Uluslararası Örgütler \ 1-1
Hüseyin Fazla Batılı uluslar tarafından Kuzey Atlantik Antlaşması’nın imzalanmasında ve bir sonraki aşamada NATO’nun kurulmasında başlıca iki faktör önemli rol oynamıştır: Birincisi, Avrupa’da Sovyetler Birliği karşısında askerî ve politik bağlamda bir karşı denge gücünün teşkil edilmesine olan ihtiyacın ortaya çıkması; ikincisi ise Batı Avrupalı uluslar ve bunların Kuzey Amerika’daki müttefikleri (Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri) arasında 20. yüzyılda iki dünya savaşının çıkmasına neden olan dâhili kavgalara bir son verecek, aralarında kalıcı barışın tesis edilmesini ve geliştirilmesini sağlayacak bir “yapı”nın kurulması yönünde Batı dünyasında oluşan özlem ve arzudur.
Şüphesiz NATO’yu meydana getiren ortam Atlantik medeniyetidir ve bu medeniyetin temelleri ve kültürü anlaşılmadan NATO’nun tam manasıyla anlaşılması da mümkün değildir.
Türkiye; İkinci Dünya Savaşı sonlarına doğru iyice belirginleşen Sovyet tehdidine karşı bir sığınak olarak gördüğü bu medeniyete, bir bakıma yabancısı olduğu Atlantik Havzası’na kendi istek ve kararlılığı ile dâhil olmuştur. 1952’de üye olduğu NATO’da 70 yıldır önemli bir müttefik olarak bulunan Türkiye’nin tüm güvenlik beklentilerini karşılayamasa da, bu ittifak, Türkiye’nin Batı’ya bağlantısını sağlayan en önemli köprü olma işlevini sürdürmektedir.
Çok kişinin, bilhassa genç neslin şüphesiz kafasında NATO ile ilgili olumlu-olumsuz görüşler vardır. STRASAM Direktörü Dr. Hüseyin FAZLA tarafından yazılan bu kitap, Türk insanının, zihnindeki “NATO nedir? Bize ne faydası var? Üye olmakla iyi yapmış mıyız? NATO’dan ayrılmalı mıyız?” benzeri sorulara cevap bulmasına, NATO’yu daha iyi tanımasına, ittifak hakkında konuşulanları daha isabetle değerlendirebilmesine fayda sağlayacaktır.
Barış Gürsoy, Murat Necip Arman, Sezgin Mercan, Sinem Ünaldılar Kocamaz, Zühal Ünalp Çepel Cumhuriyetin 100. yılını kutlamaya hazırlandığımız ve dünya politikasının önemli bir değişim sürecinden geçtiği bu dönemde Türk Dış Politikasını farklı perspektiflerden değerlendirmek ve farklı konu başlıklarını güncel bir analizle ele almak önemli hale gelmektedir.
Türkiye-AB ilişkileri hem Türk Dış Politikasının önemli bir konusu hem de Türkiye’nin kurucuları tarafından belirlenen modernleşme projesinin devamıdır. İlişkilerde yaşanan pek çok krize rağmen paylaşılan ortak değerler, ortak çıkarlar ve ortak tehditler tarafların arasında kopmayan bağlar inşa etmektedir. Uluslararası sistemin ciddi krizlerle sarsıldığı konjonktürde iki tarafın da sistemin etkin aktörleri olabilmeleri açısından gerçekleştirecekleri iş birliklerinin önemi büyüktür.
Bu kitap hazırlanırken ilişkilerdeki temel sorunlar ve bu sorunların çözümü için neler yapılabileceği yanıtlanmaya çalışıldı. Enerji, güvenlik, dijitalleşme ve yeşil ekonomi gibi konularda olabilecek iş birliği imkânları tespit edilirken demokrasi konusundaki farklılıkların ne kadar zorlayıcı olduğunun altı özellikle çizildi. AB’nin komşu bölgelerde güçlü olabilmesi açısından Türkiye ile iş birliğinin ne kadar elzem olduğu vurgulandı.
Cumhuriyet’in 100. Yılı kutlamaları çerçevesinde “Armağan Kitaplar” serisinin bir parçası olarak hazırlanan kitabın yapmak istediği vurgu “Türkiye’nin Avrupa” olduğu ve kopmaz bağlarla Avrupa’nın parçası olmaya devam edeceğidir.
Fatih Bayezit Devletler arası ittifaklar, geniş bir politik stratejinin parçasıdır ve genel itibariyle dünya jeopolitiğinin asri temayülünü yansıtmaktadır. Bu yönüyle, modern dünyaya ait devletler sistemini yapılandırmaya ve dönüştürmeye yardımcı olan araçlardır. İttifaklar, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünya siyasetinde tarihte eşi görülmemiş düzeyde etkili bir enstrüman hâline gelmiştir. 1991 yılında SSCB'nin dağılmasına rağmen ABD liderliğindeki ittifak ağları, teorik beklentilerin aksine sürekliliğini korumuş hatta genişlemiştir. Ancak ittifakların işleyişi ve müttefikler arasındaki iş birliği modelleri, Soğuk Savaş dinamiklerinden daha farklı bir zemine oturmuştur. Günümüzde pek çok müttefik devletin tehditlerle mücadelede farklı yaklaşımları benimsedikleri, kimi zaman birbirleri ile rakip hâle geldikleri görülmektedir. ABD ile yarım asırdan fazladır müttefik olan Türkiye ve Güney Kore, NATO ve San Francisco sistemi içerisindeki müttefik ilişkilerini göstererek, küresel ittifak ilişkilerinin anlaşılabilmesine yardımcı olacak benzerlikler taşımaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, Ankara ve Seul’un ABD ile süregelen ittifak ilişkilerini konu edinmektedir.
Bu kitapta, ABD’nin dünya siyasetindeki yönünü gösteren ittifak politikalarının temellerine; Türk-Amerikan ilişkilerinin ve ikili ilişkilerde yaşanan sorunların detaylarına; Güney Kore’nin tarihsel sorunların sürdüğü ve Çin’in yükselişe geçen bir aktör olmasıyla daha fazla gerginleşen jeopolitik sahasında ABD ile olan ittifak ilişkilerine değinilmiştir. Analizler, Soğuk Savaş sonrası değişen uluslararası sistemin yapısına dayandırılmıştır. Kitapta 1991-2021 yılları arasındaki dinamikler teorik bir çerçeve içerisinde ele alınmış böylece Uluslararası İlişkiler araştırmacılarına ve okuyucularına katkı sağlayacak bir eser ortaya çıkmıştır.
Ayşegül Gökalp Kutlu, Ender Akyol, Erkan Duymaz, Gül Ceylan Tok, Hürol Çankaya, Itır Aladağ Görentaş, Jülide Gül Erdem, Mehmet Arı 1949'daki kuruluşundan günümüze Avrupa Konseyi, bölgesel düzeyde insan haklarının korunmasının en ileri örneklerinden birini vermektedir. Bu çerçevede 1959'da Konsey bünyesinde bir Komisyon ve Divan olarak göreve başlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1998 yılında bugünkü hâlini almıştır. Mahkeme, yargı yetki alanındaki birey ve birey gruplarının temel hak ve özgürlüklerini üye devletlerin kamu gücünden kaynaklanan ihlallere karşı koruma görevini sürdürmektedir.
Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile inişli çıkışlı ilişkisi, kuruluşundan beri hem iç kamuoyunda hem de Avrupa Konseyi nezdinde tartışmalara konu olmuştur ve hâlen de sıcak gündemini korumaktadır. Buradan hareketle kitabımızda AİHM nezdinde Türkiye açısından en çok tartışma konusu olan haklar ve konular incelenmiştir. Haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlandırılması, din ve vicdan özgürlüğü, kadına yönelik şiddet, adil yargılanma hakkı, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı konularındaki çalışmalarımızın Türkçe insan hakları yazınına katkı sağlamasını umuyoruz.
Mehmet Çelik The influence of development aid on the foreign policy implementation of middle power countries has not been widely studied in the existing academic literature. In addition, states' perceived prestige, as an added indicator to measure a country's middle power status, has not been explored in the literature.
As such, this study attempts to academically contribute to the existing literature by investigating how development aid affects the foreign policy of a middle power country in its relationship with the aid receiving country. Through both primary and secondary empirical data collected, the theoretical framework was studied by applying Türkiye's development and cooperation agency, TİKA's, influence on Turkish foreign policy on Somalia and Bosnia and Herzegovina between 2002 and 2018 as a case study. This case study was precisely selected as Türkiye has been a rising middle power state since the early 2000s and the use of development aid as foreign policy instrument has been considered one of the key successes in establishing a prestigious presence worldwide.
Ultimately, this book attempts to answer the following theoretical questions: a) What is a middle power country? b) How does prestige contribute to the middle power status of a country? And, c) Do state development agencies positively or negatively affect middle power countries' foreign policies?
Gökberk Durmaz In the 21st century, education became one of the most crucial elements in people's lives. Day-by-day, finding a well-paid job is getting tough process for young people. Notably, higher education plays a highly-critical role in the people's careers.
Most of developed and developing countries have started international student projects which aim to increase number of international students. Japan also is one of those countries with various projects. Japan provides the MEXT (Monbukagakusho) Scholarship by Japan's central government.
• Why countries invest on international students?
• Would it be a soft power tool for a host country?
• What do international students think about it?
This book focuses on the perspective of the international students:
• What are the motivations for them for choosing Japan?
• What are their career goals?
• How those goals are being evaluated?
• How do they perceive the Japanese government's MEXT scholarship project?
Mahmut Göçer Daha San Fransisko Konferansı'ndan itibaren bütün Soğuk Savaş dönemi boyunca, Birleşmiş Milletler ve özellikle Güvenlik Konseyi içinde, ihmal edilen ve Konseyin daimi üyeleri arasında bir ideolojik karşıtlık ve ayrışma faktörü olan insan hakları, günümüzde Güvenlik Konseyinin uluslararası barış ve güvenliği sağlama amacıyla yürüttüğü çalışmalarda, tüm uluslararası hukuk öznelerinin karar alma süreçlerine etki eden bir ortak payda durumuna gelmiştir. Esasen insan haklarının böylece barışın korunması çerçevesindeki yerini alabilmesi, sosyalist blokun çöküşünden itibaren Güvenlik Konseyinin insan hakları alanında etkin ve dinamik bir rol üstlenmeye başlaması ile birlikte ortaya çıkmış olan bir gelişmedir.


Ancak Güvenlik Konseyinin insan hakları alanına etkin bir şekilde müdahalesi, BM Şartı'nın Konseyin bu alandaki faali-yetine ne ölçüde izin verdiği, yani Konseyin bu alandaki yetkisinin hukuki dayanağı, uygulanması ve sınırları gibi bir hukuki çerçeve sorununu da beraberinde getirmiştir. Fransa Aix-Marseille Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi olan yazar, Güvenlik Konseyinin insan hakları alanında büyük bir hızla gelişen faaliyetinin güçlü bir gerçeklik mi, yoksa bir yanıl-sama mı oluşturduğunun ortaya konulabilmesi bakımından, bu hukuki çerçeveyi olabildiğince aydınlatmaya çalışmak-tadır.

Hayati Aktaş, Ramazan İzol, Cihan Daban İnsanlığın varoluşundan bu yana önemli bir olgu olarak kaydedilen güvenlik; dünya toplumlarının en önemli yaşamsal kaynaklarından biri olarak görülmektedir çünkü küresel dünyanın yaşanılabilir kılınmasının temel taşını oluşturmaktadır. Güvenlik olgusuna yönelik en büyük tehditler, krizlerle başlamış olup çatışma ve savaşlarla devam etmiştir. Bu olumsuz gelişmelerin temelinde ise birçok neden yatmaktadır. Tarihî nedenlerden coğrafi nedenlere, sosyal nedenlerden kültürel nedenlere, siyasi nedenlerden ekonomik nedenlere kadar birçok alan bu hususta zikredilebilir, fakat bu nedenler arasında yer alan siyasi ve ekonomi kaynaklı çatışma ve savaşlar yüzyıllar boyu devam etmiştir ve etmektedir. Savaşların odağında devletler yer alırken, çatışmaların odağında ise çoğunlukla bireyler veya halklar yer almıştır. Nitekim bu olayların engellenmesine yönelik devletler tarafından bazı adımlar atılmaya çalışılmıştır. Özellikle 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşı ile birlikte sayısız kriz ve çatışmaların ortaya çıkmış olması, küresel dünyada güvenliği ve barışı sağlamak adına bazı girişimlerde bulunulmuştur. Bu girişimlerden hareketle, uluslararası örgütlenmelerin ortaya çıktığı ve güvenlik üzerine politikaların üretilmeye başlandığı gözlemlenmiştir. Bu kitapta; küresel dünyada “Uluslararası Örgütler”in ve bu örgütlerin “Güvenlik Algısı”na yönelik yorumlayıcı bir analizi yapılmıştır.
Çağatay Sarp, Dolunay Şenol, Güney Gürsel, Harun Gümrükçü, İbrahim Ethem Taş, İlknur Maya, Mine A. Fındıklı, Mustafa Hizmetli, Ömer Turunç, Sadegül Durgun, Safure Cantürk, Uğur Bozkurt, Yasin Baş Günümüzde Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki siyasi gündemi belirleyen tartışmaların önde gelen konularından biri, ülkemizden bu ulusüstü alana ve oradan Türkiye'ye doğru gözlemlenen göç hareket­leridir. Bu süreç, temelinde küresel gelir dağılımı azaltıcı boyutuyla ekonomik bütünleşme şeklinde gerçekleşmeliydi. Ancak 19. yüzyılda gerçekleşen liberal göç politikası Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasıyla son bulmuş ve günümüze kadar bu insan sirkülasyonu bir daha kozmopolit liberal düşünce doğrultusunda gelişmemiştir. Bunun yerini nasyonal liberalleşmeye dayanan ideoloji almış ve geçen yüzyılın ortalarından sonra yeni bir kimlik kazanarak neoliberalizme dönüşmüştür. Bu yeni ideoloji küresel göç hareketlerinin normatif harcını oluşturmaktadır. Bu anlamda kozmopolit liberal düşüncenin öncülüğü yerine neoliberal bakışa öncülük verilmiştir. Onun içinde Küresel Göç hareketlerinin ortaya çıkarttığı sorunların cumhuriyetçi ve demokratik bir bakışla çözümlerini beklemek biraz safdilane olsa gerek.
Arif Bağbaşlıoğlu Bu kitap, NATO'nun Soğuk Savaş sonrası stratejisinin ilk uygulama örneklerinin yaşandığı Balkanlar ile İttifak'ın ilişkisine odaklanmaktadır. Bu çerçevede NATO'nun dönüşüm sürecinin değerlendirilmesi, Barış İçin Ortaklık Programı'nın NATO'nun genişlemesine ve Balkan ülkelerine olan etkisinin incelenmesi, Yugoslavya'nın dağılma sürecinde NATO'nun gerçekleştirdiği faaliyetlerin Balkan ülkelerinin Avrupa-Atlantik kurumlarına yönelmelerini nasıl etkilediğinin açıklanması ve güncel gelişmeler ışığında Türkiye'nin İttifak içerisindeki mevcut konumunun değerlendirilmesi çalışmanın alt amaçlarını oluşturmaktadır.
Soğuk Savaş sırasında NATO'nun pasifliğini vurgulamak için kullanılan No Action Talk Only (NATO, Eylemde Bulunmaz Sadece Konuşur) ya da Not After Two O'clok (NATO, Öğleden Sonra 2'den Sonra Çalışmaz) gibi alaycı ifadeler Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO'yu tarif etme açısından yetersiz kalmışlardır. Bu dönemde, NATO'nun güvenlik algılamasında, askerî unsurların yanında siyasi, ekonomik ve sosyal unsurların da bulunması, İttifak'ın mücadele ve müdahale alanını giderek genişletmiştir. Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) dış politikasındaki hedef ve eğilimlerin NATO'nun hedef ve eğilimlerine dönüşebilme potansiyelinin yüksek olduğu genel olarak gözlemlenen ve büyük ölçüde kabul gören bir değerlendirmedir. Bu çalışmada da, özellikle Soğuk Savaş sırasında ve 1990 ile ABD'nin Irak müdahalesini gerçekleştirdiği 2003 yılına kadar olan dönemde, ABD dış politikası ile NATO'nun ilgi, faaliyet ve söylemlerindeki değişim arasında doğru bir orantı olduğu kabul edilmektedir. Ancak son zamanlarda, ABD ile Avrupa Devletleri, özellikle de Almanya arasında NATO'nun rolü ve hedefleri açısından farklı tutumların varlığı ve Türkiye-ABD arasındaki müttefiklik ilişkilerinin sorgulanmasına sebep olan gelişmelerin yaşanmakta olduğu da unutulmamalıdır. Bu hususlar dikkate alındığında, bu çalışmanın temel iddialarından biri de mevcut konjonktür dâhilinde söz konusu doğru orantının ve Soğuk Savaş sonrasında “ortak tehdit”in yokluğunda İttifak'ı ayakta tutan “birlikte çalışabilirlilik (interoperability)”in azalma eğilimi gösterdiği tespitidir.
Ömer Faruk Kocatepe 2009 yılında kurulan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), eski adıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) beş üye devlet
-Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Özbekistan- ve iki gözlemci devlet -Türkmenistan ve Macaristan- arasındaki yoğunlaştırılmış iş birliğinin kurumsallaşması sonucunda yükselen bir güç olarak bölgesel ve küresel meselelerde önemli bir aktör konumuna gelmiştir. TDT, Türk devletlerinin ekonomiden siyasete, dış politikadan askerî ilişkilere kadar uzanan geniş bir yelpazede iş birliğini geliştirme ve bütünleşme iradesini ortaya koymaktadır. Bu irade ile üye ve gözlemci ülkelerin dış politika gündeminde artık öncelikli konu başlıklarından biri de Türk coğrafyası, Türk Dünyası olmuştur. Nitekim Türk Dünyası'nda kurumsallaşma, kurumsal iş birliği, mekanizma oluşturulması, izleme ve değerlendirme süreçleri bakımından önemli merhaleler kaydedilmiştir.
Bu eserde, Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri arasındaki ilişkilerin genel hatları ile askerî iş birliği boyutunun gelişimi ve olası iş birliği senaryoları kuramsal bir yapıda incelenecektir. Bunlara ek olarak da üye ülkeler arasında olası bir askerî ittifakın kurulması fikri üzerinde öneri, fırsatlar ve kısıtlılıklar ele alınmış, askerî ittifak modelleri önerilmiştir. Bu eser, TDT bünyesindeki askerî iş birliğinin bölgesel ve küresel düzlemlerdeki etkileri bağlamında ele alan ilk kapsamlı çalışma olmayı hedeflemesi açısından önem arz etmektedir.
Elinizdeki kitabın, TDT'nin Türk Dünyası'nda önemli bir aktör hâline geldiği ve Türk Dünyası ufkunun da yeniden biçimlendiği bir dönemde, bu ufkun içini dolduracak olan -tüm taraflarda- dinamik genç nüfusların heyecanına ve devlet kadrolarının gayret ve dikkatlerine katkılar sağlamasını umut ediyoruz.
Ali Onur Özçelik, Ayşegül Bostan, Barış Ateş, Bengü Çelenk, Didem Ekinci Sarıer, Dolapo Fakuade, Erdem Özlük, Erman Akıllı, Fazlı Doğan, Federico Donelli, Halil Kürşad Aslan, Haluk Karadağ, Hüsrev Tabak, İbrahim Kurnaz, İmren Kaygısız, İzzettin Artokça, Machiko Sato, Mehmet Özdemir, Miray Vurmay Güzel, Murat Çemrek, Mustafa Cüneyt Özşahin, Mürsel Bayram, Olusimbo Ige, Öner Akgül, Özgür Tüfekçi, Salih Doğan, Segâh Tekin, Sertan Akbaba, Sezai Özçelik, Tamer Kaşıkçı, Tuğba Bağbaşlıoğlu, Yasin Avcı, Yiğit Anıl Güzelipek, Yusuf Çınar Dış yardımların bir mefhum olarak uluslararası ilişkiler disiplini içerisinde kendisine yer bulması; II. Dünya Savaşı'nın nihayetlendiği döneme, yani savaş sonrasında ikiye ayrılmış Kıta Avrupa'sının yeniden inşası sürecine denk gelmektedir. Ancak söz konusu mefhumun ülkelerin dış politikalarında belirleyici bir pozisyona yükselmesi, şüphesiz Sovyetler Birliği'nin çözüldüğü ve tek kutuplu sistemin kurulduğu 1990'ların başıdır. Soğuk Savaş sonrasında oluşan yeni dünya düzeni içerisinde, devletlerin siyasi ve ekonomik altyapıları bakımından yeniden yapılandırılma sürecine girdikleri aşikârdır. Bununla birlikte eski Sovyet havzasında bağımsızlığını kazanan ülkelerin söz konusu dönüşüm sürecini atlatmak adına diğer devletlerden belirli oranlarda destek aldıkları da bilinmektedir. Söz konusu dönemden günümüze dış yardımlar, ülkelerin dış siyasalarında giderek artan bir öneme sahip olmuş ve insani yardımlar, kalkınma yardımları, eğitim yardımları, koruma sorumluluğu, insani müdahale gibi geniş bir yelpazeyi ifade eder hâle gelmiştir. Buna rağmen, Türkiye'deki uluslararası ilişkiler yazınında dış yardımlara ilişkin yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır.
Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından otuz dört yazarın katkılarıyla ortaya çıkan bu kitap, Türkçe yazındaki eksikliği gidermek ve Türkiye'de dış yardım konusu üzerine çalışma yapan ve/veya yapacak olan akademisyenlere (ve akademisyen adaylarına) kaynak oluşturmak amacıyla derlenmiştir. Bu kitabın derlenmesindeki bir diğer amaç ise dış yardım mevzusunun Türkiye ve dünya çeperinde geniş bir yelpazede incelenmesiyle kamuoyunda farkındalığın arttırılmasına katkı sunmaktır. Mevcut çalışmanın derlenmesindeki bir başka amaç ise dış yardımlar alanındaki literatürün Türkçe yazına kazandırılmasıdır.
Halil İbrahim Çelik Devletlerin maddi ve manevi varlıkları arasında insan kaynağı, birincil öneme sahiptir. Bu nedenle devletler, idealleri ve gelecek beklentilerine uygun insan yetiştirmeyi hayati önemde görmektedir. Bu bakış açısına uygun olarak devletler, gelecek hedefleri için insan kaynağı oluşturması beklenen eğitim programları geliştirmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Bloku’nun lideri olarak görülen Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın geri kalanını Amerikan idealleri ve çıkarlarına göre yetiştirebilmek için askerî güç ile birlikte eğitim, sağlık, sanat, spor gibi yumuşak güç unsurlarını da devreye sokmuştur. Soğuk Savaş döneminde ise yumuşak güç unsurları içerisinde eğitim daha önemli hâle gelmiştir. Bu kitapta, ABD ideallerini benimsemiş insan yetiştirmek amacıyla geliştirilen eğitim programları; amiral gemisi olarak nitelenen Fulbright Programı merkeze alınarak Türkiye ekseninde incelenmiştir.
Eğitim programlarının insan kaynağı yetiştirme ve toplumları dönüştürme etkisi, uluslararası eğitim iş birliği yolu ile yeni bir dünya kurma işlevleri, 21. yüzyıl paradigmasının anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Eğitim yoluyla, insan yaşamını etkileyen tüm araçları işe koşarak, kültür kaynağı bakımından tek merkezli bir dünya oluşturulmaktadır.
Arif Bağbaşlıoğlu, Aslı Topsoy, Ayşe Ataş, Ayşe Gülce Uygun, Bengü Çelenk, Burak Güneş, Burak Tangör, Cemre Pekcan, Ceren Kaya, Çağrı Emin Demirbaş, Çiğdem Pekar, Elnur Paşa, Erman Akıllı, Filiz Çoban Oran, Giray Sadık, Halit Hamzaoğlu, Haluk Karadağ, Levent Ersin Orallı, Mesut Kaçanoğlu, Moussa Hissein Moussa, Mürsel Bayram , Öner Akgül, Serhat Erkmen, Yücel Baştan Uluslararası konjonktürdeki değişimlerin uluslararası ilişkilerdeki etkilerinin en somut biçimde gözlemlendiği alanların başında şüphesiz güvenlik yer almaktadır. Uluslararası bağlamda tehdit algılamalarında gerçekleşen farklılaşmalar, tehdide ilişkin tanımlamaların ve uluslararası aktörlerin davranış biçimlerinin de dramatik şekilde değişmesine yol açmaktadır. Bu değişimin en açık örnekleri uluslararası örgütlerdir, zira uluslararası konjonktürde büyük değişimlerin olduğu dönemlerde uluslararası örgütlerin görev tanımlarını yenileyerek bazı görev alanlarını değiştirdikleri birçok örnek mevcuttur. Bu çerçevede Birleşmiş Milletler'in (BM) insan güvenliği ve koruma sorumluluğu kavramı çerçevesinde attığı adımlar; NATO'nun, varlığını devam ettirmek için bir dönüşüm sürecine girmesi; Avrupa Birliği'nin (AB) ortak güvenlik ve savunma politikası bağlamındaki faaliyetleri; uluslararası konjonktürdeki değişimlere duyarlı uluslararası güvenlik anlayışı ile uluslararası örgütler arasındaki güçlü bağlantıyı gösteren örneklerdir.
Bu eserde, uluslararası güvenlik ile uluslararası örgütlenme arasındaki bağlantının doğasına, uluslararası güvenliğin sağlanması hususunda uluslararası örgütlerin rollerine ve bu rollerin niteliğine odaklanılmıştır. Değişim olgusunun hız ve boyutunun insanlık tarihinde eşi görülmemiş bir ivmeye ulaştığı günümüz dünyasında salgın hastalıklar, ekonomik krizler, terörizm, iklim değişikliği gibi birçok tehdit, uluslararası güvenlik algısının çok daha hızlı biçimde değişmesine yol açmaktadır. Bu kapsamda bu eserde; güvenlik yönetişimi, güvenlikleştirme, savaş, istihbarat, küreselleşme, iklim güvenliği, göç, insani müdahale gibi yeni ve eski kavramlar ve süreçler ile bunların birçoğunun oluşumunda rolü olan BM, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı, NATO, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü, Şangay İş Birliği Örgütü, Afrika Birliği gibi örgütler incelenmiştir. Uluslararası güvenliği ve uluslararası örgütleri bütüncül bir yaklaşım benimseyerek birlikte ele alan bu eserin; uluslararası ilişkiler eğitimi alan lisans ve lisansüstü öğrencilere, uluslararası güvenlik, uluslararası örgütler konusunda çalışan akademisyenlere ve bu konulara ilgi duyan tüm okuyuculara katkı sağlayacağını ümit ediyoruz.
Abdulkadir Develi, Ahmet Hüsrev Çelik, Aslıgül Sarıkamış Kaya, Demet Şefika Mangır, Fazlı Doğan, Gül Seda Acet İnce, Halis Ayhan, Hüsrev Tabak, Kürşat Kan, Muhammet Cemal Şahinoğlu, Nezir Akyeşilmen, Ramazan Gözen, Şaban Halis Çalış, Tevfik Orkun Develi, Yiğit Anıl Güzelipek, Zerrin Savaşan Bu kitapta yer alan makaleler uluslararası örgütlerle devletler arasındaki ilişkilerin doğasını anlamayı amaçlamakta; uluslararası örgütlerin, uluslararası sistem ve başta dış politika olmak üzere devlet politikaları; devletlerin de sistem ve örgütler üzerindeki rolünü, etkisini ve ağırlığını derinlikli bir biçimde ve eleştirel olarak analiz etmeye çalışmaktadır. Uluslararası sistem ve örgütlerin devletçi yapılarına ve aralarındaki simbiyotik ilişkiler ağına dikkat çeken bu kitap özellikle ulusalcı-devletçi elitlerin kullandıkları söylemlerin gerçekte sadece mevcut düzeni ve kendi iktidarlarını sürdürmek için en kutsalı bile sömüren nasıl birer araç olduklarını ortaya koyuyor. Bu kısır döngüden çıkmak için de güçlü bir dip dalga olarak varlığını sürdüren "küresel" imkân ve fırsatlara örnekleriyle işaret ediyor.
Hüsamettin Tos Bugün, yerküre hızlı bir değişim sürecinden geçmektedir. II. Dünya Savaşı ardından oluşan iki kutuplu uluslararası yapı çökmüş ve yeni bir uluslararası düzenin oluşturulması yönünde eğilimler başlamıştır. Bu eğilimler arasında en belirginlerinden birisi küreselleşme-bütünleşme veya ''tek dünya sistemi'' oluşturma şeklinde nitelendirilen eğilimdir. Ancak yaşadığımız uluslararası ortamda bu eğilim; parçalanma, bölgeselleşme ve yeni milliyetçilik akımlarının ortaya çıkmasıyla birlikte yürütülmektedir. Kısaca, bütünleşme ve parçalanmanın iç içe geçtiği ve birlikte geliştiği bir uluslararası ortam şekillenmeye başlamaktadır. Bu parçalanmalar ve birleşmeler sonucunda uluslararası örgütlerin önemi ve etkinlikleri yeniden tartışılmaya başlanmıştır.
Uluslararası örgütlerin en önemli girdilerinden biri insan kaynaklarıdır. Bir örgütün başarısı örgütün sayı ve nitelik bakımından yeterli insan gücüne sahip olmasına ve bunun etkin olarak kullanımına bağlıdır. Uluslararası örgütlerde karşımıza çıkan en önemli unsur, değişik nitelik ve yapıdaki insan kaynaklarının uyumlu ve etkin olarak istihdam edilmesi ve örgütün amaç ve hedeflerine kolaylıkla ulaşılabilmesini temin etmektir. Ulusal kuruluşlarda hiçbir bir zaman problem olmayacak birçok konu uluslararası kuruluşlarda sorunlar zinciri olarak kendisini göstermektedir.
Ali Gök, Aytekin Cantekin, Çiğdem Erdem, Demirhan Fahri Erdem, Fikret Baykalı, İzzet Koncagül, Mahir Terzi, Mehmet Bora Sanyürek, Mehmet Çağatay Güler, Mehmet Şahin, Serkan Yenal Uluslararası ilişkiler disiplini, yeni bir disiplin olarak değerlendirilmekle beraber Antik Dönem’den beri ulaşılan pek çok metinde, disiplinle ilgili konuların işlendiği görülmektedir. Yazılı antlaşmalar, savaş ve güvenlikle ilgili eserler, ideal devletin nasıl olması gerektiğine ilişkin yazılar gibi pek çok konu, uluslararası ilişkilerin çok eski dönemlerden beri düşünülen ve uygulanan bir alan olduğunu göstermektedir.
Uluslararası ilişkilerin uygulama alanı, sanılanın aksine sadece diplomasi ve devletler değildir. Güvenlikten siyasete, ticaretten sağlığa pek çok konu uluslararası ilişkilerin inceleme konusu hâline gelmiştir. Geçmişte devlet odaklı bir disiplin, günümüzde devletin yanında bireyleri, şirketleri, uluslararası örgütler gibi pek çok hususu inceleme nesnesi hâline getirmiştir.
Uluslararası ilişkilerle ilgili temel kavramlar, uluslararası ilişkiler teorileri, devlet, uluslararası örgütler, jeopolitik teorileri ve Türkiye jeopolitiği konularını içeren kitap, alanda eksikliği hissedilen Türkçe kaynak oluşturmak amacıyla hazırlanmıştır. Bölüm yazarları seçkin üniversite ve kurumlarda görev yapmış ya da hâlen yapmakta olan hocalardan seçilmiş olup bu hocalar, teori ve uygulama tecrübelerini, yazdıkları bölümlere yansıtmışlardır.
Kitap, disipline ilgi duyan öğrenci ve akademisyenlerle birlikte alanda faaliyet gösteren resmî kurum ve özel sektör temsilcilerine, aynı zamanda da genel okuyucuya hitap edecek bir formatta hazırlanmıştır. Kitabın disipline katkı sağlaması dileğiyle…
Doğan Şafak Polat İnsanlık tarihi boyunca her dönemde varlığını devam ettiren terörizm, değişen ve gelişen koşullara uyum sağlayarak uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye düşüren en ciddi tehditlerden birisi hâline gelmiştir. Günümüzde terörizm ulusal sınırları aşmış ve uluslararası terörizm biçimine dönüşmüştür. Hiç şüphesiz terörizmin ulusal sınırları aşması ile birlikte içeriği ve boyutları da büyük ölçüde değişmiş ve daha karmaşık bir güvenlik sorunu hâline gelmiştir. Öyleyse bu sorun nasıl çözülebilecektir?
Uluslararası terörizmle mücadele ancak uluslararası sorunların tartışıldığı küresel bir kurum yolu ile yapılabilir. BM örgütü, evrensel karakteri ve kapsamlı faaliyet alanı ile ortaya çıkan küresel problemlerin tanımlanması, müzakere edilmesi, ortak yaklaşımlar belirlenmesi ve verilen kararların uygulanması için harekete geçilmesi anlamında devletlerin bir araya geldikleri mevcut tek platformdur. Ancak uluslararası terörizmle mücadelede BM'nin başarılı olduğunu söyleyebilmek güçtür.
Bu kitapta, BM örgütünün mevcut yapısı, uluslararası terörizmle mücadeledeki rolü, bu konudaki başarısızlığının nedenleri ve temel organları vasıtasıyla izlediği stratejileri ortaya konulmaya çalışılmıştır.