Sosyal Psikoloji \ 1-3
Leman Pınar Tosun Dijital sosyal ağların kişiler arası iletişiminde giderek artan bir rolü var. Bu ortam sayesinde kendimizi ne zaman istersek kolaylıkla başkalarına açabiliyoruz, kendimizi onlara dilediğimiz yönlerimizle sunabiliyoruz. İzini kaybettiğimiz arkadaşlarımızla yeniden bağ kurabiliyoruz, sosyal destek ve acil bilgi istediğimizde bazen buna en kolay ve hızlı şekilde sosyal ağlardan ulaşabiliyoruz. Öte yandan, sosyal ağlarla ilgili göz ardı edilemeyecek pek çok şikayet vardır. İddia edilir ki sosyal ağlar mahremiyetimize zarar verir ve güvenlik problemleri yaratır, kendimizi başkalarına sahte benliklerimizle aslında olmadığımız biri gibi sunmamıza sebep olur, kişiler arasındaki güven ve samimiyetin gelişemeyeceği bir ortam yaratır, depresyon ve mutsuzluk getirir... Şikayet listesi böylece uzayıp gidiyor. Kısacası, gündelik hayatımızda "iyi ki varsın sosyal medya!" nidalarını da, "olmaz olsun sosyal medya" nidalarını da sık sık duyarız.
Bu kitap, sosyal ağların bize getirdikleri ve bizden götürdükleri ile ilgili tüm bu heyecanlı tartışmaları sakin ve soğukkanlı bir zemine çekebilecek bilgileri ve görüşleri sunmak için yazıldı. Sosyal psikoloji bilimi, sosyal ağlardaki insan davranışlarını anlamada bir rehber olarak seçildi. Bu bilim, yakın bir zamana kadar genellikle yüz yüze ortamlarda yeşeren ama artık dijital ortamlarda da yeşerip sürdürülmesi pekala mümkün olan insan ilişkilerini çözümlemek için çeşitli bakış açıları sunmaktadır. Sosyal ağlardaki insan davranışlarının sosyal psikolojik bir bakış açısıyla ele alındığı çalışmaların derlendiği bu kitap, umuyorum ki okuyucuların konuyla ilgili görüşlerinin genişlemesine, anlayışlarının derinleşmesine katkı sağlayacaktır.
Beyza Boyacı, Derya Karanfil, Erkin Sarı, Esra Çebi, Fatih Mehmet Aslan, Gamze Er Vargün, Gökhan Arslantürk, Hatice Ekici, Hüseyin Çil, Meryem Şahin, Muhammed Şükrü Aydın, Özge Ünal, Tuğçe Gündüz, Ufuk Sarıgül, Yurdagül Kılınç Adanalı Gündelik hayattan siyasi meselelere, toplumsal sorunlardan bilimsel araştırmalara kadar bilinen pek çok tartışmanın bir yönüyle ahlakın sınırları içine girmesi, yalnızca bu çağa özgü değildir. Hayatın her alanına sirayet eden bu tartışmalar bilim zemininde çok disiplinliliği beraberinde getirmektedir. Bu disiplinler arasında ahlak üzerine bilimsel yazına belki de en önemli katkılardan biri, insana ve insana dair olana yönelik kuşatıcı merakıyla psikoloji biliminden gelmektedir. Psikolojinin modern bilim serüveninde gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, sosyal psikoloji, deneysel psikoloji hatta endüstri psikolojisi ve örgüt psikolojisi alt alanlarında önemli araştırmalarda izlerini bulduğumuz ahlak konusu, gün geçtikçe görünürlük kazanmakta ve ahlakın psikolojik açıdan çalışılması ilgi görmektedir. Bu bilimsel ilgiye mütevazı bir katkı sunmak ve ahlak ile ilgili çalışmaları sistematik olarak derlemek adına ortaya çıkan bu eser ile hem teorik hem de uygulamalı alanlarıyla bir ahlak psikolojisi çerçevesi tasvir edilmeye çalışılmıştır.

Robert A. Barauch Bush, Joseph P. Folger Toplumsal etkileşimin olduğu her yerde, anlaşmazlıkların olması doğal ve kaçınılmazdır. Kişiler, gruplar ve toplumlar arası anlaşmazlıklar; doğru bir biçimde yönetildiğinde gelişimin, ilerlemenin, dönüşümün, barışın ve bütünleşmenin hem enerji kaynağı hem de motoru olabilmektedir. Ancak, anlaşmazlıklar yanlış ve yıkıcı yaklaşımlarla yönetildiğinde ise; yıkımın, şiddetin, zulmün ve acının kaynağına dönüşmektedir.
Anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak, farklılığı ortadan kaldırmaktır. Doğa ve insanlık, farklılığı ve çokluğu kabul etmeyi ve anlamayı gerektirir. Farklılığı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine; onu anlamaya ve nasıl yöneteceğimizi keşfetmeye başladığımızda, yolumuz anlaşmazlıklarımızı nasıl yöneteceğimizden geçmektedir. Anlaşmazlıkları nasıl yöneteceğimiz üzerine odaklandığımızda, karşımıza en temel yaklaşım ve paradigma olan "dönüşümsel arabuluculuk" çıkmaktadır. Dönüşümsel arabuluculuğun alanyazına en önemli katkısı, anlaşmazlık çözüm sürecinin toplumsal değerlerden ve kültürden bağımsız olmadığı, ideolojimizin ve inanç tarzımızın anlaşmazlıklara ilişkin değerlendirmelerimizi, tutumlarımızı ve anlaşmazlıklarımızı ele alış tarzımızı etkilediği düşüncesidir. Yine, dönüşümsel arabuluculuğun en ayırt edici özelliği, anlaşmazlıkları yönetim sürecinin, kişileri dönüştürebileceğine, geliştirebileceğine ve güçlendirebileceğine yönelik yapıcı ve olumlu duruşudur.
Bush ve P. Folger tarafından geliştirilen "dönüşümsel arabuluculuk modeli" ülkemizde, her sene mahkemelere taşınan yüz binlerce anlaşmazlığı, çekişmeyi ve ayrışmayı yüz yüze müzakere ederek yapıcı ve barışçıl olarak çözme kapasitesini güçlendirmek için bir fırsat ve araç olacaktır. Cezalandırıcı adalet anlayışından, onarıcı adalet anlayışına dönme çabalarına ışık tutacaktır.
Bu eser, içerdiği alternatif paradigma çerçevesinde hukuk sistemimize yeni giren arabuluculuk modelinin doğru ve amacına uygun kullanılması için de referans olacak anlamlı ve önemli bir eserdir. Buna ek olarak, anlaşmazlık çözümü üzerine çalışan hukukçulara, psikologlara, psikolojik danışmanlara, eğitimcilere, psikiyatristlere ve sosyal çalışmacılara hem kuramsal anlamda hem de somut anlaşmazlıkların ve çatışmaların yapıcı ve barışçıl yönetimi konusunda yol gösterecek temel bir başvuru kaynağı olacaktır.
Beyza Boyacı, Ceren Çolak, Ece Ceren Akkaya, Eda Keser Açıkbaş, Emine Yücel, Ezgi Kaşdarma, Fatih Bayrak, Furkan Tosyalı, Hamit Coşkun, Hatice Ekici, Kenan Alparslan, Mehmet Peker, Meryem Berrin Bulut, Neslihan Nur Pehlivan, Nur Okutan, Nuri Akdoğan, Sami Çoksan “Herakleitos'un da dediği gibi tekrar yıkanamadığımız bir nehirdir yaşam: başlangıcıyla birlikte içinde bir akışı barındıran milyonlarca su taneciğinin potansiyeliyle başlayarak kendi yolunu bulan ama bu yolu bulurken etrafındaki tüm olanlarla şekillenen, onların sularıyla beslenen, coşkunca akarken envai çeşit taşı da beraberinde sürükleyen ve bir süre sonra dinginleşip çizdiği yatağında tıpkı bir insan ömrü gibi usulca akıp giden...
Damlacıkların ne olacağı ya da ne olamayacağı, neyi ne kadar yapabileceği, potansiyelini ne kadar açığa çıkaracağını belirleyecek olan, nehri besleyen kollar, nehrin yoluna çıkan taşlar ve yolda onunla olanlardır.
Tıpkı bizlerin hayatlarını şekillendiren "diğerleri” gibi. Ve bu "diğerleri" ile başlayan toplumsallaşma süreci, sosyal psikolojiye ilgiyi de beraberinde getirir. Kitap, siz değerli okurlarımıza hayatının her alanında diğerleri ile var olma yolculuğunda bize bizi ve diğerlerini anlamlandırmamıza da kılavuzluk eden sosyal psikoloji alanına farklı bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.”
Suna Tekin
Beyza Boyacı, Burcu Kömürcü Akik, Cem Güney Özveren, Erkin Sarı, Esra Çebi, Gamze Er Vargün, Gökhan Arslantürk, Gülnihal Kafa, Hüseyin Çil, Mehmet Fatih Bükün, Meryem Berrin Bulut, Meryem Şahin, Muhammed Şükrü Aydın, Nihat Durmaz, Rukiye Kızıltepe, Şeyma Begüm Harmancı, Tuğçe Göğer, Volkan Koç, Yağmur İlgün, Yeşim Dellal, Yıldız Bilge Neliğine dair felsefedeki tartışmaları nihayete ermese de psikolojinin her alanında artan bir ilgiyle karşılaşan benlik, insan davranışını anlamak için zengin bir bakış açısı sunmaktadır. Eğitimden çevreye, akıl sağlığından çalışma hayatına kadar her ortamda insanların neden ve nasıl davrandıklarını çözmeye çalışan psikologlar, benlik merkezli yaklaşımlarla alan yazına yeni açıklamalar kazandırmaktadır. Benlik, sosyal bilimlerin konuya yaklaşımları, kuramsal açıklamalar ve uygulama ana başlıkları altında yirmi bölümde ele alınarak mümkün olduğunca kapsamlı bir başvuru kitabı sunmak amaçlanmıştır. Bu çalışma, alanında ilk olma özelliğine sahip olup hem konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyen okuyucular hem de araştırmacıların faydasına sunulmuştur.
Gülsen Kozacıoğlu, Hülya Ekberzade Gördürür Ruh Sağlığı, psikolojik olarak iyi olma hâlini ya da zihinsel herhangi bir bozukluğun olmadığı durumu açıklar. Başka bir ifadeyle ruh sağlığı, uyum sağlayıcı düzeyde duygusal ve davranışsal işlevlerini sürdürebilen kişinin durumudur. Ruhsal sağlık, bireyin yaşamdan tat alabilmesini, mutlu olabilmesini ve yaşamsal faaliyetleri ile psikolojik dayanıklılığı arasında denge kurabilmesini içerir. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre ruhsal sağlık, "diğer özelliklerin yanında öznel iyi oluş, algılanan öz yeterlik, özerklik, rekabet edebilirlik, nesiller arası bağımlılık, kişinin entelektüel ve duygusal potansiyellerini gerçekleştirebilmesini" içerir. DSÖ, ayrıca, bireyin iyilik hâlinin, kabiliyetlerini gerçekleştirebilmesinin, günlük stresle baş edebilmesinin, üretken ve topluma faydalı olabilmesinin de önemli olduğunu vurgular. Özetle, kültürel farklılıklar, öznel değerlendirmeler ve birbiri ile yarışan profesyonel kuramlar ruh sağlığının nasıl tanımlandığını etkiler. İşte, bu kitap, sayılan perspektiflere duyarlı bir bakış açısıyla kaleme alınmış olup ilgili alana katkı sunma amacını gütmektedir.
Sibel Karamaraş “Söyle bana eğer söyleyebilirsen nedir cesaret?”
Milattan önce ortaya atılan bu soru, yıllar boyunca bitmeyecek argümanların başlangıç noktası olmuştur. Bugün hâlen cesaret üzerine tartışmaya devam ediyor, araştırmalar ve deneylerle cesareti anlamaya ve hatta ölçmeye çalışıyor, farklı tanımları eleştirip yeni önermeler getiriyor ve fakat hâlâ net bir tanım üzerinde anlaşamıyoruz.
Bir tarafta hiçbir silahın işlemediği Nemea aslanını öldüren Herkül'ün cesareti varken diğer tarafta yüzme bilmediği hâlde korkmadan havuza atlayan çocukları görüyoruz; bir tarafta at üstünde savaşa giden kahramanlar, diğer tarafta yüzlerce insanın ölümüne neden olan teröristler; bir tarafta başkalarının yanında kendini açmanın ve ağlamanın cesareti, diğer tarafta cesur olabilmek için beyindeki bir bölgeyi aktive etmeyen çalışan bilim insanları…

Bu kitap, her birimizin içinde gizli olan cesaretin tanımını aramak ve belki de başka tanımlar oluşturmak adına psikoloji bilimini temel alarak günlük hayattan mitolojiye, filmlerden felsefeye kadar geniş bir perspektifle cesareti ele alıyor ve cesaretin yaşamımızı nasıl etkilediğini, kendimizi ve başkalarını değerlendirmelerimizde ve hatta davranışlarımızda nasıl bir pusula rolünde olduğunu inceliyor.
Özlem Çapan Özeren 2017’de, Amerikalı oyuncu ve aktivist olan Milano’nun başlattığı #MeToo ifşa hareketi kapsamında cinsiyetçi geçmişiyle bilinen havacılık endüstrisi çalışanlarının da yer aldığı araştırmalarda üç hostesten ikisinin cinsel tacize maruz kaldığı ortaya çıktı. Buna göre havacılıkta cinsel taciz, “Kahve, çay ya da ben.” gibi şakaların ima ettiği anlayışın ortadan kaldırılması ile mümkün.
Ancak önemli bir sorun var, o da cinsiyetçi reklamlar!
Havacılıkta kullanılan reklamların çoğu, hostesler üzerinden satışı arttırmaya yönelik stratejilerin bir ürünü gibi görünüyor. Reklamlar, kültürün taşıyıcısı ve üretiminin en işlevsel propaganda aracı olarak kullanılıyor.
“O hâlde, bir yerden başlamalı!” dedim ve bir kadın, havacılık emekçisi ve bir iletişim bilimleri araştırmacısı olarak tüm dünya kadınlarının cinsel taciz mücadelesine katkıda bulunmak üzere çıktığım bu yolda, havacılıkta cinsel tacize ilişkin yaptığım araştırmanın sonuçlarını bu kitapta siz okuyucularımla paylaşmayı hedefledim.
İyi okumalar dilerim.
Tim STRANGLEMAN - Tracey WARREN - Routledge Çalışma meselesi, sosyal bilimlerin birçok alanının bir kesişme noktasını oluşturmaktadır. İktisattan, işletme yönetimine, kamu yönetiminden siyaset bilimine, insan kaynakları yönetiminden sosyal politikaya ve psikolojiye ve elbette sosyolojiye kadar birçok alan şu ya da bu şekilde, merkezi veya tali bir mesele olarak çalışma temasını içerir. Ancak öte yandan ironik bir biçimde hem sosyal bilimler içinde hem de yaşamın içinde bu denli merkezi bir tema olan çalışma genellikle kendi başına detaylı bir biçimde incelenen ve ilgi toplayan bir alan olamamıştır. Dolayısıyla bu konuyu çalışmak isteyenler için de derli toplu bir okuma metnine erişmek oldukça zordur. Bu zorluk özellikle Türkçe okuyucu için çok daha barizdir.
Çalışma sosyolojisi alanında Türkçede temel okuma metinlerinin sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı bu alanın hem öğrencileri hem de öğreticilerinin karşı karşıya bulundukları temel meselelerin başında derli toplu bir okuma metninin eksikliğidir. Bu kitap, bu alandaki eksikliği girmeye yönelik çabanın bir parçası olarak kabul edilebilir. Tim Strangleman ve Tracey Warren'in kitapları hem çok zengin bir referans tabanı sunmakta, hem bu literatürün genellikle ihmal ettiği örneğin ev işleri ve işsizlik gibi bazı konuları içermekte hem de başka bir çalışma sosyolojisi kitabında bulunması çok zor olan çalışmanın temsilleri gibi konuları içermesi ile son derece zengin bir muhteva sunmaktadır. Öte yandan kitap, bütün bölümleri aynı sistematik mantık örüntüsü ile sunarak okuyucuya konuları takip etmede kolaylık sağlamaktadır. Kitap bu özellikleriyle çalışma sosyolojisi okumak isteyen lisans ve lisansüstü düzeyindeki öğrenciler için yeni ufuklar vadediyor.
Linda Steg, Agens E. Van Den Berg, Judith I. M. De Groot Yirmi birinci yüzyılın başında kirlilik, ormanların yok edilmesi ve iklim değişikliği gibi çevresel problemlerin dünya ekosistemlerini giderek daha fazla etkilediği aşikârdır. İnsan davranışının, bu problemlerin ana sorumlularından biri olduğu görüşü artık benimsenmektedir. Çevre psikolojisi bireylerle onların yapılı ve doğal çevreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir disiplindir.
Çevre psikologları, bir yandan çevrenin insan deneyim, davranış ve sağlığına etkisini, diğer yandan da insanın çevreye etkisini (çevresel davranışı) etkileyen faktörleri incelerken çevreci davranışı artırmanın yollarını da araştırır. Çevre psikolojisinin süregelen ve giderek artan kaygısı ise, bir yandan insanların iyilik-hâlini ve yaşam kalitesini korurken, diğer yandan da çevresel problemleri geriye döndürecek şekilde insan davranışlarını değiştirmenin yollarını bulmaktır.
Kitabımızda bu konularla ilgili teori ve araştırmalar sunulmaktadır. Kitap ayrıca çevre psikolojisi alanının özellikleriyle ilgili tartışmaları ve araştırmalarda kullanılan başlıca metotları, çevresel ve çevreci davranışı etkileyen faktörleri, çevresel sürdürülebilirliği, disiplinler arası çevresel yaklaşımları, çevre politikalarının oluşturulmasını ve halkın çevre politikalarına karşı tutumlarını farklı yaklaşım açılarından irdelemektedir.
Ceren Hıdıroğlu Ongun, Derya Hasta, Duygu Güngör, E. Helin Yaban, Ebru Akün, Gökçe Karayeğen Balent, Gözde Kıral Uçar, M. Burcu Balçıklı, Markus M. Müller, Meral Gezici Yalçın, Özgen Yalçın, Pelin Karakuş Akalın Bu kitap, bilimsel bulgular ve günlük yaşamdan örnekler eşliğinde insan ve doğal çevre ilişkisi ile çevre davranışının altında yatan psikolojik etmenlere ilişkin okurlara kapsamlı bir kaynak sunmaktadır. Kitabın her bir bölümü psikolojinin farklı disiplinlerinde uzmanlaşmış yazarlarca tutarlı, akıcı ve yalın bir dille yazılmıştır.
Kitap, insan ve doğa etkileşimi ile çevre davranışına odaklanan konuları sadece psikolojik bir bakış açısıyla okura aktarmakla kalmamakta, aynı zamanda dünyayı etkisi altına alan iklim krizi ve diğer ekolojik sorunlarla doğrudan ilişkili olan çevre davranışı üzerine çarpıcı bilgiler ortaya koymakta, bazı çözüm önerileri sunmaktadır. Tüm bunlara ek olarak doğanın ve çevresel düzenlemelerin insanın psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerindeki etkileri hakkında okurda farkındalık da yaratmaktadır. Bu yönüyle kitap, yalnızca alanda çalışan uzmanların değil aynı zamanda psikolojiye ve çevre konularına ilgi duyan herkesin keyifle okuyabileceği bir kaynaktır.
Can Çalıcı, Cihat Yaşaroğlu, Erkin Sarı, Ferhat Arı, Gülten Ünal, Hilal Peker, Hüccet Vural, M. Fatih Bükün, Mert Aytaç, Musa Bozkurt, Ömer Çamur, Sebur Kapu, Üzeyir Kement İnsan ile doğal ve yapılı çevresi arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceleyen “Çevre Psikolojisi” alanında yüz yılı aşkın bir süredir çalışmalar yapılmasına rağmen söz konusu alanın bir disiplin olarak ortaya çıkması yaklaşık 60 yıldır. Çevre ile etkileşimimizde kimi zaman çevre dostu davranışlar sergilerken kimi zaman da maalesef çevreye zarar veren davranışlar sergileyebilmekteyiz. İnsan davranışının bu denli önemli olduğu bir alanda, bireylerin çevreye ilişkin davranışlarını anlamak için yine başvuracağımız en önemli disiplinlerden birisinin Çevre Psikolojisi olduğunu söyleyebiliriz.
İnsan-çevre etkileşiminde, konu alanı uzmanı olmadan da kimi zaman çevreye verdiğimiz zararı görebiliriz. Örneğin, 2019 yılından itibaren ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada da etkisini hissettiren Pandemi döneminin başlarında insanların evlerine kapanması âdeta doğanın yeniden canlanmasına neden oldu. Sokaklarda, caddelerde, daha önce yoğun insan sirkülasyonu olan yerlerde çiçekler açtığını gördük. Ancak kısıtlamanın kalkması ile birlikte doğaya çıktığımızın göstergeleri yeniden görünür olmaya başladı. Yerlere daha önceden atmayı alışkanlık (!) hâline getirdiğimiz nesnelere artık maske ve eldivenleri de kattık. Eskiden “Lütfen çöp atmayınız!” uyarılarının yanına “Lütfen maske atmayınız!” uyarıları da eklenecek gibi görünüyor. Hemen hemen çoğumuzun şahit olduğu ya da bir şekilde basından öğrendiği bu ve benzeri olaylar, insan-doğa ilişkisi hakkında ipucu vermekte ve çevreci davranışların önemini de ortaya koymaktadır.
Çevre Psikolojisine Giriş isimli bu eser; lisansüstü düzeyde araştırmalar yapan araştırmacılar, lisans ve lisansüstü düzeyde çevre ile ilgili dersleri alan öğrenciler ve insan için hayati önemi olan “çevreyi” önemseyen tüm meraklı okuyucular ve araştırmacılar için önemli bir kaynak eser olacaktır. Ayrıca bu eseri bir başlangıç olarak değerlendiriyor ve eserin alana katkı sağlayacak diğer çalışmalara vesile olacağını umut ediyoruz.
Clemens Bartollas, Frank Schmalleger Yaşı yasal limitlerin altındaki bireylerin suçlu davranışları olarak en geniş şekilde tanımlanabilecek “çocuk suçluluğu fenomeni”, ülkemiz açısından oldukça dikkate değer bir noktaya gelmektedir. Suça karışan çocuklardaki artış kadar, hakkında yasal takibata başlanan ve mahkeme süreçlerine geçiş yapan çocukların oranları ise önümüzdeki yıllara bağlı olarak korkutucu boyutlara doğru ilerlemektedir. Bu durum çocuk suçluluğunu çok boyutlu olarak ele almayı gerektirmektedir ve bu sorunu yaklaşım, müdahale ve en önemlisi de önleme açılarından en rasyonel şekilde ele almayı kaçınılmaz kılmaktadır.
Ülkemizin geleceği olan çocukları her türlü suçlu ortamlardan uzak tutmak ve suçluluğa adım atmalarına neden olan faktörleri tespit ederek müdahale etmek başta devlet mekanizması olmak üzere her kesimin temel görevlerinden biridir. Ülkemizdeki çocuk suçluluğuna bakış konusunda belli bir duyarlılığın olduğu söylenebilir; ancak çocuk suçluluğu literatürü ve çalışmaları ne yazık ki istenen boyutlarda değildir. Bu anlamda elinizdeki bu kitabın, özellikle çocuk suçluluğu literatürü açısından önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Bu kitabın diğer önemli bir katkısı ise çocuk suçluluğunu pek çok alandan ele alan çalışma ve araştırmalara ek olarak bu fenomeni kriminolojik boyutu ile de değerlendirme fırsatını sağlayacak olmasıdır. Kriminolojik teori ve yaklaşımları kapsamlı bir şekilde ele alan bu kitabın, çocuğun suçlu davranışının daha iyi anlaşılmasında katkılar sunacağı aşikârdır. Bunun yanı sıra sadece çocuk suçluluğunun anlaşılmasını değil aynı zamanda çocuk adalet sürecini, ıslah, rehabilitasyon ve topluma kazandırma gibi çok önemli konuları da ele almaktadır. Ayrıca, suç ve sapma ile ilgili literatürde oldukça eksikliğini gördüğümüz ampirik çalışmalara da teorik bir alt yapı oluşturacaktır. Böylece kendi toplumumuz ve sosyal dinamiklerimizi içeren teorik çalışmalara ihtiyacımız olduğu gerçeğine de bir başlangıç noktası olarak hizmet edeceği düşünülmektedir.
Yayınlandığı ülkede 9. Baskıya ulaşmış olan ve alanında uzman akademisyenler tarafından dilimize çevrilerek “Çocuk Suçluluğu” adı verilen bu kitabın, çocuk suçluluğu alanına hem akademik hem de pratik boyutta katkı sunacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu kitap; hukuk, adli bilimler, sosyal hizmet, psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimleri, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik gibi alanların lisans ve lisans üstü eğitimlerinde kullanılabilecek ve çocuk suçluluğu ile ilgili çalışan her kesim için bir başucu kitabı olacaktır.
Roger A. Hart Günümüzde insanların doğa ile ilişkileri dünyanın karşılaştığı en büyük sorundur ve dünyanın her yerinde genç insanlar çevresel eyleme çok büyük ilgi göstermektedir. Birçok ülke hem yurttaşların çevreyi yönetmesindeki rolü üzerinde, hem de çocukların kendilerinin ve toplumlarının geleceklerini şekillendirmeyle ilgili hakları ve sorumlulukları üzerinde köklü bir yeniden değerlendirme yapmaktadır.
Çevre eğitimiyle ilgili dünyadaki en büyük otoritelerden biri tarafından yazılmış olan bu kitap, eğer katılımları ciddi bir biçimde ele alınır ve onların gelişen kapasiteleri ve biricik güçleri dikkate alınarak planlanırsa, çocukların sürdürülebilir kalkınmada çok değerli ve uzun süren bir rol oynayabileceklerini göstermektedir. Doğrudan katılım yoluyla çocuklar gerçek bir demokrasi anlayışı ve kendilerine ait bir yeterlik ve sorumluluk duygusu geliştirebilirler. Fiziksel çevrenin planlanması, tasarımı, izlenmesi ve yönetimi çocukların katılımı açısından ideal bir alandır çünkü çocukların çevreye olan bağlılıkları çok güçlüdür.
Kitap; eğitimciler, planlamacılar ve çevreciler için çocukların katılımıyla ilgili kuram ve uygulamaları ve bunun demokrasi ve sürdürülebilir toplumlar için önemini anlatmaktadır. Çocukların toplumlarını etkileyen konulardaki sorunları tanımladıkları ve aktif biçimde eleştirel ve düşünsel katılımcılar olarak yer aldıkları gerçek katılıma vurgu yapmaktadır. “Çevre” çok geniş biçimde yorumlanmaktadır; örneğin, konut planları yapma ya da oyun parklarını tasarımlama gibi konuları içermektedir. Ayrıntılı örnek olay incelemeleri hem Kuzey'den, hem de Güney'den kent ve kırsaldaki yoksul ve orta sınıf toplumlarından örnekler sunmaktadır. Öğretmenler, grup kolaylaştırıcıları ve toplum liderleri içinse çevre projelerinde genç insanları içermede örgütleme ilkeleri, başarılı modeller, pratik teknikler ile kaynakları sunmaktadır.
Pelin DÜNDAR Kaliteli, zamanında ve uygun maliyetli sonuçlar elde edebilmenin yolu bütünün onu oluşturan parçalardan daha fazla anlam yüklü ve bir o kadar da değerli olduğunu idrak etmekten geçmektedir.
Bütünü temsil eden sinerji; nefes aldığımız her nokta da keza doğanın her kesitinde mevcuttur. Dikkatli yapılan gözlemlemeler, bileşenlerin, parçaların, unsurların hatta ve hatta canlıların birbirlerinden aldıkları güçle çok daha büyük oluşumlara zemin hazırlayabildikleri gerçeğini göstermektedir.
Çözümlerin Ortak Şifresi: Sinerji ismini verdiğim bu kitap; altı çizilen rasyonel gerçekliğe dikkatleri çekmek ve pek çok soruna çözüm getirme noktasında da sinerji olgusunun adeta ortak bir şifre vazifesi gördüğü gerçeğini, seçilen farklı konulara bağlı kavramlar ve örnekler paralelinde irdelemek gerekçesiyle yazılmıştır.
Belirlenen konuya ilişkin sinerji hususunda hassasiyet gösterilmesi gereken bazı noktalar da değişmekte hiç şüphesiz. Ancak bunları öğrenmek veya anımsamak için sayfaları çevirmek gerekmekte…
Suna Tevrüz Bir yandan değer kuramlarının, öncü kuramcıların hayatlarından kesitlerle bütünleştirilerek ve diğer yandan yazarın akademik yaşamının ve Türkiye'de yapmış olduğu uzun soluklu değer çalışmalarının soru soran ve sorduran eleştirel bakış açısıyla sunulduğu bu kitap, derin bir kavrayış sağlıyor; öğretmen ve akademisyenler için sağlam bir rehberlik ile kapı açıyor. Esasen ve sahiden her daim öğrenci kalanı içine çeken hikâyesel anlatımıyla ilham, heves, coşku ve anlam uyandıran bir bilimsel kitap.
Müge Bekman Bu kitapta, dijital medya sadece kendi ekseni içerisinde ele alınmamakta aynı zamanda iletişim alanı içerisinde bütüncül bir biçimde ne gibi teorik farklılaşmaların yaşandığı da incelenmektedir. İletişimin zaman içerisinde teknolojiyle birlikte değişen yüzü, iletişimin anlamını ve etki gücünü de radikal biçimlerde dönüştürmüştür. İletişimin hem bireysel hem de toplumsal sonuçları, meselenin dijital medyayla ilgili yanını ön plana çıkartmaktadır. Dijital mecralar ile inşa edilen iletişim kanalları, iletişim biçimlerinin farklılaşmasına, devamlılıklara ve kırılmalara neden olduğu için bu yapının içerisinde yeni kavramlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gelişmeleri kaçırma korkusu olarak tanımlanan FoMO, bir bağımlılık problemi olmakla birlikte genel olarak tüketim pratikleriyle ilişkili bir biçimde okunmaktadır. Dijitalleşme ekseninde gerçekleştirilen tüm tartışmalar, sosyal medya bağımlılığı ve gelişmeleri kaçırma korkusuyla birlikte ele alındığında kompülsif çevrim içi satın almaya katkı sağladığı görülmektedir.
Robert K. Yin Durum Çalışması Araştırması Uygulamaları, çeşitli konularda çok sayıda tanımlanmış durum çalışması uygulamalarını tartışmakta ve durum çalışması, teknik ve ilkeleri ile ilgili özel olarak seçilmiş örnekleri kapsamaktadır. Konu başlıkları; eğitim, yasal uygulamalar, halk sağlığı, ekonomik kalkınma ve mesleki eğitim gibi kurumsal ve örgütsel olguları öne çıkarmaktadır. Desenden raporlamaya uygulamalar, durum çalışması yaparken sıklıkla karşılaşılan sorunları ortaya koyarak bunlara çözümler sunmaktadır.
Durum Çalışması Araştırması Uygulamaları, durum çalışmasını kullanan farklı disiplin alanlarındaki öğrencilere ve araştırmacılara eşsiz bir kaynak sunmaktadır.
Nurten Gökalp Felsefede duygulu bir varlık olarak insanı açıklama çabaları oldukça tartışmalıdır. Zira insanın akıllı bir varlık olduğu düşüncesi her zaman önemsenmiş duyguları pek dikkate alınmamıştır. Akıl ve duygu aynı insanın iki farklı boyutu olmasına rağmen aralarındaki ilişki çoklukla bir zıtlık ilişkisi olarak değerlendirilmiştir. Oysa insan aklı da duyguları da inkâr edilemeyen bir varlıktır.
Amacı ilkçağdan günümüze felsefe tarihindeki filozofların dikkat çeken duygu görüşlerinden hareketle konuyu değerlendirmek olan bu kitapla duyguya felsefi bir bakış oluşturulması hedeflenmektedir. İnsanın duygusal boyutuna dikkat çekecek çalışmalara katkı sunması amaçlanmaktadır.
Asra Babayiğit, Buse Keskindağ, Fatma Gül Cirhinlioğlu, Füsun Gökkaya, Gönül Taşcıoğlu, Gülüşan Özgün Başıbüyük, Hasan H. Başıbüyük, Hülya Ercan, İbrahim Bahtiyar, Meryem Karaaziz, Utku Beyazıt, Zafer Cirhinlioğlu Bu kitapta duygu psikolojisinin temel kavramları, duyguların işlevleri, duygu durumlarının kaynakları ve duyguların sınıflandırılması üzerinde durulmuştur. Duyguları fark etme ve ifade etme, yaşa göre duyguların gelişimi konuları ele alınmış ve duyguların kökeni incelenmiştir. Duygular, sosyolojik bakış açısından ve kültür ile ilişkisi bağlamında değerlendirilmiştir. Kitapta; aşk, öfke, depresyon ve yas gibi bazı temel ve ikincil duygulara ise ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Fatma Gül Cirhinlioğlu Deneyimlerimize renk katan duygular, yaşamımızda çok önemli rol oynar, çünkü çok önemli işlevleri vardır. Duyguların; minimum düşünme ile hızlı bir şekilde davranmamıza yardım etmek, acil eylemler için bedenimizi hazırlamak, düşüncelerimizi etkilemek ve bizi davranışa güdülemek gibi bireysel işlevleri vardır. Duygusal ifadelerin; algılayıcı için belirli davranışları kolaylaştırmak, kişilerarası ilişkilerin doğası hakkında bilgi sağlamak, sosyal etkileşimi düzenlemek gibi kişiler arası işlevleri de bulunmaktadır. Diğer taraftan kültürel olarak biçimlenmiş duygularımız, kültürümüz tarafından tanımlanmış olan sosyal olarak uygun davranışlara yönelmemize yardım etmektedir.
Ali Serdar Yücel, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Ayça Gürkan, Ayla Taşkıran, Bülent Kılıç, Demet Akarçay, Elif Karagün, Emine Demiray, Emre Yanıkkerem, Fatma Arpacı, Fatma Tezel Şahin, Gökşen Aras, Mihalis (Michael) Kuyucu, Murat Korkmaz, Nurhayat Çelebi, Nurullah Karta, Saliha Özpınar, Seda İnan, Sevgi Özkan, Sezer Er Güneri, Şadan Tokyürek, Şebnem Aslan, Şerife Güzel, Ümran Sevil, Yavuz Taşkıran, Zeynep Kurtulmuş Şiddet günümüzde gelişmiş ya da az gelişmiş bütün ülkelerin en önemli sorunları arasındadır. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve doğaya yönelik yapılan şiddet engellenemez durumdadır. Şiddetin en önemli nedenleri arasında gösterilen eğitim, ekonomi, yönetim, algı, psikoloji, medya ve inanç kavramlarıyla ilgili sorunlar üzerine her gün yeni çalışmalar literatürde yer almakta ve yasal boyutta birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ancak teknoloji ve uzay çağını yaşadığımız bu dönemde hâlen insan­lığın çok uzun zaman önce geçmişte bırakması gereken şiddetle ilgili sorunlar artarak devam etmektedir.
Bu kitapta da, farklı açılardan şiddet boyutlarına, Türkiye ve Dünyada yaşanan şiddetin nedenlerine, geçmişten günümüze kadar olan gelişmeler ile her anlamda şiddetin yok edilmesinin nasıl sağlanacağı konularına yer verilerek, akademik çerçevede şiddet sorununa cevap aramayı amaçladık. Alanında uzmanlaşmış ve literatüre birçok eser kazandırmış akademisyenlerimizin kaleminden çıkan değerli çalışmaları siz okuyucularımızla paylaştık. Umudumuz ve hedefimiz şiddet ve şiddete neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması, bu anlamda sorun yaşayan tüm dünya insanlarına bir nebze de olsa katkı sağlamak, önerilerde bulunmak, yapılması gerekenlerin neler olduğuna değinmek ve toplumsal fayda unsurunu ortaya çıkarmaktır.
Ahmet Demirden, Buğra Sarı, Hakan Kıyıcı, Murat Tınas Terrorism studies are significant for a number of reasons. The findings can inform the policy and decision makers on multifac­eted levels, including evidence based policy, and prevention as well as rehabilitation programs. As it was observed, the following 9/11 ter­rorist attacks, states and communities tend to react ideological violence in an unstructured manner based on the common-sense perception of threats. As such, terrorism studies have considerably amplified with an objective of providing policy makers and practitioners with evidence based findings. Terrorism studies can also be described as a versatile field for collaboration among various fields, from international rela­tions to forensic psychology and public administration. In line with this understanding, the present book compromised of a number of multidisciplinary contemporary issues in terrorism studies, including (i) Anti-government extremism (AGE), (ii) Nexus between organized crime and terrorist groups, (iii) Exploitation of children by terrorist groups, (iv) Non-state actors in counter radicalization, and (v) International efforts of combatting terrorism in pandemic environment. The multidisciplinary perspective in the content of the book provides the reader with emerging issues in terrorism in a comparative framework.
Ahmet Oktan, Ahmet Talimciler, Aslı Karamollaoğlu Favaro, Canan Uluyağcı, Gülgün Meşe, Güliz Gülçin Güzelgün, Huriye Kuruoğlu, Lale Kabadayı, Mehmet Oğulcan Turan, Nesrin Kula Demir, Nevin Yıldırım Koyuncu, Zühal Çetin Özkan Erkeklerin yarattıkları ve kendilerini egemen kıldıkları hegemonik ortam, zamanla geri dönerek kendilerini ezmeye başlamıştır. Ezilen erkek ise kendi ezikliğini örtbas etmek için kadını daha çok ezmeye çalışmıştır. Günümüz erkeği, bir yandan yeni yaşam tarzının getirdiği beklentiler, öte yandan yüzyıllardır devam eden “erkek olma” kriterleri arasında sıkışıp kalmış gibidir. Toplumsal vicdanı olan bazı erkekler, yaşanan bu sıkışmışlığın farkında. Pek çok erkek ise değişimin farkında olmayıp kadın-erkek eşitliği konusunun gündeme gelmesinin ve yıllardır sürdürdükleri iktidarın sarsılmasının yegâne sebebinin yine kadınlar olduğunu düşündükleri için sözel ve/veya fiziksel şiddetin dozunu artırmaktadır. Öyle görünüyor ki erkek kimliği üzerine düşünmedikçe şiddet hikâyeleri dinlemeye, okumaya ve yazmaya devam edeceğiz. Şiddeti üreten ve uygulayan zalim rolündeki temel aktör olan erkeklere dayatılan kimliğin ciddi bir şekilde yeniden sorgulanması ve bu bağlamda, değişen şartlara göre yeniden kurgulanması gerekmektedir.
Erkeğin özgürleşmesinin, günümüz şartlarında olması gereken gerçek kimliğini sağlıklı yaşamasının yolu, şu andaki mahpusluğunun farkında olmasından geçiyor. Bu mahpusluk ise geleneksel değerlerin dayattığı erkek kimliği ile modernizmin dayattığı erkek kimliği arasında sıkışıp kalmış olmaktan kaynaklanıyor. Bu durumdan kurtulmanın yolu özgürleşmekten, özgürleşmenin yolu ise kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçiyor.
Ali Metin Büyükkarakaya, Ayşe Büşra İplikçi, Berna Aytaç, Bilgen Yazıcı, Bilgesu Atılgan, Burcu Tekeş, Burçin Akın Sarı, Çağlar Karaca, Elçin Gündoğdu Aktürk, Güler Cansu Ağören, Hasan G. Bahçekapılı, Hatice Işık, İrem Nur Özsoy, Kameray Özdemir, Merve Topcu Bulut, Metin Ege Salter, Onur Doğan, Özge Yılmaz, Özlem Ersan, Özlem Ertan Kaya, Özlem Kahraman Erkuş, Pınar Demirayak, Tuğba Uyar-Suiçmez, Yaren Emmez, Yarkın Güryol, Zuhal Yeniçeri Evrimsel psikoloji; insanların duygu, düşünce ve davranışlarını evrimsel araştırmaların ışığında inceleyen ve bu incelemeyi birçok ilgili alanın katkı ve yol göstermesi ile yapan, psikolojinin bir alt alanıdır. Bu kitapta, evrimsel psikolojinin temel konuları geniş bir yelpazede ve güncel bilimsel gelişmeler ışığında incelenerek okuyucuya genel bir çerçeve sunulması hedeflenmiştir. "Evrim nedir?" sorusu ile başlayan bu inceleme, evrimsel psikolojinin tarihi, yöntemi, temel kavramları ve güncel konuları ile ilerlemekte ve evrimsel psikolojiye eleştirel bir bakış ile tamamlanmaktadır. Kitapta ayrıca okuyucuların öğrenme deneyimlerini ilerletmelerine kolaylık sağlamak için hazırlanmış bir Türkçe-İngilizce terimler sözlüğü ve dizin de bulunmaktadır.
Aybegüm Memişoğlu-Sanlı, Buse Gönül, Ece Sağel-Çetiner, Gamze Er-Vargün, Hatice Işık, Merve Gölcük, Nur Elibol-Pekaslan, Seren Güneş, Şükran Okur-Ataş, Ümran Yüce-Selvi, Yeşim Üzümcüoğlu, Zeynep Ertekin Çocuklar, ailelerinin de parçası olduğu toplumsal hayatın içine doğarlar ve bu hayatın birer parçası olarak büyürler. Her ne kadar toplumsal sistemler yetişkin dünyasına ait ögeler gibi görünse de toplumsal hayat, çocukluktan başlayarak bireylerin hayatlarını büyük oranda etkiler, şekillendirir, düzenler ve bazen kısıtlar. Bu nedenle çocuklar, erken yaşlardan itibaren toplumsal hayatı oluşturan sistemleri, bu sistemlerin kurallarını ve etkilerini anlamaya başlarlar. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bu kitabın genel amacı; çocukların toplumsal hayat içinde var olmalarını, kendilerini toplumsal hayatın birer parçası olarak görmelerini sağlayan ve bu süreci etkileyen faktörleri gelişimsel bakış açısı ile ele almaktır. Kitap, kavramsal olarak üç ana kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, çocukları toplumsal hayatı anlamaya hazırlayan bilişsel ve sosyal temeller üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda; çocukları toplumsal hayat içinde etkileyen sosyal ve sistemsel faktörler ele alınarak olumlu davranışların gelişimi, eşitsizlik ve statü algıları, grup kimliklerinin gelişimi, ahlaki duygular, sivil katılım, meslekler, adli sistemler, trafikte çocuklar gibi kapsamlı ve birbirini tamamlayan toplumsal konulara yer verilmiştir. Son kısımda ise toplumsal hayata dair algıları etkileyen aile ve kültür gibi bağlamlar yer almaktadır. Farklı kurumlardan alanında uzman birçok akademisyeni bir araya getiren bu kitabın, başta psikoloji olmak üzere tüm sosyal bilimler için temel bir kaynak olacağı düşünülmektedir.
Abbas Türnüklü, Aysun Doğan, Demet Vural Yüzbaşı, Derya Göğebakan Yıldız, Dilek Yelda Kağnıcı, Ece Önder, F. Cansu Pala, Filiz Künüroğlu, Özlem Karaırmak, Sabahat Çiğdem Bağcı Bu kitabın amacı, çocuk ve ergenlerin göç deneyimlerini aile, akranlar ve okul gibi farklı bağlamlarda ele alarak özellikle kültüre duyarlı ve çokkültürlü eğitimi benimseyen okullardaki olumlu uygulamaları ve müdahaleleri incelemektir. Bu amaçla göçmen çocuk ve ergenlerin kültürleşme ve psiko-sosyal uyum sürecinde karşılaştıkları riskler ve koruyucu faktörler, yaşadıkları travmatik olayların etkileri, kültürleşmenin önemli yapı taşlarından birisi olan dil ve zihin gelişimi süreçleri, kültüre duyarlı okul iklimi ve çokkültürlü eğitim oluşturma konusunda öğretmenlerin ve psikolojik danışmanların rol ve sorumlulukları, okul ortamında gruplararası temasın arkadaşlık ilişkilerine olan etkisi ve göçmen çocukların yaşadıkları akademik, bilişsel, sosyal ve duygusal problemlerin önlenmesi için geliştirilen müdahale programları konuları detaylı olarak ele alınmıştır.
Kitabın ruh sağlığı uzmanlarından eğitimcilere, sosyal hizmet uzmanlarından sivil toplum kuruluşlarında çalışanlara ve akademisyenlerden öğrencilere kadar uzanan geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmesini hedefliyoruz. Göç eden veya göç etmek zorunda kalan tüm çocuklara faydalı olabilmemiz ümidiyle…
Abbas Türnüklü, Aysun Doğan, Derya Göğebakan Yıldız, Dilek Yelda Kağnıcı, Filiz Künüroğlu Bu kitap; kuramsal bir eser olan “Göçmen Çocuk ve Ergenler: Kültürleşme, Uyum ve Eğitim” (Nobel Yayıncılık, 2020) kitabının devamı niteliğinde, okul ve sınıf etkinliklerine odaklanan uygulamaya yönelik bir kitaptır. Kitap, göçmen öğrencilerin eğitim gördüğü okullarda görev yapan öğretmenler ve göçmen çocukların uyumu alanında çalışan akademisyenlerin katkılarıyla oluşturulan etkinliklerin ve ilgili kuramsal altyapının alanda çalışan akademisyen, öğretmen, öğrenci, psikolog, psikolojik danışman, program geliştirme ve sosyal hizmet alanında çalışan tüm uzmanlara ulaştırılması amacıyla kaleme alınmıştır. Bu amaçla ilk olarak göçmen öğrencilerin kültürleşme süreçlerini, psikolojik ve sosyokültürel uyumlarını etkileyen faktörler, göçmen öğrencilerin Türkiye'deki eğitim yaşantıları, göçmen çocukların ve ergenlerin arkadaşlık ilişkileri, okul temelli gruplar arası temas kuramı ele alınmış, ardından toplumsal bütünleşmeyi hedefleyen okul ve sınıf temelli etkinlikler sunulmuştur.

Bernard A. Nijstad İnsanlar, yaşamın her alanında, grup ortamlarında etkileşime girmekte ve performans göstermektedir. Organizasyonlar ve işletmeler, gruplar ve takımlar etrafında giderek daha fazla yapılanmaktadır. Her gün aileler, arkadaşlık grupları, toplumlar ve spor takımı gibi gruplar hâlinde, kararlar almak ve planlar yapmak, problemleri çözmek, fiziksel işler yapmak, yaratıcı fikirler üretmek ve daha fazlası için çalışıyoruz.
Grup Performansı, grupların performansına ilişkin mevcut sosyal psikolojik kuramları ve bulguları özetlemektedir. Bu kitap, grup etkileşimini ve gelişimini çevreleyen temel kuramları incelemektedir ve grupların, üyelerini nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Bernard Nijstad, bu konuları, fiziksel işler, düşünce üretimi ve beyin fırtınası, karar verme, problem çözme, muhakeme ve tahminde bulunma gibi grupların gerçekleştirebileceği pek çok farklı görevle ilgili olarak ele almaktadır. Son olarak kitap, takım çalışmasının derin bir tartışması ve grupların etkileşime girdiği ve performans gösterdiği bağlam ile tamamlanmaktadır.
Grup üyeleri, grup görevi, etkileşim süreçleri ve bağlam arasındaki karşılıklı ilişkilere vurgu yaparak bütüncül bir yaklaşım sunan; sosyal psikoloji kuram ve araştırmalarına modern bir bakış açışı getiren bu kitap; lisans, lisansüstü öğrencileri ve sosyal psikoloji, örgütsel davranış ve işletme alanlarında araştırma yapanlar için oldukça yararlı olacaktır.
Bernard Nijstad, bu alanın “genç aslanlarından” biridir ve kitabın kapsamı içinde yer alan birçok konuya çok önemli katkılarda bulunmuştur. Grup Performansı, kavramsal ve deneysel materyali iyi bir şekilde ele almakta ve grup içindeki ve gruplar arasındaki davranış psikolojisine ilişkin son zamanlarda bildiklerimizin neler olduğu konusunda okuyucuda çok iyi bir izlenim bırakmaktadır. Genel olarak, alana mükemmel bir giriş…
R. Scott Tindale, Loyola Üniversitesi, Chicago, ABD
Parlak ve hevesli bir araştırmacı olan Bernard Nijstad, sosyal psikolojinin heyecan verici bir alanında kapsayıcı ve modern bir yaklaşım sunmaktadır. Bu kitap, klasikler arasındaki yerini alacaktır. Son sayfasına kadar kitabı elimden düşüremedim. Kesinlikle tavsiye ederim.
Andreas Mojzisch, Göttingen Üniversitesi, Psikoloji Enstitüsü, Almanya
Profesör Nijstad, grup performansı konusundaki klasik ve güncel araştırmaları harmanlayarak harika bir iş yapmıştır. Ben, Nijstad'ın alanyazını, organize ve usta bir şekilde aktarma becerisinden özellikle etkilendim. Nijstad'ın bu çalışmaya yönelik hevesi, konuyu ilk defa okuyacak öğrencilerde yeni bir heyecan yaratmaya yardımcı olacaktır.
Robert B. Lount, Jr., Ohio State Üniversitesi, ABD
Claude Steiner - Muzaffer Şahin KİMSE MASUM DEĞİL:
Bu kitapta ülkeler arasında, politika arenasında, kurumlar arasında, eşler arasında, ebeveynler ve çocuklar arasında, kardeşler arasında, gelin kaynana arasında, öğretmen öğrenci, işçi patron, amir memur arasında her alanda oynanan güç oyunlarının nasıl oynandığına ilişkin örnekler göreceksiniz. Sıradan insanların (bizlerin) güç oyunlarına nasıl başvurduğunu, bizimle başkalarının nasıl güç oyunları oynadığını, güç oyunlarının yerine iş birliğinin nasıl konabileceğini herkesin anlayabileceği bir dille, örnek olaylarla sunulan bu kitaptan herkesin, hepimizin çok yararlanacağını düşünüyoruz.
Jan Warner Günden Güne Yas: Kayıplarla Yaşamak İçin Basit Uygulamalar ve Günlük Rehberlik, yasın değişken doğasını anlayabilmek ve nihayetinde “Yasa Fısıldayan Kişi” olabilmek için size 52 haftalık bir serüvende eşlik edecek.
YAS DOĞRUSAL DEĞİLDİR.
YASIN BİR STANDARDI YOKTUR.
HER İNSAN İÇİN FARKLIDIR.
Bu kitap sizi yasla ilgili her hafta, içerdiği alıntılarla farklı bir tema üzerinde düşünmeye davet ediyor. Her bir alıntı, söz konusu temayı çeşitli açılardan incelemenize yardımcı olmayı amaçlıyor.
BU, SİZİN YAS KİTABINIZDIR VE ONU KULLANMANIN DOĞRU YA DA YANLIŞ BİR YOLU YOKTUR.
• Sırayla her gün bir alıntı kullanarak 1. haftadan başlayıp 52. haftada bitirebilirsiniz.
• Kitabı karıştırabilir ve istediğiniz yerden başlayabilirsiniz.
• Bir hafta boyunca tek bir tema üzerinde durabilir ya da içinde gezinebilirsiniz.
• Bir temaya veya alıntıya birçok kez dönebilirsiniz.
• Eğer bir şeyin yararlı olduğunu düşünürseniz onu kullanın. Eğer bir şey size uygun değilse başka bir şeye geçin.
Kederinizin geçeceğine hatta geçmesini isteyeceğinize dair bir söz veremem ama zamanla ve pratik yaparak kederinizin sizi tüketmek yerine ilham vermesine izin vermeyi öğreneceksiniz.
EĞER İZİN VERİRSEK SEVGİNİN ÖLÜM KARŞISINDA ZAFER KAZANACAĞINA İNANIYORUM.
Jan Warner
Adem Levent, Ahmet Karakaya, Esra Kartal Soysal, Hakan Ertin, Kasım Kücükalp, Latif Karagöz, Lütfi Sunar, Metin Özdemir, Mevlüt Göl, Olkan Senemoğlu, Şaban Ali Düzgün İnsanın mahiyetine ilişkin tasavvurlar, tarih boyunca insani eylemlerin etik. politik ve metafizik yönelimlerini tayin etmiştir. Dolayısıyla ahlaki tercihlerden toplumsal örgütlenmelere, devlet düzenlerinden eğitim sistemlerine kadar ortaya çıkan birçok yapının, insanın ne olduğu sorusuna verilen cevabın doğrudan ya da dolaylı bir tezahürü olduğu söylenebilir. Bu sebeple insanın ne olduğu sorusu, her türden alem tasavvuru için merkezi bir mahiyet arz eder. Modernite. insanın mahiyetine dair klasik tasavvurları radikal bir şekilde dönüştürerek insanlık tarihindeki en önemli kırılmalardan birini ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple modern döneme ilişkin doğru kavrayışa ulaşmanın bir yolu. insan tasavvurunun bu dönemde geçirdiği dönüşümleri tespit ve analiz etmekten geçer.
Bu kitapta ağırlıklı olarak insanın mahiyetine dair, modern Batı düşüncesindeki tartışmalar ele alınmakta; çeşitli ilmi disiplinlerin oluşumunda ve dönüşümünde bu alanlardaki farklı insan tanımlarının etkisi değerlendirilmektedir. Ayrıca kitap, modernlikle birlikte ortaya çıkan dönüşümlerin islam dünyasındaki insan tasavvurlarını nasıl etkilediği sorusuna cevap sağlayacak şekilde, çağdaş İslam düşüncesinde yer alan çeşitli tartışmalara da yer vermektedir. Bu sayede okuyucular, köklü bir biçimde değişen evren ve insan tasavvurunun eş düzeyli ve eş zamanlı etkilerini takip etme imkanı bulacaklardır.
Aşkın Keser, Selver Yıldız Bağdoğan Bu kitapta, bireyin yaşadığı iş stresi tüm yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır. İş stresi kaynakları, geleneksel ve güncel iş stresi kaynakları şeklinde açıklanmıştır. Bu ayrım, çalışmamızı diğer çalışmalardan ayıran önemli bir özelliktir. Evden çalışmanın sebep olduğu stres faktörleri, iş stresinin birey ve örgüt üzerindeki etkileri ve mücadele biçimleri de anlatılmaya çalışılmıştır. Kitap aynı zamanda iş yaşamındaki strese yönelik farkındalık oluşturma hedefini gütmektedir. Kitapta yer alan öneriler, bireylerin farklılıkları da göz önünde bulundurularak çeşitlendirilmeye çalışılmıştır.
“Stresle yaşamak gerek.” gerçeğinden yola çıkarak kitabın okuyuculara katkı sağlaması dileğimizle...
Ayşe Şahin, Beyza Nur Buyrucu, Gökhan Arslantürk, Hüseyin Çil, İbrahim Nacak, İbrahim Uslu, Mehmet Burak Acar, Meliha Senem Duran, Meryem Karacan, Sabire Merve Bıçakcı, Seval Yücetürk, Sinem Yaşar Sarı, Ş. Dilara Özdemir, Tevfik Çalkayak, Tuğba Batmaz, Yasemin Demirel, Zeynep Mete, Zeynep Noyan “Kötülük endüstrisinin güçlü olduğu bir dünyada, iyiliğin hayatiyet bulması çoğu zaman meşakkatli bir yolcuğun sonucunda mümkündür. Günümüz iletişim dünyasında gündemimizi meşgul eden olaylar, kötülüğün sıradan ve iyiliğin ise hayret verici olduğunu gösteriyor. Çünkü modern zamanların yarattığı bireyci kişilik, iyilik değerini “kendine iyilik” formuna indirgediği için bireysel menfaatlerden feragat etmek nadiren karşılaşılabilecek bir durum olmaktadır. Dolayısıyla iyi insanlar, konfor akıntısının tersine yüzmeye çalışan iradeleri ve şahsiyetleriyle hayat bulmaktadır.
İyi İnsanlar Ansiklopedisi; bir grup genç bilim insanının, iyiliğin hayat bulduğu örneklerin peşinde gittiği mütevazı bir girişimin iddialı bir çıktısıdır. İyi bir insan olmanın nasıl bir deneyim olduğunu anlamak, bu deneyimlerin sosyal ve psikolojik bağlamlarını keşfetmek ve bunu ilmî bir çerçevede ortaya koymak bu eserin temel motivasyonu olmuştur. Ayrıca iyi insanların hayat hikâyelerini sadece haber değeriyle aktarmaktan ziyade bunu metodolojik usulle gerçekleştirerek iyiliğin toplumsallaşmasına dair bilimsel bir gayreti ortaya koymuştur. Nihayetinde eser, okuyuculara karınca misali ateşe su taşıyor izlenimi verebilir. Fakat bu inanca sahip olanlar olmasaydı, ateşin/kötülüğün sönme ihtimali hiç olmayacaktı”.
İbrahim Nacak
Gökhan Arslantürk İyilik ve kötülük… Antikçağdan günümüze değin sanattan edebiyata, felsefeden gündelik dile pek çok alanda tezahür eden bu karşıtlık, nesnel gerçekliği ile gündemimizde pek az yer alır. “İyi” ve “kötü” kavramları çoğu zaman sosyal ilişkilerimizi değerlendirdiğimiz kullanışlı kategorilerdir. Bazen de hayatı anlamlandırırken müracaat ettiğimiz işlevsel kalıplardır. Filmlerin, romanların ya da diğer sanatsal kurguların tanıtım sloganlarında varoluşun “iyinin ve kötünün bitmek bilmez mücadelesi” olarak betimlendiği kulağımıza çalınmıştır. Bununla birlikte iyiliğin ve kötülüğün mahiyetini, nedenlerini ve sonuçlarını anlama çabası tüm bunların ötesinde konumlanır. İşte bu anlama çabasının izinde elinizdeki kitapta, iyilik ve kötülük olguları psikoloji bakış açısıyla irdelenmiştir.
İlk olarak felsefede iyiliğin ve kötülüğün nasıl ele alındığına değinilmiş, ikinci ve üçüncü bölümlerde ise iyilik ve kötülük olguları ayrı ayrı ele alınmıştır. İzleyen bölümlerde gelişim penceresinden iyilik ve kötülüğe bakılmış, akabinde din ile iyilik ve kötülük arasındaki ilişki sosyal psikoloji çalışmaları gözünden mercek altına alınmıştır. Böylelikle “İyilik nedir ya da ne iyiliktir?”; “İyilik nasıl ortaya çıkar?”; “Neler iyiliği kolaylaştırır, artırır, görünür kılar?”; “Kötülük nedir ya da neler kötülüktür?”; “Kötülük nasıl azaltılabilir, önlenebilir?” gibi sorulara karşılık olarak kuramsal açıklamalara ve psikoloji araştırmalarından elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Bu kitap, özetle, iyiliği ve kötülüğü anlama gayreti içindeki herkes için bilimsel bir resim sunmaktadır.
Barışhan Erdoğan, Başak İnce, Can Çalıcı, Cemre Gunes Vautier, Doğa Eroğlu-Şah, Ezgi Ildırım, Gizem Hüroğlu, Özge Akgül, Özge Sarıot, Özgün Özakay, Özlem Tuzcu, Sinem Cankardaş, Umut Şah Kadınların ortalama yaşam beklentisi daha uzun olmasına rağmen yapılan çalışmalar, paradoksal olarak kadınların psikolojik ve fiziksel sağlıklarının erkeklere göre daha kötü olduğunu ve daha düşük yaşam kalitesine sahip olduklarını göstermektedir. Ruh sağlığı alanındaki çalışmalar; kadın ve erkek arasında sosyal olarak inşa edilmiş rol, sorumluluk, statü ve güç gibi farklılıkların cinsiyetler arasındaki biyolojik farklılıklarla etkileşime girerek kadınların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etki yarattığını göstermektedir. Bu kitap, cinsiyete dayalı toplumsal ve biyolojik farklılıkların kadınların ruh sağlığı üzerindeki etkisini multidisipliner bir bakış açısıyla ele almaktadır. Özellikle ruh sağlığı alanında çalışanların konuyu farklı perspektiflerden incelemelerine olanak sağlamayı hedefleyen bu kitap, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, cinsiyet temelli ayrımcılığın ruhsal bozuklukların etiyolojisinde nasıl bir rol oynadığı ele alınmaktadır. İkinci bölüm; psikolojik problemlerin tanı, değerlendirme ve belirlenmesinde toplumsal cinsiyetin etkisini tarihsel perspektiften ele alarak toplumsal cinsiyete dayalı faktörlerin klinik karar verme süreçlerine etkisini güncel literatür bağlamında değerlendirmektedir. Son olarak üçüncü bölüm, cinsiyet eşitsizliği kaynaklı olumsuz yaşam deneyimlerinin kadınların psikolojik sağlığına nasıl etki edebileceğini farklı sistemler ve bağlamlarda tartışmaktadır.
Nicole M. Else-Quest, Janet Shibley Hyde Son derece açık, kapsayıcı ve güncellenmiş içeriğiyle Kadın Psikolojisi ve Toplumsal Cinsiyet: İnsan Deneyiminin Yarısı ve Daha Fazlası isimli bu eser, feminist ve psikolojik bakış açısıyla klasik ve yakın zamandaki araştırmalara yönelik oldukça doyurucu bir inceleme sunmaktadır. Yazarlar, Nicole M. Else-Quest ve Janet Shibley Hyde, (toplumsal) cinsiyetler arasında kültürel ve biyolojik benzerlikleri ve farklılıkları incelerken bunların çoğu zaman eşitsizliğin bir sonucu olduğunu belirtirler. Kendisini kanıtlamış bu kaynak toplumsal cinsiyetin, cinsel yönelimin, etnik kökenin kesişimselliğinin dinamik etkilerinin psikoloji ve toplum bağlamında anlaşılmasına yardımcı olmak için hazırlanmıştır. Aynı zamanda popüler kültürle ilgili eleştirel düşünceyi, psikoloji biliminin bireylerin yaşamını geliştirmesini ve toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi amaçlar. Bu nedenlerle, psikolojinin yanı sıra psikoloji alanı dışındaki araştırma ve uygulama alanları için de güncel bir kaynak olmaya adaydır. Her biri kendi alanında uzman akademisyenlerin katkısıyla dilimize kazandırılan, bilimsel çalışmalara dayalı bu kitabın, açıklığı ve anlaşılırlığı sayesinde bu konularla ilgilenen tüm okuyucular için dikkate değer bir kaynak olacağını umuyoruz.
Öne çıkan konular:
• Kadın psikolojisi ve toplumsal cinsiyet üzerine güncel teorik yaklaşımlar
• Cinsiyetler arası farklılıklar, bu araştırmalara yönelik eleştiriler ve cinsiyet ayrımı içermeyen araştırma yaklaşımları
• Cinsiyet, etnik köken, sosyal sınıf ve cinsel yönelim gibi sosyal kategorilere dayalı kesişimsel yaklaşım
• İletişimde cinsiyetçi dil kullanımı
• Yaşam boyu cinsiyet gelişimi
• İş hayatında kadınlara yönelik ayrımcılık
• Davranış üzerindeki biyolojik etkiler ve ikili cinsiyet sistemine dâhil olmayan bireylerle ilgili araştırmalar
• Cinsiyetle ilişkili sağlık sorunları ve sağlık sistemi içinde trans bireylerin yaşadığı zorluklar
• Cinsellik ve cinsel yönelimle ilgili güncel yaklaşımlar
• Taciz, istismar ve bu kapsamda geliştirilen müdahale programları
• Feminist açıdan erkek psikolojisi ve erkeklik

Ahmet Gökbel, Ayfer Şahin, Ayşegül Turan, Cemalettin İpek, Emine Şener, Ertuğrul Yaman, Hüseyin Kurt, Hüseyin Şimşek, İsa Kanik, Nur Çetin, Oktay Aktürk, Refik Balay, Sultan Selen Kula, Suzan Yıldırım “Asırlar boyu toplumların sağlıklı dönüşümünde anahtar rol oynayan, temel değerlerin nesilden nesile aktarılması noktasında vazgeçilmez bir unsur olan aile ve onun ruhunu oluşturan kadın konusunu ele alıp inceleyen bu çalışma, özgün duruşuyla, değerlerimizin aktarılmasında aracı rolü yüksek bir potansiyel taşımaktadır. Tarihin her döneminde olduğu gibi bu döneminde de toplumların gelişmişliğinde en önemli gösterge, insani unsurların ve değerlerin göz ardı edilmemesidir. Tarihsel ve kültürel birikimimizin, bu gösterge noktasında sergilemiş olduğu yüksek nitelik, bizden sonraki nesillere de şevkle aktarılmaya devam ettiği sürece gelişerek dönüşen kültürümüzün her türlü olumsuz duruma yüksek mukavemet göstermesi kaçınılmazdır.
Fatma Bacı Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezimiz tarafından gerçekleştirilen bu kitap projesi, tarihsel ve kültürel birikimimize katkı sağlayacak bir zihniyet oluşturma noktasında önemli bir adımdır. Kitabın bu yüksek nitelikli gaye ile oluşturulmuş içeriği; Türk-İslam tarihi ve kültüründe kadın ve ailenin vazgeçilmez yerine ilişkin katkıda bulunmasının yanı sıra kadının çalışma hayatındaki yeri ile toplumun güçlendirilmesinde oluşturduğu esası hassas bir şekilde dile getirmesi ile de dikkat çekicidir.”
Prof. Dr. Vatan KARAKAYA
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörü
Özlem Güllü Burası Hollanda’daki bir kadın hapishanesi.
Küçücük hücrelerine büyük bir yaşam sığdıran kadınlar…
Yaklaşık beş senedir burada mahkûm olarak yaşamını sürdüren hapishanenin belki de en yaşlı teyzesinin tanımladığı gibi:
“ Burası bir üniversite, burada her gün yeni bir şey öğreniyorum...”
Feride 39 yaşında, dört çocuklu bir kadın. 12 yıl ceza aldığı günkü dirayeti unutulacak gibi değil. “Çok zor tabii ama hak ettim”, derken aslında kendine karşı ne kadar dürüst olduğunu dile getiriyor...
Mina’nın derdi ise çok büyüktü. Ne protez koluydu ona ızdırap veren ne de hapishanede olmasıydı...
Gizem’in şu sözleri ise ibret verici: “İyi ki gelmişim buraya.”
Gaye, İstanbul’da yaşayan, bir seyahat sırasında Hollanda’da tutuklanan genç bir mahkûm. Türkiye’de manken ve dizi oyuncusu olduğunu söylüyor ve yine birçok kişi gibi suçsuz olduğunu, haksız yere burada olduğunu vurguluyor.
Bu kitapta, mahkûmların gerçek yaşam hikâyelerini “hayat dersleri” tadında okuyacaksınız.
Abdullah Tunç, Ahmet Furkan Yılmaz, Berfin Demirtepe, Beyza Naile Ömerca, Feride Boğazkesen, İlknur Duğan, İlvenur Soyutürk, Melike Dur, Nisa Nur Ünal, Nisanur Yıldızeli, Nur Sena Gülsoy, Oğulcan Tanrıverdi, Oğuzhan Coşkun, Sefa Boyraz, Sude Yiğit, Suna Tekin, Şeyma Erbaş, Şule Kaya, Tuğba Özer Uzun soluklu bir serüvendir yaşam. Doğumla başlayan ve her anında "yolda" olunan, bizim düşünüp eylediklerimizle mayalanan ve yoğrulan; düşünülenin aksine ölümle sonlanmayıp ardımızda bıraktıklarımızla sonsuz bir döngü hâlinde yaşayan... En çok da "yolda olmak" ile kendi anlamını arayan, kimi zaman bulan, sürdüren, yaşayan...
Öyle bir şey ki yaşam; kimi zaman bir yönetmenin kadrajına yansıyan hatta bir senaristin yazdıklarında hayat bulan, belki de bir dizinin nefes kesen bir sahnesinde vurgulanan ya da bir şairin kaleminden dökülüp dizelerine akan... Veyahut bir roman karakteri olup bir gün karşımıza çıkan/çıkacak olan... Bir yazarın kaleminde ilmek ilmek örülüp kitaplara sığdırılmaya çalışılan... Aslında tam da bu kurmaca "gerçekliği" ile bu yolda, bu yolculukta hepimize dokunan, hepimizde izler bırakan...
Bu kitap, siz değerli okurlarımıza; adından sıkça söz ettiren dizi, film ve romanların, psikoloji disiplininin popüler kuram ve kavramları doğrultusunda bir incelemesini sunmaktadır.
Psk. Suna Tekin
Ahmet Fidan, Çağla Özgen, Duygu Topal Yıldırım, Hilal Öztürk, Melike Sercan Sevimli, Nesibe Manav, Seval Aksoy Kürü, Tugay Ülkü, Zafer Saygılı Başlıca kişilik teorilerinden modern araştırmalara, "Kişilikte Güncel Çalışmalar", kişilik psikolojisinin derinliklerine dalmak isteyenler için benzersiz bir kaynaktır. Bu kapsamlı kitap, alanın önde gelen uzmanlarının katkılarıyla şekillenen, son derece detaylı bir bakış sunar.
Kitap, psikolojik teorilerin temellerinden başlayarak, kişilik psikolojisinin gelişimini ve çağdaş perspektifleri ele alır. Okuyucular, kişilik yapısını anlama, gelişimini etkileyen faktörleri keşfetme ve farklı kişilik tipleri üzerinde derinlemesine düşünme fırsatı bulacaklar.
Alanındaki en yeni araştırmalara dayanan "Kişilikte Güncel Çalışmalar", karmaşık konuları anlaşılır bir dille aktarırken, örnek vakalar ve interaktif öğrenme araçlarıyla okuyucuyu etkilemeyi hedefler. Her bir bölüm, okuyucuların kişilik psikolojisinin çeşitli yönlerini anlamalarına ve derinlemesine düşünmelerine olanak tanıyan interaktif sorular ve uygulamalı örneklerle zenginleştirilmiştir.
Bu kitap, öğrenciler için harika bir kaynak olmasının yanı sıra, psikoloji alanında çalışan profesyonellerin de güncel bilgiye erişimini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. "Kişilikte Güncel Çalışmalar", kişilik psikolojisinin karmaşıklığını keşfetmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir rehberdir.


Jan-Willem van Prooijen Komplo teorilerine kimler inanır?
Bazıları komplo teorilerine inanmaya neden başkalarından daha yatkındır?
Böyle inançların sonuçları nelerdir?
Gerçeğe dönüşen bir komplo teorisi hiç oldu mu?
Komplo Teorilerinin Psikolojisi, komplo teorilerini politikadan iş hayatına kadar uzanan geniş sosyal bağlamlarda inceleyerek, bu inançların çağımıza özgü olduğu efsanesini çürütür. Bu kitapta, bazılarının komplo teorilerine inanmaya başkalarından daha yatkın olmalarının sebeplerini, komplo teorilerinin tanımlanabilir ve tahmin edilebilir psikolojik süreçlerle nasıl üretildiklerini anlatacağız.
11 Eylül terör saldırıları ve iklim değişikliği gibi örnekleri de sunan Komplo Teorilerinin Psikolojisi, bu gibi inançların her zaman mantıksız olmadığını, patolojik olmaktan uzaklığını ve bireylere, toplumlara zarar verebileceğini göstermektedir.
M. Cengiz YILDIZ, Mustafa GÜNDÜZ Komşuluk, sosyal etkileşimin farklı boyutlarıyla yoğun bir şekilde yaşandığı toplumsal bir olgudur. Bu olgu, sosyal bilimlerin pek çoğunun inceleme alanına girmesine rağmen, daha çok sosyolojiyi ilgilendiren boyutlara sahiptir. Bu toplumsal gerçekliğe karşın, komşuluk Türkiye'de, sosyologlardan gerekli düzeyde ilgi görmemiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Türkiye'deki sosyoloji anlayışının, Batı'nın etkisinde olmasıdır. Geleneksel komşuluk ilişki biçimlerinin izleri, modern Batı toplumlarında büyük oranda kaybolmaya yüz tutmuş olmasından dolayı, komşuluk konusu, Batı sosyolojisinde göz ardı edilmiştir. Buna karşılık, geleneksel komşuluk ilişkilerinin, Türkiye'de hâlâ canlı bir şekilde varlığını sürdürdüğü gözlenmektedir.
Komşuluğun ele alındığı bu eser, sözü edilen alandaki boşluğu doldurmak amacına yönelik olarak hazırlanmıştır. Eser, TÜBİTAK tarafından desteklenen bir proje çalışmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bir yönüyle; akademisyenlerin, bağımsız araştırmacıların ve sosyal bilimlerin farklı alanlarında öğrenim gören öğrencilerin istifade edebilecekleri veriler içermektedir. Bunun yanında, bir “araştırma projesi örneği” olarak da araştırmacıların ilgisini çekebilecek özelliklere sahiptir.
Melek VERGİLİEL TÜZ Hayatın pek çok evresinde, çeşitli açılardan farklı krizler yaşamak normaldir. Psikolojik kriz, iş krizi, insanlarla kriz, yaşamın zorluklarına karşı kriz, insan ilişkileri krizi, okul krizi, evlilik krizi, sosyalleşme krizi, ergenlik krizi, kişilik krizi, sevgi krizi, saygı krizi, güvenlik krizi, ekonomik kriz, mutluluk krizi vb. Kişisel açıdan yaşam pek çok krizlerle dolu olduğu gibi kurumların yaşamları, ülkelerin yaşamları, kurumları ve ülkeleri idare edenlerin yaşamları da pek çok krizle doludur. İnsan ömrü boyunca yaşanan krizlerin sayısını bilmek zordur dersek herhalde abartılı olmaz. Buradan yola çıkarak;
Kriz olmadan yaşam var mıdır ?
Bu sorunun cevabı kesinlikle hayır olacaktır.
Yaşam dinamik bir yapı içersinde gelişmektedir. Dünyaya yeni gelen her varlık - canlı ya da cansız- bir şekilde bu dinamizme önce uyum sağlamaya, daha sonra rekabet etmeye, sürekli gelişmeye ve en iyi olmaya çalışmaktadır. Bu dinamizmin gerisinde kalan varlıklarda normal düzen bozulmakta ve kriz sürecine girilmektedir. Kriz yönetimini ciddiye almayanların bunu pahalıya ödedikleri görülmektedir.
Kurumlar da canlı bir organizmadır; bu nedenle, her varlık için geçerli olan gelişme süreçleri kurumlar için de geçerlidir. Bu anlamda kurumsal yapıların normal düzenini bozacak unsurlar ortaya çıktıkça, kurumların da kriz sürecinde kendilerini bulmaları normaldir.
Kriz genel olarak normal düzeni bozan acil bir durumdur. Krizin nedenleri ne olursa olsun iyi bir yönetim krizi tahmin edebilir ve krize karşı yönetim yapısı hazırlayabilir. Önlemlere rağmen kurum krize yakalanmışsa, bu kez kriz anı yönetim tedbirleri uygulanarak, fazla dağılmadan krizden kolay ve kısa sürede çıkılabilir.
Kriz kelimesinin algısı negatif gibi görülmekle birlikte, aslında pozitif sonuçlar yaratmak mümkündür ve amaç bu olmalıdır. Çince de kriz kelimesi “fırsat” anlamına gelmektedir. Ayrıca Türk toplumunda kullanılan bir kavram vardır: “Her işte bir hayır vardır.” Buradaki hayır kelimesinin anlamı İngilizcedeki “no” kelimesi gibi olumsuz anlamda kullanılmamaktadır. Tam tersine “pozitif gelişme” ve “değişim için fırsat” anlamında kullanılmaktadır.
Okuyucuların bu kitaptaki bilimsel teknikleri hayatlarına uygulayarak başarılı ve mutlu olmalarını, yaşamlarını fırsata çevirmelerini, kurumlarını fırsat olarak yönetmelerini dilerim.
Unutmayınız yaşam krizlerle doludur. Önemli olan krizlerin içindeki fırsat çözümlerini yakalamaktır.
Lisa Gezon, Conrad Kottak, McGraw-Hill KÜLTÜR, insanlık tarihinden, günümüzde küreselleşmenin ve iklim değişikliğinin toplum üzerindeki etkilerine; kimliklerimizin oluşum ve ifade ediliş şekillerine; ritüel ve törenlerin anlamlarına; iktidar ve güç ilişkilerine; geçim kaynaklarımızdan yaşam biçimlerimize kadar insan yaşamının toplumsal dinamiklerini bütüncül bir yaklaşım ve geniş bir yelpaze içinde analiz ediyor. Günümüzde antropoloji bilim dalının bakış açısını örnekleriyle sunuyor. Aynı zamanda, ele aldığı konularla iş dünyasının, güvenlik sektörünün, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkilerin, tıp ve sağlık dünyasının; edebiyat, tarih, ekonomi ve coğrafya meraklılarının, kısaca kendisini ve dünyayı merak eden düşünürlerin ilgi duyacağı, heyecan verici bir kaynak. Kültür, balığın içinde yaşadığı su gibidir: bizi sarmalar, içinde yaşarız ve çoğu zaman farkında olmayız. KÜLTÜR çevrenizdeki dünyayı fark ettirecek.
Conrad Phillip Kottak Kültürel Antropoloji – Kültürel Çeşitliliği Takdir Etmek, bugün antropolojinin temel sorunsallarını, kavramlarını ve kuramlarını güncel örnekleri ve tartışmaları ile ele alan bir temel kaynak niteliğindedir. Kitap, özellikle ABD'de antropolojinin nasıl şekillenmiş olduğunu ve antropoloji eğitiminin hangi konular üzerinde durduğunu belgeleyen bir ders kitabı özelliği taşımaktadır.
Columbia Üniversitesinden doktorasını almış olan Amerikalı antropolog Konrad Phillip Kottak (d. 1942); Brezilya ve Madagaskar'da araştırma yürütmüş ve ders kitabı niteliğindeki eserleri en çok okunanlar listesine girmiş, ödüller almış ve birçok dile çevrilmiş bir yazardır. Yazar, Amerikan toplumunu da antropolojinin bakış açısı ile izlemekte ve modern mitolojilerin gelişmekte olduğunu savlamaktadır.
Kottak, kitapta; antropolojinin küçük ölçekli toplumları derinlemesine inceleme geleneğini günümüzde küreselleşme, çevre sorunları ve hareketleri gibi güncel oluşum ve sorunlarla birlikte değerlendirmektedir. Etnisite, sosyal sınıf, azınlık toplulukların konumu, cinsel kimlik gibi kültürel çeşitliliklerin sosyal bilimlerin bakış açısı ile nasıl değerlendirildiğinin farkında olmak, bizim coğrafyamız açısından da gerekli bir uğraştır. Kitap; sadece antropologlar için değil her yaştan siyaset bilimciler, medya ve iletişim uzmanları, uluslararası ilişkiler ve tarih, psikoloji “öğrencileri” için de değerli bir kaynaktır.
John W. Berry, Ype H. Poortinga, Seger M. Breugelmans, Athanasios Chasiotis, David L. Sam Bu eser, kültürlerarası psikoloji alanına önemli katkılar sunmuş araştırmacıların, kendi çalışma alanlarını psikoloji öğrencilerine ve meraklılarına kapsamlı biçimde tanıtmayı amaçlayan değerli bir çalışmadır.
Kitabın Giriş Bölümü, alandaki temel kavramları ve araçları tanıtarak takip eden materyali anlayabilmek için gerekli olan kuramların ve yöntemlerin ilk sunumunu yapma hizmetini görmektedir. Birinci Kısım'da, gelişimden sosyal davranışa, kişilikten bilişe, duyguya, dile ve algıya kadar bir dizi alanda farklı kültürlerdeki insan davranışları üzerine yapılan karşılaştırmalı çalışmaların görgül bulgularından örnekler sunulmaktadır. İkinci Kısım'da, disiplinin temellerinden derinlere doğru inilmiş ve kültürlerarası psikoloji araştırmaları, kültürel antropoloji ve biyolojideki kökleri ile ilişkilendirilmiştir. Üçüncü Kısım'da; Birinci ve İkinci Kısım'da sunulmuş olan pek çok bulgu ve fikirden yola çıkan, uygulamalı niteliği olan bölümler toplanmıştır. Bu bölümlerde okuyuculara hepsi “gerçek yaşam” ile ilgili olan yeni görgül alanlar ve konular (kültürleşme, kültürlerarası ilişkiler, kültürlerarası iletişim ve eğitim, iş ve örgütleri, sağlık gibi) tanıtılmıştır.
Ülkemizde psikoloji bölümlerinin lisans ve lisansüstü programlarına 'Kültürlerarası Psikoloji' dersinin seçmeli veya zorunlu bir ders olarak yerleşmesinin giderek yaygınlaşmaya başladığını göz önüne alırsak, bu çalışmanın Türkçeye çevrilmesinin ülkemizdeki psikoloji eğitiminde önemli bir ihtiyaca karşılık geldiğini düşünmekteyiz.
İsa Ceylan İnsanın; sağlıklı, dengeli, güvende ve mutlu bir biçimde yaşamını sürdürebilmesi için “biyopsikososyal ihtiyaçları”nın asgari düzeyde karşılanması gerekir. Maneviyat da insanın varoluşunu şekillendiren söz konusu bedensel, zihinsel ve sosyal boyutlarından ayrı düşünülemez. Çünkü maneviyat hem bu boyutlara kaynaklık ve rehberlik etmektedir hem de onların ahenkle işleyebilmesini sağlayan bir konumdadır. Manevi kaynaklar yaşamın amacını keşfetmek, sonsuzluğu arzulamak, vicdanın rehberliğinde hareket etmek, sorumluluk almak, başarmak gibi varoluşsal ihtiyaçların giderilememesinden kaynaklı krizlerin açtığı boşluğu doldurma ve anlamı yeniden keşfetme konusunda koruyucu/önleyici bir işlev görür. Manevi kaynaklar bireylerin içsel güçlerini beslemelerine yardımcı olur, umudunu canlı tutar, güçlenme ve iyileşme potansiyelini artırır.
Bu çalışmada sunulan “Manevi Temelli Psikososyal Değişim Modeli (MADEM)” holistik ve eklektik bir yaklaşıma sahiptir. Değer odaklılık, psikososyal destek ihtiyaçları, maneviyatın bağlamı, dinî kaynakların kullanımı, aile birlikteliğini güçlendirme, sosyal etkiler ve ilişkiler ağını dikkate alma, bilinçlilik ve farkındalık ile otantiklik gibi zengin bir içeriğe sahiptir. Modelin güçlü yanlarının “mevcut eksiklikleri giderme, yenilikçi yaklaşımlar sunma, kolay uygulanabilirlik ve değerlendirilmeye uygun olma, politika önerileri getirmeye elverişli olma, etki ve sonuç ölçümü yapma ile çeşitli bakış açılarını içerme” gibi faktörler olduğu söylenebilir.
MADEM Modeli, madde bağımlısı bireyler başta olmak üzere dinî/manevi kaynakları ve inanç sistemlerini aktif bir biçimde yaşamlarında kullanmayı arzulayan; yaşamlarının tüm yönlerinde bütüncül bir değişim sağlama ihtiyacı duyan bireyler ve gruplar için tasarlanmıştır. Bu çalışmanın din psikolojisi, maneviyat psikolojisi, bağımlılık psikolojisi, sosyal hizmet, hemşirelik gibi alanlarda yapılabilecek çalışmalar için bir başlangıç olması dileğiyle…
Aleyna Beyiş, Aleyna Türkergin, Betül Çakır, Ceren Güler, Hande Çelikay Söyler, İlker Çevik, Nisa Ece Elçin, Ozan Tepe, Yaren Merve Dursun “Psikolog: Madde kullandığın dönemlerin senin için farklı bir özelliği mi vardı?
Danışan: O zamanlar… Yani eskiden ben böbrek hastasıydım. Her yıl 5 kere hastaneye yatırılıyordum. Kortizon kullanıyordum günde 12 tane. Sonraki ay 9'a düşüyordu, sonra 6'ya düşüyordu. 3'e, 0'a düşüyordu. Sonraki ay tekrar başlıyordum. Relaps yaşıyordum. Tekrar hastaneye yatıyordum. 24 yılım böyle geçti. Hep koydum, koydum, yıkıldı. Bu işte beni biraz etkiledi. Ailemde de sorunlar vardı. Babam annemi aldatıyordu. Annem bu konuda çok üzülüyordu.
Psikolog: Sen şahit oldun mu böyle bir şeye?
Danışan: Şahit oldum, evet. Onlardan dolayı birazcık maddeye kaydım. MET içtiğimde erkek arkadaşım beni terk etmişti. Ben arabamı sattım. Sattıktan 3 hafta sonra araba fiyatları 3 katına çıkmaya başladı. Yüksek lisansa gidecektim Polonya'da. Okulun parasını ödedim, her şey hazırdı. Elimde az para vardı ama orada çalışıp idare edecektim. Sonra korona oldu. Ondan dolayı da yüksek lisansa gidemedim. Yine hakkım var ama ben şu an bu hâldeyim. MET kullanıyordum bu sırada da. O yüzden gidemedim.
Psikolog: Lisans eğitimini tamamladın o zaman?
Danışan: Evet.
Psikolog: Çok büyük bir şans.
Danışan: Üniversiteyi birincilikle bitirdim”.
Metamfetamin kullanan danışanların hayatına kısa bir yolculuk yaptığımız bu kitap, metamfetamin ile ilgili bilinmeyenlere, kullananların ve yakınlarının neler yaşadığına, neler hissettiklerine ışık tutmaktadır.