Siyaset Sosyolojisi \ 1-2
Mustafa Akgün Tarih boyunca bu aziz millete kimler saldırmadı ki?
Moğollar, her türlü vahşeti yaşattılar.
Haçlı Seferleriyle nice gayri insanî saldırılara şahit olduk.
Dedelerimiz Avrupa'ya adalet ve saadet iksiri götürürken, Sırplar, Almanlar, Avusturyalılar sürüler halinde mani olmaya çalıştılar.
Fransızlar sömürüden ve katliamdan vazgeçmediler.
Ruslar bütün sinsilikleriyle pusuda bekleyip hücum ettiler.
İngilizler, o muazzam devletimizi yıkmak için her türlü entrikaya başvurdu.
ABD dost görünümlü düşmanlığından asla vazgeçmedi.
Batının şımarık çocuğu İsrail, Abdülhamid tokadını sanki bir daha yemeyecekmiş gibi, hukuksuzluğa, zulme, öldürmeye devam etti.
Onlar, ihanetle, saldırmaya devam edecekler.
Lâkin, İstiklâli ve İstikbâli için, yeryüzünde HAKKIN hâkimiyetine soyunmuş,
Asil Milletimiz ŞEHÂDETE şerbetlidir.
Dün başaramadılar. Bugün de, yarın da başaramayacaklar.
Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Ahmet Güven, Ertuğrul Han 28 ŞUBAT BİR DARBEDEN ÇOK FAZLASI (Türkiye Siyasetinde Muhafazakarlığın Dönüşümü ve AK Parti) adlı eser, Türk demokrasi tarihinin önemli kırılma noktalarından biri olan ve etkileri 1000 yıl sürer denilen, 28 Şubat darbesinden hareketle, 15 Temmuz Darbe Girişimi sürecine uzanan vesayetçi zihniyetle olan mücadeleyi konu almaktadır. Özellikle 28 Şubat postmodern darbesine giden yolda vesayetçi zihniyetin ortaya çıkardığı uygulamalar karşısında iktidarın cılız çabaları ve neticesinde ortaya çıkan bu olumsuzluklarla mücadelede temelleri atılan ve ilerleyen süreçte halkın desteğini de alacak olan yeni arayışlar ve gelişmelerin ortaya çıkışı, "Her şerde bir hayır vardır." anlayışını ispatlar nitelikte olmuştur.
Bu süreçte Ak Partinin özelde Recep Tayyip Erdoğan'ın vesayetçi anlayışla olan mücadelesi, halkın bu konuda desteğiyle 20 yılı aşkın iktidarı boyunca adım adım uyguladığı politikaları, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş süreci, 2023 hedef ve vizyonu çerçevesinde Ak Partinin yeni dönem siyaseti bu eserde ele alınarak derinlemesine değerlendirilmektedir.
Syed Nawab Haider Naqvi Ahlâkın temellerine hem seküler hem dinsel açıdan odaklanan Naqvi, kendi içsel mantık ve toplumsal zorunluluk parametreleri dâhilinde tüm ahlâki sistemlerin, diğerlerinin insan refahını maksimize etmek adına salık verdikleri şeyden kazanç sağlamaya çalıştığını göstermektir. Bu kapsamda çalışmada, laikliğin ahlâki manzaralarını ve üç büyük dinî geleneği; Yahudiliği, Hristiyanlığı ve İslam'ı incelemektedir. Tüm insani problemler gibi ekonomik sorunların da yalnızca varlığı arzulanan ahlâki vasıflar münasebetiyle adilane bir şekilde çözülebileceğini belirten Naqvi, dinî geleneğin özellikle İslâmî olanın hem bireysel ahlâk hem de kamu düzeni için uygun bir çerçeve sağladığını güçlü bir şekilde göstermektedir. İslam'ın ahlâki ideallerinin seferber edilip adil ve dinamik bir kamu politikası hâline getirilmesi durumunda özellikle adaletin sağlanması ve fakirliğin azaltılması konusunda bir iddia ortaya koyabilecektir. Bu bağlamda ise kitap, genel olarak din, ahlâk ve ekonomi arasındaki aktif bir etkileşime ve özellikle (idealize edilmiş) bir İslam iktisadına olan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Hande Ortay Bu araştırmada Tunus'un “Arap Baharı” öncesinde ve sırasında kadınların halk hareketine etkilerinin ne yönde ve nasıl olduğu, “Arap Baharı” sonrasında kadınların kazanımlarının neler olduğunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada betimsel tarama ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, erişilen ve katılmayı kabul eden 73'ü kadın 40'ı erkek, 113 Tunuslu oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak kişisel bilgi formu ve anket kullanılmış, verilen cevapların frekans ve yüzdeleri analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre katılımcıların; Arap Baharının ortaya çıkmasında Tunuslu kadınların rollerinin olduğunu düşündükleri, Tunuslu kadınların Arap Baharından önceki sosyal, politik ve ekonomik durumunu kötü olarak değerlendirdikleri, Arap Baharı sırasında Tunuslu kadınların önemli rollerinin olduğunu belirttikleri, Arap Baharı sonrasında Tunuslu kadınların sosyal ve politik kazanımlarının olduğunu, bugün Tunus'taki kadınların durumunu katılımcıların çoğunluğunun iyi olarak değerlendirdikleri, kadınların bugün Tunus iç ve dış politikalarını etkilemede geldikleri aşamayı Arap Baharı öncesine göre iyi, ancak daha da gelişmesi lazım şeklinde değerlendirdikleri bulgulanmıştır.
Alpaslan ÖZERDEM Adalet olmadan barış, bağışlama olmadan da adalet olamıyorsa barış da ancak istendiği taktirde sağlanabilmektedir. Birilerinin savaşı başlattığı gibi birilerinin de barışı başlatması gerekmektedir. Macar atasözünün de dediği gibi barışın boş koltuğuna şeytan oturur.
Barış inşası sadece tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmaların yapılması mıdır? Barış inşası çalışmalarının gerçek içeriği, hangi amaç ve çıkarlar için uygulanacağı ve daha da önemlisi kimin barışına öncelik verileceği konusu gözetilmemeli midir? Oysa barış inşası, barış yapmak ve barışı korumak gibi konsept ve uygulamaların yanında aslında bizlere çok daha ileriye dönük ve kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Elinizde bulundurduğunuz bu çalışma, barış inşası kapsamında kullanılan kavramlardan yola çıkarak barış inşası analizi, çatışma sonrası inşa gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmakta ve barış inşasının güvenlik ve siyasal yeniden inşa, sosyo-ekonomik yeniden inşa, savaş-sonrası adalet ve uzlaşı boyutlarını değerlendirerek literatürde çok önemli bir boşluğu kapatmaktadır. Türkiye için önemli bir konuyu akıcı bir dil ile okuyucularımızla buluşturduğumuz bu çalışma, sadece barış üzerine çalışanlar için değil, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler'e yönelik çalışma veya öğrenim yapan her kişinin kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitaptır.
İngiltere'de Coventry Üniversitesi'nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi'nin Direktörlüğünü yürüten ve aynı zamanda İngiltere merkezli Stratejik Araştırma ve Analiz Merkezi (Centre for Strategic Research and Analysis) CESRAN'ın Başkanlığını da yapan Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, 20 yılı geçen bir sürede Afganistan, Bosna-Hersek, El Salvador, Kosova, Lübnan, Liberya, Filipinler, Sierra Leone, Sri Lanka, Nijerya ve Türkiye gibi silahlı çatışmadan etkilenmiş ülkelerde çok sayıda araştırma ve uzmanlık projeleri üzerinde çalıştı. Uzmanlık alanı; barış inşası, insani yardım müdahale politikaları, afet yönetimi, güvenlik sektör reformu, eski militanların topluma kazandırılması, savaş sonrası barış ve devletin inşası olan Özerdem ayrıca dünyanın değişik yerlerinde bulunan çatışma bölgelerinde ulusal ve uluslararası kuruluşlar için de bilirkişi olarak aktif rol aldı.
Asiye Gün Güneş Gülal, Fulya Akgül Durakçay, İbrahim Saylan, Müge Aknur, Nagihan Söylemez, Önder Canveren, Sevgi Çilingir, Sinem Abka Popülizm, dünyanın geri kalanında olduğu gibi Avrupa'da da önemli bir siyasi güç hâline gelmiştir. Siyasi yelpazenin hem sağ hem de sol kanadında etkisini gösteren popülist dalga pek çok radikal sağ partinin de tanımlayıcı özelliklerinden biri konumundadır. Popülizm ile yerliciliği ve otoriterliği birleştiren popülist radikal sağ partilerin Avrupa'nın pek çok ülkesinde son yıllarda yükselişte olması, demokrasinin ve Avrupa Birliği'nin geleceği açısından ciddi endişelere yol açmaktadır. Batı Avrupa'daki popülist radikal sağ partileri mercek altına alan bu eserde söz konusu partilerin yükseliş nedenleri sorgulanmakta, söylemleri ve mevcut siyasal sistem üzerindeki etkileri incelenmektedir.
Eserin ilk bölümünde, popülist radikal sağa yönelik literatürdeki temel tartışmalar ele alınırken, aynı zamanda örnek olay incelemeleri için ortak bir analiz çerçevesi de sunulmaktadır. Bu şekilde, Batı Avrupa'nın farklı ülkelerinde faaliyet gösteren sekiz popülist radikal sağ partinin bütünlüklü bir şekilde ele alınması hedeflenmiştir. Buna göre her yazar incelediği partinin tarihsel geçmişini, yükseliş nedenlerini, söylemini, seçim performanslarını, Avrupa düzeyindeki etkinliklerini ve son olarak siyasal sistem üzerindeki yarattığı etkileri ayrıntılı şekilde analiz etmektedir. Sonuç bölümünde ise örnek olay incelemelerinin sağladığı ampirik veriler ışığında Batı Avrupa'daki popülist radikal sağ partilere ilişkin genel bir değerlendirme yapılmıştır. Örnek olay incelemelerinde yöntem olarak niteliksel içerik analizi tercih edilmiştir ve bunun için parti programları, seçim manifestoları, lider konuşmaları, basın açıklamaları ve sosyal medya paylaşımlarından yararlanılmıştır.
Bu çalışmada yer alan örnek olay incelemeleri ve yazarları sırasıyla şöyledir: AfD (Almanya), Nagihan Söylemez; FPÖ (Avusturya), Önder Canveren; UKIP (Birleşik Krallık), Sevgi Çilingir; DF (Danimarka), Müge Aknur; RN (Fransa), Fulya Akgül Durakçay; PVV (Hollanda), Sinem Abka; SD (İsveç), A. Gün Güneş Gülal; Lega (İtalya), İbrahim Saylan.
Batı Avrupa'daki başlıca popülist radikal sağ partileri inceleyen bu eserin; Avrupa siyasetinin günümüzdeki dinamiklerini ve karşı karşıya olduğu başlıca sorunları anlama çabalarına ve özelde Avrupa çalışmaları ile karşılaştırmalı siyaset alanlarındaki Türkçe literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Çağrı Erhan ABD, Türkiye’nin müttefiki. Bazılarına göre iki ülke arasında stratejik ittifak ilişkisi bulunuyor. Bunu stratejik ortaklık olarak adlandıranlar da var. Her ne hikmetse, Türkiye yakın tarihte en derin dış politika ve güvenlik sorunlarını bu stratejik müttefikiyle yaşamış. Bu sorunların çoğunu biliyoruz. Bazıları ise tarihin tozlu raflarında kalmış. Haşhaş Sorunu Türk-Amerikan ilişkilerinde bir döneme damgasını vurmuş ama sonradan unutulmuş konulardan biri. Beyaz Savaş, ABD’nin iç siyasi hesaplarının Türkiye ile ilişkileri nasıl zehirlediğini bütün yönleriyle gözler önüne seriyor. Anadolu’da binlerce yıldır tarımı yapılan haşhaşın Türkiye ile ABD arasında neden ve nasıl bir kriz konusuna dönüştüğünü okurken, Osmanlı’nın son yüzyılından, Atatürk döneminden ve 1970li yıllardan kesitlerle karşılaşacaksınız. ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımında geçmişten bugüne pek de değişen bir şey olmadığını gördüğünüzde ise şaşıracaksınız.
Mehmet Münip Babur Düşünce kuruluşları dünyada bir asrı, Türkiye'de yarım asrı geride bırakmışlardır. Batı'da özellikle ABD'de çok etkili kuruluşlar hâline gelmişlerdir. Küreselleşme süreciyle birlikte Küre üzerinde yayılmış ve sayıları ciddi şekilde artmıştır. Bu kuruluşların, Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren etkileri, görünümleri ve sayıları dikkate değer oranda artmıştır.
Böylesine önemli bir konuyu ele alan bu çalışma, sosyal bilim alanlarının farklı disiplinlerinde çalışan bilim insanlarını, toplumun okuryazar (literati) kesimini ve daha genel olarak tüm toplumu okuyucu kitlesi olarak hedeflemiştir.
Bu çalışma, Türkiye'de düşünce kuruluşları üzerine yapılan en kapsamlı ve alanında öncü doktora çalışmalarından birinin kitaplaştırılmış hâlidir. Kitap çalışması, alandaki güncel gelişmeler kapsamında en son verilerle güncellenmiştir. Bu hâliyle gerek işin uzmanlarına gerekse konuya ilgi duyan genel okura, kapsamlı bir literatür çalışması ve saha görüşmeleriyle desteklenmiş zengin bir içerik sağlamaktadır.
Çalışmada, öncelikle genel itibarıyla düşünce kuruluşlarının tanımları, tarihsel süreçleri ve tipolojileri ele alınmıştır. Ardından Türkiye'de düşünce kuruluşlarının karşılaştıkları sorunlar ele alınmış ve paydaşlarla ilişkilerine değinilmiştir. Ayrıca dünyada ve Türkiye'de bu kuruluşların genel görünümüne ilişkin güncel verilerle desteklenen bir resim ortaya konulmuştur. Daha sonra farklı bağlamlar üzerinden bilgi, iktidar ve politika alanının inşasında üstlendikleri rol ve işlevlerine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Nihayet çalışma, kapsamlı bir sonuç ve değerlendirmeyle sona erdirilmiştir.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Abdullah Metin, B. Mert Demir, Erdem Ayçiçek, Fatih Kocaoğlu, Fatih Şahin, Fatma Gül Gedikkaya, İbrahim İrdem, Kenan Polat, M. İlker Haktankaçmaz, Merve Suna Özel Özcan, Metin Özkaral, Nail Öztaş, Ömer Gündüz, Selman S. Kesgin, Süleyman Sıdal, Tuğçe Gür Türkdoğan, Turgay Altun, Vildan Armağan, Yalçın Murgul, Yıldırım İbişoğlu Bürokrasi, sanılanın aksine, çok yaygın bir olgudur; bir örgütlenme, iş yapış biçimidir ve yeryüzünde bürokratik olarak örgütlenmemiş bir devlet örneği yoktur. Devletler dışında, özellikle Sanayi Devrimi sonrası büyüyen ve özellikle kitle üretimi yapan fabrikaların, hizmet örgütlerinin, finansal kuruluşların, üniversitelerin neredeyse tamamı az ya da çok bürokratik örgütlenme biçimini ve işleyişini uygulamış ve günümüzde uygulamaya da devam etmektedir.
Bürokrasi gibi hakkında pek çok şey yazılmış ve yapılmış bir konuda literatürü derleyen ve eldeki klasik malzemeyi işleyerek üzerine az da olsa bir şeyler ekleyen kaynak bulmak oldukça zordur. Bürokrasi hakkında pek çok şeyi tespit ve tasnif ederek okurlarına derli toplu bir başvuru eseri takdim etmek ve alandaki boşluğu doldurmak bu kitabın ortaya çıkış amacıdır.
Kamu yönetimi, siyaset bilimi, kamu politikası ve örgüt ve yönetim alanı başta olmak üzere pek çok disiplinin ilgi alanına giren bürokrasinin çok farklı tanımları ve açıklamaları yapılmıştır. Farklı tarih dönemlerinin özellikleri, yazarların benimsedikleri değer ve ideoloji setleri, tanımların ve açıklamaların üzerine inşa edildikleri varsayımları ve dolayısıyla tanımları ve açıklamaları kökten etkileyebilmektedir. Bu durum elinizdeki kitabın neredeyse her bir bölümünde görülebilmektedir: Bürokrasi kimi bakış açılarında en üstün ve en etkin bir örgütlenme, yönetim ve üretim biçimiyken, diğerlerinde hantallığın, israfın beceriksizliğin sebebi olarak görülmektedir; yine bazılarında kamu hizmetlerinde eşitlik ve adaleti ve hatta kalkınmayı sağlamanın kestirme ve başarılı yolu olarak görülürken, diğer bazılarında egemen sınıfların toplumu sömürme aracı olarak takdim edilmektedir. Kitap, bu farklılıklara birincil kaynaklardan hareketle eşit muamele etmeyi gözeten bir başvuru kaynağı olma niyetiyle yazılmıştır.
Abdullah Aydın, Ahmet Furkan Özyakar, Buket Ökten Sipahioğlu, Cenay Babaoğlu, Ekrem Yaşar Akçay, Esra Banu Sipahi, Faruk Karaarslan, Faruk Temel, Fatih Türedi, Fikret Çelik, Hakan Candan, Hasan Hüseyin Akkaş, Hayati Ünlü, Hikmet Salahaddin Gezici, Kamil Şahin, Kemal Gökçay, Levent Yiğittepe, M Sümeyye Özbayrak, M. Cemal Şahinoğlu, Mustafa Burak Çelebi, Mustafa Kocaoğlu, Nur Zeynep Balaban, Onur Önürmen, Ömer Fuad Kahraman, Önder Aytaç Afşar, Önder Kutlu, Sefa Usta, Selçuk Kahraman, Selim Hilmi Özkan, Sema Müge Özdemiray, Tevfik Orkun Develi, Tuğba Altun, Vasfiye Çelik, Yasin Taşpınar, Yiğit Anıl Güzelipek, Yunus Şahbaz, Yusuf Sayın Uzun soluklu müşterek bir çabanın ürünü olan Çağdaş Siyasal Akımlar kitabı, Türkçe literatürde yer edinmiş birkaç çeviri eser hariç olmak üzere konuları kapsamında ve yazar portföyüyle alanında ilk olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden farklı bilim dallarına mensup akademisyenleri buluşturan bu interdisipliner çalışma, ilk, orta ve son dönem siyasal ideoloji ve düşünceleri cem etmesi yönünden ayrı bir değer taşıyor. Kitabı alanında seçkin bir yere oturtan en temel nitelikse uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, sosyoloji, kamu yönetimi ve iletişim gibi bilim disiplinlerini buluşturan bir çalışma olmasıdır. Bu yanıyla da anılan alanlarda eğitim gören veya uzmanlaşmak isteyen ya da ders anlatımlarında kaynak kitap olarak istifade etmek isteyenler için bir başucu kaynağı olma iddiası taşıyor. Liberalizmden sosyalizme, muhafazakarlıktan faşizme, kapitalizmden sosyal demokrasiye kadar alanın çok temel tartışmalarını yeni ve güncel perspektiflerle ele alan kitap; İslamcılık, sekülerizm, çevrecilik, Arap milliyetçiliği gibi literatürün pek de değinmediği konuları ayrıntılı olarak işlemiş olup modern döneme ait askeri vesayet, Hindu milliyetçiliği, göç, dijitalleşme ve kamu yönetiminde dijital dönüşüm gibi son derece önemli ve yeni konulara muhtevi olması yönünden de son derece dikkat çekicidir. Son olarak insanlığın içinden geçtiği salgın döneminde küresel siyasetle birlikte pandemi konusunu işlemiş olması da çalışmanın güncelliğini kanıtlayan özellikler arasında yer almaktadır. Bilim dünyasına hayırlı olması dileğiyle…
Ahmet Nohutçu, Alaeddin Yalçınkaya, Bilgen Sütçüoğlu, Burcu Taşkın, Can Uyar, Ceren Ece Göcen, Dilek Canyurt, Ebru İlter Akarçay, Fatih Bayram, Hakkı Hakan Erkiner, Indira Phutkaradze, M. Tahir Kılavuz, Mehmet Dalar, Meral Balcı, Merve Hazer Yiğit Uyar, Sezgi Durgun Özkan, Zeynep Bostan Modern toplumlarda, kökleri çok eskilere kadar gidebilen farklı siyasal rejimler var olmakla birlikte “Bir siyasal sitem nasıl işlemektedir?”, “Bir siyasal rejimin oluşmasındaki etkenler nelerdir?”, “En doğru yönetim biçimi nedir?”, “Meşru gücü kim kullanacak?”, “Kaynaklar nasıl dağıtılacak?”, “Siyasal rejim ne olursa olsun üç temel işlev olan; yasama, yürütme ve yargı nasıl düzenlenecek?” gibi konu ile ilgili temel sorular, hâlen cevaplanmaya çalışılmaktadır. Bütün bu soruların yanında insanların “en ideal yönetim” arayışları devam etmekte, siyasetin düzenleme biçimi de sürekli değişmektedir.
Çağdaş Siyasal Sistemler kitabında yukarıdaki sorulara teorik bir çerçeve üzerinden cevap aranmaktadır. Modern toplumlardaki siyasal yönetim biçimleri, siyasal sistemlerdeki iktidar dağılımının yanı sıra hükümet sistemleri ile devlet şekilleri, örnek devletler ve hükümetler üzerinden ele alınmaktadır. Bu kapsamda; parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi, günümüzde çokça tartışılan otoriter ve totaliter sistemler, sultancı rejimler, üniter devlet, federal devlet ve konfederasyon modelleri, oydaşmacı ve müzakereci demokrasi modelleri İngiltere, ABD, Fransa, Almanya, Belçika, Lübnan, Irak ve Türkiye gibi ülkeler üzerinden incelenmiştir. Modern siyasal rejimlerin öğrenilebilmesi açısından faydalı olması için kurgulanan kitaptaki bölümler, alt başlıklarla zenginleştirilmiş ve bölüm sonuna tartışma soruları eklenmiştir.
Siyaset biliminde uzman isimlerin yazdığı bölümlerden oluşan Çağdaş Siyasal Sistemler kitabı, Türkçe literatüre önemli katkılar sunarken araştırmacılar ve öğrenciler için önemli bir kaynak olacaktır.
Burak Gümüş, Büşra işgüzar, Gökhan Tuncel, Hasan Buran, İsmail Ermağan, Melek Busem Öztekin, Mustafa Karaman, Oğuzhan Göktolga, Sami Zariç, Süleyman Ekici, Yahya Gençay Siyasal sistemlerin biçimsel çerçevesi, ilgili ülkenin anayasası ve yasalarınca belirlendiğinden, siyasal rejimin genel özellikleri ve işleyişi konusunda belirli ölçüde fikir sahibi olunabilmektedir. Ancak bir ülkenin anayasa ve bazı temel yasaları yanında o ülkenin tarihi, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerine, siyasal partilerine, parti sistemine, seçim sistemine, baskı ve çıkar gruplarına da bakmak, siyasal sistemin o ülkedeki işleyişi konusunda daha doğru, daha tutarlı analiz yapabilme düzeyimizi daha da arttırabilecektir.
Bu çalışma; birbiriyle belirli ölçüde bağlantılı, belirli ölçüde bağımsız iki ciltten oluşturulmuştur. Bu ilk ciltte; devlet, devlet kuramları, devletin unsurları, demokrasi, yasama, yürütme, yargı, seçim, seçim sistemleri, baskı ve çıkar grupları ile parti sistemleri kuramsal açıdan ele alınmaktadır. Daha sonra siyasal rejimler ve alt türevlerine uygun düşecek ülke uygulamalarına yer verilmektedir. Güçler birliğine dayalı sistemlerden Meclis Hükümeti Sistemi’ne kısmi örnek olarak İsviçre uygulamasına yer verilmektedir. Güçler ayrılığına dayalı siyasal sistemlerden parlamenter sistemlerin Meşruti Monarşili Parlamenter Sistem örneği olarak İngiltere, İsveç ve Suudi Arabistan ülke uygulamalarına ve Cumhuriyetli Parlamenter Sistem örneği olarak Almanya, İtalya ve Güney Afrika Cumhuriyeti ülke uygulamasına yer verilmektedir.
İkinci ciltte ise güçler ayrılığına dayalı sistemlerden yarıbaşkanlık sistemlerinin beş alt türevi ile ilgili 10, başkanlık sistemlerinin alt türevleri ile ilgili 4 farklı Başkanlık Sistemi’ne ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yer verilecektir.
Okuyucuya yararlı olması dileğiyle...
Albayrak, Ayça Beyoğlu, Büşra İşgüzar, Cantürk Caner, Elif Göksu, Emel Poyraz, Hasan Buran, Leyla Kahraman, Mehmet Durgut, Melek Sayın, Okan Akpınar, Osman Ağır, Senem Demirkıran Siyasal sistemlerin biçimsel çerçevesi, ilgili ülkenin anayasası ve yasalarınca belirlendiğinden siyasal rejimin genel özellikleri ve işleyişi konusunda belirli ölçüde fikir sahibi olunabilmektedir. Ancak bir ülkenin anayasa ve bazı temel yasaları yanında o ülkenin tarihi, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerine, siyasal partilerine, parti sistemine, seçim sistemine, baskı ve çıkar gruplarına da bakmak, siyasal sistemin o ülkedeki işleyişi konusunda daha doğru, daha tutarlı analiz yapabilme düzeyimizi daha da arttırabilecektir.
Bu çalışma; birbiriyle belirli ölçüde bağlantılı, belirli ölçüde bağımsız iki ciltten oluşturulmuştur. İlk ciltte; devlet, devlet kuramları, devletin unsurları, demokrasi, yasama, yürütme, yargı, seçim, seçim sistemleri, baskı ve çıkar grupları ile parti sistemleri kuramsal açıdan ele alınmaktadır. Daha sonra siyasal rejimler ve alt türevlerine uygun düşecek ülke uygulamalarına yer verilmektedir. Güçler birliğine dayalı sistemlerden Meclis Hükümeti Sistemi’ne kısmi örnek olarak İsviçre uygulamasına yer verilmektedir. Güçler ayrılığına dayalı siyasal sistemlerden parlamenter sistemlerin Meşruti Monarşili Parlamenter Sistem örneği olarak İngiltere, İsveç ve Suudi Arabistan ülke uygulamalarına ve Cumhuriyetli Parlamenter Sistem örneği olarak Almanya, İtalya ve Güney Afrika Cumhuriyeti ülke uygulamasına yer verilmektedir.
Bu ikinci ciltte ise güçler ayrılığına dayalı sistemlerden yarıbaşkanlık sistemlerinin beş alt türevi ile ilgili 10, başkanlık sistemlerinin alt türevleri ile ilgili 4 farklı Başkanlık Sistemi’ne ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yer verilmektedir.
Okuyucuya yararlı olması dileğiyle...
İsmail Ermağan NEDEN DÜNYA SİYASETİNDE AFRİKA?

Değerli akademisyenlerve farklı konular ile ortaya çıkmış olan Dünya Siyasetinde Afrika 2 kitabı, akademik camiamızın devlet erkini ve kamuoyunu bilgilendirme veya yönlendirme hedeflerinde geç kaldığı bir alan olarak Afrika üzerine gerçekleştirilen bir çalışma olarak dikkat çekmektedir. Kıtadaki insan yapısından kültürel kodlara, küresel aktörlerin Afrika politikalarından kıta ülkelerinin analizlerine, enerjiden ulaşıma ve Türkiye'nin kıta ile olan ilişkilerine ışık tutmaktadır. Bütün bu özellikleri ile dış politika teknokratları, parti yetkilileri, gazeteci, yüksek lisans-lisans öğrencileri ve işadamları için verimli bir kaynak olarak değerlendirilebilir.
Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu – Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslâm Ülkeleri Enstitüsü Müdürü

Elinizdeki bu kitabın birinci sayısı Kara Harp Okulu'nda ders kitabı olarak seçilmiş olup bu sene okutulmaktadır. Bu ne anlama gelmektedir? Bölüm yazarları işini iyi yapmıştır; yapıt, Türkçe literatüre/kurum faaliyetlerine katkı sunmuştur; Afrika, dünyada olduğu gibi Türkiye'de de günden güne yükselmektedir.
Editör Yrd. Doç. Dr. İsmail Ermağan – İstanbul Medeniyet Üniversitesi. Öğretim Üyesi

Dünya Siyasetinde Afrika 2, ülkede Afrika üzerine sadece bilgi üretmiyor, aynı zamanda geç kalınsa da fena olmayan bir noktaya gelinen Afrika kıtasını gündemliyor. Ne kamuoyu, ne de akademik çevre, ne siyaset ne de ticaret aktörlerinin, bu tarz çalışmaları yadsıma lüksünün olmadığı kanaatindeyim; çünkü eser yepyeni bilgiler sunuyor, kıtanın değişik yönlerine girizgah yapıyor. Diğer yandan, bölüm yazarları için uzmanlaşma riskini de barındırıyor. Her halükarda bu yapıt, gelecek serileri ile izlenme merakı uyandırıyor.
Prof. Dr. Hüseyin Bağcı – Ortadoğu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı

Atilla Gökhun Dayıoğlu, Ayşe Özcan Buckley, Barış Celep, Barış Yetkin, Duygu Küçüköz Aydemir, Emre Burak Demirer, Ertuğrul Meşe, İlknur Meşe, İlknur Meşe, Mertcan Öztürk, Rasim Berker Bank Sağ popülist hareketlerin geniş kitleler nezdinde somut bir nitelik kazanması, tarihsel açıdan iki temel olgunun birleşmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Birincisi, 70'lerin sonu 80'lerin başında neoliberal politikaların gelişmesine bağlı olarak refah devletinin dayandığı sosyal politikalara son verilmesi, toplumsal uzlaşıyı ortadan kaldırmakla kalmaz, hoşnutsuzluğu genel bir eğilim hâline dönüştürür. İkincisi, 90'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte reel sosyalist hareketlerde yaşanan ideolojik bunalım, devrimci hareketlerin zayıflamasına ve faaliyet alanının daralmasına neden olur.
Genel manada “Popülizm nedir?” sorusuna sınırları belirlenmiş net bir yanıtın verilebilmesi pek mümkün görünmüyor. Popülizm, içinde yer aldığı sorunsala bağlı olarak farklı anlamlar ihtiva etmektedir. Popülizm ifadesi; iktisat politikalarının belirlenmesinde, sınıflar arası ittifakların oluşturulmasında, farklı devlet tipi ve biçimleri, bunlara özgü siyasal rejimler, toplumsal hareketler, ideoloji gibi çeşitli olguları tanımlamakta kullanılır. Bir siyasal strateji olarak popülist hareketin, sol ya da sağ olarak tanımlanması, bir siyasal form olarak hangi ideolojik söylemlere eklemleneceğine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu çerçevede sağ popülizm; neo-milliyetçilik, ekonomik milliyetçilik ve sosyal muhafazakârlığı merkeze alan bir siyasi ideoloji olarak anlam kazanır. Sağ popülist hareketler, devlet aygıtında yalnızca yerli grup üyelerinin yaşaması gerektiğini savunan yabancı düşmanı ve yerlicilik (nativist) vurgusuyla somut bir nitelik kazanır. Yerlicilik vurgusu, yer yer ırkçılık temaları içerse de ırkçı olmayan ve kültür veya dine dayalı da olabilir. Sağ popülizm, otoriterlik ve yerlicilik niteliğinin yanı sıra yabancı düşmanı bir niteliğe sahiptir.
Bu derleme çalışmasında, "sağ popülizm" olgusu, dünyada ve Türkiye'de kuramsal ve güncel tartışmalar ekseninde ele alınarak incelenmiştir.
Ahmet İşcan, Atakan Yılmaz, Doğuş Sönmez, Melis Özdemir, Özgenur Aktan, Taşkın Toprak İpek, Yeliz Kulalı Martin, Yusuf Gökhan Atak Bu kitap, öncelikli olarak karşılaştırmalı siyaset alanında Türkçe literatüre katkı sağlama hedefiyle yola çıkmıştır ve editör Yeliz Kulalı Martin ve doktora öğrencilerinin iki yıl süren çalışmalarının ürünüdür.
Çalışma kapsamında, karşılaştırmalı analiz yöntemiyle ele alınan devletlerin seçimi, ortak bir paydadan hareketle belirlenmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın kaybedenleri Almanya ve Japonya ya da savaş suçlarından oldukça zarar gören Bosna-Hersek ve Güney Afrika örnekleri gibi. Bu ortak çıkış noktalarından hareketle çalışmanın özünde, bu devletlerin siyasal sistemlerindeki benzerlikler ve farklılıklar irdelenmiştir. Bununla birlikte yasama-yürütme-yargı organlarının ele alındığı rejim karşılaştırmalarının daha net yorumlanabilmesi amacıyla bu ülkelerin tarihsel süreçlerine, ayrıca kısaca ekonomik ve sosyal yapılarına da değinilmiştir. Ek olarak, çalışmada yer alan devletlerin siyasal sistemlerinin şekillenmesinde etkili liderlere ve belli başlı siyasi partilere de yer verilmiştir. Söz konusu yöntemle örneğin iki gevşek federasyon yapısına sahip Kanada ve İsviçre'nin benzer görülen sistemlerinde aslında ne kadar zıtlıklar da olduğu ortaya konabilmiştir. Eser, siyaset bilimi alanına katkı sağlamakla beraber konuya uluslararası ilişkiler perspektifinden yaklaştığı için daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmayı da hedeflemektedir.
Abdullah Muhsin Yıldız, Ayşe Ataş, Bilgen Sütçüoğlu, Burcu Saygun, Ceren Ergenç, Devran Dönmez, Ebru İlter Akarçay, Elçin Aktoprak, Elçin Kürşat, İbrahim Hasanoğlu, M. Yavuz Alptekin, Mehmet Fahri Danış, Mustafa Sarıca, Nail Elhan, Soyalp Tamçelik, Şeyma Kızılay Ulus devlet, önceki devlet tipolojilerinden farklı ama kendi içinde de tek tip değildir. Her ulus devletin farklı bir uluslaşma tecrübesi ve farklı bir ulusçuluk sistematiği bulunmaktadır. Buna bağlı olarak her ulus devletin kendine özgü bir ulus inşa yaklaşımı vardır. Her farklı ulus devlet, kendi içyapısının ve içinde bulunduğu coğrafi, beşerî, siyasi ve sosyal çevrenin etkilerini ve izlerini taşıyan bir ulus inşa süreci ve tarzı tecrübe etmiştir. Bu kitapta dünyanın önde gelen ve kendi coğrafyasında karakteristik olan ulus inşa süreçlerinden Almanya, İngiltere, Fransa, İspanya, Amerika, Çin, Rusya, Nijerya, Ukrayna, İran, Irak, Makedonya ve Lübnan'ın ulus inşa süreçleri incelenmektedir. Bu örnekler incelendiğinde Avrupa'ya, Asya'ya, Afrika'ya ve Ortadoğu'ya özgü en karakteristik ulus inşa örnekleri anlaşılmış olacak ve geri kalan ülkelerle ilgili fikir yürütmek mümkün hâle gelecektir.
Recep Cengiz Dünyanın nükleerle imtihanını; dünyada meydana gelen kazalar olarak değil nükleeri olmayan ülkelerin nasıl savunmasız kaldıkları bağlamından değerlendirmek daha doğru olacaktır.
“ABD’nin öncülüğünü üstlendiği uluslararası çabalar, İran’ın nükleer yetenek kazanmasını durdurmaya yetmezse, İsrail, askerî hamlede bulunacak”. “Hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamalarını sağlayacak değişiklikler yapılabilir”. İsrail İstihbarat Bakanı Israel Katz, 26.10.2017
İran, ABD ile ucube bir anlaşma (14 Temmuz 2015) imzalamış olmalı ki 08 Mayıs 2018’de ABD nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekildi. ABD tarafından şeytan üçgeninin bir köşesi olarak nitelendirilen İran, “büyük şeytan” olarak gördüğü ABD ile yaptığı anlaşmanın işe yaramadığını bir kez daha anlamış oldu.
Kuzey Kore’ye yönelik dış tehditler, kendisi dışında kimseye hesap vermeyen Kuzey Kore gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
P5+1 ülkelerinin İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını istemesi, İran’ın şahsında tüm İslam dünyası üzerinde ciddi bir psikolojik baskı oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye, İran-ABD nükleer anlaşmasını “Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit.” özlü sözü ile nitelendirmektedir.
Nükleer Karşıtı Platform’un Sinop’ta 24 Nisan 2016 tarihinde Çernobil nükleer kazasının yıldönümü nedeniyle düzenlediği mitingte, yaklaşık 444 nükleer reaktöre sahip gelişmiş ülkelerin nükleer santrallerden vazgeçtiğini belirtmesini ve “Yağma yok, değil üç nükleer santral yapmak, bir tanesinin bile inşaatına başlayamazlar, başlarlarsa bitiremezler, bitirseler bile çalıştıramazlar, kapattırırız.” söylemi 5+1’in söylemleriyle örtüşmektedir.
ABD ve AB, 1975 Kıbrıs harekâtı ve PKK ile mücadelede Türkiye’nin güvenlik bilicinde derin yaralar açmıştır. Bu nedenle nükleer teknoloji yatırımlarında Türkiye, silah ambargolarında olduğu gibi nükleer bir ambargoya maruz kalacağını aklında tutmaktadır.
Türkiye, doğusunda Ermenistan’ın, güneyinde İsrail’in, kuzeyinde Rusya’nın batısında ise Bulgaristan’ın sahip olduğu nükleer santraller ve merkezlerin bulunduğu bir nükleer çember içindedir.
İstanbul İkitelli’de bir hurdacıyı işleten Ilgaz kardeşlerin kendilerine hurda olarak satılan eski röntgen cihazlarının demir kütlesini çıkarmak isterken “Kobalt 60” isimli radyoaktif maddeye maruz kalmaları sonucunu Türkiye’nin nükleerle imtihanı olarak görenlerin Türkiye’de teröre verilen kurbanların sayısını bilmedikleri düşünülmektedir. Amerika ve Avrupa’da fonksiyonel yüzlerce ve inşaat hâlinde onlarca nükleer santral, bu ülkelere helal iken Türkiye’ye haram olarak gösterilmektedir.
Cavit Emre Aytekin "Düzenler & Barışlar", uluslararası arabuluculuk, uluslararası düzen ve barış arayışları arasındaki ilişkiyi uzun dönemli bir bakış açısıyla ele almaktadır. Tarihsel sosyolojik yaklaşım doğrultusunda ayrıntılı vaka incelemeleri ve karşılaştırmalarına yer veren kitap, farklı tarihsel dönemlere uzanan dört önemli arabuluculuk sürecinin değerlendirmesini yapmaktadır. Avrupalı güçlerin 1897 Osmanlı-Yunanistan Savaşı'ndaki arabuluculuğundan Milletler Cemiyeti'nin 1924-1925 Musul anlaşmazlığına müdahil olmasına ve Bosna Savaşı ile Suriye krizindeki güncel arabuluculuk süreçlerine varan bu değerlendirmelerle "Düzenler & Barışlar", çatışma çözümü politikalarının sistemik değişim dönemlerinde barış ideolojilerinin korunması ve yeniden inşası üzerindeki etkisini ele almaktadır. Kitap birbirini takip eden bölümler boyunca uluslararası barışa yönelik alternatif düşüncelerin ideolojik temellerini, farklı konjonktürlerde kullanılan barış mekanizmaları ve arabuluculuk uygulamalarının dönüşümü ile ilişkilendirmektedir. Kitap, 19. yüzyıl Avrupa'sındaki kongre sistemi, Milletler Cemiyeti'nin idealist barış anlayışı, Soğuk Savaş sonrası liberal barış ideolojisi ve hegemonya sonrası ortaya çıkan alternatif barış konseptlerine odaklanarak, uluslararası düzenlerdeki tarihsel süreklilik ve kırılmaların, arabuluculuk diplomasisi üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır.
Ahmet Özkan Medya; yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü bir sacayağı olarak nitelenmiş ve devlet idaresini yönlendirmede etkin bir rol oynamıştır. Medya, kamuoyu oluşturma gücünü oldukça iyi kullanmış ve yargı başta olmak üzere pek çok organı yönlendirmeyi başarmıştır. Bu bağlamda 2002 yılında AK Parti'yi iktidara taşıyan en önemli güçlerden birisi, eleştirel tutum sergileyen medya olmuştur. Medya bunu isteyerek değil eleştirel ve seçkinci bir bakış açısıyla manipüle ederek sağlamıştır. Keza Recep Tayyip Erdoğan'ın muhtar bile olamayacağını dile getiren alaysı ve eleştirel manşetler, Türkiye'deki medya-siyaset ilişkilerini gözler önüne seren en belirgin siyasal olgulardan birisi olmuştur. Atılan bu ve buna benzer pek çok manşet, çevrede bulunan dışlanmış toplumu kenetlemiş ve 3 Kasım 2002 yılında yapılan seçimlerle AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesinde önemli bir rol oynamıştır. 2002 yılında başlayan ve on yıllardır çevrede kalan ve kendisini muhafazakâr demokrat olarak nitelendiren, AK Parti kimliğinde vücut bulmuş kesimlerin iktidarı, aynı zamanda “muhafazakâr demokratlık”tan “muhafazakâr burjuvazi”ye giden yolun da önünün açılmasına sebebiyet vermiştir. Türkiye'de muhafazakâr kesimin ve burjuvazinin yaklaşık son yirmi yıllık dönemde yaşadığı toplumsal değişim ve dönüşüm, medya boyutuyla tarihe not düşecek şekilde kendisini göstermiştir.
Nitekim bu kitap, bahsi geçen konulara ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır.
Gökhan Murat Üstündağ Even though there is large literature on mass political culture, indeed, there is so limited number of works on elite political culture. To my knowledge, there is no scholarly work examining Turkish elite political culture after the 1990s. In this regard, main purpose of this research is to fill this gap by shedding a new light on basic aspects of elite political culture in Turkey. In order to explore the basic aspects of elite political culture in Turkey, the ideology of conservatism which is argued to be “dominant” ideology in Turkey was used in this study. In this regard; the Justice and Development Party elite was taken as case study and the records of Grand National Assembly between 2002 and 2016 were analyzed by applying critical discourse analysis based on interpretivist epistemology. As such in this study, the basic aspects of elite political culture, and concomitantly basic principles of Turkish conservatism were examined in a systematic way.
Cengiz Anık Adı siyaset olmakla birlikte kitabı salt siyaset bilimi içerisinde görmek ya da bu alanla sınırlamak, bu alana sığdırmak pek mümkün değildir. Kitapta; siyaset felsefesi, bilgi kuramı, siyasal düşüncelere, hepsinden daha fazla iletişim bilimine ilişkin kavramlara yer verilmiştir. Bu ve benzeri disiplinlerin verilerinden yararlanmakla birlikte esasen çalışma, bilgi sosyolojisinin aydınlattığı bir alanın içinde devinmeyi denemektedir. Zaten kitabın kapağında da bu durum “Bilgi sosyolojisi Açısından Bir Deneme” ifadeleriyle yer almıştır. Bu doğrultuda çalışmada, akademik standartlardan ödün vermeden, bilgi sosyolojisinin gözüyle, siyasal projeksiyonlar ortaya konulmaya çalışılmakta ve projeksiyonların enerji kaynağının iletişim olduğu vurgulanmaktadır. Ama bu, halkla ilişkiler etkinlikleri için tasarlanan bir iletişimdir.
Necmettin Aydın Merhum Erbakan;
“Dinle, Sana dizel motoru nasıl çalışır anlatayım. İlk yanmanın olacağı bölüme önce yakıt doldurulur ve sonra akım verilir. Akımın etkisi ile yakıt moleküllere ayrışarak yoğunlaşır, sıkışır, yanar ve patlar.
Bu ilk yanma çok kısa sürer ve kendinden sonraki tüm yanmaları yapar, yani motor çalışır.
İşte sen, öyle bir ilk yanma-patlama (öyle bir iş) yapmalısın ki, kendinden sonraki bütün yanmaları-patlamaları yapsın.
Bu dünya hayatı da çok kısadır. İlk yanma yeridir. Eğer bu dünyada yanmayı başarırsan öbür alem de de ebedi aydınlığa mutluluğa kavuşursun.’’
Erbakan etkisi-devrimi dediğimiz bu örnekte bizzat kendi anlattığıdır. Yaptığı her şey hep ilk yanmadır.
Şenol Korkut Bu kitap İkinci Muallim Fârâbî'nin siyaset felsefesini kökenleri ve özgünlüğü bakımından incelemektedir.
İslâm düşüncesinde siyaset ilmi ve felsefesini bir ilim olarak inşa eden Fârâbî aynı zamanda Atina odaklı Grek felsefesinin siyasal düşüncesine de bir nevi alternatif siyaset kuramlar dizisinin peşinde koşmuştur. İslâm'ın vahiy öğretisinin getirdiği siyasal unsurlarla antik Grek siyaset felsefesi arasında kendine özgü bir siyaset felse­fesi inşa eden Fârâbî bir yandan siyaset felsefesine yeni problem alanları kazandırırken öbür yandan İslâm düşüncesine erdemli ve erdemsiz şehirler öğretisi ile yeni bir ufuk kazandırmıştır. Filozofun felsefe, mille ve medîne zemininde geliştirdiği erdemli ve erdemsiz bakış açılarını siyaset felsefesine dair irdelediği bütün problem öbeklerinde görebilmek mümkündür. Bu kitapta bir yandan erdemli felsefe, erdemli din ve erdemli şehrin idealize edilmiş felsefî serüveni irdelenirken öbür yandan bozuk felsefe, bozuk dinler ve erdemsiz şehirlerin İkinci Muallim'in felsefî süzgecinde zemmedilmiş hikâyesi ele alınmıştır.
Sabri Orman İnsan davranışlarında ve onların ahlâki olarak değerlendirilmesinde sosyal olana öncelik verilmesi veya sosyalin öncelenmesi gerekliliğini esas alan çalışma, Gazâlî düşüncesinin daha önce hiç gündeme gelmemiş bir yönüne ayna tutuyor. Bu durum, ahlâki değerler sisteminde geçişsiz olanlara kıyasla geçişli faziletlerin daha makbul; geçişli reziletlerin ise yine geçişsiz olanlara kıyasla daha menfur görülmesi şeklinde ifade edilebilir. Çalışmada ayrıca Orman, Gazâlî’nin hukuk ve ahlâka dair son derece dikkate değer iki ayrı yaklaşımını sosyal adalet perspektifine veya sosyal adalet meselesini bu iki yaklaşım perspektifine yerleştirmeye çalışıyor. Bunlardan birisi, farz-ı kifâye yaklaşımı, diğeri de mesâlih ve makâsidu’ş-şerîa yaklaşım veya teorileridir. Risale, bu iki yaklaşımın birer sosyal veya kolektif sorumluluk/ yükümlülük referansı olarak kullanılabileceğinin gösterilmiş olması açısından önemlidir.
Mustafa Fayda, Mustafa Sabri Küçükaşçı, Azmi Özcan, Casim Avcı, Mehmet Özdemir, Hasan Hüseyin Adalıoğlu, Ali Satan, Uğur Demir, Abdulkadir Macit İslam tarihinin en önemli müesseselerinden biri olan hilafet, İslam siyaset düşüncesi literatürünün de kritik kavramları arasında yer almaktadır. Kavramın İslam kaynaklarında yer alış şekli ile kelami ve siyasi düşünceye konu olmuş biçimleri. İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren devletlerin egemenlik ve otorite arayışlarına cevap vermiştir.
9 yazının yer aldığı bu kitap, hilafetin modern öncesi dönemde nasıl bir süreç takip ettiği ve hangi fonksiyonları yerine getirdiği; bahusus hakkında hangi tartışmaların cereyan ettiği gibi meseleleri ortaya koymakla birlikte bu meselenin yeniden gündem hâline getirilmesini ve dönemin kavramları- nın süreklilik sağlanacak şekilde yeniden yorumlanmasını, hilafetin güncel meselelerinin tespiti ve tenkidi hususunda geçmiş birikimden istifade edebilmeyi hedeflemektedir.
Hilafetin Türklere intikalinin 500. yılı münasebetiyle gerçekleştirilen çalış- tayın bildirilerini ihtiva eden bu çalışma/eser ümit edilir ki daha nice yeni/ orijinal araştırmalara vesile olur ve bu büyük tarihi mirası doğru anma ve anlamaya hizmet eder.
Mustafa Acar 15 Temmuz hiç şüphesiz Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biridir. O tarihte Türkiye hem hain bir darbe girişimine, hem de milletin tek yürek halinde darbeye direnişine sahne olmuştur. Bir ihanetin analizi, hayır ve hizmet hareketi olarak yola çıkan bir yapının zamanla nasıl devlete kafa tutacak, Parlamentosunu bombalayacak, insanların üzerine tanklarla yürüyecek kadar gözü dönmüş bir terör örgütüne dönüştüğünün ibretlik anlatımıdır. Hizmetten Hezimete FETÖ, 15 Temmuz’dan yola çıkarak bir ihanetin öyküsünü tahlil etmektedir. Çoğunlukla yapıldığının aksine eser FETÖ sövgüsünün ötesine geçmekte, FETÖ’yü var eden tarihsel-sosyal koşullara, henüz bir terör örgütüne dönüşmeden önceki dönemlerde bu yapının toplumdan ve devletten hangi nedenlerle sempati topladığına, yine bir dönem siyasi otoritenin bu yapıyla neden işbirliği yaptığına, hangi iç ve dış dinamiklerin etkisiyle söz konusu yapının adım adım bir ihanet şebekesine dönüştüğüne uzanan kapsamlı bir analiz yapmaktadır. FETÖ benzeri belalarla tekrar karşılaşmamak için, sorumluluğu tamamen dış mihraklara yıkan komplo teorilerinin ötesine geçmek, yer yer öz eleştiri yapmak ve olayın tarihî, siyasi, iktisadi, hukuki, sosyolojik ve psikolojik boyutlarının soğukkanlı bir analizini yaparak, yaşananlardan ders almak ve her alanda gereken tedbirleri almak elzemdir. Bu bağlamda elinizdeki eser, FETÖ olayını çeşitli boyutlarıyla anlama ve açıklama, FETÖ ile mücadelede dikkat edilmesi gereken hususlar ve benzer sorunlarla bir daha karşılaşmamak için alınması gereken tedbirlerin neler olduğunun tespitine yönelik çabalara mütevazı bir katkıdır.
Girayalp Karakuş Hayatının üçte birini kendi insanları için hapiste geçirmiş olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın seçme eserlerinin derlendiği bu eser, Kıvılcımlı'nın anısını yaşatma amacı taşıyor. Akademi kökenli olmamasına rağmen donanımı ve üretkenliği ile dikkat çeken Kıvılcımlı'nın bilinmeyen ya da yok edilen, bilinen ama yayımlanamayan 100'e yakın eseri mevcuttur. Bu kitapta paylaşılan yazıları ise eserlerinin sadece belli bölümlerini içermektedir.
Akademik tartışmalarda hak ettiği değeri görmesi dileğiyle…
• Metafizik Sosyolojiler
• Toplum Biçimlerinin Gelişimi
• Komün Gücü
• Tarih Devrim ve Sosyalizm
• Tarih Devrim Sosyalizm Işığında İlkel Sosyalizmden Kapitalizme
• İlk Geçiş: İngiltere
• Allah Peygamber Kitap (Kıvılcımlı'nın Kur'an Tefsiri)
• Üretim Nedir?
• Yedek Güç: Ulus (Doğu)-İhtiyat Kuvvet: Milliyet: (Şark)
• Osmanlı Tarihinin Maddesi (Birinci Cilt)
• Diyalektik Materyalizm Nedir? Nasıl Kullanılır? Ne Değildir?
• Kısaca Marksizm Düşünüşü (Gerçek Bilim)
• Amerika'nın Hiçbir Şeyine İnanmıyoruz
• Üniversite Derebeyliği – Toplum Yeniçeriliği – Amerikan Casusluğu
• Üç Türlü Sosyalizm
• Sosyalizm Nedir?
• Çek Meselesi mi? Dünya Meselesi mi?
• Sayın İsmet İnönü Paşaya Açık Mektup
• Dinin Türk Toplumuna Etkileri
• Filistin: Kaynayan Petrol Kazanı
• Haçlı Saldırılarına Karşı Ne Yapmalı?
• CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?
• (TİP) Çarşaflı Sosyalizm
• Türkiye'nin Düzeni
• Tartışılacak Tarih Tezi
• Ho “Amca”nın Düşündürdüklerinden
• Finans Kapital Nedir?
A. Taha İmamoğlu, Ahmet Okumuş, Haluk Alkan, Hızır Murat Köse, İlker Kömbe, Lütfi Sunar, Ömer Türker, Özgür Kavak, Süleyman Güder, Şenol Korkut İnsan bir topluluk içerisinde yaşayan, kendisini bir topluluk içerisinde anlamlandıran siyasi bir varlıktır. Ancak bu zorunlu birlikteliğin iyi ve adil bir sisteme dönüşmesi için arayışlar olagelmiştir. Tarih boyunca böyle bir düzenin kurulması ve sürdürülmesi için çeşitli siyasal sistemler geliştirilmiştir.
Günümüzde de insanlığın karşılaştığı en önemli ve acil sorunlardan biri herkes için iyi, faydalı ve adil bir düzenin teşekkülüdür.
Elinizdeki eser, çağdaş siyaset biliminin ve siyaset felsefesinin imkânlarını ve araçlarını da kullanarak İslam siyaset düşüncesine kuramsal bir çerçeve çizmek maksadıyla hazırlanmıştır. Alanında yetkin akademisyenler tarafından yazılan bu kitap yeni bakışlar oluşturmayı amaçlamaktadır.
“Adil devlet", "erdemli şehir" ve "mükellef insan" kavramsallaştırmaları etrafında şekillenen İslam siyaset düşüncesini yeni bir bakışla kavramak için bu kitap rehber niteliği taşımaktadır.

Syed Nawab Haider Naqvi İslam iktisadının orijinalliği -neoklasik, iktisat, Marksist iktisat, kurumsal iktisat ve diğer bütün iktisadi yaklaşımlardan ayrıldığı üzere- onun temelde kurduğu belirgin “dinî-ahlâki” bağlantılarında yatmaktadır. Ahlâkın insanın iktisadi davranışlarına yansıması gerektiği emri üzerinden ilerleyen Naqvi, İslam’ın ahlâki ilkelerin iktisadi davranışlarda etkili olması için çözümü aşikâr-olmayan
ve indirgenemez bir aksiyom setine dönüştürülmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu bağlamda kitap, İslam ahlâkına yönelik özünde sıra dışı bir bakış açısı sunmaktır. Böyle bir bakış açısı Tevhid, denge (Adalet ve İhsan), özgür irade (İhtiyar) ve sorumluluk (Farz)’dan oluşan dört temel aksiyom ile temsil edilmektedir.Bu aksiyom setinin İslam iktisadı hakkında mantıksal çıkarımlar
yapmak adına kullanılmak için yeterli niteliğe sahip olduğunu ve yapılan çıkarımların gerçek hayattaki Müslüman toplumlar bağlamında her zaman doğrulanabilir olmasa da yanlışlanabilir de olmayacağını savunmaktadır.
Ali Haydar Başer, Serdar Şahin, Birsen Banu Okutan, Yunus Vehbi Karaman,Jan Markus-Vömel, Hüseyin Arslan Türkiye siyasal ve düşünsel hayatının en canlı alanlarından birini teşkil eden İslamcılık düşüncesi tabana yayılmış, farklı formlara sahip bir fikriyat olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer ideolojilerle çatışma ya da uzlaşma bağlamında dahi olsa sürekli halde iletişim halinde olmuş ve tam bu nedenle Türkiye tarihinde siyasal alana hapsedilmeyecek genişlikte bir zemin açmıştır. İslamcılığın kendi dönemini kurma, yönetme ve yönlendirme çabası, pratiğini sürdürdüğü "şimdi" ile irtibatlıdır.
Şimdilik iddiası İslamcı düşünceyi tarihsel bir vaka olmaktan çıkararak toplumsal bir tez olarak sunulmasına imkan tanımaktadır. Bu tez, İslamcı düşünceyi siyasal bir deneyimden kültür dünyasına, kitlenin gündelik hayatını belirleyen konumdan düşün dünyasının şekillenmesine kadar geniş bir yelpazede değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır.
İslamcı düşüncenin tarihsel deneyimi ve bugüne aktarımı üzerine çok sayıda çalışma yapılmış olsa da teorik zeminde değerlendirilecek metinlerin azlığı dikkat çekmektedir. Bu kitapta, alanda çalışan isimler tarafından hazırlanmış, birbirini destekleyen ve/veya şerh eden, teorik tartışma yürüten altı başlık bulunmaktadır.
İslamcı düşüncenin son zamanlarda öne çıkan tartışmalı meseleleri üzerine güncel literatürü takip eden bu altı başlığın çalışmalara katkı sunması ve yeni tartışmalar açması hedeflenmektedir.
Elvettin Akman Başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere dünyanın farklı ülkelerinde yakın zamanda hızla gelişerek büyük önem kazanan Kamu Politikası, ismini taşıyan fakülte ve bölümler ortaya çıkararak ayrı bir disiplin hâline gelmiştir.
Kamu Politikası, Türkiye’de de yakın zamanda önem kazanmaya başlamıştır. Farklı disiplinlerde bulunan akademisyenler bu alana ilgi duymaya başlamış ve zamanla başta kamu yönetimi programları olmak üzere çeşitli programlar bünyesinde dersler açılmaya başlanmıştır. Bunun yanı sıra Türkiye’de birkaç üniversitede Kamu Yönetimi bölümlerinin altında kamu politikası ana bilim dalı açılmış ve açılma girişimleri de devam etmektedir. Farklı üniversitelerde tezli ve tezsiz yüksek lisans programları da faaliyete girmiştir.
Bu kitap, Türkiye’de kısa zaman zarfında oldukça fazla mesafe kat eden kamu politikasına olan ilgiyi arttırmayı amaçlamaktadır. Kitapta; kamu politikasına ilişkin kavramsal çerçeve, kamu politikasının önemi, doğuşu ve gelişimi, nitelikleri, kamu politikasında rol oynayan aktörler, kamu politikası oluşturma süreci ve kamu politikası uygulama modelleri ele alınmıştır.
Kitabın; kamu politikasına ilgi duyan öğrencilere, akademisyenlere ve araştırmacılara faydalı olması umulmaktadır.
Ahmet Cemil Soylu, Elif Gürdal, Emre Cengiz, Hasan Mahmut Kalkışım, Kadir Caner Doğan, Metin Aksoy, Muhammet Cemal Şahinoğlu, Münevver Demir, Ömer Uğur Kamu yönetimi, bir akademik disiplin olarak oldukça farklı bir epistemoloji ve metodolojiye sahiptir. Bu kitapta, kamu yönetimini daha geniş manada bir disiplin hâline getiren farklı kavramlar ve konulara yer verilmiştir. Bunun neticesinde de kamu yönetimi denildiğinde ilk akla gelen konular derin bir biçimde açıklanmıştır. Bu sayede, bu kitap ile sosyal bilimlerin 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra maruz kaldığı interdisipliner karakter de karşılık bulmuş olmaktadır. Bu kitapta; devlet, bürokrasi, kamu politikası, e-devlet, kent bilimi, kamu personel yönetimi ve afet yönetimi gibi konular üzerinden kamu yönetimi ile ilgili kavramlar ifade edilmiştir. Kitabın başta lisans öğrencileri olmak üzere konuya ilgi duyan tüm ilgililer için başlangıç bir kaynak niteliği sunduğu düşünülmektedir.
Uğur Zel Liderlik ve kişilik gibi iki bilinmeyeni kapsamlı bir şekilde birleştiren referans niteliğindeki bu kitap, sadece yöneticilere değil herkese hitap ediyor. Okuyuculara “kişilik” olgusunu anlamalarında yardımcı olacak ve bu bilgiler ışığında “Nasıl lider olunur?” sorusuna cevap bulmalarını kolaylaştıracaktır.
Prof. Dr. Halil Can
Hacettepe Üniversitesi İİBF

Yazar, zorlu serüvene liderlik kuramlarının aradığı yeni çıkış yollarını göz ardı etmeden kişilik kuramlarını irdeleyerek başlamış. İyi de yapmış çünkü son zamanlarda bu serüvende öne çıkan karizma benzeri olguları liderlik stilleriyle ilişkilendirebilmenin yolu kişilik ve kimlikleri öğrenmekten geçiyor.
Prof. Dr. Selami Sargut
Başkent Üniversitesi İİBF

Alanındaki teori ve araştırmaları geniş bir yelpaze içinde ele alan kapsamlı bir eser. Kişilik ve liderlik insan kaynağının yönetiminde iki önemli boyut. Bu nedenle, eserin hem akademisyenler hem de uygulayıcılar için vazgeçilmez bir başucu kitabı olacağına inanıyorum.
Prof. Dr. Öznur Yüksel
Çankaya Üniversitesi İİBF

Üzerinde çok çalışılan, ancak yapısı hâlen açıklığa kavuşmayan ve önemli bir konu. Bu eserin yapıyı anlayarak davranışları daha iyi değerlendirmemize çok katkı sağlayacağını değerlendiriyorum. Umarım, çok gereksinim duyduğumuz liderlik davranışları geliştirmede yol gösterici olur.
Prof. Dr. Kadir Varoğlu
Başkent Üniversitesi İİBF
Canan Kışlalıoğlu 21. yüzyıl sosyalizmi, Heinz Dieterich tarafından formüle edilen ve ilk olarak Venezuela’da Hugo Chavez tarafından uygulamaya konulan bir sistemdir. Venezuela’nın ardından Ekvador ve Bolivya da bu sosyalizm modelini uygulamaya koymuş; sistem, kıtada sömürgecilik döneminin, bunu takiben de neoliberal politikaların ortaya çıkardığı eşitsizliklerle mücadelenin taşıyıcısı olarak benimsenmiştir. Bu kitap, kıtada yaşanan gelişmeleri ve bunların etkilerini sömürgecilik döneminden başlayarak günümüze kadar ele almakta; Venezuela, Bolivya ve Ekvador özelinde 21. yüzyıl sosyalizminin seçenek hâline gelip gelmediğini, toplumları değiştirebilme kapasitesini ve neoliberalizm karşısında bir alternatif olma sürecini incelemektedir.
Fırat Demirkol Çağımızın genel olarak kabul gördüğü modern demokrasi ilkeleri, liberal demokrasi ilkeleri doğrultusundadır. Bu çalışmada, dünya genelinde kabul edilen liberal demokrasinin altı ilkesi ile Adalet ve Kalkınma Partisi (Ak Parti) iktidarı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirme yapılırken Türk siyasi hayatının tarihsel süreci ve Ak Partinin siyasi/felsefi geçmişini göz ardı etmek mümkün değildir. Bu nedenle tarihsel süreç göz ardı edilmeden yakın dönem incelenmiştir.
Liberal Demokrasi ve Adalet ve Kalkınma Partisi adlı eserde; yakın dönem Türk siyasi hayatının en önemli aktörlerinden olan Erdoğan ve Ak Partinin iktidar süresince ortaya koyduğu uygulamaların liberal demokrasi ilkeleri doğrultusunda değerlendirilmesi yapılmıştır. Güncel konu ve olayların da dâhil edildiği bu çalışma, akademik olarak siyaset bilimi araştırmacılarına katkı sunacağı gibi yakın dönem Türk siyasi hayatını merak edenler için de tarafsız bir inceleme ortaya koymaktadır.
Taha Eğri “Ekmek, Özgürlük, Sosyal Adalet” sloganı etrafında vücut bulan Arap ayaklanmaları, iktisadi ve sosyal meselelerin kitleleri harekete geçirmedeki rolünün somut bir örneğidir. Bu sloganda ağırlıklı temanın, iktisadi meselelerle ilgili olması, Mısır örneğinde olduğu gibi halkın iktisadi sorunlar karşısındaki duyarlılığının ve talebinin ne kadar önemli olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmada, meselenin çok yönlü olduğu göz önünde bulundurulmakla birlikte Mısır tecrübesi, ekonomi-politik bir perspektifle sınırlandırılarak ele alınmaktadır. Çalışmanın bulguları, çok yönlü olarak incelenmesi gereken toplumsal meseleleri iktisadi bir bakış açısı ile ele alması ve diğer alanlarda yapılan çalışmalara ışık tutması açısından önemlidir.
Kitapta, Mısır’ın siyasal sisteminde dalgalanmalara yol açan ayaklanmaların arkasında yatan iktisadi nedenler ve ordunun iktisadi sistem içerisindeki rolü bağlamında Hüsnü Mübarek’in istifasından, Abdel Fettah Al-Sisi’nin darbesine kadar geçen süredeki demokrasiye geçiş denemesi inceleniyor. Mübarek’in devrilmesine yol açan olaylar, neden ve sonuç ilişkisi bağlamında değerlendirilerek monarşi sistemini sonlandıran 1952 darbesi sonrasında Mısır ordusunun ekonomi ve siyaset içerisindeki rolü ve siyasal sistemin dönüş(eme)mesindeki etkinliği ele alınıyor. Çeyrek asırdan uzun bir süre iktidarını sürdüren askerî-otoriter bir rejimin yıkılmasına rağmen kısa bir sürede, iktisadi ayrıcalıklarını korumak için ordunun yönetimi yeniden ele geçirmesi, analiz açısından önem arz etmektedir. Kitap, ayaklanmaya varan olayların gelişiminde iktisadi faktörlerin etkisini ve boyutlarını Mısır pratiği üzerinden ele alarak toplumsal olaylara yol açan iktisadi faktörleri ortaya koyması açısından anlamlıdır.
Sempozyum MİLLÎ ANAYASA ŞÛRASI
‘ ‘Bürokratik Anayasadan Demokratik ve Adil Anayasaya ”
Tebliğler ve Teklifler
21 -22 Ekim 2011 / Ankara
Hüseyin Arslan Milli Görüş Hareketi: Siyasal ve Toplumsal Dönüşümler kitabı Türkiye siyasal tarihine damga vurmuş ve toplumsal dönüşümün katalizörü olmuş bir hareketin incelemesidir. 1969 yılında Necmettin Erbakan’ın siyasete girişiyle başlayan Milli Görüş hareketi Türkiye siyasal hayatı ve İslamcı düşünce için bir dönüm noktasını işaret eder.
Bugün hâlâ Türkiye siyasetini etkileyen birçok toplumsal yapı, kurum ve siyasi partinin nüvesi konumunda olan Milli Görüş hareketi göz önünde bulundurulmadan Türkiye tarihi sarih şekilde incelenemez.
“Fikir ve Hareket İncelemeleri” dizisi ile İslamcılığın fikri birikimini yansıtan ve hemen hemen her alanda karşımıza çıkan temel isimler, dergiler, meseleler hakkında bir çerçeve ve özgün bir bakışın ortaya konulması amaçlanmaktadır. Dizide yer alacak kitaplar İslamcılık düşüncesinin farklı alanlarında merak edilen mevzuları kapsamaktadır. Bu çerçevede, meselelerin temel bir zeminde ve giriş düzeyinde anlaşılmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Muhammed Maruf, Yusuf Yalanız Milli Görüş Hareketi, insanlığın tarihin en buhranlı dönemlerine şahit olduğu 20. asırda “Yeni Bir Dünya” kurma ideali ile ortaya çıkmıştır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve bir grup, arkadaşı ilk adımın atıldığı 1969 yılından bugüne kadar Türkiye’de meşru zeminde siyasi mücadele ile iktidara gelme ve İslam dünyasına önderlik edebilecek Yeniden Büyük Türkiye’yi kurabilmenin mücadelesini vermişlerdir. Milli Görüş Hareketi’nin öncü kadrosu olarak ifade edebileceğimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yol arkadaşları, siyasi mücadeleleri boyunca engellemelere, tehditlere, kendilerine yapılan cazip tekliflere rağmen inandıkları yoldan ve ideallerinden asla vazgeçmemişlerdir. Bu kitap; her biri Türkiye siyasi hayatında 50 yıllık bir sürece damga vurmuş, siyasete kazandırmış oldukları duruş ve ilkeleri ile taraflı tarafsız ekseriyetin takdirini toplamış olan Milli Görüş Hareketi’nin öncü kadrolarının biyografilerini konu edinmiştir. Bu çalışma ile okuyucuların, her biri farklı niteliklere sahip olan Milli Görüş Hareketi’nin öncü kadrolarının hayatlarını ve mücadelelerini derli toplu bir şekilde bulabilecekleri bir eser ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu çalışma; Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Süleyman Arif Emre, Rıza Ulucak, Mehmet Recai Kutan, Lütfü Doğan, Fehim Adak, Ahmet Tekdal, Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk, Yasin Hatipoğlu, Cevat Ayhan, Temel Karamollaoğlu ve Bahri Zengin olmak üzere öncü kadrodan 13 ismin hayatlarına ilişkin bölümlerden oluşmaktadır.
Hasan Acar Ülkücülerin hayatı bambaşkadır. Sözlüklerinde rahatlık kelimesinin yeri yoktur. Daimi bir mücadele içinde ömür tüketirler. Hemen herkesle, her şeyle zaman zaman çatıştıkları görülür. Arkadaşları ile, aileleri ile hatta sevdikleri ile... Belli bir ülkünün esaslarından ziyade politikanın değişen icaplarına uymayı tercih eden kudret sahipleri ile de sık sık ihtilafa düşerler. Çok defa, başları belaya girer; gene de sinmezler. Bu hâlleri “kalabalık”a göre, uslanmamaktır; kendilerine göre de yılmamak.
Ülkücü, dünya nimetlerinden yana nasipsizdir. Gözü yoktur ki, nasibi olsun. Bir lokma, bir hırka ona yeter. Paraya karşı o kadar müstağnidir ki halkın hayretine sebep olur. Herkesin istediğini istemez, ne istediğini de herkes anlayamaz. Kendi zevkleri dışında zevk tanımayanların gözünde “zevksiz” bir adamdır! Küçümserler onu, hayatı anlamamakla, üç günlük dünyanın hakkını vermemekle itham ederler. Böyle davranışlara hiç önem vermez. Elverir ki inandığına dokunulmasın! (…)
Ülkücünün en çok dinlediği 'nasihat'tir. “Yapma!” derler, “Hayatını heba etme!” derler, “Gününü gün et.” derler. O kadar çok şey söylerler ki bitmez. O hepsini dinler ama hiçbirini tutmaz, gene bildiği gibi yaşar. (…)
Gün gelir, ecel hükmünü icra eder, ülkücü dünyasını değiştirir. ‘Kalabalık’ ona acır, daha iyi yaşamış olmasını temenni eder. Hâlbuki o, inançları uğrunda yaşamanın hazzını tadamadıkları için ömrü boyunca “kalabalık”a acımıştır.
Galip Erdem
(Tercüman, 13 Ağustos 1961)
Didem Uçan, Ergenekon Savrun, Funda Çitil Canbay, Halil Emre Deniş, Halil Kanadıkırık, Hasan Acar, Hüseyin Cesurhan Taş, İhsan Burak Birecikli, İhsan Ömer Atagenç, Nurullah Çetin, Rabia Aslıhan Türkmen, Recep Recebov, Şaduman Halıcı Millet ve milliyetçilik kavramları, siyaset bilimi ile toplumsal ilişkilerde, son birkaç yüzyıldır üzerinde derinlemesine tartışılan konulardan biri hâline gelmiştir. Milliyetçilik kavramına olan ilgi, özellikle son yıllarda Avrupa'da ortaya çıkan milliyetçi toplumsal hareketlerle birlikte artış göstermiştir. Milliyetçiliğin ne olduğu ve ne zaman ortaya çıktığı üzerine yapılan tartışmalar, günümüz toplumsal hayatında önemli bir yer tutacak hâle gelmiştir.
Millet ve milliyetçilik üzerine yürütülen tartışmaların çokluğu ve karmaşıklığı, bu kavramları anlamlandırmanın ne denli zor olduğunu göstermektedir. Milliyetçilik fikrinin taşıdığı anlam itibarıyla farklı coğrafyalarda ortaya çıkardığı farklı yüzleri, bu fikrin tek bir düşünce sistematiği altında ifade edilmesini zorlaştırmaktadır. Milliyetçilik, tarihsel ve sosyolojik olarak her milletin kendine özgü ortaya çıkma koşulları ekseninde ifade edilebilecek bir kavramdır. Milliyetçilik kavramının taşıdığı bu özgünlük, onun farklı milliyetçilik tipolojileri ile ifade edilebilmesini sağlamıştır.
Milliyetçilik Tipolojileri, milliyetçiliğin farklı cephelerdeki yüzlerini ifade etmek ve milliyetçilik literatürüne kapsamlı bir çalışma kazandırmak çabasıyla ortaya çıkmıştır. Milliyetçilik, sahip olduğu eklektik yapısıyla farklı ideolojilerle temas etmektedir. Bu kitap, söz konusu temas alanlarının sınırlarını ortaya koyacaktır.
Milliyetçilik kavramını farklı yüzleriyle ifade etme çabasıyla ortaya konulan buna benzer bütüncül çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu nedenle bu kitap, milliyetçilik üzerine çalışan akademisyen ve araştırmacılar için bir başucu kitabı olma niteliğindedir.
Emrin Çebi Bu kitapta, kendisinden sonraki örgütlenme biçimlerini de etkileyecek olan Mücadele Birliği ve birliğin yayını olan Yeniden Milli Mücadele dergisi incelenmiştir. 1970’lerin en önemli dergilerinden biri olan Yeniden Milli Mücadele dergisi bugünden bakıldığında milliyetçi çizgiden İslamcı çizgiye geçişin tonlarını içinde barındırmaktadır. Hem Mücadele Birliği hem de yayınları, zamanla kendi içerisinden çok sayıda yeni örgütlenme biçimleri ve yeni dergiler çıkarmıştır.
1970-1980 yılları arasında çıkmış olan dergi günümüz Türkiyesinin millileşme gündemine denk düşen fikirlerin öyküsünü de anlatmaktadır. Dergi, millileşme, İslamlaşma, millet ideolojisi gibi birçok temel kavramın kendi döneminde nasıl algılandığına dair birçok ipucu vermesinin yanında süreç içinde dönüşen söylemlerin de izlenebileceği bir zemin taşımaktadır.
Fikir ve Hareket İncelemeleri dizisi ile İslamcılığın fikri birikimini yansıtan ve hemen hemen her alanda karşımıza çıkan temel isimler, dergiler, meseleler hakkında bir çerçeve ve özgün bir bakışın ortaya konulması amaçlanmaktadır. Dizide yer alacak kitaplar, İslamcılık düşüncesinin farklı alanlarında merak edilen mevzuları kapsamaktadır. Bu çerçevede, meselelerin temel bir zeminde ve giriş düzeyinde anlaşılmasına katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Celil Batur Soğuk Savaş öncesi dönemde yer alan aşırı sağ partiler, ultra milliyetçi ve hiyerarşik bir biçimde lider kültü etrafında organize edilmiş, şiddet ve paramiliter eylemler ile herhangi bir sınırlama olmaksızın düşmanları yenmeyi hedefleyen siyasal bir ideolojiye sahip olmuş ve İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkmasına yol açmıştır. 1980'lerden itibaren konjonktürel gelişmelerin de etkisiyle, ideolojik olarak bir değişim sürecine giren aşırı sağ partiler, geleneksel faşizm ve Nazizm ile bağlantıları reddederek, yabancı düşmanlığı, çokkültürlülük ve göçmen karşıtlığı, küreselleşme, AB karşıtlığı ve İslam düşmanlığını parti programlarının odak noktası haline getirmişlerdir.
Elinizdeki kitap, günümüz aşırı sağ partilerin ideolojik tutumlarını, seçmen kitlelerinin niteliklerini ve bu partilerin başarı elde etmesine yardımcı olan etkenleri Avrupa’nın göç deneyimine bağlı olarak irdelemektedir. Bununla birlikte, kitabın odak noktasını oluşturan mülteci krizinin Avrupa’ya etkisi, Avrupa devletlerinin mülteci krizine yaklaşımları ve mülteci krizinin Avrupa’da aşırı sağın yükselmesine olan yansımaları sosyal inşacı perspektiften incelenmektedir. Bu çerçevede, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde aşırı sağ partiler ideolojik olarak nasıl bir dönüşüm geçirmişlerdir? Bu çerçevede, “İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde aşırı sağ partiler ideolojik olarak nasıl bir dönüşüm geçirmişlerdir?”, “Aşırı sağ partilerin yükselişini etkileyen ve Avrupa’da göçmenlere/mültecilere karşı hoşgörüsüzlüğün altında yatan etkenler nelerdir?”, “Tarihsel süreçte AB’nin karşı karşıya kaldığı kriz dönemleri, aşırı sağ partiler açısından nasıl bir hareket alanı yaratmıştır?” ve “Aşırı sağ partilerin, başta mülteci krizine yönelik olmak üzere, temel politika hedefleri nelerdir?” sorularına cevap aranmıştır.
Fatma Kurt Sarıaslan Ana merkezi dış politika olan bu çalışmada, Orta Doğu ülkelerinden İran, Suriye, Irak, İsrail, Lübnan, Mısır, Yemen, Filistin ve Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler tarihsel bir perspektifle ve bölgede geçmişten günümüze dek yaşanan krizler ekseninde incelenmektedir. Okuyucu bu kitapta, bölge ülkeleri ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerin geçmişten günümüze kadar gelişiminin izini sürerken, aynı zamanda tarihten günümüze bölgede yaşanan önemli krizlerin de öyküsünü Türk Dış Politikası bağlamında okuma fırsatı bulacaktır. Bu bağlamda kitapta, Süveyş Krizi’nden Filistin meselesine, İran-Irak Savaşı’ndan su sorununa, Lübnan ve Yemen iç savaşlarından Körfez savaşlarına, Arap isyanlarından Mavi Marmara Saldırısı’na, Tahrir Devrimi’nden Kaşıkçı Cinayeti’ne, Suriye Krizi’nden Barış Pınarı Harekâtı’na kadar bölgedeki tarihsel ve güncel muhtelif konular Türk Dış Politikası ve ikili siyasi ilişkiler çerçevesinde okuyucuya sunulmaktadır.
Hasan Çelikkaya Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Edoğan'ın İstanbul İmam Hatip Okulundan öğretmeniyim. 1973 yılında mezun olduğunda aynı zamanda müdür yardımcısıydım. Kendisi öğrenci iken yaramaz değil, hareketli bir öğrenci idi. Futbol oynardı. Tayyip Bey'in başkanlığında, Okulu temsilen üç arkadaş liseler arasındaki bilgi yarışmalarına katılır ve birinci olurlardı. Hitabeti ve şiir okuma kaabiliyeti süperdi. Öğrenciliğinden Cumhurbaşkanlığına kadar hiçbir makam onun ahlâkını bozmamıştır. Hizmetlerini daima Allah rızası için yapar. Ailesine bağlılığını aslâ ihmal etmez. Ona olan sevgim buradan kaynaklanıyor. Bu tanıtım yazımızla inşaallah vatandaşlarımız da onu daha iyi tanırlar diye düşünüyorum.
Cenabı Hak celle celâlühü, vatanımızın ve milletimizin birliğini ve bütünlüğünü bozmasın, hayırlı nesillerin sayısını artırsın... Âmin.
Umut Erdoğan Avrupa merkezcilik, dünyanın Avrupa’ya göre anlamlandırıldığı, değerlendirildiği ve konumlandırıldığı bir düşüncedir. Bu yaklaşım, Batı düşünce geleneğini egemenliği altına almış düalizmle birlikte işleyerek dünyanın geri kalanının Avrupa’ya yüklenen merkezî konum sonucunda ötekileştirilmesinin aracı olmaktadır. Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu birlik duygusunun ve kimliğinin yaratılması için “biz ve öteki” ayrımını da beraberinde getiren ötekileştirme sürecinde, Batılı “biz” karşısına en başta “öteki” Doğu yerleştirilmektedir. Ötekinin Bilgisi: Weber'de Avrupa Merkezciliğin Yapısökümü; Avrupa merkezcilik olgusunun tarihsel olarak nasıl yaratıldığını ve bu bağlamda Avrupa’nın ötekilerinin inşa edilme süreçlerini ele almaktadır. Bu nedenle Avrupa merkezci bir düşünür olan Weber’in Ekonomi ve Toplum (1922) ile Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu (1905) eserleri üzerinden yapısökümcü bir analiz gerçekleştirilmektedir.
Halime Güngör, Erkan Turan, Banu Yıldız, Mehmet Emin Turan, Merve Kaya, Mustafa Ercengiz, Mustafa Savcı, Tuğba Yılmaz Bingöl, Aydın Söylemez Güncel psikolojik kavramlar kitabını oluştururken son yıllarda ortaya çıkmış ve daha önceki kaynak kitaplarda yer almamış yeni kavramları keyifli bir anlatımla tanımlamaya çalıştık. Güncel kavramları tanımlarken bu kavramların tarihsel gelişimine, hangi kavramlarla ilişkili olduğuna, daha önceden yapılan araştırmalara değinerek teorik altyapısını inceledik. Ayrıca kitapta yer alan kavramların ölçülebilir olmasına dikkat ettik. Daha önceden yayınladığımız Psikolojide Kullanılan Güncel Ölçme Araçları: 1-2-3 adlı kitabımızı inceleyerek bu kitapta yer alan kavramların ölçme araçlarını bulabilirsiniz. Sonuç olarak yaklaşık beş senelik bir çalışmanın ve azimli bir ekibin ürünü olan bu kitabın, güncel psikolojik kavramların anlaşılmasına yardımcı olacağını, yeni araştırmalar hakkında fikir vereceğini ve yapılacak araştırmaların teorik altyapısının tasarlanmasına katkı sağlayacağını umuyoruz.
Salih Yılmaz Rusya’da Kırım’ın ilhakıyla “Putin Doktrini” olarak ifade edilen strateji uygulama safhasına geçmiştir. Buna göre Batı artık Rusya’nın güvenilir bir ortağı değildir. Rusya açısından uluslararası hukuk artık bir kurallar bütünü ve uluslararası koordinasyonu sağlayan norm değildir. Rusya’nın Suriye başta olmak üzere Ukrayna’da uluslararası hukuk kurallarının çoğuna riayet etmesinde Putin Doktrini’nin önemli bir etkisi vardır. Yeni stratejide Post-Sovyet ülkelerin egemenliği Rusya’nın koruması altındadır. Böylece tüm post-Sovyet ülkeler Rusya’nın müdahalesine açık hale gelmiştir. Putin Doktrinine göre herhangi bir post-Sovyet ülkeye muhalefetin çağrısı veya Rus azınlığın isteği ile müdahale edilebilecektir.
Rusya, Avrasya’da ve Suriye’de çıkarları çatışan Türkiye ile krize girmeyi göze alarak Suriye’ye müdahalede bulunmuştur. Bu müdahalenin genel tanımı özetle Putin’in tarihî Rus ideası politikasını aktifleştirmesidir. Günümüzde “Rusya’nın Yolu” tabiri, tüm dünyada hemen hemen kabul edilebilir seviyeye getirildi. Bu nedenle de Rusya, “ortak aklın yolu” felsefesini kabul etmeyen veya etmek istemeyen bir toplum ve devlet olarak tanınmaya başladı. Hem iç politika da hem de dış politikada Rusya’ya ‘özel’ bu duruma karşı çıkabilen etkin bir güç henüz bulunmuyor. Rus şair ve diplomat Fyodor İvanoviç Tyutçev dört mısralık meşhur şiirinde şöyle der:

Rusya akılla kavranmaz
Genel kabul görmüş bir arşınla ölçülmez
Onun kendine özgü bir hali, gelişimi vardır
Rusya’ya sadece inanılır, iman edilir.

Bu mısralarda ifade edilen fikirlerden gerçekçi biŗ Rusya tanımlaması çıkarılabilir. Tyutçev’e göre Rusya’yı anlamak istiyorsak “ona inanmak” gerekldir.
Bugünlerde, Türkiye-Rusya arasında ortaya çıkan kriz ve rekabeti anlamak için yakın dönemde olup bitenler bize bir hayli ipucu variyor. Ukrayna, Kırım ve Suriye krizlerinde Rusya’nın tavırları dolayısıyla “Rusya ne yapmaya çalışıyor?” sorusunu artık daha sık duyuyoruz ve önümüzdeki dönemde de duymaya devam edeceğimiz gerçeğini görmezden gelemeyiz.
Bu sorunun cevabını Rusların tarihten kendilerine biçtikleri “kurtarıcı” rolünü anlamadan vermek mümkün değildir. Bu kitapta bu soruların cevapları verilmeye çalışılmıştır. Kitabımızda Putin Rusya’sının oluşumu ve Suriye’deki politikalarının genel sebepleri üzerinde durulmuştur. Bu kitaba ek olarak yakında yayımlanacak “Rusya-Türkiye Avrasya Rekabeti” adlı kitabımızı da okumanız yararlı olacaktır.