Sosyal Hizmet GÜNCEL YAYIN KATALOĞU 22.10.2019
Sosyal Hizmet \ 1-3
Aliye Mavili, Altay İltan Aktürk, Burak Doğangün, Cafer Fırat, Can Çalıcı, Cansu Abacı Yıldız, Cengiz Özbesler, Didem Yücel, Fulya Giray Sözen, Gül Alpar, Hakan Baydur, Hatice Nuhoğlu, Hüseyin Yıldız, İrem Akduman, İshak Aydemir, M. Burak Gönültaş, Meral Öztürk, Murat Yıldız, Neylan Ziyalar, Oğuzhan Zengin, Önder Beter, Özgür Altındağ, Sara Evli, Semra Saruç, Serap Daşbaş, Şeyda Yıldırım, Ural Nadir, Veda Bilican Gökkaya, Vehbi Ünal Adalet hizmeti gibi önemli bir gereksinimi yerine getirmeye/karşılamaya çalışan adalet mekanizması, muhteviyatı itibarı ile zor ve örseleyici süreçleri içermektedir. Bu nedenle bu hizmetin yerine getirilmesinin yanı sıra, aynı zamanda bu süreçte birtakım dezavantajlı durumları nedeni ile örselenen/incinen/savunmasız bireylerin güçlendirilmesi de bir o kadar önemli ve gereklidir. İşte burada bireyi merkeze alan ve güç koşullara karşı onu güçlendirmeyi amaç edinen Sosyal Hizmet, yaklaşımı ve müdahale disiplini ile belki de en önemli hizmetlerden birini yerine getirmektedir. Dünyada ve ülkemizde çocuk mahkemeleri ile gelişen ve her geçen gün önemini artıran adalet sisteminde sosyal hizmet, Adli Sosyal Hizmet, değişen ve evrilen ceza adalet anlayışı ile birlikte hizmet alanını da genişletmektedir. Bunlardan biri de çok çeşitli konularda (çocuk suçluluğu, boşanma davaları, evlat edinme, denetimli serbestlik, rehabilitasyon vs.) sosyal hizmet bakışını içeren bilirkişiliğe başvurulmasıdır. Bu kitabın çıkış noktası, Adli Sosyal Hizmet alanına bir nebze de olsa dikkati çekebilmektir. Ele aldığı konular, hem temel hem de güncel gereksinimler bazlıdır. Yani sadece adalet mekanizması süreci içerisinde sosyal hizmet yaklaşımını ele almamakta, aynı zamanda adli sürece doğru yönelen potansiyellere de değinmektedir. Ayrıca adli makamlara yardımcı roller üstlenebilecek psikoloji, çocuk gelişimi, hukuk, adli bilimler ve psikolojik danışmanlık ve rehberlik gibi disiplinlerin formasyonlarına adli süreçler ve yaklaşımlar konularında katkı sağlaması beklenmektedir.
“… Adli sosyal hizmet uzmanı; faili, hükümlüyü, suça sürüklenen çocuğu, mağduru, risk altındaki kişiyi adli makamlara en etkin şekilde (çevresi içinde birey anlayışı, bireyin özerkliği, içinde bulunduğu dezavantajlı durumların ortaya konması vs.) anlatan ve durumlarına göre en uygun tedbir ve yaklaşımı öneren rolü ile “bilirkişi”; aracı, ara bulucu, bilgilendirici, rehberlik edici, köprü kurucu, takip edici rolü ile adli mekanizmanın soğukluğuna karşı bireyi “güçlendirici”; risk altındaki kişi ve çocukların bir suçun faili ya da mağduru olmalarını engelleyecek tedbirlerin alınması ve uygulanmasında ise “önleyici” rol ve görevlere sahiptir diyebiliriz…”
A. Murat Köseoğlu Afetler dünyada her yıl binlerce insan hayatının sonlanmasına, ciddi şekilde yaralanmalarına ve önemli oranlarda ekonomik hasarlara yol açmaktadır. İnsanoğlu elindeki teknolojik gelişmelere rağmen afetler konusunda hala çaresiz ve zor durumlarda kalabilmektedir. Bu nedenle afetler önemli oranda fiziki ve psikolojik zararlara yol açmaya devam etmektedir. Afetlerin kayıpsız veya en az seviyede kayıpla atlatılması için afete hazırlık, afet yönetimi ve afete müdahale çok büyük önem taşımaktadır. Afetler ister doğal isterse insan kaynaklı olsun, ulusal veya uluslararası yardım faaliyetlerinin hedefi felaketler yüzünden oluşan acıları dindirmek, kayıpları azaltmak ve her felaketzedeye insani değerlere uygun bir yaşam düzeyi sağlamaktır.
Bu kitabın öncelikle afet yönetimi ve insani yardıma ilgi duyan her kesimden okuyucunun, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında çalışan planlamacı, uygulayıcı ve yöneticilerin, bu alanlarda topluma yardımcı olmak isteyen gönüllülerin ve söz konusu alanlara ilgi duyan araştırmacı ile öğrencilerin başvuru kaynağı olarak ilgisini çekeceği değerlendirilmektedir. Ayrıca jeolojik yapısı, topografyası ve iklim özellikleri nedeniyle doğal afetlerle, siyasi coğrafyası nedeniyle de uluslararası siyasi krizlerle sık sık karşılaşan ülkemizin afet yönetimi ve insani yardım faaliyetleri gelişimine katkıda bulunacağını düşünülmektedir.
Şahin Kesici, Abdullah Mert, Esra İlgün, Çağla Girgin Büyükbayraktar Bu kitapta; aile terapisinde önemli bir yere sahip olan müdahale teknikleri yer almaktadır.
Kitapta, Adler, Davranışçı, Bowen, Yapısal, Satir’in Yaşantısal, Deneyimsel, Stratejik, Çözüm–Odaklı, İmago, Sanat ve Ortak Aile Danışmanlığı teknikleri yer almaktadır. Söz konusu her bir kuram ile ilgili olarak teknikler vaka örnekleri ile birlikte açıklanmıştır.
Kitapta, aile terapisi alanında kullanılan çok sayıda teknik bulunmaktadır. Bu teknikler, her kuram içinde, tanımlanmış terapötik hedefleri gerçekleştirmeye yönelik bir dizi müdahale içerecek şekilde oluşturulmuştur. Teknikler, bir terapistin becerilerini arttıran güzel araçlardır. Ama tekniklerin aile terapisinde bir araç olduğu unutulmamalıdır. Çünkü teknikler, onları kullanan kişinin becerisi kadar iyidir. Teknikler sadece ailenin kurallarını, motivasyonunu, umutlarını ya da korkularını anlamamızı sağlar (Worden, 2013).
Bu kitabın, ülkemizde ailelerle çalışan ve ailelere danışma hizmeti veren aile terapistleri için çok önemli olan müdahale teknikleri gibi önemli bir ihtiyacı karşılayacağı düşünülmektedir.
Rudi Dallos - Ros Draper, Mcgrewhill Bu kitap sistemik ve aile terapisi alanı tarihinde, yirminci yüzyılın başlarından yirmi birinci yüzyılın ilk on yılına kadar olan süreci kapsamaktadır.
Kitap, okuyucular için aile kavramı ve aile yaşamındaki tarihsel ve kültürlerarası değişimden başlayarak; alanın doğuşu, gelişimi, değişimi, problemin kişiyle ilgili olduğu görüşünden uzaklaşarak kişiler arası/etkileşimsel görüşe geçişi ve alandaki kuram, uygulama ve araştırmalarla ilgili değişimleri aktarmaktadır. Buna ek olarak, bölüm 1, 2, 3, ve 5. bölümlerin sonlarında yer alan beceri kılavuzları ile hem terapistlerin eğitiminde, hem de danışanlarla terapide kullanılabilecek, pratikte yararlı beceri ve tekniklere yer vermektedir. Alanda çalışan uzmanlar, eğiticiler ve kursiyerler için giderek önemi artan formülasyon konusuna da değinerek, vaka çalışmalarıyla birlikte sistematik düşüncenin çeşitli problem ve durumlara nasıl uygulanacağını göstermektedir. Son olarak kitap; konuya özel okuma listeleri ile de alandaki önemli kaynaklara ulaşmayı kolaylaştırıcı bir fırsat sağlamakta, keşif formatları olarak adlandırılan bölümle de terapide ilk ve son oturum gibi konularla ilgili uygulama rehberleri sunmaktadır.
Kitabın 3. basımdan çevirisinin gözden geçirilmiş yeni basımında dil sadeleştirilmiş böylelikle kitabın anlaşılması kolaylaştırılmıştır.
Bu kitabın Türkiye'de aile terapisi alanında çalışan uzmanlar, eğiticiler, kursiyerler ve ayrıca araştırmacılar için, uzun süredir hissedilen önemli bir Türkçe kaynak ihtiyacını karşılayacağı umulmaktadır.
Rukiye Yenibaş Ailede Çocuğun İstismarı ve Umutsuzluk kitabı, aile içinde istismar ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi göstererek, ergenlerdeki depresyon ve intiharın nedenlerinin sorgulanmasına katkıda bulunacak, bunların önlenmesine ve sağaltımına ışık tutacak bilgileri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kitapta çocukistismarı kavramı; Aile içi çocuk istismarı, Çocuk istismarı türleri, Aile içi şiddet ve çocuk istismarı, çocuk istismarını açıklamaya yönelik modeller, Çocuk istismarının göstergeleri, Dünyada ve Türkiye’de istismar, umutsuzluk, Ergenlik döneminde istismar ve umutsuzluk, Önleme ve tedavi başlıkları altında incelenmiştir. Çalışma; halkı bilinçlendirilerek farkında olunan ya da olunmayan istismarın önüne geçmek, istismarın hiç oluşmamasını sağlamak isteyen herkese yol gösterici olacaktır.
İbrahim Ethem Özgüven Prof. Dr. İbrahim İthem Özgüven'in bu kitabı aile kavramını çok geniş bir şekilde ele almaktadır. Aile kavramının işleyişi ve içeriğini anlatmaktadır. Konu ile ilgili son yıllarda yapılmış araştırma ve yayınlara da yer veren bu kitaptan, alanla ilgili tüm meslek sahipleri ve öğrenciler,  yeni evlenecek ve evlenmiş çiftler ve ele aldığı temel konularıyla insan ilişkilerini geliştirmek isteyen herkes yararlanabilir.
İsmail Tufan İnsan antik çağ'dan beri yaşlanmasına ve yaşlılığına ilgi duymuştur. İlgisini tutumlarına, düşüncelerine ve davranışlarına yansıtmış, atasözlerinde, felsefelerinde, edebiyatında yaşlanma ve yaşlılıkla ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir. Değişik kültürlerin yaşlanma ve yaşlılık hakkında eskiden olduğu gibi bugün de duygu, düşünce ve davranışları arasında farklılıklar vardır. Fakat modern toplumun insanı bunların farkında olmayıp, yaşlanma ve yaşlılık hakkında kendi düşüncelerinin en geçerli ve en doğru olduğuna inanmaktadır. Ancak yaşam süresinin uzaması yaşlanma ve yaşlılığı daha iyi tanıma ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Prof. Dr. İsmail tufan, bu kitabında geçmişten, güncel ve değişik farklı kültürlerden verdiği örneklerle yaşlanma ve yaşlılığın değişik simalarını tanıtmaktadır.
Zeynep Güldem ÖKEM, Mustafa CAN Nüfusun yaşlanması, uzun süreli bakım hizmetlerinin planlanması ihtiyacını doğurmuştur. Sağlık ve sosyal hizmetlerin ağırlıkla kamu tarafından karşılandığı birçok Avrupa ülkesi ve bazı gelişmiş ülkelerde, yaşlanmayla ortaya çıkan sağlık ve bakım ihtiyacının karşılanması, sosyal güvenlik sistemi içerisinde sağlık bakımının yanında “uzun süreli bakım” sistemi olarak ele alınmaktadır.
Uzun süreli bakım sisteminin planlanması, kaynak ihtiyacının belirlenmesi ve finansmanının sağlanması için farklı kamu programlarının, farklı sektörlerin ve özel girişimlerin koordineli bir şekilde yapılandırıldığı yeni yaklaşımların oluşturulmasına yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.
Ülkemizde son yıllarda yaşlılara yönelik sosyal politikalarla ilgili çalışmalar yoğunluk kazanmıştır. Bu kapsamda farklı ülkelerin deneyimlerinin karşılaştırmalı olarak gözden geçirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada; başarılı ülke örneklerinden Almanya, Belçika, Danimarka ve Hollanda'nın uzun süreli bakım sistemlerinin Türkçe çevirileri yer almaktadır.
Bu yayının temel amacı, Avrupa Birliği ülkelerinin uzun süreli bakım sistemlerinde uyguladığı farklı organizasyon yapıları, hizmet sunumu ve finansman yöntemleri ile ortaya çıkan deneyimleri aktarmak ve Türkiye'de uzun süreli bakım sisteminin oluşturulması çalışmalarına ışık tutmaktır.
Hülya YELTEPE ERCAN Bağımlılık bir beyin hastalığıdır ve tedavisi, hasta için olduğu kadar ailesi ve yakınları için de oldukça zor ve sabır isteyen bir süreçtir. Süreç içerisindeki en ufak hata beraberinde nüks riskini getirir. Nüks, bütün çabaların boşa gitmesi ve en başa dönülmesi demektir. Bu sebeple, bağımlılık tedavisi sadece hastanın bağımlılık yapan maddeden arınmasını değil aynı zamanda onun maddesiz bir yaşama hazırlanmasını ve bu yaşam karşısındaki endişe, kaygı, korku ve çaresizliğiyle başa çıkabilme becerilerinin öğretilmesini de hedeflemelidir.
Egzersizin madde bağımlılığı tedavisine dâhil edilmesi fikrinin temelini, egzersiz bağımlılığının bu pozitif yapısı ile sıklıkla bağımlılıkla birlikte görülen ve nüks riskini artıran kaygı ve depresyonun iyileştirilmesindeki rolü oluşturur. Bağımlılıklar bazen birbirleri ile yer değiştirebilmektedir. Pozitif bir bağımlılık olarak görülen egzersiz bağımlılığının, alkol ve madde bağımlılığı tedavisine eklenmesi ile benzer mekanizmalara sahip olan bu bağımlılıkların yer değiştirebileceği düşünülmektedir.
Bu kitabın amacı, bağımlılık ve tedavisi hakkında ayrıntılı bilgiler vermek, egzersizin bağımlılığı iyileştirici bir etkisi olduğu konusunda iddialarda bulunmak ve okuyucuyu bu konuda yönlendirmek değildir. Bu kitabın amacı, zor bir süreç olan bağımlılık tedavisine ek olarak uygulanabilecek ve hastaların maddesiz yaşama geçişlerini kolaylaştırmaya, kaygı, depresyon ve düşük yaşam kalitesi gibi sorunlar sebebiyle ortaya çıkan nüks riskini azaltmaya yardım edecek bir ek terapi seçeneği olarak egzersizin yararlarından bahsetmektir.
Carlo C. DiClemente, The Guilford Press Siz ya da çevrenizdeki insanlar:
Sigara içiyor musunuz?
Alkol veya başka maddeleri kullanıyor musunuz?
Bağımlı mısınız? Bağımlılık riskiniz var mı ya da bağımlılığın hangi aşamasına doğru gidiyorsunuz?
Kumar bağımlılığı için de bağımlılık sürecindeki aşamalar geçerli mi?
Bırakmayı mı düşünüyorsunuz?
Bırakma sürecinde hangi aşamadasınız?
Tüm bu soruların cevabını bu kitapta bulacaksınız.
Dr. DiClemente, Dr. James Prochaska ile birlikte 20 yıllık bir çalışmanın sonunda davranış değişikliğinin Transteorik Modeli’ni (TTM) geliştirmiştir.
Bu kitap, bağımlılığa gidiş ve bağımlıktan dönüş sürecinde neler yaşandığını, bu süreçlerde döngünün nasıl değişebileceğini gösteren çok değerli bir eser.
Tüm çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin bağımlılıktan korunmasını, sağlıklı ve güzel bir yaşam sürdürmesini dilerim...
Sabri Kaya Savaşlar, yoksulluk, aile içi sorunlar, anne babanın biri ya da ikisinin yokluğu, ihmal ya da istismar gibi pek çok nedenlere bağlı olarak aile bakımından mahrum kalan ve korumaya ihtiyaç duyan çocuk ve gençler, toplumsal uyumda ve sosyal ilişkiler geliştirmede önemli zorluk çeken bir grubu oluşturur. Korunma ve bakıma muhtaç olan bu çocuk ve gençler devlete ait çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, sevgi evleri ya da çocuk siteleri şeklinde örgütlenmiş yatılı bakım kurumlarında bakım, koruma ve gözetim altına alınır. Bakım kurumlarında kalan çocuk ve gençlerin sosyalleşmesi (toplumsallaşması) aile yokluğundan dolayı ilk olarak bakım altında bulunduğu kurumlar içinde başlar ve toplumsal rollerini bu yapı içinde öğrenirler.
Birçok araştırmada sosyal faktörlerin yanı sıra spor ve boş zamanları değerlendirme etkinliklerinin çocuk ve gençlerin kişilik gelişiminin ve sosyalleşmesinin belirleyici etkilerinin olduğu vurgulanmaktadır. Özellikle korunma ve bakım altındaki çocuk ve gençlerin kişilik gelişimi ve sosyalleşmesinde bu etkinin daha da belirleyici olduğu açık ve net bir şekilde yapılan bu araştırmada ortaya çıkmıştır. Bu kitabın alanda bu konuya değinen kapsamlı ilk çalışma olarak alana katkı vermesi, bakım kurumlarındaki sosyal çalışmacılara, eğitimcilere, yöneticilere, spor ve rekreasyon liderlerine kaynak oluşturması temel amacını taşımaktadır.

Aliye Mavili Bütün toplumlarda olduğu gibi, ülkemizde de değişen, dönüşen aileye daha yakından bakmanın önemli olduğu düşünülmüştür. Çalışmanın bazı bölümleri daha önceki çalışmalarımdan yapılan derlemelerden oluşmaktadır.
Birinci bölümde aile, sosyolojik ve psikolojik kuramlar açısından incelenmiştir. İkinci bölümde evlilik ve aileye ilk adım olarak evlilikte iletişim ve çatışma durumları ele alınmıştır.
Çalışmanın üçüncü bölümünde, aile danışması ve aileyle profesyonel çalışma aşamaları ve örnekler üzerinde durulmuştur. Bu bölümün sonuna aile danışmanlığı eğitimi ve etik konusu eklenmiştir.
Son bölümdeki tartışma ve son sözde ise, bireyselleşme ve aile içinde yaşamanın tarafımdan benimsenen usul ve tarzına ilişkin ele alışlarım yer almıştır.
Bülent Şen Birbirini severek evlenen, birlikte yaşlanmayı hayal eden ve çocuk sahibi olduktan sonra istenmeyen birçok yaşantı sonrası kendi aralarındaki sorunları çözemeyip, belki de aile danışmanlığı hizmeti aldıktan sonra boşanmaya karar veren çiftlerin; boşanmanın olumsuz süreçlerini yaşarken, mahkeme ortamında şartların daha da zorlaştırıldığı durumlarda birbirlerine ve çocuklarına daha fazla zarar vermemeleri, boşanmanın her iki taraf içinde daha adil koşullarla, daha kısa zamanda, daha ekonomik olabileceği, boşanma sonrası her iki tarafın ve ailelerinin dost olarak kalabileceği, çocukların her iki ebeveyni de düzenli olarak görebilecekleri ve destek alabilecekleri, tarafsız bir üçüncü kişinin gözetiminde ortak kararlar alarak boşanma sürecini tamamlamalarının hem çiftlere ve çocuklara hem de topluma olumlu anlamda katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Kitapta, hem yurt içi hem de yurt dışı literatür ve uygulamalar tarafsız bir gözle okurlara sunulmaya çalışılmış ve boşanma arabuluculuğu hakkında çalışmalar yapacak, araştırmacılara; akademisyenlere; hukuk, sosyal hizmet, psikoloji, psikolojik danışmanlık, sosyoloji, çocuk gelişim, okul öncesi eğitim, aile ve tüketici bilimleri öğrenci ve uygulamacılarına; aile danışmanlarına; aile mahkemesi hakim ve uzmanlarına; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyelerine; bu konuda kanun çalışmaları yapacak uzmanlara; ilgili kurum ve kuruluşların yöneticilerine ve boşanma arabuluculuğu konusunu merak eden okuyuculara ve anlaşmalı olarak boşanmak isteyen çiftlere temel bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
Kitabın sonunda; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan Yönerge esaslarında 450 saat eğitim alıp Aile Danışmanlığı sertifikasına sahip Aile Danışmanları ve Arabuluculuk Kanunu kapsamında arabuluculuk eğitimi almış Hukukçuların birlikte çalışarak diğer ülkelere de örnek olabilecek, Boşanma Arabuluculuğu konusunda disiplinlerarası ve bütüncül çalışmalara imza atmaları arzusu dile getirilmiştir.
Asiye Ayben Çelik, Aysun Kapucugil İkiz, Bengü Sevil Oflaç, Canan Muter Şengül, Duygu Seçkin Halaç, Evrim Mayatürk Akyol, H. Şebnem Seçer, Hatice Özkoç, K. Övgü Çakmak Otluoğlu, Nazlı Ayşe Ayyıldız Ünnü, Olca Sürgevil Dalkılıç, Pelin Tuaç Çalışan anne olmak ne demek? Anne olmak ve annelik sorumluluklarını yerine getirmek, çalışan olmak ve çalışma yaşamının gerekliliklerini karşılamak… Bu iki kimlik boyutu birbirinden ayrı mı düşünülmeli, yoksa bütünleştirilebilir mi? Kimdir çalışan anneler? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl annelik yapıyorlar? Nelere ihtiyaç duyuyorlar? Annelikleriyle çalışma yaşamını nasıl bütünleştiriyorlar, bir kimlik olarak anneliklerinden ve/veya çalışan rollerinden hangisine sahip çıkıyorlar? Çalışma yaşamında ayrımcılığa uğruyor mu anneler? İşletmelerde, kurumlarda çalışan anneler için destek mekanizmaları var mı? İnsan kaynakları politikaları aracılığıyla çalışan annelere neler sunulabilir, onların karşılaştıkları zorluklara nasıl destek olunabilir? Çalışan annelerin sahip oldukları yasal haklar neler? Türkiye ve dünya istatistikleri, çalışan annelerle ilgili hangi çarpıcı gerçekleri sunuyor ve hangi gerçekler rakamlara dökülmüyor? Yönetim bilimleri alanı kadınları ve/veya anneleri dikkate alıyor mu, yoksa onlarsız bir bilim mi inşa ediyor? Annelikleriyle birlikte, çalışma yaşamında yer almaktan vazgeçen anneler, potansiyellerini yeni girişimler kurma yolunda nasıl kullanıyor? Peki anneler yaratıcılık potansiyellerini hangi alanlarda, nasıl ve ne şekilde kullanıyor? Yeni nesillerin yaratıcılıklarına nasıl katkı veriyor?
Annelik aslında, inşa edilen bir olgu mu? Anneliğin doğasına ve gerektirdiklerine ilişkin sorgulamalar ve annelerden beklentiler sürekli değişirken ortaya çıkan annelik endüstrisi, sunduğu birçok ürün ve hizmet ile aslında anneleri bir kısır döngü içerisinde bırakıyor olabilir mi? Anneler bu kısır döngüyü kendilerini ifade ederek aşabilirler mi? Mükemmel anne var mı? Annelik savaşları da ne? Blogların dünyasında annelik nasıl bir hâle bürünüyor? Anneler kendilerini ifade edecekleri platformlarda annelikleriyle, toplumun anneliklerine ilişkin dayatmalarıyla, tüketim alışkanlıklarıyla, politik koşullarla ilgili seslerini nasıl duyuruyorlar? Annelerin mücadelesi kimlerle? Anneler çalışma yaşamında mobbinge uğruyor mu? Annelik ve hamileliğe en kutsal gözle baktığını iddia eden insanlar, çalışma yaşamı söz konusu olduğunda farklı kılıklara mı bürünüyorlar? Anneler kendi öykülerinde neler anlatıyor? Annelik ve çalışan anne kavramlarına ne gibi anlamlar atfediyorlar? Anneler özel ve çalışma yaşamlarında nelere ihtiyaç duyuyorlar? Kurumlarda ne gibi uygulamalar görmek istiyorlar? Peki neler farklı
olabilir? ...
…ve biz daha iyiye ulaşmak için neleri değiştirebiliriz?
Tüm bu sorular bizi bu kitapta buluşturdu. Değiştirmeye önce farkındalık yaratarak başlayabileceğimize inandık. Kitabın her sayfasında, bu sorulara bilimsel veri ve bilgiler ışığında anlayan, sorgulayan, açıklayan ve bazen de eleştiren tarzlarla cevaplar bulmaya çalıştık.
Kendisine benzer soruları ve daha fazlasını soran ve sorduklarına
yanıt arayan tüm okuyuculara faydalı olması dileklerimizle…
Olca SÜRGEVİL DALKILIÇ Her dönemde “çağımızın hastalığı” şeklinde dillerde olan “tükenmişlik sendromu”; günlük yaşamın içinde ve özellikle çalışma hayatında hemen herkesin kendisini içinde bulabileceği bir sorundur. Çoğu zaman iş hayatına büyük hayallerle ve ideallerle başlayan ve başarılı bireylerin; bir süre sonra farklı sebeplerle kendilerini duygusal açıdan yıpranmış hissetmeleri, daha önce duyarlı oldukları iş çevrelerine karşı ilgilerini kaybederek duyarsızlaşmaları ve kişisel başarı duygularında azalma hissetmeleri şeklinde belirtilerle tükenmişliği rapor ettikleri görülmektedir. Bu durum, onların performanslarının düşmesine, yaptıkları işe ve beraber çalıştıkları insanlara karşı saygılarını yitirmelerine, işlerine ve çalıştıkları yerlere karşı bağlılıklarını kaybetmelerine sebep olmaktadır.
Bireylerin psikolojileri, sosyal çevreleri ve hatta fiziksel sağlıkları üzerinde yıkıcı etkileri olan tükenmişlik; aynı zamanda işletme yöneticileri ve çalışanları açısından önemli bir işgücü kaybı yaratmaktadır. Bu nedenle üzerinde önemle durulması gereken, alınabilecek önlemlerin ve çözüm yollarının sadece bireylere bırakılamayacağı bir konu olarak düşünülmelidir.
Pir Ali Kaya - Nejat Güneri Çalışma Mevzuatı Külliyatı; çalışma hukukuna kaynaklık eden yazılı kaynaklardan oluşmaktadır. Çalışmada, normların hiyerarşisi ve hukuk değeri dikkat alınarak; çalışma hukukunun kaynağını oluşturan iş yasaları, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, yönetmelikler ve tebliğler belli bir tasnif çerçevesinde hazırlanmıştır. Temel iş kanunlarının tamamı gerekçeli olarak ele alınmıştır. Özellikle yasaların kabul süreci ve kabul edildiği tarihin değer yargılarını anlama adına, gerekçeler bütün ekleri ile birlikte değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada çalışma hukukunun referans kaynakları bir araya getirilirken, ancak batı hukuku sistemlerinde görebildiğimiz “mevzuat birliği” yoluyla çalışma kodu hüviyetinde bir eser ortaya konmak istenmiştir. Dolayısıyla çalışmanın çalışma hukuku alanındaki araştırmacıların, uygulayıcıların ve yorumlayıcıların başvurabileceği bir referans kaynak olmasına dikkat edilmiştir.
Kenan ÖREN Elinizdeki bu eser, çalışma sosyolojisinin doğuşunu, gelişim sürecini, özelliklerini, çalışanların (iş görenlerin) iş içi ve iş dışı ilişkilerini, bu ilişkilerden doğan etkileşimleri, emek hareketinin (iş gücü göçünün) getirdiği sınıf farklılığını, gruplaşma, tabakalaşma gibi modernleşme ve küreselleşme süreciyle ortaya çıkan olguları ve bu olguların sonuçlandırdığı yabancılaşma, yalnızlaşma, dışlanma, ötekileştirme gibi sendromları, bu sendromların sosyo-psikolojik etkilerini ve sonuçlarını ortaya koyan bir çalışmadır.

Takım çalışmasının iyi bir özelliği, her zaman başkalarının da sizin tarafınızda yer almasıdır (Sosyal Sermaye).
Margaret Carty

Dünyanın en güç işi, bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir.
Mevlânâ
Nevzat GÜLDİKEN Emek ve iş kavramlarının ilk defa tarih sahnesine çıkmasıyla günümüze kadar olan süre boyunca, bu kavramlara yönelik farklı düşünceler geliştirilmiştir. İlkel dönemlerde çalışma kavramının karşılığı, hayatı minimum düzeyde idame ettirmeye yetecek kadar iş yapma olarak belirlenirken, modern zamanlarda bu karşılık artık yeterli olmamaktadır. İnsanoğlunun üretimi keşfetmesi ve bu keşifle birlikte ücret kavramının da ortaya çıkmasıyla, çalışmaya karşı olan tutum da değişmiştir.
Çalışma ve çalıştırılma kavramlarına sosyolojik bir pencereden bakmaya çalışılan bu kitapta, bu kavramlara ilişkin çeşitli sosyologların görüşleri ve toplumların yaşayış tarzları, değer ve yargılarına göre kavramların nasıl şekillendiği okuyucuya iletilmeye çalışılmıştır.
Tim STRANGLEMAN - Tracey WARREN - Routledge Çalışma meselesi, sosyal bilimlerin birçok alanının bir kesişme noktasını oluşturmaktadır. İktisattan, işletme yönetimine, kamu yönetiminden siyaset bilimine, insan kaynakları yönetiminden sosyal politikaya ve psikolojiye ve elbette sosyolojiye kadar birçok alan şu ya da bu şekilde, merkezi veya tali bir mesele olarak çalışma temasını içerir. Ancak öte yandan ironik bir biçimde hem sosyal bilimler içinde hem de yaşamın içinde bu denli merkezi bir tema olan çalışma genellikle kendi başına detaylı bir biçimde incelenen ve ilgi toplayan bir alan olamamıştır. Dolayısıyla bu konuyu çalışmak isteyenler için de derli toplu bir okuma metnine erişmek oldukça zordur. Bu zorluk özellikle Türkçe okuyucu için çok daha barizdir.
Çalışma sosyolojisi alanında Türkçede temel okuma metinlerinin sayısı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bundan dolayı bu alanın hem öğrencileri hem de öğreticilerinin karşı karşıya bulundukları temel meselelerin başında derli toplu bir okuma metninin eksikliğidir. Bu kitap, bu alandaki eksikliği girmeye yönelik çabanın bir parçası olarak kabul edilebilir. Tim Strangleman ve Tracey Warren'in kitapları hem çok zengin bir referans tabanı sunmakta, hem bu literatürün genellikle ihmal ettiği örneğin ev işleri ve işsizlik gibi bazı konuları içermekte hem de başka bir çalışma sosyolojisi kitabında bulunması çok zor olan çalışmanın temsilleri gibi konuları içermesi ile son derece zengin bir muhteva sunmaktadır. Öte yandan kitap, bütün bölümleri aynı sistematik mantık örüntüsü ile sunarak okuyucuya konuları takip etmede kolaylık sağlamaktadır. Kitap bu özellikleriyle çalışma sosyolojisi okumak isteyen lisans ve lisansüstü düzeyindeki öğrenciler için yeni ufuklar vadediyor.
Aşkın Keser 20.yüzyılda yaşanan gelişmeler çalışma ilişkilerinde önemli değişikliklere neden oldu. Tam istihdamdan, part-time çalışmaya geçiş hızlanmış, özellikle teknolojik gelişmelere bağlı olarak, çalışmanın belirli bir mekâna bağlı olarak (fabrika-büro) gerçekleştirilmesi zorunluluğunun ortadan kalktığı ve telekomünikasyon ağları yardımı ile insanların istedikleri yerden çalışabilecekleri anlaşılmıştır. Bunun yanında bireyler daha az çalışma ve kendilerine daha fazla zaman ayırma konusunda hassasiyetlerini sıkça vurgulamaktadırlar. Çalışma hayatını ve bu hayatı yönlendiren işverenlerin çalışanlarını yönetme anlayışlarını etkileyen dönüşümler bu derleme çalışma ile işlenmeye çalışılmıştır. Kitap konuyla ilgilenen akademisyen ve akademik çalışmalar yapan lisansüstü ve doktora öğrencilerine, endüstri ilişkileri ve insan kaynakları uzmanlarına ve her seviyeden uzman ve yöneticiye ulaşmayı hedeflemektedir.
Olca Sürgevil Farklılıkların yönetimi, yeni bir yönetsel anlayış olarak nitelendirilmektedir. Böyle bir anlayışın işletmecilik dünyasında yeşerebilmesi için, öncelikle farklılık kavramının nasıl tanımlandığının ve tanımlanan boyutlardaki farklılıkların nasıl yönetilebileceğinin ortaya konması gerekmektedir. Bu amaçla, kitabın temel inceleme alanını çalışma yaşamının yönetilmesi gereken önemli bir boyutu olarak farklılık kavramını ve farklılıkların yönetimi oluşturmaktadır.
Kitapta farklılık kavramına genel bir bakış, farklılıklarla ilgili yaklaşımlar ve kuramlar, farklılıkların yönetimi kavramına genel bakış ve farklılıkların yönetimi modelleri, programları ve uygulamaları başlıkları altında konular dört bölümde incelenmektedir.
Kitap bu konuyla ilgilenen herkese faydalı olacak niteliktedir.


İÇİNDEKİLER
Bölüm 1 FARKLILIK KAVRAMINA GENEL BAKIŞ
FARKLILIK KAVRAMI İLE İLGİLİ TANIMLAR
FARKLILIK BOYUTLARI
FARKLILIK BOYUTLARI İLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR
FARKLILIKLARIN FAYDALARI/SAKINCALARI
Bölüm 2 FARKLILIKLARLA İLGİLİ YAKLAŞIMLAR VE KURAMLAR
FARKLILIKLARLA İLGİLİ YAKLAŞIMLAR
FARKLILIK KAVRAMINA TEMEL OLUŞTURAN SOSYO-PSİKOLOJİK KURAMLAR
FARKLILIKLARLA İLGİLİ YAPILAN ARAŞTIRMALAR
FARKLILIK KAVRAMININ ÇEŞİTLİ YAYIN GRUPLARINDA ELE ALINIŞ BİÇİMLERİ
Bölüm 3 FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ KAVRAMINA GENEL BAKIŞ
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ İLE İLGİLİ TANIMLAR
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİNİN TARİHÇESİ
FARKLILIKLARI YÖNETMENİN FAYDALARI
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİNİN GEREKLİLİĞİ VEFARKLILIKLARIN YÖNETİLMESİ İHTİYACI
Bölüm 4 FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ MODELLERİ, PROGRAMLARI VE UYGULAMALARI
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ MODELLERİ
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ İLE İLGİLİ METAFORLAR – MİTLER VE SÖYLEMLER
FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ İLE İLGİLİ PROGRAMLAR VE UYGULAMALAR
ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ ANLAYIŞI
TÜRKİYE’DE FARKLILIKLARIN YÖNETİMİ

Nuray TURAN 1988 yılında Muğla/Köyceğiz'de doğan Nuray TURAN 2005 yılında Köyceğiz Naip Hüseyin Lisesi'nden mezun olarak, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünü kazandı. Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi'nde öğrenim görmekte iken 2008 yılında Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'ne yatay geçiş yaparak 2009 yılında Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nden mezun oldu. 2010 Yılında ise Karamanoğlu Mehmet bey Üniversitesi İİBF Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü'ne araştırma görevlisi olarak atanan TURAN, 2011 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, İİBF Çalışma-Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, Yönetim ve Çalışma Psikolojisi Anabilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak görevlendirilmiş, 2014 yılında DEU Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilimdalı'nda doktora öğrenimine başlamıştır. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri programında doktora öğrenimine; Yönetim ve Çalışma Psikolojisi Anabilim Dalı'nda araştırma görevliliğine devam etmektedir.

Bu kitapta, çalışma yaşamında işe alım yetkilisi olarak görev yapmakta/yapacak olan insan kaynakları bölümü çalışanlarına, çalışma yaşamına adım atacak/atmış olan kişilere, çalışma yaşamının ilgililerine, iktisadi ve idari bilimler fakültesi başta olmak üzere üniversitelerin çeşitli sosyal bilimler alanlarında eğitim almakta olanlara faydalı olacağı düşünülen “yetenek, beceri, yetkinlik, yeterlilik” kavramlarının etimolojik ve çalışma yaşamı temelindeki tanım ve içeriklerine yer verilerek, kavram farklılıkların açığa çıkarılarak özgün tanım ve içerikler oluşturulmaya çalışılmıştır. Kısaca, “yetenek-beceri-yetkinlik- yeterlilik” e ilişkin kavramsal ayrıştırmayı ele alan bir çalışmadır.
Öncelikle belirtilmelidir ki; bahsi geçen kavramların teori ile çalışma yaşamındaki kullanımlarına ilişkin literatür incelemelerine ve araştırmaya (uygulamaya) dayalı bilgi ve sonuçların verildiği bu kitapta “yetenek yönetimi” konusu işlenmemiştir.
Bu kitap sayesinde, okuyucu başta çalışma yaşamında “yetenek” olgusu olmak üzere, “beceri-yetenek-yeterlilik” kavramları ile tüm bu kavramların birbirleri arasındaki ayrımlarla ilgili bilgiye ulaşabilecektir. Çalışmanın ilgili alandaki özgün sonucu olarak kavram tanımları ve farklılıklarının somutlaştırılabildiği “Yetenek Beceri Yetkinlik Hiyerarşisi Yeterlilik Çerçevesi” adlı bir şema ile “Tüm İşlerde Geçerli Olabileceği Algılanan Yetenek Tanıları Listesi”ne ulaşabileceklerdir. Bu yönüyle, kitap alanda çalışma yaşamında bahsi geçen kavramların ayrıştırılmasına yönelik ilk kaynak kitap olma özelliği taşımaktadır.
K. Daniel O’LEARY, Richard E. HEYMAN, Arthur E. JONGSMA, Jr., Wıley Çift Psikoterapisi Tedavi Planlayıcısı; deneysel açıdan destekli kanıta dayalı terapi girişimlerini ön planda tutmaktadır.
-Öfke,
-Suçlama,
-Bağımlılık,
-İlişki Problemlerinden Kaynaklanan Depresyon,
-İlişkide Hayal Kırıklığı,
-Aldatma,
-Eş Şiddeti,
-Kıskançlık,
-Aşk / Sevgi Kaybı,
-Değişen Hayat Olayları ve çift İlişkilerinde görülebilecek 35 farklı problemi konu almıştır.

Kitap, yapılandırılmış, kanıta dayalı terapi planları ile tedavi sürecini açıklar, kolaylaştırır ve hızlandırarak birçok üstünlük sağlar. 1000'in üzerinde terapi amaç ve girişim özellikleri ile kendi terapi seansınızı yapılandırmanızı sağlayacak imkanlar sunmaktadır. Konuların sistematik şekilde sunulması danışmanlık seanslarınızı raporlaştırmanızı kolaylaştıracaktır. Böylelikle danışanlarla daha etkili ve istenen niteliklerde zaman geçirilmiş olacaktır. Ayrıca kendi deneyim ve gözlemlerinizi de ekleme imkanı sunmaktadır.

Bu kitap; “Çift” ile çalışan psikiyatristler, doktorlar, psikologlar, psikolojik danışmanlar ve genel anlamda Aile Terapistleri” ile bu alanda eğitime devam eden öğrencilerin ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır.
ARTHUR E. JONGSMA, JR., PHD en çok satan “Uygulama Planlıyacıları '' serisinin editörüdür. 1971 yılından bu yana Jongsma birçok yatılı ya da ayakta tedavi olan hastaya profesyonel bir şekilde ruh sağlığı hizmeti vermiştir. 25 yıldır Michigan'daki Grand Rapids'de serbest hekimlik grubu olan Psikolojik Danışmanlığın kurucusu ve yöneticisidir. 40'ın üzerindeki kitabın yazarlığını veya yardımcı yazarlığını ve dünyadaki ruh sağlığı profesyonellerin eğiticiliğini yapmıştır.

K. DANIEL O'LEARY, PHD State University of New York ve Stony Brook University adlı üniversitelerdeki Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim Dalında seçkin bir profesör olarak görev yapmıştır. Mevcut araştırmaları, dünya çapındaki, samimi ilişkilerde yaşanan fiziksel ve psikolojik saldırganlık konularına odaklanmıştır.

RICHARD E. HEYMAN, PHD State University of New York ve Stony Brook University adlı üniversitelerdeki Psikoloji Ana Bilim Dalı, Klinik Psikoloji Bilim Dalında araştırmacı profesör olarak görev yapmıştır. Heyman'ın araştırma programı, aile problemlerinin ortaya çıkması ve devam etmesi üzerine odaklanmıştır.
Jay L. LEBOW Bu kitapta, çift ve aile terapisi ile ilgili farklı bakış açıları sunulmaktadır. Bu kitap, tek model çift ve aile terapisi şeklinde daha tipik bir çerçeve içinde çalışmaktansa, bu alanın bir görünüşünü ortaya çıkarmaya çalışmakta; kısmen alanın durumunu özetlemektedir. En çok uygulanan modeller, bu uygulamaların bilimsel temelleri ve alanda birincil olarak öne çıkan konular incelenmektedir.
Çift ve Aile Terapisi; üç farklı, yalın ve güçlü fikirle ortaya çıkmıştır. İlki; ilişkisel sistemlerin, insanlar üzerinde, değişim için kullanılabilen oldukça önemli etkileri bulunmaktadır. İkincisi; hem bireyin hem de sistemin sürekli ve tekrarlayıcı bir şekilde birbirlerini etkilemeleridir. Üçüncüsü ise çift ve aile ilişkilerinin uygun bir biçimde çalışılabilmesi için yardım gerektiğidir. Bu yalın düşünceler, çiftler ve ailelere yardımcı olmak ve aile ilişkilerini kişisel değişimi mümkün hâle getirmek için önemli bir kaynak olarak kullanmak amacıyla etkili pek çok yolun geliştirilmesini sağlamıştır.
Çift ve aile terapistleri, danışanları için bir tedavi yöntemi seçerken birbirleriyle rekabet içinde olan modellerin hayret verici yelpazesiyle yüzleşirler. Daha yakından bakılacak olursa, bu yaklaşımların en etkilileri ortak elementler paylaşan yaklaşımlardır.
Bu kitap, tek modelli tedavilerin ötesine geçerek bütüncül bir çift ve aile terapisi sunmaktadır. Jay L. Lebow, bu alanın yıllar içerisinde nasıl geliştiğinden bahsederken, terapistlerin kendileri için en uygun olan uygulama metotları geliştirebilecekleri temel bazı prensipleri ifade etmiştir. Lebow'un pragmatik (eğitici) görüşü aile içi işlevselligin ve problemlerin birden çok katmanı (parçası) olduğunu savunmakta ve sistemde neler olup bittiğine göre de her aileye kişisel bir yaklaşım önermektedir. Bu kitapta, çift ve aile terapistleri arasındaki, bazıları terapi alanında ortaya çıkan etik sorular ve değer çatışmaları ile ilgili olan tartışma konularından bahsedilmektedir. Okuyucular bu kitabı bitirdiklerinde, çift ve aile terapisinin hangi durumlarda bir tedavi seçeneği olacağı, terapide çalışmak için bilinmesi gerekenler ve hâlihazırda devam eden tartışmalar ile ilgili net bir anlayışa sahip olacaklardır.
Clemens Bartollas, Frank Schmalleger Yaşı yasal limitlerin altındaki bireylerin suçlu davranışları olarak en geniş şekilde tanımlanabilecek “çocuk suçluluğu fenomeni”, ülkemiz açısından oldukça dikkate değer bir noktaya gelmektedir. Suça karışan çocuklardaki artış kadar, hakkında yasal takibata başlanan ve mahkeme süreçlerine geçiş yapan çocukların oranları ise önümüzdeki yıllara bağlı olarak korkutucu boyutlara doğru ilerlemektedir. Bu durum çocuk suçluluğunu çok boyutlu olarak ele almayı gerektirmektedir ve bu sorunu yaklaşım, müdahale ve en önemlisi de önleme açılarından en rasyonel şekilde ele almayı kaçınılmaz kılmaktadır.
Ülkemizin geleceği olan çocukları her türlü suçlu ortamlardan uzak tutmak ve suçluluğa adım atmalarına neden olan faktörleri tespit ederek müdahale etmek başta devlet mekanizması olmak üzere her kesimin temel görevlerinden biridir. Ülkemizdeki çocuk suçluluğuna bakış konusunda belli bir duyarlılığın olduğu söylenebilir; ancak çocuk suçluluğu literatürü ve çalışmaları ne yazık ki istenen boyutlarda değildir. Bu anlamda elinizdeki bu kitabın, özellikle çocuk suçluluğu literatürü açısından önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Bu kitabın diğer önemli bir katkısı ise çocuk suçluluğunu pek çok alandan ele alan çalışma ve araştırmalara ek olarak bu fenomeni kriminolojik boyutu ile de değerlendirme fırsatını sağlayacak olmasıdır. Kriminolojik teori ve yaklaşımları kapsamlı bir şekilde ele alan bu kitabın, çocuğun suçlu davranışının daha iyi anlaşılmasında katkılar sunacağı aşikârdır. Bunun yanı sıra sadece çocuk suçluluğunun anlaşılmasını değil aynı zamanda çocuk adalet sürecini, ıslah, rehabilitasyon ve topluma kazandırma gibi çok önemli konuları da ele almaktadır. Ayrıca, suç ve sapma ile ilgili literatürde oldukça eksikliğini gördüğümüz ampirik çalışmalara da teorik bir alt yapı oluşturacaktır. Böylece kendi toplumumuz ve sosyal dinamiklerimizi içeren teorik çalışmalara ihtiyacımız olduğu gerçeğine de bir başlangıç noktası olarak hizmet edeceği düşünülmektedir.
Yayınlandığı ülkede 9. Baskıya ulaşmış olan ve alanında uzman akademisyenler tarafından dilimize çevrilerek “Çocuk Suçluluğu” adı verilen bu kitabın, çocuk suçluluğu alanına hem akademik hem de pratik boyutta katkı sunacağı kanaatindeyiz. Ayrıca bu kitap; hukuk, adli bilimler, sosyal hizmet, psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimleri, çocuk gelişimi, psikolojik danışmanlık ve rehberlik gibi alanların lisans ve lisans üstü eğitimlerinde kullanılabilecek ve çocuk suçluluğu ile ilgili çalışan her kesim için bir başucu kitabı olacaktır.
E. Mark CUMMINGS , Patrick DAVIES, The Guılford Press Evlilik çatışmasının, çocuklar üzerindeki etkilerini çok yönlü olarak ele alan bu kitap, okuyucuya konuyla ilgili birçok bilimsel çalışma sonucu da sunuyor. Kitap boyunca; ebeveynler arasında yaşanan çatışmanın çocuklar tarafından nasıl algılandığı, çatışma çözümünün ve farklı çözüm biçimlerinin çocukları nasıl etkilediği, çocukların çatışmaya dâhil olmalarının sonuçları ve çocukların tepkilerinde yaş ve cinsiyete göre bir değişiklik olup olmadığı gibi birçok konunun detaylı açıklaması sunuluyor. İlgili alanda çalışan uzmanlar ve öğrenciler kadar ebeveynlerin de ilgiyle okuyacağını umduğum bu eserin, herkes için yararlı olmasını dilerim.
Nida Temiz Değerli Anneler, Babalar, Eşler, Veliler ve Adayları, KİMİM? Serisinin ikinci kitabı olan bu kitap SİZin için! Serinin ilk kitabı okullarda ve sınıflarda kendini gerçekleştirirken, bu kitapta evlerinizde kendini gerçekleştirecektir. Bu kitapla, kendinizi ve tüm aile üyelerinizi (eşinizi, çocuklarınızı, annenizi, babanızı, komşularınızı, akrabalarınızı …) çoklu zekâları boyutundan tanıyabileceksiniz ve aşağıdaki sorular ve benzerlerinin cevaplarını bulabileceksiniz. Çoklu Zekâ Kuramı nedir? Çoklu Zekâlar nelerdir? Baskın özellikleri nelerdir? Kendimizin ve başkalarının çoklu zekâları hakkında nasıl bilgi edinilir? Çoklu Zekâ Kuramını bilmemin bana ve aileme katkıları nasıl olur? Çoklu Zekâ Kuramı ile evde ve ailemde neler yapabilirim? Çoklu Zekâlarımızı nasıl geliştirebilirim? Evde, ailemle kaliteli ve eğlenceli zaman nasıl geçirebilirim? Evde, ailemde, çocuklarımda karşılaştığım problemleri çoklu zekâları işe koşarak nasıl çözebilirim? Veliyim, çocuğumu nasıl ders çalıştırabilirim? Çoklu Zekâ Kuramı ile çocuklarımın eğitim öğretimine nasıl katkıda bulunabilirim?
Nida Temiz Bu kitap, okuma sürecinde ve sonunda Çoklu Zekâ Kuramı'nı özümsemiş ve hayat felsefesi olarak benimsemiş “yapabilirim-yapacağım, öğrenebilirim-öğreneceğim, yaptım ve öğrendim” sözlerini söyleyen öğrencilere sahip, kendisi de “yapabilirsin-yaparsın, öğrenebilirsin-öğrenirsin, yaptın ve öğrendin” diyen bireyler ve yeteneklerini açığa çıkarma ve geliştirme ortamı bulamamış tüm çocuklar için hazırlanmıştır.
Kitap, dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde beynin yapısı, geçmişten günümüze zekâ anlayışları, beyin, zekâ ve eğitim-öğretim ilişkisi ele alınmaktadır. İkinci bölümde, bilişsel bir kuram olan çoklu zekâların tanımından başlayarak, nasıl belirleneceğine ve geliştirileceğine değinilmiştir. Ayrıca bu bölümde aday zekâlar ve kuram hakkındaki eleştiriler de ele alınmaktadır. Üçüncü bölümde, Çoklu Zekâ Kuramı’nın eğitim-öğretim sürecine yansımaları, dersi planlama ve uygulama, etkinlik hazırlama, sınıf yönetimi, öğretmen-veli iletişimi, ölçme-değerlendirme, problem yaşayan öğrencilere çözümler, özel ders, tatil boyutları ile açıklanmıştır. Son bölümde ise Çoklu Zekâ Kuramı yansımalı ilköğretimden üniversiteye uygulamalı ders planı örnekleri verilmiştir.
Lütfi Sunar Toplumsal değişme nedir?
Toplumlar nasıl değişirler?
Değişimi açıklayan temel teoriler hangileridir?
Türkiye'de değişimin temel dinamikleri nelerdir?

Toplumsal değişim sosyolojinin tüm konu, kavram ve kuramlarını ilgilendiren temel bir alandır. Başlangıcından günümüze değin sosyoloji literatüründe değişimle ilgili çok sayıda açıklama ortaya çıkmıştır. Bu açıklamaların oluşturduğu birikimin kavranması bir sosyoloji öğrencisi için çok önemlidir. Değişimin anlaşılması toplumun işleyişini çözümlemek bakımından zorunludur.
Türkiye'nin toplumsal yapısı hızlı ve daimi bir değişim içerisindedir. Bu değişimin anlaşılması ve açıklanması için kapsamlı ve sürekliliği olan araştırmalara ve yeni perspektiflere ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak ne var ki, toplumsal değişim, Türkiye'de sosyolojinin ilgisini çok fazla çekmemiştir. Alandaki kuramsal çalışmalar, kavramsal incelemeler ve ampirik araştırmaların sayısı çok azdır. Elinizdeki bu eser böylesi bir boşluğu doldurmak üzere Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı kapsamında kaleme alınmıştır.
16 bölümden oluşan bu kitap, sosyolojide değişim ile ilgili kavram, kuram ve yaklaşımları incelemektedir. Aynı zamanda bir ders kitabı olarak da tasarlanan bu kitapta ele alınan konular yalın bir biçimde ele alınmış ve örnekler ile genişletilmiştir. Bölümlere eklenen kavram açıklamaları, biyografi yazıları ve okuma parçaları ile kitabın akışı rahatlatılmaya ve okuyucunun zihninde farklı pencereler açmaya çalışılmaktadır.
Betül ALTUNTAŞ Türkiye'de 2011 yılına kadar Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu çatısı altında örgütlenen kurumsal sosyal hizmetler, 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının oluşumuyla birlikte yeni bir örgütlenme sürecine girmiştir. Bu süreç; sadece bürokratik yapılanma değişimini değil, aynı zamanda sosyal hizmetlerin sunumunda kamu dışındaki aktörlerin yer almasını da ifade etmektedir. Bu aktörler; özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri olarak sıralanabilir. Kuşkusuz bu yeni dönemde, ailenin toplumsal dayanışmanın ana dayanağı olarak sahip olduğu önem devam etmektedir.
Bu kitap; farklı refah rejimleri bağlamında sosyal hizmetlerdeki dönüşümü, dezavantajlı guruplar (çocuk, yaşlı, engelli, kadın, göçmen, LGBT bireyler, farklı etnik-kültürel gruplar, insan ticareti mağdurları) ekseninde tartışmaya açmaktadır. Kuşkusuz dezavantajlı her gurubun istihdamdan, yaşam kalitesinin artırılması, eğitim ve sağlık hizmetlerine değin pek çok alanda sorunları bulunmaktadır. Bu çalışma, sosyal hizmetlerin ilgisi çerçevesinde farklı dezavantajlı grupları sosyal politikanın temel meselesi olarak ele almakta ve her bir grup için özgün tartışmalar içermektedir.
Prof. Dr. Adem ÖĞÜT, Yrd. Doç. Dr. Ayşe KOCABACAK Kişilik yapınıza uygun bir meslek mi seçmek istiyorsunuz?
"İşte aradığım kişi!" diyerek işe aldığınız çalışanınız işe uygun çıkmadı mı?
Emek verdiğiniz personeliniz bir süre sonra işini terk mi etti?
Astronomik bedeller ödeyerek kullandığınız işe alım testleri beklentilerinizi karşılamadı mı?

Öyleyse bu kitabı okumalısınız!
Doğru İşe Doğru İnsan;

kişilik tipolojilerini ve iş yaşamına etkilerini,
psikometrik ölçüm ve testler hakkında çarpıcı bilgi ve örnekleri,
insan kaynakları seçim ve yerleştirme sürecinde psikometrik ölçümün önemli boyutlarını,
dünyaca ünlü Beş Faktör Kişilik Modeli'ne dayanan envanterlere ilişkin bilgileri,
adayların işe alım testlerine ilişkin bilmeleri gereken püf noktalarını,
başarılı şirketlerin işe alım süreçlerinden örnekleri

içermektedir.
Doğru İşe Doğru İnsan, işverenler, işe alım sürecini yöneten insan kaynakları profesyonelleri ve akademisyenleri ile kariyer seçiminde kararsız olan üniversite gençliğinin ilgiyle okuyacağı bir kitaptır.
Ali Serdar Yücel, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Ayça Gürkan, Ayla Taşkıran, Bülent Kılıç, Demet Akarçay, Elif Karagün, Emine Demiray, Emre Yanıkkerem, Fatma Arpacı, Fatma Tezel Şahin, Gökşen Aras, Mihalis (Michael) Kuyucu, Murat Korkmaz, Nurhayat Çelebi, Nurullah Karta, Saliha Özpınar, Seda İnan, Sevgi Özkan, Sezer Er Güneri, Şadan Tokyürek, Şebnem Aslan, Şerife Güzel, Ümran Sevil, Yavuz Taşkıran, Zeynep Kurtulmuş Şiddet günümüzde gelişmiş ya da az gelişmiş bütün ülkelerin en önemli sorunları arasındadır. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve doğaya yönelik yapılan şiddet engellenemez durumdadır. Şiddetin en önemli nedenleri arasında gösterilen eğitim, ekonomi, yönetim, algı, psikoloji, medya ve inanç kavramlarıyla ilgili sorunlar üzerine her gün yeni çalışmalar literatürde yer almakta ve yasal boyutta birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ancak teknoloji ve uzay çağını yaşadığımız bu dönemde hâlen insan­lığın çok uzun zaman önce geçmişte bırakması gereken şiddetle ilgili sorunlar artarak devam etmektedir.
Bu kitapta da, farklı açılardan şiddet boyutlarına, Türkiye ve Dünyada yaşanan şiddetin nedenlerine, geçmişten günümüze kadar olan gelişmeler ile her anlamda şiddetin yok edilmesinin nasıl sağlanacağı konularına yer verilerek, akademik çerçevede şiddet sorununa cevap aramayı amaçladık. Alanında uzmanlaşmış ve literatüre birçok eser kazandırmış akademisyenlerimizin kaleminden çıkan değerli çalışmaları siz okuyucularımızla paylaştık. Umudumuz ve hedefimiz şiddet ve şiddete neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması, bu anlamda sorun yaşayan tüm dünya insanlarına bir nebze de olsa katkı sağlamak, önerilerde bulunmak, yapılması gerekenlerin neler olduğuna değinmek ve toplumsal fayda unsurunu ortaya çıkarmaktır.
Gül ŞENDİL Ebeveynler arasında yaşanan çatışmaların çocuklar için hangi durumlarda zarar verici ya da faydalı olacağı, cevaplanması gereken önemli bir sorudur. Bu alanda yapılan çalışmalar oldukça fazla bilgi birikimine yol açmıştır. Bu bilgiler ışığında, artık çocukların ebeveynler arasında yaşanan çatışmalardan sadece doğrudan değil dolaylı yollardan da etkilendiğini biliyoruz. Örneğin, evlilik çatışması ebeveyn uygulamalarını, ebeveyn çocuk bağlanmasını etkileyebilir ve bu durum çocuğun hem uyumunu hem de gelişimsel sonuçlarını etkileyebilir. Yine birbirleriyle anlaşamayan eşler bazen çocuklarını kendi taraflarına çekmek isteyebilir ki bu durum çocuğu, diğer ebeveynini karşısına alma riskiyle karşı karşıya getirebilir. Araştırma sonuçlarının ortaya koyduğu bir başka bilgi de, çocukların çatışmadan nasıl etkileneceğinin, çatışmayı algılama biçimiyle ilişkili olduğudur. Bu noktada, aklımıza, çocukların çatışma algısı yaşa, cinsiyete, mizaca ya da önceki çatışma tecrübelerine göre değişir mi gibi birçok soru gelir.
İbrahim Ethem Özgüven Psikoloji, insan davranışlarını inceleyen bir bilimdir. Endüstri psikolojisi, psikolojinin iş ortamına uygulanmasını ve çalışan kişilerin, iş veriminin, işe olan uyumunun ve iş doyumunun maksimum düzeye ulaştırılmasını amaçlar. 20. yüzyılın sonlarında, endüstride olan hızlı gelişim ve değişmeler, yeni teknolojiler ve artan rekabet koşulları, üretim ve yönetim biçiminde yenilikleri de beraberinde getirmiştir. Bu durum, çalışan insanların ve örgütlerin değişime ayak uydurmalarını ve yeniden yapılanmalarını zorunlu kılmış, insan kaynaklarının önemini, sosyal ve davranış bilimlerine olan gereksinimleri de artmıştır. Günümüzde endüstri psikolojisi, psikolojinin en çok rağbet gören alt dallarından biri durumuna gelmiştir.
Çalışma ve iş ortamındaki örgüt ve insan kaynaklarına ilişkin davranışları hem teorik hem de pratik boyutları ile inceleyen Endüstri Psikolojisi, Amerika’da 20. yüzyılın ikinci yarısında, üniversitelerin psikoloji ve işletme programlarında bir ders, sonra lisans ve daha sonra da lisans üstü uzmanlık ve doktora programları şeklinde bir gelişim göstermiştir. Endüstri psikolojisi de ülkemizde benzer bir gelişim izlemektedir.
Nursel Telman - Ülfet Uzunkoca Türkiye alan yazında ilk ve tek örnek olarak yayın hayatına geçen ilk ölçek kitabının (Endüstri Örgüt Psikolojisi Alanında Kullanılan Ölçekler El Kitabı) ardından, bilim dünyasının iş ve yönetim dünyasını hızlı bir şekilde şekillendirmesi, paralelinde akademisyenlerin de değişen gereksinimleri göz önünde bulundurarak yeni ölçek geliştirme ve uyarlamaları sonucu, serinin ikinci kitabı Endüstri ve Örgüt Psikolojisi ve İlişkili Alanlarda Kullanılan Ölçekler Başvuru Kitabı oluşturulmuştur.
İlk seride olduğu gibi kitap; alanla ilgili yeni ölçekler, E/Ö Psikolojisi, Örgütsel Davranış, Davranış Bilimleri, Yönetim ve Organizasyon ve ilgili diğer dallarda yüksek lisans, doktora ve ileri düzey akademik çalışmalar yapanların ihtiyacını duyacağı ölçek bilgilerini, orijinal kaynakları ile birlikte, Türkiye’de gerçekleştirilen geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarını içermektedir.
İlk kitaptan farklı olarak ölçeklerin tamamı, yazarların Endüstri ve Örgüt Psikolojisi kullanımına ilişkin görüşleriyle birlikte verilmiştir. Böylece alanla ilgili çalışan araştırmacı ve akademisyenlerin yanında, ölçeklerin, Endüstri ve Örgüt Psikolojisi alanında; sahada, yani bilfiil işletme ortamında, ilgili insan kaynakları profesyonelleri ve konusunda uzman kişiler tarafından da kullanılabilir olması sağlanmıştır.
Ronald E. Riggio, Pearson Geçtiğimiz yüzyıl endüstrileşme sürecinin bir tarihini sunar. Üretim tarzındaki değişim, çalışan sınıfının doğuşu ve fabrikalarda yaşanan sorunlar bu yüzyılın ilk yarısına damga vurmuştur. Üretim örgütlerinde ve daha sonraları yaygınlaşan hizmet örgütlerinde, çalışanlar ve örgütlerin yönetimi arasında büyük bir mücadele sahnelenmiştir. Bir yanda örgütlerin amaçlarını başarmaları, çalışanların daha çok gayret göstermelerine bağlıyken öte yanda çalışanların kişisel amaçlarını başarmaları, gelirleri, fiziksel ve ruhsal sağlıkları örgütlerin sundukları koşullara bağlıdır. Her iki tarafın da amaçlarını başarmaları örgüt ve çalışan arasında uyum olmasını gerektirir.

Endüstri ve örgüt psikolojisi çalışanlar bulma, seçme, yerleştirme, eğitme, performans değerlendirme gibi uygulamalarla örgütün beklentileriyle çalışanların özelliklerini uyumlaştırmaya destek sağlar. Örgüt yapısı; motivasyon, iletişim, gruplar ve liderlik gibi örgütsel süreçlerle çalışanların beklentileriyle örgütün yapı ve süreçlerini uyumlaştırmaya destek sağlar. Ayrıca örgütlerdeki ortak yaşamın bir sonucu olan olumlu ve olumsuz tutum ve davranışların anlaşılmasına katkıda bulunur. Bu kitap; örgütün insani unsuruna, emek faktörüne odaklanarak hem örgütlerin başarısı hem de çalışanların tatmini ile olumlu bir çalışma ortamı oluşturmak için gerekli bakış açısı ve yöntemleri sunmaktadır.
Kurtman Ersanlı, Melek Kalkan İnsan yaşamının önemli dönüm noktalarından olan evlilik, mutsuzluklarla sonlanmak için değil, birlikte varolmak için kurulmuyor mu? Amaçlanan sağlıklı varoluş ve mutluluğa ulaşmaya engel olan ne? Beklentilerimiz mi gerçekçi değil, yoksa amaca ulaşmak için izlenen yol ve yöntemlerde mi bir yanlışlık var? Ya da evlilik adı verilen birlikte varoluşa hazırlıkta mı?
Evliliklerin son yıllarda boşanmalarla sonuçlanması, bireylerin hem evlilik öncesinde hem de evlilik süresince desteklenmeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bireylerin gelecekteki olası sorunlar için hazırlanması ve bu sorunlar anlamlı duruma gelmeden çözme becerilerinin öğrenilmesi, olumsuz sonuçlar yaşanmadan ilişkinin sürmesi ve geliştirilmesi için önemlidir. Bu kitap sorunların kaynakları ile başa çıkmada ve ailenin uyum düzeyini yükseltmede verilebilecek destek ve yardımla ilgili bilgi ve uygulanabilir bir eğitim programı sunulmaktadır. Kuramsal ve uygulamalı olarak evlilik ilişkilerini geliştirmeye yönelik hazırlanan bu kitabın, mutlu evlilikler oluşturulmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Hatice Yalçın Evlilik kararınızı ve evliliğinizi Evlilik Okulu ile zevkli ve unutulmaz hale getiriyoruz. Eş seçerken nelere dikkat etmelisiniz? Eş adayı, dört dörtlük olmalı mı? Flört ne işe yarar? Evleneceğiniz kişide hangi özellikler olmalı? Eş adayını tanırken nelere bakılmalı? İdeal kadın ve erkek modeli, nişanlılık ve düğün dönemi, evliliğin düşmanları, evlilikte yapılması ve yapılmaması gereken davranışlar, evlilikte mutluluğun sırları, üçlü ilişkiler, "öteki kadın" ya da "öteki erkek", boşanmanın çocuklar üzerindeki etkisi, üvey anne-baba ve çocuk gibi konulara farklı bakış açısı kazanacaksınız. Evlilik Okulu ile günlük yaşamınızda bilinçli kararlar almanızın kolaylaştığını görecek; mutluluğu keşfedecek, kendiniz ve aileniz için olumlu bir ortam oluşturarak zorluklarla başa çıkmayı öğreneceksiniz. Elinizdeki bu rehber, unutulabilen yüzlerce detayı size hatırlatacak ve evliliğe dair her şeyin, hayalinizdeki gibi eksiksiz olmasını sağlayacak. Bilinçli şekilde eş seçmeye ve mutlu bir evlilik sürdürmeye ne dersiniz?
Bülent Şen Bugün, toplumumuzda gerçekçi olmayan beklentilerle başlayan birçok evlilik bulunmaktadır. Toplumsal yaşamdaki değişikliklerle birlikte aile içi roller ve sorumluluklarda da değişiklikler olmaktadır. Bu nedenle günümüzde birçok aile, evlilik öncesi dönemden başlayarak danışmanlık hizmetlerine ihtiyaç duymaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki yükselişi önlenemeyen boşanma oranlarının azaltılması konusunda bugün en çok umut bağlanılan uygulamalardan birisi “Evlilik Öncesi Çift Eğitimi”dir. Küreselleşme, baş döndürücü teknolojik gelişmeler ve hızlı kentleşmenin olumsuzluklarından ülkemiz de payını almış ve güçlü aile yapısı sayesinde düşük olan boşanma oranları da hızla artmaya başlamıştır. Gelişmiş ülkelerde bu konuda çalan alarm zillerine kulaklarımızı tıkamayarak gerekli tedbirleri bugünden ve doğru uygulamalarla alınmasına katkıda bulunmak bilim insanının en önemli görevidir.
Hem bir akademisyen hem de uygulayıcı olan Yazarın bu kitabı; son zamanlarda gündemde olan ve birçok uzmanın ilgi alanına giren Aile Danışmanlığının, özellikle önleyici ve koruyucu çalışmalarında ihtiyaç duyulan önemli bir boşluğu; hem yurt dışı hem de yurt içi literatürü inceleyerek ve kendi uygulamalarını da ekleyerek; 600'den fazla kaynak gösterip, Aile Danışmanlığı ve meslek elemanı sertifikası alabilecek sosyal hizmet, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, çocuk gelişimi, okul öncesi öğretmenliği, aile ve tüketici bilimleri, sosyoloji, tıp gibi alanlarda; gerek eğitim alan üniversite öğrencilerine, aile danışmanlığı eğitimi alan mezunlarına, gerekse bu alanda araştırma ve uygulama yapacak akademisyen ve uygulayıcılara rehber olacaktır.
Yazarın eğitimine katılan nişanlı çiftlerin aşağıdaki sözleri eğitimin faydası hakkında fikir vermektedir.
“Evlilik Öncesi Çift Eğitimi aileler için gerçekten önemli bir konu. Bu eğitimi aldığım için kendimi çok şanslı buluyorum. Nişanlıma ve çocuğuma nasıl davranmam gerektiğini evlendikten sonra da nişanlımla daha çok mutlu olacağımı anladım ve öğrendim. Nişanlıma daha önce söyleyemediğim şeyleri söylemeye başladım ve iletişimimizi güçlendirdim. Korkularım, tereddütlerim kalktı ortadan. Türkiye'nin her yerinde uygulanması gerektiğini düşünüyorum. Teşekkürler.”
G. Ö. (kadın katılımcı)
“Modern dünyada yaşadığımız, gelişme ve değişme sürecinde bize rota oldu. Artık yürütmeye çalıştığımız bu geminin nerede su alacağını, nerede fırtınalarla karşılaşacağımızı daha iyi biliyoruz.”
C. Y. (erkek katılımcı)
İbrahim Ethem ÖZGÜVEN Günümüzün değişen dünya ve toplum yaşamında evlilik ve aile sorunlarına olan yardım talebi önemli düzeyde artmıştır. Evlenecek gençler, evli çiftler ve aileler, bireyler, evlenme ve evlilik konusunda, danışman ve terapistlere başvurmaktadırlar. Evlilik danışması, eş seçme ve nişanlılık danışması olarak gencin daha evliliği düşünmeye başladığı, evlilik öncesi dönemden başlamaktadır. Batı ülkelerinde ve özellikle, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Almanya başta olmak üzere oldukça hızlı bir yayılma göstermiştir. Ülkemizde de, gelişme aşamasında olduğu söylenebilir.
Ancak, ülkemizde, Evlilik ve Aile Danışması ya da terapisi konusundaki kaynaklar oldukça sınırlıdır. "Evlilik ve Aile Terapisi" kitabı, konuya ilişkin olarak bütüncül bir yaklaşımla, evlilik ve aile, sorunlarının nedenlerini, sağlıklı bir aile ve evlilik yaşamının ilkelerini, evlilik ve aile terapisinin kuram, kavram, ilke, teknik ve uygulamalarını, izlenen farklı yaklaşımları genel çerçevede ele alan bir kaynak olarak düşünülmüş konuların, standart bir dille anlaşılır olarak ifade edilmesine özen gösterilmiştir.
İsmail Tufan Belki farkında olmasak da istatistik ile iç içe yaşıyoruz. Hava durumundan trafiğe, para kurlarından borsa endekslerine kadar her gün çeşitli istatistiklerle karşılaşıyoruz. Ama bu istatistiklerin nerden geldiğini, nasıl hesaplandığını, ardındaki mantığını bilenler azdır. Özellikle gerontoloji ve sosyal bilimlerin ve fen bilimlerinin her alanında ve öğrenimi gören gençlerde rastladığım bu sıkıntıyı gidermeye çalıştım. İstatistiğin mantığını kavrama sorunlarını basit ve anlaşılır dille aşmaya ve istatistiğin temel kavramlarını anlatmaya çalıştım. Bol örnek, diyagram ve şekillerle pratik odaklı bir çalışma, meraklısına ve araştırma alanına çıkacak her araştırmacı için yararlı bir başucu kaynaktır.
Ahmet Turan Işık, Andreas Kruse, Berfin Varışlı, Bernd Seeberger, Bilgen Taneli, Cem Ergun, Emre Şenol-Durak, Eric Schmitt, Franz Kolland, Frerich Frerichs, Georg Rudinger, Gerhard Naegele, Gertrud M. Backes, Gülgün Gündüz, İsmail Tufan, Josef Hilbert, JUrgen Howe, Jürgen Bauknecht, Katrin Schneiders, Kayahan Fışkın, Manuela Nitsch, Mehmet Fatih Aysan, Melis Oktuğ Zengin, Mim Sertaç Tümtaş, Mirko Sporket, Mithat Durak, Muammer Tuna, Nilüfer Korkmaz Yaylagül, Nina M. Silverstein, Oliver Lambacher, Özden Tenlik, Peter Enste, Robert Anderson, Rolf G. Heinze, Sebastian Merkel, Selahattin Fehmi Akçiçek, Sevnaz Şahin, Şeref Uluocak, Tamer Köse, Terence Seedsman, Wolfgang Clemens Dünyayı saracağı yarım asırdan beri bilinen yaşlılığın simalarını tanımakla dünyayı tanımış olmayız, ama şu güneşin altına doğan her insanın başlı başına bir dünya olduğu düşünülürse, o zaman nasıl ve neden yaşlandığımızı ve bizi nasıl bir yaşlılığın beklediğini bilmek, yepyeni bir dünyanın kapısını aralamakla aynıdır.
Yaşlanırken değişiyor, değişirken dünyayı da birlikte değiştiriyoruz. “Yaşlı” ise etikettir. Yaşımız değildir bizi yaşlı kılan. Ne yaşlanmanın ne de insanın bir tek yüzü var. Her insan gün boyunca simadan simaya giriyor. Maskelerini bir takıp bir çıkarıyor. Yaşlılık da bugün karşımıza değişik simalarıyla çıkıyor. Bunları tanıdıkça yaşlanışımızı ve yaşlılığımızı da tanıyoruz. Hele yaşam süresinin 100 yılı gördüğü ve ötesine taşacağı umutlarının yeşerdiği çağda yaşlanma ve yaşlılığı bilmek insanı ve çağı bilmek anlamına geliyor.
Yaşlılık hazin bir son olmak zorunda değildir. Kadere inanmak kadar önemlisi onu değiştirebileceğimize de inanmaktır; işte asıl mesele budur. Yaşlanmak kaderimizdir, ama yaşlılığı değiştirmek elimizdedir. Kaderini öngörebilenler kaderini değiştirebilir. Görmek ışıkla mümkün olur. Bilgi güçlü bir ışıktır. Gençlikte hayatın güçlü ışığı gözleri kamaştırır. Yaşlılıkta ise hayat ışığının gücü azaldıkça hayat daha iyi görünür hâle gelir. İşte bize bugün düşen görev, hayatı görebilenlerin hayatını iyileştirmek, onlara huzur, mutluluk ve anlam dolu bir yaşamı görebilecekleri koşulları hazırlamaktır.
Bir ansiklopedi niteliği taşıyan elinizdeki kitap geceli gündüzlü üç yıllık yoğun bir emeğin sonucudur. Gerontoloji alanının dünya çapında tanınan ve duayen olarak kabul gören uzmanların bölüm yazarları olarak eşsiz bilgilerini ve tecrübelerini aktardığı iki ciltten oluşan bu kitaptaki bölümleri büyük bir heyecanla ve keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz. İki cilt olarak hazırlanan bu kitapta demografiden psikolojiye, antropolojiden sosyolojiye, ekonomiden yaşam ve çevre bilimlerine, eğitimden teknolojiye, siyasetten sosyal refaha, biyolojiden psikiyatriye, uzun dönemli bakımdan koruyucu sağlığa, beslenmeden engelliliğe, aile yapılarından yaşlılara yönelik şiddete geniş bir yelpazede Gerontoloji Biliminin konularını ele alınmıştır.
İsmail Tufan Yaşlılık, bugün, bir taraftan yaşam süresinin sonu diğer taraftan yaşam süresinin uza­ması olmak üzere iki anlama gelmektedir. Çocukluk, 14 yıllık süreyi; yaşlılık ise 20 yıl veya daha uzun süreyi kapsamaktadır. Yaşlılık döneminin uzamaya devam edeceği bazen umut, bazen kaygı verici bir beklenti olarak görülmektedir.
İnsanlık tarihine baktığımızda, yaşlı insanlarla ilgili pek çok bilgiye rastlıyoruz. Efsanelerde, masallarda, destanlarda, roman ve şiirlerde yani edebiyatın her türünde yaşlı figürleri hakkında görüşler yer alıyor. Din ve felsefede de yaşlılar hakkında pek çok düşünce dile getirilmektedir. Yaşlılık, bu açıdan bakıldığında, uzun bir geçmişe sahiptir ama yaşlanma ve yaşlılıkla bilimsel olarak henüz yeni ilgilenilmeye başlandı. Türkiye'de bu alandaki bilimsel çalışmalar diğer endüstri ülkelerinden çok daha yenidir. 2009 yılında yükseköğretim kapsamına alınabilmiş ve ilk mezunlarını 2013 yılında verebilmiştir. Yani Yaşlılık Bilimi diğer ifadeyle Gerontoloji ülkemizin en genç bilim dalıdır.
Bu kitapta yaşlanma ve yaşlılığı çeşitli perspektiflerden değerlendirmeye ve yorumlamaya çalıştım. Amacım, okuyucuma bu perspektifleri göstermek, kendi değerlendirmelerine ve yorumlarına erişmelerini sağlamaktır. Yaşlılığa yönelik toplumsal bir duyarlılık yaratmaya çalışıyorum. Gerontolojik çalışmalarım sırasında aldığım notlarımdan derlediğim yaşlanma ve yaşlılık üzerine bu söyleşi kitabının ilgi duyanlara ulaştırılma fikri ve çabası Sayın Uzman Gerontolog Yeliz Güçer'e aittir ve onun gayreti ile okuyucuya ulaşan bu eserin, ömür boyu yaşlananlara fay­dalı olacağını umuyorum.
Yusuf Adıgüzel İki yıl içinde üçüncü baskısı yapılan bu kitap popüler olmakla birlikte akademik eserlerin oldukça sınırlı olduğu göç alanındaki temel konulara giriş mahiyetinde bir kaynak niteliğindedir. 2011 yılından sonra Suriye'den Türkiye'ye yönelen kitlesel göçler başta olmak üzere son yıllardaki düzensiz göç hareketleri hem akademik hem de kamusal ilgiyi göç çalışmalarına yöneltmiştir. Üniversiteler bünyesinde çok sayıda göç araştırmaları merkezi ve lisansüstü programlar açılırken, sosyolojiden hukuka, siyaset biliminden uluslararası ilişkilere kadar çok farklı disiplinlerde göç ve göçmenlik konularına odaklanan dersler başlatılmıştır.
Bu kitap göçün sosyolojik boyutlarına, ulusal ve uluslararası toplumsal etkilerine eğilmeyi amaçlamaktadır. Kitapta öncelikle göçe ilişkin kavram ve kuramlar açıklanmakta, göç hareketleri yerelden küresele bir seyir izlenerek ele alınmaktadır. Türkiye'de iç göç süreçleri, kentleşme ve hemşehrilik ilişkileri incelenerek, Türkiye'den yurt dışına göçler ve Türkiye'ye yurt dışından yönelen göçler incelenmektedir. Küresel düzensiz göçler, göç politikaları, birlikte yaşama modelleri, diasporalar, geri dönüş göçleri, göçmen dayanışma ağları yine bu kitapta ele alınan konular arasındadır. Bu kitap, üniversitelerin sosyoloji, hukuk, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler disiplinleri başta olmak üzere tüm sosyal bilimler alanındaki öğrenci ve akademisyenler için önemli bir başvuru kaynağı olacaktır.
Mustafa CAN Bu kitap sosyal hizmet, sosyal bakım ve sosyal koruma politika ve uygulamalarında yer alan uzmanlara, planlamacılara, uygulayıcılara, eğiticilere ve öğrencilere, bugün içinde bulunduğumuz dünyanın farklı örneklerinden yola çıkarak yaşadıkları toplumun refah politikalarına katkı sağlamalarında ışık tutacağı umuduyla hazırlanmıştır.
Sosyal kalkınma ve sosyal politika alanında okuyucu ya da araştırmacı, bu kitabın bölümleri arasında farklı sosyal katmanlardaki sosyal bakıma ve korunmaya ihtiyaç duyan nüfus gruplarına verilen hizmetleri örnek uygulamalar olarak karşısında bulacaktır. Aynı zamanda dünyanın farklı kıtalarından ve bölgelerinden toplanan modeller ile refah politikalarında yaşanan değişim ve dönüşümlere paralel politika ve önlemlerde ortaya çıkan benzerlik ve farklılıkları değerlendirme fırsatı yakalayacaktır.
Burak ÖZÇETİN, Deniz SEZGİN, Duygu ALPTEKİN, Esra KARAKUŞ, Hatice YILDIZ, Jason K. HOLDSWORTH, Meltem GÖKMEN TOL, Nadir SUĞUR, Nurşen ADAK, Özgür ARUN, Saygın Vedat ALKURT, Temmuz GÖNÇ, Yasemin İNCEOĞLU Son yıllarda sağlıkla ilgili çalışmalar, biyolojik ve tıbbi boyutun yanı sıra sosyal bilimlerin konuya yaklaşımları ile daha mozaik bir yapıya bürünmüş ve eleştirel bir düşünce akımı yaratmıştır. Bu akıma destek olma amacıyla sosyoloji, iletişim, sağlık ve gerontoloji gibi farklı disiplinlerdeki sosyal bilimcileri buluşturan bu kitapta, sağlığın toplumdaki farklı görünümleri üzerinden yapılan analizler bulunmaktadır. Sağlıklı ve hasta olma hâllerinin tartışmasını; erkek ve kadın bedenlerinin tıbbileştirilmesi konusunu; yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik statüye bağlı ortaya çıkan sağlık eşitsizliklerini içeren bu kitap çalışmasının, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, sağlık kanaat önderlerinin ve bilgisinin gündelik hayata nüfuzu ve tüketim toplumunda sağlık tartışmaları ile literatüre farklı alanlardan katkı sağlaması hedeflenmiştir. Bununla beraber çalışmada, Türkiye'ye ilişkin genel sağlık profilleri eşliğinde yaş ve cinsiyete dayalı karşılaştırmalı analizlerin yanı sıra, madde bağımlılığı ve kullanımı, yaşlılık sürecinde karşılaşılan sağlık sorunları ve eşitsizlikleri, yaşlı bakımı, kent ve kır yaşamında sağlık hizmetlerinden yararlanma koşulları gibi güncel ve önemli sağlık sorunlarına da yer verilmiştir.
Gizem Özkunduracı, Muhammed Serhat Semercioğlu, Taşkın Kılıç “İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.” der Montaigne.

Hepimizin ruhunun, iç dünyasının, duygularının veya bedeninin bilgiyle ama istendik, kullanılan, doğru ve anlaşılır bilgiyle dolması hepimizin yegâne amacıdır. Bu amaçla yazılan kitapta STRES kavramına dair iç dünyanıza dokunacak ve yol gösterecek bilgiler ve uygulamalar bulmanız umut edilmektedir.
H. Ferhan Odabaşı, Işıl Kabakçı, Ahmet Çoklar Bu kitapta, “İnternet kesinlikle korkulması gereken bir ortam değildir. İnternetin sunduğu olanakları elinin tersiyle itmek ise çağ dışılıktır. Bizim anne baba olarak üzerimize düşen, çocuğumuzda istendik davranış geliştirmek, aynı zamanda da göz kulak olma görevini yerine getirerek çocuğumuzun bu muhteşem olanaktan yararlanmasını sağlamaktır.” diyerek, bu konuda anne babalara önce kendilerinin internetin ne olduğu ve internette neler yapılabileceği, sonrasında ise çocuklarını bekleyen tehlikeler ile bu tehlikelere karşı alınılabilecek önlemler konularında yol gösterici pek çok bilgi sunulmaktadır. Siz anne ve babalara, teknoloji gelişiminin zorunlu olarak hayatımıza entegre ettiği ve pek çok olanağın yanı sıra tehlikeleri de beraberinde getiren internette çocuklarımızın güvenli bir şekilde dolaşmaları için bilinçlenmeniz gereken noktaları ve yapmanız gerekenleri sunan bu kitap, sizlerin başvuru kitabınız olabilecek zengin bir bilgi kaynağıdır.
Qazi Masood Ahmad, Osamah Hussain Al Rawashdeh, Toseef Azid, Valentino Cattelan, Mehmet Tarık Eraslan, Khoutem Ben Jedidia, Ozan Maraşlı, Yulizar D. Sanrego, Salman Ahmed Shaikh, Ömer Faruk Tekdoğan, Hüsnü Tekin, Aimatul Yumna, Dwi Retno Widiyanti Gelir adaletsizliğinin her geçen gün arttığı, yoksulluğun dünya çapında bir problem olduğu, gayriinsani çalışma koşulları, yetersiz maaşlar ve sosyal güvencesizlik ile malul bir emek piyasasının varlığını koruduğu bugünün hâkim iktisadi düzeninde, çoğu devletin bu talepleri karşılayacak düzeyde politikalar üretememesi dikkat çekici bir husustur. Kapitalist politikaların sosyal adaleti sağlamaktan uzak, bilakis eşitsizliği her daim derinleştiren ve iktisadi ve sosyal refahın geniş kitlelere ulaşmasını engelleyen özellikleri birçok Müslüman ilim insanı tarafından yıllardır eleştirilmektedir. Ancak, İslamî ilkeler çerçevesinde şekillenecek bir iktisadi düzenin sosyal adaleti sağlayacağı fikrine dayanan bu eleştirilerin, henüz bütünlüklü alternatifler önerdiklerini söylemek güç görünmektedir.
Elinizdeki kitap bu çabanın bir ürünü olarak, farklı ülkelerden çalışmalar yapan akademisyenlerin sosyal adalet başlığı etrafındaki meseleleri İslam iktisadı perspektifinden ele aldığı yazılardan oluşmaktadır. Kitapta yazarlar, mevcut sosyal ve iktisadi adaletsizliklerin sebeplerinin gerçekçi ve derinlikli bir şekilde irdelenmesi, İslamî ilkelere dayalı bir sosyal adalet anlayışının teorik zemininin nasıl oluşturulacağı, hangi alternatif mekanizmaları içereceği ve ne gibi somut çözümler üretilebileceği konuları üzerine tartışmalar yürütmektedir. Kitapta ayrıca, güncel iktisadi sistemin eşitsizlik kaynağı hakkındaki teorik tartışmalarla faiz, zekât, vakıf, dayanışma ve sadaka gibi uygulamalı alanlarda model önerileri bir araya getirilerek, İslam iktisadı perspektifinden sosyal adalet mevzusunun kapsamlı ve bütüncül bir biçimde ele alınması sağlandı.