Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi \ 1-7
Mustafa Akgün Tarih boyunca bu aziz millete kimler saldırmadı ki?
Moğollar, her türlü vahşeti yaşattılar.
Haçlı Seferleriyle nice gayri insanî saldırılara şahit olduk.
Dedelerimiz Avrupa'ya adalet ve saadet iksiri götürürken, Sırplar, Almanlar, Avusturyalılar sürüler halinde mani olmaya çalıştılar.
Fransızlar sömürüden ve katliamdan vazgeçmediler.
Ruslar bütün sinsilikleriyle pusuda bekleyip hücum ettiler.
İngilizler, o muazzam devletimizi yıkmak için her türlü entrikaya başvurdu.
ABD dost görünümlü düşmanlığından asla vazgeçmedi.
Batının şımarık çocuğu İsrail, Abdülhamid tokadını sanki bir daha yemeyecekmiş gibi, hukuksuzluğa, zulme, öldürmeye devam etti.
Onlar, ihanetle, saldırmaya devam edecekler.
Lâkin, İstiklâli ve İstikbâli için, yeryüzünde HAKKIN hâkimiyetine soyunmuş,
Asil Milletimiz ŞEHÂDETE şerbetlidir.
Dün başaramadılar. Bugün de, yarın da başaramayacaklar.
Şehitlerimizin ruhu şad olsun.
Hüseyin Fidan Yöneticilerin, yönettikleri topluma daha iyi hizmet verebilmek için tarihin her devrinde ülkelerinde yaşayan ileri görüşlü, bilgili, deneyimli kişilerden yararlandıkları bir gerçektir. Bu yararlanmayı gerçekleştirmek için de kimi zaman kurallı kimi zaman kuralsız kimi zaman sık kimi zaman seyrek toplantılar yapmışlardır. Meclis geleneği Türk devlet geleneğine de yabancı değildir. Orta Asya Türk Devletlerinde hükümdarın yanında bulunan ve çeşitli ülke sorunlarının görüşülüp önemli kararların alınmasına yardımcı olan Meclisler olmuştur.
Bu çalışmada; Osmanlı Döneminde başlayan parlamento yolculuğuna kısaca değinilmiş, daha sonra Cumhuriyet dönemine ait Cumhurbaşkanları, Meclis Başkanları, Başbakanlar, Partiler, Hükümetler, Koalisyonlar vb. birçok bilgiye yorumsuz olarak yer verilmiştir.
Türk siyasi tarihine meraklı yurttaşlarımız ile siyasal bilgiler alanında eğitim alan gençlerimiz için kaynak kitap niteliğini taşıyan bu çalışmanın tüm okurlarımıza faydalı olacağını ümit ediyorum...
Yüksel Yıldırım Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihi açısından önemli özelliğe sahip olan 8 Şubat 1935 genel seçimlerinde hem kadınlar ilk defa milletvekili seçme ve seçilme hakkını kullanmış hem de azınlıklar bağımsız milletvekili olarak Meclise girmiştir. Bu çalışmada, 8 Şubat seçim çalışmaları, adayların basın açıklamaları, seçim günü yaşanan gelişmeler ve milletvekili seçilen bağımsız milletvekillerinin Meclis faaliyetleri ele alınmıştır.
14 Kasım 1938 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde Atatürk'ün vefatı üzerine söz alan Ankara Bağımsız Milletvekili Dr. Nikola Taptas “Böyle bir dehanın eserini, ruhunu anlamak, onu tespit etmek bugünkü insanların işi değildir. Bunu ancak gelecek asırlarda yazılacak beynelmilel siyasi tarih meydana çıkarabilecektir. Bu hususta tabiidir ki bir şey ilave etmekte acizim. Bugün matem içinde bulunan 17, 18 milyon vatandaş içinde yaşayan Rum vatandaşlar da aynı şekilde ağlamaktadır. Bunlar Atatürk'ün ismini daima, ebediyen, şükran ve hürmetle kalplerinde muhafaza edeceklerdir.” ifadelerini kullanmıştır.
Faruk Yahşi Türkiye'de demokratikleşme, anayasal gelişmeler gibi konuları çalışmaya başlayan araştırmacılar, kendilerini askerî darbeleri de incelerken bulurlar. Çünkü Türkiye, çok partili hayatı tecrübe etmeye başladıktan sonra iki askerî darbe yaşamış ve bu askerî darbelerden sonra hazırlanan anayasalarda da pek çok antidemokratik hüküm yer almıştır. Darbeyi gerçekleştiren askerler, yönetimi, sivil siyasetçilere devrederken anayasal sistem içerisinde kendilerine özerk alanlar açan, karar alma süreçlerinde söz sahibi olmaya devam edebilecekleri kurumlar inşa etmeyi ihmal etmemişlerdir. Anayasal sistemin birer parçası hâline getirilen bu kurumlar, kararları ve uygulamalarıyla Türkiye'nin pekişmiş bir demokrasiye sahip olmasını engellemiştir.
Bugün bile Türkiye'de demokratikleşme yönünde atılan her adım, “vesayete karşı verilen mücadele” olarak ifade edilmektedir. Bu söyleme paralel olarak Türk siyasal sistemi üzerine yapılan değerlendirmelerde de “vesayet”, “vesayetçi yapılar”, “vesayet organları”, “vesayetçi demokrasi” gibi kavramların sıkça kullanıldığı görülmektedir. Bu kavramlar çerçevesinde yapılan çalışmalar da 1982 Anayasası'na ve onun içeriğine odaklanmaktadır. Çalışmalar incelendiğinde Türkiye'de vesayetçi demokrasinin yerleşmesine dönük anayasal adımların 1961 Anayasası ile atıldığı; bu demokrasi anlayışının güçlenmesinin ise 1982 Anayasası ile sağlandığı ifade edilmektedir. Bu ifadeler elbette ki doğrudur. Ancak ihmal edilen ya da eksik kalan nokta, vesayetçi demokrasinin 1961 Anayasası ile nasıl tesis edildiğidir.
İşte bu kitap, ihmal edildiği düşünülen 1961 Anayasası dönemine odaklanmaktadır. Eser, bu anayasada yer alan kurumlara ve bunların somut uygulamalarına odaklanarak vesayetçi demokrasinin Türkiye'de nasıl kurumsallaştığını incelemektedir. Bu yönüyle eserin, 1961 Anayasası dönemine odaklanacak yeni araştırmalara da kaynaklık etmesi hedeflenmektedir.
Alper Tütünsatar, Bekir Çelik, Bora Süslü, Deniz Şahin Duran, Dilek Bulut, Duygu Duman, Elife Akiş, Filiz Daşkıran, Gonca Akgün Güngör, Gözde Müşerref Gezgüç Kaya, Hilmi Etci, Ilgın Barut, Mehmet Akyol, Mehmet Avcı, Merve Çelik Gönültaş, Namık Kemal Öztürk, Nur Çelik İlal, Nursen Vatansever Deviren, Özgür Balmumcu, Özlem Kırlı, Ramazan Ekinci, Selen Işık Maden, Semanur Soyyiğit, Semih Çağan, Serap Durukan Köse, Yusuf Tepeli, Zafer Koca İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl, her alanda hızlı değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Ekonomik ve siyasal alanlarda yaşanan bu hızlı değişim ve dönüşüm, içinde anlaşılması önemli konuları barındırmaktadır. Bu noktadan hareketle kitabımız, 2000 sonrası Türkiye'de yaşanan ekonomik ve politik dönüşümleri çeşitli başlıklar altında ele almıştır. Kitabımızın hem literatüre katkı sağlaması hem de ilgilenen araştırmacılar için faydalı bir kaynak olması umuduyla...
Baybarshan Ali Kazancı, Burak Güneş, Canan Kışlalıoğlu, Çağrı Emin Demirbaş, Elif Şahin, Hülya Küçük Bayraktar, İnan Akdağ, Lütfi Tutuş, Mustafa Türk, Onur Yıldırım, Samet Zenginoğlu, Selçuk Efe Küçükkambak, Selin Dinçer, Veli Ercan Çetintürk, Veysel Babahanoğlu, Zeynep Deniz Altınsoy Bu kitabın amacı, 21. yüzyılda güncel tartışmalar ve gelişmeler ışında küreselleşme olgusunu ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel bakış açıları esasında değerlendirmektir. Küreselleşme kavramının sosyal bilimlerde tek bir tanımla tanımlanamıyor oluşu, ona ve farklı boyutlarına anlam yükleyenlerin yeni fikir ve değerlendirmelerini görmek adına önem arz etmektedir. Bu açıdan küreselleşme olgusu üzerine literatürde ne kadar çalışma olursa olsun; her biri kendi zamanında konjonktürel gelişmeler noktasında özeldir. Bu kitabın farkı ise çağımızda meydana gelen yeni gelişmeler ile birlikte yorumlanan küreselleşme olgusunun sistem içinde yeniden okumalarını sunmaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin farklı üniversitelerinden birbirinden değerli ve alanında uzman akademisyenler, bu okumaları bilimsel bakış açılarıyla harmanlayarak bir panorama sunmaya çalışmışlardır. Bölüm yazarı akademisyen hocalarımız, küreselleşmenin kavramsal, olgu, olay ve tarihsel çerçevesinin güncel analizlerinin yanı sıra küreselleşmeyle özdeşleşen “ulus devlet, kimlik, kültür, iktisat, güç, yoksulluk, eşitsizlik, yeni toplumsal hareketler, uluslararası hukuk, güvenlik, terörizm, özgürlük, insan hakları, yerel yönetimler, çevre sorunları” gibi konulara odaklanmaktadırlar. Bu editoryal kitap çalışmasında, bütün bu konuların ve uzantılarının, objektif bakış açılarının yanı sıra net bir akışla ortaya konulması konusu da nihai hedef olmuştur. Alan açısından oldukça kıymetli ve güncel analizlerin okuyuculara sunulduğu bu kitabı; Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yılında, yeni nesillere ve okuyucularına, Türk akademiyasının bir armağanı olarak sunmaktan kıvanç duyarız.
Eda Tutak 21. yüzyıl, denizlerin ve okyanusların çağıdır. Bu çağda, güçlü donanmalara ve etkin deniz ticaret filolarına sahip olmak, devletlerin uluslararası ilişkilerdeki yerini belirleyen en önemli unsurlardandır. Dr. Eda TUTAK tarafından kaleme alınan bu kitapta; denizlerin ve deniz gücünün 21. yüzyılda değişen önemi ile dünyada önemli deniz gücüne sahip devletlerin deniz stratejileri incelenmiş ve Türkiye'nin 21. yüzyıldaki deniz gücü ile deniz stratejisi askerî ve ekonomik boyutlarıyla analiz edilmiştir. 21. Yüzyılda Türkiye'nin Deniz Stratejisi, literatüre önemli katkı sağlayacak değerli bir çalışmadır.
Prof. Dr. Gökhan KOÇER

Konuya uzak birisi, üç tarafı mavi sularla çevrili bir yarımada ülkesi konumundaki Türkiye'de deniz gücü alanında geniş bir akademik literatürün olduğunu düşünebilir. Oysa gerçek hiç de öyle değildir. Neyse ki Eda TUTAK gibi denizlerin ve deniz gücünü geliştirmenin önemini kavramış, son derece donanımlı ve vizyoner akademisyenlerimiz de var. Onların büyük emekleriyle oluşturdukları literatür, yeni nesillerin deniz uygarlığı konusunda farkındalıklarının artacağı ve bu sayede denizci millet, denizci devlet hedefine ulaşacağı noktasında umut var olmamızı sağlıyor.
Doç. Dr. Cenk ÖZGEN
Aytekin Cantekin, Cemil Doğaç İpek, Hülya Kaya, Levent Demirci, Mehmet Bora Sanyürek, Mehmet Kurum, Mehmet Şahin, Nurgül Bekar, Osman Şen, Ömer Faruk Kocatepe, Selim Kurt, Serhan Ünal, Serkan Yenal, Sertaç Canalp Korkmaz, Uğur Güngör, Yasemin Özüm Bozkurt Devletler, tarih boyunca farklı tehditlere maruz kalmış ve bunun neticesinde de dönemin şartlarına göre savunma stratejileri geliştirmiştir. Gelişen teknoloji, artan nüfus, yükselen güçler, toplumlar arası etkileşimler bir yandan tehditlerin boyutunu değiştirirken aynı zamanda devletlerin uygulayabilecekleri güvenlik politikalarının da çeşitlenmesine neden olmuştur.
21. yüzyıla gelindiğinde de tehdit algılamaları ve güvenlik politikaları önemli dönüşüme uğrayarak çok katmanlı hâle gelmiştir. Bir yandan geleneksel tehditler ve bunlara karşı geliştirilen güvenlik anlayışı devam ederken kimi tehditler ise ulus devletlerin tek başlarına mücadele edebileceği bir saha olmanın ötesine geçerek kolektif mücadele gerektiren olgular hâline gelmiştir. Dolayısıyla güvenlik artık karmaşık bir hâl almıştır.
Bu kitap, güvenliğin değişen yapısını, alanında uzman isimler tarafından ele almıştır. Yazar kadrosu sadece akademik tecrübesi değil aynı zamanda saha tecrübesi olan kalemlerden oluşmaktadır. Sistemden aktöre kadar inen analiz düzeylerinin her biri hem güvenlik bürokrasisinde hem de akademide tecrübe sahibi isimler tarafından değerlendirilmektedir. Bu hâliyle gerek akademisyenlerin gerekse de güvenlikle ilgilenen herkesin ilgisini çekmesi dileğiyle…
Ahmet Güven, Ertuğrul Han 28 ŞUBAT BİR DARBEDEN ÇOK FAZLASI (Türkiye Siyasetinde Muhafazakarlığın Dönüşümü ve AK Parti) adlı eser, Türk demokrasi tarihinin önemli kırılma noktalarından biri olan ve etkileri 1000 yıl sürer denilen, 28 Şubat darbesinden hareketle, 15 Temmuz Darbe Girişimi sürecine uzanan vesayetçi zihniyetle olan mücadeleyi konu almaktadır. Özellikle 28 Şubat postmodern darbesine giden yolda vesayetçi zihniyetin ortaya çıkardığı uygulamalar karşısında iktidarın cılız çabaları ve neticesinde ortaya çıkan bu olumsuzluklarla mücadelede temelleri atılan ve ilerleyen süreçte halkın desteğini de alacak olan yeni arayışlar ve gelişmelerin ortaya çıkışı, "Her şerde bir hayır vardır." anlayışını ispatlar nitelikte olmuştur.
Bu süreçte Ak Partinin özelde Recep Tayyip Erdoğan'ın vesayetçi anlayışla olan mücadelesi, halkın bu konuda desteğiyle 20 yılı aşkın iktidarı boyunca adım adım uyguladığı politikaları, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş süreci, 2023 hedef ve vizyonu çerçevesinde Ak Partinin yeni dönem siyaseti bu eserde ele alınarak derinlemesine değerlendirilmektedir.
Ayfer Gedikli, Cihan Yavuz Taş, Fatma Erdoğan, Hamza Ateş, Hande Çalışkan Terzioğlu, Kürşat Esat Alyamaç, Mehmet Emin Arslan, Murat Utkucu, Mustafa Koç, Nihat Yıldız, Obiyathulla Ismath Bacha, Seyfettin Erdoğan, Veysel Eren, Yakup Bulut, Zülkif Dağlı 06 Şubat 2023 günü Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen çifte depremler, sadece depremi yaşayanların değil toplum olarak hepimizin telafisi imkânsız acılar yaşamasına sebep oldu. Depremlerde enkaz altında kalarak hayatını kaybedenler yanında hayatta kalmayı başarabilenler için de durum hiç kolay değildi. 17 Ağustos 1999'da yaşadığımız Marmara Depremi sonrasında şahit olduğumuz ve “asrın felaketi” olarak tanımlanan bu depremlerde 50.000'den fazla canımız gitti. Yüz binlerce insan evsiz, işsiz kaldı. Devletimiz evlerini kaybeden insanlarımıza barınma imkânı sağlamak için seferber oldu. Pandemi sonrasında ekonomik olarak ciddi sorunlarla boğuşan ülkemizde, depremin getirdiği ek maliyetler büyük bütçe açıklarına, iş gücü, üretim ve çıktı kaybına yol açtı. Yapılan yardım ve desteklerle devletimiz halkımıza sıcak elini uzatırken kamu bütçesi üzerindeki yük de ağırlaştı.
19 Ağustos 1999 Depremi'nde enkaz hâline gelen Düzce, deprem ve sonrasında yaşanan olumsuzluklar yanında yapılması gerekli çalışmalar konusunda önemli bir deneyime sahipti. Düzce Üniversitesi olarak Kahramanmaraş Depremi ardından Düzce'nin deprem tecrübesinin paylaşımı yanında deprem bölgesinde yapılabilecek akut ve orta vadeli çalışmalar konusunda politika önerilerinde bulunmak üzere çalıştay yapmaya karar verdik. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Nedim Sözbir hocamızın öncülüğünde, devlet erkanından üst düzey bürokrat ve temsilcilerin katılımı ile “Kahramanmaraş Depremi: Sorunlar ve Çözüm Önerileri” başlıklı çalıştayımızı gerçekleştirdik. Çalıştaya, yurt içi ve yurt dışından farklı üniversitelerden alanında uzman bilim insanları ve deprem bölgesinde yoğunlukları olmasına rağmen Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Veysel Eren hocamız yanında AFAD yetkilileri de iştirak ettiler.
Bu kitap çalışması, çalıştay katılımcılarının sundukları tebliğler ve çalıştay sonunda gerçekleştirilen soru-cevap faslında elde edilen bulguların bir araya getirilmesiyle kaleme alınmıştır.
Bu eser, depremlerde hayatını kaybeden canlarımıza ithaftır. Bir daha böyle acılar yaşanmaması dileklerimizle…
İ. Ersan Bengisu Türkiye siyasi tarihi, bir anlamda ordunun sivil siyaset üzerindeki etkisi ve müdahalelerinin tarihidir. Bu durum, modern dönem Osmanlı'dan itibaren ordunun modernleşme çabamızın baş aktörü olması ve sonra bunu kurtarıcı-kurucu rolü ile birleştirerek Cumhuriyet Dönemi'ne de aktarması nedeni ile sık sık sivil siyasete müdahalesi şeklinde tezahür etmektedir. Gerçekleşen iki müdahale haricinde gerçekleştirilmeye çalışılan ancak sonuca ulaşmamış girişimler de mevcuttur. Bu kitabın odak noktasını teşkil eden 9 Mart 1971 darbe girişimi de bunlar içinde yer alır.
Siyaset bilimi literatüründe askerî müdahaleler, sivil-asker ilişkileri bağlamında incelenir. Çalışmamızda hem dünyada hem Türkiye'de sivil-asker ilişkileri literatürü hakkında üretilmiş eserler ve görüşler incelenmiş, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e tarihsel bir bakışla askerî müdahaleler aktarılmıştır. Ayrıca 9 Mart 1971 girişimini hazırlayan faktörlerin genel bir algısını yaratmak adına uluslararası konjonktür ve 1960'lar Türkiye'sinin genel siyasi yapısı anlatılmış, 9 Mart girişiminin ideolojik altyapısını oluşturan temel tezler, bu tezlerin Türkiye'de uygulanma pratiğini geliştiren hareketler ve darbe girişimi içindeki fiilî aktörler olan örgütlenmeler incelenmiştir.
Çalışmamızın amacı; konu ile ilgili yapılan tüm çalışmalarda eksikliği hissedilen 9 Mart 1971 darbe girişiminin ideolojik ve sosyoekonomik analizini yapmak, bunu yaparken de girişimin bize göre kendinden önceki ve sonraki müdahalelerden “ayrıksı” olma nedenlerini ortaya koymak ve literatürde genel olarak çeşitli çalışmaların içerisinde bir alt bölüm olarak incelenmeye çalışılmış bu konu hakkında detaylı bir çalışma yapmaktır.
Abdullah Said Arı, Alejandro Marambio-Tapia, Alem Kebede, Benjamin Kerst, Deborah Giustini, İbrahim Kuran, Jonathan Leif Basilio, Julia Seefeld, Kent E. Henderson, M. Onur Arun, Matthias Meißner, Necdet Yıldız, Silke Tophoven, Wai Lau A Quest for Justice stands as a competently curated work by two promising academics who, with courage, have embraced the critical social sciences tradition —a need that resonates strongly in contemporary justice studies. Justice remains a never-ending exploration, an expedition not only driven by the functional necessities that keep civilizations standing but also rooted in one of humanity's most primal values. A Quest for Justice conveys this complex notion implicitly, resonating from its very title to its closing words.
With its diverse approaches from political sociology, social policy, and political philosophy, the book delivers a robust and systematic collection of genuine and plausible ideas. Crafting a tapestry of theoretical and praxis-oriented insights, scholars from Turkey, the United States, Germany, Chile, Belgium, and the United Kingdom lay bare the difficulty of ensuring justice amid the myriad social maladies our societies face today. This volume transcends traditional paradigms, interweaving theory and practice, inviting readers to reflect, engage, and act in the ongoing pursuit of a living justice.

Judge Engin Yıldırım, The Constitutional Court of Türkiye
Fahri Erenel, Ebru Caymaz Afetlerle mücadelede, özellikle de ülkemizde afet denilince akla ilk gelen deprem sonrası arama ve kurtarma çalışmalarında ilk 72 saat “Altın Saatler” olarak adlandırılır. Araştırmalar, ilk 30 dakikada hayatta kalma oranı %93 iken, bu oranın 3. günde %33’e, 5. günde ise %7’ye kadar indiğini göstermektedir. İlk 72 saati çok iyi değerlendirebilmek için afet yönetiminin ilk iki aşaması olan “Risk ve Zarar Azaltma” ile “Hazırlık” aşamasını çok iyi değerlendirmek ve planlamak gerekmektedir.
Kitap, özellikle ilk iki aşamaya yönelik çalışmalara katkı sağlamak maksadıyla afet ve acil durum yönetimi konusunda akademik ve uygulama boyutunda tecrübe sahibi iki yazar tarafından kaleme alınmıştır. İçeriğinde güncel yaklaşımlara yer verilmek suretiyle kitabın; bu alanlarda yöneticilik ve eğiticilik yapanlara, uzmanlara, eğitim alanlara, planlama birimlerinde çalışanlara, kamu ve özel sektör ayrımı gözetilmeksizin farkındalık sağlaması hedeflenmiştir.
Kazım Mehmet Erol İstihbarat çalışmaları, son dönemde Türkiye'de en çok ilgi gören konulardan birisi hâline geliyor. Dünyada son elli yıldır istihbarat olgusuna ilişkin çalışmalar bilimsel alana taşınmaya başladı. Ülkemizde ise bu alan, uzun yıllar boyunca bırakın üzerine akademik çalışma yapmayı derinlemesine tartışılmaktan bile kaçınılan bir gizem alanıydı. Fakat bu gizem perdesi son yirmi yılda kalkmaya başladı. Önce istihbarat tarihi üzerine yapılan çalışmalar, sonra alanın genel kavramları üzerine yazılan tezler ve makalelerle birlikte istihbarat konusu artık Türkiye'de de akademik alanın önemli bir parçası hâline geliyor.
Son yıllarda sayıları artan makaleler ve tezler, istihbarat olgusunun çok farklı alanlarını bilimsel bir bakış açısıyla ele aldığı için konunun uygulayıcıları açısından da önemli birer kaynağa dönüşüyor. Ancak bu gizem perdesinden konunun izin verebildiği “bulanık şeffaflığa” giden yolda belki de en gizli kalanı askerî istihbarat çalışmalarıdır. Yüzlerce yıldır istihbarat uygulamalarının en sık görüldüğü alanlardan birisi olan askerî bilimler, büyük bir gizliliğe dayalı operasyonlar çerçevesinde elde edilebilen bilgilerin savaş sahasına ya da genel askeri stratejiye nasıl uyarlanabileceğine dair pek çok önemli eser içermektedir. Oysa toplam bilginin %80'inin hatta daha fazlasının açık kaynaktan edinilebildiği bir çağda askerî kurumlar, açık kaynak istihbaratından; stratejik taktik ve operasyonel olarak nasıl yararlanılabileceğine dair yeni perspektifler geliştirmek için çalıştaylar, seminerler ve konferanslar düzenlemektedir. Tüm mesele, istihbaratın zamanında ve doğru elde edilmesi ise bazen açık kaynak bilgisi örtülü yollardan elde edilebilecek bilgiden çok daha kısa sürede, ucuz ve zahmetsiz elde edilebilir. Şu ana kadar söylediklerimiz elbette birçok tartışmayı içeriyor. Konunun uzmanları açık kaynaktan elde edilen bilginin askerî alanda nasıl kullanılabileceğini teorik olarak kabul etseler de çok basit bir soru soruyorlar: Nasıl? Çünkü istihbarat, sadece teorik alanda tartışılamayacak kadar uygulama alanı güçlü bir alandır. İşte elinizdeki bu kitap “Nasıl?” sorusuna bir yanıt içeriyor.
Bu kitap, Türkiye'de gerçek anlamda ilklerden birisidir. Açık kaynak istihbaratının askerî alanda nasıl kullanılabileceğini tartışmakla kalmıyor; Irak'ta DEAŞ Terör Örgütü'nün ortaya çıkışıyla kurulan ve ülkenin en çok tartışılan kurumlarının başında gelen Haşdi Şabi yapılanmasına inanılmaz detaylarla büyük bir açıklık getiriyor. Bu nedenle hem istihbarat çalışmaları hem de Orta Doğu çalışmaları açısından mutlaka okunması gereken bir eser ortaya çıktı. Ben okurken çok şey öğrendim, okuyucuların hepsinin de birçok şey öğreneceğine eminim. Keyifli okumalar dilerim.
Prof. Dr. Serhat Erkmen
Nihat Aytürk Ailede, okulda ve toplumda; iş ortamında ve meslek hayatında uygulanan saygı, görgü, nezaket ve adabımuaşeret kuralları ortaokullarda okutulan Görgü Kuralları ve Nezaket dersi ile liselerde okutulan Adabımuaşeret dersi öğretim programlarına ve aynı zamanda Müslüman Türk toplumunun ulusal, sosyal ve kültürel yapısına ve çağdaş uygarlık normlarına uygun biçimde öğretmenlere ve öğrencilere yardımcı ders kitabı olarak hazırlanmıştır.
Zafar Iqbal Bu kitap adaletle; denge, uyum ve barışın yeniden tesis edilmesine yönelik bir toplumsal düzenin taslak planıyla ilgilidir. Tarihsel olarak bu soruyu aydınlatan iki düşünce okulu, dinî okul ve seküler okul, kitaptaki tartışmanın zeminini oluşturmaktadır. Kitapta, dinî okulun ana çerçevesi İslam tarafından çizilirken seküler okul, bu konudaki entelektüel tartışmanın yönünü belirlemede en etkili
olduğu düşünülen adaletle ilgili eski ve çağdaş seçilmiş görüşlerle temsil edilmektedir.
Yazar, Batılı ve İslâmî perspektifleri türetmek için kullanılan sezgisel yöntemleri atlayıp meselenin temeline yani bu gibi düşünce akışlarındaki siyasi, iktisadi ve sosyal organizasyon için ileri sürülen ilkelere odaklanmıştır. Bu çeşitli ilkeler eleştirel bir biçimde incelendikten sonra dinî ve seküler görüşler arasındaki bir karşılaştırma, İslâmî konumun objektif bir değerlendirmesi için zemin hazırlar. Bu değerlendirme ile yazar, adalet konusundaki rakip perspektiflerin artıları ve eksileri üzerine derinlemesine, nüfuz edici ve zaman zaman nefes kesen argümanlarının zirvesini teşkil eder.
Adem Ceren, Adnan Söylemez, Ahmet Uğur, Ali Ateş, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Arzu Polat, Ayşe Nur Albayrak, Aytaç Duran, Berfin Göksoy Sevinçli, Berrak Çağla Bulduk Aydın, Cahit Aslan, Canan Tercan, Cem Angın, Cengiz İpek, Çağrı Sevinçli, Ebru Caymaz, Emrah Firidin, Emrah Gökkaya, Erkan Özçelik, Ersoy Kutluk, Ezgi Atalay, Fatma Gündüz, Filiz Göktuna Yaylacı, Firdevs Koç, Gamze Koçak Erat, Gamze Sinem Özer, Gökhan Zengin, Gülhan Şen, Gülseren Günaydın, Hakan Celep, Hande Tek Turan, Hasan Yücel, İbrahim Yıldırım, Kıvanç Demirci, Kubilay Düzenli, Merve İzci, Muammer Tün, Muhittin Işık, Murat Dinç, Mustafa Yükseler, Nehir Merdan Tutar, Onur Yerlikaya Şaşmaz, Osman Nuri Sunar, Ömer Demirbilek, Ömer Faruk Özgür, Recep Baydemir, Salih Enes Yıldırım, Salim Kurnaz, Samet Dinçer, Seda H. Bostancı, Sevgi Güney, Sümeyye Özbey, Şakir Şahin, Tekin Avaner, Tuba Nergiz, Tülin Demirci, Veysel Erat, Yakup Özkaya, Yıldız Atmaca, Yusuf Güzel, Zehra Akgüngör
Fatma Neval Genç Doğal ve insan kaynaklı tehlikeler ve afetler insan yaşamının ayrılmaz unsurlarıdır. Hem küresel hem de ulusal ölçekte kriz ve afetler aynı zamanda siyasetin ve yönetimin mücadele etmek zorunda olduğu, önemleri giderek artan temel konulardır. Türkiye'de de özellikle doğal afetlerin neden olduğu sonuçlar ve tüm ülkeleri etkileyen COVID-19salgını, kriz ve afetlerin toplumsal, siyasal, ekonomik yapı içindeki önemini göstermektedir.
Bu kitap; afetler konusunu kamu yönetimi bakış açısından ele almakta kavramsal çerçeveden, küresel ölçekte afetlerle mücadele stratejilerinden hareketle, uygulama boyutunda ağırlıklı olarak Türkiye özelinde afetleri afet yönetim süreçlerini yaşanan afet tecrübeleri çerçevesinde değerlendirmektedir.
Bekir Parlak, Çiğdem Sema Sırma, Doğa Dinemis Aman, Duygu Gökce, Ecem Dağlı, Emre Söylemez, Fatma Nur Şengül, Filiz Tufan Emini, Gizem Gür, Kemal Karayormuk, Mehmet Baki Bilik, Mehmet Duruel, Sabri Güngör, Samet Altunışık, Selin Özdemir, Senem Demirkıran, Sertaç Hopoğlu, Sevde Nur Yenipınar, Sibel Ecemiş Kılıç, Tayfun Salihoğlu, Umut Berker Sevilmiş, Yasemin Yavuz, Zübeyde Betül Pancar Doğal afetlerin sıklığı ve büyüklüğü giderek artmakta, ülkelerin yaşlanan altyapısı, kentsel alanların devamlı büyümesi ve bu büyümenin özellikle doğal yapıya ve değişen iklime uyum sağlamaması nedeniyle afetlerin etkileri daha şiddetli hâle gelmektedir. Bir toplumun gerek sosyoekonomik gerekse afet kaynaklı yaşadığı şoklar ve stres faktörlerinin zaman içerisinde şiddetlenmesi, toplumun ve kentlerin dayanıklılığının statik bir hedef olmaktan çıkıp eyleme yönelik ölçümlerin, amaçların, hedeflerin ve planlamanın sürekli olarak gözden geçirilmesini, toplumun her daim dirençli olması yönünde rotasının değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Coğrafi durum, jeolojik ve topografik özellikler, iklim koşulları vb. nedenlere bağlı olarak gerçekleşen afetlerin istisnai büyüklüklerinin yanı sıra gerçekleşmeleri durumunda büyük ölçüde can kaybına, yapılı çevrenin tahribatına maruz kalmanın arkasında ne tür sebeplerin yer aldığının bilimsel açıdan tekrar gözden geçirilmesi; afetler ile baş edebilme kapasitesinin arttırılması, kentlerin gerek doğa gerek insan kaynaklı tehlikelere karşı dirençli biçimde gelişmesi, büyümesi; afetin doğrudan ve dolaylı etkilerinin ekonomik, sosyal ve çevresel zararlarının öngörülerek güvenli yerleşme alanları ile yapılaşmanın oluşturulması; afet önleme ve risk/zarar azaltma ve afet risk yönetimi, afetlerin sosyal-ekonomik-politik boyutları, afet sonrası örgütlenme ve tahliye konularında çalışmaların yaygınlaşması ve bu konuda multidisipliner yaklaşımla yapılan teorik çalışmaların uygulamaya yön verebilecek nitelikte yol haritasının oluşturulması bu kitabın amacını oluşturmaktadır. “Afete Dirençli Kentler ve Afet Yönetimi” kitabı yazarları, afet sorunsalına, multidisipliner yaklaşımın kapısını açan kapsamlı çalışmalar ile literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Adeviye Çopur, Ayten Dinç, Bahşende Taşdemir, Elçin Balcı, Emrah Gökkaya, Ercan Tuzcuoğlu, Fatma Kılıç Dokan, İsmet Çelebi, Muhammet Bayraktar, Mustafa Yükseler, Mürsel Karabacak, Nurcan Bıçakçı, Ömer Demirbilek, Sedat Per, Selma Kara Dünyanın var oluşundan bu yana sıklığı ve etkilenen insan sayısı artarak devam eden afetler, hayatın kaçınılmaz bir gerçeği hâline gelmiştir. Dünyada etkilenen insan sayısının giderek arttığı göz önünde bulundurulduğunda afetler ile baş etmenin yollarını öğrenmek neredeyse tek seçeneğimiz gibi görünmektedir.
Bireysel veya toplumsal olarak normal yaşamda bile uyulmakta zorluk çekilen etik ilkelere afet ve acil durumlarda da uyum beklenir. Ancak beklenmedik bir anda ortaya çıkan, dışsal denetim mekanizmalarının yetersiz kalabileceği, olağan durumlardan tamamen farklı olan afet zamanlarında yönetim oldukça zorlaşır. Dolayısıyla afetlerin oluşturduğu olumsuz durumlar etik ilkelerin uyulmasını da zorlaştırabilmektedir.
Afet durumunda etik yaklaşımın incelenmesi, sorunların, gerekçelerin ortaya konması, afete ve afetzedeye müdahalenin kolaylaştırılması, afetzedelerin ve müdahale ekiplerinin etik sorunlar yaşamaması ve ikilemde kalmaması açısından önem arz etmektedir.
Bu eserde, afetlerde uyulması gereken etik yaklaşımlar konusunun derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır.
Bu eserin, öncelikle afet yönetimi alanına ilgi duyan her kesimden okuyucuya, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında çalışan planlamacı, uygulayıcı ve yöneticilere, bu alanlarda topluma yardımcı olmak için emek veren gönüllülere ve söz konusu alanlara ilgi duyan araştırmacı ve öğrencilere başvuru kaynağı olacağına inanıyor, amacı doğrultusunda verimli olmasını diliyoruz.
Aliye Beyza Bayyar, Aslı Gözde Akış, Azime Korkmaz, Buğçe Kamer Baybaş, Dilek Doruk Kondakcı, Eyyüp Yildiz, Gülay Taşdemir Yiğitoğlu, Gülhan Şen, Hatice Polat, Makbule Berfin Büker, Mehtap Pekesen, Mustafa Karataş, Nurgül Kocakoç, Pınar Sevda Bozkurt, Serap Daşbaş, Sevda Demiröz Yıldırım, Sultan Güçlü, Taner Akarsu Afet, büyük yıkımlara ve ölümlere neden olan olayları tanımlamaktadır. Son yıllarda afetlerin sayısı ve etkisi hızla artmaktadır. Afetlerin en büyük etkisi genellikle yaş, engellilik, gelir veya dil nedeniyle bu tür olaylara hazırlanmak ve afet sonrasında toparlanmakta zorluk çeken insanlar üzerinde görülür. Afetlerin meydana getirdiği hasarlar yaşlının engelliliğine, ölümüne ya da diğer yaşam değişiklerine yol açmaktadır. Afet süreçlerinde yaşlıya yaklaşım özel bir durum oluşturmaktadır. Bu nedenle yaşlı bireylerin afete hazırlığı konusunda afet bilinci oluşturulması afet esnasında izlenmesi gereken doğru uygulamaların gerçekleştirilmesini ve sağkalım oranlarının artmasını sağlayacaktır. Afet sonrası tahliye süreçlerinin güvenli şekilde gerçekleştirilmesi için tatbikatlar büyük önem taşımaktadır. Afet sonrasında ise sosyal yaşamın devamına hızlı adaptasyon yaşlının yaşayabileceği depresyon ve ölüm kaygısının azalmasına yardımcı olacaktır. Bireysel gereksinimlerin karşılanması bu sürece olumlu katkı sağlayacaktır.
Afet gerontolojisi özelinde kaleme aldığımız bu kitabımızda, savunmasız yaşlı grubun özellikleri, bu dönemlerde yaşlı bireylerle iletişimin önemi, yaşlının afete hazırlık eğitimleri, afetlerde engelli yaşlıların durumları, afetlerde özellikle daha fazla maruz kalınan ihmal ve istismar, yaşlının afet sonrası yaşlandığı yerden göçü, yaşlının bu süreçlerdeki hakları, yaşlı dostu afet planlarının önemi, afetlerin ve afet dönemlerinde lojistiğin yaşlılar açısından yönetimi, afet sonrası geçici barınma alanlarının yaşlıya özgü tasarımı, yaşlı dostu yeniden yapılanan şehirler ve yaşlılara sunulan sosyal hizmetler yer almaktadır.
Güncel bilgiler ışığında hazırladığımız bu kitabın, yaşlılık ve yaşlanma ile ilgili tüm alanlara önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz.
Ayten Namlı, Ender Güler, Hakkı Şahin, M. Naci Bostancı, Mehmet Yıldırır, Ruşen Keleş, Sena Camcı Çetin, Sevgi Işık
Serkan Yenal Değişen zaman kendi savaş tarzını da beraberinde getirmiştir. Savaşın gerçekleştiği ortam, savaşan sayısı, savaşan gruplar ve silahlar zaman içerisinden değişikliğe uğramıştır. Zaman içerisinde savaşlar; milyonlara varan kişinin ölümüyle sonuçlanan, devlet kuran, devlet yıkan, bir tek bombayla on binlerce kişiyi öldürebilen bir boyuta ulaşmıştır. Çağımızın savaş yöntemi “Asimetrik Savaş” kavramıyla ifade edilmektedir.
İstihbarat, kuşkusuz ilk insanlardan beri çeşitli şekillerde ve amaçlarla gerçekleşmektedir. Haber ağları oluşturma, düşman hakkında bilgi toplama, halkın arasına karışma, kılık değiştirme, casus elde etme gibi yöntemler, çok eski dönemlerden beri varlığını sürdürmektedir.
Kitap iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; savaşın gelişimi, günümüze kadarki süreçte savaş tarzları ve özellikleri, devamında da asimetrik savaş ve mücadele yöntemleri konusu incelenmiştir. Bu doğrultuda hücre örgütlenmesi, gerilla savaşı tanımlandıktan sonra çeşitli teorisyenlerin gerilla teorilerinden örnekler verilmiştir. Yine siber savaş, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer savaşlarla hibrit savaşlar değerlendirilmiştir. Bölümde ayrıca asimetrik savaşa karşı alınabilecek önlemler incelenmiştir.
İkinci bölümde ise istihbaratın kavramsal özellikleri ile birlikte istihbaratın tarihi gelişimi; günümüzde istihbarat elde etme yöntemleri ve kullanımı inceleme konusu edilerek tartışılmıştır.
Kitapta; alana ilgi duyan öğrenci ve akademisyenlerle birlikte güvenlik güçlerine teorik bir destek sağlamak, bu sayede ulusal ve uluslararası güvenlik politikalarına destek olmak hedeflenmektedir.
Giuseppe Caforio Bu eser, kültürler arası farklı bakış açısı içerisinde askeri sosyoloji alanında önemli katkılar sunmuş araştırmacıların (on üç farklı ülkeden yirmi üç bilim insanının) çalışma alanlarını sosyoloji lisans ve lisansüstü öğrencilerine, askerlik kurum ile ilgilenen farklı disiplinlerdeki araştırmacılara ve meraklılarına tanıtmayı amaçlayan kapsamlı ve değerli bir başvuru kitabıdır.
Kitabın birinci kısmında, kısa bir giriş bölümüne, askerî sosyoloji hakkında çağdaş çalışmaların öncesinde söylenen ve yazılan hususlara ilişkin tarihsel notlar bölümüne ve günümüz askerî sosyologlarına ve onların dünyanın çeşitli bölgelerinde hangi şartlarda çalıştıklarına yönelik bir bölüme yer verilmiştir.
Askerî sosyolojiye yönelik teorik ve metodolojik yaklaşımların işlendiği “Teorik ve Metodolojik Yönelimler” adlı ikinci kısımda günümüzde askeriyeye yönelik sosyal araştırmalarda kullanılan teoriler, modeller ve kavramlar sunulmakta ve tartışılmaktadır.
“Silahlı Kuvvetler ve Toplum” adlı üçüncü kısımda, silahlı kuvvetlerin demokratik kontrolü gibi hassas konular da dâhil olmak üzere tüm kapsam ve yönleriyle sivil-asker ilişkileri üzerine odaklanmıştır. Bu kısmı, asker aileleri, askerî kültür, profesyonel eğitim ve silahlı kuvvetlerdeki azınlıkların durumları ve sorunları gibi çok geniş yelpazeden çalışmaları içeren “Askerliğe Bakış” adlı dördüncü kısım takip etmektedir.
“Askerlikte Dönüşüm ve Yeniden Yapılandırma” adlı beşinci kısımda silahlı kuvvetlerdeki yapısal dönüşümler ve değişimler ele alınmaktadır. Bu bölümde ulusal orduların yeniden yapılandırılması ve bunların sonuçları, zorunlu askerlikten gönüllü askerliğe geçiş ve teknolojinin silahlı kuvvetlere etkisine yönelik çalışmalar sunulmuştur.
“Yeni Görevler” adlı altıncı kısımda, silahlı kuvvetlerin yeni görev ve fonksiyonları ele alınmıştır. Bu bölüm esas olarak silahlı kuvvetlerin yıllar içinde gözlenen değişimiyle bağlantılı olarak yeni görevlerin onun organik yapısı ile askerlerin görevlerine olan etkisiyle ilgilenmektedir.
Yedinci ve son kısmı oluşturan “Sonuç” kısmını, okuyucuların kitabın tüm bölümlerinin referans aldığı kaynakları daha kolay tespit etmeleri ve kendilerini en çok ilgilendiren çalışmaları daha detaylı incelemesi için yer verilen geniş bir kaynakça listesi takip etmektedir.
Kadriye Gül Yücel Çalışma hayatının en tartışmalı konularından biri olan asgari ücret, özünde ekonomik bir kavram olmakla birlikte, her ulusun politik, hukuki ve felsefi algısının bir ürünü olması nedeniyle farklı veçhelerden ele alınması gereken bir olgudur. Sosyal refah devletinin toplumsal adaleti sağlaması bakımından önemli bir sosyal politika aracı olarak görülen asgari ücret, yoksulluk kıskacında yaşamını sürdüren asgari ücretli çalışanların refahının artırılması bakımından kritik öneme sahiptir.
Bu kitapta; Avrupa Birliği ülkelerinde ve Türkiye'de asgari ücret uygulamasının tarihsel perspektif içerisinde ve adalet bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Amaç; toplumun en düşük gelir grubunu oluşturan asgari ücretlilerin yaşam standartlarının iyileştirilmesine yönelik olarak asgari ücretlerin belirlenmesi ve vergilendirilmesinde en adil ücret politikasının ne olduğunun araştırılmasıdır.
Kitapta, adalet kavramına ilişkin kuramsal tartışmalardan hareketle asgari ücretlilerin aileleri ile birlikte insan onuruna yakışır düzeyde bir yaşam sürmesini garanti edecek adil bir ücret düzeyi ve bu ücret düzeyinin belirlenmesinde ve çeşitli kriterler temelinde farklılaştırılmasında Avrupa'dan iyi uygulama örnekleri göz önünde tutularak Türkiye'ye ilişkin önerilerde bulunulmaktadır.
Mesut Hakkı Caşın, Uğur Özgöker, Halil Çolak Avrupa’da yaşanan iki dünya savaşı Avrupa ve tüm dünya devletlerine önemli dersler öğretmiştir. Barış ve güvenlik içinde yaşamak tüm dünya insanlığı için bir gereklilik olmuştur. Uluslararası sistemdeki en başarılı entegrasyon örneği olarak kabul edilen Avrupa Birliği (AB), kuruluşundan günümüze kadar kurumsallaşma adına önemli yol kat etmiştir. AB entegrasyonu; ortak dışişleri, ortak güvenlik ve savunma politikalarının uygulanmasında ortak iktisadi-ticari ve sosyal politikalar alanlarında olduğu derecede başarılı olamamıştır. AB’de ortak güvenlik ve savunma konularında başarılı bir iş birliği ile Birliğin güçlü bir dış politika yürütebilmesi için teknolojiyle donatılmış güçlü bir orduya ihtiyaç duyulmaktadır. Bunun gerçekleşmemesi AB’nin zayıflamasına hatta dağılmasına neden olabilecektir. Bu nedenle AB’nin geleceği; Maastricht Antlaşması’yla kabul edilen üç sütunun güçlendirilmesine, AB değerlerine sahip çıkılmasına, koordinasyon ve iş birliği içinde ortak güvenlik ve savunma politikalarının etkili bir şekilde uygulanmasına ve uluslararası operasyonların gerçekleştirilmesine yapacağı katkı ve katılımındaki başarısına bağlıdır.
Çağrı Erhan ABD, Türkiye’nin müttefiki. Bazılarına göre iki ülke arasında stratejik ittifak ilişkisi bulunuyor. Bunu stratejik ortaklık olarak adlandıranlar da var. Her ne hikmetse, Türkiye yakın tarihte en derin dış politika ve güvenlik sorunlarını bu stratejik müttefikiyle yaşamış. Bu sorunların çoğunu biliyoruz. Bazıları ise tarihin tozlu raflarında kalmış. Haşhaş Sorunu Türk-Amerikan ilişkilerinde bir döneme damgasını vurmuş ama sonradan unutulmuş konulardan biri. Beyaz Savaş, ABD’nin iç siyasi hesaplarının Türkiye ile ilişkileri nasıl zehirlediğini bütün yönleriyle gözler önüne seriyor. Anadolu’da binlerce yıldır tarımı yapılan haşhaşın Türkiye ile ABD arasında neden ve nasıl bir kriz konusuna dönüştüğünü okurken, Osmanlı’nın son yüzyılından, Atatürk döneminden ve 1970li yıllardan kesitlerle karşılaşacaksınız. ABD’nin Türkiye’ye yaklaşımında geçmişten bugüne pek de değişen bir şey olmadığını gördüğünüzde ise şaşıracaksınız.
Tahir b. Hüseyin Mâverâünnehir'de Tâhirîler Devleti'nin (821-873) kurucusu Tahir b. Hüseyin'in (776-822) kaleme aldığı kadim siyasi bilgeliğin ölümsüz eseri (İlk Baskı: 821)
------------------------------------------------------------------------
Bunu kaleme alan Tahir, din ve dünya işlerine, siyaset, yönetim, devlet başkanı ve halkın yararı, iktidarın korunması, halifeye itaat edilmesi hususlarıyla ilgili, değinmedik hiçbir konu bırakmamış; hepsine dair öğütlerde bulunmuştur. Abbâsî Halifesi Me'mûn (786-833)
İnsanlar bu kitapçığı güzel bulmuş ve onu elden ele dolaştırmışlardır. Ünlü tarihçi İbn Kesîr (1301-1373)
Tahir b. Hüseyin'in, Halife Me'mûn tarafından vali olarak atanan oğluna yönelik kaleme aldığı bu tavsiyeler, bir yöneticinin dikkat etmesi gereken ilkeler konusunda yazılmış en iyi örneklerden biridir. O, bu meşhur kitapçıkta, oğluna, yeni görevlerinin ifasında ihtiyaç duyacağı bütün dinî ve ahlaki konular, dinî hukuka dayalı siyasi ilkeler ve iktidarın doğasına ilişkin kurallar hakkında tavsiyelerde bulunmakta, onu hiçbir devlet adamının ve hatta sıradan bir insanın ilgisiz kalması düşünülemeyecek ifadelerle erdem ve iyilikleri gerçekleştirmeye teşvik etmektedir. Hukukçu siyasi düşünür İbn Haldûn (1332-1406).
Eser; devlet başkanları, bakanlar, komutanlar ve hâkimler için gerekli tavsiye ve ödevleri içermektedir. Şeyhülislam Damadzâde Ahmed Efendi ( 1665-1741)
Tahir b. Hüseyin, kitapçığında, yönetim etiğinin ve ideal yöneticinin teorik çerçevesini sunmaktadır. İngilizsever tarihçi ve oryantalist Clifford Edmund Boswort (1928-2015)
Mehmet Münip Babur Düşünce kuruluşları dünyada bir asrı, Türkiye'de yarım asrı geride bırakmışlardır. Batı'da özellikle ABD'de çok etkili kuruluşlar hâline gelmişlerdir. Küreselleşme süreciyle birlikte Küre üzerinde yayılmış ve sayıları ciddi şekilde artmıştır. Bu kuruluşların, Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren etkileri, görünümleri ve sayıları dikkate değer oranda artmıştır.
Böylesine önemli bir konuyu ele alan bu çalışma, sosyal bilim alanlarının farklı disiplinlerinde çalışan bilim insanlarını, toplumun okuryazar (literati) kesimini ve daha genel olarak tüm toplumu okuyucu kitlesi olarak hedeflemiştir.
Bu çalışma, Türkiye'de düşünce kuruluşları üzerine yapılan en kapsamlı ve alanında öncü doktora çalışmalarından birinin kitaplaştırılmış hâlidir. Kitap çalışması, alandaki güncel gelişmeler kapsamında en son verilerle güncellenmiştir. Bu hâliyle gerek işin uzmanlarına gerekse konuya ilgi duyan genel okura, kapsamlı bir literatür çalışması ve saha görüşmeleriyle desteklenmiş zengin bir içerik sağlamaktadır.
Çalışmada, öncelikle genel itibarıyla düşünce kuruluşlarının tanımları, tarihsel süreçleri ve tipolojileri ele alınmıştır. Ardından Türkiye'de düşünce kuruluşlarının karşılaştıkları sorunlar ele alınmış ve paydaşlarla ilişkilerine değinilmiştir. Ayrıca dünyada ve Türkiye'de bu kuruluşların genel görünümüne ilişkin güncel verilerle desteklenen bir resim ortaya konulmuştur. Daha sonra farklı bağlamlar üzerinden bilgi, iktidar ve politika alanının inşasında üstlendikleri rol ve işlevlerine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Nihayet çalışma, kapsamlı bir sonuç ve değerlendirmeyle sona erdirilmiştir.
Ramazan Şengül Devlet/yönetim faaliyetleri kamu gücü icra edilerek toplum adına yerine getirildiğinden vatandaşların ilgi alanındadır. Yönetsel faaliyetler içinde bulunulan dönemin hakim felsefesinin etkisi altında yürütülürler. Demokrasinin gelişimine paralel olarak günümüz bilgiiletişim çağında geleneksel yönetimin gizlilik anlayışı güçlü şekilde eleştirilmektedir. Bu süreçte kamu yönetimlerinin şeffaflaşması gereği daha vurgulu şekilde dile getirilirken şeffaflık üzerine kurulu yeni yönetim kültürü yükselen değer olmaktadır. Bu kapsamda çalışmamız, kamu yönetiminde geleneksel yönetim kültüründen yeni yönetim kültürüne geçiş sürecini şeffaflık bağlamında inceleme konusu yapmaktadır.
İsmail Sarp Aykurt Propaganda ve ideoloji, gündelik yaşamda “tehlikeli” olarak kategorize edilen ve ön yargılarla yaklaşılan iki fenomen olarak öne çıkartılır. Ancak aslında, kavramlar üzerinde bu “tehlikelilik” algısını yaratan, iktidar ilişkileri olduğu kadar buna yaslanan baskın sınıfsal söylemler ve tarihsel deneyimlerdir.
Bu çalışma; propaganda ve ideoloji arasındaki diyalektik ilişkiyi savaş düzleminde ele alıp kavramın “kirlendiği”, tahribat ve tortu ürettiği düşünülen kritik dönemlerden olan 1939-1945 momentini yani İkinci Dünya Savaşı'nı merkezine almaktadır.
Yine çalışma, ideolojilerin çatışma alanı hâline gelen ve teamüller dışı bir siyasi karmaşa hâlinin de eşlik ettiği İkinci Savaş'a değinmekle birlikte psikolojik savaş unsurları, algı yönetimi ile farklı propaganda ilke ve tarzlarının toplumların düşünüşlerini şekillendirdiği bir altüst oluş dönemini “afişler üzerinden” görerek dönemin günümüzle olan tarihsel ilişkisini düşünmeyi önermektedir.
Araştırma, İkinci Savaş'ı önceleyen dönemi de inceleyerek propagandanın savaş konjonktüründe ideolojilerle birlikte kapsamlı bir güce dönüştüğü tespit etmekte ve dönemin günümüze önemli bir birikim ve tarihsel miras devrettiğinin yadsınamaz olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Son tahlilde kitap, bir referans çalışma olma iddiası taşıdığı kadar savaşta kamplaşan ülke ve güç odaklarının siyasal propagandaları ve afişlerinin karşılaştırmalı analizinin güncel bir önem taşıdığının altını çizerken buna, toplumlara “kötücül” olarak zerk edilen tarihsel kavramların güncel kullanımlarına ilişkin bir sorgulamanın da eşlik etmesi gerektiği konusunda ısrar etmektedir.
Abdullah Metin, B. Mert Demir, Erdem Ayçiçek, Fatih Kocaoğlu, Fatih Şahin, Fatma Gül Gedikkaya, İbrahim İrdem, Kenan Polat, M. İlker Haktankaçmaz, Merve Suna Özel Özcan, Metin Özkaral, Nail Öztaş, Ömer Gündüz, Selman S. Kesgin, Süleyman Sıdal, Tuğçe Gür Türkdoğan, Turgay Altun, Vildan Armağan, Yalçın Murgul, Yıldırım İbişoğlu Bürokrasi, sanılanın aksine, çok yaygın bir olgudur; bir örgütlenme, iş yapış biçimidir ve yeryüzünde bürokratik olarak örgütlenmemiş bir devlet örneği yoktur. Devletler dışında, özellikle Sanayi Devrimi sonrası büyüyen ve özellikle kitle üretimi yapan fabrikaların, hizmet örgütlerinin, finansal kuruluşların, üniversitelerin neredeyse tamamı az ya da çok bürokratik örgütlenme biçimini ve işleyişini uygulamış ve günümüzde uygulamaya da devam etmektedir.
Bürokrasi gibi hakkında pek çok şey yazılmış ve yapılmış bir konuda literatürü derleyen ve eldeki klasik malzemeyi işleyerek üzerine az da olsa bir şeyler ekleyen kaynak bulmak oldukça zordur. Bürokrasi hakkında pek çok şeyi tespit ve tasnif ederek okurlarına derli toplu bir başvuru eseri takdim etmek ve alandaki boşluğu doldurmak bu kitabın ortaya çıkış amacıdır.
Kamu yönetimi, siyaset bilimi, kamu politikası ve örgüt ve yönetim alanı başta olmak üzere pek çok disiplinin ilgi alanına giren bürokrasinin çok farklı tanımları ve açıklamaları yapılmıştır. Farklı tarih dönemlerinin özellikleri, yazarların benimsedikleri değer ve ideoloji setleri, tanımların ve açıklamaların üzerine inşa edildikleri varsayımları ve dolayısıyla tanımları ve açıklamaları kökten etkileyebilmektedir. Bu durum elinizdeki kitabın neredeyse her bir bölümünde görülebilmektedir: Bürokrasi kimi bakış açılarında en üstün ve en etkin bir örgütlenme, yönetim ve üretim biçimiyken, diğerlerinde hantallığın, israfın beceriksizliğin sebebi olarak görülmektedir; yine bazılarında kamu hizmetlerinde eşitlik ve adaleti ve hatta kalkınmayı sağlamanın kestirme ve başarılı yolu olarak görülürken, diğer bazılarında egemen sınıfların toplumu sömürme aracı olarak takdim edilmektedir. Kitap, bu farklılıklara birincil kaynaklardan hareketle eşit muamele etmeyi gözeten bir başvuru kaynağı olma niyetiyle yazılmıştır.
Yaşar Okur Su eser, sadece okunmayacak, anlatılanların içinde yaşanılacak, yakınlarında
yaşananların farkına varılmasına ışık tutarak “Bunu da kaçırmamalıymışım!”
dedirtecek bir eser. Esprili, cesur, farklı, içerik, anlam ve yorumlama boyutlarıyla
zengin, içinizden bir ses... Hayatta çalışma, bilgi ve farkındalık kadar zeki ve zevkli
bir bakışla eğlenmeyi de ihmal etmemeli. Mevkiinizi, unvanınızı, statünüzü, işlem,
duygu, anlama körlüğü yapabilecek ne varsa hepsini atın bir kenara... Bu eserde,
içinizden geldiği gibi okuyun yaşanmış olayları ve bazen de kendinizi.

Prof. Dr. Hamza Ateş


Zevkle okuyacağınız, elinizden bırakamayacağınız bilgi, tecrübe, uzmanlık, bilgelik
ve irfan ile yoğrulmuş nadir ve çok kıymetli bir eser... Yönetim ve denetim alanında
farklı bir üslup ve orijinal olaylar... Herkesin ve her kesimin anlayabileceği keyifli ve
eğlenceli bir dille konular ve olaylar ancak bu kadar güzel ve akıcı anlatılabilirdi!
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümlerinin fildişi kulelerinde anlatılan
kuramsal, kavramsal ve akademik konularla, bürokratik işleyişte, rutin idari
hizmetlerin sunumunda ortaya çıkan sorunlar, zorluklar ve olaylar arasındaki
uçurumların farkına varacağınız bir kitap...
Uzun söze gerek yok: Sadece okumayacak, kendinizi olayların içinde
hissedeceksiniz...

Prof. Dr. Ahmet Nohutçu


“Yok artık, bu da olmaz!” diyeceğiniz çok sayıda yaşanmış olay ile sıkmayan,
eğlenceli ve kısa yorumlar... Hepsi tadında, kıvamında, bir solukta
okuyabileceğiniz tarzda ve ufuk açıcı...

Mustafa Bayram
BASKİ (E) Gefiel Müdürü
Yaşar Okur Bilgi, tecrübe, espri, eğlence, merak, kızgınlık, öfke, farklı bakış açıları, eleştiri, öneri… Hepsi iç içe. Deli dolu bir anlatım, değerli bir eser…
DEVLET E. BAKANI HASAN GEMİCİ
Allah dağına göre kar verir. O yüzden korkmadan ve şikâyet etmeden öz güven ile ilerlemek gerek.
DEVLET TİYATROLARI GENEL MÜDÜRÜ, OYUNCU, YÖNETMEN, SENARİST, SESLENDİRME SANATÇISI TAMER KARADAĞLI
İçindeki çocuğu hayatın getirdiği ağır mecburiyetlere, yılların zorluğuna ve bürokrasinin kurallarına teslim etmeyen, ahlaklı muzipliği ile sorumluluklarını çekilir kılan, farkındalığı yüksek, herkesin mütebessim bir ifade ile tek solukta okuyacağı bir eser olmuş…
SİNEMA OYUNCUSU KAAN GİRGİN
Orijinal olaylar ve orijinal bir anlatım yöntemi. Kesinlikle farklı… Esprili, eğlenceli, merak uyandırıcı, özgün, ufuk açıcı…
PROF. DR. HAMZA ATEŞ
Bürokrasiye içerden, espri ve eğlencesiyle tadında,
samimi bir bakış.
E. GENEL MÜDÜR İSMAİL HAKKI TEMİZKÖK
Bürokrasi okuryazarlığının kitabı…
TRT HABER MÜDÜRÜ ERDEN KARAOĞLU
Tahammül kalmadı akla, söze, saza
Her şeyi kendimize benzettik, yok tasa
Adem Ceren, Ali Ekşi, Ayşen Seymen Çakar, Bengi Su Şen, Cumhur Olcar, Emin Koç, Fatma Gündüz, Gökhan Tenikler, Hayriye Şengün, Hüseyin Avunduk, İlknur Türkseven Doğrusoy, Kıvanç Demirci, Olcay Çelenk, Önder Bozkurt, Samet Dinçer, Sevda Demiröz Yıldırım, Sinem Utanır Altay, Volkan Göçoğlu, Zehra Başhan Seçilmiş araştırma konularının yer aldığı bu kitapta, farklı yönleriyle Covid-19 pandemi olgusu incelenmektedir. Ölümcül etkilere sahip salgın konusu, ucu açık bir konu olup etki ve tepki ilişkilerinin incelenmesi, disiplinlerarası, kurumlar arası ilgiyi, başka bir ifadeyle derinlemesine araştırmaları gerektirmektedir. Bu çalışmanın temel konusu olan virüs vakalarının farklı değişim ve dönüşümlerle devam edeceği riskine ilişkin “Coronalı Yeni Dünya Düzeninde”, güvenli ortamlar ve “akıllı toplum” ilişkilerinin nasıl düzenleneceği konusu önemlidir. Stratejik plan düzeyinde yerelden başlayan ulusal ve uluslararası boyuta geçen bilgi birikiminden yararlanmak, her zaman etkin kamu yönetimi açısından önemlidir. Kitabın okuyucuya ve ilgililere faydalı olmasını dileğiyle...
Berat Akıncı Türkiye'de alternatif hükümet sistemi tartışmaları uzun yıllar önce başlamış olmasına rağmen 2007 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi ve hemen akabinde Anayasa Mahkemesi'nce verilen “367 Kararı” belirleyici olmuştur. Bu andan itibaren yapılan anayasa değişiklikleri mevcut krizi çözmeye yeterli olmuş ise de; 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında fiiliyatta oluşan yeni durum, uygulanmakta olan parlamenter sistemin özünden sapmalara yol açmıştır. Nihayetinde bütün bu tartışmalara 15 Temmuz FETÖ darbe girişimi sonrasında Yenikapı ruhuyla bir araya gelen ve yeni hükümet sisteminin tasarlayıcıları olan Ak Parti ve MHP birlikte son vermiştir. Her iki partinin de desteğiyle 21 Ocak 2017 tarihinde meclise sunulan anayasa değişiklik paketinde, temelde başkanlık sistemi üzerinde yükselen Türkiye'ye özgü yeni bir hükümet sistemi dizayn edilmiştir. Parlamenter sistemin ortaya koyduğu olumsuz performansın ortadan kaldırılması ve siyasi istikrarın sürdürülebilir olmasını önceleyen yeni sistem, meclisten geçerek 16 Nisan 2017 tarihindeki referandumla halk tarafından kabul edilmiştir. Tüm bu süreçlerin ayrıntılı bir şekilde ele alındığı çalışmada; 2007 Anayasa değişikliği sonrasında başlayan tartışmalardan sistemin tam manasıyla uygulandığı 24 Haziran sonrasına kadar hükümet sistemi üzerine yapılan tartışmalara geniş yer verilmiştir. Bu kapsamda cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yasama, yürütme ve yargı erkleri üzerindeki etkileri ile devletin idari yapısında meydana gelen değişim ve dönüşüm de ayrıca incelenmiştir. Nihayetinde yeni hükümet sisteminin uygulamadaki birinci yılında ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri objektif bir şekilde değerlendirilerek, güncel sistem tartışmalarına ışık tutacak bir eser ortaya koyulmuştur.
Ahmet Nohutçu, Ahmet Özkan, Bayram Coşkun, Çiğdem Pank Yıldırım, Enes Yörükoğlu, Fahrettin Burak Yerlikaya, Fatih Güler, Fatih Yaman, Hamza Ateş, Hüsamettin İnaç, Kübra Öztürk, Mustafa Arslan, Mustafa Lamba, Nahide Işıl Çetinkaya İstikbal, Ömer Keskinsoy, Özcan Sezer, Öznur Yavuz, Sezai Öztop, Süleyman Tülüceoğlu, Yakup Altan, Yusuf Uysal, Zehra Namlı 2017 Nisan ayı itibarıyla düzenlenen referandum ve Haziran 2018 seçimleri neticesinde Türk kamuoyunun kahir ekseriyetinin onayını alan cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, Türkiye'nin, şekillenmekte olan yeni dünya düzenine bir cevabı ve değişen küresel siyasete anlamlı bir adaptasyon çabası olarak okunmalıdır. Yüz yılda olması gereken hadiselerin, on yılda gerçekleştiği, dünyanın daha hızlı döndüğü ve dondurulmuş ihtilafların, bir bir savaşa dönüştüğü bir dönemden geçmekteyiz.
Buna ilaveten pandemi ve depremler başta olmak üzere doğal afetlerin, iklim krizi ve küresel ısınmayla katlanarak yaygınlaştığı, ulusal güvenliğin, gıda güvenliğinden enerji güvenliğine ve hatta uzay güvenliğine kadar geniş bir alanda tanımlandığı ve dış politikada ittifak ve düşmanlıkların baş döndürücü bir hızla değişim ve dönüşüm gösterdiği, içinden geçtiğimiz dönem, Türkiye'nin parlamenter sistemle yoluna devam etmesini imkânsız hâle getirmiştir. Bu bakımdan yeni sistem, pek çok alanda idari açıdan büyük değişiklikleri pratiğe yansıtmıştır. Bu eser, bu farklılıkların kamu yönetimine bakan kısmına odaklanmaktadır.
Nitekim cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde, cumhurbaşkanına cumhurbaşkanlığı kararnamesi yetkisi verilerek kamu yönetimi alanını tanzim imkân verilmiştir ki cumhurbaşkanı, bu kararnamelerle kamu tüzel kişiliği kurabilmekte, bakanlıkları ve pek çok kamu kurumu ve kuruluşlarının yapısı ve işleyişini düzenleyebilmektedir. Kamu yönetiminin etkin ve verimli işleyişi açısından ve daha etkin kamu politikalarının oluşumu ve uygulanması bakımından son derece önemli olan üst düzey kamu yöneticilerini de bu yetkisiyle atamakta ve görevden alabilmektedir. Cumhurbaşkanı, bu yetkisi sayesinde beş yıl boyunca politika, plan ve programlarında destek alabileceği üst düzey kamu yöneticilerini tayin etmektedir.
Bora İyiat, Erol Başaran Bural, Halil Aydınalp, Hatice Varol, Hazel Çağan Elbir, Merve Önenli Güven, Nail Elhan, Oğuzcan Acar, Ömer Çona, Semanur Bilgiç Çiftçi, Serhat Erkmen, Şeyda Öcal Arslan, Tuncer Beyribey, Tutku Dilaver Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana Cumhuriyet’e yönelik isyan, ayaklanma ve terörizm tehdidi devam etmektedir. Genç Cumhuriyet’in ilk yıllarında daha çok ayaklanma ve isyan şeklinde ete kemiğe bürünen ayrılıkçı ve laiklik karşıtı tehdit, zaman içinde biçim değiştirmiştir. Türkiye; etnik, ayrılıkçı, ideolojik, radikal din motifli olmak üzere neredeyse bilinen tüm terörizm türlerine maruz kalmıştır. Bu tehdide karşılık Türkiye Cumhuriyeti, on yıllardır terörizmle mücadele etmek için her türlü çabayı sarf etmektir. Güvenlik güçleri ve devletin diğer ilgili tüm kurumları, güvenliğin sağlanması için üzerlerine düşenleri yaparlarken Türk akademisi de terörizm konusunda daha kapsamlı ve sistematik bir çalışma sürecine girmiştir. Bu kapsamda, elinizde bulunan kitapta, Türkiye’de terörizm olgusu ve Türkiye’nin terörizmle mücadelesinin farklı boyutları tartışılmıştır. Kitabın ana fikri, Cumhuriyet’in yüz yıllık onurlu hikâyesinde, terörizm ve terörizmle mücadele süreçlerinin nasıl şekillendiğini anlamaktır. Bu çerçevede, kitapta; Türkiye’de terörizm çalışmaları, farklı boyutlarıyla PKK ve ASALA terör örgütleriyle mücadele ile Türkiye’nin dinî motifli ve radikal devrimci terörizmle mücadelesi konularında birbirinden eşsiz çalışmalar yer almaktadır.v
Abdullah Aydın, Ahmet Furkan Özyakar, Buket Ökten Sipahioğlu, Cenay Babaoğlu, Ekrem Yaşar Akçay, Esra Banu Sipahi, Faruk Karaarslan, Faruk Temel, Fatih Türedi, Fikret Çelik, Hakan Candan, Hasan Hüseyin Akkaş, Hayati Ünlü, Hikmet Salahaddin Gezici, Kamil Şahin, Kemal Gökçay, Levent Yiğittepe, M Sümeyye Özbayrak, M. Cemal Şahinoğlu, Mustafa Burak Çelebi, Mustafa Kocaoğlu, Nur Zeynep Balaban, Onur Önürmen, Ömer Fuad Kahraman, Önder Aytaç Afşar, Önder Kutlu, Sefa Usta, Selçuk Kahraman, Selim Hilmi Özkan, Sema Müge Özdemiray, Tevfik Orkun Develi, Tuğba Altun, Vasfiye Çelik, Yasin Taşpınar, Yiğit Anıl Güzelipek, Yunus Şahbaz, Yusuf Sayın Uzun soluklu müşterek bir çabanın ürünü olan Çağdaş Siyasal Akımlar kitabı, Türkçe literatürde yer edinmiş birkaç çeviri eser hariç olmak üzere konuları kapsamında ve yazar portföyüyle alanında ilk olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden farklı bilim dallarına mensup akademisyenleri buluşturan bu interdisipliner çalışma, ilk, orta ve son dönem siyasal ideoloji ve düşünceleri cem etmesi yönünden ayrı bir değer taşıyor. Kitabı alanında seçkin bir yere oturtan en temel nitelikse uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, sosyoloji, kamu yönetimi ve iletişim gibi bilim disiplinlerini buluşturan bir çalışma olmasıdır. Bu yanıyla da anılan alanlarda eğitim gören veya uzmanlaşmak isteyen ya da ders anlatımlarında kaynak kitap olarak istifade etmek isteyenler için bir başucu kaynağı olma iddiası taşıyor. Liberalizmden sosyalizme, muhafazakarlıktan faşizme, kapitalizmden sosyal demokrasiye kadar alanın çok temel tartışmalarını yeni ve güncel perspektiflerle ele alan kitap; İslamcılık, sekülerizm, çevrecilik, Arap milliyetçiliği gibi literatürün pek de değinmediği konuları ayrıntılı olarak işlemiş olup modern döneme ait askeri vesayet, Hindu milliyetçiliği, göç, dijitalleşme ve kamu yönetiminde dijital dönüşüm gibi son derece önemli ve yeni konulara muhtevi olması yönünden de son derece dikkat çekicidir. Son olarak insanlığın içinden geçtiği salgın döneminde küresel siyasetle birlikte pandemi konusunu işlemiş olması da çalışmanın güncelliğini kanıtlayan özellikler arasında yer almaktadır. Bilim dünyasına hayırlı olması dileğiyle…
Ahmet Nohutçu, Alaeddin Yalçınkaya, Bilgen Sütçüoğlu, Burcu Taşkın, Can Uyar, Ceren Ece Göcen, Dilek Canyurt, Ebru İlter Akarçay, Fatih Bayram, Hakkı Hakan Erkiner, Indira Phutkaradze, M. Tahir Kılavuz, Mehmet Dalar, Meral Balcı, Merve Hazer Yiğit Uyar, Sezgi Durgun Özkan, Zeynep Bostan Modern toplumlarda, kökleri çok eskilere kadar gidebilen farklı siyasal rejimler var olmakla birlikte “Bir siyasal sitem nasıl işlemektedir?”, “Bir siyasal rejimin oluşmasındaki etkenler nelerdir?”, “En doğru yönetim biçimi nedir?”, “Meşru gücü kim kullanacak?”, “Kaynaklar nasıl dağıtılacak?”, “Siyasal rejim ne olursa olsun üç temel işlev olan; yasama, yürütme ve yargı nasıl düzenlenecek?” gibi konu ile ilgili temel sorular, hâlen cevaplanmaya çalışılmaktadır. Bütün bu soruların yanında insanların “en ideal yönetim” arayışları devam etmekte, siyasetin düzenleme biçimi de sürekli değişmektedir.
Çağdaş Siyasal Sistemler kitabında yukarıdaki sorulara teorik bir çerçeve üzerinden cevap aranmaktadır. Modern toplumlardaki siyasal yönetim biçimleri, siyasal sistemlerdeki iktidar dağılımının yanı sıra hükümet sistemleri ile devlet şekilleri, örnek devletler ve hükümetler üzerinden ele alınmaktadır. Bu kapsamda; parlamenter sistem, başkanlık sistemi ve yarı başkanlık sistemi, günümüzde çokça tartışılan otoriter ve totaliter sistemler, sultancı rejimler, üniter devlet, federal devlet ve konfederasyon modelleri, oydaşmacı ve müzakereci demokrasi modelleri İngiltere, ABD, Fransa, Almanya, Belçika, Lübnan, Irak ve Türkiye gibi ülkeler üzerinden incelenmiştir. Modern siyasal rejimlerin öğrenilebilmesi açısından faydalı olması için kurgulanan kitaptaki bölümler, alt başlıklarla zenginleştirilmiş ve bölüm sonuna tartışma soruları eklenmiştir.
Siyaset biliminde uzman isimlerin yazdığı bölümlerden oluşan Çağdaş Siyasal Sistemler kitabı, Türkçe literatüre önemli katkılar sunarken araştırmacılar ve öğrenciler için önemli bir kaynak olacaktır.
Burak Gümüş, Büşra işgüzar, Gökhan Tuncel, Hasan Buran, İsmail Ermağan, Melek Busem Öztekin, Mustafa Karaman, Oğuzhan Göktolga, Sami Zariç, Süleyman Ekici, Yahya Gençay Siyasal sistemlerin biçimsel çerçevesi, ilgili ülkenin anayasası ve yasalarınca belirlendiğinden, siyasal rejimin genel özellikleri ve işleyişi konusunda belirli ölçüde fikir sahibi olunabilmektedir. Ancak bir ülkenin anayasa ve bazı temel yasaları yanında o ülkenin tarihi, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerine, siyasal partilerine, parti sistemine, seçim sistemine, baskı ve çıkar gruplarına da bakmak, siyasal sistemin o ülkedeki işleyişi konusunda daha doğru, daha tutarlı analiz yapabilme düzeyimizi daha da arttırabilecektir.
Bu çalışma; birbiriyle belirli ölçüde bağlantılı, belirli ölçüde bağımsız iki ciltten oluşturulmuştur. Bu ilk ciltte; devlet, devlet kuramları, devletin unsurları, demokrasi, yasama, yürütme, yargı, seçim, seçim sistemleri, baskı ve çıkar grupları ile parti sistemleri kuramsal açıdan ele alınmaktadır. Daha sonra siyasal rejimler ve alt türevlerine uygun düşecek ülke uygulamalarına yer verilmektedir. Güçler birliğine dayalı sistemlerden Meclis Hükümeti Sistemi’ne kısmi örnek olarak İsviçre uygulamasına yer verilmektedir. Güçler ayrılığına dayalı siyasal sistemlerden parlamenter sistemlerin Meşruti Monarşili Parlamenter Sistem örneği olarak İngiltere, İsveç ve Suudi Arabistan ülke uygulamalarına ve Cumhuriyetli Parlamenter Sistem örneği olarak Almanya, İtalya ve Güney Afrika Cumhuriyeti ülke uygulamasına yer verilmektedir.
İkinci ciltte ise güçler ayrılığına dayalı sistemlerden yarıbaşkanlık sistemlerinin beş alt türevi ile ilgili 10, başkanlık sistemlerinin alt türevleri ile ilgili 4 farklı Başkanlık Sistemi’ne ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yer verilecektir.
Okuyucuya yararlı olması dileğiyle...
Albayrak, Ayça Beyoğlu, Büşra İşgüzar, Cantürk Caner, Elif Göksu, Emel Poyraz, Hasan Buran, Leyla Kahraman, Mehmet Durgut, Melek Sayın, Okan Akpınar, Osman Ağır, Senem Demirkıran Siyasal sistemlerin biçimsel çerçevesi, ilgili ülkenin anayasası ve yasalarınca belirlendiğinden siyasal rejimin genel özellikleri ve işleyişi konusunda belirli ölçüde fikir sahibi olunabilmektedir. Ancak bir ülkenin anayasa ve bazı temel yasaları yanında o ülkenin tarihi, coğrafi, sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerine, siyasal partilerine, parti sistemine, seçim sistemine, baskı ve çıkar gruplarına da bakmak, siyasal sistemin o ülkedeki işleyişi konusunda daha doğru, daha tutarlı analiz yapabilme düzeyimizi daha da arttırabilecektir.
Bu çalışma; birbiriyle belirli ölçüde bağlantılı, belirli ölçüde bağımsız iki ciltten oluşturulmuştur. İlk ciltte; devlet, devlet kuramları, devletin unsurları, demokrasi, yasama, yürütme, yargı, seçim, seçim sistemleri, baskı ve çıkar grupları ile parti sistemleri kuramsal açıdan ele alınmaktadır. Daha sonra siyasal rejimler ve alt türevlerine uygun düşecek ülke uygulamalarına yer verilmektedir. Güçler birliğine dayalı sistemlerden Meclis Hükümeti Sistemi’ne kısmi örnek olarak İsviçre uygulamasına yer verilmektedir. Güçler ayrılığına dayalı siyasal sistemlerden parlamenter sistemlerin Meşruti Monarşili Parlamenter Sistem örneği olarak İngiltere, İsveç ve Suudi Arabistan ülke uygulamalarına ve Cumhuriyetli Parlamenter Sistem örneği olarak Almanya, İtalya ve Güney Afrika Cumhuriyeti ülke uygulamasına yer verilmektedir.
Bu ikinci ciltte ise güçler ayrılığına dayalı sistemlerden yarıbaşkanlık sistemlerinin beş alt türevi ile ilgili 10, başkanlık sistemlerinin alt türevleri ile ilgili 4 farklı Başkanlık Sistemi’ne ve Türkiye'deki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yer verilmektedir.
Okuyucuya yararlı olması dileğiyle...
Kemal GÖRMEZ Bir bilgenin “Tabiatın insanoğlundan intikamı” diye tanımladığı ekolojik sorunlar, bugün insanoğlunun karşılaştığı temel sorunlar arasındadır.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren insanlığı tehdit eden sorunlardan biri hâline gelen çevre sorunları, kökü çok eskilere uzanmasına rağmen, genelde Sanayi Devrimi’nin sonucunda hissedilir hâle gelmiştir. O zamandan bu yana da sürekli artarak büyük boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda geliştirilen tedbirlere rağmen henüz pek çok insan gelecekten ümitli değildir. Önceleri sadece kirlenme olarak algılanan ve gün geçtikçe toplumsal hayatın bütün alanlarını kapsayan bu sorun üzerinde tartışma ve araştırmalar gittikçe yoğunlaşmaktadır.
Bu kitap, esas olarak öğrencilerin ekoloji ve çevre sorunları ile ilgili kaynak ihtiyacını karşılamak amacıyla yazılmıştır.
Mücahit Navruz, Ali Şahin Terörizmle mücadele yalnızca askeri ve istihbari metodlara indirgenemeyecek kadar kapsamlı bir konudur. Kentsel terör gibi mekan, aktör, hedef ve mücadele yöntemlerinin bulanıklaştığı bir alanda ise çevresel tasarım, askeri ve istihbari metodları tamamlayan/kolaylaştıran bir araç halini almaktadır. Yakın geçmişte Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli kentsel terör dalgasını teşkil eden ‘hendek çatışmaları’ sürecini, Diyarbakır Suriçi örneğindeki yansımalarından hareketle ele alınan bu çalışma, kentsel terörle mücadelede çevresel tasarımın önemini vurgulaması açısından özgün bir niteliktedir.
Adnan Abdulvahitoğlu Küreselleşmenin, nüfus artışının ve teknolojideki hızlı değişimin getirdiği dinamik ortam; ülkelerin iç ve dış güvenlik algılarının belirsizleşmesine ve güvenlik paradigmalarının değişmesine neden olmaktadır. Bu nedenle kamu düzeni ile ulusal güvenliğe yönelik tehditler de hızla farklılaşmakta; terörizm, ayrılıkçı ve bölücü hareketler, etnik ve dini çatışmalar, göçmen kaçakçılığı, uluslararası organize suçlar vb. asimetrik tehditler, yeni değişkenler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu husus güvenlik algılarının da büyük ölçüde değişmesine neden olmaktadır. Bununla birlikte hızla artan dünya nüfusunun ihtiyaç duyduğu kaynaklar da hızla tükenmekte, insanların ihtiyaçlarının karşılanamaması nedeniyle ortaya çıkan toplumsal kargaşa ve ekonomik sorunlar kamu düzeninin bozulmasına neden olmakta, teknolojik gelişmelere paralel olarak artan suç ve suç çeşitleri, ülkelerin en önemli güvenlik sorunu hâline gelmektedir.
Ayrıca, hâlen dünya genelinde etkili olan Covid-19 salgını ve meydana gelen deprem, sel vb. doğal afetler birtakım olağanüstü tedbirlerin alınmasını gerekli kılmaktadır. Türkiye'de iç güvenlik ve kamu düzeni polis, jandarma ve sahil güvenlik birimlerince, sorumluluk bölgelerinde karakollar vasıtasıyla sağlanmaktadır. Bu çalışmada, jandarma karakollarının kuruluş yerleri, Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemleri tabanlı Karma Tam Sayılı Programlama ile belirlenerek, sezgiler ve duygulardan uzak en uygun karar verilmeye çalışılmıştır. Daha sonra tespit edilen kuruluş yeri, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) kullanılarak analiz edilip, son zamanlarda önemi hızla artan afetsellik konusu da ele alınarak optimum yerleşim yeri seçimi ile jandarma karakollarının 7/24 kesintisiz, en etkili ve en hızlı hizmeti vermesi amaçlanmıştır.
Başak Turna, Erdem Kaftan, Haydar Efe, Kadriye Okudan Dernek, Nursel Durmaz Bodur, Perihan Polat, Pınar Uz Hançarlı, Umut Bekcan, Utku Aybudak 1945-1960 arası dönem, Türkiye Cumhuriyeti’nin Batılı anlamda parlamenter demokrasiye geçişi deneyimlediği yıllardır. Çok partili hayata geçiş kararı Türkiye için sadece rejim üzerinde bir değişikliği değil aynı zamanda ekonomik, kültürel ve demografik alanlarda hızlı bir değişim sürecini de ifade eder. Bu amaçla, ülkenin geçirdiği hızlı değişim sürecini, siyaset ve uluslararası disiplinleri içinden gelen çalışmalarla açıklamaya çalışan "Çok Partili Hayatın Erken Döneminde Türkiye’de Siyasal Hayat (1946-1960)" isimli bu kitap, bahsi geçen dönemin çeşitli iç ve dış siyaset ile ilgili gelişmelerini çok boyutlu ortaya koymaya çalışmıştır. Çok partili hayatın erken dönemini siyasal hayat açısından kapsamlı bir değerlendirmeye tabi tutan bu kitabın, siyasal hayatın en dikkat çeken dönemini aydınlatmada okurlara keyifli bir okuma imkânı sunacağını düşünmekteyiz.
Pelin DÜNDAR Kaliteli, zamanında ve uygun maliyetli sonuçlar elde edebilmenin yolu bütünün onu oluşturan parçalardan daha fazla anlam yüklü ve bir o kadar da değerli olduğunu idrak etmekten geçmektedir.
Bütünü temsil eden sinerji; nefes aldığımız her nokta da keza doğanın her kesitinde mevcuttur. Dikkatli yapılan gözlemlemeler, bileşenlerin, parçaların, unsurların hatta ve hatta canlıların birbirlerinden aldıkları güçle çok daha büyük oluşumlara zemin hazırlayabildikleri gerçeğini göstermektedir.
Çözümlerin Ortak Şifresi: Sinerji ismini verdiğim bu kitap; altı çizilen rasyonel gerçekliğe dikkatleri çekmek ve pek çok soruna çözüm getirme noktasında da sinerji olgusunun adeta ortak bir şifre vazifesi gördüğü gerçeğini, seçilen farklı konulara bağlı kavramlar ve örnekler paralelinde irdelemek gerekçesiyle yazılmıştır.
Belirlenen konuya ilişkin sinerji hususunda hassasiyet gösterilmesi gereken bazı noktalar da değişmekte hiç şüphesiz. Ancak bunları öğrenmek veya anımsamak için sayfaları çevirmek gerekmekte…
Ayhan Selçuk - Mustafa Şeker Hemen her basın yayın organı, kendilerinin “bağımsız”, “tarafsız”, “demokratik”, “herkese/her siyasi görüşe eşit mesafede duran” vs. bir yayın politikası izlediklerini ifade etseler de, idealize edilmiş bir yayıncılık anlayışına tekabül eden bu sözlerin pratikte karşılık bulduğunu söylemek oldukça güçtür. Son yıllarda, “Yandaş Medya”, “Yoldaş Medya” ya da “Laik/çi Medya”, “Dinci Medya” nitelemelerinin dolaşıma girdiği bir medya düzenine evrilen Türkiye koşullarında bunu söyleyebilmek daha da güçleşmiştir.
17 Mayıs 2006'da yaşanan Danıştay saldırısı, Türk medyası açısından bu anlamda önemli bir kırılma noktası oluşturmuş, deyim yerindeyse Türk toplumu, “birinin ak dediğine, diğerinin kara dediği” bir medya gerçekliğiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu kitapta, Türkiye'de bazı olaylar üzerinden yapılan rejim tartışmalarının Danıştay saldırısı haberleri üzerinden ne tür söylemlerle tekrar dolaşıma sokulduğu, egemen güçler arasındaki mücadelenin bir terör olayının haberleştirilmesinde ne kadar görünür hâle geldiği, başka bir deyişle ideolojik farklılıkların haber sunumlarında ne denli etkili olduğu gibi hususlar tartışılmaya çalışılmıştır.


Osman Nacak Geçmişten günümüze devletler, pek çok alanda birçok kamu politikası oluşturmaktadır. Geçmişte, geleneksel kamu yönetimi anlayışının egemen olduğu dönemde, devlet içi aktörlerin politika yapım sürecinde çok daha etkin olduğu görülmektedir. Fakat yönetim anlayışında yaşanan değişimle birlikte politika yapım sürecinde de bir değişimin yaşandığını ve devlet içi aktörlerin yanında birçok yeni aktörün de politika yapım sürecinde rol almaya başladığını söylemek mümkündür.
Bu kitap, bir taraftan yönetim anlayışında yaşanan paradigma değişimini irdelerken diğer taraftan da kamu politikası kavramını, özelliklerini, tarihsel gelişimini, politika yapım sürecini ve politika aktörlerini ayrıntılı bir biçimde incelemektedir. Kitapta özellikle politika yapım sürecinde yer alan geleneksel aktörler ile yönetim anlayışındaki değişimle birlikte politika yapım sürecine dâhil olmaya başlayan yeni aktörlerin her biri ayrı bir başlık altında derinlemesine analiz edilmektedir. Ayrıca kitapta, politika yapım sürecinin çok aktörlü bir sürece dönüşmesini sağlayan faktörlere de yer verilmektedir.
Kamu politikası, siyaset bilimi ile kamu yönetimi alanındaki araştırmacıların ortak inceleme alanıdır. Bununla birlikte son dönemde farklı disiplinlerde yer alan araştırmacıların da bu alana ilgi duymaya başladığı görülmektedir. Değişen Yönetim Anlayışında Kamu Politikası ve Aktörleri kitabının, dünyada ve ülkemizde önemi hızla artmakta olan kamu politikası alanında çalışan bütün araştırmacılara katkı sağlayacağı ümit edilmektedir.
Mehmet Gök Demokratik toplumların en etkin sivil toplum kuruluşlarından olan sendikalar; içtimaî siyasetle ilgili hemen her konu ile ilgilenen, bir başka ifade ile üyelerinin ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için ilgili bütün konularda çalışma ve mücadele veren kuruluşlardır. Sosyoekonomik hayatın her alanında var olmaları, çalışanlar ve yakınları ile birlikte toplumun önemli bir çoğunluğunu oluşturmaları nedeniyle de hemen hemen her dönemde siyasetin ve gündemin önemli aktörlerinden olmuşlardır. Bu etkinlik ve güçleri nedeniyle faaliyetleri ve statüleri gerek ulusal ve gerekse de uluslararası mevzuatta düzenlenerek bir takım güvence ve sınırlamalara tabi tutulmuştur.
Türkiye'de Batı tipi bir sendikal süreç yaşanmamasına, bir başka ifade ile hızla gelişen sanayileşmeyle birlikte sanayi kuruluşlarının çevresinde gelişen gayriinsani yaşam koşulları ve kapitalizmin acımasız yüzüyle mücadele şeklinde ortaya çıkmamasına rağmen, sendikal kurum ve geleneğin Batı tipi sendikacılıkla benzeştiğini söyleyebiliriz.
Sendikalar, toplumdaki etkinlikleri nedeniyle her dönemde siyasi partilerin oy deposu olarak gördükleri, gerek seçim öncesi ve seçim sürecinde desteklerini almaya çalıştıkları en önemli kesimlerden olmuşlardır. Bu nedenle hemen hemen her seçim döneminde sendika ve konfederasyonların liderlerinin bazılarının siyasete ve farklı partilerin listelerinde başarılı olarak TBMM'ye girdiklerini görüyoruz. Bunlar arasında Yasin Hatiboğlu, Necati Çelik, Bayram Meral, Salim Uslu, Rıdvan Budak, Hüseyin Tanrıverdi ve Ağah Kafkas'ı örnek olarak verebiliriz.
Bu kitapta, demokratik bir devlet olan ülkemizde sendika siyaset ilişkisi; kavramsal, tarihsel, siyasal ve hükümet programları ekseninde işçi sendikacılığı ile sınırlı olarak incelenmeye çalışılmıştır.