Mimarlık ve Güzel Sanatlar \ 1-6
Betül Rana Uludoğan Bu kitapta, insanların duygudurumu üzerinde etkisi olan müziğin kadim geleneklerde olduğu gibi iyileştirici yönü ele alınmıştır. Müziğin insan ruhunda meydana getirdiği rahatlama biyolojik, psikolojik ve fiziksel olarak incelenmiş ve ruhsal hastalıklarda tedavi edici yönü işlenmiştir. Psikiyatride en sık karşılaşılan depresyon üzerine yetişkin bireylerin aldıkları tanının bütüncül tedaviyle olan ilişkisi araştırılmıştır.
Makamların şifasıyla uygun vakitlerde kullanılan, hastalığa iyi gelecek olan eserin dinlenilmesi kişiyi iyileştirmeye sevk eder. Çalışmalara göre bu yola eşlik edecek en ideal enstrümanın ise nefesli çalgı aletlerinden "ney" olduğu bilgisidir.
Bu kitap, bir destek terapisi olarak müzik terapinin hem psikoterapi hem de ilaçla tedavi gören depresyon hastalarında nasıl bir etkiye sahip olduğunu uygulamalı bir şekilde incelemiştir. Müzik terapi desteği alan depresyon hastalarıyla almayan hastaların depresyon skorlarıyla yaşam kalitesi ölçeklerinin kıyaslaması yapılmıştır. Yapılan bu araştırma, depresyon hastalarında azalan ilgi, istek ve hazların müzikten destek alarak yapılan terapiyle yaşadıkları sorunlara karşı bir müdahale geliştirmeleri açısından önemlidir.
Ali Gürsan Saraç, Nilgün Açık
Nevin Turgut Gültekin 19. yüzyıl ortasından itibaren ilgili yazında Batılılaşma olarak da tanımlanan dönemde Anadolu kentlerinde, çok sayıda ve farklı boyutlardaki iç ve dış etmenlerle, bu döneme değin durağan olduğu bilinen kentsel mekân yeniden biçimlenmeye başlamıştır. Bu süreçte, kentte yer almaya başlayan yeni işlev alanları, kentin strüktürünü, mekânsal kurgusunu değiştirmiştir. Ancak, Anadolu'da ikincil demir yolu hatları kurulamadığı için kervan yollarıyla demir yolu vazgeçilmez bir biçimde birbirlerini tamamlamış ve eski ticaret yolu üzerindeki yerleşimler, yerel ya da bölgesel pazar niteliğini genellikle korumuşlar hatta ticaret kapasiteleri artmıştır. Bu gelişmede, nüfus artışıyla birlikte sosyal tabakalaşmada farklılaşma ortaya çıkmışsa da konut ve dokusunun önceki dönemdeki niteliklerine belirgin bir biçimde yansımamıştır. Ayaş ve Beypazarı'ndaki geleneksel doku, bu konuda belirgin örnekler olarak bu kitapta incelenmektedir. Bu ele kapsamda Ayaş ve Beypazarı'nda günümüzde var olan geleneksel konut ve dokusunun yerleşim özellikleri ile özgün fiziksel, mekânsal nitelikleri de belirlenmiştir.
Nazan KIRCI Mimarlık tarihi sıralı bir resmi geçit töreni değildir. Bir mimarlık hareketi, diğerinin sona ermesini beklemeksizin başlar. Başladığı yerde durmaz, yayılır, gelişir, değişir, dönüşür. Endüstri devriminden bu yana da, zaman ve mekanla ilişkisini özgürleştirmiştir. Bazan farklı kostümlere bürünse de, aslında iki temel düşüncenin, çekişmesi ve belli ölçülerde birleşmesinin göz alıcı sonuçları oluşmuştur. Bu sonuçlardan kuşkusuz öğrenilecek hala çok şey vardır. Ancak bunu özetlemek pek kolay değildir. Bu nedenle de yazar, bu kitabın “son” olabilecek sözünü söylemenin bir yolu bulamadığından, okuyucusunu sonsözü birlikte söylemek üzere “20. YÜZYIL MİMARLIĞI- NAZAN KIRCI” facebook grubuna davet etmektedir.
Deniz Tunçer, Nihan Şahinkaya Eğitim, bütün derslerin birbirleriyle olan etkileşimi iyi kurulduğunda başarıya ulaşacak dinamik bir yapıdır. Bu yapının her bir unsuru yani derslerin her biri hem kendi içerisinde yaşamla iç içe olmalı hem de diğer unsurlarla bağlantılı bir şekilde yaşamın içinde yer almalıdır. Çocuklar için çok soyut bir alan olan matematik, 4 Hikâye 4 Şarkı - Hikâye ve Şarkılarla Ondalık Kesirler adlı bu kitapta müzikle yaşama dâhil olurken müziğin neşeli karakteri bilgi ve kavramların anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Deniz Tunçer ve Nihan Şahinkaya'nın ortaya koydukları bu güzel ürünün bütün çocuklara ulaşabilmesi dileğimle...
Prof. Dr. Emel Funda Türkmen


Bilindiği gibi müzik ve matematik arasındaki ilişki çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. Pisagor Okulunun programında müziğin aritmetik, geometri ve astronomi ile birlikte matematiğin dört dalından biri olarak yer aldığı bilgisi, araştırmaların temel dayanakları arasında görülebilir. Diğer yandan amaçları ve alana özgü becerileri arasında yer alan müzik aracılığıyla zihinsel becerilerinin gelişimini sağlamak ve müziğin bir bilim dalı olarak da farklı bilimlerle ilişkisini kurabilmek ifadeleri gereği ilköğretim müzik dersleri, kendi özel amaçlarının gerçekleşmesi kadar diğer derslerin amaçlarının gerçekleşmesini de hedeflemektedir. Deniz Tunçer ve Nihan Şahinkaya'nın güzel bir projelerinin ürünü olan 4 Hikâye 4 Şarkı - Hikâye ve Şarkılarla Ondalık Kesirler başlıklı kitapları, müzik eğitimi amaçlarının gerçekleşmesinde değerli bir kaynak oluşturacak nitelikte. Teşekkürlerimle…
Prof. Dr. H. Seval Köse


Müzik yoluyla eğitim/öğretim süreçlerinde kalıcı öğrenmelerin gerçekleştirilmesi, günümüzde çağdaş eğitim yaklaşımları açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle 4 Hikâye 4 Şarkı - Hikâye ve Şarkılarla Ondalık Kesirler adlı eğitim materyalini hazırlayan meslektaşlarım Deniz Tunçer ve Nihan Şahinkaya'yı yürekten kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.
Doç. Dr. Mehmet Ali Özdemir
Adem Genç Prehistoryadan bu yana renk, görmenin en duyusal yönünü belirleyen niteliklerden biri mahiyetinde kullanılmış ve bilim ve sanat literatürüne geçmiştir. Ucu bucağı görülmeyecek denli geniş bir kaynak oluşturmasına rağmen, görme biçimleri, görsel algı ve sanat disiplinlerine dair bugüne kadar yapılan yorumlar ve ileri sürülen hipotezlerde, sıradan bir tasvir ve süsleme materyali bağlamında değerlendirilmiştir.
Oysa bugün, özellikle modern çağ sonrası bilgi teknolojisine dayalı kültür ve sanat ürünlerinde renk, kendi paradoksal hususiyetleri ve değişimiyle karakterize edilen tarihi bir süreçte bilimsel/objektif manada yeniden ele alınıp incelenmektedir.
Rengin duyuyla doğrudan bir çizgiye sahip olduğu doğrudur. O kadar ki çağdaş sanatçılar, renk algısının ortaya koyabileceği görsel deneyimin altını çizmek istercesine, büyük tuval yüzeylerini neredeyse birbiriyle ilişkisi olmayan renk alanlarıyla kapladılar. Büyük anlatılar ve ardından, savaş sonrası Renk Alanı Resmine (Colourfield painting) dair argüman içerikli tartışmalardan sonra, rengin kavramsal, soyut ve sofistike problematikleri giderek arttı.
Kitapta, algı psikolojisi ve diğer pozitif bilimler dışında kalan sanatsal soruların bir bölümü, nitel araştırma yöntemi ile yanıtlanmıştır. Dolayısıyla burada da amaç, diğer görsel nitelik analizlerinde olduğu gibi görme ile anlama arasında kurulan görüngü bilimsel ve tasavvura dayalı diğer kavramsal ilişkileri nesnel bir zemine oturtmaktır.
Hayri KOZANOĞLU Teknolojik gelişmeler baş döndürücü bir hızla gündelik yaşamımızı değiştiriyor. “Akıllı telefonların” bulunmadığı bir dünyayı düşleyemiyoruz bile. Hemen her gün önümüze “yapay zeka”, “Endüstri 4.0”, “blockchain”, “paylaşım ekonomisi” gibi yeni kavramlar çıkıyor. Bazen bunları anlamakta, anlamlandırmakta zorlanıyoruz. Çoğu zaman da göz açıp kapatana kadar teknoloji ile ilgili bilgilerimizin ve becerilerimizin günün gerisinde kaldığını şaşkınlıkla fark ediyoruz. “Teknolojik Gelişmeler ve Hayatımız” çalışması, teknolojinin gerek işleyişini gerekse de ekonomik ve toplumsal sonuçlarını 50 soruda yanıtlamaya çalışıyor. Böylelikle meraklı okuyucuya insanlığın geldiği teknolojik aşamayı güncel ve canlı örneklerle aktarmayı amaçlıyor.
Bekir Parlak, Çiğdem Sema Sırma, Doğa Dinemis Aman, Duygu Gökce, Ecem Dağlı, Emre Söylemez, Fatma Nur Şengül, Filiz Tufan Emini, Gizem Gür, Kemal Karayormuk, Mehmet Baki Bilik, Mehmet Duruel, Sabri Güngör, Samet Altunışık, Selin Özdemir, Senem Demirkıran, Sertaç Hopoğlu, Sevde Nur Yenipınar, Sibel Ecemiş Kılıç, Tayfun Salihoğlu, Umut Berker Sevilmiş, Yasemin Yavuz, Zübeyde Betül Pancar Doğal afetlerin sıklığı ve büyüklüğü giderek artmakta, ülkelerin yaşlanan altyapısı, kentsel alanların devamlı büyümesi ve bu büyümenin özellikle doğal yapıya ve değişen iklime uyum sağlamaması nedeniyle afetlerin etkileri daha şiddetli hâle gelmektedir. Bir toplumun gerek sosyoekonomik gerekse afet kaynaklı yaşadığı şoklar ve stres faktörlerinin zaman içerisinde şiddetlenmesi, toplumun ve kentlerin dayanıklılığının statik bir hedef olmaktan çıkıp eyleme yönelik ölçümlerin, amaçların, hedeflerin ve planlamanın sürekli olarak gözden geçirilmesini, toplumun her daim dirençli olması yönünde rotasının değiştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Coğrafi durum, jeolojik ve topografik özellikler, iklim koşulları vb. nedenlere bağlı olarak gerçekleşen afetlerin istisnai büyüklüklerinin yanı sıra gerçekleşmeleri durumunda büyük ölçüde can kaybına, yapılı çevrenin tahribatına maruz kalmanın arkasında ne tür sebeplerin yer aldığının bilimsel açıdan tekrar gözden geçirilmesi; afetler ile baş edebilme kapasitesinin arttırılması, kentlerin gerek doğa gerek insan kaynaklı tehlikelere karşı dirençli biçimde gelişmesi, büyümesi; afetin doğrudan ve dolaylı etkilerinin ekonomik, sosyal ve çevresel zararlarının öngörülerek güvenli yerleşme alanları ile yapılaşmanın oluşturulması; afet önleme ve risk/zarar azaltma ve afet risk yönetimi, afetlerin sosyal-ekonomik-politik boyutları, afet sonrası örgütlenme ve tahliye konularında çalışmaların yaygınlaşması ve bu konuda multidisipliner yaklaşımla yapılan teorik çalışmaların uygulamaya yön verebilecek nitelikte yol haritasının oluşturulması bu kitabın amacını oluşturmaktadır. “Afete Dirençli Kentler ve Afet Yönetimi” kitabı yazarları, afet sorunsalına, multidisipliner yaklaşımın kapısını açan kapsamlı çalışmalar ile literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Ayda Yörükân Aile ve Konut Konusunda Fransız Mimarlarının Bugünkü Eğilimleri
Z. Özlem Parlak Biçer İş sağlığı ve güvenliği, kendi içerisinde dinamikleri farklılaşan ve her alanda olması gereken bir dünyadır. Bu kitap ile iş sağlığı ve güvenliği alanında yıllarını geçirmiş, farklı bilgi ve deneyimlere sahip profesyoneller, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önemli konuları, kavramsal bilgiyi ve alana yönelik çalışmaları, konu ile ilgili kişi ve kurumlar ile paylaşmayı amaçlamışlardır.
Kitapta; iş sağlığı ve güvenliğine yönelik verilen eğitimler sırasında öğretilmesi gerekli olanlar, yasal mevzuat, mevzuatlardaki değişiklikler ve iş güvenliğinin gerektiği farklı alanlara yönelik spesifik bilgilerin yanı sıra iş güvenliği eğitimi konusunda da bilgiler yer almaktadır. Konular ele alınırken tablolar, grafikler ve görseller eşliğinde ayrıntılı anlatımlar gerçekleştirilmiştir. Bir kişi iş sağlığı ve güvenliği konusunda ne kadar çok şey bilirse bilsin, ne kadar deneyimli olursa olsun her zaman güvenilir kaynağa ihtiyacı vardır. Alanında uzmanlarca hazırlanan bu kitap ile iş güvenliğine temel kaynak olmak hedeflenmiştir.
Bilgi, deneyim ve alana yönelik çalışmalar ile iş sağlığı ve güvenliğinde kaynak olacak kitap, iş güvenliği tarihçesi, uygulama esasları, meslek hastalıkları, makine, tekstil ve yapı sektörüne yönelik konuları, teknolojinin iş güvenliği ile olan faydalı birleşimlerini, iş güvenliğinin farklı düzeylerde eğitimi gibi geniş perspektifli bir anlatıma sahiptir.
Kitap editörü Z. Özlem Parlak Biçer, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yer alan ve alacak olanların işlerini gerekli düzeyde yapabilmeleri için kitapta verilen bilgilerin gerekliliğini “Bilgi ve deneyim iş güvenliğinde önemli unsurlardır. Kitap bölümleri, bilgi ve deneyimleri ile alanlarında uzman kişilerce hazırlanmıştır. İş güvenliği eğitimlerinde öğretilen bilgileri destekleyen ve sahada da bu öğretilenlerin bilinçli olarak kullanılması olmaz ise konu üzerinde yapılanlar yerini bulamaz. Bilgilerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve tecrübeyi yaygın kılmak önemlidir. Bu kitap, eğitim sürecinde ele alınan konulara katkı sağlamak ve eğitim sonrasında eğitimlerde edinilenleri hatırlatmak, etkin teknoloji kullanımı ile iş güvenliğine yardımcı olmak, özellikli alan çalışmalarına dikkat çekmek ve yasal mevzuattaki düzenlemeleri görünür kılmak üzere ele alınmıştır.” olarak ifade etmektedir.
Rahmi Erdem, H. Filiz Alkan Meşhur, Fatih Eren, Hale Öncel Ankara’nın tarihi, kültürel, ekonomik, fiziksel ve sosyal yapısına ilişkin sorunları ortaya koyarak derinlemesine inceleme fırsatı bulmuşlardır. Bu bağlamda çalışmalarının devamında seçtikleri sorun özelinde gerçekleştirdikleri kapsamlı saha ve literatür araştırmalarını akademik kurallara uygun olarak hazırlanmış bir kitap bölümüne dönüştür- me becerisi kazanmışlardır. Kitapta Ankara’nın ulaşım politikaları, konut alanları, kamusal alanları, çöküntü bölgeleri, kırsal alanları, yeşil alanları ve alışveriş merkezleri gibi şehir ve bölge planlama disiplinin ilgi alanına giren konulara ilişkin sorunların ele alındığı, stratejik çözüm önerilerinin geliştirildiği, öğrencilerimiz ve proje yürütücüleri tarafından hazırlanan özgün ve ilgi çekici bölümler yer almaktadır.
Asuman Aypek Arslan, Banu Hatice Gürcüm, Birsen Çeken, Burhan Şohoğlu, Caner Yedikardeş, Fatma Şener, Gültekin Akengin, M. Naci Bostancı, Merve Ersan, Merve Ersan, Olcay Boratav, Ozan Küçükusta, Pınar Toktaş, Semih Delil, Tutku Dilem Alpaslan
Aydan Özsoy, Aysun Altunöz, Bekir Eskici, Berna Çağlar Eryurt, Bülent Salderay, Çiğdem Demir, Deniz Hepdinç Hasgüler, Dilek Evirgen, Fırat Çağrı Kırmızıgül, Fulya Bayraktar, İrem Bilgi Ataay, M. Naci Bostancı, Mehtap Bingöl, Meltem Katırancı, Mına Silav, Naile Çevik, Nesli Tuğban Yaban, Pelin Öztürk Göçmen, Serap Özdemir, Serra Erdem, Sevgi Kayalıoğlu, Vildan Yiğit, Yaşar Selçuk Şener, Yılmaz Çıracıoğlu, Yunus Topal, Zeliha Kayahan, Zeynep Pehlivan Baskın
Nuray Bayraktar Ankara Yazıları kitabı özünde yazarın Ankara'ya ilişkin duygusal bağının bir ifadesidir. Kitapta yer alan makaleler, Ankara'da kentli olarak yaşamanın ötesinde, mimar olarak yaşamanın getirdiği çoklu kimlik ile, örtülü bir koruma yaklaşımını, dolayısı ile kentsel belleği oluşturan ipuçlarını ortaya çıkarma arzusunu kaçınılmaz olarak barındırmaktadır.
Bir kentte geçmişten günümüze var olan, kente ve kentliye dair süreklilik gösteren tüm değerler içinde yapılar ve mekânlar biriktirdikleri anılar ve yaşamsal tüm aktivitelere yer olma nitelikleri ile öne çıkarlar. Ankara Yazıları bu anlamda kimlik değeri taşıyan ve kentsel belleği oluşturan tüm yapıların ve mekânların izlerini sürer, alışkanlıkları ve yaşanmışlıkları göz ardı eden bir yaklaşımla hızla değiştirilen kentte, kentin tarihselliğinin vurgulanmasını önemser.
Ankara Yazıları içerdiği altı bölüm ve 10 makale ile aynı zamanda kenti yapılar ve mekânlar üzerinden keşfetmeye ve anlamaya yönelik bir arayışın ifadesidir. Sağlıklı bir kentte yaşama isteğinin bir sonucu olarak ele alınan kitabın yol gösterici olması ve en geniş kesimlerce okunması kentin geride kalan değerlerine sahip çıkılmasına yönelik bir çaba olarak anlaşılmalı ve önemsenmelidir.
Orhan Bingöl Bu kitap, Klasik Dönem ile başlayıp Roma İmparatorluğu'nun sonuna kadar süren yaklaşık bin yıllık bir süreci (MÖ 500 - MS 400) kapsayan resim sanatına yer vermektedir. Renklerinde ve görüntülerinde iyileştirmeler yapılarak kitapta yer verilen resimlerin çoğu Anadolu coğrafyasına ait olmakla birlikte sürecin kesintisiz izlenmesi için diğer Akdeniz ülkelerindeki resimlere de yer verilmiştir. Çeşitli nedenlerle ne yazık ki artık sahip olunmayan örnekler de yeniden anımsatılmıştır. Ayrıca arkeolojik mimari ve resim altyapısıyla alakalı kavramların daha iyi anlaşılması için kitaba “Türkçe Terminoloji” sözlüğü de eklenmiştir. Yoğun bir emeğin sonucu olan eserin, alanyazına ve kültürel farkındalığımıza faydalı olması dileğiyle…
Durmuş Gür, Cahit Karakök, Tunay Karakök Şehirle insan arasında karşılıklı bir ilişki söz konusudur. Öncelikle insanlar kendi duygu ve düşüncelerine uygun şehirler kurar. Sonra şehirler, kurulmalarında etkili olan duygu ve düşünceleri gelecek nesillere aktararak insanları etkiler. Belki de bu nedenle insanları tanımak istediğimizde ilk sorduğumuz sorulardan biri “Nerelisin?”dir. Sanki aynı şehirde yaşayanlar bir uzlaşma içindedir. Alışkanlıkları, davranışları ve yaşam biçimleri benzerdir. Çünkü insanlar, yaşadıkları şehirlerin kültürel dokusundan etkilendikleri gibi ekonomik ve sosyal yapısının yanında iklim koşullarından da etkilenmektedir. Bulundukları ortamın imkânlarından yararlanarak hayatlarını sürdüren insanlar, o çevrenin hayat standartlarıyla yetişir. Çevreden etkilenen insanların içinde bulundukları ortam, şehir ve insanlara karşı sorumluluk ve görevleri bulunmaktadır. Bu sorumlulukların en önemlisi; atalarından miras kalan, binlerce yıllık geçmişi olan şehri gelecek nesillere yaşanabilir bir yer olarak bırakma bilincidir. Kitap, bu sorumluluk bilincini taşıyanların üstün gayret ve çabaları sonucunda oluşturulmuş, 1800'lerden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadarki süreçte, Devrek Ermenilerini çeşitli yönleriyle anlatan arşiv metinleri ve söyleşilerin vücut bulmuş şeklidir. Batı Karadeniz'in önemli bir geçmişe sahip yerleşimlerden olan Devrek'in tarihî ve kültürel mirasını aydınlatmak adına söyleşi, arşiv belgeleri ve bilimsel araştırmalara dayanan bu çalışma ile Devrek tarihi ve kültürü hakkında önemli bir literatür de ortaya çıkarmıştır. Söz konusu nüfusun sanattan edebiyata, tarihten ekonomiye uzanan geniş yelpazesinde Ermenilerin şehre olan katkılarıyla bölgeye olan etkileri yoğun çaba kapsamında sunulmuştur. Kent ya da bölgede sosyal sorumluluk düşüncesinin bir göstergesi olarak hazırlanan bu kitapla, Devrek tarihi, kültürü, ekonomisi ve sosyal yapısının aktarımı noktasında önemli bir boşluğu doldurmak ve toplumsal açıdan biz ve ben olmaktan çok tarih(imiz)e çeşitli açılardan farklı bir bakış açısı ön plana çıkartılmak istenmiştir.
Pınar Şahin Hz. Peygamber'in Veysel Karanî'ye hediye ettiği hırkasının muhafazası için inşa edilen Hırka-i Şerif Camisi, manevi değeri ve tasarım ilkeleri açısından Osmanlı mimarlık tarihinde özel bir yere sahiptir. Sultan I. Ahmed döneminde İstanbul'a yerleşen Üveysî Ailesi'nin himayesinde olan Hırka-i Şerif başlangıçta mütevazı bir hücrede sergilenmekteydi. Sultan Abdülmecid döneminde adına yakışır bir ziyaretgâh ve ibadet mekânına sahip olması için bulunduğu alanda; cami, Hırka-i Şerif Dairesi, Üveysî şeyhlerine ait konak ve koruma amaçlı karakoldan oluşan küçük bir külliye inşa edilir. Planları dönemin Ebniye Müdürü Seyyid Abdülhalim Efendi tarafından hazırlanan yapıda cami ile Hırka-i Şerif hücresi birleştirilerek benzersiz bir form ortaya çıkarılmıştır. Hırka-i Şerif Camisi üzerine günümüze kadar yapılan yayınlar eserin sanatsal özelliklerine odaklanmış, mimarı ve inşa süreci yeterince aydınlığa kavuşturulamamıştır. Osmanlı arşiv kayıtlarından uzun ve yorucu bir araştırma ile ortaya çıkarılan belgeler ışığında kaleme alınan bu çalışmada Hırka-i Şerif Camisi'nin bütün evreleri detaylı olarak anlatılmaktadır. İnşaat keşif defterlerinden elde edilen bilgilerle kullanılan malzeme ve işçi ücretlerine ilişkin maliyetlerin yanında mimarının kim olduğu ilk kez okuyucuya sunulmaktadır.
Oğuzhan Uzun, Mehmet Sarıkahya, İhsan Küreli Bu kitapta, gündelik hayatın monotonluğundan bizleri uzaklaştıracak, farklı tasarım ufukları açacak asimetrik mobilya tasarımlarına yer verilmiştir. Kitapta genel olarak asimetrik tasarımın, özel olarak da asimetrik mobilya tasarımının şifreleri çözülmekte ve bu tarz mobilyaların kullanılabilirlikleri ile tercih edilebilirlikleri yer almaktadır. Kitabın okunması neticesinde okuyucularda farklı tasarım ufukları açması, yapılacak yeni ve farklı tasarımlara katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Betül Bakır - İbrahim Başağaoğlu Binlerce yıl çeşitli uygarlıklara yaşam alanı sunmuş verimli Anadolu topraklarında, iklim, su kaynakları ve doğal bitki örtüsü insanlar tarafından tedavi aracı olarak da kullanılmış ve “insanlığın sağlıklı yaşamı” konusunda bugün de geçerli yöntemler geliştirilmişti.
Türklerin Orta Asya'dan beri geliştirdikleri tedavi yöntemleri ve terapötik çevre anlayışı, dönemin büyük sağlık yapıları darüşşifaların ortaya çıkmasını sağlamıştı. Tarihteki asklepionlar gibi çok yönlü tedavi merkezleri ve Hippokrates gibi ünlü tıp bilginlerinin doğduğu topraklarda Türklerin tedavi merkezlerini geleneksel yapıyla birleştirerek geliştirmeleri ve bugünkü deyimle “terapötik çevre” anlayışının özellikle akıl hastaları üzerindeki iyileştirici etkileri bu bilinçle ortaya çıkmıştı. Söz konusu tedaviyi etkileyen mimari tasarım tesadüfi değildi ve Batı dünyasındaki modern tıp yapıları tasarımlarını etkileyecek kadar önemliydi.
Tarihteki yaşam biçimlerinden beslenen geleneksel yapıların, beş duyuya hitap eden insani ölçekteki tasarımlarının aynı zamanda hastaların tedavilerinde olumlu etkenler yaratan ve insanlığa hizmet eden sağlık yapıları olduğuna bu kitapta değinilmeye çalışılmıştır.
Semih Okcu 19. yüzyıla kadar bilim alanları kendi içinde ayrışmamış olduğundan bu döneme kadar bilim insanlarının aldıkları eğitimler birçok alan için ortak olarak gerçekleşmiştir. Bilim alanları iç içe geçmiş, âlim, filozof ya da bilim insanları birçok alanda çalışma yapmış ve eser vermiştir. 18. yüzyıla kadar astroloji; astronomi, tıp, matematik, fizik ve geometri gibi alanlarla beraber eğitim müfredatında yerini alan bir bilim olmuştur. Ancak 19. yüzyıldan sonra bilim, “materyalist” ve “determinist” bir çerçeveye oturtulmuş, dolayısıyla astroloji; ezoterik ve okült bir alan olarak görülmüştür. Bu sebeple de bilim dışı tutulmaya başlanmıştır. Günümüzde astroloji üzerine yoğunlaşmış bilim insanları ise bu alanı “istatistiksel veri bilimi” olarak görmekte, bu doğrultuda çalışmalar yapmakta ve elde ettikleri verilerin oranları doğrultusunda astrolojinin bir bilim olduğunu iddia etmektedirler. Biz de buradan yola çıkarak birçok disiplin ile ortak bir çalışma prensibine sahip olan “müzikoloji” alanı ile “astroloji” alanı için disiplinler arası bir çalışma yapmak ihtiyacı hissetmiş bulunmaktayız. Bu çalışmada; astrolojinin ve müzikolojinin kısa tarihini, çalışma alanlannı, bu iki alanda çalışmalar yapan filozof, âlim ve bilim insanlarını ve söz konusu bu iki alanın ortak ilişkisini akademik çerçevede ele alarak okuyucu ile buluşturmayı amaçlamaktayız.
Hasan Gökkaya, Meltem Altın Karataş, İsmail Kıvılcım Alca, Sedat Güven Bilgisayar teknolojisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak çeşitli yazılım programları (tasarım) ortaya çıkmaktadır. Yazılım programları tasarımcılara kolaylıklar sunmakla birlikte tasarımlarını gerçekçi bir şekilde gerçekleştirme olanağı da tanımaktadır. Günümüzde mühendislik, mimari, endüstriyel alanlar başta olmak üzere otomotiv, havacılık, robotik teknolojileri, elektrik, makine, inşaat, mobilya ve birçok meslek grubuna ait projelendirme işlemlerinde tasarım ihtiyaçları Bilgisayar Destekli Tasarım (Computer Aided Design, CAD) programları kullanılarak yapılmaktadır. AutoCAD programı, dünya genelinde en yaygın kullanıma sahip CAD yazılımıdır.
Kitap, AutoCAD programının en son versiyonu olan AutoCAD 2020'ye göre hazırlanmış olup tüm yenilikler ele alınmaya çalışılmıştır. Fakülteler ve yüksekokullarda okutulan bilgisayar destekli tasarım derslerinin müfredat programına göre anlaşılır bir dille basite indirgenerek tasarlanmış ve çok sayıda örnek çalışmaya yer verilmiştir.
Aydan Tuncayengin “ABD kültürünün egemen felsefesinde Batı aklı Avrupa geleneği ile, imgelerin titrek ışığında sanatın ortak dilini bulmaya çalışıyoruz.”
“Birbirimizi yansıtan, tanımlayan, belirleyen ve böylece yeniden bir öyküsel devinimin içindeki sinemanın illüzyonist tavrında yine kendimiziz!”
Aydan Tuncayengin
Eurimages Türkiye Temsilcisi Mehmet Demirhan: Türkiye'deki en önemli sorunlardan bir tanesi, yapımlara ilişkin finansman kaynaklarının çok kısıtlı olması. Ne mutlu ki son zamanlarda büyük başarılara imza atan filmlerin hepsinde de bir şekilde Bakanlık ya da Eurimages desteği var. Bu da bir şeylerin düzgün yapıldığı anlamına geliyor.
Yapımcı/Yönetmen Semih Kaplanoğlu: Her projeye Eurimages'dan destek alacaksınız diye bir şey yok. Bazen kabul etmiyorlar, bazen çok büyük bir rekabet oluyor, büyük yönetmenler katılıyor, çok fazla proje geliyor ve sizin projeniz belli bir oranda sizden daha iyiler olduğu için tercih edilmeyebiliyor. O zaman o projeden vazgeçmek gibi bir şansınız olmamalı... Yani, o projeyi yapmak istiyorsanız her koşulda ve şartta yapmanız gerekiyor, kabul edilmedi diye vazgeçemezsiniz. Benim perspektifim böyle.
Yönetmen Ümit Ünal: Öyle bir Avrupa kimliği empozesi yok, bizim burada yapılan filmler üzerine kimse ideolojik şeyler kurmuyor. Batılı daha buradan kopuk bir şey empoze etmiyor sonuçta, olanı yansıtıyor.
Yapımcı/Yönetmen Yeşim Ustaoğlu: Eurimages, bütününde Avrupa kimliğinin veya endüstrisinin ayakta kalmasını sağlamaya çalışır öbür yandan da diğer ülkelerle kültürel bir alışveriş sağlamış olur. Türkiye'de hâlâ çok zayıf ve problemlidir. Türk sineması çok dağınık bir sektör, bütün meslek kuruluşlarıyla, bütün bu algıyla ve çabuk para kazanma zihniyetiyle, çok da kurumsallaşmış bir yapı yok.
Yapımcı Yamaç Okur: AB tarafından baktığınız zaman filmler fonlarla yapılıyor, Türkiye'de öyküler, yaratıcılık var ama destek mekanizmaları yok, bu yüzden de Eurimages gibi bir kurum çok önemli hâle geliyor ama Eurimages'a giderken de Eurimages'ın regulasyonları Türk sinemasıyla olan regulasyonlar değil, Avrupa sinemasına göre...
Arzu Guliyeva Karaman Azerbaycan Halk Müziği’nin öğrenilmesinde ilk adımlar XIX yüzyılda, dahi Azerbaycan bestecisi, Azerbaycan profesyonel müziğinin banisi Üzeyir Hacıbeyli tarafından atılmıştır. O, halk müziğini toplayarak notaya almış ve bütün yaşamı boyunca bu örnekleri araştırmıştır. Temeli, Üzeyir Hacıbeyli ile koyulan bu geleneği sonraki yıllarda birçok Azerbaycan bestecisi ve müzikoloğu devam ettirmiştir ve bu gelenek günümüzde de devam ettirilmektedir.
Sunulan bu kitap, 2011 yılında yayınladığım “Azərbaycan Xalq Rəqs Musiqisi” kitabımın devamı niteliğindedir. Bu kitaptan, 60 dans müziğinin ilk 20’sini piyano için (çift el) düzenleyerek Azerbaycan Halk Dansları Müziği kitabımı oluşturdum. Dansların ana melodisi (çeşitli süslemelerle beraber) orijinal çalgıdan dinleyerek olduğu gibi tarafımdan notaya yazılmıştır. Sol el (eşlik) partisi ise zor olmayan ritmik kümelerle düzenlenmiştir. Ayrıca dansların çift elle çalınmasında kolaylık olması için parmak numaraları da gösterilmiştir.
Türkiye’deki bazı devlet konservatuvarlarında Azerbaycan millî enstrümanları olan tar ve kamança eğitim öğretim müfredatına dâhil edilmiştir. Önümüzdeki yıllarda, Azerbaycan’ın sözlü ve geleneksel müzik örneklerinin (danslar, renkler, türküler vb.) de müfredata ilave edilmesi ümidiyle kitabımın, Azerbaycan Halk Müziği’nin tanınması açısından önemli olacağına, müzisyenlerin ve müzikseverlerin ilgisini çekeceğine inanıyorum.
Fatma Nur Başaran Basit Yapılı Dokuma Teknikleri kitabında tek katlı kumaş yapıları; genel özellikleri ve çizim teknikleri ile ele alınmıştır. Özellikle armürlü tezgâh veya basit düzeneklerle tasarlanabilecek tek katlı dokumalar için gerekli olan dokuma örgüsü, tahar ve armür düzenlemeleri hakkında bilgi verilmiş, kullanılan tezgâh ve parçaları tanıtılmış; temel dokuma örgüleri, bu örgülerden yeni örneklerin geliştirilmesinde yararlanılan türetme yöntemleri ve belli başlı türev örgüler çizim aşamaları ile açıklanmıştır. Kitabın son bölümünde ise bu zengin doku çeşitleri tasarım elemanlarından biri olan renk ile birleştiğinde daha engin bir düzeye ulaşmaktadır. Tasarımların temel malzemesi olan ipliklere renk unsurunun eklenmesi, dokuma örgülerinin farklı desen etkileri ile çalışılmasını sağlamaktadır. Tüm örnekler ve çizimler yazar tarafından yapılmıştır, simülasyonları NedGraphics CAD programında hazırlanmıştır.
Tuba Kınay Gör Baskı sanatı, binlerce yıl önce yapılmış olan mağara duvarlarındaki el baskılarına dayanır. Ancak her ne kadar baskıresim sanatı yüzyıllar öncesine dayanıyor olsa da bu sanatla ilgili terimler günden güne kendini yenilemekte, yeni teknik ve malzemeler terminolojiye eklenmektedir. Bu sanat oldukça eskiye dayanıyor olmasına karşın zaman içerisinde kullanılan toksik maddelerin sağlığa ne kadar zarar verdiği görülmüş ve bu da sanatçıları daha güvenilir ürün bulma arayışına itmiştir. Ayrıca kimi malzemelerin de hem maliyet hem de erişim bakımından sıkıntılar oluşturması bakımından sanatçılar eldeki malzemelerle denemeler yapmaya başlamıştır. Bu ve benzeri sebeplerden ötürü günden güne hem kalıp olarak hem de boya ve çözücü olarak daha organik olana yönelim görülmüş, böylelikle deneysel anlamda yeni teknik, yöntem ve malzemeler ortaya çıkmıştır.
Bu kitap da söz konusu bu yenilikleri aktarma ve akademik araştırmalarda terimlerin anlamlarına erişimi sağlamada büyük bir kolaylık sağlayacak bir başvuru kaynağıdır. Üniversitelerin başta ilgili bölümlerinde okuyan lisans öğrencileri olmak üzere lisansüstü eğitimi alan ve bu alan üzerine çalışan araştırmacı ve uzmanlar ile akademisyenlerin de kullanma gereği hissedeceği baskı resim odaklı kısaltılmış bir terminolojidir.
Kaan Öztutgan Klasik gitar; altı teli ve on dokuz perdesi olan, ahşaptan yapılmış bir çalgıdır. Birden fazla sesi ya da ezgiyi aynı anda çalabilmeye olanak sağlayan yapıdaki klasik gitar, bu özelliğiyle tek sesli çoğu müzikal enstrümandan ayrı bir kategoride değerlendirilebilir. Dolayısıyla çoğu çalgıdan farklı bir öğretim yolu izlenmesi gerekmektedir. Başlangıç Düzeyi Klasik Gitar Metodu isimli bu çalışma, klasik gitar eğitimine yeni başlayan bir öğrencinin heyecan ve öğrenme isteğini karşılamaya yönelik empatik bir yaklaşımla hazırlanmış, bu yaklaşım kitabın içerisindeki sistematik ve özgün alıştırmalar, çalışma parçaları ve görsellerle desteklenmiştir. Ayrıca bu metot içerisinde dünyaca tanınmış ezgilere ve Türk Müziğinden ögelere de yer verilmiştir. Başlangıç Düzeyi Klasik Gitar Metodu isimli bu kitap, düzenli ve sabırlı şekilde çalışıldığında sağlam bir temel oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.
Nilüfer Pembecioğlu Belge ve belgeselcilik; bireysel, ulusal, bölgesel ve uluslararası alanlarda nesnellik, kesinlik ve yargı oluşumuna katkı bağlamlarında ele alındığında, 21. yüzyılın kendi iletişim ve algılama biçimleri ışığında bilgiyi yeniden yapılandırıp yargılama ve kendine katma biçimini sorguladığı ve yeniden ürettiği ifade edilebilir. Bu çerçevede, bireylerin, günümüzde ve gelecekte belgesel filme daha fazla önem vereceği ve gelecek nesillere daha iyi belgeler bırakabilmesi çabası ile hareket edeceği öngörülmektedir.
Bu öngörü doğrultusunda hazırlanan çalışma; birey ve belgesel film, küreselleşme sürecinde belgesel filmcinin kimliksizleşmesi, algılama estetiği ve belgesel sinema açılımları, anlatıda devinim kavramı, popüler kültür ve belgesel tüketimi, belgeselin sorunları ve geleceğin belgeselleri gibi başlıklar altında toplanan yirmi dört makaleden oluşmaktadır. Kitap; öğrenci, çalışan, araştırmacı, akademisyen tüm ilgililere faydalı olacaktır.
Ali Gürsan Saraç Eğitim Fakülteleri Temel Eğitim bölümleri Müzik Eğitimi dersleri için hazırladığımız “Belirli Gün ve Haftalar İle Temel Müzik Eğitiminde Oyun Merkezli Yaklaşımlarla MÜZİK EĞİTİMİ I” adlı kitabımız; belirli gün ve haftalar çerçevesinde İlköğretim Haftası, Gaziler Günü, Türk Dil Bayramı, Dünya Çocuk Günü, Hayvanları Koruma Günü, Uluslararası Öğretmenler Günü, Ahilik Kültür Haftası, Ankara'nın Başkent Oluşu, Birleşmiş Milletler Günü, Kızılay Haftası, Cumhuriyet Bayramı, Türk Harf Devrimi Haftası, Lösemili Çocuklar Haftası, Organ Bağışı ve Nakli Haftası, Atatürk Haftası, Afet Eğitimi Hazırlık Günü, UNESCO'nun Kuruluş Günü, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası, Öğretmenler Günü, Dünya AİDS Günü, Kadın Hakları Günü, Mevlana Günü, Dünya Özürlüler Günü, İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası, Tutum Yatırım ve Türk Malları Haftası ve Veremle Savaş Eğitimi Haftası gibi yirmi altı konuyu Müzik Öğrenme Öğretme Etkinlikleri, Oyun Merkezli Etkinlikler, Ders İşleniş Süreci ve Bilgi Yaprakları işleniş sırasıyla sizlere sunmaktadır.
Bölümlerin işlenişinde müzik eğitiminde kuramdan uygulamaya bir yol izlenerek bütünleştirilmiş bir yaklaşım dikkate alınarak her bir konuda; 1- Müzik Öğrenme Öğretme Etkinlikleri; Müzik Teorisi, Ses Eğitimi, Şarkıyı Seslendirme, Okul Çalgısı Eğitimi, (Blokflüt&Melodika) 2- Oyun Merkezli Etkinlikler; Hikâye Oluşturma/Olay Canlandırma, Rol Oynama/Doğaçlama, Hareket Bulma/Dans Etme, 3- Ders İşleniş Süreci, 4- Belirli Gün ve Haftanın Bilgi Yaprağı başlıklarında en son öğretim programı içeriği ile siz değerli öğretmen adaylarımıza ve kıymetli öğretmenlerimizin kullanımına özenle sunulmuştur.
Birinci kitabımızda, Temel Eğitim 1. Kademede nota eğitiminin olmadığı göz önünde bulundurularak sınıf öğretmenlerimizin müzik eğitiminde temel bilgilere sahip olması planlanmış ve öğrencilere müzik eğitimi verirlerken Kodaly Müzik Öğretim Yöntemi ve Fonomimi Tekniği üzerinde durulmuştur.
Kitabımızın; sınıf öğretmenlerimize, müzik öğretmenlerimize ve öğretmenlik programlarında okuyan öğretmen adaylarımıza her zaman kolaylıkla kullanabilecekleri faydalı bir temel kaynak olması dileğiyle...
Ali Gürsan Saraç Eğitim Fakülteleri Temel Eğitim Bölümleri Müzik Öğretimi dersleri için hazırladığımız “Belirli Gün ve Haftalar ile Temel Müzik Eğitiminde Oyun Merkezli Yaklaşım/Portfolyo Uygulamalarıyla MÜZİK EĞİTİMİ II” adlı kitabımız; belirli gün ve haftalar çerçevesinde Enerji Tasarrufu Haftası, Sivil Savunma Günü, Vergi Haftası, Yeşilay Haftası, Girişimcilik Haftası, Bilim ve Teknoloji Haftası, İstiklal Marşı'nın Kabulü, Tüketiciyi Koruma Haftası, Çanakkale Şehitlerini Anma Günü, Türk Dünyası ve Toplulukları Haftası, Orman Haftası, Dünya Tiyatrolar Günü, Şehitler Haftası, Turizm Haftası, Kutlu Doğum Haftası, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Haftası, Dünya Kitap Günü ve Kütüphaneler Haftası, Bilişim Haftası, Trafik ve İlk Yardım Haftası, Vakıflar Haftası, Engelliler Haftası, Müzeler Haftası, Atatürk'ü Anma Haftası, Hava Şehitlerini Anma Günü, Çevre Koruma Haftası, Mahalli Kurtuluş Günleri ve Tarihi Günler gibi yirmi altı konuyu Portfolyo Uygulamalı Müzik Öğrenme-Öğretme Etkinlikleri, Oyun Merkezli Etkinlikler, Ders İşleniş Süreci ve Bilgi Yaprakları işleniş sırasıyla sizlere sunmaktadır.
Bölümlerin işlenişinde müzik eğitiminde kuramdan uygulamaya bir yol izlenerek bütünleştirilmiş bir yaklaşım dikkate alınarak her bir konuda; 1- Müzik Öğrenme-Öğretme Etkinlikleri; Müzik Teorisi, Ses Eğitimi, Şarkıyı Seslendirme, Okul Çalgısı Eğitimi, 2- Oyun Merkezli Etkinlikler; Hikaye Oluşturma/Olay Canlandırma, Rol Oynama/Doğaçlama, Hareket Bulma/Dans Etme, 3- Ders İşleniş Süreci, 4- Belirli Gün ve Haftanın Bilgi Yaprağı başlıklarında en son öğretim programı içeriği ile siz değerli öğretmen adaylarımıza ve kıymetli öğretmenlerimizin kullanımına özenle sunulmuştur.
İkinci kitabımızda temel eğitimde müzik dersleri, öğretmenlerimizin portfolyo uygulamalarının örnekleriyle “Temel Müzik Eğitiminde En İyi Kullanım için Rehber İlkeler ve Uygulamalar” başlıklarında örneklerle işlenmiştir.
Kitabımızın; sınıf öğretmenlerimize, müzik öğretmenlerimize ve öğretmenlik programlarında okuyan öğretmen adaylarımıza her zaman kolaylıkla kullanabilecekleri faydalı bir temel kaynak olması dileğiyle...
Ali Gürsan Saraç “Dünyayı Birlikte Kuralım ll” adlı kitabımızda yer alan eserler, çocuklarımızın belirli gün ve haftalardaki kazanımlarını piyano eşlikleriyle sınıf korolarında söylenmesi, daha sonra da birleşerek okul korolarında ortaklaşa söyleyenilecekleri törenlere yönelik yepyeni bir repertuar oluşturmak için özenle hazırlanmıştır. Kitabımızdaki eserlerin altyapılı örneklerini yine Nobel Yayıncılık ayrıcalığı ile "Belirli Gün ve Haftalar ile Temel Müzik Eğitiminde Oyun Temelli Yaklaşım/Portfolyo Uygulamalarıyla Müzik Eğitimi ll" adlı eserimizde bulabilirsiniz. Kitabımızın ülkemizde gerçekleşen Şenlik ve Festivallerde 2 sesli Piyano Eşlikli Eserler repertuarı olarak Türk okul Müziğimize anlamlı katkılar sağlaması dilegimle...

Dr. Ali Gürsan Saraç
Editör

Atilla Aykanat Yapı üretiminin mesleki pratikleri içinde çok sıklıkla karşılaşılan ve bu alanda etkili sonuçlar alınmasına karşı zafiyetler oluşturan yapılarda su ve nemin oluşturduğu sorunlar, önemli yer tutmaktadır. Yapı üretim alanındaki bu sorunların oluşmasına ve giderilmesinde başvurulacak önlemlere değinilen bu kitabın, yapı üretimi alanında etkinlikleri olan mimar ve mühendisler ile bilhassa bu alanda öğrenim gören öğrenciler için son derece yararlı olacağına inanıyorum.
Prof. Dr. M. Harun Batırbaygil

Dr. Atilla Aykanat'ın, yapılarda sık tekrarlayan ve yapı üretimi alanında kaynak kayıplarına ve önemli yapı sorunlarına yol açan su ve nem sorunları ve bunların giderilmesine yönelik önlemleri, bilimsel bir düzeye taşıyarak hazırladığı bu kitap, mimarlık mesleğini icra edenler ve öğrenciler için kitaplıklarında bulundurmaları gereken önemli bir kılavuz olacaktır.
Prof. Dr. M. Rıfat Çelebi

Bu kitabın içeriğinde Yapı üretimi alanında karşılaşılan sorunlara, farklı bir perspektiften ve bilinenlerden ileri seviyede bakan ve binalarda su ve nem hasarlarına ilişkin sorunların kaynaklarına inerek önlem önerilerine dikkat çeken bu kitap, yapı üretiminde yer alan; mimar, mühendis, teknisyen ve öğrenciler için önemli bir kaynak oluşturmaktadır.
Prof. Dr. M. Yılmaz Kılınç
Alper Altunay, Batu Anadolu, E. Nezih Orhon, Ebru Anıl, Elif Gizem Uğurlu, Emin Paftalı, Gulay Er Pasin, Gulin Terek Unal, Hakan Uğurlu, Murat Şahin, Pınar Karhan, Sibel Turan Pandemi yüzünden evde kapalı kaldığımız, eskisinden daha fazla ekran başında olduğumuz dönemde Reha Erdem boş durmamıştı. Erdem'in yönetmenliğini yaptığı Seni Buldum Ya! (2021) filmi, önceden izlediğimiz filmlerinden farklıydı ve çeşitli okumalar, çözümlemeler yapmaya uygundu.
Biz de işe koyulduk. Meselemiz; bir filmin birden fazla okumaya açık olduğunu gösterebilmek, yazar kadar çok da okuması olabileceğini örneklendirmek ve izleyici ile film arasında köprü olmaktı.
Bu derlemede; izleyiciye, topluma ve esere dönük okumaları yapmaya, bilimsel yaklaşımlar ışığında farklı bakış açılarını bir film üzerinden yansıtmaya çalıştık.
Tuba Sarı, Özlem İkizler Kumcu, Saliha Aslan “eşikte/sınırda dur........................aralıktan bak.
..........izleri takip et..........hafızayı oku...............
yerin ruhunu hisset.......kendilemeyi farket.........
.....illüzyonu bul......oyun kur........ek+leri keşfet.
.........aşınmayı hisset.........taşmalara bak...........
yığılmaları ayrıştır................bir’ara’ya getir........
......işgalleri gör.......düğüm’ü çöz.”
. Carl (Charles) Czerny 1791-1857 yılları arasında yaşamış Çek asıllı Avusturyalı besteci, öğretmen ve piyanisttir. Öğretmenlik kariyerine oldukça genç yaşlarında, kendi metodları ve Beethoven, Clementi gibi bestecilerin parçalarını öğrettiği Viyana asilzadelerine günde 12 saate varan derslerle başlamıştır. Bu meslekte çok başarılı olmuştur. En ünlü öğrencisi ünlü piyano virtüözü Franz Liszt’tir. Czerny piyano tekniğini geliştirmek için başlangıç seviyesinden en ileri seviyeye kadar çok sayıda egzersiz, etüt ve parçalar yazmıştır. Bestecinin üç bölümden oluşan bu kitapları ise metod niteliğinde, aynı zamanda öğrencilere ve öğretmenlere tavsiyeler içeren çok faydalı bir çalışmadır.
. Carl (Charles) Czerny 1791-1857 yılları arasında yaşamış Çek asıllı Avusturyalı besteci, öğretmen ve piyanisttir. Öğretmenlik kariyerine oldukça genç yaşlarında, kendi metodları ve Beethoven, Clementi gibi bestecilerin parçalarını öğrettiği Viyana asilzadelerine günde 12 saate varan derslerle başlamıştır. Bu meslekte çok başarılı olmuştur. En ünlü öğrencisi ünlü piyano virtüözü Franz Liszt’tir. Czerny piyano tekniğini geliştirmek için başlangıç seviyesinden en ileri seviyeye kadar çok sayıda egzersiz, etüt ve parçalar yazmıştır. Bestecinin üç bölümden oluşan bu kitapları ise metod niteliğinde, aynı zamanda öğrencilere ve öğretmenlere tavsiyeler içeren çok faydalı bir çalışmadır.
. Carl (Charles) Czerny 1791-1857 yılları arasında yaşamış Çek asıllı Avusturyalı besteci, öğretmen ve piyanisttir. Öğretmenlik kariyerine oldukça genç yaşlarında, kendi metodları ve Beethoven, Clementi gibi bestecilerin parçalarını öğrettiği Viyana asilzadelerine günde 12 saate varan derslerle başlamıştır. Bu meslekte çok başarılı olmuştur. En ünlü öğrencisi ünlü piyano virtüözü Franz Liszt’tir. Czerny piyano tekniğini geliştirmek için başlangıç seviyesinden en ileri seviyeye kadar çok sayıda egzersiz, etüt ve parçalar yazmıştır. Bestecinin üç bölümden oluşan bu kitapları ise metod niteliğinde, aynı zamanda öğrencilere ve öğretmenlere tavsiyeler içeren çok faydalı bir çalışmadır.
Yıldız Aksoy Pandemi, şehirlerin geleneksel yapı taşlarını yeniden düşünmek için mükemmel bir fırsat sunmuştur. Önümüzdeki dönemlerde pandeminin bize gönderdiği mesajı toplumun gerçekten alıp almadığı görülecektir. Kentsel mekânların mevcut durumda nasıl algılandığı ve kullanıldığı, COVID-19 salgınına karşı kentlerde alınacak önlemlere bağlı olarak oldukça önemlidir. Bu kitapta, pandeminin şehirler üzerindeki etkilerini anlamak ve COVID-19 sonrası kentsel alanları yeniden düşünmemiz gerektiği konusu vurgulanmaya çalışılmıştır. Bugün düşündüklerimiz ve hepsinden önemlisi yaptıklarımız, yarının şehirlerini değiştirebilir, onları gelecekteki krizlerle yüzleşmede daha güvenli, daha kapsayıcı ve daha dirençli hâle getirebilir. Hem bireysel hem planlama ve tasarım meslek grupları olarak hem de karar vericiler olarak kentsel alanları planlama, iklim değişikliği, ulaşım ve sosyal mesafe açısından düşünmek ve mevcut alanları yeni normalimize göre planlamak ve tasarlamak zorundayız.
Esra Çetin Ünlü İngiliz tarihçi Eric Hobsbawm'ın deyimiyle Aşırılıklar Çağı olarak adlandırılan XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kültür ve kültür politikaları konuları tartışılmaya başlanmıştır. 1952 yılında, Amerikalı antropologlar, akademik çalışmalarında kültür kavramına odaklanmışlar ve "Kültür nedir?" sorusuna yanıt aramışlardır. Öte yandan UNESCO’nun 1960’lı yıllardan itibaren uluslararası düzeyde kültür politikaları konusunu gündeme getirmesi ve pek çok konferans düzenlemesiyle tüm dünyada ve elbette Türkiye’de de kültür politikalarına yönelik çalışmalar yapılmaya başlamıştır.
Bu kitapta da 1938’den başlayarak 1980’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kültür politikaları içerisinde müziğin işlevi ve siyasi perspektiften müziğe atfedilen önem ele alınmıştır. Kültürel gelişmenin toplumun küresel ölçekli gelişmesinin en önemli parçası olması, bu gelişmenin yöntemsel olarak kültür politikalarından geçmesi bizi bu konuda çalışmaya iterken, kültür politikalarını besleyen en önemli kaynaklardan biri olan müzik politikaları ise bu çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Çıkış noktasını müzik politikaları oluştursa da çalışmanın zaman aralığı içinde değinilen tüm konular, Cumhuriyet’in dayandığı tarihsel ve düşünsel altyapı ile birlikte incelenmiştir.
Cahit Aksu Bir öğretmenin mesleğini icra ederken sorumlu olduğu en önemli şey, kendisine sunulan programdaki kazanımları öğrencilerinde oluşturmaktır. Çünkü bir öğretmeni konumlandıran, betimleyen, değerlendiren, kısaca meşrulaştıran en önemli unsur; öğretim programı kazanımlarını oluşturmadaki başarısıdır. Diğer hiçbir unsur bu kadar öncelikli ve önemli değildir. Öğretim programı ile öğretmen arasındaki ilişki; bir hukukçu ile anayasa kitapçığı, bir denizci ile pusula, bir bilim insanı ile bilimsel yöntem arasındaki ilişkiye benzer.
Hem müzik öğretmeninin hem de müzik dersi alan öğrencinin en önemli yardımcısı müzik öğretim programıdır. Müzik öğretmeni organize ettiği müzikal etkinlikleri ve diğer müzikal taleplerini en sağlıklı ve meşru biçimde öğretim programının gerekliliklerine ve içeriğine dayandırmalıdır. Bu nedenle öğretim programı, müzik öğretmeninin başucu kaynağı olduğu kadar en önemli silahı hâline de gelmiştir.
Bir öğretim yaklaşımını yargılayabilmek için öncelikle o yaklaşımın uygulamadaki görünümü ve uygulama sonuçlarına etki eden faktörlerin neler olduğu konusunda oldukça güçlü kontrollerimizin olması gerekir. Öğrenme süreçlerinde temele alınan yaklaşımın gerektirdiği her türlü eğitimsel uygulama, gereği gibi ifa edilirse planlanan kazanımlara ulaşılamamasında öğretim programına yüklenebilecek kusurlar hakkında kesin bir yargıya varılabilir.
Etkili bir müzik öğretmeni; öğrencilerinin müzikal düşünmelerini sağlayan, bu düşünceleri ifade edebilme olanağı ve özgürlüğü sunan ve ortaya çıkardığı fikir, beceri ve düşünce repertuvarını sınıf genelinde tartıştırabilen öğretmendir.
Müzik öğretmenleri olarak bizler, “diğer sorunlar”ın baskısı altında “Müzik Öğretim Programı”nı etkisizleştirecek yaklaşımlardan kaçınmalıyız. Türkiye’deki sınava odaklı eğitim sisteminin müzik, resim gibi dersleri önemsizleştirmesi bizlerin mücadele azmini kırmamalıdır. Gelecek günlerin; sanat içerikli derslerin önemini, gerekliliğini ve etkisini gözler önüne sereceği konusunda ümitsiz olunmamalıdır.
Berna Coşkun Onan, Necla Coşkun Çağdaş sanat bilgi yapısı, sanatta klasik ve modern felsefelerden olabildiğince beslenen ve büyük ölçüde özne ve nesne ilişkileri bağlamında bu yapısal yaklaşımı reddeden bir değişimin bütüncül göstergelerini sunmaktadır. Özellikle 1945 sonrası dönemin felsefi çıkarsamalarını, yapıtlarda plastik yapıda oluşan değişimler, yapıtın ontolojisi ya da sergileme ortamları/bağlamlar, oluşumlar, performatif hareketler yoluyla hissedebildiğimiz bu grift yapı, eğitim ortamlarına taşınabildiği derecede, anlaşılabilir, çözümlenebilir ve tartışılabilir yaşamsal bir olguya dönüşecektir. Çağdaş sanat, bir yandan modernizmin avangardist, çizgisel ve ilerlemeci yapılarını barındırırken bir yandan da postmodernizmin özneye yaklaşımı, kültürlere yaklaşımı, süreç estetiği gibi yapıtın oluşumunu içeren başka felsefi söylemleri de kapsamaktadır. Çağdaş sanatın özsel karakteristik niteliklerinden hareketle tanımlamalarını gerçekleştirebilmek, öğretim süreçleri açısından faydalı olacaktır. Çağdaş sanatın,bu griftlik ve paradoksallık nedeniyle karmaşık bir yapıya sahip olduğu söylenebilir. Bu tür karmaşık içerik yapıları, benzer nitelikte karmaşık olguları bir arada görebileceğimiz, karmaşık sistemlere ihtiyacı da ortaya koymaktadır. Disiplinlerarası öğretim süreci, disiplinbirleştirici akademisyenlerin, karmaşık içeriklerden beslenen disiplinlerarası birleştirmeleri gerçekleştirdikleri bir süreçtir. Bu kitap, öncelikle bir öğretim elemanının disiplinbirleştirici rolüyle bu grift yapıyı nasıl çözümlediğini ve nasıl bir disiplinlerarası içerik olarak yapılandırdığını göstermektedir. Bununla birlikte öğretim elemanının çağdaş sanat bilgi yapısına farklı yaklaşımı ile uzmanları derse kattığı ve bu şekilde çeşitli gerçeklikleri de sürece katabilmeyi başardığı gözlemlenmiştir. İşte tam da bu noktada bu birleşmeleri ortaya koyabilmeyi sağlayacak felsefi bir yöntem olarak fenomenoloji, araştırmada tutarlı bir yol izleyebilmeye katkı sağlamıştır. Kitabın, öncelikle fenomenoloji araştırması yapmak isteyen araştırmacılara, sanat eğitimcilere, farklı alanlarda disiplinlerarası öğretim süreci planlayacak ve gerçekleştirecek öğretim elemanlarına ve ayrıca ilk ve ortaöğretim düzeylerinde öğretmenlik yapacak öğretmen adaylarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Adem Yücel, Burak Boyraz, Çağrı Gümüş, Erol Murat Yıldız, Esra Altıntaş Yüksel, H. Serdar Mutlu, Mehtap Pazarlıoğlu Bingöl, Meltem Katırancı, Mustafa Cevat Atalay, Mustafa Diğler, Osman Altıntaş, Özcan Özkarakoç, Serap Buyurgan, Tolga Akalın, Ufuk Uğur Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin kültürel oluşumlarına ev sahipliği yapmış Anadolu toprakları, cumhuriyetin ilanından sonra yepyeni bir iklimle kucaklaşmış ve yeni kurulan ülkemiz, sanatsal açıdan evrensel entegrasyona uygun bir yapılanma içerisine girmiştir. “1923'ten Günümüze Çağdaş Türk Sanatı” kitabı, plastik sanatların tüm branşlarında cumhuriyetin ilanından sonra yaşanılan gelişim ve değişimleri ele almak düşüncesinden hareketle her biri alanında uzman akademisyenler tarafından büyük bir titizlikle hazırlanmıştır.
Kitapta yer alan bölümlerin, ülkemiz sanat ve kültür ortamına vereceği katkının yanı sıra bilimsel bir yayın niteliği taşıması nedeniyle araştırmacı kimliklere, akademisyenlere, lisans ve lisansüstü eğitim gören tüm öğrencilere kaynak teşkil edeceği düşünülmektedir.
Nurtaç Ergün Atbaşı Empati, birbirinden farklı disiplinlerde farklı bakış açıları, değerlendirme ölçütleri ve dolayısıyla farklı tanımlarla kendine yer bulan bir kavramdır. Empatinin; edebiyatla, edebî metinle bağını kurabilmek, bir yandan empatinin tarihsel kökenine bakmayı diğer yandan yazınsal bir iletişim olan edebiyatın ve edebî metnin doğası üzerine düşünmeyi gerektirmektedir.
Çağdaş Türk Tiyatrosunda Empati başlığını taşıyan çalışma ile edebiyat ve empati arasında kurulan ortaklığın, yazınsal metinleri anlamlandırmada edebiyat araştırmacısına nasıl bir imkân sunabileceği üzerine bir değerlendirmede bulunulması amaçlanmıştır. Üretilen herhangi bir yazınsal metnin anlamlandırılmasında empati odağında getirilecek bir yorum; okurun, okuduğu kurgusal metin vasıtasıyla kendi dünyasının ve gerçeğinin dışında başka bir dünyayı ve gerçeği yani duyguyu, düşünceyi, eylemi deneyimleyebilecek oluşuyla ilişkilidir. Burada empatinin yazınsal metinlerin yorumlanmasında bir araç oluşunu göstermek adına tiyatro türü tercih edilmiş; çağdaş Türk tiyatrosunda, 1960-1980 yılları arasında yayımlanan oyunların arasından seçilen tiyatro metinleri empati kavramı odağında yorumlanmıştır.
Abi Aghayere, Jason Vigil Çelik Yapıların Tasarım, Hesap ve Yapım Esasları (ÇYTHYE) Yönetmeliği ve Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği - Deprem Etkisi Altında Çelik Bina Taşıyıcı Sistemlerinin Tasarımı İçin Özel Kurallar Bölümü ile uyumlu
Yük ve Dayanım Katsayıları ile Tasarım (YDKT) yöntemine uygun örnekler
İnşaat Mühendisliği ve Mimarlık bölümleri için lisans ve lisansüstü seviyesindeki tüm Çelik Yapılar dersleri için ideal bir kaynak
Gerçekçi taşıyıcı sistem çizimleri, konu sonu problemleri ve çelik bina tasarımı projesi
Abdullah Ayaydın Sanat eğitimi bütününün önemli bir parçası da sanat tarihidir. Sanatın eğitimi ve öğretimi, sanatın tarihine dokunulmadan verimli olamaz. Sanatın tarihinde bilinmesi gereken en lüzumlu konulardan biri yakın tarihi ilgilendiren çağdaş sanat akımlarıdır.
Bu kitabın hazırlanmasındaki temel amaç; çağdaş sanat akımları ile birlikte sanatın çeşitliliğine, düşünme biçimlerine, tekniklerine ve konularına dikkat çekerek sanat kavramına geniş bir perspektiften bakılmasını sağlamaktır.
Jamie Combs - Brenda Hoddinott Çizim Teknikleri For Dummies “size sadece kendinizin resim yapmayı öğretebileceği” felsefesine sıkı sıkıya bağlı kalarak, çizim yapmanın temellerini keşfetmeniz ve daha gelişmiş tekniklere ilerlemeniz için ihtiyaç duyacağınız gereçleri sizlere sunmaktadır. İçinizdeki ressamı serbest bırakmak için asla geç kalmış sayılmazsınız… O yüzden hemen bir kalemle kâğıt alıp bu uygulamalı ve dost canlısı rehberin size kendinizi ifade etme yolunda eşlik etmesine izin verin.
• Çizim tekniklerine dair her şey... Resim yapmaya başlamak için çizim gereçlerinden ilham fikirlerine kadar ihtiyaç duyacağınız her şeyi burada bulabilirsiniz.
• Kaleminizi (ve becerilerinizi) keskinleştirin. Kâğıt parçası üzerinde boyut yaratmayı, ışık ve gölge oluşturmak için tonlama yapmayı, derinlik eklemeyi ve çok daha fazlasını öğrenin.
• Biraz dijitalleşelim. Dijital çizim dünyasını keşfedin; kişisel bilgisayarınızla eskizler ve katmanlar yaratmanıza imkân tanıyan araçlar ile yazılımlar hakkında rehberlik edecek kaynaklara ulaşın.
• Çiziminize canlılık katın. Natürmortlar, doğa manzaraları, insan ve hayvan çizimleri yapmak için resminizin konusu üzerinde çeşitli denemeler yapın.
Kitabı açın ve
• Birbirinden farklı türlerde çizimler yapabilmeniz için ihtiyacınız olan gereçler ve teknikleri
• Çizim projeleri ile baş etmek için fikirler ve stratejileri
• İndirilebilir ücretsiz dijital çizim araçlarını
• Şekilleri nasıl dengeleyeceğiniz konusundaki bilgileri
• Hat çizimleri yaratmak için ipuçlarını
• Ortaya üç boyutlu çizimler koymak için yardımcı olacak yönergeleri
• Çiziminizi güzelleştirebilecek dokular ve desenleri
• Resimlerinize perspektif eklemek için gerekli bilgileri öğrenin.
Aynur Şadiye Şahin Çocuğun ruhsal dünyasına kısa bir giriş yapılan “Çocuk Resimlerindeki Yaratıcılığın Plastik Açıdan Analizi” konusu araştırılırken, çocuğu anlamanın; ayrıca, çocuğun sevgi, güven ve hoşgörülü bir aile ortamında yetiştirilmesinin önemine değinilmiştir.
Yaratıcılık insana özgüdür ve her insana doğuştan gelen bir armağandır. Ancak bu yetinin geliştirilmesinde öğretmenlerin üzerine büyük bir görev düştüğü vurgulanmıştır. Çocuk yaratıcılıkla resim yaptığında, zaman içinde bunun etkileri kişiliğine de yansımaktadır.
Sanatsal açıdan bakıldığında yalınlık ve özgünlük ile dikkati çeken çocuk resmi, sıradan bir etkinlik gibi görülse de bazı durumlarda birtakım kavramsal karmaşıklıklar da gösterebilmektedir. Bu çalışmada, çocukların kendilerini fark ederek keşfetmeleriyle özgün bir birey olma yolculuklarına dikkat çekilmiştir. Çocukların resim aracılığı ile kişilik ve yaratıcılıkları gelişirken evrensel bir birey olma düşüncesinin de oluştuğunun önemine yer verilmiştir. Bu açıdan ele alındığında çocuk resimleri iyi analiz edilmelidir.
Çocuk resimleri, onların gelişim ve becerilerinin genel bir göstergesidir. Çocuğun iç dünyasını bize ayrıntılarıyla anlatır.
Jill Englebright FOX, Robert SCHIRRMACHER, Wadsworth Çocuklarda Sanat ve Yaratıcılığın Gelişimi kitabı, alanında uzman olan üniversite öğretim elemanları tarafından çevrilmiştir. Kitabımız çocuklarda sanat ve yaratıcılık alanında görülen boşluğun doldurulması ve doğru uygulamaları göstermesi açısından titizlikle hazırlanmıştır.
Kitap Yaratıcılık, Sanatçı Olarak Küçük Çocuklar: Gelişimsel Bir Bakış, Sanat ve Estetik, Sanat Deneyimleri Sağlamak, Rol ve Stratejiler olmak üzere beş üniteden ve 16 bölümden oluşmaktadır. Her bölüm eleştirel düşünmeyi teşvik eden, grup tartışmalarını destekleyen, okuyucuyu motive eden fotoğraflarla birlikte, farklı düşünceleri açığa çıkaran sorular içerir. Bölümlerin sonunda yer alan özet, anahtar sözcükler, önerilen etkinlikler ve gözden geçirme çalışmalarıyla okuyucunun öğrendiklerini uygulaması ve sorgulaması hedeflenmiştir.
Kitabın hedef kitlesi sadece öğrenci, öğretmen ya da akademisyenler değil, çocukları ile yaratıcı sanata ilgi duyan tüm yetişkinlerdir. Çocuklarda Sanat ve Yaratıcılığın Gelişimi kitabının ülkemiz çocuklarına, ailelerine ve eğitimcilerine faydalı olması en büyük dileğimizdir.
Abdullah AYAYDIN Çağımıza kadar sözel ve sayısal zekâ ile sınırlı kalmış eğitim- öğretim ortamlarında Çoklu Zekâ Kuramı ile çok daha geniş ufuklara yelken açılmıştır. Zekânın aslında yetenekten farklı bir şey olmadığı ve her öğrencinin dikkatini çekecek bir yöntemin olabileceği, eğitimcileri yeni arayışlara yönlendirmiştir.
Çoklu Zekâ anlayışının eğitim ortamına sunduğu yeniliklerden en çok etkilenen derslerden biri olarak görsel sanatlar dersi de öğrencilere çok çeşitli etkinliklerin sunulabileceği alanlardan biridir. Bu alanı renkli ve eğlenceli hâle getirmek ise öğretmenlerin hayal gücünün genişliği ile orantılıdır.
Bu kitabın amacı, Görsel Sanatlar öğretmenlerine hem Çoklu Zekâ Kuramı'nı tanıtmak hem de bu alanda yapılabilecek etkinlikler hakkında ön bilgi sunmaktır. Kitapta yer alan örnekler hem öğrencilere hem de öğretmenlere fikir vermek ve örnek oluşturmak düşüncesiyle hazırlanmıştır. Bu örnekler aynen uygulanabileceği gibi okulun sosyal ve fiziksel imkânlarına göre düzenlenebilir ve çeşitlendirilebilir niteliktedir.
Ahsen Karagöl, Ali Kılıç, Bora Yerliyurt, Emine Çoban Şahin, Ercan Koç, M. Doruk Özügül, Özgün Arın, Özlem Belir, Pınar Erkan Bursa, Sevda Duygu Kolbay, Yağmur Saluk İstanbul, yüzyıllardır devam eden bir mimari ve kentsel değişim içindedir. Geçmiş yüzyıllardan günümüze kadar dünyada eşine az rastlanır kapsam, hız ve yoğunlukta, sürekli değişmektedir. Bu süreçte rol oynayan aktörlerin ve dinamiklerin anlaşılması, hor kullanılan bu kıymetli şehrin devamlılığını sağlamak için elzemdir. Bu bakımdan bu kitap, küçük bir çabadır. Kentsel ve mimari açıdan değişimlere doğrudan odaklanan ender bir yayın olarak kitabın, literatüre katkı sunacağını düşünüyoruz.