Edebiyat Araştırmaları \ 1-3
E. Zeynep Günal, Emine İnanır, Hüseyin Kandemir, Lada Aksüt, Leyla Çiğdem Dalkılıç, Mariya Sunar, Nazan Coşkun, Onur Şahin, Pelin Esen, Tuğba Günör Cezalar, idamlar, aflar ve sansürlerle geçen sancılı bir dönem olmasına rağmen 19. yüzyılın Rusya'nın edebiyatına çok cömert davrandığı bir gerçektir. Ülkenin ulusal kimliğinin son aşamasını tamamladığı bu çağda, dünya çapında tanınan, eserleriyle klasikleşen ve sanatsal zarafetin doruğuna ulaşan pek çok şair ve yazar doğar. 19.yüzyılın Rus edebiyatının “Altın Çağ”ı olarak adlandırılmasının nedenlerinden biri budur. “Altın Kalemler” başlığını taşıyan bu ortak çalışma bir edebiyat tarihi ya da eser analizi değil, başyapıtlarının kısmen gölgesinde kalan seçkin Rus yazarlarının yaşam öykülerini; 19. yüzyılın tarihsel, sosyolojik ve edebi arka planıyla birlikte aileleri, çocuklukları, yazarlığa ilk adımları hem sanat hem de kişilik bakımından olgunlaşma süreçleri, isyanları, tutkuları, aşkları ve hemen her alandaki mücadeleleri çerçevesinde anlatabilme çabasıdır. Çalışma içinde yer alan her bölüm, akademisyen yazarın kendi üslubu ve kendi seçtiği bilgilerle oluşturulmuştur.
Yılmaz Açık 2. yüzyılda Yunan yazar Lukianos'la birlikte başladığı varsayılan bilimkurgu, Türk edebiyatında ilk defa 19. yüzyılda Jules Verne çevirileriyle görülmeye başlamıştır. Bu dönemde, Ahmet Mithat Efendi'ye ait Fenni Bir Roman yahut Amerikan Doktorları (1888) da ilk telif eser olarak Türk edebiyatında yerini almış olsa da çok uzun bir süre bu türe ilgi gösterilmemiştir. 1970'li yıllara kadar yayımlanan çok az sayıdaki eserle varla yok arasında varlığını sürdüren bilimkurgu, 1970'li yıllardan sonra çıkan fanzin ve bilimkurgu dergilerinin de etkisiyle 1980'lerde daha görünür hâle gelmiştir. 1980 sonrasında da Amerika ve Avrupa'da yayımlanmış romanların Türkçeye çevrilmesi ve sinemadaki bilimkurgu filmlerinin etkisiyle özellikle 2000 sonrasında giderek artan bir şekilde Türk edebiyatında yerini almaya başlamıştır.
Bu kitapta, 1980 sonrasında bilimkurgu türünde yayımlanmış romanlar incelenerek bilimkurgunun Türk edebiyatındaki yeri ve gelişimi ortaya konmaya çalışılmıştır.
Zeki Taştan, Servet Şengül 21. Yüzyıl Türk Şiiri Şairler Akımlar Sorunlar, Çevrimiçi Sanat ve Edebiyat Akademisi ÇESA'nın günümüz Türk şiiri üzerine 1990 sonrası şair, yazar, eleştirmen ve dergicileriyle yaptığı söyleşileri içeren altı bölümlük bir kitaptır. Bu bölümlerde hem günümüz şiirinin de dâhil olduğu modern Türk şiiri üzerine değerlendirmelerde bulunulmuş hem de konuşmacı şairlerin poetikaları irdelenmiştir. Servet Şengül, Hakan Şarkdemir, Osman Özbahçe, Hakan Arslanbenzer, Hayriye Ünal ve Murat Üstübal'ın konuşmacı olarak yer aldığı bu kitap, günümüz şiirini anlamak isteyen okur için derinlikli ve doyurucu açıklamalardan oluşmaktadır. Zira konuşmacılar dışında, Türk edebiyatının yaşayan birçok şairi ve önemli akademisyenleri de konuşmalara soru ve açıklamalarıyla katkıda bulunmuştur.
İbrahim Demirci Ahmet Hâşim’in Nesirleri
İBRAHİM DEMİRCİ

Türk Şiirinin büyük şairlerinden Ahmet Hâşim hakkında en kapsamlı kitaplardan birini sunuyoruz: Ahmet Hâşim'in Nesirleri. O Belde'nin, Merdiven'in, Karanfil'in, Piyale'nin, Bülbül'ün, Bahçe'nin, Süvari'nin güçlü, ince ve yabanıl şairi Ahmet Hâşim, nesirleriyle de dilimizi ve edebiyatımızı zenginleştirmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı ve ancak üçte birini kitaplaştırdığı fıkra, söyleşi ve gezi yazılarının hemen hepsine “deneme” derinliği ve lezzeti katmış olan Ahmet Hâşim, kişiliğini ve mizacını edebi akımların ve siyasi ideolojilerin oyuncağı olmaktan sakınmış; dünyaya özgür, meraklı, zaman zaman çocuksu ve muzip gözlerle bakabilmiş; bütün insanlığın kültür birikiminden olabildiğince yararlanmış; estetiği gözeten bir yaklaşımla derinlikli metinler üretmiştir. İbrahim Demirci bir kuyumcu titizliğiyle bu çalışmada onun kitaplaşan ve kitaplaşmamış bütün nesirlerini ele almış; hem içerik, hem biçim bakımından değerlendirmiştir. Hâşim'in nesirleri bağlamında temel kaynak niteliğindeki bu çalışma, böylesi çalışmaları çoktan haketmiş Hâşim'e bir övgü değil, bir ödevdir.
“Fakat doğru düşünmüş olmak için neden filân veya falan gibi düşünmek elzem olmalı?” “Beni anlamanız için bir ruhunuz olmalıydı ve o ruh, hemşehrimiz Loti'nin ruhu gibi şifâ bulmayacak tarzda zehirlenmiş olmalıydı.” “Cami ve insan, cübbe ve sarık, mangal ve nargile şark denilen şey değildir; şark bunları görüp duymakta ve görürken benimsemektedir. / Edebiyat, hayatın havasında ve sinirlerin ağlarındadır. Ressamlarımız atölyelerinin terebentin kokan havasından çıkmağa râzı oldukları gün bunu bileceklerdir.” “Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.” “Hiçbir çehre hayâlde göründüğü kadar hakikatte güzel değildir.” “İstanbul'da hayatında ancak bir iki defa, o da haberi olmaksızın, kolunu siyasî bir mevzuun elektrik tellerine çarpmış bir şaire mukabil, Ankara'da bal çanağına düşen arılar gibi kanatlarını artık kullanmaktan âciz, ayaklarıyla tıpış tıpış yürüyen nice şair var.” “Hiçbir san'atkâr eserini yaratmadan evvel, ondan başkalarına bahsetmek istemez. Zira sırrı fâş olmuş bir eser, doğmadan ölmeğe mahkûmdur.” “Her devirde başka türlü tarif edilen sanatın son tariflerinden biri de şudur: 'Hakiki hayatın bizden esirgediği tahassüsatı telâfi etmek vasıtası.'” “Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.” “Seviliyor muyum, sevilmiyor muyum, diye mütemâdiyen endişe içinde olan bir millet beğenilmekten ümidini kesmiş olan bir millettir.”
Abdullah Bağdemir Arap kökenli alfabeden Latin kökenli alfabeye geçmek üzere Maarif Vekilliğinde dokuz kişiden oluşan bir heyet meydana getirilmiş ve bu heyet 26 Haziran 1928’de eski Millî Eğitim Bakanlığı binasında, Talim ve Terbiye odasında toplanarak çalışmalarına başlamış ve ilk iş olarak alfabe ve gramer raporlarını hazırlamıştır. 41 sayfalık Elifbe Raporu’nun “layiha muharriri” İbrahim (Grantay), daha sonra çıkan 69 sayfalık Gramer Hakkında Rapor’un “layiha muharriri” Ahmed Cevad (Emre) olmuştur. Elifbe Raporu’na imza atan üye listesinde Dil Heyeti adı, Gramer Raporu’na imza atan aynı kişilerin oluşturduğu üye listesinde ise Dil Encümeni adı görülmektedir. Dil Heyeti, 12 Temmuz günü yaptığı toplantıda, alfabe projesine son biçimini vererek yeni Türk alfabesi projesinin tamamlandığını Anadolu Ajansı ve basın aracılığıyla duyurmuştur. Dil Heyeti’nin Alfabe Raporu’nun yeni harflerle ilgili bölümü 31 Temmuz günü Vakit gazetesinde yayımlanmıştır. Raporun tümü de 1928 Ağustos başında kitap olarak İstanbul’da basılmıştır.
Rapora göre Latin harflerinin Türk diline uygulanması için bugünkü ortak, edebî dilin dayandığı ince, gelişmiş İstanbul konuşma dili esas alınarak kuramsal ve uygulamalı yönlerden en uygun ve elverişli bir alfabe oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla ilk olarak Latin harflerinin asli değerleri ve kullanıldıkları Avrupa ulusları katında uğradığı değişiklikler incelenerek bugün söz konusu harfleri Türkçeye ne şekilde uygulamanın yerinde olacağı büyük bir dikkat ve özenle düşünülmüş, ikinci olarak bazı ilkeler saptanarak bunların mümkün olduğu kadar belirli bir yöntem kullanılarak uygulanmasıyla istenilen harfler düzenine ulaşılmıştır.
Arap kökenli alfabe fonetik değildi. Latin kökenli Türk alfabesinde tek ses için harf birleşmeleri olmadığı gibi, okunmayan harf de yoktur ve her sese bir harf esasına dayandığından Türkçenin fonetik yapısına uygun bir alfabedir. Latin kökenli alfabe 29 harften oluşmuş ve Türkçeye özgü sesler için Latin alfabesinde bulunmayan ç, ş, ğ, ı, ö, ü gibi harfler eklenmiştir. Türkçe bunu yaparken diğer diller gibi Avrupa’daki eski ve yeni dillerden aldığı birtakım harflere yeni değerler yükleyerek, bazılarına ayırıcı işaretler (diacritical marks) koyup biçimini değiştirerek alfabesini düzenlemiştir.
Kitap olarak basılan ancak Latin harflerine aktarılmayan Elifbe Raporu’nun metni, çeviri yazıya aktarıldı. Alfabe değişikliğinin nedenleri ve bu değişikliğine giden yolda neler yapıldığı anlatılarak raporun içeriği özetlenip değerlendirildi. Sonuna açıklanması gerekli görülen sözcük ve terimleri içeren bir de sözlük eklendi. Böylece Latin harfleri esas alınarak 1.XI.1928 gün ve 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun” ile kabul edilen metin, 90. yılında, Latin harfleriyle yayımlanarak yeniden ele alınıp değerlendirilmiş oldu.
Duygu Kamacı Gencer Konuşucunun önermedeki olay ya da durum karşısındaki öznel tutumunu ifade eden anlamsal bir fenomen olan kiplik, yüzyıllar boyunca felsefe, mantık ve dilbilimde araştırmacıların dikkatini çekmiş ve kiplik üzerine bugüne değin sayısız çalışmalar yapılmıştır. Mevcut dilbilimi alanyazınında Türkçe kiplik üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla biçimbilimsel bir nitelik göstermiştir. Ancak kipliğin konuşucunun öznel tutumunu yansıtan bir kategori olması, onun biçimbilimden başka çeşitli anlambilimsel ve edimbilimsel arayüzler ile de bütüncül biçimde ele alınması zorunluluğunu doğurmuştur.
Bu kitapta; kipliği bütüncül bir bakış açısı ile ele alan ve alanyazınında sıklıkla başvurulan F. R. Palmer'ın kiplik sınıflandırması, Eski Anadolu Türkçesinin görkemli metinlerinden biri olan ve konuşucu-dinleyici bakımından kiplik sınıflandırmasına katkı sağlayabilecek nitelikteki Dede Korkut Kitabı'na tatbik edilerek söz konusu sınıflandırma için çeşitli alt kategori önerilerinde bulunulmuştur. Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde yabancı ve Türkçe alanyazını taraması yapılarak özgün bir kiplik tanımı ortaya konulmuş; kipliğin eylem zamanı, görünüş ve kip (TAM) kategorileri ile etkileşiminden söz edilmiştir. İkinci bölümde, Palmer'ın belirlediği önerme-eylem kipliği ölçütleri eşliğinde Dede Korkut metinleri incelenmiş ve Palmer'ın kiplik sınıflandırması için önerilen yeni kategorilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümünde ise Dede Korkut metinlerinden elde edilen bulgulardan hareketle kuram ve dilbilgisel temelli değerlendirmeler yapılarak önerme-eylem kipliği ilişkisi tartışılmıştır.
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Leyla Arsal Sezgi ile ışık birbirini açığa çıkaran bir eşgüdümlülüktedir. Birbirini tetikleyen, güdüleyen, varlık durumuna bir diğerinin dirimselliği sayesinde erişilen bir bağımlılık hali. Biri işlevsiz, hareketsiz bir konumda stabil kalsa diğeri kuşkuya mahal bırakmayacak bir gerçeklikle karanlığa hapsolacak. Öylesine bir tutkuyla birbirinde varlığı açık eden bir aydınlanma devinimi onların arasındaki ilişki. Peki, zihnin bütün yüzey ve kıvrımlarını doyumsuz bir nişangâh gibi âdeta tetikte bekleten ve her atışla ışığın bambaşka frekanslarını yakalatan bu ışıma hâdisesinin sezgisel alana yaşattığı duygu tam olarak nedir? Hayret mi, şaşkınlık mı yahut nüfuz etmek, bütünleşmek mi ışıkla? Işığın genetiğine bürünerek ondan rol çalmak mı yoksa? Böyle böyle ışığa dönüşmek belki: Varlığın her zerresinde deneyimlenen tek olgu ışığın ta kendisi! Türk şiirine, şiirimizin poetik zeminindeki ışığa odaklanan Bakışın Serüveni böyle ilerliyor: Işığın kendi etrafındaki döngüsel deviniminden hareketle tekrar tekrar şiirin ışığına döndürülerek.
Duygu Özakın Beden politikaları terimi, iktidarların bedenler üzerinde tahakküm kurmak yoluyla kitlelerin fiziksel gücünden faydalanmaya ve onları benimsedikleri ideolojiler doğrultusunda dönüştürerek itaatkâr kılmaya yönelik uygulamalarını ifade eder. Bedeni hâkimiyeti altına almak isteyen iktidar, her durumda siyasal iktidar başka bir deyişle devlet otoritesi olmayabilir. Toplulukları etkileme ve yönetme gücüne sahip aile kurumundan inanç sistemlerine dek siyasal olmayan iktidar biçimleri de beden politikalarının öznesi konumundadır.
Bedenin politik işlevselliği üzerine dikkatleri edebî metinler üzerinden inceleyen bu kitap, 20. yüzyıl Rus ve Türk edebiyatlarında beden temsillerine odaklanıyor. Fransız düşünür Michel Foucault ve Rus kuramcı Mihail Bahtin'in beden teorilerinden yola çıkan kitap, modernitenin makbul yurttaşlar yaratma idealinin ardında yatan ayrıştırıcı söylemleri seçilmiş metinler doğrultusunda gün yüzüne çıkarıyor; bedenin siyasal temsillerini yabancılaşma, ötekileşme, bedensel eksiklik, hegemonik erkeklik, yeni insan, androjini, öjeni, makine beden, makine insan, cadı avı, grotesk, ucube, hilkat garibesi, soytarı, çingene, zenne, distopya, panoptikon, gözetim gibi kavramlar, damgalar, toplumsal cinsiyet rolleri ve ideolojik pratikler çerçevesinde sosyolojik boyutlarıyla çözümlüyor.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Bilal Dursun Yılmaz Küreselleşme ulusal temelleri çürütmekte ve tek tip insan oluşturulmasına sebebiyet vermektedir. Bu kaçınılmaz bir süreç. Küreselleşmeyi durdurmak imkânsızdır. Ama tam da bu durumda çok daha büyük zorunluluk, ulusal değerleri korumak için üzerimize düşen büyük sorumluluğumuzdur. Her ulusal kültürün kendi benzersizliğini koruması gerekmektedir. Küreselleşme vahşi bir canavar ve biz hele küçük ulus devletler bu canavar için çok lezzetli bir yiyeceğiz. O sebepten bu vahşi canavara karşı ayakta kalabilmek için mücadele etmeliyiz.
Gürsel Aytaç Alman dilinde eser veren edebiyatların; Federal Alman, Demokratik Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarının önemli temsilcileri ve eserleriyle ele alındığı çalışmada, pluralist edebiyat tarihi metoduyla akımları, yazarları ve eserleri, tarihi, felsefi, sosyolojik, kültürel etmenlerin bileşkesi halinde yorumlanarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Üniversitelerimizin Alman dili ve edebiyatı öğrencilerinden başka edebiyat meraklılarına da faydalı olacaktır.
Koray Üstün Teknoloji ile edebiyat arasındaki ilişki, baskı teknolojilerinin yazınsal üretime etkilerinde ve bilim kurgu anlatılarında kendini gösterir. Bununla birlikte teknolojinin varlığıyla romanda gerçekçi bir kurgu da sağlanmaktadır.
Çağdaş Türk Romanında Teknolojik Gerçeklik adlı bu çalışma, teknolojinin gerçekçi romanın kurgu ve içerik düzlemlerindeki etkisi ve görünümünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Türk romanının gelişim sürecinde teknolojinin hangi bağlamlarda görüldüğü seçilmiş örnekler üzerinden gösterilmeye çalışılmış ve yazınsal metnin çözümlenişinde teknolojiye yüklenilen işlevlerin neler olduğu ve gerçekçi bir kurgunun sağlanması için teknolojinin nasıl ele alındığı sorularına yanıt aranmıştır.
Aybala Çayır, Başak Uysal, Celile Ökten, Esra Nur Tiryaki, Gülşat Bican, H. Merve Altıparmak Yılmaz, Halil Erdem Çocuk, Hatice Coşkun, Hatice Değirmenci Gündoğmuş, Hikmet Asutay, Kemalettin Deniz, Neslihan Karakuş, Osman Emin, Perihan Tuğba Şeker, Pınar Bulut, Şeyda Özcan, Ülker Şen Değerli Okuyucumuz,
Alanında uzman yazarların katkılarıyla hazırlanan bu kitabımızda öncelikle Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen Çocuk Edebiyatı ders içeriğini temel aldık. Daha sonra çocuk edebiyatı alanındaki çağdaş yaklaşımları esas almayı amaçladık. Böylece kitabımızda 15 konu başlığı oluştu. Artık okumanın -her açıdan- bir görsel kabul süreci olduğu gerçeğinden hareketle her bölümün sonuna bölümü destekleyici bir okuma ve film listesi ekledik.
Umuyoruz ki meslek hayatında sana yeni bir kapı açacak, bir başka kitabı karıştırmanı sağlayacak, okurken altını çizme ihtiyacı hissedeceğin kelimeler içeren bir kitap hazırlamışızdır. Biliyoruz ki ilmin kaderi geçilmektir ve diliyoruz ki literatürde çocuk edebiyatına ait nitelikli akademik çalışmalar arasında yer almak bu kitaba da nasip olsun.
Sultan Tulu Dede Korkut Kitabı (DKK) üzerine filolojik alanda yapılan araştırmalar, çoğunlukla daha önceki araştırmacılar tarafından yanlış okunduğu düşünülen sözcüklerin yorumlanması, onarılması veya yazıcı hatalarının tespit edilmesi gibi metnin doğruya en yakın okunuşuna ve yeniden kurulmasına yöneliktir. Bu tür çalışmalar, eserin hatalardan arındırılmış ve kusursuza en yakın şeklinin tasarlanması/kurulması bakımından gereklidir; böylelikle, metnin yazıldığı dönemin, dili, folkloru ve edebiyatı ile ilgili pek çok konu aydınlatılabilir. Ancak bunların dil içi veya sözlü çevirilerinin yapılması da önemlidir.
Eski Anadolu Türkçesi döneminin dil özelliklerini yansıtan bu kitapta, hikâyeler/boylar, şimdiye dek genellikle sadeleştirilerek ya da serbest çeviri yöntemi ile Türkçeye çevirilmişti. DKK'nın telif eser olması nedeniyle çalışmada hikâyeler/boylar ve soylamaların (sonradan Günbed-i Kâvus veya Türkmensahra el yazması da eklenerek) -yazıcıların dil üslubuna fazla, müdahale etmeden- sözlü çevirisi verilmiştir. Hikâyeler/boylar ve soylamalar bu yönüyle ilk sözlü çeviri çalışması olarak görülebilir.
Kitabın çevirisi öncelikle, DKK'nın Dresden nüshasının orijinal Arap harfli nüshası esasında hazırlanmıştır. Yeri geldikçe eserin Vatikan nüshasından da faydalanılmıştır. DKK'nın Günbed-i Kâvus ya da Türkmensahra olarak adlandırılan yeni bir elyazması keşfedilir. 2019 yılının Haziran ayında, bu elyazma üzerine önemli çalışmalar yayımlandı. Burada bunlardan, ayrıca daha sonraki Azerbaycan ve İran'da yayımlanan çalışmalardan da faydalanılmıştır. Yeni bulunan Günbed el yazması, Dresden nüshasındaki eksikliklerin ve anlaşılmazlıkların giderilmesi bakımından önem taşır. Bu bakımdan bu kitap, Dede Korkut araştırmacıları için güncel bir kaynak niteliği taşımaktadır. Ayrıca yazar daha önceki araştırmacıların okumalarını, yorumlarını ve çözüm önerilerini de dikkate alarak eserin bütün olarak anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.
Dede Korkut Kitabı'nın bu çeviri eserinde yazar -piyasadaki popüler yayınların çoğundan farklı olarak- kendi okuma, anlamlandırma ve yorumları ile de Dede Korkut Oğuznâmesi araştırmalarına yeni katkı sunmaktadır. Eserin bu hâliyle bütün Dede Korkut araştırmacılarına ve öğrencilerine yararlı olacağı düşünülmüştür.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
Aliye İlkay Yemenici, Bilge Bağcı Ayrancı, Elif Aydın, Erdost Özkan, Fesih Sarıgül, Mehmet Alptekin, Musa Çifci, Nermin Zahide Aydın, Nuran Başoğlu, Özge Karakaş Yıldırım, Şahin Şimşek, Tuba Alptekin, Tuğba Ertik, Yasemin Alcan Gerçeküstü olarak görülen unsurların teknoloji sayesinde hayatımıza girdiğine şahit olmaktayız. Dijital dünya, çocuk edebiyatının alanına da nüfuz etmiş durumdadır. Günümüz çocuk edebiyatı değer aktarımı, dil becerilerini geliştirme, edebiyat sevgisi kazandırma, eğlendirirken öğretme gibi amaçlarına ulaşmada dijital platformlardan faydalanmaktadır. Dijital ortam, edebiyatın yeni nesil okura ulaşmada kullandığı bir kanal olmaktadır. Bu eserde dijitalleşmenin çocuk edebiyatına yansımalarını bulabileceksiniz. Eser; dijital masallar, öyküler, sözlükler, dergiler başta olmak üzere edebî eserlerdeki dijital dünya ile bu çağın çocuk edebiyatına bir ayna tutmaktadır.
Yakın gelecek hiç şüphesiz bize çok daha zengin ve işlevsel dijital ortamlar sunacaktır. Ancak çocuk edebiyatı hangi kanallarla aktarılırsa aktarılsın nitelikli esere duyulan ihtiyaç hiçbir zaman değişmeyecektir. Dijital çocuğu edebiyatla yetiştirebilmek, edebiyatta tutabilmek için çocuk edebiyatçılarına her zamankinden daha büyük sorumluluk düşmektedir.
Nesrin Bayraktar Bu kitap, özellikle Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri için hazırlanmış bir giriş kitabıdır. Burada tarih içinde Dil Bilimini bu güne getiren çalışmalar, Dil Biliminin çalışma alanları, önemli Dil Bilimciler ve Dil Bilimi bakış açıları ele alınmıştır. Dil Biliminin temel kavramları irdelenirken hayatın içinden, Türk dilinden ve Türk edebiyatından örneklere yer verilmiştir. Böylece Dil Bilimine bir giriş yapmak, Dil Bilimini anlamlı ve ulaşılabilir hâle getirmek amaçlanmıştır.
Ahmet Akkaya, Aslı Fişekcioğlu, Asuman Akay Ahmed, Bekir İnce, Celile Eren Ökten, Dursun Köse, Ece Pirim, Fatma Bölükbaş Kaya, Fatma Nur Kabay, Füsun Saraç, İbrahim Doyumğaç, Mehmet Yalçın Yılmaz, Mesut Gün, Mustafa Altun, Nuray Karakaya, Ömer Tuğrul Kara, Özlem Yılmaz, Şükran Dilidüzgün, Yasemin Bayyurt Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi alanında son dönemlerde yapılan çok sayıda araştırma, Türkçe öğrenme konusunda oldukça büyük bir ilgiden kaynaklanmaktadır. Bu konudaki ilgi ve merak; Türkiye açısından siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda olumlu sonuçlara katkı sağlamaktadır. Bu denli önemli ve olumlu işlevleri olan Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Bir dilin ana dili olarak öğretilmesi ile yabancı dil olarak öğretilmesi arasında bulunan yöntem, yaklaşım, strateji ve teknik bağlamdaki farklılıklar, süreçte yaşanan sıkıntıların en önemli sebepleri arasında sayılabilir.
Alanında uzman akademisyenler tarafından hazırlanan bu başvuru kitabının özelliği Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde Diller İçin Avrupa Ortak Öneriler Çerçevesi (2013) bağlamında öğrenciyi “dil kullanıcısı” olarak tanımlamasıdır. Kitap; öğretmenlerin Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin dil kullanıcısı olma sürecinde ihtiyaçlarını belirleyebilmeleri, uygun yöntem, yaklaşım, strateji ve teknikleri kullanabilmeleri, bu bağlamda öğretim materyallerini hazırlayabilmeleri amacıyla yedi bölümden oluşmaktadır.
İlk bölümde; dil kullanıcısı tanımlanarak, dil kullanıcısı çeşitliliği durumunun kullanılacak yöntem, strateji ve teknikleri de etkilediği belirtilmiştir. Ayrıca geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler'e yönelik Türkçe öğretimi konusuna yer verilmiştir. İkinci bölümde; dört dil becerisi dil kullanıcısı bağlamında incelenmiştir. Aynı bölümde yazma etkinlikleriyle edimbilimsel yetkinliği geliştirmeye yönelik uygulamalar da yer almıştır. Üçüncü bölümde ise dil kullanıcısının eylem odaklı yaklaşım doğrultusunda desteklenmesi bağlamında drama, teknoloji ve kitle iletişim araçları aracılığıyla Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi konusu ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise metin türleri, bildirişim durumlarından hareketle kelime öğretimi konusu incelenmiştir. Beşinci bölümde; Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde yazınsal metinlerin taşıdığı kültürel içerik, dil-kültür-edebiyat bağlamında sefaretname örnekleri üzerinden değerlendirilmiştir. Öğretim sürecini oluşturan en önemli aşamalardan biri olan ölçme-değerlendirme ise dil kullanıcısı bağlamında altıncı bölümde araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Ayrıca son bölümde yabancı dil olarak Türkçe öğretimi üzerine yeni yaklaşımlar incelenerek konuyla ilgili düşünce ve önerilere yer verilmiştir.
Abdurrahman Güzel, Ayşe Yücel Çetin, Halil Çeltik, İsmet Çetin, Musa Çifci, Abdulkerim Karadeniz, Aliye Uslu Üstten, Mustafa Türkyılmaz, Remzi Can, Salim Pilav, Ayşe Derya Eskimen, Halide Gamze İnce Yakar, Hilmi Demiral, Yasemin Uzun Yaratılan ve yaşanılan kültürel alanın ifade aracı olan dil, aynı zamanda kâinatın algılanması, yorumlanması ve şekillenmesi anlamlarına da gelir. Hayatı anlamlandıran dil, yaşanılanlardan aldığı unsurları kurmaca bir dünyaya taşır. Bu kurmaca dünyada hayattan kopuk olmayan bir âlem yaratılır ve bu âlemi ifade eden eserler ortaya çıkar. Bunlar kimi zaman şiir, kimi zaman hikâye biçiminde görülür. Bu da dilin anlaşma vasıtası olmasının yanında eser yaratmada bir araç olduğu anlamlarını taşır. Milletlerin ses ve söz dünyası olan dil ve dil ile yaratılan eserler, milletlerin varlığının teminatı olduğu gibi, tarihî bilgi ve tecrübelerinin de ifadesidir.
Kitap, dil ve edebiyat öğretiminde kullanılan veya kullanılması gerekli olan metot ve teknikleri içermektedir. Türkiye'de sık kullanılan yöntem ve tekniklerin yanı sıra Batı dünyasında kullanılan yöntem, yaklaşım ve teknikler de bu çalışmada yer almaktadır. Türkçe ve Türk edebiyatı öğretiminin tarihî akışı, günümüzdeki durumu; dil ve edebiyat öğretimiyle ilgili yaklaşımlar, uygulamalı konu anlatımı, planlama, ölçme ve değerlendirmeyle ilgili bilgilere yer verilmiştir.
Ferhat Karabulut Bu kitap, insan dilinin kökeni ve çeşitlenmesi meselesini ele alır. Dilin; ne zaman, nasıl ve nerde ortaya çıktığını tespit etmek elbette çok zordur. Bu konuda ortaya atılmış pek çok iddia vardır. Dilin kökeni ve doğası üzerine kafa yoran her düşünür ve bilim insanı, kendince bir takım deliller ortaya koyarak tezini ispat etme gayreti içerisinde olmuştur. Dil, diğer varlıklar gibi ardında fosil veya iz bırakmadığı için ileri sürülen görüşler de çoğu zaman tartışmalı hâle gelmektedir. İleri sürülen görüşlerin önemli bir kısmının muteber olduğunu ve dikkate alınması gerektiğini vurgulamak gerekir. İnsanların (aslında toplumların); dünya görüşleri, ideolojileri, inanç sistemleri ve beklentileri, dilin kaynağı arayışlarına az ya da çok nüfuz etmiştir/etmektedir.
Bu kitap, dilin kökeni konusuna efsaneler penceresinden bakmayı hedeflemiştir. Toplumların ortak hafızalarının paha biçilmez ürünleri olan mitler, efsaneler, destanlar, masallar ve menkıbeler, dilin kökeni ve dillerin çeşitlenmesi konusunda önemli ipuçları verir. Ayrıca tüm bu türleri bir çatı kavram olan “efsane” başlığı altında birleştirmiştir. Her ne kadar efsaneler, bilimsel anlamda mutlak delil sunmasalar da Ahmet Bican Ercilasun'un ifade ettiği gibi bilimin konusu olurlar. Bizler, tarihin karanlık dehlizlerini çoğu zaman efsanelerin önümüze tuttukları ışıkla aydınlatırız.
Bu kitap ayrıca efsane kavramının bugün kazandığı mecazi anlamlarından hareketle bazı bilimsel çalışmaları ve iddiaları da efsane başlığı altında değerlendirmiştir. Bu anlamda kitap, iki ana bölümden oluşmuştur. İlk bölüm, doğal efsanelerden hareketle dilin kaynağı, doğası ve çeşitlenmesi konusunu içerir. İkinci bölüm, efsanenin mecazi anlamından hareketle bazı bilimsel ve deneysel araştırmaları dilin kökeni ve doğası bağlamında tartışır.
Ahmet Akçay, Betül Keray Dinçel, Bünyamin Sarikaya, Erhan Akın, Ersoy Topuzkanamış, Fatih Can, Hatice Altunkaya, Mehmet Nuri Kardaş, Mesut Gün, Mustafa Sait Kıymaz, Oğuzhan Sevim, Serpil Özdemir Dil becerileri arasında ilk edinileni dinlemedir. Anne karnında dış dünyanın duyumu ile kullanılmaya başlanan dinleme, dili algılamanın ve iletişim kurmanın temelidir. Günlük yaşamda en sık kullanılan ve diğer dil becerilerinin kazanılmasında büyük rol oynayan dinleme yetisi, bu özellikleriyle diğerlerinden ayrılmaktadır. Ayrıca iyi bir yazar, iyi bir okuyucu ve iyi bir konuşmacı olmanın anahtarı, etkili dinleme becerisine sahip olmaktır.
Eğitim sistemimizin çıktılarından biri, öğrenenlerin aktif bir dinleyici niteliği kazanarak dinlediklerini/ izlediklerini anlayabilen bireyler olmalarıdır. Bu doğrultuda hazırlanan eser, dinleme becerisini tüm boyutlarıyla ele alarak hem kuramsal hem de uygulama bağlamında tanıtmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda eser, ihmal edilen bir beceri olmasına karşın, dinlemenin geliştirilebilir olduğuna dair ipuçlarını yakalamanıza ve iyi bir dinleyici olmak için gereken özellikleri kazanmanıza yardımcı olacaktır.
Abdulvahit Çakır, Aliye Genç, Ana-Maria Panțu, Başak Uysal, Bülent Okay, Ece Dillioğlu, Fatma Ahsen Turan, Filiz Çölmekçioğlu, Hasan Güneş, Hatice Köroğlu Türközü, İbrahim Kelağa Ahmet, Makbule Sabziyeva, Mariia Talianova Eren, Melahat Pars, Melek Gedik, Mustafa Sarper Alap, Nazan Tutaş, Necdet Yaşar Bayatlı, Neriman Hasan, Nihal Kalkan Yağcı, Nisa Harika Güzel Köşker, Okan Haluk Akbay, Ömer Aksoy, Pamuk Nurdan Gümüştepe, Perihan Yalçın, Seda Köycü, Şengül Demirel, Tolga Dillioğlu, Ülker Şen, Z. Görkem Duran Gültekin Doğu'dan Batıya Masalın Serüveni: Dünya Masalları; Çin'den Hindistan'a, Türkiye'den Norveç'e bu geniş coğrafyadaki masalların muhteşem dünyasına kapı aralamaktadır. Masallar, kültürel bir aktarımdır. Mensubu olduğu kültürün değer yargılarını, estetik ve bedii zevkini masalların içinde bulabiliriz. Kökü mazide olan masallar, aynı zamanda bir gelecek planlayıcısıdır. Masallar, anlatının içinde bir hayat dersi saklar. Dinleyicisine veya okuyucusuna alması gerekli olan nasihati o büyüleyici üslubu içinde verir. Başarı, umut, gayret, engelleri aşma arzusu empoze ettiğinden dolayı âdeta bir kişisel gelişim eğitimidir.
Fatma Ahsen Turan
Antoine Galland 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'ne gelen Antoine Galland, Binbir Gece Masalları tercümesi ile tanınmıştır. Üzerinde bilimsel çalışma yapılmasını bekleyen üç çok dilli sözlüğü ve bu kitapta incelenen Durûb-ı Emsâl-i Türkî'si Fransa Millî Kütüphanesinde kayıtlıdır. Bu çalışmalar, 17. yüzyıl Osmanlı Türkçesinin söz varlığı açısından oldukça önem teşkil eder. Durûb-ı Emsâl-i Türkî'de çoğunluğu Arapça ve Türkçe, onlara göre çok daha az olmak üzere Farsça, atasözü, deyim ve kalıp ifadeler vb. öncelikle Arap ve Osmanlı Türkçesi alfabeleri ile yazılmış, altlarına da Fransızca tercümeleri yapılmıştır. Eser, sözlüklerin aksine bir müsvedde defteri görünümündedir. Bu sebeple Galland'ın defteri sonradan temize çekeceğini düşünmek mantıklı gelmektedir. Antoine Galland, sözlükleri ile ilgili bir ön araştırma veya öğrenme amaçlı/kendi kişisel gelişimi için bu defteri tutmuş olabilir. Bu çalışmada Durûb-ı Emsâl-i Türkî üç bölümde incelenmiştir. Prof. Dr. Ayten Er tarafından “Antoine Galland'ın Hayatı ve Eserleri”, Doç. Dr. Erdinç Doğru tarafından “Arapça Atasözleri ve Kaynakları” ve tarafımdan ise “Durûb-ı Emsâl-i Türkî ve Türkçe Kaynakları” başlıklı bölümler yazılmıştır. Durûb-ı Emsâl-i Türkî'nin çeviri yazılı metni ve tıpkıbasımı da kitabın sonuna eklenmiştir. Editör ve bölüm yazarları olarak bu kitap ile Türk dili ve kültürüne hizmet etmenin mutluluğunu tatmaktayız. Bu kitabın başka çalışmalar için kaynak teşkil etmesini ve Durûb-ı Emsâl-i Türkî'den yeni çalışmalar üretilmesini dileriz.
Abdulkadir Kırbaş, Ahmet Karadoğan, Ayşegül Kayar, Bahadır Gücüyeter, Bayram Arici, Bekir Gökçe, Beytullah Karagöz, Bünyamin Sarıkaya, Dilek Ünveren Kapanadze, Elif Atalay, Erhan Şen, Fatih Torun, Fatih Veyis, Fettah Kuzu, Fetullah Uyumaz, Hüseyin Öztürk, İbrahim Doyumğaç, İzzet Şeref, Lokman Turan, Mehmet Nuri Kardaş, Mustafa Kaya, Nur Hümeyra Özdemir Erem, Nurullah Aydın, Oğuzhan Sevim, Oğuzhan Sevim, Reşat Coşkun, Yusuf Söylemez Farklı coğrafya ve ülkelerle birlikte algılanan dünya edebiyatı, zamanla ya da mekânla sınırlandırılamayacak kadar çok sesli bir yapıya sahiptir. Her toplum ya da millet kendi edebî yeteneği ölçüsünde bu yapıya katkı sunar. Bu yapıda farklı zamanlarda ya da coğrafyalarda yaşamış insanların duygularının, düşüncelerinin, dünyaya bakışlarının, kendi varoluşlarını ifade etme biçimlerinin millî ve yerel özelliklerle şekillenerek evrenselleştiği görülür.
Millî edebiyatlar, belirli toplumlara hitap ederken dünya edebiyatı insanlığa hitap eder; tüm insanlığın ortak mirasıdır. Dünya edebiyatı denildiğinde hangi yazar ve eserlerin öncelikli olarak ele alınması gerektiği konusu tartışmaya açıkken burada önemli olan dili, dini ve milliyeti her ne olursa olsun salt bir insan olarak bu yazar ve eserlerden ne duyduğumuz ve hissettiğimizdir. Hangi milletten olursa olsun, duyguların dili ortaktır.
Dünya Edebiyatı Araştırmaları adlı bu eserde, ilk örneklerinden günümüze kadar dünya edebiyatı ve dünya klasikleri genel olarak tanıtıldıktan sonra edebiyat akımları ile ilgili bilgi verilmiş; Rus, Fransız, İngiliz, Yunan, Latin, Alman, Amerikan, İspanyol, İtalyan, İskandinav, Çin, Arap, Fars, Hint, Türk ve Japon edebiyatları örneklendirilerek ele alınmıştır. Eserin son bölümünde ise hem Doğu hem de Batı edebiyatından seçilen klasik eserler, çağdaş tahlil yöntemleri ışığında analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle eserin dünya edebiyatına ilgi duyan araştırmacılara ve sanatseverlere önemli bir kaynak teşkil edeceği düşünülmektedir.
Ahmet Mermer, Kemal Timur, Şahmurat Arık, Ünsal Yılmaz Yeşildal, Yavuz Bayram Bu kitap, edebiyatı farklı alanlarla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili bir bilim alanı olarak değerlendiren bir anlayışla hazırlanmıştır. Kitapta edebiyatla ilgili temel kavramlar, edebî eserlerin temel özellikleri, edebiyat kuramları, edebî akımlar, edebî dönemler, edebî topluluklar, nazım şekilleri, nazım türleri, edebî sanatlar gibi konulara yer verilmiştir.
Ne kadar karmaşık olsalar da konuların hazırlanmasında olabildiğince sade ve anlaşılır bir üslubun tercih edilmesine özen gösterilmiştir. Bu yönüyle kitabın, içerdiği konular bağlamında, okuyucusunun ayrıntılara boğulmaksızın temel bilgileri edinmesine ciddi katkılar sağlayacağı ümit edilmektedir.
Mehrali Calp Edebiyat Bilgi ve Kuramları I adını taşıyan bu eserde, edebiyat ve sanatın tanımı, işlevleri; edebi eser, edebiyat akımları, poetikalar ve bazı eleştiri okulları ele alınmıştır. Edebi akımlar kronolojik bir sıra içinde tanıtılmaya çalışılmış; edebiyat ve şiir sanatı ile ilgili farklı görüşler incelenmiştir. Bunlar arasında yer alan edebi eserlerin nitelikleri, şiir sanatı, edebiyat kuramına ait hususlar üzerinde durulmuştur.
Üzerinde durulan konulardan biri de edebiyat tarihidir. Her toplumun bir tarihi olduğu gibi bir de edebiyat tarihi vardır. Edebiyat tarihi, bir toplumun edebi eserlerde yaşayan tarihidir. Bu tarih, yüzyıllar boyunca o toplumun içinden çıkmış sanatkârların ayna tuttuğu maşeri vicdanın bir yansımasıdır. İnsanın duygu, düşünce ve hayallerine, ümit ve heyecanlarına ayna tutan edebi eserler, ortaya çıktıkları toplum dokusunu da yansıtırlar.
Bu kitapta, XII kısımdan itibaren bir dizi eleştiri “okulu” tanımlanmaktadır. Edebiyat kuramları kapsamında yansıtmacılık, anlatımcılık, Rus Biçimciliği, yeni eleştiri, yapısalcılık, yapı sökücülüğü, feminizm, psikanaliz, Marksizm ve yeni tarihçilik gibi kuramlar ele alınmıştır. Bu kuramsal akımların pek çok ortak noktası bulunmasına karşılık birbirlerine alternatif oluşturan kuramlar da var.
Edebî eserlerin üstün kılan özelliklerini kavrayabilmek, değerlerini anlayabilmek üretildikleri dönem hakkında bilgilenmekle olur. Edebiyat kuramı, edebi eserleri analiz etmek için izlenen sistemli bir yol olarak tanımlanabilir.
“Kuram nedir? Kuram bir tahmin ya da varsayım mıdır? Bir düşünüşün kuram olarak kabul edilmesi için o düşüncenin herkesçe kavranacak ölçüde anlaşılır olması mı, olmaması mı gerekir? Kuram belirli bir karmaşıklık içerisinde olmalı mıdır? Farklı düşünüş ve alternatif düşüncelerin araştırılması olarak kuram, edebiyat incelemelerinin varsayımlarını sorgulamalı mıdır?”; Yazan, okuyan varlık kimdir? Metinler hangi etki ve şartlar altında üretilmişlerdir?” gibi sorulara bu kitapta cevap aranmaktadır.
Mehrali Calp Edebiyat Bilgi ve Kuramları I adını taşıyan bu eserde, edebiyat ve sanatın tanımı, işlevleri; edebi eser, edebiyat akımları, poetikalar ve bazı eleştiri okulları ele alınmıştır. Edebi akımlar kronolojik bir sıra içinde tanıtılmaya çalışılmış; edebiyat ve şiir sanatı ile ilgili farklı görüşler incelenmiştir. Bunlar arasında yer alan edebi eserlerin nitelikleri, şiir sanatı, edebiyat kuramına ait hususlar üzerinde durulmuştur.
Üzerinde durulan konulardan biri de edebiyat tarihidir. Her toplumun bir tarihi olduğu gibi bir de edebiyat tarihi vardır. Edebiyat tarihi, bir toplumun edebi eserlerde yaşayan tarihidir. Bu tarih, yüzyıllar boyunca o toplumun içinden çıkmış sanatkârların ayna tuttuğu maşeri vicdanın bir yansımasıdır. İnsanın duygu, düşünce ve hayallerine, ümit ve heyecanlarına ayna tutan edebi eserler, ortaya çıktıkları toplum dokusunu da yansıtırlar.
Bu kitapta, XII kısımdan itibaren bir dizi eleştiri “okulu” tanımlanmaktadır. Edebiyat kuramları kapsamında yansıtmacılık, anlatımcılık, Rus Biçimciliği, yeni eleştiri, yapısalcılık, yapı sökücülüğü, feminizm, psikanaliz, Marksizm ve yeni tarihçilik gibi kuramlar ele alınmıştır. Bu kuramsal akımların pek çok ortak noktası bulunmasına karşılık birbirlerine alternatif oluşturan kuramlar da var.
Edebî eserlerin üstün kılan özelliklerini kavrayabilmek, değerlerini anlayabilmek üretildikleri dönem hakkında bilgilenmekle olur. Edebiyat kuramı, edebi eserleri analiz etmek için izlenen sistemli bir yol olarak tanımlanabilir.
“Kuram nedir? Kuram bir tahmin ya da varsayım mıdır? Bir düşünüşün kuram olarak kabul edilmesi için o düşüncenin herkesçe kavranacak ölçüde anlaşılır olması mı, olmaması mı gerekir? Kuram belirli bir karmaşıklık içerisinde olmalı mıdır? Farklı düşünüş ve alternatif düşüncelerin araştırılması olarak kuram, edebiyat incelemelerinin varsayımlarını sorgulamalı mıdır?”; Yazan, okuyan varlık kimdir? Metinler hangi etki ve şartlar altında üretilmişlerdir?” gibi sorulara bu kitapta cevap aranmaktadır.
Ömer SOLAK Vicdanlı bir öğretmen, sürekli yeni şeyler öğrenir, onları kendi bilgi dağarcığının bir parçası hâline getirir, bilgilerini yenileriyle güncel ve taze tutar, metotlarını sürekli yeniler ve sınıfına bu yeni bilgiler ve yeni öğretme metotları ile gider. Hiçbir zaman mevcut bilgileriyle yetinmez, eski bilgilerle sınırlamaz kendini, daima yeni şeylerin susuzluğunu çeker.
Türkiye'de edebi metin çözümleme yöntemleri, pek çok üniversitede lisans ve lisansüstü düzeyde ders olarak okutulmasına rağmen, konuyu kapsayıcı bir bakışla ele alan oldukça az sayıda kaynak vardır. Elinizdeki kitabın farklı bölümlerinde edebiyat biliminin farklı çalışma alanları gruplandırılarak tanıtılmıştır. Bu tanıtımda daha çok alanın metodolojik cephesine hâkim olan yaklaşımlara odaklanılmıştır. Bu bölümler okura çok yönlü bir perspektif kazandırmak amacıyla, kendi konusunu farklı tartışmalar ve bakış açıları ışığında ele almaya çalışmıştır.
Onur Kemal Bazarkaya Edebiyat kuramları, okuduğumuz bir yapıtı farklı bakış açılarından değerlendirmemizi özendiren merceklere benzer. Her bir merceğe göre yapıt, estetik deney yapmaya davet eden bir sanat eseri, beklenmedik dinamikler içeren bir gösterge ağı, sistemin güç dengelerini yansıtan bir olgu, kültüre ışık tutan bir belge ya da toplumun alt kesimlerine, dahası çevre ve hayvanlara ses veren bir araca dönüşür. Ne var ki edebiyat kuramlarının okuma ve yorum süreçleri böylesine belirleyici olmasına karşın bu alanda var olan Türkçe yayınlar, Marksist görüşlerin ağır bastığı kitapların çevirileri, çok eski ve/veya açıklama ve örneklendirmede eksik kalan çalışmalardan oluşmakta, ayrıca bunların hiçbiri var olan kuramsal çeşitliliği yeterince karşılamamaktadır. Okurun ilgisine sunulan bu kitap, sözü edilen bu gereksinimleri gidermeyi amaçlamaktadır. Kitapta; hermenötikten insan-hayvan çalışmalarına, yapısalcılıktan ekoeleştiriye yani en eskisinden en yenisine kadar hemen hemen tüm kuramlar ele alınmaktadır. Aynı zamanda sistem kuramı, edebî alan kuramı, bilişsel yazın ve erkek çalışmaları gibi Türkiye akademi topluluğunda daha hiç bilinmeyen kuramlar da tanıtılmaktadır. Bununla birlikte postyapısalcılık, postkolonyal çalışmalar ve medya araştırmaları gibi başlıklar hakkında Türkiye'de tek tük paylaşılan bilgiler derinleştirilmektedir. Öğreticiliğin çok önemli rolü olan kitabımızda, kilit kavramlar ayrıca açıklanmakta ve her ana bölümün sonunda ayrıntılı bir örnek çözümleme yapılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma (herhangi bir eğitim kurumuna bağlı olmayan edebiyat severlerin yanı sıra) özellikle edebiyat öğrencilerinin ve edebiyat araştırmacılarının yararlanabileceği bir ders ve el kitabı niteliğindedir.
Ertuğrul Aydın Edebiyat Teori ve İncelemeleri; edebiyat sosyolojisi, edebiyat-psikoloji ilişkisi, edebiyat tarihi, edebiyat / roman teorisi, karşılaştırmalı edebiyat, postmodernizm, küreselleşme ve edebiyat ilişkisi gibi konu ve kavramları mercek altına almaktadır. Kitap, Türk ve dünya edebiyatının öne çıkan kimi yazar ve eserlerini merkeze alan inceleme ve değerlendirmelerle metin-kurgu-oluşum ilişkisinden hareket ederek edebiyatın teorik, sosyolojik ve uygulama yönüne ışık tutmaktadır. Yapılan bu incelemeler; edebiyat tarihi, yazar biyografisi, kültür dinamikleri gibi düzlem ve kriterler doğrultusunda, edebiyat-sosyoloji, edebiyat sosyolojisi ve edebiyat metni inceleme yöntemlerini esas almaktadır. Hem üniversitede okuttuğumuz dersler hem de uluslararası sempozyum bildirileri ve makalelerden edindiğimiz tecrübeler ile edebiyatın teorik ve sosyolojik cephesine ilişkin bilgileri kapsayan bu kitap, edebiyat, eser ve okuyucu bağlantısını, örneklerle ortaya koymaya çalışmaktadır.
Nurullah Çetin Eğitim Fakülteleri İçin Yeni Türk Edebiyatı –I adlı kitabımız, YÖK’ün Eğitim Fakültelerinde okutulmakta olan Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü / Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programı / Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı / Türkçe Öğretmenliği Programı için belirlediği müfredata göre hazırlanmıştır. Buna göre bu kitapta Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati Edebiyatları hakkında hem tarihî ve teknik bilgiler verilmiş hem de örnek metinler üzerinde uygulamalar yapılmıştır.
Nurullah Çetin, Kelime Erdal, Salim Durukoğlu Eğitim Fakülteleri İçin Yeni Türk Edebiyatı –II adlı kitabımız, YÖK’ün Eğitim Fakültelerinde okutulmakta olan Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü / Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Ana Bilim Dalı / Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Programı / Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı / Türkçe Öğretmenliği Programı için belirlediği müfredata göre hazırlanmıştır. Buna göre bu kitapta Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (1923-1950) hakkında hem tarihî ve teknik bilgiler verilmiş hem de örnek metinler üzerinde uygulamalar yapılmıştır.
Müjgan Ayça Vurmay Ekose Polisiye: Müfettiş Laidlaw'dan Dedektif Rebus'a Çağdaş İskoç Polisiye Romanı isimli bu kitap, yirminci yüzyılın sonlarında çağdaş İskoç edebiyatı içinde radikal bir yükseliş gösteren ve günümüzde dünya çapında ilgi duyulan çağdaş İskoç polisiye romanı hakkındaki çalışmalara katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Çağdaş İskoç polisiye romanının tarihsel ve toplumsal çerçevede ve çağdaş eleştiri kuramları aracılığıyla irdelendiği kitabın birinci bölümünde çağdaş İskoç polisiye romanı hakkında bilgi verilmekte; ikinci bölümünde Ekose Polisiye'nin kurucusu olarak bilinen William McIlvanney ve Müfettiş Laidlaw romanlarından Strange Loyalties irdelenmektedir. Üçüncü bölümde bu yazınsal alt türün başlıca kadın yazarlarından olan Denise Mina ve Dedektif Morrow romanlarından Blood, Salt, Water ele alınmakta, dördüncü bölümde ise William McIlvanney'den sonra bu yazınsal geleneği devam ettiren ve Ekose Polisiye'nin en çok bilinen yazarı olan Ian Rankin ve Dedektif Rebus romanlarından Rather Be the Devil incelenmektedir.
Melike Üzüm Batı Türkçesinin başlangıcı olarak kabul edilen Eski Anadolu Türkçesiyle yazılmış birçok eser bugün metin ve sözlük olarak yayımlanmış, incelenmeyi beklemektedir. Modern dilbilimin verilerini kullanarak Türk dilinin tarihi metinlerinin incelenmesi genel dilbilim ve Türkoloji için büyük önem taşımaktadır. Bu ihtiyaca yönelik, sunulan çalışmada kiplik kategorisi üzerine yapılan dillerarası teorik çalışmalar değerlendirilmiş, Eski Anadolu Türkçesinde kullanılan epistemik kiplik işaretleyicileri eserden hareketle ortaya konulmuştur.
Ayrıntılı bir inceleme yapılabilmesi için kiplik kategorisinin alt kategorisi epistemik kipliğe odaklanılmış ve incelenecek veri hacimli bir eser olan Kısas‑ı Enbiya ile sınırlandırılmıştır. Kısas‑ı Enbiya, Salebi'nin El‑keşf'ül beyan'an tefsiri'l‑kur'ân adlı eserinin 14. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen çevirisidir. Epistemik kiplik incelemesi için bu eserin seçilmesinde 14. yüzyıl Türkçesini yansıtan dini bir metin olması, olayları sıkça kaynak kişilerin ağzından diyaloglarla aktarması, tüm şahıs çekimlerini içeren ifadelerin yer alması, Tanrı'nın konuşturulması, din çerçevesinde farklı konulara yer vermesi vb. özellikler etkili olmuştur. Bu çalışmayla, tarihi metinlerde kullanılan dilin farklı yaklaşımlarla ele alınmasının gerekliliğine dikkat çekilmek istenmiştir.
Atilla Batur, Muvaffak Eflatun, Ömer Özkan, Ümran Ay, Yavuz Bayram Bu kitap, eski Türk edebiyatı geleneğinin kuruluş döneminden olgunluk dönemine kadarki gelişimini örnek metinler eşliğinde ortaya koymaya odaklanmıştır. Bu amaçla eski Türk edebiyatıyla ilgili tarihsel süreç yanında, bu süreci temsil edecek örnek metinlere de yer verilmiştir. Tarihsel süreçle ilgili bölümleri; Doç. Dr. Muvaffak Eflatun, Prof. Dr. Atilla Batur ve Prof. Dr. Ömer Özkan hazırlamıştır. Örnek metinlerin şerhleri ise eski Türk edebiyatı geleneği çerçevesinde Doç. Dr. Ümran Ay, Prof. Dr. Yavuz Bayram ve Prof. Dr. Ömer Özkan tarafından yapılmıştır.
Kitap hazırlanırken, okuyucunun tarihsel sürecin karmaşasında boğulmamasına ve eski Türk edebiyatı metinlerinin anlaşılmaz gibi görünen dünyasında kaybolmamasına özen gösterilmiştir. Bunun için olabildiğince sade bir içerik, anlaşılır bir üslup ve gözlemlenebilir bir yöntem tercih edilmiştir. Nicelik telaşına düşmeksizin ve abartılı akademik değerlendirmelere kapılmaksızın eski Türk edebiyatının kuruluşundan olgunlaşma sürecine kadarki dönemi örnekleriyle ortaya koyan bu kitap okurlarının ilgisine sunulmuştur.
Kitapta şerhi yapılan gazeller, hem özgün alfabeleriyle eski harfli olarak hem de yeni harfli olarak verilmiştir. Ayrıca her beyitten sonra yaygın olarak bilinemeyeceği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiş, ardından beytin günümüz Türkçesiyle düzyazıya dil içi aktarımı yapılmış ve nihayet beytin şerhine yer verilmiştir.
Ahmet Yenikale, Gülcan Alıcı, Kaplan Üstüner, Lütfi Alıcı, Mustafa Erdoğan, Muvaffak Eflatun, Şevkiye Kazan Nas, Yavuz Bayram Eski Türk Edebiyatı II (16.Yüzyıl) kitabı; giriş ve metin şerhleri olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. “16. Yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı” başlığını taşıyan girişte; incelenen yüzyıl hakkında hem tarih hem de edebiyat tarihi bilgisi verilmiştir. Yüzyılın önemli edebî şahsiyetleri (Fuzûlî, Bâkî, Hayâlî Bey, Zâtî, Yahyâ Bey, Muhibbî, Edirneli Nazmî, Nev'î, Lâmiî, Bağdatlı Rûhî) ve bunları edebî açıdan temsil eden metinler, kitabın ikinci kısmında yer almıştır. Bu bölümde öncelikle, ele alınan şahsiyetlerin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiş; daha sonra seçilen metinler eski Türk edebiyatı geleneği çerçevesinde şerh edilmiştir. Metin şerhinden sonra her bölüme aynı şahsiyete ait iki örnek şiir ile seçme beyitler de ilave edilmiştir. Şerhi yapılan şiirler, hem özgün alfabeleriyle eski harfli olarak hem de yeni harfli olarak verilmiştir. Böylelikle metnin eski harfli olarak okunması imkânı da sağlanmıştır. Şiirler şerh edilirken her beyitten sonra yaygın olarak bilinemeyeceği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiş, ardından beytin günümüz Türkçesiyle düzyazıya dil içi aktarımı yapılmış ve nihayet beytin şerhine yer verilmiştir. Kitap bu muhtevasıyla eski Türk edebiyatı alanında kaynak ve model olabilecek mahiyettedir.
Abdullah Aydın, Ahmet Mermer, Ahmet Serdar Erkan, Atilla Batur, İsrafil Babacan, Lokman Turan, Muvaffak Eflatun, Neslihan Koç Keskin, Ömer Özkan, Şevkiye Kazan Nas Eski Türk Edebiyatı III (17.Yüzyıl) kitabı; giriş ve metin şerhleri olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. “17. Yüzyıl Osmanlı Devleti'nin Tarihî, Siyasi ve Edebî Görüntüsüne Genel Bir Bakış” başlığını taşıyan girişte; incelenen yüzyıl hakkında hem tarih hem de edebiyat tarihi bilgisi verilmiştir. Yüzyılın önemli edebî şahsiyetleri ve onları edebî açıdan temsil eden metinler kitabın ikinci kısmında yer almıştır. Burada öncelikle ele alınan şahsiyetin hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra seçilen metinlerin şerhlerine geçilmiştir. Şerhi yapılan metinler, hem özgün metnin doğru tespit edilebilmesi hem de örnek bir Osmanlı Türkçesi metni ortaya konulabilmesi bakımından özgün alfabeleriyle yani eski harfli olarak da verilmiştir. Eski harfli metnin hemen yanında yeni harfli metin de verilmiş, böylece her iki metin arasında bir karşılaştırma imkânı sağlanmıştır. Şerh yapılırken her beyitten sonra yaygın olarak bilinemeyeceği düşünülen kelimelerin anlamları verilmiş, ardından beytin günümüz Türkçesiyle düz yazıya dil içi aktarımı yapılmış ve nihayet beytin şerhine yer verilmiştir. Özel şahıs adlarından oluşan dizin de kitabın sonuna eklenmiştir.
Riza Tuncel Avcılık, toplayıcılıkla birlikte insanoğlunun en eski geçim faaliyetlerinden biridir. Bu araştırmanın konusu; temelde bir geçim faaliyeti olan, bunun yanı sıra ticaret metası, önemli bir yan ürün kaynağı, bir inanç uygulaması ve savaş provası olma gibi özellikler de gösteren eski Türk avcılık faaliyetinin dil merkezli olarak incelenmesidir.
Araştırmanın kapsamı, avcılık ve avcılığın karşılıklı olarak etkileşimde bulunduğu hayat alanlarıyla sınırlıdır. Çalışmada kullanılan kaynaklar ilk olarak eski Türk yazılı metinleri olup yazılı olmayan dönemler konusunda ise mit, destan gibi anlatılardan, eski Türkler tarafından yapıldığı düşünülen kaya resimlerinden, çeşitli sebeplerle eski Türklere dikkat etmiş, onlar hakkında bilgiler vermiş diğer toplumların yazdıklarından faydalanılmıştır. Çalışmada, eski Türk avcılığı bu genel çerçevede eylem-özne-yer-amaç-nesne (elde edilen ürün)-araç dizisi içinde ele alınıp incelenmiştir
Bu çalışma; eski Türk dönemi metinlerinden yola çıkarak Türk avcılığını tasvir etmek ve avcılık terimlerini belirlemektir. Araştırma, eski Türk hayatındaki avcılığın yerinin, av ve avcıyla ilgili genel terimlerin, avı yapılan hayvanların, avcılığın yapılış amaçları ve şekillerinin, avcılıkta kullanılan aletlerin, avcılıktan elde edilen yan ürünlerin ve bunların olası kullanım alanlarının belirlenmesini hedeflemektedir.
Elza Semedli Bu kitap, Eski Türkçeden günümüz Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesine uzanan tarihî değişme ve gelişme sürecinde basit fiillerdeki anlam olaylarını eş zamanlı ve art zamanlı anlam bilimi metotlarıyla inceleyen karşılaştırmalı bir çalışmadır.
Kitapta, basit fiillerin anlamsal sınıflandırma örneklerine yer verilerek yeni bir anlamsal sınıflandırma ortaya konulmuştur. Anlamsal sınıflandırma kelimenin anlam yapısı temel alınarak yapılmıştır. Basit fiillerdeki eş anlamlılık, eş adlılık, ikili kökler, çok anlamlılık ve zıt anlamlılık olayları eş zamanlı; anlam daralması, anlam genişlemesi ve başka anlama geçiş gibi anlam değişmeleri ise art zamanlı metotla araştırılmıştır. Basit fiillerin cümle içinde kullanımına dair hem tarihî metinlerden hem de günümüz Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinden örnekler verilmiştir.
Her iki lehçedeki basit fiillerin Eski Türkçedeki kullanımları, fonetik ve semantik değişiklikler etimolojik sözlüklere dayalı olarak örneklerle gösterilmiştir.
Kitapta, her iki Türk lehçesinin yazı dilinde kullanılan basit fiillerin anlam özellikleri, ortak ve farklı kullanımlarına dair örnekler de yer almaktadır.
Kitabın, Türk lehçelerinin karşılaştırmalı anlam bilimi çalışması olması bakımından Türkoloji alanına katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Aliye Uslu Üstten Bu kitap, gençlerin gelişim özellikleri ile gençlik edebiyatı kavramını bir arada değerlendiren ve bu alandaki boşluğu doldurma amacı taşıyan bir çalışmadır. Aynı zamanda, uzun yıllar çocuk ve yetişkin edebiyatı arasında kalan gençlik edebiyatının varlığına dikkat çekilmesi ve bu alanın geliştirilmesi yolunda bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Bu çalışma ile gençlerin bilişsel, sosyal ve psikolojik gelişimlerinin; duygu, düşünce ve hayallerinin gençlik edebiyatı eserlerinin özelliklerini belirlemedeki etkisi bilimsel gelişmeler ışığında ortaya konulmuştur.
Kübra Malta Bugüne kadar geçekleştirilmiş araştırma ve incelemeler, İpek Yolu üzerinde, Orta Asya'nın önemli merkezlerinde, Türk ve İran toplumlarının karşılıklı etkileşimini kesin bir biçimde ortaya koyabilmektedir. Ne var ki bu durum, henüz Türk ve İran hukuk belgeleri üzerinden değerlendirilememiştir. Greko-Baktriya ve Eski Türk hukuk belgelerini karşılaştırmalı olarak ele alan bu kitap, bahsi geçen eksikliği bir yönüyle tamamlama amacı taşımaktadır. Bu çalışmayı, daha geniş bir ifadeyle tarihî dönem Türk-İran dil ve kültür ilişkileri araştırmaları çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Bu karşılaştırmalı incelemeyi mümkün kılan en önemli gelişme, 1990'ların sonunda keşfedilerek Afganistan'dan Londra'ya taşınan Greko-Baktriyaca hukuk belgelerinin 2000'lerden itibaren gerçekleştirilen metin yayımlarıdır. Önceleri yalnızca sikkeler ve birkaç yazıt olmak üzere sınırlı dil malzemesiyle varlığı bilinen ve kısmen anlaşılabilen bu dil, günümüzde zengin külliyatı ile bizlere yeni bir çalışma alanı sağlamıştır. Erken tarihlerde Baktriya'ya yerleşen Türklerin bölgedeki etkin rolleri ve mahkemelerdeki önemli mevkileri bu belgelerle kanıtlanmıştır. Böylece çoğunlukla İranistler tarafından çalışılan bu metinlerin, Türkoloji sahasını da ilgilendiren bir zenginliğe sahip olduğu anlaşılmıştır. Türk yönetici adları ve Türkçe unvanlar başta olmak üzere, Türkçe söz varlığına rastlanan Greko-Baktriyaca hukuk belgeleri, bu kitapta ilk kez günümüz Türkçesine aktarılmış ve metinlerin dil özelliklerine ilişkin çeşitli bilgiler paylaşılmıştır. Bunun yanında Türk ve İran toplumlarının sosyal, kültürel, ekonomik ve hukuksal ilişkilerine dair yeni bulgular sunulmuştur.
Abide Doğan, Ahmet Bican Ercilasun, Bilge Ercilasun, Cemal Kurnaz, Dursun Yıldırım, Emine yılmaz, Fatma S. Kutlar Oğuz, Filiz Kılıç, Gonca Gökalp Alpaslan, Hüseyin Doğramacıoğlu, Mete Taşlıova, Nesrin Bayraktar Erten, Nesrin Karaca, Osman Horata, Özge Öztekin, Şükrü Haluk Akalın, Ufuk Tavkul, Binnur Erdağı Doğuer, Hiclal Demir, İsa Sarı, Sema Aslan Demir, Serdar Odacı, Aslı Aytaç, Ayşe Duvarcı, Bayram Yıldız, Caner Solak, Dursun Şahin, Duygu Özge Gürkan, Elif Ayan Nizam, Fazile Eren Kaya, Genç Osman Geçer, Gülşah Gaye Fidan, Hulusi Eren, Koray Üstün, Melike Üzüm, Munise Koç, Nurtaç Ergün Atbaşı, Özlem Bay Gülveren, Sibel Bulut, Tuba Onat Çakıroğlu, Zeki Gürel, Aydan Ener Su, Ayşegül Celepoğlu, Erdal Baran, Gökçe Ulus, Gülnaz Çetinkaya Hafize Şahin, Hasan Güzel, Işıl Aydın Özkan, Kağan Gariper, Meltem Can, Necmiye Özbek Arslan Prof. Dr. Şükrü Elçin tarafından kurulduğu 1969'dan günümüze dek lisans ve lisansüstü düzeyde yetiştirdiği öğrencilerle yurt içi ve yurt dışındaki Türkoloji çalışmalarına öncülük eden kurumlardan Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün 50. yılına armağan olarak hazırlanan bu kitapta, lisans ya da lisansüstü düzeyde Hacettepe'de eğitim görmüş; Türk Dili, Eski Türk Edebiyatı, Türk Halk Edebiyatı ve Yeni Türk Edebiyatı bilim dallarında uzman elli iki kademisyenin alanı ile ilgili yazıları yer almaktadır.
Hacettepe Türkoloji, 50. Yıl Armağanı; Hacettepe çatısı altında Türk dili, edebiyatı ve kültürü üzerine sürdürülen çalışmaların yaslandığı güçlü akademik mirası görünür kılmakla birlikte var olan birikimin sonraki kuşaklara aktarımı noktasında da bir köprü niteliğindedir.
Abdullah Akat, Abonoz Küçük, Ahmet Keskin, Berna Ayaz, Hamiyet Özen, Mehmet Aça, Mehmet Ali Yolcu, Mehmet Çeribaş, Mustafa Aça, Mustafa Dinç, Ülkü Kara Temelleri Batı Avrupa’da atılan halk bilimi, 20. yüzyılın başlarından itibaren Batı Asya’ya, Akdeniz havzasına ve Kuzey Amerika’ya doğru yayılma eğilimi göstermiştir. Anadolu merkezli Türk halk bilimi araştırmalarının başlangıcı da bu döneme tarihlenmektedir. Türkçü aydınların öncü çalışmaları ile bilimsel bir formasyona kavuşma yolunda ilerleyen Türk halk bilimi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür politikaları bağlamında hızlı bir gelişme göstermiştir. Halk bilimi araştırmalarının kurumsal çerçevede yürütülmeye başlanması, bu yeni bilgi kolunun akademimizde temsil edilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. 1960’lı yıllara uzanan bu sürecin ilerlemesinde ve halk biliminin kültür bilimleri içindeki öneminin anlaşılmasında pek çok bilim insanının unutulmaz hizmetleri olmuştur.
Halk biliminin; akademilerin “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümlerinde lisans ve lisansüstü düzeyde bir anabilim dalı hâline gelmesine ek olarak bütünüyle halk bilimi alanında uzmanlar yetiştirmeyi amaçlayan “Halk Bilimi” bölümlerinin açılmasıyla öğretim materyallerine duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artmıştır. Farklı bakış açılarının ve yenilikçi görüşlerin ortaya konulduğu kaynaklara duyulan ihtiyaç çeşitli çalışmalarla karşılanmaya çalışılmıştır. Halk Bilimi El Kitabı, bu çalışmalara bir yenisini eklemek amacıyla hazırlanmıştır. Akademimizin Türk Dili ve Edebiyatı, Halk Bilimi, Antropoloji, Müzikoloji, Mimari, Sanat Tarihi, El Sanatları gibi bölümlerine lisans ve lisansüstü düzeyde kaynaklık etmeyi amaçlayan bu kitapta halk biliminin kapsamında yer alan hemen bütün konular, alanlarında uzman akademisyenler tarafından işlevsellik gözetilerek değerlendirilmiştir.
Funda Şan Anadolu'da Türkçe ilk eserler 13. yüzyılın sonunda yazılmaya başlanmış,14. yüzyılda Anadolu'nun farklı beyliklerinde pek çok eser telif ve tercüme edilmiştir. Ferhengnâme-yi Sa’dî de 14. Yüzyılın ortalarında Hoca Mesud'un, Sa’dî'nin Bostan adlı eserini tercüme ederek yazdığı didaktik bir mesnevidir. İçerisinde; ahlâk, eğitim, evlilik, devlet yönetimi gibi pek çok konu hakkında nasihatlerin bulunduğu eser, Bostan'ın bütününün değil, onun içinden dağınık olarak seçilmiş yaklaşık bin beytinin tercümesidir. Eserin bilinen dört nüshası arasından Kopenhag nüshası esas alınarak yapılan bu çalışma, Ali Emîrîve Manisa nüshaları da gözden geçirilerek hazırlanmıştır. Hakkında, yok denecek kadar az bilginin bulunduğu bu nüsha, 2013 yılında Danimarka Kraliyet Kütüphanesinden (Det Köngelige Bibliotek) temin edilip ilk kez ayrıntılı olarak bir makaleyle, tarafımızca tanıtılmıştı. Eski Anadolu Türkçesinin geçiş evresinden ziyade tamamıyla gelişmiş bir döneminde yazılan bu eser, Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerini ve sözcük dağarcığını bütünüyle göstermesi açısından mühimdir. Eserin özellikle Kopenhag nüshasını esas alarak hazırladığımız bu kitabın,Türkoloji çalışmalarına önemli bir katkı sağlamasını ümit ederiz.
Nurullah Çetin İkinci Abdülhamit Dönemi’nde başlıca 3 farklı edebiyat anlayışı vardır: 1. Servet-i Fünun akımı, 2. Mutavassitîn (Ilımlılar), 3. Divan edebiyatı anlayışını sürdürenler. Bunların içinde en önemli ve en kuvvetli olan edebiyat damarı Servet-i Fünun akımıdır. Bu eserde İkinci Abdülhamit Dönemi’nde ortaya konan Türk edebiyatı faaliyetleri bir bütünlük içinde tanıtıldı.
Reyhan Çelik Savaş olgusunun insanlık üzerindeki maddi ve manevi etkisi tartışılmazdır. Her savaş; ölümleri, kayıpları, sakatlıkları, esareti beraberinde getirir. Yirminci yüzyılın en büyük yıkımlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı da farklı açılardan da olsa tüm dünyayı etkileyen bir savaştır. Bu savaşın Asya ayağını oluşturan unsurlardan biri olan Almanya-Sovyet Rusya savaşı da savaşın en kanlı sürecidir. Ekonomik ve ideolojik temellere dayanan bu savaşta, yalnızca Sovyetler Birliği'nden yaklaşık 25-27 milyon insanın çeşitli nedenlerle yaşamını yitirdiği bilinir. Bunca kayba neden olan savaş sırasında edebiyat ve sanatın farklı alanları da bir miğfer görevi üstlenmiştir. Savaşın ilk günlerinden itibaren edebiyatçılar ve sanatçılar düşmana karşı topyekün bir seferberlik hâline girerler. Bunun doğal sonucu olarak da Sovyet dönemi Rus edebiyatında “savaş edebiyatı” kavramı ortaya çıkar.
Bu kitabın birinci bölümünde, savaş kavramının tarih sayfalarındaki değişim ve gelişim sürecinin yanında İkinci Dünya Savaşı'nın gelişim evreleri ve sanatın her alanında (marşlar, filmler, afişler, besteler, makaleler, deneme yazıları, romanlar, öyküler, şiirler vb.) yapılan faaliyetler anlatılmaktadır. İkinci bölümünde ise savaş yıllarının önde gelen yazar ve şairlerinin yaşamları ve savaş sırasında ve sonrasında savaşla ilgili kaleme aldıkları eserlerden bahsedilmektedir.
Kitap, tarihi bir yaklaşım gözeterek İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Sovyet edebiyatını ele almaktadır. Dolayısıyla insanlık tarihinin temel gerçeklerinden biri olan savaşın tarihi süreçteki önemini, gelişimini ve İkinci Dünya Savaşı'nın Sovyet dönemi Rus edebiyatı üzerindeki etkisini öğrenmek isteyen herkese hitap edebilir. Bu bağlamda, hem tarih ve edebiyata ilgi duyan genel bir okuyucu kitlesine hem de Rus Dili ve Edebiyatı alanında eğitim alan her seviyedeki öğrenciye katkı sağlayacaktır.
Lokman Taşkesenlioğlu Klasik Türk edebiyatı, binlerce yıllık bir külliyata sahip olan Türk edebiyatının kuşkusuz en görkemli, değerli ve etkili dönemidir. Her ne kadar gerek dil gerekse anlam ve mecaz dünyası itibarıyla bugüne hitap etmeyen, ömrünü tamamlamış bir edebiyat olsa da yeniyi besleyen ve şekillendiren bir edebiyat olduğu gerçeğinden hareketle; divan edebiyatının bütün edebiyat alanlarıyla doğrudan; dinî ilimler, tarih, tıp, felsefe gibi bilimlerle ise dolaylı olarak ilgili olduğu söylenebilir. Yoğun, güçlü, zengin ve uzun ömürlü bu edebiyat geleneğinin ne olduğunun, hangi kaynaklardan beslendiğinin, hangi ürünlerle ne şekilde tezahür ettiğinin bilinmesi, büyük önem arz etmektedir.
Son derece zengin, renkli, karmaşık ve çok katmanlı bir mana ve mefhum dünyasına sahip olan klasik edebiyatın öğretimi ile ilgili bu noktada bazı problemlerin hâsıl olabileceği muhakkaktır. Zira bu öğretimin yeni anlayışla ve son derece öz haliyle gerçekleşmesi, karmaşık olmayan ve pratik bir şekilde sunulması gerekmektedir. Klasik Türk edebiyatı kavramı, genel mahiyeti ve muhteva özellikleri, kaynakları, nazım şekilleri ve türleri, söz sanatları, aruz ve diğer ahenk unsurları, edebî üsluplar, mazmunlar ve mecaz dünyası gibi pek çok konunun ele alındığı bu çalışmada da bu nedenlerle tanımdan hareket eden bir anlayış yerine örnek temelli bir tarz benimsenmiş, sınıflandırmalarla ilgili teferruatlara girilmemiş, akademik tartışmalara dâhil olunmadan, güncel bilgiler kısa ve öz bir şekilde verilmeye çalışılmıştır. Azami konudan asgari düzeyde bahsedilmesi ve özellikle metinlerden hareketle kavramların benimsetilmesi, tanım yapılması yerine örneklerden yola çıkılarak tanıma ulaşılması, klasik edebiyata ait kavramların çok daha kolay bir şekilde öğrenilmesinde faydalı olacaktır.
Lokman Taşkesenlioğlu Türk edebiyatı; sözlü edebiyatın başladığı bilinmeyen zamanlardan bugüne, doğuda Çin'den batıda Avrupa'nın içlerine, kuzeyde Rusya steplerinden güneyde Mısır hatta Hindistan'a kadar olan çok geniş bir coğrafyada; Orta Asya, Azerbaycan ve Osmanlı başta olmak üzere pek çok dil sahasında; büyüklü küçüklü onlarca devlet, hanlık, hanedan ve beylik egemenliğinde bulunmuş topraklarda; gerek avam gerekse havas için gerek din gerekse insan odaklı kaleme alınmış; günümüze ulaşan veya ulaşmayan yüz binlerce eseri ve bu eserlerin yazar ve şairlerini bünyesinde toplayan; külliyatın miktarı ve sanatsal değeri olarak dünyanın sayılı edebiyatlarından biri olarak kabul edilen; bir bilim, kültür, sanat ve dil hazinesidir.
19. yüzyılın ortalarından bugüne kadar onlarca Türk edebiyatı tarihi kaleme alınmış, özverili ve değerli çalışmalar meydana getirmiş pek çok yazar bu konuda büyük kıymet arz eden çalışmalar vücuda getirmiştir. Bu çalışmanın ise daha çok edebiyat öğretimine yoğunluk veren bir edebiyat tarihi olduğunu söylemek mümkündür. Daha önce yayımlanan Klasik Türk Edebiyatı (Kavramlar, Şekil ve Tür Bilgisi, Ses ve Ahenk Unsurları, Anlam ve Mecaz Dünyası) adlı çalışmanın devamı ve tamamlayıcısı olarak hazırlanan eserde, edebiyat tarihi kavramının ele alındığı ilk bölümün ardından ana hatlarıyla 11-19. yüzyıl arası Klasik Türk Edebiyatı Tarihi okuyucuya sunulmuştur.
Eserde dönemler yüzyıllara ayrılarak ele alınmış, her dönem de dil sahalarına göre sınıflandırılmıştır. Önce dönemin genel siyasi ve sosyal tarihi kısaca değerlendirilmiş, kültür-sanat ve bilim hayatının önemli gelişmelerine yer verilmiştir. Daha sonra edebî sahalar ayrı ayrı ele alınarak genel mahiyete değinilmiş, şahsiyetlerin hayatı, edebî görüşleri kısaca işlenmiş, önemli eserler üzerinde teferruatla durulmuştur. Ele alınan hemen her metinden şahsiyetin edebî değer ve tarzını yansıtacak özenle seçilmiş örneklere de yer verilerek aynı zamanda bir klasik Türk edebiyatı antolojisi de oluşturulmaya çalışılmıştır.
Komisyon KPSS Lise - Ön Lisans / Genel Yetenek - Genel Kültür 5 Deneme