileri elde edip etmediklerine veya tarihsel bir süreç içerisinde meydana gelen gelişmelerin neden-sonuç ilişkisine bakmaz. Bu tür çalışmalar, akademik alanda, dış politika analizi olarak adlandırılmamaktadır.
Peki dış politika analizi neye bakmaktadır? Bu alan, temelde üç unsura odaklanmaktadır: Karar vericinin kendisine, karar sürecine ve kararın kendisine. O nedenle oldukça zor, karmaşık ve belirsizliklerin had safhada olduğu bir alanı incelemektedir. Bu alan, bir okyanus gibidir. Araştırmacılar ise ancak ulaşabildikleri veriler ışığında bu okyanusun bir parçasını inceleyebilmektedir.
Elinizdeki kitap, bu alana ilişkin uluslararası arenada yayımlanmış ve derslerde okutulmakta olan kitap ve makalelerden faydalanılarak kaleme alınmıştır. Kitapta, Dış Politika Analizine ilişkin, temel kavramlar (ulusal çıkar, dış politika, karar verici, ulusal güvenlik vb.) tanımlanmakta, dış politikaya ilişkin teoriler özetlenmekte (realizm, liberalizm, eleştirel, inşacı vb.), bürokratik siyaset ve sistem yaklaşımları incelenmekte ve son olarak da dış politika karar verme sürecini etkileyen faktörler (uluslararası, resmi, devlet-dışı, sosyolojik, liderlik ve psikolojik) analiz edilmektedir.
Ertan Efegil - Rıdvan Kalaycı Bu kitapta iki konu üzerinde durulmaktadır: Öncelikle dış politika analizi alanında yazılmış teorik yaklaşımlar izah edilmekte, ardından da Türk dış politikası, bu teorilerin test edilmesi için örnek olay olarak kullanılmaktadır. Bu sayede Türk dış politikasına daha farklı açılardan bakılması gerektiği işaret edilmektedir.
Kitap beş bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, dış politikanın teorileri (realizm, liberalizm bağımlılık), dış politikayı etkileyen faktörler ve karşılaştırmalı dış politika analizi; ikinci bölümde, uluslararası faktörler (uluslararası sistemin yapısı, uluslararası örgütler, enerji güvenliği ve uluslararası değerler); üçüncü bölümde, ulusal faktörler (düşünce kuruluşları, ulusal özellikler, ulusal güvenlik, sivil toplum, medya, koalisyonlar ve karar birimleri); dördüncü bölümde, liderlik ve psikolojik faktörler; son bölümde de sosyolojik faktörler (kültür, din, siyasal kültür, kimlik) irdelenmiştir.
Kitabın ikinci cildinde ise teorik anlamda eksik kalan konular ele alınmaktadır. Böylece her iki cildi okuyan bir araştırmacı, dış politika analizi üzerine ortaya konulan teorik yaklaşımlar üzerine kapsamlı bilgi edinirken Türk dış politikasının farklı açılardan analiz edilmesini gözlemlemiş olacaktır.
M. Hakan Keskin

Türkiye, yarım asırdır AB kapısında üyelik için bekliyor. 2008 Mayısında 50. yaş gününü kutlayan AB, bugün vatandaşlarına siyasi istikrar ve ekonomik refah getiren 27 üyeli önemli bir aktör haline geldi. Devlet politikası olarak benimsenen ve bugünlerde modasını yitiren bu macera inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Bu kitapta; TÜRKİYE AB ÜYESİ OLACAK MI? AB, BİZ ÜYE OLUNCAYA KADAR DAĞILACAK MI? TÜRKİYE'NİN AB'NDEN BAŞKA ALTERNATİFİ YOK MU? gibi sıkça sorulan sorulara tarafların olası kazanç ve kayıpları ile okuyucunun kendi cevaplarını vermesine imkan sağlayacak farklı bir yöntem deneniyor. AB; BİZİ ALMAZ, ÜNİTER YAPIMIZI BOZMAYA BİZİ BÖLMEYE ÇALIŞIYOR, AB HRİSTİYAN KULÜBÜ, BİZ MÜSLÜMANIZ gibi sloganlaşmış yaklaşımların ne derecede doğru olduğunu, Türkiye AB üyesi olacaksa, buna katkısı olacak unsurların, olamayacaksa engellerin neler olabileceğinin tespiti için gerekli teknik karar destek argümanları, okuyucuya, diğer AB ile ilgili kaynaklarda bulamayacakları şekilde tarafsız ve önyargısız şekilde veriliyor. ŞİMDİ N'OLACAK? BUNDAN SONRA BİZ NE YAPMALIYIZ? gibi sorulara da yanıt veren elinizdeki bu kitap, AB karşıtı kitapların enflasyonunun yaşandığı günümüzde, modasını yitirmiş gibi görünen Türkiye'nin AB üyeliği üzerine doğru sanılan yanlışlardan arınmış tespitler yapan diğerlerinden tamamen farklı bir çalışma.

Gerard Delanty Elinizdeki bu eser Doğu ve Batı’nın değişen paradigmaları bağlamında Avrupa’nın temel soru ve sorunlarına eğilmektedir. Kitabın içindeki makalelerin sosyologlar, antropologlar, felsefeciler ve tarihçilerden oluşan yazarları; Avrupa’nın Batı ile eş tutulması geleneğinin artık sorgulanması gerektiğini farklı bakış açılarından ele almaktadırlar. Bu kitap, dört tematik bölümden oluşmaktadır ve ilgilendiği temel konular Batı sonrası bir dünya, Avrupa’daki Doğu algıları ve tarihteki karşılaşmalar, Avrupa ve Asya arasında bir dünya ve Batı ve Doğu’da ötekiliktir.
Bu kitap, Avrupalılık kavramının yeni ifade ediliş biçimlerini son dönemin ‘medeniyetler çatışması’ ideolojik kavramlarına meydan okur bir biçimde inceleyerek, analizlerini Avrupa ve Asya’nın hem tarihte hem de çağdaş perspektiflerde birbirlerine nasıl karşılıklı bir şekilde bağlı olduklarına dikkat çeken en son ilmi çalışmalar üzerinden yapmaktadır. Kitapta son gelişmelerin ve değişen jeopolitik bağlamın bir sonucu olarak hem Avrupa hem de Asya’nın birçok ortak noktası olduğuna ve çatışmalardan değil, kozmopolit bağlantılardan bahsetmenin artık daha mümkün olduğuna dikkat çekilmektedir.
Bu kitap sosyoloji, Avrupa siyaseti, tarihi ve kültürel teorisi alanında çalışan öğrenciler ve araştırmacılar için çok değerli bir kaynaktır.
İdris Bal - Mustafa Çufalı Bu kitap, Türk- Ermeni ilişkilerini, Türkler ile Ermenilerin tarihte karşılaştıkları ilk günden günümüze kadar tarih, kültür, din, dil, hukuk, sosyoloji, uluslararası ilişkiler ve terör bakımından analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, 40 yazarın yeni ya da yeniden düzenlenmiş 45 yazısının bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Kitabın, Türk-Ermeni ilişkileri ile ilgilenen tüm kesimlerin çalışmalarına katkıda bulunacağına inanıyoruz.
Ali Balcı, Ali Yaman, Ayşe Aslıhan Çelenk, Britta Krause, Burhanettin Duran, Cüneyt Yenigün, Davut Dursun, Ebru Afat, Ertan Efegil, Fatih Şen, Fatih Yaşlı, Filiz Cicioğlu, Gökhan Telatar, Halil Can Emre , İbrahim Varlı , İsmail Numan Telci, Kamer Kasım, Kemal İnat, Kenan Dağcı, Kutbettin Kılıç, Leyla Melike Koçgündüz, M. Ali Akyurt, Mahmut A. Alpay, Mehmet Ali Bolat, Mehmet Dalar, Mehmet Özkan, Michael Schultze, Muhittin Ataman, Mustafa Dinçer, Mustafa Yetim, Nebi Miş, Sait Sönmez, Sibel Akgün, Şuayyip Çalış, Türkan Hançer Özkan, Ümit Hacıoğlu, Ümit Öztürk , Yaşar Sarı Dünya Çatışmaları, “Dünya Çatışma Bölgeleri” adını taşıyan ilk iki baskıdan çok daha farklı bir kitap olarak ve iki cilt halinde okurlarıyla buluşuyor. Yeni kitap çerçevesinde, Ortadoğu ve Kuzey Afrika, Kafkaslar ve Orta Asya, Avrupa, Amerika, Sahra Altı Afrika ile Doğu ve Güney Asya başlığı altındaki çatışma bölgelerine yeni makaleler eklenmek suretiyle, Çatışma Konuları başlığı altında yeni bir bölüm oluşturularak dahil edilen yazılarla toplam makale sayısı 80’e çıkmıştır. Hem yeni konuların eklenmesi hem de önceki baskılarda var olan konuların genişletilmesi, kitabın uluslararası ilişkiler literatürüne katkı konusundaki iddiasını güçlendirmiştir.
Ahmet Öztürk, Ali Balcı, Asena Boztaş, Bünyamin Bezci, Cihangir İşbilir, Cüneyt Yenigün , Çağdaş Üngör, Deniz Alca, Dietmar Fricke, Dilşad Türkmenoğlu Köse, Fatih Yaşlı, İbrahim Erdoğan, İsmail Numan Telci, Kemal İnat, Mehmet Dalar, Mehmet Öztürk, Nazire Özlem Pakhuy, Nebi Miş, Orhan Baraç, Ömer Yılmaz, Özkan Gökcan, Rasim Özgür Dönmez, Rıdvan Kalaycı, Sadık Ünay, Selman Duran, Senem Kurt Topuz, Şuayyip Çalış, Türkan Hançer Özkan, Wolfgang Gieler, Yaşar Sarı, Yıldırım Turan, Zafer Akbaş Dünya Çatışmaları kitabının elinizdeki ikinci cildinde Sahra Altı Afrika ile Doğu ve Güney Asya bölgelerindeki çatışmaların yanında terör, milliyetçi çatışmalar, fundamentalizm, yasadışı göç ve deniz haydutluğu gibi uluslararası sorunlar ile küresel ticaret ve enerji gibi alanlarda yaşanan problemlere dair çatışma konularını inceleyen makalelere yer verilmiştir. Afrika ve Asya bölgelerinde ele alınan çatışma bölgelerinin sayısı bu yeni kitapta oldukça artırılmış ve bu bölgelere ilişkin toplam 29 makale kitapta yerini almıştır. Uluslararası İlişkiler disiplininin önemli inceleme alanlarından birini oluşturan çatışma konusunda Türkiye’de yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olan Dünya Çatışmaları kitabı, alanındaki akademik eser eksikliğinin giderilmesine önemli katkıda bulunacaktır.