Edebiyat Araştırmaları \ 1-1
Sami Baskın 2000'li yıllar dünya için bir göz açıp kapayana kadar her şeyin değiştiği zaman dilimi olarak hatırlanacaktır. Bilgiden teknolojiye, sağlıktan eğitime kadar hemen her alanda takibi güç bir hızda değişmeler yaşanmaktadır. Hızlı üretiyor, hızlı tüketiyor, hızlı yaşıyoruz. Bu hız içerisinde bazı ürünler bir anda parlıyor, moda haline gelip herkese ulaşıyor ve aynı hızla yok oluyorlar. Telefonlar, televizyonlar, arabalar ve diğer eşyalardaki değişime çoğu zaman yetişilemiyor. Edebiyat da bu hızdan nasibini almış görünüyor. Bir gün herkesin dilinde olanlar, kısa bir süre sonra neredeyse hatırlanamayacak kadar unutuluyor. Yani edebi eserleri de bilgisayarlar gibi, telefonlar gibi, otomobiller gibi tüketiyoruz. Eskidikçe beğenmiyor, unutuyoruz. İşte böylesi kısa bir kullanım ömrüne sahip eserler, çok yaygın bir okur kitlesine ulaştıkları halde bunu zamana yayamadıklarından ve kalıcı birer mirasa dönüşmediklerinden dolayı popüler olarak adlandırılmaktadır.
Bu eserler her ne kadar geçici olsalar da taşıdıkları bazı özellikler onları değerli kılmaktadır. Örneğin çok basılırlar, yurdun dört bir yanına hızlı bir şekilde dağıtılırlar, reklamları çok olur ve çok bilinirler, hatta televizyon dizileri veya sinema filmleri yapılır. Sadece yetişkinlerin değil, okul çağındaki bireylerin de dikkatini çekerler. Bu durum, onları birer okuma ve öğrenme aracı yapmak için elverişli bir ortam oluşturur. Bu yüzden kitap okumayı sevdirmek, okuma alışkanlığı kazandırmak isteyen öğretmenler veya aileler popüler kitaplardan yararlanabilirler. Hatta bu kitaplarda kelime sıklığı o kadar yüksek ki hedef kelime varlığını öğretmek için güzel birer egzersiz aracı olarak da kullanılabilirler. Özellikle yabancılara Türkçe öğretirken bir kelimenin çok tekrarı önem kazandığından sıklığı yüksek olan bu eserlerin önemi bir kat daha artacaktır.
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
İbrahim Demirci Ahmet Hâşim’in Nesirleri
İBRAHİM DEMİRCİ

Türk Şiirinin büyük şairlerinden Ahmet Hâşim hakkında en kapsamlı kitaplardan birini sunuyoruz: Ahmet Hâşim'in Nesirleri. O Belde'nin, Merdiven'in, Karanfil'in, Piyale'nin, Bülbül'ün, Bahçe'nin, Süvari'nin güçlü, ince ve yabanıl şairi Ahmet Hâşim, nesirleriyle de dilimizi ve edebiyatımızı zenginleştirmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı ve ancak üçte birini kitaplaştırdığı fıkra, söyleşi ve gezi yazılarının hemen hepsine “deneme” derinliği ve lezzeti katmış olan Ahmet Hâşim, kişiliğini ve mizacını edebi akımların ve siyasi ideolojilerin oyuncağı olmaktan sakınmış; dünyaya özgür, meraklı, zaman zaman çocuksu ve muzip gözlerle bakabilmiş; bütün insanlığın kültür birikiminden olabildiğince yararlanmış; estetiği gözeten bir yaklaşımla derinlikli metinler üretmiştir. İbrahim Demirci bir kuyumcu titizliğiyle bu çalışmada onun kitaplaşan ve kitaplaşmamış bütün nesirlerini ele almış; hem içerik, hem biçim bakımından değerlendirmiştir. Hâşim'in nesirleri bağlamında temel kaynak niteliğindeki bu çalışma, böylesi çalışmaları çoktan haketmiş Hâşim'e bir övgü değil, bir ödevdir.
“Fakat doğru düşünmüş olmak için neden filân veya falan gibi düşünmek elzem olmalı?” “Beni anlamanız için bir ruhunuz olmalıydı ve o ruh, hemşehrimiz Loti'nin ruhu gibi şifâ bulmayacak tarzda zehirlenmiş olmalıydı.” “Cami ve insan, cübbe ve sarık, mangal ve nargile şark denilen şey değildir; şark bunları görüp duymakta ve görürken benimsemektedir. / Edebiyat, hayatın havasında ve sinirlerin ağlarındadır. Ressamlarımız atölyelerinin terebentin kokan havasından çıkmağa râzı oldukları gün bunu bileceklerdir.” “Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.” “Hiçbir çehre hayâlde göründüğü kadar hakikatte güzel değildir.” “İstanbul'da hayatında ancak bir iki defa, o da haberi olmaksızın, kolunu siyasî bir mevzuun elektrik tellerine çarpmış bir şaire mukabil, Ankara'da bal çanağına düşen arılar gibi kanatlarını artık kullanmaktan âciz, ayaklarıyla tıpış tıpış yürüyen nice şair var.” “Hiçbir san'atkâr eserini yaratmadan evvel, ondan başkalarına bahsetmek istemez. Zira sırrı fâş olmuş bir eser, doğmadan ölmeğe mahkûmdur.” “Her devirde başka türlü tarif edilen sanatın son tariflerinden biri de şudur: 'Hakiki hayatın bizden esirgediği tahassüsatı telâfi etmek vasıtası.'” “Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.” “Seviliyor muyum, sevilmiyor muyum, diye mütemâdiyen endişe içinde olan bir millet beğenilmekten ümidini kesmiş olan bir millettir.”
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Bilal Dursun Yılmaz Küreselleşme ulusal temelleri çürütmekte ve tek tip insan oluşturulmasına sebebiyet vermektedir. Bu kaçınılmaz bir süreç. Küreselleşmeyi durdurmak imkânsızdır. Ama tam da bu durumda çok daha büyük zorunluluk, ulusal değerleri korumak için üzerimize düşen büyük sorumluluğumuzdur. Her ulusal kültürün kendi benzersizliğini koruması gerekmektedir. Küreselleşme vahşi bir canavar ve biz hele küçük ulus devletler bu canavar için çok lezzetli bir yiyeceğiz. O sebepten bu vahşi canavara karşı ayakta kalabilmek için mücadele etmeliyiz.
Gürsel Aytaç Alman dilinde eser veren edebiyatların; Federal Alman, Demokratik Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarının önemli temsilcileri ve eserleriyle ele alındığı çalışmada, pluralist edebiyat tarihi metoduyla akımları, yazarları ve eserleri, tarihi, felsefi, sosyolojik, kültürel etmenlerin bileşkesi halinde yorumlanarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Üniversitelerimizin Alman dili ve edebiyatı öğrencilerinden başka edebiyat meraklılarına da faydalı olacaktır.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
İsmet Çetin Yaratılan ve yaşanılan kültürel alanın ifade aracı olan dil, aynı zamanda kâinatın algılanması, yorumlanması ve şekillenmesi anlamlarına da gelir. Hayatı anlamlandıran dil, yaşanılanlardan aldığı unsurları kurmaca bir dünyaya taşır. Bu kurmaca dünyada hayattan kopuk olmayan bir âlem yaratılır ve bu âlemi ifade eden eserler ortaya çıkar. Bunlar kimi zaman şiir, kimi zaman hikâye biçiminde görülür. Bu da dilin anlaşma vasıtası olmasının yanında eser yaratmada bir araç olduğu anlamlarını taşır. Milletlerin ses ve söz dünyası olan dil ve dil ile yaratılan eserler, milletlerin varlığının teminatı olduğu gibi, tarihî bilgi ve tecrübelerinin de ifadesidir. Kitap, dil ve edebiyat öğretiminde kullanılan veya kullanılması gerekli olan metot ve teknikleri içermektedir. Türkiye'de sık kullanılan yöntem ve tekniklerin yanı sıra Batı dünyasında kullanılan yöntem, yaklaşım ve teknikler de bu çalışmada yer almaktadır. Türkçe ve Türk edebiyatı öğretiminin tarihî akışı, günümüzdeki durumu; dil ve edebiyat öğretimiyle ilgili yaklaşımlar, uygulanan program ve hedeflenen davranışlar, bilginin davranışa dönüşmesi için öğrencinin elde etmesi gereken kazanımlar, kitapta toplu olarak yer almaktadır.
Abdulkerim KARADENİZ, Abdurrahman GÜZEL, Aliye USLU ÜSTTEN, Ayşe Derya ESKİMEN, Ayşe YÜCEL ÇETİN, Halide Gamze İNCE YAKAR, Halil ÇELTİK, Hilmi DEMİRAL, İsmet ÇETİN, Musa ÇİFCİ, Mustafa TÜRKYILMAZ, Remzi CAN, Salim PİLAV, Yasemin UZUN TULGAR Yaratılan ve yaşanılan kültürel alanın ifade aracı olan dil, aynı zamanda kâinatın algılanması, yorumlanması ve şekillenmesi anlamlarına da gelir. Hayatı anlamlandıran dil, yaşanılanlardan aldığı unsurları kurmaca bir dünyaya taşır. Bu kurmaca dünyada hayattan kopuk olmayan bir âlem yaratılır ve bu âlemi ifade eden eserler ortaya çıkar. Bunlar kimi zaman şiir, kimi zaman hikâye biçiminde görülür. Bu da dilin anlaşma vasıtası olmasının yanında eser yaratmada bir araç olduğu anlamlarını taşır. Milletlerin ses ve söz dünyası olan dil ve dil ile yaratılan eserler, milletlerin varlığının teminatı olduğu gibi, tarihî bilgi ve tecrübelerinin de ifadesidir.
Kitap, dil ve edebiyat öğretiminde kullanılan veya kullanılması gerekli olan metot ve teknikleri içermektedir. Türkiye'de sık kullanılan yöntem ve tekniklerin yanı sıra Batı dünyasında kullanılan yöntem, yaklaşım ve teknikler de bu çalışmada yer almaktadır. Türkçe ve Türk edebiyatı öğretiminin tarihî akışı, günümüzdeki durumu; dil ve edebiyat öğretimiyle ilgili yaklaşımlar, uygulamalı konu anlatımı, planlama, ölçme ve değerlendirmeyle ilgili bilgilere yer verilmiştir.
Şükrü ÜNALAN Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biridir. Dünyada Türkçe konuşan insanlar yaklaşık 11 milyon kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Doğuda Moğolistan ve Çin, batıda Sırbistan, kuzeyde Sibirya ve Kazan, güneyde Bağdat'a kadar geniş bir coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Bu coğrafya içerisinde, yedi tanesi Türk devleti olan 23 ayrı devlet vardır. Günümüzde yaklaşık 300 milyon insan Türkçe ve onun lehçeleri, ağızlarıyla konuşmaktadır.
Türk yazı dilinin en önemli ve ilk örneklerinden olan Orhun Abideleri, MS 720-735 yılları arasında dikilmiştir. Orhun Abideleri okunduğunda Türkçenin ulaştığı seviye yüksekliği ve zenginliği karşısında bütün Avrupa hayretler içinde kalmıştır. 8. yüzyıla kadar Avrupa'da hâkim dil olan Latince, dünya düşünce tarihinde egemen tek dil olarak kabul ediliyordu. Latince dışında son derece etkin, zengin ve edebi bir Türk dilinin mevcudiyeti, düşünce ve kültür tarihi uzmanlarını da şaşırtmıştır. Fransızcanın en eski yazılı belgesinin
15. yüzyıla, Almancanın 14. yüzyıl, Rusçanın ise 13. yüzyıla ait olduğu göz önüne alınırsa, Türk dilinin köklü geçmişi çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
“Öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız geride ölmez bir eser bırakınız.” sözünün mucibince, milletimizin genç beyinlerinin millî kimlik ve benlikten uzaklaşmamasını temin için büyük gayret gösteren yazar, bu gayretlerini ebedîleştirmek için kaleme sarılmış ve yıllardır birçok üniversitede okutulan bir eser ortaya çıkarmıştır. Yazar bu eseri ile küreselleşme adı altında dil ve kültürü yozlaştırma ve böylece millî devletleri daha kolay sömürülebilir hâle getirme oyunlarına dikkat çekmiştir. Sadece eğitim çağındaki gençlerin değil her yaştan okurun ilgisini çeken bu eser “bâki kalan bu kubbede hoş bir seda” misali millî bilince sahip Türk insanının yüreğinde yankı bulacaktır.
Eserin yeni basımının yapılmasında teşviki olan başta üniversite öğrencilerimiz olmak üzere, meslektaşlarımıza ve rahmetli yazarın eşine ve çocuklarına şükran ve minnet duygularımızı ifade etmek istiyoruz. Özellikle de yazarın ruhunun şad olması duasıyla bütün okuyucularımıza selam ve hürmetlerimizi bildiririz.
Mehrali Calp Edebiyat Bilgi ve Kuramları I adını taşıyan bu eserde, edebiyat ve sanatın tanımı, işlevleri; edebi eser, edebiyat akımları, poetikalar ve bazı eleştiri okulları ele alınmıştır. Edebi akımlar kronolojik bir sıra içinde tanıtılmaya çalışılmış; edebiyat ve şiir sanatı ile ilgili farklı görüşler incelenmiştir. Bunlar arasında yer alan edebi eserlerin nitelikleri, şiir sanatı, edebiyat kuramına ait hususlar üzerinde durulmuştur.
Üzerinde durulan konulardan biri de edebiyat tarihidir. Her toplumun bir tarihi olduğu gibi bir de edebiyat tarihi vardır. Edebiyat tarihi, bir toplumun edebi eserlerde yaşayan tarihidir. Bu tarih, yüzyıllar boyunca o toplumun içinden çıkmış sanatkârların ayna tuttuğu maşeri vicdanın bir yansımasıdır. İnsanın duygu, düşünce ve hayallerine, ümit ve heyecanlarına ayna tutan edebi eserler, ortaya çıktıkları toplum dokusunu da yansıtırlar.
Bu kitapta, XII kısımdan itibaren bir dizi eleştiri “okulu” tanımlanmaktadır. Edebiyat kuramları kapsamında yansıtmacılık, anlatımcılık, Rus Biçimciliği, yeni eleştiri, yapısalcılık, yapı sökücülüğü, feminizm, psikanaliz, Marksizm ve yeni tarihçilik gibi kuramlar ele alınmıştır. Bu kuramsal akımların pek çok ortak noktası bulunmasına karşılık birbirlerine alternatif oluşturan kuramlar da var.
Edebî eserlerin üstün kılan özelliklerini kavrayabilmek, değerlerini anlayabilmek üretildikleri dönem hakkında bilgilenmekle olur. Edebiyat kuramı, edebi eserleri analiz etmek için izlenen sistemli bir yol olarak tanımlanabilir.
“Kuram nedir? Kuram bir tahmin ya da varsayım mıdır? Bir düşünüşün kuram olarak kabul edilmesi için o düşüncenin herkesçe kavranacak ölçüde anlaşılır olması mı, olmaması mı gerekir? Kuram belirli bir karmaşıklık içerisinde olmalı mıdır? Farklı düşünüş ve alternatif düşüncelerin araştırılması olarak kuram, edebiyat incelemelerinin varsayımlarını sorgulamalı mıdır?”; Yazan, okuyan varlık kimdir? Metinler hangi etki ve şartlar altında üretilmişlerdir?” gibi sorulara bu kitapta cevap aranmaktadır.
Ömer SOLAK Vicdanlı bir öğretmen, sürekli yeni şeyler öğrenir, onları kendi bilgi dağarcığının bir parçası hâline getirir, bilgilerini yenileriyle güncel ve taze tutar, metotlarını sürekli yeniler ve sınıfına bu yeni bilgiler ve yeni öğretme metotları ile gider. Hiçbir zaman mevcut bilgileriyle yetinmez, eski bilgilerle sınırlamaz kendini, daima yeni şeylerin susuzluğunu çeker.
Türkiye'de edebi metin çözümleme yöntemleri, pek çok üniversitede lisans ve lisansüstü düzeyde ders olarak okutulmasına rağmen, konuyu kapsayıcı bir bakışla ele alan oldukça az sayıda kaynak vardır. Elinizdeki kitabın farklı bölümlerinde edebiyat biliminin farklı çalışma alanları gruplandırılarak tanıtılmıştır. Bu tanıtımda daha çok alanın metodolojik cephesine hâkim olan yaklaşımlara odaklanılmıştır. Bu bölümler okura çok yönlü bir perspektif kazandırmak amacıyla, kendi konusunu farklı tartışmalar ve bakış açıları ışığında ele almaya çalışmıştır.
Adem İşcan, Ahmet Akçay, Beytullah Karagöz, İsa Yılmaz, Murat Şengül, Sami Baskın, Sezgin Demir Dil, insanoğlunun dünya ile kurduğu en önemli bağdır. Onunla düşüncesini, duygusunu, yaşadıklarını kendisi dışındakilerle paylaşır. Yemeğini ister, aşkını itiraf eder, başından geçenleri dile getirir… Bütün bunları istediği gibi yapabilmesi, ancak gelişmiş anlama ve anlatma becerileriyle mümkündür. Bu yüzden çağdaş eğitim sistemleri, bireylerinin iyi anlayan ve güzel anlatan kimseler olması için özel düzenlemeler yapar. Bu kitap, sözü edilen düzenlemelerden biri olarak kabul edilebilir. Zira, başta lisans seviyesindeki bireylerin, öğretmenlerin, eğitmenlerin yararlanabileceği nitelikte, onların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve Yükseköğretim Kurumunun ders planlamasına dikkat edilerek hazırlanmıştır. Bu hazırlıkta emek harcayan tüm bilim insanları, kitabı alacak kişilerin sözlü anlatım becerilerinin ve sözlü anlatım türlerine ilişkin bilgilerinin aşama aşama geliştirilmesi için uğraş verdiler. Ancak her eser gibi elbette eksiklikleri bulunmaktadır. Bu yüzden kitabı okuyan, değerlendiren herkesin önerisi; tamamlayıcı bir adım olarak kabul edilecektir.
Coşkun Ak

Muhibbi mahlasıyla 3000 civarında şiiryazan Kanuni Sultan Süleyman’ın Farsça kaleme aldığı -bu kitaptaki- şiirleri, onun bu alandaki becerisini de ortaya koymaktadır. Seçimlik Farsça dersleri için bir kaynak niteliğinde düşünülen kitapçıkta, şairin gazelleri, dörtlükleri ve beyitleri alfabetik olarak sıralanmış, Türkçe çevirileri ile birlikte eski harfli yazılışlarına da yer verilmiştir. Eserin öğrenci ve meraklılarına faydalı olacağı düşünülmektedir.

Sedat Maden Türkçe, dünyaya yayılımı göz önünde bulundurulduğunda milyonlarca insan tarafından ana dili ve yabancı dil olarak kullanılan, beş bin yılı aşkın tarihi boyunca yüz binlerce kıymetli esere hayat veren, zengin Türk kültürünün kuşaklar arasında taşınmasına öncülük eden, geçirdiği tüm sıkıntılara rağmen güçlenerek varlığını sürdüren, dünyanın en eski ve köklü dillerinden biridir. Bu özellikleriyle dünya dilleri arasındaki konumunu ve değerini gün geçtikçe hissettirmekte, kendini dünyaya daha çok kabullendirmektedir.
Geçmişten Günümüze Türkçeye Hizmet Edenler adlı eser, Türkçenin bir dünya dili olarak bugünlere ulaşmasında hizmetleri olan şahsiyetleri, Türkçe üzerine sahip oldukları düşünceleri ve eserlerini belirli bir düzen içerisinde okurlara sunmaktadır.
Türkçe anlayan, anlatan ve aynı zamanda Türkçeye hizmet edenlere faydalı olması temennisiyle…
Aliye Uslu Üstten Bu kitap, gençlerin gelişim özellikleri ile gençlik edebiyatı kavramını bir arada değerlendiren ve bu alandaki boşluğu doldurma amacı taşıyan bir çalışmadır. Aynı zamanda, uzun yıllar çocuk ve yetişkin edebiyatı arasında kalan gençlik edebiyatının varlığına dikkat çekilmesi ve bu alanın geliştirilmesi yolunda bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Bu çalışma ile gençlerin bilişsel, sosyal ve psikolojik gelişimlerinin; duygu, düşünce ve hayallerinin gençlik edebiyatı eserlerinin özelliklerini belirlemedeki etkisi bilimsel gelişmeler ışığında ortaya konulmuştur.
Nurullah Çetin İkinci Abdülhamit Dönemi’nde başlıca 3 farklı edebiyat anlayışı vardır: 1. Servet-i Fünun akımı, 2. Mutavassitîn (Ilımlılar), 3. Divan edebiyatı anlayışını sürdürenler. Bunların içinde en önemli ve en kuvvetli olan edebiyat damarı Servet-i Fünun akımıdır. Bu eserde İkinci Abdülhamit Dönemi’nde ortaya konan Türk edebiyatı faaliyetleri bir bütünlük içinde tanıtıldı.
Komisyon Soru bankamız, KPSS alanında oldukça deneyimli bir ekip tarafından hazırlandı. Kitap hazırlanmadan önce; geçmiş yıllarda çıkan sorular analiz edildi, ÖSYM’nin bu sınav formatı için belirlediği konular incelendi, yıllar içerisinde yaptığı değişiklikler not edildi ve sonuçta elinizdeki eser meydana geldi.
Bireysel öğrenme tekniklerine uygun olarak hazırlanan kitabımızdaki sınav konuları kendi içerisinde ara başlıklara ayrıldı ve testler 15 ila 20’şer soru olarak hazırlandı.
Soruların kolaylık ve zorluk derecesi ise tamamen ÖSYM formatına göre belirlendi.
Arthur Asa Berger Arthur Asa Berger, başkalarının medyayı nasıl yorumladıkları ile yetinmeyip kendi medya çözümlemelerini yapmak isteyen okuyuculara uygulamalı öneriler sunan, örnekli, kullanıcı dostu bir rehber oluşturmuştur. Medya yorumlamalarını; göstergebilimsel bakış açısı, Marksist kuram, psikanalitik kuram ve toplumbilimsel kuram çerçevesindeki incelemelerle açıklayan ve popüler kültürü bu dört kurama bağlayan Berger, yaratıcı insanların eleştirel düşünceleriyle gerçek dünyayı nasıl dönüştürebileceklerini anlayabilmeleri için bu kuramları bilmelerinin gerekli olduğunu vurguluyor. Beşinci baskısı yapılan kitap, kuramsal açıklamaların yanı sıra, uygulamalı bölümleri, karmaşık kavramları örnekleyen çevrimiçi alıştırmaları, sözlüğü ve çalışma kılavuzları ile yazarın kendi çizimlerini de içermektedir.
“Geçmişin ve geleceğin dünyasını metinlerle kavramaktayız. Aslında tüm dünyanın metinlerden oluştuğunu bilen bizler, metinlerin nelerden oluştuğunu görmek istedik. Bu metinleri görmek, anlamak, izleyerek kavramak, çözmek ve yeniden kurmak istedik. Bize aynı metine dört farklı pencereden bakabilmeyi gösteren Berger'in açıklamalarında ve örneklerinde, bu yapıbozumu, neye göre gerçekleştirebileceğinizi bulabilirsiniz.”
Nilüfer Pembecioğlu
Hıfzî Pes Hazret-i 'Ömer bir gün çeri çeküp Kudüs-i şerîfi almağa geldi. Mağara-i Ken'ân derler bir yer var idi, anın üzerine 'alem dikdi ve cümle 'asker ile anda konup Kudüs beğine elçi gönderdi. Ol zaman Kudüs beğine Yunan derlerdi bir ulu melik idi Kudüs-i şerifi üç kerre yapdı ve içinde kenisalar binâ edüp vâfir 'imâretler yapdırdı. Kudüs-i şerîfin ekser yeri hâlâ anın binâsı eseridir. Çün ki elçi melike erişdi, nâmeyi okudular. Mefhûmun anlayup eyitdi: “Ben 'Ömer'in sûretin ve hırkasın ve dekanın ve kaametin bilürem zîrâ ki ol zamanda Hazret-i 'Ömer radıyallahu 'anhin heybetinden küffâr ziyâde dehşet üzre olmuşdu. Dînce salâbeti ve kerâmeti zâhir olup andan sûretin ve hırkasın kitâbları içine yazmışlar idi. Eyitdiler: Var 'Ömer'e söyle taşra çıksun. Biz burçdan bakalım tahkîk ol mudur? dediler.
Bekir Biçer

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, Atatürkçü düşüncenin teorisyeni ve pratisyenidir. Atatürk'le Türkiye Cumhuriyeti özdeşleşmiştir. Bu nedenle Türkiye'deki hemen bütün tartışmaların merkezinde Atatürk vardır. Ancak ülkemizde, insan sayısı kadar farklı Atatürkçülükler doğmuştur. Hangisi doğrudur sorusunun doğru cevabını vermek çok kolay değildir. Galiba Atatürk'ü en iyi yine Atatürk bilir ve anlatır diye düşündük. İşte bu noktadan hareketle 1906 yılından başlayarak 1928 yılı dahil Atatürk'ün ağzından ve kaleminden çıkan bütün bilgileri kronolojik olarak bir araya getirmeye çalıştık.


Atatürk'ün çocukluğu, gençliği, komutanlığı, özel hayatı,sosyal çevresi, etkisinde kaldığı kişiler, duyguları, idealleri ve dünya tasavvuru yine kendi eserlerinden derlenerek bir araya getirildi.


Milli Mücadele yılları, Cumhuriyet'in kuruluşu, farklı sosyal katmanlarla ilişkileri, inkılapları ve ilkelerine ait düşünceleri kendi eserlerinden düzenlenerek anlamlı bir bütün oluşturulmaya çalışıldı. Ancak kitapta daha çok Atatürk'ün fikri, millive dini yönü ağır basan konuşma ve yazıları seçildi. Bu kitabın en bilirgin özelliği Atatürk'ün anlatmasıdır. Neden Modernist Müslümün sorusunun cevabı ise kitap okununca anlaşılacaktır.

Berat Açıl On altıncı yüzyıl Osmanlı devletinin imparatorluk olarak kendini iyi-ce kabul ettirdiği bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir. Bu yüzyıl aynı zamanda imparatorluğun siyasî, iktisadî, askerî ve kültürel açıdan en güçlü yüzyılı kabul edilmektedir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman saltanatı, edebî açıdan da yetkin ürünlerin ortaya çıktığı, Osmanlı edebiyatı mefhumunun iyice kabul gördüğü bir dönemdir. Bu dönem-de kültürel ve edebî faaliyet ve üretim imparatorluğun neredeyse her tarafına yayılmış durumdadır. Bu bakımdan Rumeli özellikle zikre-dilmeye değerdir.
Bu itibarla denebilir ki Osmanlı edebiyatına rengini veren unsurlardan biri de Rumeli memleketlerinde yetişen şairlerin meydana getirdikleri edebî eserlerdir. Kaynaklarda hakkında neredeyse hiçbir bilgi bulun-mayan Cûşî de Rumelili şairlerden biridir. Cûşî; Hanefilik, Kızılbaşlık, Rafızilik gibi Kanuni Sultan Süleyman döneminin önemli siyasi ve fıkhî meselelerini de şiirlerinde yansıtmış bir şair olarak öne çıkmak-tadır. Cûşî Dîvânı, edebî yönünün yanı sıra dönemini yansıtıcı bilgiler içermesi bakımından da dikkatle incelenmeyi gerektiren bir eserdir.
Abdullah Taha İMAMOĞLU, Ali BENLİ, Asım Cüneyd KÖKSAL, Berat AÇIL, Fatih USLUER, Hasan UMUT, İbrahim Halil ÜÇER, Muhammed Usame ONUŞ, Özgür KAVAK, Pehlul DÜZENLİ, Sami ARSLAN, Seyfullah EFE, Tuba Nur SARAÇOĞLU Kitap kültürü çalışmaları nispeten yeni bir konu olduğu halde akademide ve entelektüel camiada son zamanlarda artan bir ilgiye mazhar olmaktadır. Ne var ki bu artan ilgiden Osmanlı kitap kültürünün yeterince nasiplendiğini söylemek güç görünmektedir. Osmanlı kitap kültürüne dair sınırlı sayıdaki çalışmalar da daha ziyade matbu eserler üzerinden gelişmiştir. Elinizdeki kitap bir 17-18. Yüzyıl Osmanlı alimi ve kadısı olan Cârullah Efendi'nin kütüphanesi üzerinden Osmanlı yazma kitap kültürünü ele almaktadır. Çalışmada halen Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan 2200 civarında eserden müteşekkil koleksiyondaki kitap derkenar notları vesile kılınarak eserlerde yer alan ilimler ve onlara yansıyan kitap kültürü tahlil edilmiştir.
Elinizdeki kitabın bir başka katkısı da hiç şüphesiz hakkında neredeyse hiçbir bilgi bulunmayan Cârullah Efendi gibi çok kıymetli bir âlim, müderris, kadı, kütüphaneci ve bibliyofilin ilim âlemine lâyıkıyla tanıtılmış olmasıdır.
2013-2014 yıllarında İlmi Etüdler Derneği'nde yürütülen bir araştırma projesinin neticesinde ortaya çıkan bu kitapta değişik ilim dalları açısından kitap kültürünü ele alan 14 yazı yer almaktadır.
Komisyon 2013 yılı itibarıyla Millî Eğitim Bakanlığı öğretmen adayları için Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi'ni de KPSS'ye eklemiştir. Bu yeni sınav sistemi, geleceğimize ışık tutan değerli öğretmenlerimiziçin yeni bir heyecan olmuştur.
Uzman yayın ekibimizin katkılarıyla ÖABT'de sorulan soruların içeriğine dayanılarak hazırlanan bu kitabın, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni adaylarına iyi bir destek olacağına inanıyoruz.
Kitabımızda ayrıntılı konu anlatımlarına, çözümlü testlere, konu testlerine ve deneme sınavlarına yer verilmiştir.

Dil, Ses Bilgisi, Şekil Bilgisi, Sözcük Bilgisi, Cümle Bilgisi, Yazım Kuralları, Söz Varlığı Geliştirme ve Kelime Öğretimi
Eski Türk Dili
Osmanlıca
Halk Edebiyatı, Eski Türk Edebiyatı
Yeni Türk Edebiyatı, Edebiyat Bilgi ve Kuramları
Dünya Edebiyatı
Tiyatro ve Drama
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri
Türk Edebiyatı Dersi Öğretim Programı
Dil ve Anlatım Dersi Öğretim Programı
Oğuzhan SEVİM, Yusuf SÖYLEMEZ, Esengül HATUN, Yasemin KURTLU, Hatice ÇELİK, Bayram ARICI, Zülal ŞENOL EBREN, Canan Nimet MERT, Esra METİN, Esra İNAN, Alper TOK Edebiyat, estetik var oluşu öne çıkaran kurmaca bir yapıdır.İnsanlar edebî dil vasıtasıyla sanatsal bir doyuma ulaşmak isterler. Bu kurmaca yapıdaki en temel özellik ise estetik var oluştur. Bu ihtiyacı karşılamak için estetik ürünler ortaya koyan milletler kendilerini unutulmazlar arasına sokabilme imkânını elde edebilmiştir.
Farklı diller oluşturarak birbirinden ayrılan milletler dünya edebiyatı olgusunun doğmasına zemin hazırlamıştır. Dünya edebiyatı, farklı toplumlar tarafından sanatsal doyumu sağlamak amacıyla dilin estetik unsurları üzerinde durularak ortaya konulan edebî birikim olarak tanımlanabilir. İnsanlık, bu sayede derin ve zengin bir edebî kültür birikimine sahip olabilmiştir. Farklı toplumlara ait bu edebî zenginlikten azami derecede yararlanmak, estetik bir haz algısı oluşturacağı gibi toplumların birbirlerini daha yakından tanımaları, birbirlerine karşı saygı, sevgi ve güven duymalarına vesile olacaktır.
Türk ve dünya edebiyatlarının geçmişten günümüze kadar geçirmiş oldukları tarihî dönüşüm ve gelişimini, ilgili toplumun önemli yazar ve eserleri bağlamında ele alan bu kitap, okuyucuları dünya edebiyatı örnekleriyle tanıştırmayı ve onlara dünya edebiyatı hakkında genel hatlarıyla bilgi vermeyi amaçlamaktadır.
Bu kitapta Türk ve dünya edebiyatlarının tarihî dönem içerisindeki önemli gelişmeleri dikkate alınarak bu gelişmelere yön veren edebî şahsiyetler üzerinde durulmuş ve onların eserlerinden bazı örnekler dikkatlere sunulmuştur. Kitap, bu yönüyle kendi alanında kapsamlı bir çalışma olma özelliğine haizdir. Eserin son bölümünde yine bu çalışmaya özgü olarak geçmişten günümüze kadar Nobel Ödülü alan edebiyatçılar hakkında bilgi verilmiş, bu edebiyatçılardan bazılarının eserleri tahlil edilmiş, böylece dünya edebiyatının Nobel Ödüllü edebiyatçıları siz değerli okuyucularımıza tanıtılmaya çalışılmıştır.
Özverili bir çalışmanın ürünü olan bu kitabın Türk edebiyatı ile ilgili bilim dallarının Batı edebiyatı derslerinde; Türkçe eğitimi anabilim dallarının dünya edebiyatı derslerinde öğrencilere ve öğretim elemanlarına yardımcı olacağı ayrıca konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak teşkil edeceği düşüncesindeyiz.
Ahmet DEMİR Roman ve Stereotip: Türk Romanından Örneklerle adlı çalışma, romanın kurmaca dünyasında 'stereotip' kavramını, kuramsal açıdan değerlendirme yolunda bir girişimdir. 'Stereotip' kavramı, roman türü üzerinden tartışılmaktadır; ancak masal, öykü, tiyatro gibi diğer yazın türleri için de geçerli bir içerik sunulmaktadır.
Kitabın başlıca amacı 'karakter'-'tip' ayrımını irdelemek; bilindik, yerleşik tanımlamaların ötesine geçip her iki kavramın gölgesinde kalan, ihmal edilen 'stereotip'i olanca ağırlığıyla 'karakter' ile 'tip'in yanına -en az onlar kadar işlevsel bir yapıya büründürerek- yerleştirmek; hatta 'stereotip'i, roman kişisi ile ilgili değerlendirmeler için yeni bir değerler dizisi (paradigma) oluştururken asıl belirleyici olarak konumlandırmaktır.
Kitabın temel tezi; roman kişisinin var oluş tarzı, yaratımı noktasında bir tasnif yapılacaksa ve bir ölçütler dizisi kullanılacaksa asıl belirleyici olarak 'karakter'-'tip' şeklindeki ikili ayrım odaklı değerlendirmeler yerine roman kişisinin 'stereotip' olup olmadığı yönündeki tartışmaları da içeren üçlü bir tasnifin ikame edilmesi gerektiğidir. Bu bağlamda çalışma, başta 'stereotip' olmak üzere, 'karakter', 'tip' ve 'stereotip'in karşılaştırmalı bir biçimde tanımlandığı; sanatsal yaratıcılık, roman kişisinin insani gerçekliğe uygunluğu, sahihliği çerçevesinde yapılacak tartışmaların, tasnif denemelerinin ve değer-biçici nitelendirmelerin esas belirleyicisi olarak 'stereotip'in kabul edildiği ve bu nedenle odağa alındığı kuramsal bir kitaptır. Başta 'stereotip' olmak üzere 'karakter', 'tip' ve 'stereotip' kavramları; kuramsal boyutu en tipik bir biçimde örneklendirici Türk romanından örneklerle karşılaştırmalı bir biçimde izah edilmeye çalışılmaktadır.
Sefa Yüce Türkiye'de sosyokültürel değişim 1960'lı yıllardan itibaren büyük bir ivme kazanır. Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türk edebiyatına da yansır. Değişimin en belirgin özellikleri kentleşme olgusu ve bireyin sorunlarıdır.
Sevgi Soysal'la birlikte 1970 sonrası Türk romanına kent yaşamı girer. Kentler, özellikle başkent Ankara değişimin öncüsü sayılır. Fakat bu değişim sancılı gerçekleşir. Yakup Kadri'den sonra eserlerinde en çok Ankara'ya yer veren yazarlardan biri de Soysal'dır. O, bu yönüyle Türk romanına yeni bir renk getirir. “Köy edebiyatı” geleneğini kırmaya çalışır. Hikâye ve romana genişlik kazandırır. Onunla Cumhuriyet sonrası sosyokültürel hayat romana taşınır.
Her yazarın ortaya koyduğu sanat eserinin, kendine özgü bir yapısal bütünlüğü bulunmaktadır. Sevgi Soysal, “Tutkulu Perçem”le başladığı yazarlık serüvenini “Hoş geldin Ölüm”le noktalar. Onun eserlerinde “görgü, gözlem, bilgi, izlenim ve duygu”nun bütün etkilerini görmek mümkündür. Ona göre, sağlıklı ve eğitimli bir toplumun geleceği kadınlara bağlıdır. Okuyan ve kendini yenileyen Soysal, sadece bir yazar değil aynı zamanda bir Türk entelektüelidir.
Saadettin Yıldız Edebiyat tarihimizde, sosyal ve siyasal şartları en fazla dikkate alınması gereken dönem, Tanzimat Dönemi’dir. Aydınların Avrupa’ya gösterdikleri bağlılık da, muhalefet de bu edebiyatın şekillenmesinde pay sahibidir. O devrin şiirini, romanını, tiyatrosunu doğru anlamak için yaklaşık iki yüz yıllık tarihimizi, özellikle de sosyal tarihimizi irdelemek gerekir. Bu kitapta, işte bu ihtiyaca, ders kitabının sınırlarını zorlamadan cevap verilmeye çalışılmıştır. Öğrencilerin örnek metinleri okuyup anlamada güçlük çektikleri gözlendiğinden, kitabın sonuna küçük bir sözlük de eklenmiştir. Çalışma, Tanzimat Dönemi Edebiyatı konusunda araştırma yapan araştırmacı, akademisyen ve okullarında bu ders öğrencilere faydalı olacaktır.
Nurullah Çetin Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı, kabaca 1860-1896 yılları arasında ortaya konan Türk edebiyatının genel adıdır. 1860 yılında ilk özel Türk gazetesi olan Tercüman-ı Ahval yayın hayatına atıldı. Yeni Türk edebiyatı ürünleri bu gazetede görünmeye başladı. 1896 yılında Servet-i Fünun dergisinde bazı yazar ve şairlerin farklı tarzda bir edebiyat yapmaya başlamasıyla Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı sona ermiştir. Bu eserde Tanzimat Dönemi’nde ortaya konan Türk edebiyatı faaliyetleri bir bütünlük içinde tanıtıldı.
Abdullah Uçman, Abdülkadir İlgen, Abu Muslim Akdemir, Açıkgenç Alpaslan, Ahmet Güner Sayar, Ali Coşkun, Ali Utku, Ayhan Bıçak, Ayşe Durakbaşı, Bayram Ali Çetinkaya, Bedri Gencer, Beşir Ayvazoğlu, Buğra Ekinci, C. Muammer Muşta, Can Karaböcek, Cem Tezer, Cevriye Demir Güneş, Ceyhun Cengiz Akın, Cumhur Arslan, Cüneyt Köksal, David Grunberg, Derya Mengilli, Emine Gözde Özgürel, Emrullah Kılıç, Eyüp Sanay, Fatma Odabaşı, Fazlı Arslan, Fethi Gedikli, Gül Eren, Hacı Bayram Kaçmazoğlu, Halil İbrahim Düzenli, Hikmet Celkan, Hilal Görgün, Hüsameddin Erdem, Hüseyin Gazi Topdemir, İlkay Erdem, İsmail Köz, Kâmil Yeşil, Kemal Bakır, Kenul Bünyadzâde, Kevser Çelik, Kurtuluş Kayalı, Mehmet Akgün, Mehmet Ali Dombaycı, Mehmet Görmez, Mehmet Karaca, Mesud İnan, Murtaza Korlaelçi, Mustafa Erkal, Mustafa Günay, Mustafa Kara, Mustafa Kök, Mustafa Öztürk, N. Güngör Ergan, Naci Bostancı, Nasrullah Hacı Müftüoğlu, Necmeddin Tozlu, Necmi Uyanık, Nevzat Kösoğlu, Nuray Karaca, Nuray Kuray, Nurten Gökalp, Orhan, Okay, Osman Aydınlı, Ömer Hakan Özalp, Ömer Osman Sarı, Ömer Özden, Öner Necati, Rabia Karakoyun Gündoğdu, Rabia Karakoyun, Recep Batu, Recep Ertürk, Recep Kılıç, Recep Şentürk, Sadık Erol Er, Samed Bağçeli, Semra Uçar, Senail Özkan, Sönmez Kutlu, Suad Mertoğlu, Süleyman Dönmez, Süleyman Hayri Bolay, Şaban Ali Düzgün, Şengül, Çelik, Şükrü Hanioğlu, Tahsin Görgün, Tarık Tuna Gözütok, Uğur Odabaşı, Uluğ Nutku, Ümit Akça, Vâris Çakan, Yakup Yıldız, Yavuz Akpınar, Yavuz Unat, Yılmaz Özakpınar, Yılmaz Soyyer, Yusuf Kaplan, Yümni Sezen, Zeki Arslantürk Bu hacimli eseri hazırlamaktaki ilk hedefimiz, yeni nesillerimizin dedelerinin ve babalarının yakın geçmişte ortaya koydukları yaratıcı düşünceleriyle buluşmalarını sağlamak; her şeyi kendi gözleriyle görüp kendi akıllarıyla düşünmelerini temin etmek ve kendi ürettikleri fikirlerini kendilerinin tedavüle sürmelerine yardımcı olmaktır. Bu hususta önce aklımızı Batı'ya kiraya vermeyeceğiz veya onların aklını ödünç olarak alıp üzerine yatmayacağız. Çünkü sadece onlar düşünmüyorlar, biz de düşünüyoruz, biz de “imal-i fikir”de bulunuyoruz.
Bugün Türkiye, dünyadaki düşünce gündemini tespit ve tayin eden merkezde değil “çevre”de bulunmakta ve çoğu zaman merkezin tespit ettiği gündemlere bağlı olarak çevre durumunda hareket etmektedir.
Bundan dolayı ikinci hedefimiz, çevreden çıkıp merkezde yer almanın yolunun açılmasına yardımcı olmaktır. Aynı zamanda tarihte mensubu bulunduğumuz medeniyetimizin alternatif olarak ihyasına yardımcı olmak ve onun yeniden inşasında düşünce hayatımızın katkısını sağlamaktır.
Bu kitap, çağdaş Türk Düşüncesinin dünya düşünce arenasında görücüye çıkacak güçte olduğunu ortaya koymayı da amaçlamıştır. Düşünce hayatımızın “kendi tabii mecrası”na doğru gelişmesi devam ederse Türk düşüncesinin daha yeni ve daha özgün düşünceler üreterek dünya düşüncesine önemli katkı sağlayacağı muhakkaktır. Artık biz de Batılı düşünürlerin düşüncelerine göre kendimizi değerlendirme dönemini geride bırakarak, eskiden olduğu gibi, onların da bizim düşünce mahsullerimize bakarak kendi düşüncelerini değerlendirecekleri seviyeyi hedef almalı, sorunlarımızı kendimiz çözmeye yönelirken, ortaya koyacağımız çözüm tekliflerinin aynı zamanda başka toplumlar ve medeniyetler için de bir ufuk açabileceğinin farkında olmalı, böylece yeni ve evrensel fikirlerimizi daha çok üretme dönemlerine geçmeliyiz.
Mustafa Uluçay Edebiyat tarihimizde manzumeleri, nesirleri ve fikirleriyle önemli bir yere sahip olan Mehmet Âkif, aynı zamanda dil ve üslûp yönüyle de dikkat çeken bir şair ve nâsirdir. Servetifünun edebiyatının doğurduğu sunî ve çetrefil bir dilden yeni edebiyatımızın gerçek ve yaşayan Türkçesine geçiş süreci içinde önemli bir yeri bulunan Âkif, eserleriyle en temiz ve en tabii Türkçenin güzel örneklerini vermiştir
Âkif “Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârım” der. Bu hem bir hakikatin, hem de tevazunun ifadesidir. Hakikatin ifadesidir, çünkü Âkif'in şiirlerinde tasannu yoktur; şiirlerini sanat yapmak için de söylememiştir. Tevazunun ifadesidir, çünkü sehl-i mümteni örneği olan öyle mısraları vardır ki onları söyleyebilmek için gerçek bir sanatkâr olmak gerektir.
Bu kitap, Mehmet Âkif'in eserlerindeki dil ve üslûp özelliklerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bu gayeyle, Âkif'in Safahat'ı başta olmak üzere, Sıratımüstakim ve Sebilürreşat dergilerindeki makaleleri, tefsir yazıları, hitabeleri, tercümeleri ve bir kısmı neşredilen Kuran Meali, yani manzum ve mensur bütün eserleri gözden geçirilmiş; onun dil ve üslûp özelliklerini en iyi yansıtan metinler tespit ve tahlil edilmiştir.
Denilebilir ki Âkif; zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından Türk edebiyatında harikulade denecek derecede edebî bir kudreti haizdir. Lisanı sade, ifadesi selis, üslûbu canlı bir şair ve nâsirdir.
Coşkun Ak Atatürk’ün Türkçeyi tabii yola koyma uğrundaki direktifleri ve hayatının son üç yılında geceli gündüzlü çalışıp çalıştırarak, Türkçeyi, söylediği çıkmazdan kurtarmak için sarf ettiği çaba, ayrı bir milli destandır. Hemen her alanda olduğu gibi dil konusunda da büyük hedefler koyan Ata’nın çizdiği yolda emin adımlarla hedefe yürümek, ilkelerinin bekçiliğini yapmak, her türlü engeli aşarak onun bu ülküsünü de en ideal seviyesine taşımak hepimizin görevi olmalıdır. Türkçenin bilim dili olarak sadeleşmesi, millileşmesi ve zenginleşmesi durdurulamaz. Milletimizin çağdaş medeniyet dilleri seviyesinde bir kültür ve düşünüş diline sahip olması ve bu dilin her an daha milli bir lisan karakteriyle zenginleşip güzelleşmesi, ulusal kazançların en büyüğü olacaktır.
Arthur Lumley DAVIDS Türkçe ile ilgili yabancıların yazdığı gramer kitapları, araştırmacıların sürekli ilgi odağı olmuştur: Grammaire Turque, Elemens de la Langue Turque, Gramatica Turca gibi. Bunların dışında yazılmış olanlar da vardır elbette. Çevirisini yaptığımız 1832 tarihli A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri) benzer kitaplardan biridir. Arthur Lumley Davids'in A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri), “Giriş, Türk Dili Grameri, Söz Varlığı, Diyaloglar ve Ekler” olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Türk tarihi ile ilgili önemli, ancak doğruluğu tartışılır bilgiler mevcuttur. Bu bölümde, Türkoloji'yle (dil, edebiyat, tarih, eğitim gibi) ilgili tarihi bilgilerin yoğun olarak bulunduğu açıklamalar vardır. Giriş bölümünün sonunda ise Arthur Lumley Davids, eserinin “diplomatların ülkesine karşı sorumluluğunu yerine getirmede, gezginlerin merakını gidermede ya da tüccarlara yardımcı olacağını” ifade etmiştir. Bu düşünce, Türk Dili Grameri'nin genel bir Türkoloji kitabı olma özelliğinin yanında, yabancılara Türkçe öğretimi alanında da yazılan tarihi bir çalışma olduğunu gösterir.
Nurettin DEMİR, Emine YILMAZ Bu kitap üniversitelerdeki Türk Dili, Yazılı ve Sözlü Anlatım derslerinde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Ancak kitabın dil ve edebiyat konularına ilgi duyan genel okuyucunun da güvenle başvurabileceği bir yayın olmasına özen gösterilmiştir.
Dil bölümünde, dil bilgisi öğretiminden çok, dil kültürü kazandırmaya dönük bir anlayış hakimdir. Konular, orta öğretimde kuralcı anlayışla verilenlerin tekrarı olacak biçimde değil, çağdaş dilbilim anlayışıyla mevcut bilginin üzerine yenilerini ekleyecek şekilde işlenmiş, okunabilir metinler halinde sunulmuştur. Çağdaş bilimsel verilere uygun bir dil tanımı, dil içindeki doğal çeşitlenmeler, dilin işlevleri, dilin kökeni tartışmaları, kısa dil tarihi, Türkçenin akrabalık ilişkileri, Türklerin kullandığı yazı sistemleri gibi genel kültürün bir parçası olan konulara, Türkçe bir ders kitabında, en son araştırmalar ışığında, ilk defa sistemli bir biçimde yer verilmiştir. Yazılı ve sözlü anlatım bölümleri de öğrencinin her gün karşılaştığı yazılı ve sözlü anlatım örneklerini daha iyi anlamasına dönük bir mantıkla kaleme alınmıştır.
Nurullah Çetin Türk hikâyesi oldukça zengin bir birikime ve değere sahiptir. Bu kitapta hem hikâye türü ile ilgili kuramsal bilgi verilmiş hem de seçilen 32 Türk hikâyesi yeni bir yöntemle tahlil edilmiştir.
Nurullah Çetin Hem Fâtih, hem de İstanbul’un fethi, Türk milleti olarak bizim özgüven kaynaklarımızdan biridir. Fâtih’e ve fethe dair duygularımızı şiirle, düşünce ve kanaatlerimizi de nesirle dile getirdik. Böylece Türk edebiyatında Fatih ve fetih etrafında zengin bir birikim oluştu. Bu birikimi derleyip toparlamak ve anlamlı bir bütün içinde sunmak adına böyle bir eser hazırlandı.
Coşkun Bağır Tarihinin hiçbir devrinde devlet kuramamış, daima Türk'ün gölgesinde ancak yaşayabilen bir topluluğu yatıştırabilmek için Türk kelimesinin birçok ağızlarca anılmaması, Anayasa'dan bile Türk ruhu ile ilgili değerlerin çıkartılmaya çalışılması, Türk ruhunun incitildiği şu günlerde Türk Yurdu Şiir Antolojisi'nin hazırlanıp yayımlanması da tam zamanındadır.

Dr. Müjgan CUNBUR