Sosyal Psikoloji \ 1-4
Leman Pınar Tosun Dijital sosyal ağların kişiler arası iletişiminde giderek artan bir rolü var. Bu ortam sayesinde kendimizi ne zaman istersek kolaylıkla başkalarına açabiliyoruz, kendimizi onlara dilediğimiz yönlerimizle sunabiliyoruz. İzini kaybettiğimiz arkadaşlarımızla yeniden bağ kurabiliyoruz, sosyal destek ve acil bilgi istediğimizde bazen buna en kolay ve hızlı şekilde sosyal ağlardan ulaşabiliyoruz. Öte yandan, sosyal ağlarla ilgili göz ardı edilemeyecek pek çok şikayet vardır. İddia edilir ki sosyal ağlar mahremiyetimize zarar verir ve güvenlik problemleri yaratır, kendimizi başkalarına sahte benliklerimizle aslında olmadığımız biri gibi sunmamıza sebep olur, kişiler arasındaki güven ve samimiyetin gelişemeyeceği bir ortam yaratır, depresyon ve mutsuzluk getirir... Şikayet listesi böylece uzayıp gidiyor. Kısacası, gündelik hayatımızda "iyi ki varsın sosyal medya!" nidalarını da, "olmaz olsun sosyal medya" nidalarını da sık sık duyarız.
Bu kitap, sosyal ağların bize getirdikleri ve bizden götürdükleri ile ilgili tüm bu heyecanlı tartışmaları sakin ve soğukkanlı bir zemine çekebilecek bilgileri ve görüşleri sunmak için yazıldı. Sosyal psikoloji bilimi, sosyal ağlardaki insan davranışlarını anlamada bir rehber olarak seçildi. Bu bilim, yakın bir zamana kadar genellikle yüz yüze ortamlarda yeşeren ama artık dijital ortamlarda da yeşerip sürdürülmesi pekala mümkün olan insan ilişkilerini çözümlemek için çeşitli bakış açıları sunmaktadır. Sosyal ağlardaki insan davranışlarının sosyal psikolojik bir bakış açısıyla ele alındığı çalışmaların derlendiği bu kitap, umuyorum ki okuyucuların konuyla ilgili görüşlerinin genişlemesine, anlayışlarının derinleşmesine katkı sağlayacaktır.
Mazlum Çöpür “Adli Psikiyatri ve Hukuk” kitabının içeriğinde, adli psikiyatri ile ilgili önemli konular bulunmaktadır. Adli psikiyatri alanı tüm dünya ülkelerinde ve ülkemizde yeni gelişen bir alan olduğu için hukuk ve psikiyatri alanlarını entegre eden kaynaklarla ilgili eksikler bulunmaktadır. Bu kitap psikiyatrist ve psikologlar için meslek hayatlarında sıklıkla karşılaştıkları adli psikiyatri konuları ile ilgili bir başvuru kitabı olarak hazırlanmıştır.
Adli psikiyatri alanındaki tüm konular; suç mağdurlarının haklarının korunması, sanıkların yaptıkları fiillerin doğru değerlendirilmesi toplumun güvenliği açısından büyük önem arz etmektedir. Yasa gereği psikiyatrist ve psikologlar bilirkişi olarak tayin edilebilmekte sanık ve mağdurlarla ilgili değerlendirmeleri yapmakla yükümlü kılınmaktadır.
“Adli Psikiyatri ve Hukuk” kitabı bilirkişi olarak atanacak psikiyatrist, psikolog, asistan ve adli tıp uzmanlarının başvurabileceği temel bilgileri içermektedir.
Aslı Akdaş Mitrani, David Lester, Ekin Emiral, Emek Yüce Zeyrek Rios, Emre Şenol Durak, Hatice Demirbaş, Hilal Eyüpoğlu, Mehmet Şakiroğlu, Mithat Durak, Öznur Öncül, Sevgi Güney, Tuğba Tunç Ergin Adli psikologlar, adli sistemde bilirkişiliğine başvurulan uzmanlardandır. Psikolojinin ve hukukun kesişme noktasındaki adli psikoloji psiko-yasal sorunların çözümünde bilimsel veri üretmeyi, verileri genelgeçer kurallara dönüştürmeyi, geliştirilen kuramlar çerçevesinde yasal sistemi bilgilendirmeyi ve yasal süreçlerin bireyin ve toplumun yaşamını koruyacak şekilde dizayn edilmesi için politika geliştiricilere destek sağlamayı amaçlar. Bu bağlamda adli psikologlar, uygulamada yasal mercilerle işbirliği çerçevesinde uzmanlık görüşünü sunma ile kendilerini sorumlu görürler.
Üç kitaplık serinin ilki olan “Adli Psikoloji” kitabı; Adli Psikoloji, Suç ve Psikoloji, Suçlu Profili, Adli Psikolojide Etik kısımlarından oluşmaktadır. Adli psikolojinin bir bilim olarak tarihsel süreçteki yolculuğu, dünyada ve Türkiye'de adli psikoloji uygulamaları, adli psikolojinin diğer disiplinlerle ilişkisi, suç ve suç türleri, suç ve psikopatoloji arasındaki ilişki, suçlu profilleme, intihar bombacılarının suç profili, adli psikologlar için etik ilkeler ve adli psikologların görev ve sorumlulukları gibi pek çok konuya yer verilerek adli psikoloji alanına ilişkin farklı boyutlara dikkat çekilmiştir. Adli psikologlara, psikologlara, adli alanla ilgilenen uzmanlara ve uygulayıcılara rehber olacak şekilde konular zengin vaka örnekleri ve etkileşimsel olarak aktarılmıştır.
Dennis Howitt Adli Psikoloji ve Suç Psikolojisine Giriş adlı bu eserin altıncı basımı; bu konunun anlaşılır, kapsamlı ve merak uyandıran bir yorumunu sunuyor. Önemli deneysel bulgulara yapılan sürekli vurgular ve bu araştırmalara dayanan teorisi ile kitap, sizi, bu büyüleyici alanın derin ve içeriğe dayanan bir anlayışı ile donatacak.
Çok sayıdaki pedagojik özellik; temel kavramları hızlıca kavramanıza, tartışmalı konuları tanımanıza ve her geçen gün daha da gelişen bu konunun kapsamlı başlıkları için pratik bir anlayış geliştirmenize yardım edecek.
Tamamıyla güncel ve hem klasik hem de modern çalışmaları ele alan bu kitapta size sunulan bazı detaylar:
• Adli hafıza, suçluluk, hırsızlık ve soygunlar, cinsel suçluların tedavisi ve daha birçok konu hakkında baştan sona güncellenmiş ve tamamen yeni fikirler,
• Teoriye güçlü bir vurgu ve derinlemesine kavrayışı destekleyen önemli deneysel bulgular,
• Detaylı bir şekilde incelenmiş, Birleşik Krallık ve uluslararası perspektiften konuyla ilgili önemli araştırmalar,
• Öğrencilere konu hakkında geniş bir kavrayış sağlayacak olan “Temel Kavramlar”, “Uygulamada Adli Psikoloji” ve “Tartışmalar”,
• Kolayca ulaşılan Temel Terimler Sözlüğü,
• Öğrencilerin dersin ötesine geçmeleri ve önemli araştırmaları keşfetmelerine yardımcı olmak için her bölüm sonunda kitap önerileri.
Bu kitap; psikoloji, uygulamalı psikoloji ve suç bilimi derslerini alan öğrenciler için, ayrıca öğrencilerin psikolojinin ceza adaleti ve kanunlarla nasıl bağlantısı olduğunu kavramalarını gerektiren birçok farklı konu için temel bir kaynaktır…

“Konunun; pek çok kritik analizle desteklenmiş güncel, açık ve kapsamlı yorumu.
Hâlâ piyasadaki en iyi kitap.”
Dr. Amanda D. L. Roberts, Lincoln Üniversitesi

“Bu ders kitabı, alanın bütün önemli başlıklarını içeriyor, üstelik Howitt'in öğrencilere güncel araştırma sonuçları üzerinden kurnazca yol gösterme becerisi olağanüstü.”
Prof. Leif Strömwall, Gothenburg Üniversitesi

“Oldukça kapsamlı bir çalışma, öğrencilere adli psikolojinin temeli olan önemli teorik kavramları tanıtan genel bir eser… Lisans öğrencileri için değerli bir kaynak.”
Dr. Jill Taylor, Teesside Üniversitesi

“Howitt'in bu kitabında konuların kapsamı mükemmel, ayrıca genel adli tıp müfredatı ile oldukça uyumlu. Piyasadaki birçok adli/suç psikolojisi kitabına nazaran bu kitap, başvurulacak yararlı bir kaynak. Kitapta önemli bütün noktalara yer verilmiş… Son revizyonlar her zaman güncel olduğunu ve son zamanlardaki dikkat çeken çalışmaları ve bu hızla gelişen alanda tartışılan önemli konuları içerdiğini gösteriyor.”
Dr. Gareth Norris, Aberystwyth Üniversitesi
Dilek Çelik, Erol Yıldırım, Gül Alpar, Gülsen Erden, Işıl Çoklar, Mehmet Bayhan Üge, Nilay Pekel Uludağlı, Sevgi Güney Psikoloji bilimi, geliştirmiş olduğu kuramların uygulama alanındaki yansımalarını, özellikle klinik ve uygulamalı psikoloji alanlarında gözlem, görüşme ve psikolojik değerlendirmeler ile ortaya koyar. Adli-psikolojik süreçlerde bu uygulama araçlarının daha da önemli olduğunu söylemek doğru olacaktır. Bu kitapta; adli psikoloji uygulamalarının psikolojinin diğer alanlarındaki uygulamalar ile benzer ve farklı yönleri ele alınmakta, adli psikolojideki gözlem, görüşme ve değerlendirmede boyutları detaylandırılmakta, adli psikoloğun sahip olması gereken asgari beceriler ve bu becerilerin geliştirilmesi için fırsatlar ile adli psikolojik değerlendirmenin zorlu yolları, değerlendirmeye özgü beceriler ve vaka örnekleriyle beraber açıklanmaktadır.
Bu kitapta; adli psikolojik görüşme, mağdur çocuklarla görüşme, suçlularla görüşme, adli psikolojik değerlendirme, ceza sorumluluğunun değerlendirilmesi, adli nöropsikoloji ve temaruz, adli ifadelerde bellek yanılsamaları, medeni ehliyet, fiil ehliyetin değerlendirilmesi, velayet değerlendirmesi ve mağdur yetişkinlerde psikolojik değerlendirme ve müdahale olmak üzere alanın uzmanları tarafından yazılmış ve uygulamaya dönük zengin bir içerik okuyucuları beklemektedir.
Adli Psikoloji alanına ilgi duyan okuyucuların adli psikoloji serisinin diğer iki kitabını okumalarında yarar vardır. Adli psikolojinin tarihsel süreçteki gelişimi, diğer disiplinlerle ilişkisi, suçlu profilleme ve etik konularının ele alındığı “Adli Psikoloji” kitabında ve adli süreçlerdeki tarafların psikolojik iyileştirme ve tedavi süreçlerini içeren “Adli Psikolojide Psikolojik Tedavi ve Rehabilitasyon” kitabında zengin bilgi içeriklerine ulaşabilirler.
Aygül Nalbant, Birgül Haznederoğlu, Çiğdem Ünlü Çeber, Duygu Altın, Ebru Tezcan, Emre Şenol Durak, Fulya Giray Sözen, Gül Alpar, Gülsen Erden, İsmail Altan Tülü, Mehmet Bayhan Üge, Mithat Durak, Nilüfer Koçtürk, T. Aslı Akdaş Mitrani, Tuğba Görgülü, Zeynep Deniz Yöndem Genelgeçer doğruları olan hukuk, suçun soruşturulmasında ve kovuşturulmasında ve suçlunun yeniden topluma kazandırılmasında psikoloji biliminin ışığından yaralanmak zorundadır. Adli psikoloji, hukuk alanına bilgi sunma ve gerçeğin tespitinde hukuka yardım etme ve suçlunun topluma yeniden kazandırılması bağlamında hem bilimsel hem de uygulamalı çalışmalar yürütmektedir. Suçlu, mağdur, tanık, hükümlü ve yasal sistemdeki diğer taraflar adli psikolojinin ilgi alanındadır. Suçun soruşturulması, kovuşturulması, onanması ve çekilmesi süreçlerinde adli psikolojinin ne kadar büyük bir çalışma zenginliğine sahip olduğunu düşünmeden edemeyiz. Bu zenginlik psiko-yasal uzmanlığın da kendi içinde dinamikleri olduğunu hatırlatır niteliktedir.
Bu kitap serilerinden üçüncüsü olan “Adli Psikolojide Psikolojik Tedavi ve Rehabilitasyon” kitabında, yasal sistemle yolları kesişen yetişkin ve çocuklar birbirinden ayrı özellikler barındırdığı için “Adli Süreçlerdeki Yetişkinlerde Psikolojik Tedavi ve Rehabilitasyon”, “Adli Süreçlerdeki Çocuklarda Psikolojik Tedavi ve Rehabilitasyon” kısımlarında psikologlara, adli psikologlara, adli alanla ilgilenen uzmanlara ve uygulayıcılara rehber olacak şekilde konular zengin vaka örnekleri ve etkileşimsel olarak aktarılmıştır. Kitapta yetişkin ve çocuklarla psikolojik tedavi ve rehabilitasyon dışında ayrıca adli alanda görülen vakaların farklılığı üzerine düşünebilmemizi sağlamak için “Adli Psikolojide İlginç Vakalar” kısmı bulunmaktadır.
Beyza Boyacı, Derya Karanfil, Erkin Sarı, Esra Çebi, Fatih Mehmet Aslan, Gamze Er Vargün, Gökhan Arslantürk, Hatice Ekici, Hüseyin Çil, Meryem Şahin, Muhammed Şükrü Aydın, Özge Ünal, Tuğçe Gündüz, Ufuk Sarıgül, Yurdagül Kılınç Adanalı Gündelik hayattan siyasi meselelere, toplumsal sorunlardan bilimsel araştırmalara kadar bilinen pek çok tartışmanın bir yönüyle ahlakın sınırları içine girmesi, yalnızca bu çağa özgü değildir. Hayatın her alanına sirayet eden bu tartışmalar bilim zemininde çok disiplinliliği beraberinde getirmektedir. Bu disiplinler arasında ahlak üzerine bilimsel yazına belki de en önemli katkılardan biri, insana ve insana dair olana yönelik kuşatıcı merakıyla psikoloji biliminden gelmektedir. Psikolojinin modern bilim serüveninde gelişim psikolojisi, klinik psikoloji, sosyal psikoloji, deneysel psikoloji hatta endüstri psikolojisi ve örgüt psikolojisi alt alanlarında önemli araştırmalarda izlerini bulduğumuz ahlak konusu, gün geçtikçe görünürlük kazanmakta ve ahlakın psikolojik açıdan çalışılması ilgi görmektedir. Bu bilimsel ilgiye mütevazı bir katkı sunmak ve ahlak ile ilgili çalışmaları sistematik olarak derlemek adına ortaya çıkan bu eser ile hem teorik hem de uygulamalı alanlarıyla bir ahlak psikolojisi çerçevesi tasvir edilmeye çalışılmıştır.

Asiye Dursun, Betül Ulukol, Elif Çimşir, Emine Tunç, F. Zehra Ünlü Kaynakçı, Gökhan Kabacaoğlu, Merve Çıkılı Uytun , Muharrem Koç, Nilüfer Koçtürk, Nurten Karacan Özdemir, Osman Zorbaz, Özlem Haskan Avcı, Öznur Bayar, Serdar Körük, Seval Kızıldağ Şahin, Tolga Zencir Aile içi şiddet, sadece mağdurlarını ilgilendiren bireysel bir sorun değil toplumsal bir sorundur. Oluşumunda toplumsal faktörlerin yer aldığı aile içi şiddetin; topluma hem psikolojik etkisi hem de toplumun kaynaklarını tüketerek ekonomik etkisi olmaktadır. Bu bağlamda Aile İçi Şiddet adlı bu eser; şiddeti “aile içinde çözülmesi gereken bir sorun” olarak değil “toplumsal düzeyde ele alınması ve önlenmesi gereken bir sorun” olarak görmekte ve kitap boyunca bu bakış açısının kazandırılmasını ve sorunun çözümünde ve soruna müdahale edilmesinde neler yapılabileceğinin aktarılmasını hedeflemektedir. Kitapta; “Merak Edilen Soru”, “Kendini Değerlendirme Sorusu”, “Araştırma Kutucuğu”, “Tartışma Kutucuğu” gibi oluşturulan farklı tasarımla da okuyucunun sadece bilgi edinmemesi, aynı zamanda soruna farklı bir bakış açısıyla bakabilmesi, kendi yaşamıyla bağ kurarak öz değerlendirme yapabilmesi, içgörü kazanabilmesi ve bilimsel bilgiler ve ilkeler doğrultusunda kendisinde tutum değişikliğinin oluşması amaçlanmaktadır. Böylece eser, başta Eğitim Fakültesi öğrencileri olmak üzere tüm okuyucular için okuması zevkli, düşündürücü ve farkındalık yaratıcı bir hâl aldığı gibi aile içi şiddete dair teorik ve uygulamaya dönük bilgilerle bütüncül bir bakış açısı da sunmaktadır.
Kasım Tatlılıoğlu “Vahşetin toplumda bu denli yayılımı ve en dehşetli şeklinin de aile kurumuna sıçrayışı, toplumun akıl, erdem ve haysiyet gibi değerlerden uzaklaşarak içgüdüleriyle hareket etme yöneliminde olduğunu gösterir.”
Şiddet, insan yaşamının her alanında karşılaşılan ve dünyada giderek önemli duruma gelen bir toplum sağlığı sorunudur. Şiddet aynı zamanda insan hakları ihlalidir. Aile içi şiddet; yaş, eğitim, din, ırk, statü gözetmeksizin toplumun her kesimde görülmektedir.
Aile içi şiddet, bir kişinin aynı evi paylaştığı veya evli olduğu diğer kişiye karşı uyguladığı şiddet veya kötüye kullanımdır. Kadınlar ve çocukların çoğu kez fiziksel olarak güçsüz ve savunmasız olması nedeniyle en çok onlar aile içi şiddetin mağduru olmaktadırlar. Kadına yönelik şiddet; her toplumda, her kültürde, her eğitim düzeyinde, her gelir düzeyinde vardır. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda, kadınların 1/3'ü ile 2/3'ünün eşi tarafından şiddete uğradığı saptanmıştır. Kadına yönelik tüm şiddet türleri, Türkiye'de %50'den daha yüksek oranda bulunmuştur. Kadına yönelik şiddet, yaşamımızın bir gerçeğidir ve hem aile bireylerini hem çocukları, hem de toplumu önemli ölçüde etkilemektedir. Kültürümüz kadına yönelik şiddeti tolere etmektedir. Kadınların bir bölümü şiddet görmeyi hak ettiğini düşünürken erkeklerin bir bölümü ise şiddet uygulamayı hak olarak görmektedir.
Aile içi şiddet, kadınların ruh sağlığının ve yaşam kalitesinin bozulmasına yol açar. Aile içi şiddete tanık olan çocuklarda bazı davranışsal ve duygusal bozulmalar başlar. Bu çocuklar, sonraki yaşamlarında şiddetin mağduru veya uygulayıcısı olurlar. Saldırgan davranışlar; öğrenme, pekiştirme, taklit, saldırganlık özendiricileri ile ilgilidir. Ülkemizde kadına yönelik şiddetle ilgili çağcıl düzenlemeler görece yenidir ve yeterince bilindiğini ve uygulandığını söylemek güçtür. Bu konuda tüm toplum bilgilendirilmeli ve eğitilmelidir. Birey ve toplum sağlığı açısından şiddetin önlenmesi gereklidir. Anne-babalar, öğretmenler, sanatçılar, sporcular, toplum önderleri sağlıklı örnekler olmalıdır.
McGraw-Hill Psikoloji alanında en güncel bilimsel bilgileri okuyucuya sunmayı hedefleyen bu kitap, her biri kendi alanında ve çeviri konusunda uzman olan psikologlar tarafından Türkçeye kazandırılmıştır.
Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabı; psikoloji biliminin temel konularını yalın, açık, net ve kolay anlaşılır şekilde okuyucuya aktarmasının yanı sıra renkli içeriği ile de son derece ilgi çekicidir. Okuyucu, kitabı ilk incelediği andan itibaren kitabın gerçek dünyadan örneklerle zenginleştirildiğini ve baştan sona etkileşimsel ve dinamik öğrenme yöntemlerinin etkin şekilde kullanıldığını fark edecektir. Kitapta içerik ve biçim dengesinin korunmasına özel bir duyarlılık gösterilmiştir.
Öğrenme alışkanlıklarının günümüzde değişmiş olması nedeniyle Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabında, "Ne?", "Neden?" "Nasıl?" ve "Ne zaman?" sorularına etkileyici şekilde yanıt verme hedeflenmiştir. Aynı zamanda, merakı, düşünmeyi ve yaratıcılığı destekleyen yeni öğretim yöntemlerinin kullanılmış olması özellikle öğrenciler için yararlı olacaktır. Öğrencilerin derse hazırlanma, derse katılma ve ders sonrası gözden geçirme etkinliklerinde kendi akıllarına bu kitabı eşlikçi kılmaları kitabın yapısı gereği kaçınılmaz görünmektedir.
Okuyucunun merak düzeyini yüksek tutmasının ötesinde onun kendi iç dünyasında ve sosyal çevresinde olup bitenleri anlamlandırmasını hedefleyen Aklımın Aklı: PSİKOLOJİ kitabının, satışa çıktığı tüm ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de psikoloji alanının en temel kaynaklarından biri olacağına inanıyorum.
Doç. Dr. Mithat Durak
İsmail Tufan İnsan, antik çağ'dan beri yaşlanmasına ve yaşlılığına ilgi duymuştur. İlgisini tutumlarına, düşüncelerine ve davranışlarına yansıtmış, atasözlerinde, felsefelerinde, edebiyatında yaşlanma ve yaşlılıkla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir. Değişik kültürlerin yaşlanma ve yaşlılık hakkında eskiden olduğu gibi bugün de duygu, düşünce ve davranışları arasında farklılıklar vardır. Fakat modern toplumun insanı bunların farkında olmayıp, yaşlanma ve yaşlılık hakkında kendi düşüncelerinin en geçerli ve en doğru olduğuna inanmaktadır. Ancak yaşam süresinin uzaması yaşlanma ve yaşlılığı daha iyi tanıma ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Prof. Dr. İsmail tufan, bu kitabında geçmişten, güncel ve değişik farklı kültürlerden verdiği örneklerle yaşlanma ve yaşlılığın değişik simalarını tanıtmaktadır.
Robert A. Barauch Bush, Joseph P. Folger Toplumsal etkileşimin olduğu her yerde, anlaşmazlıkların olması doğal ve kaçınılmazdır. Kişiler, gruplar ve toplumlar arası anlaşmazlıklar; doğru bir biçimde yönetildiğinde gelişimin, ilerlemenin, dönüşümün, barışın ve bütünleşmenin hem enerji kaynağı hem de motoru olabilmektedir. Ancak, anlaşmazlıklar yanlış ve yıkıcı yaklaşımlarla yönetildiğinde ise; yıkımın, şiddetin, zulmün ve acının kaynağına dönüşmektedir.
Anlaşmazlıkları ortadan kaldırmak, farklılığı ortadan kaldırmaktır. Doğa ve insanlık, farklılığı ve çokluğu kabul etmeyi ve anlamayı gerektirir. Farklılığı ortadan kaldırmaya çalışmak yerine; onu anlamaya ve nasıl yöneteceğimizi keşfetmeye başladığımızda, yolumuz anlaşmazlıklarımızı nasıl yöneteceğimizden geçmektedir. Anlaşmazlıkları nasıl yöneteceğimiz üzerine odaklandığımızda, karşımıza en temel yaklaşım ve paradigma olan "dönüşümsel arabuluculuk" çıkmaktadır. Dönüşümsel arabuluculuğun alanyazına en önemli katkısı, anlaşmazlık çözüm sürecinin toplumsal değerlerden ve kültürden bağımsız olmadığı, ideolojimizin ve inanç tarzımızın anlaşmazlıklara ilişkin değerlendirmelerimizi, tutumlarımızı ve anlaşmazlıklarımızı ele alış tarzımızı etkilediği düşüncesidir. Yine, dönüşümsel arabuluculuğun en ayırt edici özelliği, anlaşmazlıkları yönetim sürecinin, kişileri dönüştürebileceğine, geliştirebileceğine ve güçlendirebileceğine yönelik yapıcı ve olumlu duruşudur.
Bush ve P. Folger tarafından geliştirilen "dönüşümsel arabuluculuk modeli" ülkemizde, her sene mahkemelere taşınan yüz binlerce anlaşmazlığı, çekişmeyi ve ayrışmayı yüz yüze müzakere ederek yapıcı ve barışçıl olarak çözme kapasitesini güçlendirmek için bir fırsat ve araç olacaktır. Cezalandırıcı adalet anlayışından, onarıcı adalet anlayışına dönme çabalarına ışık tutacaktır.
Bu eser, içerdiği alternatif paradigma çerçevesinde hukuk sistemimize yeni giren arabuluculuk modelinin doğru ve amacına uygun kullanılması için de referans olacak anlamlı ve önemli bir eserdir. Buna ek olarak, anlaşmazlık çözümü üzerine çalışan hukukçulara, psikologlara, psikolojik danışmanlara, eğitimcilere, psikiyatristlere ve sosyal çalışmacılara hem kuramsal anlamda hem de somut anlaşmazlıkların ve çatışmaların yapıcı ve barışçıl yönetimi konusunda yol gösterecek temel bir başvuru kaynağı olacaktır.
Bernard Roth, HarperBusiness Stanford Üniversitesindeki d.school kurucularından olan Bernard Roth, gerçekleşeceği konusunda umudumuzun olmadığı hedeflerimize ulaşmamız için bize, tasarımcı düşünme gücünü tanıtarak başarma alışkanlığını nasıl edinebileceğimizi anlatıyor.
Tek kelime ile bu kitap muhteşem.
Başarma Alışkanlığı, çağın gerektirdiği değişimi sağlamak için son zamanlarda kaleme alınan en yalın kitaplardan biri. Kolaylıkla ve sistemli bir şekilde değişimi ve dönüşümü sağlayarak kişideki kararlılığın ortaya çıkmasını hedefliyor ve başarıya giden yolun haritasını veriyor.
Sorunları, farklı bir strateji izleyerek yeni fikirlere dönüştürüyor; başarının, mutluluğun ve huzurun sürdürülebilir olmasını sağlayacak önemli bilgiler ve uygulamalar sunuyor.
Roth, hayatımızda farklı bir deneyim yaratıyor; tasarlanmış bir dizi tartışmayla, hikâye, öneri ve egzersizle başarı alışkanlığı oluşturuyor. Değişime ihtiyacı olan her bir kişinin, kurumun, yatırımcının ve girişimcinin rahatlıkla uygulayabileceği tasarım kaynakları sunuyor. Hepimizin içinde var olan, olumlu değişim için gereken gücü farkına vardırıp, uyandırmaya ve harekete geçirmeye yardımcı oluyor.
Bernard Roth, kendi içimizde oluşturduğumuz engelleri kaldırıp, kendimize güvenmemizi sağlıyor. Dikkatsizliklerimizi ve kayıplarımızı ortadan kaldıran metotlar öneriyor.
Mazeretleri bir tarafa koy...
Artık senin zamanın... Denemelisin... Yapmalısın...
İstediğin ne varsa vakit kaybetmeden harekete geç...
Başarılı, mutlu ve huzurlu ol... Haydi! Ne duruyorsun...
Bryan S. Turner Beden ve Toplum şimdi her zamankinden daha iyi... Turner, felsefi ve teolojik özlemleriyle organik ve kültürel köprüler kuruyor: sonuç, bedenlerle –erotikten açlık çeken bedenlere, çalışandan arzulayan bedenlere– harmanlanan bir toplumun etkili bir analizi.
Anthony Elliott, Flinders University
Bryan Turner, kendimiz ve bedenlerimiz hakkında düşünme şeklimizde devrim yarattı. Bu baskı... daha fazla entelektüel büyüme ve gelişme göstermektedir; yenilikçi fikirler zaten klasik bir anlayışı haber vermektedir. İnsan bedeni hayatımızın en bariz materyalidir; bu kitap, yirmi birinci yüzyılda bedenin anlamları hakkındaki bilgimizi derinleştirmemize olanak sağlamakta ve kendimiz için sunduğumuz ve kendimiz için inşa ettiğimiz olasılıkların (hem olumsuz hem de olumlu) eksiksiz ve özgürleştirici bir açıklamasını sunmaktadır.
Mary Evans, London School of Economics
Bu, beden sosyolojisini meşru bir araştırma alanı olarak yeniden açtığını iddia edebilecek bir kitabın tamamen revize edilmiş bir sürümüdür. Her bölümü revize edilmiş ve güncellenmiş olan, konunun tüm yönleri için eşsiz bir rehberlik sağlayan bu kitapta, alandaki son değişiklikleri ve Turner’ın kırılganlığın merkeziliği üzerindeki gelişimini yansıtan yeni materyaller bulacaksınız.
Kendinden emin ve yenilikçi olan bu kitap, alanın önde gelen yazarlarından birinin beden sosyolojisi üzerine en yetkili çalışma bildirisini sunmaktadır.
İkinci basım için övgü:
“Bu kitap, bedenin ve bedensel deneyimin sağladığı açıklamaların yeniden değerlendirilmesine ve eleştirel olarak karşılaştırılmasına yardımcı olacak şekilde yazılmış sosyal ve sosyolojik düşünceyi teşvik edici bir genel bakış sunuyor... Bu da değerli ve düşündürücü bir kitap olmasını sağlıyor.” –Medical Sociology News
“Analizi zorlayıcı olmaya devam ediyor... Kitap ilginç, iyi yazılmış ve güncel” –Health
A. Teyfur Erdoğdu, İrvin Cemil Schick, Kadir Canatan, Murat Beyazyüz, Murat Dinçer Çekin, Mustafa Tekin, Nazife Şişman, Süheyb Öğüt İLEM Toplum Çalışmaları Grubunun günümüzde algılanan beden üzerindeki tartışmaların farklı disiplinler penceresinden sonuçlarını tahlil etmek üzere tertip ettiği Bedenin Anlamı ve Sınırları başlıklı seminer dizisinin tebliğleri Senanur Avcı ve Nuriye Kayarın editörlüğünde yayına hazırlandı. Çalışma, sosyolojinin yeni ve müstakil bir alanını oluşturmasıyla bilimlerin nesnesi haline dönüş en bedenin, Irvin Cemil Schick, Kadir Canatan, Mustafa Tekin, Murat Çekin, Murat Beyazyüz, Nazife Şişman, Süheyb Öğüt, Teyfur Erdoğdu gibi önemli ilim adamlarının gözüyle ilahi anlayıştan uzaklaşarak seküler bir "beden”e doğru sürükleniş hikâyesinden kesitler sunuyor. Eser, sadece bireyin varoluş ve mahremiyet alanı olmaktan çıkmış "beden'in değişen anlamı ve sınırları üzerine düşünmeye davet ediyor.
K. Bahar Aydın Bekâr Danışmanlığı kitabının iki temel hedef kitlesi bulunmaktadır. Birincisi, danışmanlığın merkez kitlesini oluşturan farklı bekârlık statülerinden 18 yaş ve üstü bekâr bireyler; ikincisi ise en az lisans düzeyinde temel danışmanlık ve psikoloji eğitimi almış olan profesyonellerdir.
Bilimsel araştırma bulguları ve teoriler temel alınarak bilimsel bir kavram olarak ilk defa Aydın (2017) tarafından tanımlanan Bekâr Danışmanlığı’nın bu kavramsallaştırmasında, ulusal ve uluslararası düzeyde güncel yaşama dair gözlemler ve bekâr bireylerle yapılan danışmanlık uygulamalarından elde edilen deneyimsel bilgiler etkili olmuştur. Kitabın kapsamında yer alan konular, gerek bilimsel literatürden bulgularla gerekse güncel yaşamdan örneklerle desteklenmiş olup kitap, bilim ve pratik yaşamın bir sentezi niteliğindedir. Bekâr Danışmanlığı, toplumun tamamına yönelik ve disiplinler arası bir doğaya sahip olduğundan özellikle üniversite eğitimine sahip insanlar başta olmak üzere evlilik ve aile danışmanları, sosyologlar, sosyal çalışmacılar, hukukçular, mimarlar, şehir planlamacıları ile tıp biliminin psikiyatri, halk sağlığı ve jinekoloji dallarında uzman kişilerin bu kitaptan faydalanabileceği öngörülmektedir.
Bekâr Danışmanlığı, bu kitapta genel olarak açıklanmış olup bir bilim dalı olarak geliştikçe özgün bir literatür de gelişebilecek ve konular daha incelikli olarak açıklanabilecektir. Bekâr Danışmanlığı’nın bir bilim dalı olarak gelişebilmesi için lisansüstü eğitim programlarının açılması ve bu programlar aracılığı ile danışman ve araştırmacıların yetiştirilmesi önerilmektedir. Tüm dünyada bekâr sayısının, boşanmaların ve yalnızlığın artması, yakın ilişki ve özerkliğin önemli ihtiyaçlar hâline gelmesi, eş seçiminin ve kariyerin önem kazanması ve özellikle, Türkiye’de kadın cinayetlerinde görülen artış, Bekâr Danışmanlığı’nı gerektiren önemli nedenler arasındadır.
Sonuç olarak, Bekâr Danışmanlığı olgusu ile bekâr yaşamının kalite standartlarının yükselmesi, daha sağlıklı ailelerin kurulması ve sürdürülmesi, nihayetinde ise sağlık, adalet ve refah standartları yüksek bir toplum oluşturmaya yönelik daha büyük bir vizyona ulaşılması hedeflenmektedir.
Beyza Boyacı, Ceren Çolak, Ece Ceren Akkaya, Eda Keser Açıkbaş, Emine Yücel, Ezgi Kaşdarma, Fatih Bayrak, Furkan Tosyalı, Hamit Coşkun, Hatice Ekici, Kenan Alparslan, Mehmet Peker, Meryem Berrin Bulut, Neslihan Nur Pehlivan, Nur Okutan, Nuri Akdoğan, Sami Çoksan “Herakleitos'un da dediği gibi tekrar yıkanamadığımız bir nehirdir yaşam: başlangıcıyla birlikte içinde bir akışı barındıran milyonlarca su taneciğinin potansiyeliyle başlayarak kendi yolunu bulan ama bu yolu bulurken etrafındaki tüm olanlarla şekillenen, onların sularıyla beslenen, coşkunca akarken envai çeşit taşı da beraberinde sürükleyen ve bir süre sonra dinginleşip çizdiği yatağında tıpkı bir insan ömrü gibi usulca akıp giden...
Damlacıkların ne olacağı ya da ne olamayacağı, neyi ne kadar yapabileceği, potansiyelini ne kadar açığa çıkaracağını belirleyecek olan, nehri besleyen kollar, nehrin yoluna çıkan taşlar ve yolda onunla olanlardır.
Tıpkı bizlerin hayatlarını şekillendiren "diğerleri” gibi. Ve bu "diğerleri" ile başlayan toplumsallaşma süreci, sosyal psikolojiye ilgiyi de beraberinde getirir. Kitap, siz değerli okurlarımıza hayatının her alanında diğerleri ile var olma yolculuğunda bize bizi ve diğerlerini anlamlandırmamıza da kılavuzluk eden sosyal psikoloji alanına farklı bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.”
Suna Tekin
Ferzan Durul, Gözde Aynur Mirza, Özgür Dirim Özkan, Melin Levent, Mehmet Gürlek, Uğur Zeynep Güven, M. Tolga Uslu, Süleyman Şanlı, Sanem Kulak Gökçe, Abdurrahman Yılmaz, Ebrar Akıncı, Mehtap Demir, Erdem İlgi Akter Yüz yılı aşkın zamandır “insan”ı bütüncül olarak ele alma iddiasında bulunan antropoloji, yeni bir sosyal bilim dalı olarak tarihteki yerini almış; zaman içinde kültürel olguların değişmesiyle kendisi de dönüşüme uğramış, alt disiplinlere ayrılmıştır.
Bizi Şekillendiren Kültür – Sosyal ve Kültürel Antropolojiye Giriş kitabı da bu sosyal bilim alanını tanıtıcı bir metin olarak okuyucuya sunuyor.
Antropolojinin ortaya çıktığı koşullardan başlayarak diğer sosyal bilimlerle etkileşimini izleyen bu kitapta; kuramsal yaklaşımlar kadar antropolojinin; saha deneyimleri, araştırma yöntemleri, dil, iktisat, cinsiyet, aile, siyaset, hukuk, din ve sanat alanlarını değerlendirmesi de tartışılıyor.
Aynı kalan ve/veya başkalaşan herşey kültürün alanına giriyorsa insana dair ortaklıklar ve farklılıklar da kültürel antropolojinin çalışma alanına giriyor demektir. Bu kitap; "bizi şekillendiren kültür"ü, "kültürü şekillendiren biz"i dahil ederek tartışıyor ve iki yönlü bir antropoloji çerçevesi çiziyor.
Rıfat Bilgin Çocuklar dünyaya kendi arzu ve istekleriyle değil biz yetişkinlerin sevgi, aşk ve güzel sözlerinin meyvesi olarak gelirler. Aynı zamanda çocukların dünyaya gelişleriyle birlikte yetişkinlerin sevgi gösterileri artar ve bir anlamda da çocuklar geldikleri haneye mutluluk getirmektedirler. Çocuklar yaşam yolculuğunda bir şeylerin farkına varmaya başladıkları andan itibaren geldikleri hanenin “yeni gülleri” olduklarını bilirler. Hanedeki her birey gündelik hayatın tüm sıkıntılarını aşmanın bir yolu olarak çocuklarıyla ilgilenir ve böylelikle de çocuğun masumluğundan yararlanır. Çocuk da sevimliliğinin ve masumluğunun kendisine verdiği avantajı iyi kullanır. Çocuk, en mağdur ailelerde bile diğer ortalama bireylere göre çoğunlukla peri masallarındaki kahramanlardır. Gün gelir bu kahramana, “Baban artık eve gelmeyecek çünkü o bana-bize ihanet etti, paramızı başkaları için harcadı.” ya da “Annen gitti, onu ölmüş kabul et ve sakın bir daha bu evde onun adını anma.” denir. Bu masum kahraman artık neredeyse bütün avantajlarını kaybetmiştir. Ebeveynler ve diğer aile çevresindeki bireyler ise kendilerini haklı çıkarmanın veya karşındaki rakibin haksızlığını ortaya koymanın veya onu yenmenin, intikam almanın, burnunu sürtmenin, rezil etmenin ve bazen de ebeveynlerden birini tekrar diğeri ile bir araya getirmeye ve barıştırmaya ikna etmenin bir yolu olarak çocuktan yararlanma yoluna gitmektedirler. Çocuğun hayatı artık ebeveynlerinin ve aile çevresindeki bireylerin savaş alanına dönmüştür. Böylece yetişkinlerin kendi aralarında yarattığı ve üstesinden gelemedikleri problemler sonucunda çocuklar mutsuz, ihmal ve istismar edilerek mağdur edilmektedirler.
Özlem Çapan Özeren 2017’de, Amerikalı oyuncu ve aktivist olan Milano’nun başlattığı #MeToo ifşa hareketi kapsamında cinsiyetçi geçmişiyle bilinen havacılık endüstrisi çalışanlarının da yer aldığı araştırmalarda üç hostesten ikisinin cinsel tacize maruz kaldığı ortaya çıktı. Buna göre havacılıkta cinsel taciz, “Kahve, çay ya da ben.” gibi şakaların ima ettiği anlayışın ortadan kaldırılması ile mümkün.
Ancak önemli bir sorun var, o da cinsiyetçi reklamlar!
Havacılıkta kullanılan reklamların çoğu, hostesler üzerinden satışı arttırmaya yönelik stratejilerin bir ürünü gibi görünüyor. Reklamlar, kültürün taşıyıcısı ve üretiminin en işlevsel propaganda aracı olarak kullanılıyor.
“O hâlde, bir yerden başlamalı!” dedim ve bir kadın, havacılık emekçisi ve bir iletişim bilimleri araştırmacısı olarak tüm dünya kadınlarının cinsel taciz mücadelesine katkıda bulunmak üzere çıktığım bu yolda, havacılıkta cinsel tacize ilişkin yaptığım araştırmanın sonuçlarını bu kitapta siz okuyucularımla paylaşmayı hedefledim.
İyi okumalar dilerim.
Meryem Berrin Bulut Kim bilir belki de psikoloji eğitimi almaya başlamadan önce birçoğumuz birer “klinik psikolog” olmayı hedefleyerek oluşturduk tercih listelerindeki sıralamayı ve psikoloji denildiğinde hemen hemen herkesin zihinlerinde şekillenenleri; Freud, bir kırmızı koltuk, köstekli bir saat, zamana karşı akıp giden bir kum saati oluşturdu. Sanıyorum ki bu biraz da bizim önceden getirdiğimiz şemalarımız, popüler kültürde karşılaştıklarımız ve aşina olduklarımızdı. Bu durum, lisans eğitimine başlayıp psikoloji biliminin kompleks evrenini keşfedene dek sürdü. Ta ki hayatın her alanında kendine temsil gücü bulan psikolojinin bilişsel, deneysel, gelişim, sosyal, sağlık, spor, trafik gibi birçok alanı içinde barındırdığını öğrenene dek de devam etti. Ve belki de zaman zaman bu kompleks yapı bizleri şaşırttı, gideceğimiz yönü belirlemede bizi derin düşüncelere daldırıp yolumuzu kaybettirdi ama bu evrende kaybolmak anlamlıydı çünkü kaybolmak arayışta olmak ve bu zenginlikte tekrar yolunu bulmaktı. İşte bu evrenin parçalarından, bu zenginliklerinden biri de “endüstri ve örgüt psikolojisi”dir.
Çalışmak kavramı, daha ilkel toplumlarda hayatlarımıza girmiştir. Toplayıcılık sonrasında avcılık ile başlayan süreç tarih içinde yerini tarım toplumlarına, buhar makinesinin icadı ile sanayi toplumlarına bırakmıştır. “İş”in şekli değişse de işe olan ihtiyaç baki kalmıştır. Çalışmak, meslek, iş, işçi, işçi hakları, iş verimi gibi kavramlar süreç içerisinde daha da önem kazanmış, bu bağlamda alternatif bir bakış açısı ile alana katkı sunan endüstri ve örgüt psikolojisine olan ilgi hem dünyada hem de ülkemizde artmıştır.
Bu kitap, siz okurlarımıza hayat yolculuğunda zamanımızın önemli bir kısmını geçirdiğimiz iş ortamlarını anlamlandırmayı hem iş hem işveren hem de işçi perspektifinden bakarak psikolojik çerçevede alternatif bir bakış sunmayı amaçlamaktadır.
Suna Tekin
Tim STRANGLEMAN - Tracey WARREN - Routledge Çalışma meselesi, sosyal bilimlerin birçok alanının bir kesişme noktasını oluşturmaktadır. İktisattan, işletme yönetimine, kamu yönetiminden siyaset bilimine, insan kaynakları yönetiminden sosyal politikaya ve psikolojiye ve elbette sosyolojiye kadar birçok alan şu ya da bu şekilde, merkezi veya tali bir mesele olarak çalışma temasını içerir. Ancak öte yandan ironik bir biçimde hem sosyal bilimler içinde hem de yaşamın içinde bu denli merkezi bir tema olan çalışma genellikle kendi başına detaylı bir biçimde incelenen ve ilgi toplayan bir alan olamamıştır. Dolayısıyla bu konuyu çalışmak isteyenler için de derli toplu bir okuma metnine erişmek oldukça zordur. Bu zorluk özellikle Türkçe okuyucu için çok daha barizdir.
Çalışma sosyolojisi alanında Türkçede temel okuma metinlerinin sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı bu alanın hem öğrencileri hem de öğreticilerinin karşı karşıya bulundukları temel meselelerin başında derli toplu bir okuma metninin eksikliğidir. Bu kitap, bu alandaki eksikliği girmeye yönelik çabanın bir parçası olarak kabul edilebilir. Tim Strangleman ve Tracey Warren'in kitapları hem çok zengin bir referans tabanı sunmakta, hem bu literatürün genellikle ihmal ettiği örneğin ev işleri ve işsizlik gibi bazı konuları içermekte hem de başka bir çalışma sosyolojisi kitabında bulunması çok zor olan çalışmanın temsilleri gibi konuları içermesi ile son derece zengin bir muhteva sunmaktadır. Öte yandan kitap, bütün bölümleri aynı sistematik mantık örüntüsü ile sunarak okuyucuya konuları takip etmede kolaylık sağlamaktadır. Kitap bu özellikleriyle çalışma sosyolojisi okumak isteyen lisans ve lisansüstü düzeyindeki öğrenciler için yeni ufuklar vadediyor.
Aslı Ercan Önbıçak, Ebru Tolay, Evrim Mayatürk Akyol, Irmak Aksoy, Nurettin Gürcan, Olca Sürgevil Dalkılıç, Sinem Baysal, Umut Denizli Çalışma, insanların yaşamlarının merkezinde yer alır. Günümüzün ve hayatımızın önemli bir kısmını çalışarak geçiririz. Birçok kültürde çalışma, psikolojik iyi oluşa güçlü bir şekilde katkıda bulunan bir kimlik ve düzen duygusu sağlar. Emeğimizi, zamanımızı, sahip olduğumuz bilgi birikimini ve yeteneklerimizi, istihdam ilişkisi ile bağlandığımız bir işveren için kullanırız. Bir istihdam ilişkisinde, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirleyen en önemli unsur ise sözleşmelerdir. İstihdam ya da iş sözleşmeleri, bireyler ile örgütler arasındaki karşılıklı yükümlülükleri içeren yazılı sözleşmelerdir. Ancak özellikle "sınırlı rasyonellik" olgusu nedeniyle bir iş sözleşmesinin; tarafların birbirlerine yönelik beklentilerinin, taahhütlerinin, yükümlülüklerinin tümünü ayrıntılarıyla ortaya koyması mümkün değildir. Bunun da ötesinde, bazı bilim insanları, en resmî şekilde hazırlanmış ve detaylandırılmış olsa dahi tüm iş sözleşmelerinin aslında "psikolojik" temelli olduklarını savunmaktadır. Çünkü sözleşmeler, tarafların algılamasına ve öznel yorumlarına tabidir. Dolayısıyla, iş sözleşmesinde yer almayan bazı bilgilerin, çeşitli kaynaklara dayandırılan varsayımlar ile doldurulması veya yorumlanması söz konusu olabilir. Psikolojik sözleşme olarak adlandırılan bu olgu, yukarıda sayılan nedenlerle "bireyseldir" ve "algılara" dayanır.
Uzun yıllara dayanan kavramsallaştırma çalışmaları ve araştırmalar, psikolojik sözleşme konusunun giderek daha önemli hâle gelmeye başladığını ortaya koymaktadır. Öncelikle, çalışanlar, sahip oldukları psikolojik sözleşmelerin, örgüt tarafından yerine getirilmediğini ya da ihlal edildiğini algıladıklarında oldukça ciddi olumsuz tutumlar geliştirebilmektedir. Özellikle değişimin kaçınılmaz olduğu günümüz iş dünyasında her değişimin, çalışanın psikolojik sözleşmesini ihlal etme ya da çalışan tarafından bu şekilde algılanma olasılığı bulunmaktadır. Çünkü her sözleşme, taraflara birtakım faydalar sağlamak üzere oluşturulur. Bunu değiştirmeye yönelik her davranış ise bu faydanın tehdit altında olduğu algısını yaratabilir. Sonuç olarak, örgütlerin daha esnek çalışma biçimlerini benimsemeleri, kadrolu yerine sözleşmeli personel çalıştırma eğilimindeki artış, daha çevik organizasyon yapıları, İnsan Kaynakları Yönetimi uygulamalarındaki gelişmeler, Endüstri 4.0'a geçiş ve dijitalleşme, toplumsal ve küresel değişimler, psikolojik sözleşmelerin işverenler ve yöneticiler tarafından daha iyi anlaşılmasını ve yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, özellikle Türkiye'de, gerek akademide gerekse iş yaşamında pek fazla bilinmeyen ve üzerinde çalışılmayan bir konu olan "psikolojik sözleşmeler" hakkında yazdığımız bu kitabın, sözü edilen alanlarda önemli bir boşluğu kapatacağı düşünülmektedir. Genel İşletme, İnsan Kaynakları Yönetimi, Örgütsel Davranış, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi, Psikoloji ve Sosyal Psikoloji gibi disiplinlerle ilişkili olan Psikolojik Sözleşme olgusu hakkında fikir sahibi olmak, her sektörden ve kademeden çalışana yarar sağlayacaktır. Kitabımızın konu ile ilgilenen akademisyenlere, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine faydalı olmasını dileriz.
Joseph P. FOLG ER, Marshall Scott POOL E, Randall K. STUTMAN Çatışma konusundaki çalışmaları güncelleyerek ve bugüne kadar yapılanları harmanlayarak sunan bu kitap, ayrıca uygulamaya giriş kitabı olarak da pratik bilgiler vermektedir. Elinizdeki kitabın yalnızca iletişim uzmanları için değil herkesin yararlanacağı bir kaynak olduğu görülmektedir. Belki de kitabın en genel ve temel mesajı; çatışma yaşanmasının kaçınılacak bir şey olmaması, üstelik problemlerin üstünün örtülmesinin sakıncalı olması, çatışmanın da bir çözüme doğru ilerlemek için gerekliliğidir. Yapıcı bir biçimde yönetildiği takdirde belki de çözülemeyecek bir sorun bile olmayacaktır. Bu mesajın bizim kültürümüz bakımından çarpıcı olması söz konusudur ama üzerinde düşünerek değerlendirmekte de yarar vardır. Bizler acaba hiçbir çatışma olmasın diye mi büyütüldük? Hiç çatışmadan yaşayabiliyor muyuz? Bu mümkün mü? Çatışıyorsak neden adını açıkça koyarak, oturup bunu birlikte çözmeye yönelmeyelim?
Linda Steg - Agens E. Van Den Berg - Judith I. M. De Groot Yirmi birinci yüzyılın başında kirlilik, ormanların yok edilmesi ve iklim değişikliği gibi çevresel problemlerin dünya ekosistemlerini giderek daha fazla etkilediği aşikârdır. İnsan davranışının, bu problemlerin ana sorumlularından biri olduğu görüşü artık benimsenmektedir. Çevre psikolojisi bireylerle onların yapılı ve doğal çevreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen bir disiplindir.
Çevre psikologları, bir yandan çevrenin insan deneyim, davranış ve sağlığına etkisini, diğer yandan da insanın çevreye etkisini (çevresel davranışı) etkileyen faktörleri incelerken çevreci davranışı artırmanın yollarını da araştırır. Çevre psikolojisinin süregelen ve giderek artan kaygısı ise, bir yandan insanların iyilik-hâlini ve yaşam kalitesini korurken, diğer yandan da çevresel problemleri geriye döndürecek şekilde insan davranışlarını değiştirmenin yollarını bulmaktır.
Kitabımızda bu konularla ilgili teori ve araştırmalar sunulmaktadır. Kitap ayrıca çevre psikolojisi alanının özellikleriyle ilgili tartışmaları ve araştırmalarda kullanılan başlıca metotları, çevresel ve çevreci davranışı etkileyen faktörleri, çevresel sürdürülebilirliği, disiplinler arası çevresel yaklaşımları, çevre politikalarının oluşturulmasını ve halkın çevre politikalarına karşı tutumlarını farklı yaklaşım açılarından irdelemektedir.
Ceren Hıdıroğlu Ongun, Derya Hasta, Duygu Güngör, E. Helin Yaban, Ebru Akün, Gökçe Karayeğen Balent, Gözde Kıral Uçar, M. Burcu Balçıklı, Markus M. Müller, Meral Gezici Yalçın, Özgen Yalçın, Pelin Karakuş Akalın Bu kitap, bilimsel bulgular ve günlük yaşamdan örnekler eşliğinde insan ve doğal çevre ilişkisi ile çevre davranışının altında yatan psikolojik etmenlere ilişkin okurlara kapsamlı bir kaynak sunmaktadır. Kitabın her bir bölümü psikolojinin farklı disiplinlerinde uzmanlaşmış yazarlarca tutarlı, akıcı ve yalın bir dille yazılmıştır.
Kitap, insan ve doğa etkileşimi ile çevre davranışına odaklanan konuları sadece psikolojik bir bakış açısıyla okura aktarmakla kalmamakta, aynı zamanda dünyayı etkisi altına alan iklim krizi ve diğer ekolojik sorunlarla doğrudan ilişkili olan çevre davranışı üzerine çarpıcı bilgiler ortaya koymakta, bazı çözüm önerileri sunmaktadır. Tüm bunlara ek olarak doğanın ve çevresel düzenlemelerin insanın psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerindeki etkileri hakkında okurda farkındalık da yaratmaktadır. Bu yönüyle kitap, yalnızca alanda çalışan uzmanların değil aynı zamanda psikolojiye ve çevre konularına ilgi duyan herkesin keyifle okuyabileceği bir kaynaktır.
Can Çalıcı, Cihat Yaşaroğlu, Erkin Sarı, Ferhat Arı, Gülten Ünal, Hilal Peker, Hüccet Vural, M. Fatih Bükün, Mert Aytaç, Musa Bozkurt, Ömer Çamur, Sebur Kapu, Üzeyir Kement İnsan ile doğal ve yapılı çevresi arasındaki karşılıklı ilişkiyi inceleyen “Çevre Psikolojisi” alanında yüz yılı aşkın bir süredir çalışmalar yapılmasına rağmen söz konusu alanın bir disiplin olarak ortaya çıkması yaklaşık 60 yıldır. Çevre ile etkileşimimizde kimi zaman çevre dostu davranışlar sergilerken kimi zaman da maalesef çevreye zarar veren davranışlar sergileyebilmekteyiz. İnsan davranışının bu denli önemli olduğu bir alanda, bireylerin çevreye ilişkin davranışlarını anlamak için yine başvuracağımız en önemli disiplinlerden birisinin Çevre Psikolojisi olduğunu söyleyebiliriz.
İnsan-çevre etkileşiminde, konu alanı uzmanı olmadan da kimi zaman çevreye verdiğimiz zararı görebiliriz. Örneğin, 2019 yılından itibaren ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada da etkisini hissettiren Pandemi döneminin başlarında insanların evlerine kapanması âdeta doğanın yeniden canlanmasına neden oldu. Sokaklarda, caddelerde, daha önce yoğun insan sirkülasyonu olan yerlerde çiçekler açtığını gördük. Ancak kısıtlamanın kalkması ile birlikte doğaya çıktığımızın göstergeleri yeniden görünür olmaya başladı. Yerlere daha önceden atmayı alışkanlık (!) hâline getirdiğimiz nesnelere artık maske ve eldivenleri de kattık. Eskiden “Lütfen çöp atmayınız!” uyarılarının yanına “Lütfen maske atmayınız!” uyarıları da eklenecek gibi görünüyor. Hemen hemen çoğumuzun şahit olduğu ya da bir şekilde basından öğrendiği bu ve benzeri olaylar, insan-doğa ilişkisi hakkında ipucu vermekte ve çevreci davranışların önemini de ortaya koymaktadır.
Çevre Psikolojisine Giriş isimli bu eser; lisansüstü düzeyde araştırmalar yapan araştırmacılar, lisans ve lisansüstü düzeyde çevre ile ilgili dersleri alan öğrenciler ve insan için hayati önemi olan “çevreyi” önemseyen tüm meraklı okuyucular ve araştırmacılar için önemli bir kaynak eser olacaktır. Ayrıca bu eseri bir başlangıç olarak değerlendiriyor ve eserin alana katkı sağlayacak diğer çalışmalara vesile olacağını umut ediyoruz.
Betül Orhan Kılıç, Betül Ulukol, Çisem Yıldız Yıldırım, Dilek Çelik, Döndü Nilay Yıldırım, Fadime Şen, Gamze Münüklü, Gamze Ülker Tümlü, Gülçin Orhan, Hüsnünur Aslantürk, Muharrem Koç, Nigar Şenalp, Nilüfer Koçtürk, Nurten Karacan Özdemir, Öznur Bayar, Serdar Orhan , Sibel Maral, Şenay Mevlitoğlu, Tuğba Ayçiçek Dinçer Bu kitap, insanlığın en büyük utanç kaynağı olan çocuk istismarı ve ihmali sorununun anlaşılmasını sağlamak ve bu soruna çözüm önerileri sunmak için hazırlanmıştır. Kitapta, istismara uğrayan ya da ihmal edilen çocuklar için neler yapılması gerektiği ile ilgili temel ve güncel bilgiler yer almakta olup eğitim fakültesi öğrencileri, öğretmenler ve çocuklarla çalışan diğer uzmanların yanı sıra konu ile ilgili okuyucuların yararlanabileceği temel bir kaynaktır.
Clemens Bartollas, Frank Schmalleger Yaşı yasal limitlerin altındaki bireylerin suçlu davranışları olarak en geniş şekilde tanımlanabilecek “çocuk suçluluğu fenomeni”, ülkemiz açısından oldukça dikkate değer bir noktaya gelmektedir. Suça karışan çocuklardaki artış kadar, hakkında yasal takibata başlanan ve mahkeme süreçlerine geçiş yapan çocukların oranları ise önümüzdeki yıllara bağlı olarak korkutucu boyutlara doğru ilerlemektedir. Bu durum çocuk suçluluğunu çok boyutlu olarak ele almayı gerektirmektedir ve bu sorunu yaklaşım, müdahale ve en önemlisi de önleme açılarından en rasyonel şekilde ele almayı kaçınılmaz kılmaktadır.
Ülkemizin geleceği olan çocukları her türlü suçlu ortamlardan uzak tutmak ve suçluluğa adım atmalarına neden olan faktörleri tespit ederek müdahale etmek başta devlet mekanizması olmak üzere her kesimin temel görevlerinden biridir. Ülkemizdeki çocuk suçluluğuna bakış konusunda belli bir duyarlılığın olduğu söylenebilir; ancak çocuk suçluluğu literatürü ve çalışmaları ne yazık ki istenen boyutlarda değildir. Bu anlamda elinizdeki bu kitabın, özellikle çocuk suçluluğu literatürü açısından önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Bu kitabın diğer önemli bir katkısı ise çocuk suçluluğunu pek çok alandan ele alan çalışma ve araştırmalara ek olarak bu fenomeni kriminolojik boyutu ile de değerlendirme fırsatını sağlayacak olmasıdır. Kriminolojik teori ve yaklaşımları kapsamlı bir şekilde ele alan bu kitabın, çocuğun suçlu davranışının daha iyi anlaşılmasında katkılar sunacağı aşikârdır. Bunun yanı sıra sadece çocuk suçluluğunun anlaşılmasını değil aynı zamanda çocuk adalet sürecini, ıslah, rehabilitasyon ve topluma kazandırma gibi çok önemli konuları da ele almaktadır. Ayrıca, suç ve sapma ile ilgili literatürde oldukça eksikliğini gördüğümüz ampirik çalışmalara da teorik bir alt yapı oluşturacaktır. Böylece kendi toplumumuz ve sosyal dinamiklerimizi içeren teorik çalışmalara ihtiyacımız olduğu gerçeğine de bir başlangıç noktası olarak hizmet edeceği düşünülmektedir.
Yayınlandığı ülkede 9. Baskıya ulaşmış olan ve alanında uzman akademisyenler tarafından dilimize çevrilerek “Çocuk Suçluluğu” adı verilen bu kitabın, çocuk suçluluğu alanına hem akademik hem de pratik boyutta katkı sunacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu kitap; hukuk, adli bilimler, sosyal hizmet, psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimleri, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik gibi alanların lisans ve lisans üstü eğitimlerinde kullanılabilecek ve çocuk suçluluğu ile ilgili çalışan her kesim için bir başucu kitabı olacaktır.
Adem İnce, Ebru Sağlam, Elif Akçay, Esin Okman, Gökay Canberk Buluş, Gökçen İlçioğlu Ekici, Hasan Batmaz, İbrahim Bakırtaş, Mehmet Semih Demirtaş, Merve Küçükoğlu, Meryem Kaşak, Muhammed Mustafa Güneylioğlu, Nihal Yaman Artunç, Pınar Aydoğan Avşar, Raziye Merve Yaradılmış, Şermin Bilgen Ulgar Çocuk ve İstismar kitabı, günümüz dünyasının çözümü beklenen önemli sorunlarından birisi olan çocuk istismarı konusunu farklı bilimsel bakış açılarıyla derinlemesine ele almaktadır. Bu doğrultuda istismar meselesini konuyla ilgilenen farklı bilim dallarının perspektifinden değerlendirerek, sorunların doğru şekilde anlaşılmasına katkı sağlarken aynı zamanda istismar ile ilgili problemlerin teşhis ve çözümlerine dikkat çekmeyi hedeflemektedir. Alanında uzman farklı bilim dallarından yazarların katkı sağladığı kitabımız, her geçen gün daha da büyüyen ve toplumda farkındalığının arttığı bir sorun olan çocuk istismarı konusunda yalnızca bu konu ile ilgilenen profesyonellerin değil ebeveynler başta olmak üzere herkesin bilgi edinmek için başvuracağı bir başucu kitabı olarak öne çıkmaktadır.
Pelin DÜNDAR Kaliteli, zamanında ve uygun maliyetli sonuçlar elde edebilmenin yolu bütünün onu oluşturan parçalardan daha fazla anlam yüklü ve bir o kadar da değerli olduğunu idrak etmekten geçmektedir.
Bütünü temsil eden sinerji; nefes aldığımız her nokta da keza doğanın her kesitinde mevcuttur. Dikkatli yapılan gözlemlemeler, bileşenlerin, parçaların, unsurların hatta ve hatta canlıların birbirlerinden aldıkları güçle çok daha büyük oluşumlara zemin hazırlayabildikleri gerçeğini göstermektedir.
Çözümlerin Ortak Şifresi: Sinerji ismini verdiğim bu kitap; altı çizilen rasyonel gerçekliğe dikkatleri çekmek ve pek çok soruna çözüm getirme noktasında da sinerji olgusunun adeta ortak bir şifre vazifesi gördüğü gerçeğini, seçilen farklı konulara bağlı kavramlar ve örnekler paralelinde irdelemek gerekçesiyle yazılmıştır.
Belirlenen konuya ilişkin sinerji hususunda hassasiyet gösterilmesi gereken bazı noktalar da değişmekte hiç şüphesiz. Ancak bunları öğrenmek veya anımsamak için sayfaları çevirmek gerekmekte…
Ahmet Songur, Alper Tütünsatar, Çiçek Bozyel, Elif Gün, Erdal Eke, Fahrettin Apak, Fatma Yağmur Evcil, Fulya Akgül Gök, Gizem Tan Eren, Hande Nur Eroğlu, Hasan Hüseyin Aygül, Hasan Rençber, Hilal Akman Dömbekci, Mehdiye Akgül, Mehmet Şengül, Melih Sever, Meyrem Tuna Uysal, Mustafa Zihni Tunca, Nurullah Zafer Kartal, Osman Çöllü, Özge Zeybekoğlu Akbaş, Seyhan Özdemir, Tuba Yüceer Kardeş, Ümit Arklan, Yunus Emre Öztürk “Dijital Çocukluk ve Dijital Ebeveynler: Dijital Nesillerin Teknoloji Bağımlılığı” başlıklı ilk kitabımızın devamı niteliğini taşıyan bu ikinci kitabımız, kolektif bir çabanın üretimi olarak kurgulanmış ve farklı üniversitelerden 26 yazarın bir araya gelmesine vesile olmuştur. Dijital Bağımlılık ve E-Hastalık olmak üzere iki genel bölüm ve bu bölümlerde yer alan toplam on dört bölümden oluşan bu kitap, dijital nesillerin teknoloji bağımlılığını ve teknoloji kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan hastalıkları konu edinmektedir. Dijital bağımlılık, sosyal medya bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı, çevrim içi alışveriş bağımlılığı gibi konuların yanı sıra e-hastalıklar, nomofobi, FoMO, maraton izleme, dijital istifçilik, stalklamak gibi konular/olgular gerek teorik ve kavramsal düzeyde gerekse uygulamalı olarak ele alınmıştır. Bu doğrultuda kitabın hem ilgili alan yazına katkı sağlayacağı hem de bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de her alanda yoğun bir şekilde yaşanan dijitalleşmenin bireysel ve toplumsal yansımalarına yönelik farkındalığın artırılmasına destek olacağı düşünülmektedir.
Müge Bekman Bu kitapta, dijital medya sadece kendi ekseni içerisinde ele alınmamakta aynı zamanda iletişim alanı içerisinde bütüncül bir biçimde ne gibi teorik farklılaşmaların yaşandığı da incelenmektedir. İletişimin zaman içerisinde teknolojiyle birlikte değişen yüzü, iletişimin anlamını ve etki gücünü de radikal biçimlerde dönüştürmüştür. İletişimin hem bireysel hem de toplumsal sonuçları, meselenin dijital medyayla ilgili yanını ön plana çıkartmaktadır. Dijital mecralar ile inşa edilen iletişim kanalları, iletişim biçimlerinin farklılaşmasına, devamlılıklara ve kırılmalara neden olduğu için bu yapının içerisinde yeni kavramlar ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda gelişmeleri kaçırma korkusu olarak tanımlanan FoMO, bir bağımlılık problemi olmakla birlikte genel olarak tüketim pratikleriyle ilişkili bir biçimde okunmaktadır. Dijitalleşme ekseninde gerçekleştirilen tüm tartışmalar, sosyal medya bağımlılığı ve gelişmeleri kaçırma korkusuyla birlikte ele alındığında kompülsif çevrim içi satın almaya katkı sağladığı görülmektedir.
Fatma Gül Cirhinlioğlu Bu kitap, din psikolojisine giriş niteliğindedir. Genel olarak din psikolojisi konularına ilişkin kuramsal yaklaşımlar, açıklamalar ve görgül çalışmalar doğrultusunda elde edilen bulgular sunulmaya çalışılmıştır. Kitapta, dinî kabuller ve değerler hakkında sayıltılar ileri sürülmeksizin psikolojinin bakış açısından dine yaklaşılmıştır.
Hiç şüphe yok ki din, insan yaşamının önemli bir parçasıdır. Din ve dinsel kurumlara ilişkin bilgi olmaksızın toplumların tam olarak anlaşılamayacağı genel kabul görmektedir. Bu bakımdan psikologların da dinin, insan duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini öğrenmeleri bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır. Kitap boyunca din taraftarlığına veya din karşıtlığına yönelik bir tutum içinde olmamaya özel bir önem gösterilmiştir. Dinî duygu, düşünce ve davranışlarımız, bilimsel bakış açısıyla anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle konunun uluslararası literatürde nasıl ele alındığı üzerinde durulmuş, sıkça kuramsal ve görgül araştırmalara atıflar yapılarak ayrıntılara inilmeye çalışılmıştır.
Din psikolojisi alanındaki uluslararası literatürü Türkçeye kazandırdığı göz önünde tutulduğunda bu kitaptan özellikle eğitim hizmeti verenlerin rahatlıkla yararlanabileceği söylenebilir. Kitap; psikologlar, din psikolojisi alanında çalışan ilahiyatçılar, din psikolojisi alanında ders alanlar ve konuyu öğrenmek isteyenler için değerli bilgiler içermektedir.
Ahmet Celalettin Güneş, Ahmet Selman Baktı, Ali Aslan, Cüneyd Aydın, Ebru Morgül, Fatma Baynal, Kenan Sevinç, Muhammed Kızılgeçit, Mustafa Ulu, Nevzat Gencer, Saliha Uysal, Ümit Horozcu, Yahya Turan Din, insan hayatının tüm alanlarını renklendiren ve zenginleştiren önemli ve evrensel bir olgudur. İnanç ve değerler, insanın kendisine, diğer bireylere, topluma ve yaşadığı çevreye yönelik bakış açılarını ve tutumlarını şekillendirir. Din aynı zamanda, bireyin mutluluğunu ve ruh sağlığını da etkiler. Din Psikolojisi ise din ve bireyi karşılıklı ilişki içinde ele alan, diğer araştırma konularının yanı sıra bireyin ruh sağlığı ve mutluluğu üzerinde araştırmalar yapan önemli ve etkili bir alandır.
Bu kitap, öncelikle Din Psikolojisi alanındaki araştırma eğilimlerinin yurt dışında ve ülkemizde hangi konularda yoğunlaştığını belirlemekte; özellikle son yıllarda ülkemizde yapılan çalışmaları farklı perspektiflerden analiz ederek sunmakta ve alanın sorunlarına ve çözümlerine ışık tutmayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede hazırlanan Din Psikolojisi Güncel Durum Analizi, birçok araştırmacının katkılarını içermektedir. Kitap, Din Psikolojisi alanında akademik çalışma yapacak kişiler için bir yol haritası oluşturacağı gibi din ve insan arasındaki ilişkileri merak eden tüm okurlara da özel katkılar sunacaktır.
Robert K. Yin Durum Çalışması Araştırması Uygulamaları, çeşitli konularda çok sayıda tanımlanmış durum çalışması uygulamalarını tartışmakta ve durum çalışması, teknik ve ilkeleri ile ilgili özel olarak seçilmiş örnekleri kapsamaktadır. Konu başlıkları; eğitim, yasal uygulamalar, halk sağlığı, ekonomik kalkınma ve mesleki eğitim gibi kurumsal ve örgütsel olguları öne çıkarmaktadır. Desenden raporlamaya uygulamalar, durum çalışması yaparken sıklıkla karşılaşılan sorunları ortaya koyarak bunlara çözümler sunmaktadır.
Durum Çalışması Araştırması Uygulamaları, durum çalışmasını kullanan farklı disiplin alanlarındaki öğrencilere ve araştırmacılara eşsiz bir kaynak sunmaktadır.
Nurten Gökalp Felsefede duygulu bir varlık olarak insanı açıklama çabaları oldukça tartışmalıdır. Zira insanın akıllı bir varlık olduğu düşüncesi her zaman önemsenmiş duyguları pek dikkate alınmamıştır. Akıl ve duygu aynı insanın iki farklı boyutu olmasına rağmen aralarındaki ilişki çoklukla bir zıtlık ilişkisi olarak değerlendirilmiştir. Oysa insan aklı da duyguları da inkâr edilemeyen bir varlıktır.
Amacı ilkçağdan günümüze felsefe tarihindeki filozofların dikkat çeken duygu görüşlerinden hareketle konuyu değerlendirmek olan bu kitapla duyguya felsefi bir bakış oluşturulması hedeflenmektedir. İnsanın duygusal boyutuna dikkat çekecek çalışmalara katkı sunması amaçlanmaktadır.
Asra Babayiğit, Buse Keskindağ, Fatma Gül Cirhinlioğlu, Füsun Gökkaya, Gönül Taşcıoğlu, Gülüşan Özgün Başıbüyük, Hasan H. Başıbüyük, Hülya Ercan, İbrahim Bahtiyar, Meryem Karaaziz, Utku Beyazıt, Zafer Cirhinlioğlu Bu kitapta duygu psikolojisinin temel kavramları, duyguların işlevleri, duygu durumlarının kaynakları ve duyguların sınıflandırılması üzerinde durulmuştur. Duyguları fark etme ve ifade etme, yaşa göre duyguların gelişimi konuları ele alınmış ve duyguların kökeni incelenmiştir. Duygular, sosyolojik bakış açısından ve kültür ile ilişkisi bağlamında değerlendirilmiştir. Kitapta; aşk, öfke, depresyon ve yas gibi bazı temel ve ikincil duygulara ise ayrıntılı olarak yer verilmiştir.
Fatma Gül Cirhinlioğlu Deneyimlerimize renk katan duygular, yaşamımızda çok önemli rol oynar, çünkü çok önemli işlevleri vardır. Duyguların; minimum düşünme ile hızlı bir şekilde davranmamıza yardım etmek, acil eylemler için bedenimizi hazırlamak, düşüncelerimizi etkilemek ve bizi davranışa güdülemek gibi bireysel işlevleri vardır. Duygusal ifadelerin; algılayıcı için belirli davranışları kolaylaştırmak, kişilerarası ilişkilerin doğası hakkında bilgi sağlamak, sosyal etkileşimi düzenlemek gibi kişiler arası işlevleri de bulunmaktadır. Diğer taraftan kültürel olarak biçimlenmiş duygularımız, kültürümüz tarafından tanımlanmış olan sosyal olarak uygun davranışlara yönelmemize yardım etmektedir.
Ali Serdar Yücel, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Ayça Gürkan, Ayla Taşkıran, Bülent Kılıç, Demet Akarçay, Elif Karagün, Emine Demiray, Emre Yanıkkerem, Fatma Arpacı, Fatma Tezel Şahin, Gökşen Aras, Mihalis (Michael) Kuyucu, Murat Korkmaz, Nurhayat Çelebi, Nurullah Karta, Saliha Özpınar, Seda İnan, Sevgi Özkan, Sezer Er Güneri, Şadan Tokyürek, Şebnem Aslan, Şerife Güzel, Ümran Sevil, Yavuz Taşkıran, Zeynep Kurtulmuş Şiddet günümüzde gelişmiş ya da az gelişmiş bütün ülkelerin en önemli sorunları arasındadır. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve doğaya yönelik yapılan şiddet engellenemez durumdadır. Şiddetin en önemli nedenleri arasında gösterilen eğitim, ekonomi, yönetim, algı, psikoloji, medya ve inanç kavramlarıyla ilgili sorunlar üzerine her gün yeni çalışmalar literatürde yer almakta ve yasal boyutta birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ancak teknoloji ve uzay çağını yaşadığımız bu dönemde hâlen insan­lığın çok uzun zaman önce geçmişte bırakması gereken şiddetle ilgili sorunlar artarak devam etmektedir.
Bu kitapta da, farklı açılardan şiddet boyutlarına, Türkiye ve Dünyada yaşanan şiddetin nedenlerine, geçmişten günümüze kadar olan gelişmeler ile her anlamda şiddetin yok edilmesinin nasıl sağlanacağı konularına yer verilerek, akademik çerçevede şiddet sorununa cevap aramayı amaçladık. Alanında uzmanlaşmış ve literatüre birçok eser kazandırmış akademisyenlerimizin kaleminden çıkan değerli çalışmaları siz okuyucularımızla paylaştık. Umudumuz ve hedefimiz şiddet ve şiddete neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması, bu anlamda sorun yaşayan tüm dünya insanlarına bir nebze de olsa katkı sağlamak, önerilerde bulunmak, yapılması gerekenlerin neler olduğuna değinmek ve toplumsal fayda unsurunu ortaya çıkarmaktır.
Ali Turan Barniç Bir işletmeyi, geleceğin markası yapan en önemli unsur insan kaynağıdır. Yani bir işletmenin en değerli varlığı çalışanlarıdır. İşletmeler, müşterilerin düşünce, duygu ve davranışlarına verdiği önemi, aynı şekilde çalışanlarına da göstermelidir. Böylece çalışanlar; olumlu düşünce, duygu ve davranışlarla müşterilere hizmet ederler.
Çalışanların yaptıkları işlerle ilgili düşünceleri, onların duygu ve davranışlarını da doğrudan etkilemektedir. Müşteriye olumlu düşüncelerle yaklaşan bir çalışan, olumlu davranışları da beraberinde getirmektedir. Ayrıca bu olumlu düşünceler, çalışanların olumlu duygularını da müşteriye yansıtmasını sağlar.
Müşterilerin bir işletmeden memnun bir şekilde ayrılması, çalışanların onlara hissettirdiği olumlu duygu ve davranışlara bağlıdır. Bu duygu ve davranışların kökeninde ise olumlu düşünceler vardır. Yani işletmeler, çalışanlarına olumlu düşünceler verebildiği sürece başarılı olabilmektedir. Çalışanların olumlu düşünceleri, onların duygu ve davranışlarını da bu yönde etkilemektedir.
İbrahim Ethem Özgüven Psikoloji, insan davranışlarını inceleyen bir bilimdir. Endüstri psikolojisi, psikolojinin iş ortamına uygulanmasını ve çalışan kişilerin, iş veriminin, işe olan uyumunun ve iş doyumunun maksimum düzeye ulaştırılmasını amaçlar. 20. yüzyılın sonlarında, endüstride olan hızlı gelişim ve değişmeler, yeni teknolojiler ve artan rekabet koşulları, üretim ve yönetim biçiminde yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Bu durum, çalışan insanların ve örgütlerin değişime ayak uydurmalarını ve yeniden yapılanmalarını zorunlu kılmış, insan kaynaklarının önemini, sosyal ve davranış bilimlerine olan gereksinimleri de artmıştır. Günümüzde endüstri psikolojisi, psikolojinin en çok rağbet gören alt dallarından biri durumuna gelmiştir.
Çalışma ve iş ortamındaki örgüt ve insan kaynaklarına ilişkin davranışları hem teorik hem de pratik boyutları ile inceleyen Endüstri Psikolojisi, Amerika’da 20. yüzyılın ikinci yarısında, üniversitelerin psikoloji ve işletme programlarında bir ders, sonra lisans ve daha sonra da lisans üstü uzmanlık ve doktora programları şeklinde bir gelişim göstermiştir. Endüstri psikolojisi de ülkemizde benzer bir gelişim izlemektedir.
Suna Tevrüz İşletmelerde insan faktörünün giderek önem kazandığı bugünlerde Endüstri/Örgüt Psikolojisinin çalışma hayatındaki önemi gün geçtikçe artmaktadır. Çalışma hayatını incelerken hem teorik hem de pratik bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda 1996 yılında Türk Psikologlar Derneği ve KalDer’in işbirliği ile hazırlanan “Endüstri ve Örgüt Psikolojisi” kitabının uzantısı niteliğinde “Endüstri ve Örgüt Psikolojisi II” olarak bu kitap piyasaya sürülmüş ve çalışan veya bu alana yönelmek isteyen uzmanlara yol göstermesi amacıyla hazırlanmıştır. Kitap içeriğine bakıldığında önemli konu başlıklarına göre bölümlere ayrıldığını görmekteyiz. Her bölümün içinde hakim olduğu konu ile ilgili makaleler bulunmaktadır. Bölümler içerisinde dikkat çeken ve önemi gün geçtikçe artan Endüstri/Örgüt Psikolojisinin toplumsal kültürünün yeri üzerine değerli çalışmalar aktarılmıştır. Yine işletme içi ve işletmeler arası rekabet konusu incelenmiş, toplum kültürüne ve değerlerine uygun olacak şekilde bu rekabetten yararlanmak amacıyla yapılan çeşitli araştırmalara yer verilmiştir. İşletmeler ve örgütler içerisindeki en önemli unsur olma özelliğine sahip insan faktörünün öneminin kavranması hızla artmaktadır. Bu doğrultuda bazı kavramlar ortaya çıkmış ve bu kavram üzerinden dikkat edilmesi gereken konular ayrı bir bölüm olarak karşımıza çıkarılmaktadır. Geniş bir konu yelpazesine sahip bu kitap ile birlikte hem bu alanda çalışanlara hem de bu alana ilgi duyan ve gelecekte çalışmayı planlayanlara yararlanabilecekleri çok değerli bir kaynak sunulmaktadır.
Aydın Çivilidağ Bu kitap; hangi alanda, hangi örgütsel yapıda çalışırsa çalışsın herkesin, kendi iş yaşamından izler bulabileceği bilimsel nitelikli bir eserdir. İster beyaz yakalı olarak adlandırılan CEO veya yönetici konumundaki bir profesyonel olun, ister en alt düzeyde beden gücüyle, el emeğiyle çalışan mavi yakalı bir emekçi olun kitabı okudukça kendinize ait yaşantılar bulabileceksiniz. Kitabı okuduğunuzda iş yaşamıyla, örgütsel süreçlerle ilgili bilginizi geliştirirken aynı zamanda “Ben bunu yaşamıştım.” “Bu durumla ben de karşılaştım.” ya da “Böyle bir durumda ben ne yapardım?” gibi değerlendirmeler yapabileceksiniz.
Kitapta; iş yaşamında sıklıkla karşılaşılan ve örgütsel yapılarda terörize edici durum olarak adlandırılan “İş yerinde psikolojik taciz (mobbing), “İş stresi”, “Örgütsel zehirlenme (örgütsel toksisite)”, “Örgütlerde çatışma” gibi güncel konuların yanı sıra “liderlik, kişilik, motivasyon, iş doyumu, örgütsel adalet, kayırmacılık (favoritizm), nepotizm, açığa çıkarma (whistleblowing) ve iş yaşamında etik” konularına da yer verilmiştir.
Kitap; içerdiği başlıklar bakımından endüstri ve örgüt psikolojisinin yanı sıra, yönetim bilimi, işletme, çalışma ekonomisi, insan kaynakları alanlarında ve insanla çalışan tüm profesyonelleri de kapsamaktadır. Ömrümüzün 30-40 yılını çalışarak geçirdiğimizi düşünürsek, iş yaşamında bizleri etkileyen unsurları bilmemiz ve bilinçlenmemiz son derece önemli ve gereklidir. Bu kitap akademik, bilimsel bir çalışma olmakla birlikte her düzey çalışana kaynaklık edecek şekilde kapsamlı literatür taraması yapılarak oluşturulmuş, özgün bir eserdir.
Nursel Telman - Ülfet Uzunkoca Türkiye alan yazında ilk ve tek örnek olarak yayın hayatına geçen ilk ölçek kitabının (Endüstri Örgüt Psikolojisi Alanında Kullanılan Ölçekler El Kitabı) ardından, bilim dünyasının iş ve yönetim dünyasını hızlı bir şekilde şekillendirmesi, paralelinde akademisyenlerin de değişen gereksinimleri göz önünde bulundurarak yeni ölçek geliştirme ve uyarlamaları sonucu, serinin ikinci kitabı Endüstri ve Örgüt Psikolojisi ve İlişkili Alanlarda Kullanılan Ölçekler Başvuru Kitabı oluşturulmuştur.
İlk seride olduğu gibi kitap; alanla ilgili yeni ölçekler, E/Ö Psikolojisi, Örgütsel Davranış, Davranış Bilimleri, Yönetim ve Organizasyon ve ilgili diğer dallarda yüksek lisans, doktora ve ileri düzey akademik çalışmalar yapanların ihtiyacını duyacağı ölçek bilgilerini, orijinal kaynakları ile birlikte, Türkiye’de gerçekleştirilen geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarını içermektedir.
İlk kitaptan farklı olarak ölçeklerin tamamı, yazarların Endüstri ve Örgüt Psikolojisi kullanımına ilişkin görüşleriyle birlikte verilmiştir. Böylece alanla ilgili çalışan araştırmacı ve akademisyenlerin yanında, ölçeklerin, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi alanında; sahada, yani bilfiil işletme ortamında, ilgili insan kaynakları profesyonelleri ve konusunda uzman kişiler tarafından da kullanılabilir olması sağlanmıştır.
Ahmet Oktan, Ahmet Talimciler, Aslı Karamollaoğlu Favaro, Canan Uluyağcı, Gülgün Meşe, Güliz Gülçin Güzelgün, Huriye Kuruoğlu, Lale Kabadayı, Mehmet Oğulcan Turan, Nesrin Kula Demir, Nevin Yıldırım Koyuncu, Zühal Çetin Özkan Erkeklerin yarattıkları ve kendilerini egemen kıldıkları hegemonik ortam, zamanla geri dönerek kendilerini ezmeye başlamıştır. Ezilen erkek ise kendi ezikliğini örtbas etmek için kadını daha çok ezmeye çalışmıştır. Günümüz erkeği, bir yandan yeni yaşam tarzının getirdiği beklentiler, öte yandan yüzyıllardır devam eden “erkek olma” kriterleri arasında sıkışıp kalmış gibidir. Toplumsal vicdanı olan bazı erkekler, yaşanan bu sıkışmışlığın farkında. Pek çok erkek ise değişimin farkında olmayıp kadın-erkek eşitliği konusunun gündeme gelmesinin ve yıllardır sürdürdükleri iktidarın sarsılmasının yegâne sebebinin yine kadınlar olduğunu düşündükleri için sözel ve/veya fiziksel şiddetin dozunu artırmaktadır. Öyle görünüyor ki erkek kimliği üzerine düşünmedikçe şiddet hikâyeleri dinlemeye, okumaya ve yazmaya devam edeceğiz. Şiddeti üreten ve uygulayan zalim rolündeki temel aktör olan erkeklere dayatılan kimliğin ciddi bir şekilde yeniden sorgulanması ve bu bağlamda, değişen şartlara göre yeniden kurgulanması gerekmektedir.
Erkeğin özgürleşmesinin, günümüz şartlarında olması gereken gerçek kimliğini sağlıklı yaşamasının yolu, şu andaki mahpusluğunun farkında olmasından geçiyor. Bu mahpusluk ise geleneksel değerlerin dayattığı erkek kimliği ile modernizmin dayattığı erkek kimliği arasında sıkışıp kalmış olmaktan kaynaklanıyor. Bu durumdan kurtulmanın yolu özgürleşmekten, özgürleşmenin yolu ise kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçiyor.
Ahmet Dinç, Bayram Özer, Bünyamin Han, Cihat Yaşaroğlu, Eyüp Bozkurt, Faysal Özdaş, Hakkı Kalaycı, Hüseyin Fazlı Ergül, Mustafa Özmen, Mustafa Tekke, Rıza Korkmazgöz, Volkan Duran İnsanın değer sahibi olması ya da değer üretmesi, insanı insan yapan en büyük özelliklerinden biridir. İnsan, değerleri ile “insan” olur, insani özellikler sergiler. Bir insan olarak hayatı nasıl yaşayacağımızı, birden fazla seçenek karşısında nasıl tercihte bulunacağımızı veya neleri tercih edeceğimizi belirleyen temel unsurlardan biri olan değerler, hayatımızın her anında, her aşamasında devreye girmektedir. Hayata gözlerimizi açtığımız, ilk sosyalleşme ve eğitim ortamı olan aileden başlayarak okulda, günlük hayatta ve hatta medyada olmak üzere değerlerin etkisini görür veya hissederiz.
Bu kitap, hem Batı hem de Doğu kültüründe karşılığı olan, insana ait ve insani olan on iki değeri ele almaktadır. Ele alınan her bir değerin önemi, bireysel ve toplumsal işlevlerine değinilmiş ve değerin nasıl kazandırılacağına ilişkin genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Kitabın; değerler ile ilgili çalışmalar yapan araştırmacılara; nesilleri değerlere bağlı bir biçimde yetiştirmek isteyen ailelere, eğitimcilere; lisans ve lisansüstü öğrencilere; değerler alanına ilgi duyan tüm okurlara faydalı olacağı ve literatüre katkı sağlayacağı umut edilmekte ve beklenmektedir.
İbrahim Ethem Özgüven Günümüzün değişen dünya ve toplum yaşamında evlilik ve aile sorunlarına olan yardım talebi önemli düzeyde artmıştır. Evlenecek gençler, evli çiftler ve aileler, bireyler, evlenme ve evlilik konusunda danışman ve terapistlere başvurmaktadırlar. Evlilik danışması, eş seçme ve nişanlılık danışması olarak gencin daha evliliği düşünmeye başladığı evlilik öncesi dönemden başlamaktadır. Batı ülkelerinde ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere oldukça hızlı bir yayılma göstermiştir. Ülkemizde de gelişme aşamasında olduğu söylenebilir.
Ancak, ülkemizde, evlilik ve aile danışması ya da terapisi konusundaki kaynaklar oldukça sınırlıdır. "Evlilik ve Aile Terapisi" kitabı, konuya ilişkin olarak bütüncül bir yaklaşımla evlilik ve aile sorunlarının nedenlerini, sağlıklı bir aile ve evlilik yaşamının ilkelerini, evlilik ve aile terapisinin kuram, kavram, ilke, teknik ve uygulamalarını, izlenen farklı yaklaşımları genel çerçevede ele alan bir kaynak olarak düşünülmüş; konuların, standart bir dille anlaşılır olarak ifade edilmesine özen gösterilmiştir.
Recep Aslan, Büşra Esra Aydoğan, Hasan Atak, Gökhan Şahin, Veda Bilican Gökkaya, Fikret Gülaçtı, Levent Sevinçok, Şeyda Eruyar, Ramazan Adıbelli, Aylin Demirli Yıldız, Meryem Berrin Bulut, Zeynep Çiftçi, Eda Moroğlu, Doğa Sevinçok, Mutlu Muhammed Özbek, Sibel Temiz, Adem Sağır, Süheyla Ayvaz, Zeyneb Karakuş, Ezgi Yallagöz, “Mutluluk ne diye sorsalar, cevabı gülüşünde ve o sıcak bakışında arardım.”, “Sen olmadan nasıl var olacağımı bilmiyorum.”, “Manzara da neymiş... Yüzü avuçlarımın içindeyken.”, “Gezegenleri bilmiyorum ama sevgim daima etrafında dönecek.”, “Seni görmeden önce en parlak yıldızın güneş olduğunu düşünürdüm.” ve “Gökyüzü güneş olsa sensiz karanlıktayım.” gibi cümlelerle bireyler aşklarını ve sevgilerini ifade etmeye çalışmaktadırlar. Bu eserde, hayatımıza anlam katan sevgi ve aşk duyguları, farklı disiplinlerden akademisyenlerin ve alan çalışanlarının bakış açılarıyla ele alınmaktadır. Kitaba psikoloji, psikiyatri, dinler tarihi, sosyoloji, sosyal hizmet, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, veterinerlik, çocuk bakımı ve gençlik hizmetleri, hukuk, reklamcılık, kimya, diyetisyenlik gibi alanlardan araştırmacılar ve alan çalışanları katkı sağlamıştır. Kitap, bireylerin keyifle okuyacakları ve yararlanacakları bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Ayça Saraç, Aygül Nalbant, Bilge Abukan, Çicek Nilsu Varlıklar Demirkazık, Elmas Akın Altıncı, Emel Genç, Emine İnan, Esin Zengin Taş, Esra Çalık Var, Fatma Bıyık Sarı, Fatma Peker, Gülsüm Çamur, Hatice Demirbaş, Hatice Öztürk, İ. Mahmut Ceyhan, İlkiz Altınoğlu Dikmeer, Merve Deniz Pak Güre, Muhammed Seyid Raşid Bağçivan, Sibel Arslan, Şükran Kolay Çepni, Tuğba Görgülü Ailenin ne olduğu ve nasıl yapılandığı kültürden kültüre farklılık gösterdiği gibi zaman içinde de değişim göstermektedir. Günümüzde artık birçok farklı aile yaşantıları ve özelliklerinden bahsetmeye başladık. Bu ailelerin özelliklerini ve bu özelliklerin onların ebeveynlik süreçlerine olan yansımalarını anlamak bu alanda çalışan uzmanlar için de önem arz etmektedir.
Bu kitapta; evlat edinen aileler, koruyucu aileler, psikopatoloji barındıran aileler, yaşlı aileler (ileri dönemdeki aileler), tek ebeveynli aileler, üvey aileler, geniş aileler, bağımlı birey/lerin bulunduğu aileler, göçmen aileler, mülteci aileler, çift kariyerli aileler, asker / gazi aileler, LGBT aileler, özel gereksinimli çocukların aileleri, yoksul aileler, nadir hastalığı olan ailelere yer verilmiştir. Kitapta on altı farklı aile yaşantısı ve bu ailelerde yaşayan çocukların özellikleri, karşılaşılan sorunlar, bu sorunların aile sistemine ve ebeveynlik süreçlerine yansımaları, bu aileler için uygulanan müdahale yaklaşımları, uzmanlara öneriler ve örnek vaka sunumları yer almaktadır.
Bu kitap; ailelerle çalışan uzmanlar için kaynak bir eser olmakla birlikte psikoloji, psikolojik danışma ve rehberlik, sosyal hizmetler ve çocuk gelişimi lisans derslerinde ve aile danışmanlığı eğitimi alanında da kaynak olarak kullanılabilir.