Edebiyat \ 1-5
Sami Baskın 2000'li yıllar dünya için bir göz açıp kapayana kadar her şeyin değiştiği zaman dilimi olarak hatırlanacaktır. Bilgiden teknolojiye, sağlıktan eğitime kadar hemen her alanda takibi güç bir hızda değişmeler yaşanmaktadır. Hızlı üretiyor, hızlı tüketiyor, hızlı yaşıyoruz. Bu hız içerisinde bazı ürünler bir anda parlıyor, moda haline gelip herkese ulaşıyor ve aynı hızla yok oluyorlar. Telefonlar, televizyonlar, arabalar ve diğer eşyalardaki değişime çoğu zaman yetişilemiyor. Edebiyat da bu hızdan nasibini almış görünüyor. Bir gün herkesin dilinde olanlar, kısa bir süre sonra neredeyse hatırlanamayacak kadar unutuluyor. Yani edebi eserleri de bilgisayarlar gibi, telefonlar gibi, otomobiller gibi tüketiyoruz. Eskidikçe beğenmiyor, unutuyoruz. İşte böylesi kısa bir kullanım ömrüne sahip eserler, çok yaygın bir okur kitlesine ulaştıkları halde bunu zamana yayamadıklarından ve kalıcı birer mirasa dönüşmediklerinden dolayı popüler olarak adlandırılmaktadır.
Bu eserler her ne kadar geçici olsalar da taşıdıkları bazı özellikler onları değerli kılmaktadır. Örneğin çok basılırlar, yurdun dört bir yanına hızlı bir şekilde dağıtılırlar, reklamları çok olur ve çok bilinirler, hatta televizyon dizileri veya sinema filmleri yapılır. Sadece yetişkinlerin değil, okul çağındaki bireylerin de dikkatini çekerler. Bu durum, onları birer okuma ve öğrenme aracı yapmak için elverişli bir ortam oluşturur. Bu yüzden kitap okumayı sevdirmek, okuma alışkanlığı kazandırmak isteyen öğretmenler veya aileler popüler kitaplardan yararlanabilirler. Hatta bu kitaplarda kelime sıklığı o kadar yüksek ki hedef kelime varlığını öğretmek için güzel birer egzersiz aracı olarak da kullanılabilirler. Özellikle yabancılara Türkçe öğretirken bir kelimenin çok tekrarı önem kazandığından sıklığı yüksek olan bu eserlerin önemi bir kat daha artacaktır.
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
Hicabi Kırlangıç
İbrahim Demirci Ahmet Hâşim’in Nesirleri
İBRAHİM DEMİRCİ

Türk Şiirinin büyük şairlerinden Ahmet Hâşim hakkında en kapsamlı kitaplardan birini sunuyoruz: Ahmet Hâşim'in Nesirleri. O Belde'nin, Merdiven'in, Karanfil'in, Piyale'nin, Bülbül'ün, Bahçe'nin, Süvari'nin güçlü, ince ve yabanıl şairi Ahmet Hâşim, nesirleriyle de dilimizi ve edebiyatımızı zenginleştirmiştir. Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı ve ancak üçte birini kitaplaştırdığı fıkra, söyleşi ve gezi yazılarının hemen hepsine “deneme” derinliği ve lezzeti katmış olan Ahmet Hâşim, kişiliğini ve mizacını edebi akımların ve siyasi ideolojilerin oyuncağı olmaktan sakınmış; dünyaya özgür, meraklı, zaman zaman çocuksu ve muzip gözlerle bakabilmiş; bütün insanlığın kültür birikiminden olabildiğince yararlanmış; estetiği gözeten bir yaklaşımla derinlikli metinler üretmiştir. İbrahim Demirci bir kuyumcu titizliğiyle bu çalışmada onun kitaplaşan ve kitaplaşmamış bütün nesirlerini ele almış; hem içerik, hem biçim bakımından değerlendirmiştir. Hâşim'in nesirleri bağlamında temel kaynak niteliğindeki bu çalışma, böylesi çalışmaları çoktan haketmiş Hâşim'e bir övgü değil, bir ödevdir.
“Fakat doğru düşünmüş olmak için neden filân veya falan gibi düşünmek elzem olmalı?” “Beni anlamanız için bir ruhunuz olmalıydı ve o ruh, hemşehrimiz Loti'nin ruhu gibi şifâ bulmayacak tarzda zehirlenmiş olmalıydı.” “Cami ve insan, cübbe ve sarık, mangal ve nargile şark denilen şey değildir; şark bunları görüp duymakta ve görürken benimsemektedir. / Edebiyat, hayatın havasında ve sinirlerin ağlarındadır. Ressamlarımız atölyelerinin terebentin kokan havasından çıkmağa râzı oldukları gün bunu bileceklerdir.” “Bütün mabetler içinde güneşten ilk ziya alan camidir. Bakır oklu minareler, güneşi en evvel görmek için havalarda yükselir.” “Hiçbir çehre hayâlde göründüğü kadar hakikatte güzel değildir.” “İstanbul'da hayatında ancak bir iki defa, o da haberi olmaksızın, kolunu siyasî bir mevzuun elektrik tellerine çarpmış bir şaire mukabil, Ankara'da bal çanağına düşen arılar gibi kanatlarını artık kullanmaktan âciz, ayaklarıyla tıpış tıpış yürüyen nice şair var.” “Hiçbir san'atkâr eserini yaratmadan evvel, ondan başkalarına bahsetmek istemez. Zira sırrı fâş olmuş bir eser, doğmadan ölmeğe mahkûmdur.” “Her devirde başka türlü tarif edilen sanatın son tariflerinden biri de şudur: 'Hakiki hayatın bizden esirgediği tahassüsatı telâfi etmek vasıtası.'” “Almanya pembe ve büyük bir elmadır. Fakat içi kurtludur.” “Seviliyor muyum, sevilmiyor muyum, diye mütemâdiyen endişe içinde olan bir millet beğenilmekten ümidini kesmiş olan bir millettir.”
Vakkas Altınbaş Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız, eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız; bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kabınıza ilk olarak yerleştirmezseniz bir daha onları koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz. Bu da iyi bir iş insanı, gerçekte de iyi bir insan olamayacağınızı gösterir.
Osman ÖZBAHÇE Türk şiirinde yenilik fikri kurucu bir karakter taşır. Modernleşme sürecindeki şiirimizde yapılan yenilikler günümüze birbiri üstüne katlanarak gelir. Zincir yenilikle çekilir, gelenek yenilikle kurulur. Şair, devraldığı yeniliğe yenilik katarak kendi şiirini kurar. Şiirimizin önemli değişim noktalarının temel özelliği budur. Osman Özbahçe, modern şiirimizin temellenişi, yaşadığı değişim ve dönüşümler ışığında süreçleri işleyen yazılarını Analiz başlığı altında bir araya getirdi. Ebabil Eleştirinin 12. kitabı olarak çıkan Analiz’de neredeyse her yazının konusu yenilik fikri üzerinde yoğunlaşan yazılar manifestolardan akım yaratma çabalarına, şiirde millet bağından tabulara, edebiyat ortamımıza, teknolojinin şiirle ilişkisine varıncaya değin geniş bir yelpaze sunuyor. Analiz her yaklaşımıyla modern şiirimizi canlı tutan bir kitap.
Vural KAYA Arınma Festivali
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Mustafa Celep Mustafa Celep’in ilk kitabı Ateş Bandosu, Ebabil Yayınları şiir dizisinden çıktı. Modernizm karşısında güçsüz düşmüş insana sahip çıkan bir şiiri var Mustafa Celep’in. Satır aralarından Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel sızıyor. İnsanın emniyet arayışı bağlamındaki ontolojik boyutuyla dikkat çekiyor.
Mustafa Özçelik Mustafa Özçelik’in 10. kitabı Ateş Denizi, Ebabil Şiir’den çıktı. Tasavvufi bir bakış açısının yansıdığı şiirlerde modern insana kendisiyle, doğayla barışık bir hayat teklif edilmektedir. “Bahar, kuşlarla girer odana / Sen dağlara koşarsın / Badem çiçeklerini ilk görmenin sevinci / Kan olup dolaşır damarlarında,” şeklinde sade bir dili önceleyen Özçelik’in kitabında 32 şiir bulunuyo
Mehmet Aycı Bağ (Şiir)
Mehmet Aycı
Atakan Yavuz
Ali K. Metin Ben hem acemi, hem başka..... Gide gide izlerimizden..... Ölmeden önce ölmeye geldim..... Affımıza geldim, sevgiliye geldim..... Sonunda yaramıza..... Kara siren olmaya geldim...
Alpaslan ÖZERDEM Adalet olmadan barış, bağışlama olmadan da adalet olamıyorsa barış da ancak istendiği taktirde sağlanabilmektedir. Birilerinin savaşı başlattığı gibi birilerinin de barışı başlatması gerekmektedir. Macar atasözünün de dediği gibi barışın boş koltuğuna şeytan oturur.
Barış inşası sadece tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmaların yapılması mıdır? Barış inşası çalışmalarının gerçek içeriği, hangi amaç ve çıkarlar için uygulanacağı ve daha da önemlisi kimin barışına öncelik verileceği konusu gözetilmemeli midir? Oysa barış inşası, barış yapmak ve barışı korumak gibi konsept ve uygulamaların yanında aslında bizlere çok daha ileriye dönük ve kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Elinizde bulundurduğunuz bu çalışma, barış inşası kapsamında kullanılan kavramlardan yola çıkarak barış inşası analizi, çatışma sonrası inşa gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmakta ve barış inşasının güvenlik ve siyasal yeniden inşa, sosyo-ekonomik yeniden inşa, savaş-sonrası adalet ve uzlaşı boyutlarını değerlendirerek literatürde çok önemli bir boşluğu kapatmaktadır. Türkiye için önemli bir konuyu akıcı bir dil ile okuyucularımızla buluşturduğumuz bu çalışma, sadece barış üzerine çalışanlar için değil, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler'e yönelik çalışma veya öğrenim yapan her kişinin kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitaptır.
İngiltere'de Coventry Üniversitesi'nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi'nin Direktörlüğünü yürüten ve aynı zamanda İngiltere merkezli Stratejik Araştırma ve Analiz Merkezi (Centre for Strategic Research and Analysis) CESRAN'ın Başkanlığını da yapan Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, 20 yılı geçen bir sürede Afganistan, Bosna-Hersek, El Salvador, Kosova, Lübnan, Liberya, Filipinler, Sierra Leone, Sri Lanka, Nijerya ve Türkiye gibi silahlı çatışmadan etkilenmiş ülkelerde çok sayıda araştırma ve uzmanlık projeleri üzerinde çalıştı. Uzmanlık alanı; barış inşası, insani yardım müdahale politikaları, afet yönetimi, güvenlik sektör reformu, eski militanların topluma kazandırılması, savaş sonrası barış ve devletin inşası olan Özerdem ayrıca dünyanın değişik yerlerinde bulunan çatışma bölgelerinde ulusal ve uluslararası kuruluşlar için de bilirkişi olarak aktif rol aldı.
Hakan Şarkdemir Yine de gelirim
bütün silâhları kuşanıp
çok derin bir kuyuya inse de silâhşörler
loş basamaklardan ve karanlık
pelerinleri akarak, aniden
boşanan bir kabus gibi
gelirim
Nurullah Çetin Arif Nihat Asya, Türk edebiyatının zirve isimlerinden biridir. O sadece bir şair değil, aynı zamanda sahih, yerli, millî ve İslâmi değerlere bağlı Türk-İslam düşünce ve edebiyatına çok büyük katkıları olan bir sanat, edebiyat, düşünce ve siyaset adamıdır. Arif Nihat Asya, en çok “Bayrak” şiiriyle tanınmaktadır. Türk bayrağı için en güzel şiiri o yazmıştır. Bu şiir, milyonlarca insanımızın dilinde âdeta marş hâline gelmiştir. Türk milletinin milliyetçi düşünce doğrultusunda şuurlanmasında onun şiirlerinin çok büyük katkısı vardır. Arif Nihat Asya düşünceleri, edebiyatı, soylu duruşu ile Türk gençliğinin çok iyi tanıması, çok iyi okuması gereken bir şahsiyettir. Bu eserde o hayatıyla, sanatıyla, eserleriyle, düşünceleriyle bir bütün olarak tanıtılmıştır.
Hasan Çelikkaya Kıymetli Okuyucum
Kitapçığımızın ön sözünde de vurguladığım gibi, bu hacmi küçük ama anlamı büyük olduğuna inandığım bu kitabımı hazırlamadaki temel faktörün “vefa duygusu” olduğunu rahat söyleyebilirim. Vefa duygusunun yerine getirilmesi elbette değişik şekillerde olabilir. Ben kalıcı ve başkalarına, gelecek nesillere de örnek olması düşüncesiyle bu vefa duygularımı kitap hâline (yazılı hâle) getirmeyi tercih ettim. Bende bırakılan bu izler; yalnız hocalarımızdan ve yöneticilerimizden değil, öğrencilerimizden de, veya sohbet esnasında başka birileri tarafından da gerçekleşebilmektedir. Biz de kitapçığımızın planını oluştururken bunu dikkate aldık ve “Hocalarımızdan, Yöneticilerimizden, Öğrencilerimizden ve diğerlerinden” şeklinde bölümledik. Yaşanmış olayların etkisinin büyüklüğü asla inkâr edilemez. Ben derslerimde de buna ağırlık vermiş ve faydasını görmüşümdür. Okuyucularımdan da bu memnuniyetin gerçekleşeceği ümidini taşımaktayım.
Ayrıca emekli olduktan sonra Turlar vasıtasıyla bazı yurtdışı seyahatlere katıldık eşimle beraber. Vardığımız sonuç, Türkiyemizin, söylendiği gibi, gerçekten Cennet vatan olduğunu pekiştirmek oldu. Bunun da okuyucularıma aktarılmasında fayda gördüm ve kitabıma “İzlenimler” ismiyle bir bölüm daha ekledim.
Emeğimizin faydalı olacağını umuyor, kıymetli okuyucularıma sağlık ve âfiyetler diliyorum.
Mehmet Emin Önder Yollara diken sevgiye ateşsin
Gönlümde yarensin Beheşti Zehra…
Ruhuma rehber gönlüme güneşsin
Özümü görensin Beheşti Zehra…

Ağlayan gözlerimde yaş kalmadı
Derdimi diyecek dost, eş kalmadı
Bana dur diyecek bir baş kalmadı
Sözümü yoransın Beheşti Zehra…

Savurup vurdu felek yerden yere
Derdime lokman da bulmadı çare
Çiledir aşkından çektiğim çile
Güllerim derensin Beheşti Zehra…

Yaprağım, toprağım her şeyim sensin
Bilinmezleri bilen bir bilensin
Yüzüme bakıp ardımdan gülensin
Aşığı yerensin Beheşti Zehra…

İnsaf’ın yok mudur! Canım güzelim
Sensiz cehennem! Her an’ım güzelim
Kes! Bir damla akmaz! Kanım güzelim
Öldürüp serensin Beheşti Zehra…

Avşaroğlu ağlar göz yaşı sende
Benden geçti sıra söz başı sende
Aşka hasret olan tuz taşı sende
Gönlüme boransın Beheşti Zehra…
Rüya TURNA Ben Bana Güveniyorum, seçme sınavlarında büyük heyecanlar yaşayan ve bunun etkisiyle duygusal dengeleri bozulan gençleri düşünerek, roman şeklinde yazılmış bir kitaptır.
Kitapta sınav kaygısı ile boğuşan bir grup öğrencinin, bir psikolojik danışmanın liderliğinde, kendilerine güvenlerini geliştirmelerinin öyküsü anlatılıyor. Yaşanan yoğun kaygı bazı öğrencilerde ders çalışmayı engellerken, bazı öğrencilerde kendisine ya da çevresine zarar verme şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kitapta bu gruba katılan öğrenciler, kendi yoğun kaygıları ile baş etmeyi öğrenmektedir.
Enes Talha Tüfekçi Ben Orda Yoktum (Şiir)
Enes Talha Tüfekçi
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Mehmet KARAGÜL Hayatımızın tamamının kaç nefesten oluştuğunu bilemiyoruz ama her yaşadığımız an, bir nefesten oluşuyor. Dolayısıyla her daim o bir nefeslik hayatın hakkını vermekle mükellefiz.
O bir nefesle, hayatına bir ömür sığdırmaya çabalayan insan kimdir ve nedir? Hayatımıza anlam kazandıran fikir ve eylemler nelerdir? Sevmek ve sevilmek neyin karşılığıdır? Bireyin kendisi ve çevresi adına üstlenmesi gereken sorumluluklar var mıdır, varsa nelerdir…?
Hayatımızın amacı, başarmak, kazanmak ve tüketmekten ibaret midir? Yoksa hayatımızın bir köşesinde; doğruluk, dürüstlük, vefakârlık, güvenilirlik, diğerkâmlık, sadakat ve hakperest olma gibi davranış kalıplarını bulundurmak sorumluluğumuz yok mudur?
Bu kitap; güvenen ve güvenilen, tüketimin yokluğa, üretimin ise var oluşa vardığının şuurunda olan; büyüklüğü ve zenginliği isteyip alarak değil, vererek yaşayan, geçmişin günahları ile kirlenen bugünün değil; ulvi, tertemiz hayallerin ürünü olacak olan geleceğin hesabını yapan, bedeninin hazzı yerine, ruhunun huzurunu arayan, sorumluluk sahibi yeni bir neslin inşası için kaleme alınmıştır.
Ahmet DEMİR bir tuhaf gökyüzü
bir paslı sabaha uyandı
ruhi bey
gökyüzüne baktı
paslı bir teneke
söylendi
koca bir makas aldı
kesti gökyüzünü ikiye
mapmavi bir su aktı
doldurdu sürahiye
içti bardak bardak
mapmavi oldu kendi de
Fikri ÖZÇELİKÇİ Bir zamanların kült dergilerinden İkindi Yazıları'nın hikâyecisi Fikri Özçelikçi'nin ilk kitabı Ebabil Yayınları'nda. Hikâyeye İkindi Yazıları ve Albatros dergileriyle başlayan Özçelikçi, Edebiyat Ortamı ve HeceÖykü'de hikâye çalışmalarına devam ediyor. İç dünyaların anlatımını önceleyen hikâyeleri klâsik olay hikâyesinin dışında ben formu üzerine kurulu. Biraz Sonbahar Biraz Hüzün'de kaybolmuş ideallerin, mutluluk yuvası aile ortamlarındaki tek başınalıkların, aşk acısı taşıyan insanların hikâyelerini bulacak-sınız. Berrak dili, akıcı Türkçesiyle mükemmel hikâyeler usta bir kalemin gecikmiş ilk kitabında sizleri bekliyor.
Serkan Işın Her kitabında yeni bir teknik deneyen Serkan Işın, işini bitirdiği teknikte fazla oyalanmadan yeni bir yeniliğin peşine düşüyor. Bu yönüyle bizim kuşak içinde tek. Her kitabında, sonraki kitabın ilk şiiriyle bir önceki kitabın dünyasından da, şiir yazma tekniğinden de çıkıyor. Her kitabı kendi içinde bir bütünlük olarak tasarlamaya özen gösteriyor. Özellikle üçüncü kitabından itibaren her kitabı başka bir dünya. Herkes bir dünyanın içinden çıkamazken Işın, Nesnevî’de modern insanın yalnızlığını, Hz. Hubble’ın Rüyaları’nda dünyanın ve insanın gidişatını, hem de bizim şiirimizde hiç ele alınmadık bir tarzda, Bonus’ta kapitalizm karşısında günümüz insanını, dada korkut’ta, bu kitaba gelinceye değin iyice sağlamlaştırdığı şiirini ve yazma tekniğini, hatta şiir sistemini bırakıp, şiirin içinde bir teknikten ötekine geçişin bile ötesine geçerek, alfabe ve şiir yazma kuralını değiştirerek görsel şiire geçti ve bize dört tane dünya sundu.
ve de ki ile birlikte Büt’an Şiirleri Serkan Işın’ın bütün şiirlerini bir araya getiriyor. Ebabil Yayınları Türk şiirinin en kıymetli şairlerinden Serkan Işın’ın bütün şiirlerini yayımlamanın mutluluğu içindedir.
Enes Özel Günümüz şiirinin genç yeteneklerinden Enes Özel ilk kitabı Büyükşehir Kahve Molasında ile Ebabil Yayınları’nda. Özel’de şehrin aşırılaşmış baskısı altında çıkış yolları arayan insanın yaşadığı değişimin / dönüşümün hikâyesini bulacaksınız. İnsanı özgürlüğüne kavuşturan kapitalizm şeklinde sunulan modernizm aşırılaştırılmış yaşama biçimiyle insanın özgürlüğüne yönelik en şiddetli tehdidi oluşturmaktadır. Bu tehdit karşısında insanın tedirginliği ve bu tehdidi aşma biçimleri Büyükşehir Kahve Molasında’nın ana meselesi. Maddi dünyanın insana yönelttiği şiddet ve insanın buna karşı çıkışı, dış dünyanın aşırılaşmış şiddetini aşmaya dönük hamle Enes Özel’de gerçeğin yeniden inşası olarak çıkıyor karşımıza. Bütünüyle maddileşmiş dünya kişiye yaşanacak bir ortam bırakmamıştır. Dünya artık dünya değildir. Büyükşehir Kahve Molasında sizi şehrin hayatından çıkmaya, bireyselliğinizi yeniden kurmaya çağırıyor.
Ayhan Kurt

Allah'ın kâinata dokunduğu


o küçücük andaki hışırtı? Yok.


Dalga nikâhını bozmuş denizle beni affet


Bohçasına köpükler çakıllar doldurup


göçmüş çoktan yağmurun peşi sıra


başka diyarlara. Beni affet, ırmak için


çağıltı uzak hatıra, vefasız bir sevgili


bile değil. Tek bir damlanın âlemleri



Münir Tireli Politik duruşunu müziğiyle birleştiren özgün bir sanatçı Cem Karaca. 1970'lerin sonunda bu tercihi nedeniyle ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Akabinde yurtdışında zorluklarla geçen bir hayat başladı. Münir Tireli, Cem Karaca'nın yurtdışında grup müziği bağlamında kendini yeniden üretmesini anlattı. Fonda 12 Eylül, Alman Yeşilleri, yerliliğini kaybetmiş bir diaspora, Türk ve Kürt solu, göç politikaları, Gastarbeiter halleri ve darbe döneminin ceberut mevzuatı var.
“Alman basınının bir kesimi, örneğin benim olayımı sunarken, ey Hanslar! Size devletin bahşettiği bu demokrasinin tadına varın, bakın böyleleri de var, diyor. Ben bunu fark ettiğim anda Türkiye'yle ilgili temaları şarkılarımdan çıkardım. Orada T.C. pasaportu taşıyan 1,5 milyon insan var, onların sorunlarını anlatmaya çalıştım. Almanca şarkılara yöneldim. Talihim ondan sonra değişti. Adamlar artık bana acımıyor, saygıyla bakıyorlardı. Yani onların zeminine sıçradım.”
Bilal Dursun Yılmaz Küreselleşme ulusal temelleri çürütmekte ve tek tip insan oluşturulmasına sebebiyet vermektedir. Bu kaçınılmaz bir süreç. Küreselleşmeyi durdurmak imkânsızdır. Ama tam da bu durumda çok daha büyük zorunluluk, ulusal değerleri korumak için üzerimize düşen büyük sorumluluğumuzdur. Her ulusal kültürün kendi benzersizliğini koruması gerekmektedir. Küreselleşme vahşi bir canavar ve biz hele küçük ulus devletler bu canavar için çok lezzetli bir yiyeceğiz. O sebepten bu vahşi canavara karşı ayakta kalabilmek için mücadele etmeliyiz.
Hüseyin Karacalar
Vural Kaya Vural Kaya'nın ikinci şiir kitabı Cezbede Bir Narsist, Ebabil Yayınları'ndan çıktı. İlk kitabına nazaran anlatı payının iyice azaldığı Cezbede Bir Narsist, Kaya'nın uzun şiirdeki başarısını da ortaya koyan bir kitap. Kaya gibi sağlam şiirlerin yer aldığı Cezbede Bir Narsist'te yoğun bir dış dünya vurgusu var. Narsistin cezbesi diyebileceğimiz bu vurgunun yoğunluğu Kaya'nın ikinci kitabında temel yönelim.
Dış dünyaya yoğunlaşmanın getirdiği analiz ve ayrıntıcılıkla derinleşen Narsist, yetenek yetenektir, cümlesinin somut kanıtı olarak karşınızda.
Gürsel Aytaç Alman dilinde eser veren edebiyatların; Federal Alman, Demokratik Alman, Avusturya ve İsviçre edebiyatlarının önemli temsilcileri ve eserleriyle ele alındığı çalışmada, pluralist edebiyat tarihi metoduyla akımları, yazarları ve eserleri, tarihi, felsefi, sosyolojik, kültürel etmenlerin bileşkesi halinde yorumlanarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Üniversitelerimizin Alman dili ve edebiyatı öğrencilerinden başka edebiyat meraklılarına da faydalı olacaktır.
Nurullah Çetin Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin en önemli evrelerinden birisidir. Çanakkale Savaşlarını Türk askeri başarıyla kazandı. Türk ruhuna tercüman olan sahih münevver Türk Beyi Mehmet Akif Ersoy da bu büyük zaferi şiiriyle destanlaştırmıştır. Bu kitapta Akif’in Çanakkale duyarlığı günümüze dönük olarak tahlil edilmiştir.
Sümeyye Betül Çarpışma (Şiir)
Sümeyye Betül
Evren Kuçlu Herkes günümüz şiirinin meselelerini, açmazlarını, içine düştüğü güçsüzlüğü konuşuyor, yazıyor. Ama kimse bu güçsüzlüğü aşacak çabaların üstüne gitmiyor, düpedüz, destek çıkmıyor. Hesap, benim görmediğimi kimse görmez üzerine kurulu. Millet Türk şiirini devekuşu zannediyor. Türk şiiri de, Türk şairi de devekuşu değildir. Ebabil Yayınları, Evren Kuçlu’nun Çete Kurma Hazırlıkları’nı iftiharla sunar. Edebiyat dergilerinde bugüne değin sekiz şiiri yayımlanmış şairin dokuz şiirlik bu ilk kitabını, iftiharla sunar
Serkan Işın Serkan Işın’ın 2003 yılında Zinhar dergisi çevresinde başlayan ve son 6 yıla yayılan Görsel Şiir çalışmalarından oluşan Dada Korkut kitabı Ebabil Yayınları’ndan çıktı.
94 sayfalık seçki, şairin bugüne kadar yayımlanmamış birçok Görsel Şiir ve işini içeriyor. Bir deney olarak ortaya atıldığından bu yana şiirimizde keskin tartışmalara yol açan Görsel Şiir meselesi, Dada Korkut kitabıyla dilimizdeki ilk eserini veriyor.
Tipografi, harf, kelime, parça, tarama, fotokopi, resim vb. birçok öğenin şiirin malzemesi olarak ortaya çıktığı Görsel Şiir, gözü pek bir deney girişimi olarak okurun şiir ve okuma alışkanlıklarını sarsmaya yöneliyor. Anlam nedir, resim ve şiir bir arada olur mu, şiiri şiir yapan nedir, uyum, ahenk, üslûp, teknik nedir, teknoloji karşısında şiir nedir gibi, şiirin gündemini belirleyen sorulara, sözlü kültür, yazılı kültür ve basılı kültür arasındaki farklar üzerinden cevap arayan Dada Korkut, modern şiirimizi oluşturan alışkanlıklarımızla da kavgaya tutuşuyor.
Dada Korkut, yeni şiir okurunu arıyor.
Muharrem Dayanç “Denemek çok zevkli bir şey. Denemeyi denemek ise hem zevkli hem de zor. Her an başka bir anlama da gelebilecek şeyler söylemenin eşiğinde durur denemeci. Doğru anlaşılmaya uğraşır gibi bir hali vardır. Denemenin asıl tadı da buradan gelmiyor mu? Denemek, olmak için uğraşmaktır. Eğer içine, az bulmanın, yetinmemenin, yücelmenin, yüceltmenin kıvılcımı düşmediyse hiçbir şey deneme! Sadece daha çok yemeyi, daha fazla yığmayı, daha çok basamak çıkmayı dene, görünme’ye çalış; başarırsın!”... Kitabın önsözünden alınan bu paragraf yazarın deneme’den ne anladığı ve onu nereye taşımaya çalıştığı ile ilgili bize açık bilgiler sunmaktadır.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
İsmet Çetin Yaratılan ve yaşanılan kültürel alanın ifade aracı olan dil, aynı zamanda kâinatın algılanması, yorumlanması ve şekillenmesi anlamlarına da gelir. Hayatı anlamlandıran dil, yaşanılanlardan aldığı unsurları kurmaca bir dünyaya taşır. Bu kurmaca dünyada hayattan kopuk olmayan bir âlem yaratılır ve bu âlemi ifade eden eserler ortaya çıkar. Bunlar kimi zaman şiir, kimi zaman hikâye biçiminde görülür. Bu da dilin anlaşma vasıtası olmasının yanında eser yaratmada bir araç olduğu anlamlarını taşır. Milletlerin ses ve söz dünyası olan dil ve dil ile yaratılan eserler, milletlerin varlığının teminatı olduğu gibi, tarihî bilgi ve tecrübelerinin de ifadesidir. Kitap, dil ve edebiyat öğretiminde kullanılan veya kullanılması gerekli olan metot ve teknikleri içermektedir. Türkiye'de sık kullanılan yöntem ve tekniklerin yanı sıra Batı dünyasında kullanılan yöntem, yaklaşım ve teknikler de bu çalışmada yer almaktadır. Türkçe ve Türk edebiyatı öğretiminin tarihî akışı, günümüzdeki durumu; dil ve edebiyat öğretimiyle ilgili yaklaşımlar, uygulanan program ve hedeflenen davranışlar, bilginin davranışa dönüşmesi için öğrencinin elde etmesi gereken kazanımlar, kitapta toplu olarak yer almaktadır.
Abdulkerim KARADENİZ, Abdurrahman GÜZEL, Aliye USLU ÜSTTEN, Ayşe Derya ESKİMEN, Ayşe YÜCEL ÇETİN, Halide Gamze İNCE YAKAR, Halil ÇELTİK, Hilmi DEMİRAL, İsmet ÇETİN, Musa ÇİFCİ, Mustafa TÜRKYILMAZ, Remzi CAN, Salim PİLAV, Yasemin UZUN TULGAR Yaratılan ve yaşanılan kültürel alanın ifade aracı olan dil, aynı zamanda kâinatın algılanması, yorumlanması ve şekillenmesi anlamlarına da gelir. Hayatı anlamlandıran dil, yaşanılanlardan aldığı unsurları kurmaca bir dünyaya taşır. Bu kurmaca dünyada hayattan kopuk olmayan bir âlem yaratılır ve bu âlemi ifade eden eserler ortaya çıkar. Bunlar kimi zaman şiir, kimi zaman hikâye biçiminde görülür. Bu da dilin anlaşma vasıtası olmasının yanında eser yaratmada bir araç olduğu anlamlarını taşır. Milletlerin ses ve söz dünyası olan dil ve dil ile yaratılan eserler, milletlerin varlığının teminatı olduğu gibi, tarihî bilgi ve tecrübelerinin de ifadesidir.
Kitap, dil ve edebiyat öğretiminde kullanılan veya kullanılması gerekli olan metot ve teknikleri içermektedir. Türkiye'de sık kullanılan yöntem ve tekniklerin yanı sıra Batı dünyasında kullanılan yöntem, yaklaşım ve teknikler de bu çalışmada yer almaktadır. Türkçe ve Türk edebiyatı öğretiminin tarihî akışı, günümüzdeki durumu; dil ve edebiyat öğretimiyle ilgili yaklaşımlar, uygulamalı konu anlatımı, planlama, ölçme ve değerlendirmeyle ilgili bilgilere yer verilmiştir.
Şükrü ÜNALAN Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biridir. Dünyada Türkçe konuşan insanlar yaklaşık 11 milyon kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Doğuda Moğolistan ve Çin, batıda Sırbistan, kuzeyde Sibirya ve Kazan, güneyde Bağdat'a kadar geniş bir coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Bu coğrafya içerisinde, yedi tanesi Türk devleti olan 23 ayrı devlet vardır. Günümüzde yaklaşık 300 milyon insan Türkçe ve onun lehçeleri, ağızlarıyla konuşmaktadır.
Türk yazı dilinin en önemli ve ilk örneklerinden olan Orhun Abideleri, MS 720-735 yılları arasında dikilmiştir. Orhun Abideleri okunduğunda Türkçenin ulaştığı seviye yüksekliği ve zenginliği karşısında bütün Avrupa hayretler içinde kalmıştır. 8. yüzyıla kadar Avrupa'da hâkim dil olan Latince, dünya düşünce tarihinde egemen tek dil olarak kabul ediliyordu. Latince dışında son derece etkin, zengin ve edebi bir Türk dilinin mevcudiyeti, düşünce ve kültür tarihi uzmanlarını da şaşırtmıştır. Fransızcanın en eski yazılı belgesinin
15. yüzyıla, Almancanın 14. yüzyıl, Rusçanın ise 13. yüzyıla ait olduğu göz önüne alınırsa, Türk dilinin köklü geçmişi çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
“Öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız geride ölmez bir eser bırakınız.” sözünün mucibince, milletimizin genç beyinlerinin millî kimlik ve benlikten uzaklaşmamasını temin için büyük gayret gösteren yazar, bu gayretlerini ebedîleştirmek için kaleme sarılmış ve yıllardır birçok üniversitede okutulan bir eser ortaya çıkarmıştır. Yazar bu eseri ile küreselleşme adı altında dil ve kültürü yozlaştırma ve böylece millî devletleri daha kolay sömürülebilir hâle getirme oyunlarına dikkat çekmiştir. Sadece eğitim çağındaki gençlerin değil her yaştan okurun ilgisini çeken bu eser “bâki kalan bu kubbede hoş bir seda” misali millî bilince sahip Türk insanının yüreğinde yankı bulacaktır.
Eserin yeni basımının yapılmasında teşviki olan başta üniversite öğrencilerimiz olmak üzere, meslektaşlarımıza ve rahmetli yazarın eşine ve çocuklarına şükran ve minnet duygularımızı ifade etmek istiyoruz. Özellikle de yazarın ruhunun şad olması duasıyla bütün okuyucularımıza selam ve hürmetlerimizi bildiririz.
Murat Üstübal Şiir, tekil söylemlerin elitleştirici yanını ortaya koyan bir üst-dile değil, bir başka- dil yaratımına tekabül eder. Hatta dilin yalnızca bir karşı çıkış olmadığı, anarşist söylemsel yanının yeniden yapma ve zenginleştirme adına varolduğu söylenirken şiirin karşı-dil olarak tariflenmesine de belli ölçülerde karşı çıkılır. Yani bir diyalektik karşı çıkış, varolan bir göstergenin karşısına verili başka bir göstergeyi çıkarmayı vaat ettiği için varlığın heterojen evrelerini ihmal etme riskini taşır. Her tekil söylem heterojen ve iç içe geçmiş kozmopolit yapıların o an içindeki görüntüsüdür. Dolayısıyla tekil söylemler karşı çıkışları olsa bile onu mutlaklaştıramayacak kadar farklı tipte süreçleri ortaya döken yaratıcı söylemlerdir. Bir anlamda, Foucaultcu heterotopya, Deleuzecü yersizyurtsuzlaşma ile köksap (rhizom) ve Derridacı yapısöküm sadece felsefi aşkınlaştırıcı yapılar olmaktan çıkıp tekil olanın tekilliğinin içeriğini sorgulayan, o tekilliğin ötekiyle ilişkisini ve bağlamını ortaya çıkarmaya soyunan, çoğulluğun da tekilliğin keşfiyle mümkün olduğunu düşünen içkin-aşkın arasındaki varlıksal anlara bir gönderme niteliği taşır. Diyalektiğin ikili yapıları yerine çoğul yapıların çoğul bir düzenek içinde çoğul bir ilişkilenme, gerilim ve bağıntıya girdiği polilektik yeni bir yapı oluşur böylece. Şiirin belirli yapılara hapsedilmesini diriliğinin önündeki en büyük engel olarak gören Murat Üstübal'ın dizge dışı poetika arayışını yansıtan Dirim Kurgu günümüz Türk şiirindeki arayışların önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
Yakup ALTIYAPRAK Yakup Altıyaprak ilk eleştiri kitabı, İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm'den sonra ikinci eleştiri kitabı Dünyaya Karşı Şiir'le eleştiri yolunda ilerlemeye devam ediyor. Yazılarında içerik çözümlemesini esas alan Altıyaprak Türk şiirinin duruşunu belirginleştirmeye çalışıyor. Sezai Karakoç, Hüsrev Hatemi, Cahit Koytak, Hüseyin Atlansoy, Haydar Ergülen, Tuğrul Tanyol, Osman Konuk, Arif Ay, Cevdet Karal, Mevlana İdris, İbrahim Tenekeci, Selçuk Küpçük, Orhan Tepebaş ve İlhami Çiçek'ten seçtiği bir şiirin çözümlemesini yapıyor. Şiir okumalarına bir katkı niteliği taşıyan Dünyaya Karşı Şiir, bir eleştirmenin kararlı adımlarının belgesi niteliğinde.
Osman Özbahçe Işık çoğalıp “XX. yüzyılı sakin adamlar olarak geçirdik”
Çoğalıp “I. Dünya Savaşı'nda yenildik”
“II. Dünya Savaşı'nda yenildik”
“Bütün devrimlerde, bütün darbelerde yenildik”
“XX. yüzyılın her yerinde yenildik”
“Oysa Bedir'de, Malazgirt'te, fakat Çanakkale'de”
“Aslanlar gibiydik hem Mekke'nin, hem Bizans'ın fethinde”
“Bizdik yüz defa bağıran, yerinde duramayan”
“Şimdi çoğalıp evlerde duran, evlerden bıkan”
“Çoğalıp düşmanlık nedir bilmeyen”
“En çok barışçı olan, en çok davul çalan”
“Nerde evlerde durulmaz olan!”
“Nerde damarda duran, yüz defa bağıran!”
Mehrali Calp Edebiyat Bilgi ve Kuramları I adını taşıyan bu eserde, edebiyat ve sanatın tanımı, işlevleri; edebi eser, edebiyat akımları, poetikalar ve bazı eleştiri okulları ele alınmıştır. Edebi akımlar kronolojik bir sıra içinde tanıtılmaya çalışılmış; edebiyat ve şiir sanatı ile ilgili farklı görüşler incelenmiştir. Bunlar arasında yer alan edebi eserlerin nitelikleri, şiir sanatı, edebiyat kuramına ait hususlar üzerinde durulmuştur.
Üzerinde durulan konulardan biri de edebiyat tarihidir. Her toplumun bir tarihi olduğu gibi bir de edebiyat tarihi vardır. Edebiyat tarihi, bir toplumun edebi eserlerde yaşayan tarihidir. Bu tarih, yüzyıllar boyunca o toplumun içinden çıkmış sanatkârların ayna tuttuğu maşeri vicdanın bir yansımasıdır. İnsanın duygu, düşünce ve hayallerine, ümit ve heyecanlarına ayna tutan edebi eserler, ortaya çıktıkları toplum dokusunu da yansıtırlar.
Bu kitapta, XII kısımdan itibaren bir dizi eleştiri “okulu” tanımlanmaktadır. Edebiyat kuramları kapsamında yansıtmacılık, anlatımcılık, Rus Biçimciliği, yeni eleştiri, yapısalcılık, yapı sökücülüğü, feminizm, psikanaliz, Marksizm ve yeni tarihçilik gibi kuramlar ele alınmıştır. Bu kuramsal akımların pek çok ortak noktası bulunmasına karşılık birbirlerine alternatif oluşturan kuramlar da var.
Edebî eserlerin üstün kılan özelliklerini kavrayabilmek, değerlerini anlayabilmek üretildikleri dönem hakkında bilgilenmekle olur. Edebiyat kuramı, edebi eserleri analiz etmek için izlenen sistemli bir yol olarak tanımlanabilir.
“Kuram nedir? Kuram bir tahmin ya da varsayım mıdır? Bir düşünüşün kuram olarak kabul edilmesi için o düşüncenin herkesçe kavranacak ölçüde anlaşılır olması mı, olmaması mı gerekir? Kuram belirli bir karmaşıklık içerisinde olmalı mıdır? Farklı düşünüş ve alternatif düşüncelerin araştırılması olarak kuram, edebiyat incelemelerinin varsayımlarını sorgulamalı mıdır?”; Yazan, okuyan varlık kimdir? Metinler hangi etki ve şartlar altında üretilmişlerdir?” gibi sorulara bu kitapta cevap aranmaktadır.
Ömer SOLAK Vicdanlı bir öğretmen, sürekli yeni şeyler öğrenir, onları kendi bilgi dağarcığının bir parçası hâline getirir, bilgilerini yenileriyle güncel ve taze tutar, metotlarını sürekli yeniler ve sınıfına bu yeni bilgiler ve yeni öğretme metotları ile gider. Hiçbir zaman mevcut bilgileriyle yetinmez, eski bilgilerle sınırlamaz kendini, daima yeni şeylerin susuzluğunu çeker.
Türkiye'de edebi metin çözümleme yöntemleri, pek çok üniversitede lisans ve lisansüstü düzeyde ders olarak okutulmasına rağmen, konuyu kapsayıcı bir bakışla ele alan oldukça az sayıda kaynak vardır. Elinizdeki kitabın farklı bölümlerinde edebiyat biliminin farklı çalışma alanları gruplandırılarak tanıtılmıştır. Bu tanıtımda daha çok alanın metodolojik cephesine hâkim olan yaklaşımlara odaklanılmıştır. Bu bölümler okura çok yönlü bir perspektif kazandırmak amacıyla, kendi konusunu farklı tartışmalar ve bakış açıları ışığında ele almaya çalışmıştır.
İrfan ERDOĞAN “Her eğitim sisteminin, kendi kültürü ve koşulları olan bir toplumsal yapının ürünü olduğu gerçeğini göz ardı etmeyerek dış kaynaklı eğitim yaklaşımlarını transfer ederken dikkatli olmalıyız; başka ülkelerin eğitim modellerini aynen almaktan ziyade, Atatürk devrimlerinde olduğu gibi kendi koşullarımız içinde değerlendirerek bize özgü hâle getirmeliyiz.”, “Eğitimde yaşanan derslik sıkıntısı, öğretmen ve okul sayısı gibi kaynak yetersizliğine dayalı sorunları çözebilmek için de sadece sayıyı artırmaya ve oranları iyileştirmeye yönelik yöntemlere başvurmanın kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini kabul etmeliyiz.”, “Eğitimde öğretmen mi, öğrenci mi, yerellik mi, merkezîlik mi, gibi ikilemler etrafında uç duruşlar sergilemeden, hem öğrencinin hem de öğretmenin aktifliğinin değerli olduğu, hem ulusal birlik ve beraberliğin gerektirdiği merkezîlik hem de durumsallığın gerektirdiği yerellik vurgusuna yeteri kadar yer veren esnek ve kapsayıcı bakış açılarına imkân vermeliyiz.”, “Eğitim sisteminin merkezî sınavlara endekslendiği ve uzun vadede bunların kaldırılmasının düşünülmediği dikkate alınırsa, tıkanan sistemin önü yükseköğretimdeki okullaşma oranının artırılmasıyla açılabilir.”, “Halkımızın eğitim ile ilgili isteklerini talep hâline getirmesi gerekmektedir.”“İkinci Meşrutiyet ile başlayan ve çok partili döneme kadar süren inanılmaz bir eğitim birikimi var. Bu birikime sırtımızı dönemeyiz. Aksi takdirde bugün yüz yüze kaldığımız kaosu yaşarız.”, “Eğitim sistemimizi tahrip eden, bize pahalıya mal olan bu merkezî sınavları masaya tekrar yatırmak durumundayız.”, “İlköğretimden ortaöğretime geçişi sağlıklı hâle getirmek istiyorsak, ortaöğretimden yüksek öğretime geçişi de masaya yatırmak zorundayız.”, “Ortaöğretim ilköğretimin kıskacında, yükseköğretimin baskısı altındadır. Girdisi ve çıktısı kendisine bağlı olmayan bir kademedir.”, “Sonu ve doğruluğu net olarak belli olmayan büyük adımları atma yerine etkisi anında hissedilecek olan küçük ve net adımları atmak daha yararlı olabilir.”, “Bugünden yarına doğru kendimizi ummadığımız bir yerde bulmak istemiyorsak eğitimde attığımız her adımı tarihe bakarak atmalıyız”.“Doğal seyri içinde geliştirilmiş olsaydı çok etkili olabilecek olan birçok ‘eğitim projesi‘ doğal olmayan süreçlerin ürünü olduğu için istenilen sonuçları verememiştir."
Adem İşcan, Ahmet Akçay, Beytullah Karagöz, İsa Yılmaz, Murat Şengül, Sami Baskın, Sezgin Demir Dil, insanoğlunun dünya ile kurduğu en önemli bağdır. Onunla düşüncesini, duygusunu, yaşadıklarını kendisi dışındakilerle paylaşır. Yemeğini ister, aşkını itiraf eder, başından geçenleri dile getirir… Bütün bunları istediği gibi yapabilmesi, ancak gelişmiş anlama ve anlatma becerileriyle mümkündür. Bu yüzden çağdaş eğitim sistemleri, bireylerinin iyi anlayan ve güzel anlatan kimseler olması için özel düzenlemeler yapar. Bu kitap, sözü edilen düzenlemelerden biri olarak kabul edilebilir. Zira, başta lisans seviyesindeki bireylerin, öğretmenlerin, eğitmenlerin yararlanabileceği nitelikte, onların ihtiyaçları göz önünde bulundurularak ve Yükseköğretim Kurumunun ders planlamasına dikkat edilerek hazırlanmıştır. Bu hazırlıkta emek harcayan tüm bilim insanları, kitabı alacak kişilerin sözlü anlatım becerilerinin ve sözlü anlatım türlerine ilişkin bilgilerinin aşama aşama geliştirilmesi için uğraş verdiler. Ancak her eser gibi elbette eksiklikleri bulunmaktadır. Bu yüzden kitabı okuyan, değerlendiren herkesin önerisi; tamamlayıcı bir adım olarak kabul edilecektir.