Edebiyat \ 1-6
Bünyamin Yıldız
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
Yılmaz Açık 2. yüzyılda Yunan yazar Lukianos'la birlikte başladığı varsayılan bilimkurgu, Türk edebiyatında ilk defa 19. yüzyılda Jules Verne çevirileriyle görülmeye başlamıştır. Bu dönemde, Ahmet Mithat Efendi'ye ait Fenni Bir Roman yahut Amerikan Doktorları (1888) da ilk telif eser olarak Türk edebiyatında yerini almış olsa da çok uzun bir süre bu türe ilgi gösterilmemiştir. 1970'li yıllara kadar yayımlanan çok az sayıdaki eserle varla yok arasında varlığını sürdüren bilimkurgu, 1970'li yıllardan sonra çıkan fanzin ve bilimkurgu dergilerinin de etkisiyle 1980'lerde daha görünür hâle gelmiştir. 1980 sonrasında da Amerika ve Avrupa'da yayımlanmış romanların Türkçeye çevrilmesi ve sinemadaki bilimkurgu filmlerinin etkisiyle özellikle 2000 sonrasında giderek artan bir şekilde Türk edebiyatında yerini almaya başlamıştır.
Bu kitapta, 1980 sonrasında bilimkurgu türünde yayımlanmış romanlar incelenerek bilimkurgunun Türk edebiyatındaki yeri ve gelişimi ortaya konmaya çalışılmıştır.
Hicabi Kırlangıç
Ramazan Kazan Tahlilini yaptığımız Ummu Sa'd adlı roman, kaybedilen topraklara, ağlayan Kudüs'e tekrar nasıl dönülebileceğinin bir denemesidir. Üstelik, büyük bir özlemle, gülümsemek isteyen Kudüs'e ve Filistin'e, tez elden nasıl dönülebileceğinin bir arayışıdır.
Bu eserde, sılaya dönüşte kadının özellikle de annenin üstlenmesi gereken role dikkat çekilmektedir. Zira anneler, yiğitlerin dünyaya getirilmesi, eğitilmesi ve motivasyonunda temel şahsiyetlerdir. Annelerin sorumluluk alarak toplumu bilinçlendirmede, millî ve manevî değerlere sahip çıkıp, bunları ideal hâline getirmede canı gönülden gayretleri oldukça önemlidir. Başta vatan savunması ve romanda olduğu üzere Filistin ve Kudüs'ün kurtarılmasındaki her türlü çabalarının da ayrı bir değeri vardır. İşte bu noktada müellif Gassân Kenefânî, eserinde Ummu Sa'd'ı (Sad'ın annesini), başta gençler olmak üzere kadınlara ve özellikle de annelere rol model olarak takdim etmektedir. İnşallah böylece ilahî adalet yerini bulacak, ağlayan Kudüs tekrar gülecektir.
Ummu Sa'd adlı romanının tercümesi de eserin son bölümüne konulmuştur. Romanın asıl nüshasını okurken, tercümeden zaman zaman istifade etmenin Arapça öğrenenlerin seviyelerini yükseltmelerine de vesile olacağını ümit etmekteyiz.
Fikri Özçelikçi “Baba ahh!” cümlesi çünkü babası uzakta olduğu sürece yarası daha az kanıyordu çünkü bu yarayı açan, üzerine tuz basarak dağlamaya çalıştığı bu yarayı durmadan kanatan da yine oydu. Çocukluk çağlarında, evlerinde her şey bazen yeşil gibi sakin, bazen de kırmızı gibi yakıcıydı ama her şey çok güzeldi sonuçta… bahar geldiğinde bahçeye çıkıp oyuncaklarıyla oynar, dalları önce çiçeklensin, sonra da çiçekler meyveye dursun diye gözünü erik ağacına diker, minicik meyveye dönüşen erikler olgunlaşsın diye bekler ve erikler yenecek kıvama geldiğinde de yanına bir tuzluk alarak erik ağacının göklere uzanan dallarına tırmanırdı. Kaygan zemini üzerinde tuz durmayan erikten önce küçük bir ısırık alır, sonra ısırdığı yere tuz basardı. Sanki yarasına tuz basardı. Zaman, erik ağacının yeşiliydi o zaman.”
Fikri Özçelikçi, okuyunca şaşkınlık yaşamayacağımız öyküler yazıyor. Kurgusu sağlam, bir örüntü etrafında ufku genişleyen, imgelere yaslanmasını bilen sahici öyküler. Yazarın sıradan hayatlara dokunuşları var öykülerinde. Kitapta öne çıkan, imrenilesi bir şey var ki o da şu; yazar öyküsünü bir yandan gözleme dayandırıyor (bunu yaparken tedaiye açık hatta davetkâr cümleler kullanarak) ama bir yandan da arka planında sürgit, daha bir kül rengi, daha bungun bir çevrimiçi yaşamın da ipuçlarını vererek, bilinç akışı öyküsüne yakınlaşmaktan da kendini alamıyor. Görünen, yani şahit olunanlar ile kendine özgü imajiner dünya arasındaki dengeyi kurabilen yazar, öyküleri sonlandığında mutlaka okuyucunun da yazabileceği bir alan bırakarak başarıyor bunu…
Selim Erdoğan
İbrahim Demirci Ahmet Hâşim’in Nesirleri
İBRAHİM DEMİRCİ

Türk Şiirinin büyük şairlerinden Ahmet Hâşim hakkında en kapsamlı kitaplardan birini sunuyoruz: Ahmet Hâşim'in Nesirleri. O Belde'nin, Merdiven'in, Karanfil'in, Piyale'nin, Bülbül'ün, Bahçe'nin, Süvari'nin güçlü, ince ve yabanıl şairi Ahmet Hâşim, nesirleriyle de dilimizi ve edebiyatımızı zenginleştirmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı ve ancak üçte birini kitaplaştırdığı fıkra, söyleşi ve gezi yazılarının hemen hepsine “deneme” derinliği ve lezzeti katmış olan Ahmet Hâşim, kişiliğini ve mizacını edebi akımların ve siyasi ideolojilerin oyuncağı olmaktan sakınmış; dünyaya özgür, meraklı, zaman zaman çocuksu ve muzip gözlerle bakabilmiş; bütün insanlığın kültür birikiminden olabildiğince yararlanmış; estetiği gözeten bir yaklaşımla derinlikli metinler üretmiştir. İbrahim Demirci bir kuyumcu titizliğiyle bu çalışmada onun kitaplaşan ve kitaplaşmamış bütün nesirlerini ele almış; hem içerik, hem biçim bakımından değerlendirmiştir. Hâşim'in nesirleri bağlamında temel kaynak niteliğindeki bu çalışma, böylesi çalışmaları çoktan haketmiş Hâşim'e bir övgü değil, bir ödevdir.
“Fakat doğru düşünmüş olmak için neden filân veya falan gibi düşünmek elzem olmalı?” “Beni anlamanız için bir ruhunuz olmalıydı ve o ruh, hemşehrimiz Loti'nin ruhu gibi şifâ bulmayacak tarzda zehirlenmiş olmalıydı.” “Cami ve insan, cübbe ve sarık, mangal ve nargile şark denilen şey değildir; şark bunları görüp duymakta ve görürken benimsemektedir. / Edebiyat, hayatın havasında ve sinirlerin ağlarındadır. Ressamlarımız atölyelerinin terebentin kokan havasından çıkmağa râzı oldukları gün bunu bileceklerdir.” “Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.” “Hiçbir çehre hayâlde göründüğü kadar hakikatte güzel değildir.” “İstanbul'da hayatında ancak bir iki defa, o da haberi olmaksızın, kolunu siyasî bir mevzuun elektrik tellerine çarpmış bir şaire mukabil, Ankara'da bal çanağına düşen arılar gibi kanatlarını artık kullanmaktan âciz, ayaklarıyla tıpış tıpış yürüyen nice şair var.” “Hiçbir san'atkâr eserini yaratmadan evvel, ondan başkalarına bahsetmek istemez. Zira sırrı fâş olmuş bir eser, doğmadan ölmeğe mahkûmdur.” “Her devirde başka türlü tarif edilen sanatın son tariflerinden biri de şudur: 'Hakiki hayatın bizden esirgediği tahassüsatı telâfi etmek vasıtası.'” “Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.” “Seviliyor muyum, sevilmiyor muyum, diye mütemâdiyen endişe içinde olan bir millet beğenilmekten ümidini kesmiş olan bir millettir.”
Abdullah Bağdemir Arap kökenli alfabeden Latin kökenli alfabeye geçmek üzere Maarif Vekilliğinde dokuz kişiden oluşan bir heyet meydana getirilmiş ve bu heyet 26 Haziran 1928’de eski Millî Eğitim Bakanlığı binasında, Talim ve Terbiye odasında toplanarak çalışmalarına başlamış ve ilk iş olarak alfabe ve gramer raporlarını hazırlamıştır. 41 sayfalık Elifbe Raporu’nun “layiha muharriri” İbrahim (Grantay), daha sonra çıkan 69 sayfalık Gramer Hakkında Rapor’un “layiha muharriri” Ahmed Cevad (Emre) olmuştur. Elifbe Raporu’na imza atan üye listesinde Dil Heyeti adı, Gramer Raporu’na imza atan aynı kişilerin oluşturduğu üye listesinde ise Dil Encümeni adı görülmektedir. Dil Heyeti, 12 Temmuz günü yaptığı toplantıda, alfabe projesine son biçimini vererek yeni Türk alfabesi projesinin tamamlandığını Anadolu Ajansı ve basın aracılığıyla duyurmuştur. Dil Heyeti’nin Alfabe Raporu’nun yeni harflerle ilgili bölümü 31 Temmuz günü Vakit gazetesinde yayımlanmıştır. Raporun tümü de 1928 Ağustos başında kitap olarak İstanbul’da basılmıştır.
Rapora göre Latin harflerinin Türk diline uygulanması için bugünkü ortak, edebî dilin dayandığı ince, gelişmiş İstanbul konuşma dili esas alınarak kuramsal ve uygulamalı yönlerden en uygun ve elverişli bir alfabe oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu amaçla ilk olarak Latin harflerinin asli değerleri ve kullanıldıkları Avrupa ulusları katında uğradığı değişiklikler incelenerek bugün söz konusu harfleri Türkçeye ne şekilde uygulamanın yerinde olacağı büyük bir dikkat ve özenle düşünülmüş, ikinci olarak bazı ilkeler saptanarak bunların mümkün olduğu kadar belirli bir yöntem kullanılarak uygulanmasıyla istenilen harfler düzenine ulaşılmıştır.
Arap kökenli alfabe fonetik değildi. Latin kökenli Türk alfabesinde tek ses için harf birleşmeleri olmadığı gibi, okunmayan harf de yoktur ve her sese bir harf esasına dayandığından Türkçenin fonetik yapısına uygun bir alfabedir. Latin kökenli alfabe 29 harften oluşmuş ve Türkçeye özgü sesler için Latin alfabesinde bulunmayan ç, ş, ğ, ı, ö, ü gibi harfler eklenmiştir. Türkçe bunu yaparken diğer diller gibi Avrupa’daki eski ve yeni dillerden aldığı birtakım harflere yeni değerler yükleyerek, bazılarına ayırıcı işaretler (diacritical marks) koyup biçimini değiştirerek alfabesini düzenlemiştir.
Kitap olarak basılan ancak Latin harflerine aktarılmayan Elifbe Raporu’nun metni, çeviri yazıya aktarıldı. Alfabe değişikliğinin nedenleri ve bu değişikliğine giden yolda neler yapıldığı anlatılarak raporun içeriği özetlenip değerlendirildi. Sonuna açıklanması gerekli görülen sözcük ve terimleri içeren bir de sözlük eklendi. Böylece Latin harfleri esas alınarak 1.XI.1928 gün ve 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun” ile kabul edilen metin, 90. yılında, Latin harfleriyle yayımlanarak yeniden ele alınıp değerlendirilmiş oldu.
Osman ÖZBAHÇE Türk şiirinde yenilik fikri kurucu bir karakter taşır. Modernleşme sürecindeki şiirimizde yapılan yenilikler günümüze birbiri üstüne katlanarak gelir. Zincir yenilikle çekilir, gelenek yenilikle kurulur. Şair, devraldığı yeniliğe yenilik katarak kendi şiirini kurar. Şiirimizin önemli değişim noktalarının temel özelliği budur. Osman Özbahçe, modern şiirimizin temellenişi, yaşadığı değişim ve dönüşümler ışığında süreçleri işleyen yazılarını Analiz başlığı altında bir araya getirdi. Ebabil Eleştirinin 12. kitabı olarak çıkan Analiz’de neredeyse her yazının konusu yenilik fikri üzerinde yoğunlaşan yazılar manifestolardan akım yaratma çabalarına, şiirde millet bağından tabulara, edebiyat ortamımıza, teknolojinin şiirle ilişkisine varıncaya değin geniş bir yelpaze sunuyor. Analiz her yaklaşımıyla modern şiirimizi canlı tutan bir kitap.
Gülten Ülgen Anılarla Kültürel Çizgiler isimli bu eserde Gülten Ülgen, yaşam tecrübelerinden seçtiği alıntıları, bilimsel bir yapıya dayandırarak açıklamaktadır. Herkes, kendi yaşantısını, bilimden yararlanarak analiz edebilir; yine bilimden yararlanarak kendini yönlendirebilir. Rota her zaman insanın kendi denetiminde olmayabilir. Ama yakalandığı zaman da etkili biçimde kullanılabilir.
Lev Tolstoy'un dediği gibi;
“Hayatta unutamayacağımız en büyük pişmanlık, 'Pişman olurum.' diye yapmadıklarımızdır”.
Duygu Kamacı Gencer Konuşucunun önermedeki olay ya da durum karşısındaki öznel tutumunu ifade eden anlamsal bir fenomen olan kiplik, yüzyıllar boyunca felsefe, mantık ve dilbilimde araştırmacıların dikkatini çekmiş ve kiplik üzerine bugüne değin sayısız çalışmalar yapılmıştır. Mevcut dilbilimi alanyazınında Türkçe kiplik üzerine yapılan çalışmalar çoğunlukla biçimbilimsel bir nitelik göstermiştir. Ancak kipliğin konuşucunun öznel tutumunu yansıtan bir kategori olması, onun biçimbilimden başka çeşitli anlambilimsel ve edimbilimsel arayüzler ile de bütüncül biçimde ele alınması zorunluluğunu doğurmuştur.
Bu kitapta; kipliği bütüncül bir bakış açısı ile ele alan ve alanyazınında sıklıkla başvurulan F. R. Palmer'ın kiplik sınıflandırması, Eski Anadolu Türkçesinin görkemli metinlerinden biri olan ve konuşucu-dinleyici bakımından kiplik sınıflandırmasına katkı sağlayabilecek nitelikteki Dede Korkut Kitabı'na tatbik edilerek söz konusu sınıflandırma için çeşitli alt kategori önerilerinde bulunulmuştur. Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde yabancı ve Türkçe alanyazını taraması yapılarak özgün bir kiplik tanımı ortaya konulmuş; kipliğin eylem zamanı, görünüş ve kip (TAM) kategorileri ile etkileşiminden söz edilmiştir. İkinci bölümde, Palmer'ın belirlediği önerme-eylem kipliği ölçütleri eşliğinde Dede Korkut metinleri incelenmiş ve Palmer'ın kiplik sınıflandırması için önerilen yeni kategorilere yer verilmiştir. Dördüncü bölümünde ise Dede Korkut metinlerinden elde edilen bulgulardan hareketle kuram ve dilbilgisel temelli değerlendirmeler yapılarak önerme-eylem kipliği ilişkisi tartışılmıştır.
Süleyman Sahra Süleyman Sahra - AR (Şiir)
Vural KAYA Arınma Festivali
Özgür Ballı Astigmat Sarı (Şiir)
Özgür Ballı
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Mustafa Celep Mustafa Celep’in ilk kitabı Ateş Bandosu, Ebabil Yayınları şiir dizisinden çıktı. Modernizm karşısında güçsüz düşmüş insana sahip çıkan bir şiiri var Mustafa Celep’in. Satır aralarından Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel sızıyor. İnsanın emniyet arayışı bağlamındaki ontolojik boyutuyla dikkat çekiyor.
Mustafa Özçelik Mustafa Özçelik’in 10. kitabı Ateş Denizi, Ebabil Şiir’den çıktı. Tasavvufi bir bakış açısının yansıdığı şiirlerde modern insana kendisiyle, doğayla barışık bir hayat teklif edilmektedir. “Bahar, kuşlarla girer odana / Sen dağlara koşarsın / Badem çiçeklerini ilk görmenin sevinci / Kan olup dolaşır damarlarında,” şeklinde sade bir dili önceleyen Özçelik’in kitabında 32 şiir bulunuyo
Adem Turan

Çöl...


Bize beşik, bize kevser, bize yediveren


Çöl...


Ebabil uçuşuyla göğe çizilen merdiven


Henüz uyunmadan çocuklar yakut uykulardan


Çıkalım tekbirlerle gün doğmadan


Çıkalım da yedi kat göklere


Tertemiz taşlar atalım oradan.



Mehmet Aycı Bağ (Şiir)
Mehmet Aycı
Şaban Abak İlk baskısı 1990 yılında yapılan Bağdat’tan Dönen Şiirler’in 3. baskısı Ebabil Yayınları şiir dizisinin 11. kitabı olarak çıktı. Önceki baskılarda bulunmayan “Sarkaç” bölümüyle daha bir bütünlenen kitap 1980 sonrasının en iyi kitaplarından biridir. Döneminin hayalciliğine kapılmak yerine konuşma dilinin diriliğinde devinmeyi öncelemesiyle, yaşanan hayat ve yaşayan insanı net ifadelerle dile getirmesiyle kendini elle gelen düğün bayram anlayışından ayrıştırabilmiş bir şairin son derece başarılı bir kitabını sizlere sunmaktan bahtiyarız.
Atakan Yavuz
Merve Yaylacık Baktığın Suya (Şiir)
Ali K. Metin Ben hem acemi, hem başka..... Gide gide izlerimizden..... Ölmeden önce ölmeye geldim..... Affımıza geldim, sevgiliye geldim..... Sonunda yaramıza..... Kara siren olmaya geldim...
Alpaslan ÖZERDEM Adalet olmadan barış, bağışlama olmadan da adalet olamıyorsa barış da ancak istendiği taktirde sağlanabilmektedir. Birilerinin savaşı başlattığı gibi birilerinin de barışı başlatması gerekmektedir. Macar atasözünün de dediği gibi barışın boş koltuğuna şeytan oturur.
Barış inşası sadece tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmaların yapılması mıdır? Barış inşası çalışmalarının gerçek içeriği, hangi amaç ve çıkarlar için uygulanacağı ve daha da önemlisi kimin barışına öncelik verileceği konusu gözetilmemeli midir? Oysa barış inşası, barış yapmak ve barışı korumak gibi konsept ve uygulamaların yanında aslında bizlere çok daha ileriye dönük ve kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Elinizde bulundurduğunuz bu çalışma, barış inşası kapsamında kullanılan kavramlardan yola çıkarak barış inşası analizi, çatışma sonrası inşa gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmakta ve barış inşasının güvenlik ve siyasal yeniden inşa, sosyo-ekonomik yeniden inşa, savaş-sonrası adalet ve uzlaşı boyutlarını değerlendirerek literatürde çok önemli bir boşluğu kapatmaktadır. Türkiye için önemli bir konuyu akıcı bir dil ile okuyucularımızla buluşturduğumuz bu çalışma, sadece barış üzerine çalışanlar için değil, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler'e yönelik çalışma veya öğrenim yapan her kişinin kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitaptır.
İngiltere'de Coventry Üniversitesi'nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi'nin Direktörlüğünü yürüten ve aynı zamanda İngiltere merkezli Stratejik Araştırma ve Analiz Merkezi (Centre for Strategic Research and Analysis) CESRAN'ın Başkanlığını da yapan Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, 20 yılı geçen bir sürede Afganistan, Bosna-Hersek, El Salvador, Kosova, Lübnan, Liberya, Filipinler, Sierra Leone, Sri Lanka, Nijerya ve Türkiye gibi silahlı çatışmadan etkilenmiş ülkelerde çok sayıda araştırma ve uzmanlık projeleri üzerinde çalıştı. Uzmanlık alanı; barış inşası, insani yardım müdahale politikaları, afet yönetimi, güvenlik sektör reformu, eski militanların topluma kazandırılması, savaş sonrası barış ve devletin inşası olan Özerdem ayrıca dünyanın değişik yerlerinde bulunan çatışma bölgelerinde ulusal ve uluslararası kuruluşlar için de bilirkişi olarak aktif rol aldı.
Hakan Şarkdemir Yine de gelirim
bütün silâhları kuşanıp
çok derin bir kuyuya inse de silâhşörler
loş basamaklardan ve karanlık
pelerinleri akarak, aniden
boşanan bir kabus gibi
gelirim
Nurullah Çetin Arif Nihat Asya, Türk edebiyatının zirve isimlerinden biridir. O sadece bir şair değil, aynı zamanda sahih, yerli, millî ve İslâmi değerlere bağlı Türk-İslam düşünce ve edebiyatına çok büyük katkıları olan bir sanat, edebiyat, düşünce ve siyaset adamıdır. Arif Nihat Asya, en çok “Bayrak” şiiriyle tanınmaktadır. Türk bayrağı için en güzel şiiri o yazmıştır. Bu şiir, milyonlarca insanımızın dilinde âdeta marş hâline gelmiştir. Türk milletinin milliyetçi düşünce doğrultusunda şuurlanmasında onun şiirlerinin çok büyük katkısı vardır. Arif Nihat Asya düşünceleri, edebiyatı, soylu duruşu ile Türk gençliğinin çok iyi tanıması, çok iyi okuması gereken bir şahsiyettir. Bu eserde o hayatıyla, sanatıyla, eserleriyle, düşünceleriyle bir bütün olarak tanıtılmıştır.
Duygu Özakın Beden politikaları terimi, iktidarların bedenler üzerinde tahakküm kurmak yoluyla kitlelerin fiziksel gücünden faydalanmaya ve onları benimsedikleri ideolojiler doğrultusunda dönüştürerek itaatkâr kılmaya yönelik uygulamalarını ifade eder. Bedeni hâkimiyeti altına almak isteyen iktidar, her durumda siyasal iktidar başka bir deyişle devlet otoritesi olmayabilir. Toplulukları etkileme ve yönetme gücüne sahip aile kurumundan inanç sistemlerine dek siyasal olmayan iktidar biçimleri de beden politikalarının öznesi konumundadır.
Bedenin politik işlevselliği üzerine dikkatleri edebî metinler üzerinden inceleyen bu kitap, 20. yüzyıl Rus ve Türk edebiyatlarında beden temsillerine odaklanıyor. Fransız düşünür Michel Foucault ve Rus kuramcı Mihail Bahtin'in beden teorilerinden yola çıkan kitap, modernitenin makbul yurttaşlar yaratma idealinin ardında yatan ayrıştırıcı söylemleri seçilmiş metinler doğrultusunda gün yüzüne çıkarıyor; bedenin siyasal temsillerini yabancılaşma, ötekileşme, bedensel eksiklik, hegemonik erkeklik, yeni insan, androjini, öjeni, makine beden, makine insan, cadı avı, grotesk, ucube, hilkat garibesi, soytarı, çingene, zenne, distopya, panoptikon, gözetim gibi kavramlar, damgalar, toplumsal cinsiyet rolleri ve ideolojik pratikler çerçevesinde sosyolojik boyutlarıyla çözümlüyor.
Enes Talha Tüfekçi Ben Orda Yoktum (Şiir)
Enes Talha Tüfekçi
Hüseyin Akın Yazdığım anların tespitini yapabilmem için yazmadığım süreçleri hatırlamam gerekiyor. İlkokul, ortaokul, lise ve fakülte yıllarımdan hafızamda kalan şeyler yaşadıklarımdan çok okuyup yazdıklarım oldu. Hep içerden dışarıya doğru süzülen bir hayattı benimkisi. Arsızlık yapıp hayattan bir şeyler isteyecek cesarete sahip olmadığımdan sürekli hayata bir şeyler vermeye çalıştım. Kitaplarda göz ucuyla süzdüğüm dünya ile kâğıt üzerine kurgulayıp düşlediğim dünyanın dışında hayatla çok sıkı bir ilişkim olmadı. Yaşadıklarımla yazdıklarımı örmedim, yazdıklarımla bir yaşam dokudum kendime. Şiire ve hikâyeye aynı anda başladım. Ama büyük sözü dinleyip daha sonra hikâyeyi kendine yeni hayatlar edinsin diye uzak diyarlara gönderdim. Hikâyeye konu olacak müstesna yaşamlara belli mesafeden imrenerek baktım. Onları şiirime çağırdığımda bazen geldiler, bazen gelmediler.
Mustafa Melih Erdoğan
Enis Akın Reklamcılığın, tüccarlığın alıp başını gittiği, iletişimin her şeyi kusursuzlaştırmaya yeltendiği bir dünyada kekemelik bir erdemdir. Dil sürçmeleri insanın en kişisel imzalarıdır. Hata yapan insanın durumu mükemmeliyetçiliğin gözlerinin içine fırlatılan sırıtkan bir bakış olarak beşeridir. Dil sürçmeleri, yanlış yerde kullanılan kelimeler, konuşurken yapılan hatalar susturmaya çalıştığımız bir benliğin sesi olarak üzerinde ilgiyle durmaya değer. Kusursuzlaştırma kompleksinin yok saydığı iç benliklerimizin tek dilidir o küçük yanlışlıklar.
Kekeme şiir yazarları deneycidirler. İstekleri salt biçim olarak yeni bir şeyler yapmış olmak için deney yapmak değil, şiiri salt tekniğin ötesinde, hayatın ifade edilmemiş alanlarına yaymak ve hayatı önerdikleri yeni dilin olanaklarıyla bir daha göstermektir. Türk şiirinde bunun örnekleri çoktur.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Galsan Tschinag Batı Moğolistan’ın Bayan Ölgiy Sum bölgesinde Türk dilli küçük bir topluluk yaşar. Tıva kiji, Tuvalar ya da Altay Tuvaları olarak tanınırlar. Almanca yazdığı öykü ve romanlarıyla edebiyatta saygın bir yer edinen Galsan Tschinag, bu Tuvalara mensuptur. Büyük övgüler alan eserlerinde Tuvaların hayatını ve kültürünü çarpıcı resimlerle anlatır.
Bir Tuva Hikâyesi yazarın ilk eseridir. Bir Tuva Hikâyesi yaşanmış bir olaya dayanır.
Okurken yabancılık çekmeyeceğiniz bu eserin büyük yazarını, Türk okuyucularıyla buluşturuyoruz.

Yazar, Adelbert-von-Chamisso, Puchheim Okuyucu Ödülü, Heimito von Doderer Edebiyat Ödülü, Almanya Liyakat Nişanı, Alman Endüstri Birliği Edebiyat Ödülü, Avrupa TREBBIA Ödülü, Marburg Şehri Edebiyat Ödülü sahibidir.
Fikri ÖZÇELİKÇİ Bir zamanların kült dergilerinden İkindi Yazıları'nın hikâyecisi Fikri Özçelikçi'nin ilk kitabı Ebabil Yayınları'nda. Hikâyeye İkindi Yazıları ve Albatros dergileriyle başlayan Özçelikçi, Edebiyat Ortamı ve HeceÖykü'de hikâye çalışmalarına devam ediyor. İç dünyaların anlatımını önceleyen hikâyeleri klâsik olay hikâyesinin dışında ben formu üzerine kurulu. Biraz Sonbahar Biraz Hüzün'de kaybolmuş ideallerin, mutluluk yuvası aile ortamlarındaki tek başınalıkların, aşk acısı taşıyan insanların hikâyelerini bulacak-sınız. Berrak dili, akıcı Türkçesiyle mükemmel hikâyeler usta bir kalemin gecikmiş ilk kitabında sizleri bekliyor.
Serkan Işın Her kitabında yeni bir teknik deneyen Serkan Işın, işini bitirdiği teknikte fazla oyalanmadan yeni bir yeniliğin peşine düşüyor. Bu yönüyle bizim kuşak içinde tek. Her kitabında, sonraki kitabın ilk şiiriyle bir önceki kitabın dünyasından da, şiir yazma tekniğinden de çıkıyor. Her kitabı kendi içinde bir bütünlük olarak tasarlamaya özen gösteriyor. Özellikle üçüncü kitabından itibaren her kitabı başka bir dünya. Herkes bir dünyanın içinden çıkamazken Işın, Nesnevî’de modern insanın yalnızlığını, Hz. Hubble’ın Rüyaları’nda dünyanın ve insanın gidişatını, hem de bizim şiirimizde hiç ele alınmadık bir tarzda, Bonus’ta kapitalizm karşısında günümüz insanını, dada korkut’ta, bu kitaba gelinceye değin iyice sağlamlaştırdığı şiirini ve yazma tekniğini, hatta şiir sistemini bırakıp, şiirin içinde bir teknikten ötekine geçişin bile ötesine geçerek, alfabe ve şiir yazma kuralını değiştirerek görsel şiire geçti ve bize dört tane dünya sundu.
ve de ki ile birlikte Büt’an Şiirleri Serkan Işın’ın bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Ebabil Yayınları Türk şiirinin en kıymetli şairlerinden Serkan Işın’ın bütün şiirlerini yayımlamanın mutluluğu içindedir.
Hakan Şarkdemir Büyük Mukavva (Şiir)
Enes Özel Günümüz şiirinin genç yeteneklerinden Enes Özel ilk kitabı Büyükşehir Kahve Molasında ile Ebabil Yayınları’nda. Özel’de şehrin aşırılaşmış baskısı altında çıkış yolları arayan insanın yaşadığı değişimin / dönüşümün hikâyesini bulacaksınız. İnsanı özgürlüğüne kavuşturan kapitalizm şeklinde sunulan modernizm aşırılaştırılmış yaşama biçimiyle insanın özgürlüğüne yönelik en şiddetli tehdidi oluşturmaktadır. Bu tehdit karşısında insanın tedirginliği ve bu tehdidi aşma biçimleri Büyükşehir Kahve Molasında’nın ana meselesi. Maddi dünyanın insana yönelttiği şiddet ve insanın buna karşı çıkışı, dış dünyanın aşırılaşmış şiddetini aşmaya dönük hamle Enes Özel’de gerçeğin yeniden inşası olarak çıkıyor karşımıza. Bütünüyle maddileşmiş dünya kişiye yaşanacak bir ortam bırakmamıştır. Dünya artık dünya değildir. Büyükşehir Kahve Molasında sizi şehrin hayatından çıkmaya, bireyselliğinizi yeniden kurmaya çağırıyor.
Ayhan Kurt

Allah'ın kâinata dokunduğu


o küçücük andaki hışırtı? Yok.


Dalga nikâhını bozmuş denizle beni affet


Bohçasına köpükler çakıllar doldurup


göçmüş çoktan yağmurun peşi sıra


başka diyarlara. Beni affet, ırmak için


çağıltı uzak hatıra, vefasız bir sevgili


bile değil. Tek bir damlanın âlemleri



Münir Tireli Politik duruşunu müziğiyle birleştiren özgün bir sanatçı Cem Karaca. 1970'lerin sonunda bu tercihi nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Akabinde yurtdışında zorluklarla geçen bir hayat başladı. Münir Tireli, Cem Karaca'nın yurtdışında grup müziği bağlamında kendini yeniden üretmesini anlattı. Fonda 12 Eylül, Alman Yeşilleri, yerliliğini kaybetmiş bir diaspora, Türk ve Kürt solu, göç politikaları, Gastarbeiter halleri ve darbe döneminin ceberut mevzuatı var.
“Alman basınının bir kesimi, örneğin benim olayımı sunarken, ey Hanslar! Size devletin bahşettiği bu demokrasinin tadına varın, bakın böyleleri de var, diyor. Ben bunu fark ettiğim anda Türkiye'yle ilgili temaları şarkılarımdan çıkardım. Orada T.C. pasaportu taşıyan 1,5 milyon insan var, onların sorunlarını anlatmaya çalıştım. Almanca şarkılara yöneldim. Talihim ondan sonra değişti. Adamlar artık bana acımıyor, saygıyla bakıyorlardı. Yani onların zeminine sıçradım.”
Bilal Dursun Yılmaz Küreselleşme ulusal temelleri çürütmekte ve tek tip insan oluşturulmasına sebebiyet vermektedir. Bu kaçınılmaz bir süreç. Küreselleşmeyi durdurmak imkânsızdır. Ama tam da bu durumda çok daha büyük zorunluluk, ulusal değerleri korumak için üzerimize düşen büyük sorumluluğumuzdur. Her ulusal kültürün kendi benzersizliğini koruması gerekmektedir. Küreselleşme vahşi bir canavar ve biz hele küçük ulus devletler bu canavar için çok lezzetli bir yiyeceğiz. O sebepten bu vahşi canavara karşı ayakta kalabilmek için mücadele etmeliyiz.
Hüseyin Karacalar
Vural Kaya Vural Kaya'nın ikinci şiir kitabı Cezbede Bir Narsist, Ebabil Yayınları'ndan çıktı. İlk kitabına nazaran anlatı payının iyice azaldığı Cezbede Bir Narsist, Kaya'nın uzun şiirdeki başarısını da ortaya koyan bir kitap. Kaya gibi sağlam şiirlerin yer aldığı Cezbede Bir Narsist'te yoğun bir dış dünya vurgusu var. Narsistin cezbesi diyebileceğimiz bu vurgunun yoğunluğu Kaya'nın ikinci kitabında temel yönelim.
Dış dünyaya yoğunlaşmanın getirdiği analiz ve ayrıntıcılıkla derinleşen Narsist, yetenek yetenektir, cümlesinin somut kanıtı olarak karşınızda.
Gürsel Aytaç Alman dilinde eser veren edebiyatların; Federal Alman, Demokratik Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarının önemli temsilcileri ve eserleriyle ele alındığı çalışmada, pluralist edebiyat tarihi metoduyla akımları, yazarları ve eserleri, tarihi, felsefi, sosyolojik, kültürel etmenlerin bileşkesi halinde yorumlanarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Üniversitelerimizin Alman dili ve edebiyatı öğrencilerinden başka edebiyat meraklılarına da faydalı olacaktır.
Emine Yılmaz, Bülent Bayram, Feyzi Ersoy Bu kitapta yer alan yazılar esas olarak Hacettepe Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü tarafından düzenlenmekte olan Türk Dilbiliminde Tanımlama ve Belgeleme toplantılarının üçüncüsünde, yani 17-18 Eylül 2015 tarihlerinde, Çuvaşçanın Belgelenmesi ve 100. Ölüm Yıldönümünde Konstantin V. İvanov adlı çalıştayda sunulmuş olan bildiri metinlerinden oluşmaktadır. Ancak konuyla ilgili daha önce yayımlanmış kimi yazılar da bu seçkiye dahil edilmiştir.
Söz konusu toplantı Çuvaşçanın Belgelenmesi konusuna odaklanmış ancak 2015 yılı aynı zamanda Konstantin V. İvanov'un 100. ölüm yıl dönümü olduğu için çalıştay çift odaklı gerçekleşmişti. Kitapta da görüleceği üzere, yazılar büyük ölçüde Konstantin V. İvanov'un Narspi şiiriyle ilgili ya da ilişkilidir. 2097 dizelik bu öykü-şiir, hem şairin en ünlü şiiridir hem de Çağdaş Çuvaş Edebiyatı’nın miladı sayılır. Yazıldığı dönemden beri güncelliğini yitirmemiş olan bu şiir Rusça, Başkurtça, Tatarca, Marice, Ukraynca, Mordvince, Bulgarca, Udmurtça, Azerice, Macarca, Türkçe, Yakutça, Tacikçe, Almanca, İsveççe, İngilizce ve İtalyanca gibi pek çok dile çevrilmiştir.
Nurullah Çetin Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin en önemli evrelerinden birisidir. Çanakkale Savaşlarını Türk askeri başarıyla kazandı. Türk ruhuna tercüman olan sahih münevver Türk Beyi Mehmet Akif Ersoy da bu büyük zaferi şiiriyle destanlaştırmıştır. Bu kitapta Akif’in Çanakkale duyarlığı günümüze dönük olarak tahlil edilmiştir.
Sümeyye Betül Çarpışma (Şiir)
Sümeyye Betül
Evren Kuçlu Herkes günümüz şiirinin meselelerini, açmazlarını, içine düştüğü güçsüzlüğü konuşuyor, yazıyor. Ama kimse bu güçsüzlüğü aşacak çabaların üstüne gitmiyor, düpedüz, destek çıkmıyor. Hesap, benim görmediğimi kimse görmez üzerine kurulu. Millet Türk şiirini devekuşu zannediyor. Türk şiiri de, Türk şairi de devekuşu değildir. Ebabil Yayınları, Evren Kuçlu’nun Çete Kurma Hazırlıkları’nı iftiharla sunar. Edebiyat dergilerinde bugüne değin sekiz şiiri yayımlanmış şairin dokuz şiirlik bu ilk kitabını, iftiharla sunar
Aybala Çayır, Başak Uysal, Celile Ökten, Esra Nur Tiryaki, Gülşat Bican, H. Merve Altıparmak Yılmaz, Halil Erdem Çocuk, Hatice Coşkun, Hatice Değirmenci Gündoğmuş, Hikmet Asutay, Kemalettin Deniz, Neslihan Karakuş, Osman Emin, Perihan Tuğba Şeker, Pınar Bulut, Şeyda Özcan, Ülker Şen Değerli Okuyucumuz,
Alanında uzman yazarların katkılarıyla hazırlanan bu kitabımızda öncelikle Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen Çocuk Edebiyatı ders içeriğini temel aldık. Daha sonra çocuk edebiyatı alanındaki çağdaş yaklaşımları esas almayı amaçladık. Böylece kitabımızda 15 konu başlığı oluştu. Artık okumanın -her açıdan- bir görsel kabul süreci olduğu gerçeğinden hareketle her bölümün sonuna bölümü destekleyici bir okuma ve film listesi ekledik.
Umuyoruz ki meslek hayatında sana yeni bir kapı açacak, bir başka kitabı karıştırmanı sağlayacak, okurken altını çizme ihtiyacı hissedeceğin kelimeler içeren bir kitap hazırlamışızdır. Biliyoruz ki ilmin kaderi geçilmektir ve diliyoruz ki literatürde çocuk edebiyatına ait nitelikli akademik çalışmalar arasında yer almak bu kitaba da nasip olsun.