Sağlık Psikolojisi \ 1-1
Zeynep Turhan Aile içi şiddetin son bulması için pek çok kurumun bir arada ve koordineli bir şekilde çalışması gerektiği literatürde sürekli vurgulanan bir noktadır. Buna rağmen uygulamalardaki yetersizlikler ve başarısızlıklar karşımıza çıkmaktadır. Bu kitap, muhtemel yetersizlikleri ve zorlukları göz önünde bulundurarak aile içi şiddet fail müdahale programlarını uygulamaya koymanın aile bireyleri ve toplum için faydalı olacağını hatta hayati bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. Bunun ötesinde bu eser kapsamında sunulan Sağlıklı ve Saygılı Davranış Geliştirme Programı ile aile içi şiddet failleri için müdahale çalışmalarının başlatılması önerilmektedir. Böylece aile içi şiddetin temel sorunu olan şiddete başvurmuş kişilere sorumluluk verilmiş olacaktır. Özellikle bu kişilerin müdahale programına katılması zorunlu tutularak davranış değişimine davet edilmesiyle kendi içlerinde ruhsal olarak iyileşmeleri ve yakın ilişkilerinde sağlıklı ve saygılı davranışlar geliştirmeleri hedeflenmektedir.
Bryan S. Turner Beden ve Toplum şimdi her zamankinden daha iyi... Turner, felsefi ve teolojik özlemleriyle organik ve kültürel köprüler kuruyor: sonuç, bedenlerle –erotikten açlık çeken bedenlere, çalışandan arzulayan bedenlere– harmanlanan bir toplumun etkili bir analizi.
Anthony Elliott, Flinders University
Bryan Turner, kendimiz ve bedenlerimiz hakkında düşünme şeklimizde devrim yarattı. Bu baskı... daha fazla entelektüel büyüme ve gelişme göstermektedir; yenilikçi fikirler zaten klasik bir anlayışı haber vermektedir. İnsan bedeni hayatımızın en bariz materyalidir; bu kitap, yirmi birinci yüzyılda bedenin anlamları hakkındaki bilgimizi derinleştirmemize olanak sağlamakta ve kendimiz için sunduğumuz ve kendimiz için inşa ettiğimiz olasılıkların (hem olumsuz hem de olumlu) eksiksiz ve özgürleştirici bir açıklamasını sunmaktadır.
Mary Evans, London School of Economics
Bu, beden sosyolojisini meşru bir araştırma alanı olarak yeniden açtığını iddia edebilecek bir kitabın tamamen revize edilmiş bir sürümüdür. Her bölümü revize edilmiş ve güncellenmiş olan, konunun tüm yönleri için eşsiz bir rehberlik sağlayan bu kitapta, alandaki son değişiklikleri ve Turner’ın kırılganlığın merkeziliği üzerindeki gelişimini yansıtan yeni materyaller bulacaksınız.
Kendinden emin ve yenilikçi olan bu kitap, alanın önde gelen yazarlarından birinin beden sosyolojisi üzerine en yetkili çalışma bildirisini sunmaktadır.
İkinci basım için övgü:
“Bu kitap, bedenin ve bedensel deneyimin sağladığı açıklamaların yeniden değerlendirilmesine ve eleştirel olarak karşılaştırılmasına yardımcı olacak şekilde yazılmış sosyal ve sosyolojik düşünceyi teşvik edici bir genel bakış sunuyor... Bu da değerli ve düşündürücü bir kitap olmasını sağlıyor.” –Medical Sociology News
“Analizi zorlayıcı olmaya devam ediyor... Kitap ilginç, iyi yazılmış ve güncel” –Health
A. Teyfur Erdoğdu, İrvin Cemil Schick, Kadir Canatan, Murat Beyazyüz, Murat Dinçer Çekin, Mustafa Tekin, Nazife Şişman, Süheyb Öğüt İLEM Toplum Çalışmaları Grubunun günümüzde algılanan beden üzerindeki tartışmaların farklı disiplinler penceresinden sonuçlarını tahlil etmek üzere tertip ettiği Bedenin Anlamı ve Sınırları başlıklı seminer dizisinin tebliğleri Senanur Avcı ve Nuriye Kayarın editörlüğünde yayına hazırlandı. Çalışma, sosyolojinin yeni ve müstakil bir alanını oluşturmasıyla bilimlerin nesnesi haline dönüş en bedenin, Irvin Cemil Schick, Kadir Canatan, Mustafa Tekin, Murat Çekin, Murat Beyazyüz, Nazife Şişman, Süheyb Öğüt, Teyfur Erdoğdu gibi önemli ilim adamlarının gözüyle ilahi anlayıştan uzaklaşarak seküler bir "beden”e doğru sürükleniş hikâyesinden kesitler sunuyor. Eser, sadece bireyin varoluş ve mahremiyet alanı olmaktan çıkmış "beden'in değişen anlamı ve sınırları üzerine düşünmeye davet ediyor.
A. Gülden Pekcan, Aliye Özenoğlu, Çağatay İnam Karahan, Erhan Akarçay, Funda Şensoy, H. Hüsrev Hatemi, Metin Saip Sürücüoğlu, Muhittin Tayfur, Polat Tuncer, Selahattin Dönmez, Türkan Kutluay Merdol Beslenme ve Diyetetiğin Sağlık Bilimleri ile ilişkisi ve sağlık üzerine etkileri iyi bilinmesine rağmen Sosyal Bilimler ve insan psikolojisi ile ilişkisi çok iyi bilinmemektedir. Bu düşünceden yola çıkarak, bu alandaki eksikliği gidermek ve Beslenme ve Diyetetik alanına yeni bir boyut kazandırmak amacıyla ortaya çıkmış
olan bu kitap, alanındaki ilk kitap olma özelliği taşımaktadır.
Beslenme ve diyetetiğin sağlık dışı disiplinler ile ilişkisini inceleyen bu ilk kitap, Toplum ve Kültür Sorunu Olarak Beslenme; Tarihsel Süreçler ve Beslenme; Diyetisyenlik ve Meslek Etiği; Beslenme ve Sağlık Politikaları; Beslenme, Sanat ve Diyetisyen; Sanatın McDonaldlaşması; Beslenmenin Sosyolojisi; Beslenme Psikiyatrisi; Örgütlerde İnsan Kaynakları Yönetimi ve Beslenme; Turizm ve Beslenme; Beslenme ve Medya olmak üzere toplam 11 bölümden oluşmuştur. Bölümlerde sunulan bilgiler okuyucuya önemli bilimsel katkılar sağlaması yanında, özellikle bazı bölümler sürükleyici bir roman tadında ve keyifle okunacak niteliktedir. Bu özelliği ile beslenmenin bir bilim ve sanat olduğunu da doğrulamaktadır.
“Beslenme ve Diyetetiğin Psikososyal Boyutu” isimli bu kitap; başta diyetisyenlere, Beslenme ve Diyetetik Bölümü öğrencilerine, ayrıca Beslenme ve Diyetetiğin ilişkili olduğu Sosyal Bilimler alanı mensuplarına yol gösterici, disiplinleri kaynaştıran yeni çalışmalara ışık tutacak bir kaynak eser niteliğindedir.
Barbara A. Wilson, Jill Winegardner, Fiona Ashworth Bu kitapta, hem beyin hasarından kurtulan kişilerin hem de profesyonellerin gözünden hastalık ve iyileşme süreçlerinin öykülerini bulabilirsiniz. Kurtulanların hasardan önceki hayatları, rehabilitasyon yolculukları ve bu yolculukta karşılaştıkları ile bu alanda çalışan uzmanların pratiğe yönelik uygulamaları ve teorik tartışmalarını birleştiren kitap, sürecin etkileşime ne kadar dayalı olduğunu bir kez daha vurguluyor. Tüm bunların yanı sıra beyin hasarından kurtulanların anlamlı hedeflere ulaşmalarına yardımcı olmak için pratik yaklaşımlar sunarken; rehabilitasyonda çalışan herkesin, bütünsel beyin hasarı rehabilitasyonunda yer alan ilkeleri ve bu ilkelerin teori ve modellerle nasıl birleştiğini anlamalarına yardımcı olmayı hedefliyor. Kitap, beyin hasarı sonrası hayatta kalan insanlar için hayatı daha yönetilebilir kılmakla ilgili en son teoriler ve uygulamalar hakkındaki bilgileri genişletiyor. “Beyin Hasarı Sonrası Yaşam: Kurtulanların Öyküleri”; klinik psikologlar, nöropsikologlar, beyin hasarından kurtulanlar, akrabalar, arkadaşlar veya bakım verenler ve beyin hasarıyla ilgilenen herkes için güzel bir kaynak olacaktır.
Seval Bekiroğlu Bu kitapta, ağır ruhsal hastalığa sahip bireylerin sosyal işlevselliği tüm yönleriyle derinlemesine incelenmiştir. Kitaptaki bilgiler, bu bireylerin sadece zorlu bir hastalık süreci ile baş etmediğini, bir yaşam mücadelesi verdiğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir. Sosyal işlevselliğin, bu bireyler için anlamının önemli bir tanı kriteri veya iyileşme göstergesinden öte bir yaşam mücadelesi meselesi olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle ağır ruhsal hastalığa sahip bireylerin sosyal işlevselliğine dair zengin ve sorulara yanıt veren bir kaynak niteliğinde olan bu kitap; ağır ruhsal hastalığı olan bireylere, ailelerine, toplum ruh sağlığı alanında ve hizmet birimlerinde çalışan multidipliner tüm meslek elemanlarına, politika yapanlara, sosyal hizmet çalışanlarına yönelik bilgi ve uygulamaya dönük yeni bakış açıları kazandıracaktır. Yazarın sosyal hizmet alanındaki bilgisi, deneyimi, becerileri ve bunları aktarması, teori ile uygulamanın zenginliklerini ve ilişkilerini anlamanıza yardımcı olacaktır.
Adem Sağır, Erdener Gülenç İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde en çok konuşulan konular arasında yer alan laboratuvar çalışmaları, bilim insanının laboratuvardaki “egzotik” dünyasına yeniden odaklanılmasına ve bilim-toplum ilişkisinin yeniden gündeme getirilmesine neden oldu. Tüm dünyada ortaya çıkan ve artan aşı tartışmaları ile laboratuvarın kendisinin bir nesne olarak toplumsal alanda farklı örüntüler açığa çıkarması, öznenin ötesine uzanan bir anlam arayışını da kaçınılmaz kıldı. Aktör ağ teorisi, salgınlar çağında ortaya çıkan toplumsal davranışları ve tutumları açıklamak için kullanışlı durmaktadır. Çünkü artık Ulrich Beck'in risk toplumu yaklaşımı, bugünün dünyasını açıklamak için yeterli değildir. Beck'in, Baudrillard'ın, Foucault'nun ve Bauman'ın mirasının öldüğü bir çağa adım attık. Bugünü açıklamak ve geleceği konumlandırmak için daha fazlasına ihtiyacımız var görünüyor.
Pandeminin başlangıcı, ortası ve sonu varsa her üç evrenin de ortak noktası bilime, doktorlara ve siyasetçilere güvensizliğin aşı tereddütünü besleyen bir damar olmasıdır. Bu ortaklık; çiplerle dünyayı ele geçirmeye çalışan devletlerin varlığına, ilaç şirketlerinin üzerinden zenginlerin daha zengin olacağı bir sürecin yaratıldığına iman eder vaziyette inanan tipolojileri karşımıza çıkardı. Bu noktalar bize, pandeminin sonrasını konuşmak için "aşı tereddütü" kavramının oldukça kullanışlı olduğunu göstermektedir. Çünkü dünyanın düz bir tepsi olduğuna ya da öküzün boynuzları üzerinde durduğuna inanan eski zaman dünya görüşüyle, aşılara yerleştirilmiş çiplerle dünyayı ele geçirmek isteyen güçlerin varlığına inanan şimdiki zamanın dünya görüşü aynı paydada birleşiyor.
Mustafa Ün, Sinem Yegül, Burcu Çoşanay, Ramazan İnci, Mehmet Akit Kay, Oğuz Emre, Rukiye Arslan, Ramazan inci, Oğuz Emre, Ruhigül Turan, Merve Betül Ataş, İlhan Çiçek, Ayşegül Ulutaş, Serpil Pekdoğan, Merve Yıldız, Şahin Göğebakan, Mine Ayanoğlu, Burcu Çoşanay, Ayşegül Ulutaş, Ayşenur Kurçak, Mehmet Akil Kay, Oğuz Emre, Cihangir Kaçmaz, Nurcan Alagöz, Neda Akçalı, Suna Tarkoçin, Oğuz Emre Bu kitap, hastanede görev yapan çocuk gelişimcilere, pediatri hemşirelerine ve bu mesleklerin adaylarına çocuk hasta ile çalışmalarında rehberlik edecek niteliktedir. Kitapta, hastane sürecindeki çocuğa yaklaşım ile ilgili genel bir bakış kazandırmanın yanı sıra hastanede kalış ve yatış sürecinde çocuklarla ve ebeveynleriyle nasıl bir yol izleneceği ile ilgili gerekli bilgi ve uygulamalar yer almaktadır.
Çocukluk döneminde hastanede yatış hem ebeveyn hem de çocuk için zor bir süreçtir. Hastaneye yatış sürecinde çocukların korku ve endişelerini azaltmak için ve karşılaşacakları sorunlarla başa çıkmayı öğrenmeleri için yapılan çalışmalar önemli rol oynamaktadır. Tüm bu süreçlerde çocuk gelişimcilere, pediatri hemşirelerine ve ebeveynlere önemli görevler düşmektedir. Hastanede görev yapan çocuk gelişimciler, pediatri hemşireleri hem çocuk hem de anne babalar için sağlık hizmetlerinde önemli rol oynayan kişilerdir. Bu noktadan hareketle, çocuk gelişimcilerinin ve adaylarının, pediatri hemşirelerinin ve adaylarının hastanede çalışmalarına ışık tutacak şekilde hazırlanan bu eser alanda önemli bir kaynak niteliğindedir.
Hande Çelikay Söyler Demans; kişinin günlük yaşantısını sürdürmesini engelleyen ve normal yaşlanmaya göre beklenenden daha yüksek bilişsel ve davranışsal bozukluklar ile karakterize çeşitli hastalıklar için kullanılan şemsiye bir terimdir. 2019 yılında dünya çapında 55,2 milyon olduğu varsayılan demans hastasının; 2030 yılında 78 milyon, 2050 yılında ise 139 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.
Demans, her ne kadar hastalığı yaşayan kişiyi etkilese de, bu hastalığa şahit olan ve bakım veren yakınlarında da sıkıntılara sebep olmaktadır. Hastalığın ilerleyişine tanık olmak ve psikolojik, fiziksel ve maddi anlamda sorumlulukların artması, hem yakın aile üyeleri hem de hastalıktan etkilenen sevdikleri için oldukça zorlu bir süreç olarak kendini göstermektedir.
Bu kitap kapsamında demans tanısı almış 15 hasta yakınıyla görüşmeler yapılmıştır. Demans hastalığının ne olduğu, bu hastalığın bakım verenleri nasıl etkilediği, hastalıkla baş etmek için neler yapılabileceği ve benzer durumları yaşayan hasta yakınlarının deneyimlerini kendi ağızlarından dinleyeceksiniz.
Jane Ogden Neden bazılarımız fazla kiloludur?
Neden kilo vermek çok zordur?
Sağlıklı beslenme alışkanlığını nasıl benimseyebiliriz?
Diyet Psikolojisi kilo alımı ve diyet yaparken karşılaşılan zorlukların nedenlerini, detaylı ve düzenli bir şekilde inceler. Kitap, yanlış beslenmemizi tetikleyen kavramsal, duygusal ve sosyal nedenleri incelerken aynı zamanda iyi beslenmenin ne anlama geldiğini değerlendirir. Ruh hâlimizi çözümlerken, sağlıksız alışkanlıklarımızı nasıl değiştirebileceğimizi ve nasıl kilo verebileceğimizi bize gösterir.
Hande Çelikay Söyler Esrar, dünyada en yaygın kötüye kullanılan yasa dışı maddedir. Kullanımı, çeşitli nörobilişsel bozukluklara yol açar; belli bir kelimenin veya belli bir hikâyenin belleğe geri çağrılarak aktarılmasını olumsuz yönde etkiler. Sorun, öğrenilerek kısa süre için bellekte tutulan bilgilerin geri çağrılması yani kısa süreli bellek ile ilişkilidir. Esrar ve türevlerini kullananlarda elli dakikadan daha fazla dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi esnasında uyanıklık ve dikkatin sürdürülmesinde sorunlar meydana gelir. Dozuna, kullanılış yoluna ve kullanan kişinin duyarlılığına göre özellikle dikkat gerektiren görevlerin yerine getirilmesi ile ilişkili performansı olumsuz yönde etkiler.
Sentetik kannabinoid (Jamaika, Bonzai) ilk olarak 1990'larda tıbbi amaçlı olarak laboratuvar ortamında üretilmiştir. Fakat sentetik kannabinoidler (SK) zaman içinde psikoaktif etkileri nedeniyle “yasal uyuşturucular” adı altında kullanılmaya başlanmış ve yaygınlaşmıştır. SK, kullananlarda farklı etkiler oluşturabilir. Bazı kişilerde aşırı sedasyon (uyuşukluk ve uyku hâli), kendinden geçme, hissizleşme ve zaman-mekân algısının bozulması gibi etkiler oluştururken bazı kişilerde şizofreniyi taklit eden aşırı hezeyanlar, ajitasyon, kendine ve çevresine zarar verme ve gerçeğe yakın hayaller görme gibi belirtiler ortaya çıkarabilir. Öte yandan SK kullanımı sonrası ani beyin kanamaları, kalp krizleri ve bunlara bağlı ölümler de görülmektedir.
Bu kitapta, esrar ve sentetik kannabinoidler ile ilgili temel bilgilerin yanı sıra bilişsel işlevlerde sebep oldukları kayıplar üzerinde durulmuştur.
İ. Volkan Gülüm, Gonca Soygüt Pekak Günümüzde sayısı giderek artan ve belli bir kuramsal alt yapıya dayanan veya birbirinden türetilen bir çok psikoterapi yaklaşımı doğmaktadır. Ancak hangi psikoterapi yaklaşımının diğerinden üstün olduğu henüz çözülememiştir. Yine de bazı terapistlerin diğer uygulamacılara göre daha etkili olduğu araştırmalarla gözler önüne serilmektedir. Psikoterapi yaklaşımlarını ana iki başlığa ayırdığımızda teknik yönelim ve ilişkisel yönelim olarak konumlandırabiliriz. Kitabın içerik yapısında ilişkisel bir psikoterapi yaklaşımı sunulmakta ve bu yönelimin arka planı tarihsel araştırmalarla desteklenmektedir. İki ana yapıya sahip olan bu kitabın ilk bölümünde terapötik ittifak ile ilgili nitel araştırmaların bilgileri sunulmaktadır. İkinci bölümde ise ilk bölümde bahsi geçen zengin çalışmaların bilgileri doğrultusunda uygulama örnekleri incelenmektedir. Ülkemizdeki psikoterapistlerin ilişkisel yönelim ve yaklaşımlarının incelendiği, terapi seansları arasındaki süreçlerin gözden geçirildiği, görüşmeler içerisindeki tıkanma anlarında kullandıkları tekniklerin incelendiği bir dizi psikoterapi araştırması yürütülerek hazırlanan bu kitap içeriği Türkiye’nin ilklerinden olma özelliğini taşımaktadır.
Kübra Koç Çoğunlukla kadınlarda görülen ve en önemli belirtileri kronik yaygın kas iskelet sistemi ağrısı ve yorgunluk olan fibromiyalji sendromunun tanı kriterleri son yıllarda değişiklik göstermiş olsa da hâlâ gizemini ve anlaşılmazlığını sürdürmekte olup aynı zamanda ruhsallık ve beden arasındaki ayrılmaz ilişkinin çarpıcı bir görünümünü sunmaktadır. Bu kitapta, fibromiyalji sendromlu kadın hastaların ruhsal işleyişlerinde, ağrılı ve acıyan, tükenmiş bir bedene dair deneyimlerinin ruhsal ekonomilerindeki anlamı keşfedilmeye çalışılmıştır. Psikosomatik işleyiş biçimi açısından da düşünüldüğünde fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda son derece kritik bir role sahip olan duygulanım ve temsilin önemi ile bunların birbirine bağlanabilme kapasitesi ve duyumsal deneyimin rolü, projektif testlerin de aracılığıyla sorgulanmıştır.
Duyumsallığın, fibromiyalji sendromunda projektif testler aracılığıyla hiç çalışılmamış olması dikkate değer bulunmuştur. Böylece bu kitap; alanında bir ilki gerçekleştirerek, fibromiyalji hastalarıyla duyumsallık kavramı çerçevesinde psikanalitik ve psikosomatik kuramlar ile projektif testler alanını birleştirerek, bu alanda yapılacak yeni çalışmalara yol gösterecektir.
Kitabın ilk bölümünde, fibromiyalji sendromu hakkında psikanalitik psikosomatik açıdan kuramsal bilgiler paylaşılmıştır. İkinci bölümünde, psikosomatik alandan katkılarla fibromiyalji sendromu konusundaki yenilikçi gelişmeler sunulmuştur. Üçüncü bölümde, duyumsallık hakkındaki psikanalitik açıdan görüşler ele alınmıştır. Son bölümde ise fibromiyalji sendromunun projektif testler aracılığıyla duyumsallık ve psikosomatik işleyiş ile olan bağı, kapsamlı olarak ele alınmış ve paylaşılan olgu örneklerinin projektif testlerdeki içerik yorumlarıyla bu bağ zenginleştirilerek sunulmuştur.
A. Elif Yavuz Sever Bu kitap, en önemli belirtileri kronik yaygın kas iskelet sistemi ağrısı ile yorgunluk olan fibromiyalji sendromunu, projektif testlerin katkısıyla negatif kavramı ve ölüm dürtüsü kapsamında psikanalitik olarak açıklamayı hedeflemektedir. Genellikle kadınlarda ortaya çıkan bu “yeni” hastalığın nedenlerinin tam olarak bilinmemesi hastalığın gizemini artırmakta ve etkili olabilecek ruhsal faktörleri akla getirmektedir. Hastalığın nedenlerine ilişkin belirsizliğin devam ediyor olması, tedavi konusunda da yeni yaklaşımların geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Projektif testler aracılığıyla fibromiyalji hastalarıyla çalışarak ruhsal ve bedensel acının anlaşılmasına yönelik yeni bir bakış açısı sunmayı hedefleyen bu kitabın birinci bölümü, psikanalitik kuramın da katkısıyla tarihsel olarak ağrıya yönelik yaklaşımlar ile başlayarak fibromiyalji sendromunun açıklanmasını içermektedir. Güncel tanı ve teşhis kriterleri ile tedavi modeli de bu bölümde yer almaktadır. Ayrıca projektif testler ile fibromiyalji sendromuna ilişkin güncel psikanalitik çalışmalardan da söz edilmektedir. İkinci bölüm, yaşamın erken dönemindeki anne kız ilişkisini psikanalitik kuram içinde değerlendirmektedir. Üçüncü ve dördüncü bölümler ise ölüm dürtüsü ile negatif kavramlarının psikanalitik kuram bağlamındaki öneminden bahsetmektedir. Beşinci bölüm, fibromiyalji hastalarının projektif test sonuçlarının negatif kavramı ve ölüm dürtüsü bağlamında psikanalitik kurama göre yorumlandığı ve psikosomatik kuramın da katkısıyla değerlendirildiği olgu örneklerini içermektedir. Kitabın son bölümü ise araştırmanın sonuçlarına dair genel bir değerlendirmeyi içermektedir.
Gülşen Filazoğlu Çokluk Engellilik, sadece bir sağlık sorunu değildir; aynı zamanda özel gereksinimli bireyler ile kişisel ve çevresel faktörlerin etkileşimidir. Engelli bireylerin karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmek, çevresel ve sosyal engelleri ortadan kaldıracak müdahaleleri gerektirmektedir. Bu noktada yapılacak müdahaleler içerisinde yer alan eğitim ve rehabilitasyon sürecinde psikolojinin büyük bir önemi bulunmaktadır. Psikoloji; insanların nasıl düşündüğünü, davrandığını ve öğrendiğini etkileyen biyolojik, sosyal ve çevresel etkilerin incelenmesidir. Psikolojinin özel gereksinimli bireyleri anlama, açıklama, tahmin etme, kontrolü sağlamalarına destek olma ve sorunlarını çözmede önemli katkıları vardır. Bu kitabın en önemli amaçlarından biri, özel gereksinimli bireylerde psikolojiye dikkat çekmek ve sahip oldukları tanının özelliklerini öğrenmek suretiyle psikolojik destek ihtiyacının da karşılanması konusunda planlamalar yapılmasına ışık tutmaktır. Bu kitap, fiziksel engellilere ait tanı ve tedavi ile birlikte okuyuculara özel eğitim ve psikoloji alanında da kaynak sağlayacaktır. Kitap; aileler, psikologlar, özel eğitim uzmanları ve özel gereksinimli bireyler ile çalışan tüm profesyoneller için bir rehber niteliğindedir.
Üzeyir Ok, Zümrüt Gedik, Zehra Erşahin Din psikolojisinin uygulama alanlarından manevi bakım ve danışmanlık, değişik koşullarda insana yönelik hizmette güçlü bir potansiyele sahiptir. Dinler ve manevi geleneklerin; onlara mensup olan insanlar için yaşamın zorluklarıyla başa çıkmada, hayatı anlamlandırmada, kendini bir sosyal gruba ait hissetmede, bir kimlik oluşturmada ve sağlıklı yaşamı seçmede önemli rollere sahip olduğu bilinmektedir. Diğer taraftan, zor koşullarda yaşayan insanlara yönelik yardım etme ve bakım verme evrensel bir insan güdüsüdür. Gönüllülük esasına bağlı olarak karşılıksız yardım etmek, hemen hemen bütün yaşam felsefelerinde ve dinî-manevi geleneklerde erdem olarak görülür.
Türkiye'de, insana yardım hizmeti ile din-maneviyat konusunu bir araya getiren manevi bakım ve danışmanlık alanında yapılan çalışmalar son 10 yılda bir ivme kazanmıştır. Ancak konuyu bütüncül ve derinlemesine ele alan ve de bilimsel temele vurgu yapan çalışmalar oldukça azdır. Hastanelerde hastalara yönelik manevi bakımla ilgili bu kitap, hem ampirik bir zemin oluşturma bakımından hem de belirli bir alana tahsis edilmiş olması bakımından mevcut çalışmaları bir adım ileriye taşıma niyetindedir.
Kitapta maneviyatın insan ruh ve beden sağlığı üzerindeki etkisi detaylı açıklandıktan sonra çalışmada hastaların manevi bakım ihtiyaçları hasta olmayan gruplarla karşılaştırılmış, hâlen manevi bakım uygulaması yapan din görevlilerinin kendilerini ve yaptıkları işleri algılama düzeyleri, yeterlilikleri, yeterliliklerde etkili olan kişilik boyutları ve alan deneyimleri derinlemesine ele alınmıştır. Bunların yanında bu kitapta, elde edilen ampirik bulgular ve literatür bilgisi doğrultusunda bir hastane manevi bakım çalışma modeli oluşturulmaya çalışılmıştır.
Yıldırım Beyatlı Doğan Sağlık ve hastalık aynı devamlılık süreci içinde yer alır. Bu süreç sağlığın hastalığa doğru dönüşüp değiştiği niteliksel özler taşımaktadır. Sağlığın hastalığa doğru dönüşüp değiştiği bu süreci en iyi biçimde açıklayan yaklaşım biyopsikososyal yaklaşımdır. Hastalıkları açıklarken kullanılan tümleştirilmiş nedensellik, hastalığa müdahale ve hastalığı iyileştirmede kullanıldığında toplamında tümleştirilmiş sağlık hizmeti ortaya çıkmaktadır.
Sağlık meslek alanı içinde farklı meslekler vardır. Ortak amaç sağlık hizmeti sağlamaktır. Sağlık hizmetinin odağında insan vardır. İnsan farklı sağlık meslek kişileri açısından farklı görünürlükler taşımaktadır. Farklı görünürlükleri tek bir hasta kimliğinde tümleştirebilmek sağlık hizmeti açısından önemlidir. Söz konusu önem yaşama yansırken Davranış Bilimleri anlamlı bir rehberdir.
Hekim ve Diğer Sağlık Meslek Kişileri İçin Davranış Bilimlerine Giriş isimli bu eser; değişik meslek alanlarında (hekim, hemşire, psikolog psikolog vb.) çok yönlü pek çok gereksinimi karşılayacak niteliktedir.
Ahmet Akgül, Ahmet Turan Işık, Aslı Gözde Akış, Aslı Kılavuz, Ayşe Dericioğulları Ergun, Barış Kılıç, Bülent Karakuş, Büşra Yıldırım Uz, Cem Ergun, Deniz Say Şahin, Ebru Acarbaş, Elif Çömlekçi, Emre Birinci, Emre Kol, Fatma Banu Demirdaş, Fatma Hastaoğlu, Fatma Özge Kayhan Koçak, Fatma Sena Dost, Fatma Sıla Ayan, Feyza Mutlay, Furkan Ulusal, Gökçe Yağmur Güneş Gencer, Gülüşan Özgün Başıbüyük, Hasan Hüseyin Başıbüyük, Hilal Seki Öz, Ikuko Murakami, Işıl Kalaycı, Işıl Kaleli, İsmail Tufan, Jülide Yılmaz, Melis Aslan, Nilüfer Korkmaz Yaylagül, Nisa Yıldız, Nur Elçin Boyacıoğlu, Özge Kutlu, Özge Pehlivan, Özgen Yılmaz, Özlem Özgür, Recep Esengil, Saadet Tiryaki, Seda Topgül, Sera Çetingök, Serhat Bozkurt, Sevcan Toptaş Kılıç, Sevde Aksu, Sevinç Sütlü, Sümeyra Mihrap İlter, Tahsin Barış Değer, Teslime Atlı, Volkan Atmış, Zeynep Esengil Ceylan İkinci Türkiye Yaşlılık Raporu, Türkiye'deki yaşlı nüfusun sosyal ve ekonomik durumunu ve yaşlıların yaşam kalitesini etkileyen faktörleri kapsamlı bir şekilde analiz eden bir çalışmadır. Bu rapor, yaşlanan nüfusun Türkiye'nin karşılaştığı önemli demografik ve sosyal bir sorun olduğunu vurgulamakta ve yaşlıların karşılaştığı zorlukların anlaşılmasına yardımcı olmak için ayrıntılı bir bakış sunmaktadır.
Raporda, yaşlıların yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin yanı sıra, yaşlıların sağlık, yoksulluk, iş gücü piyasasına katılımı ve sosyal yaşamları gibi konular da ele alınmaktadır. Ayrıca, rapor, yaşlı nüfusunun artışına bağlı olarak Türkiye'nin gelecekteki sağlık ve sosyal hizmet ihtiyaçlarını da tartışmaktadır.
İkinci Türkiye Yaşlılık Raporu, yaşlanan nüfusun önemi ve yaşlıların karşılaştığı zorluklar hakkında toplumda farkındalık yaratmak için önemli bir kaynak olarak hizmet etmektedir. Bu rapor, yaşlı nüfusunun Türkiye için önemine ve gelecekteki zorluklarına ışık tutmakla kalmayıp aynı zamanda yaşlıların yaşam kalitesini artırmak için atılacak adımlara dair politika önerileri de sunmaktadır.
Scott Temple “Dr. Temple, etkileyici ve anlamlı bir kitap yazmıştır. İnsanlığı ve empatisi, yazılarında parlıyor. Metnin bu tür hastalarla çalışmayı tarif etmedeki kayda değer faydası bir yana bu çalışma aynı zamanda günümüzün BDT'sinin temel ilkelerini ustaca açıklıyor ve orijinal modeli güçlendiren ve geliştiren KAT, DDT ve FTBT'den perspektifleri birleştiriyor. Ayrıntılı vaka örnekleri ve net özetler, ilkelerin anlaşılmasını kolaylaştırıyor; mutlaka okunmalı!”
-Donna M. Sudak, MD, Drexel Üniversitesi Tıp Fakültesinde psikiyatri profesörü, kıdemli yardımcı eğitim direktörü ve psikoterapi eğitim direktörü ve Bilişsel Terapi Akademisinin eski başkanı
“Bu kitap, bilişsel davranışçı terapinin tüm yönleriyle ilgili bilimsel ve klinik bilgilerin benzersiz bir karışımını sunuyor. Son derece iyi yazılmış ve etraflıca düzenlenmiş. Okumaktan büyük keyif aldığım bu kitabı, kanser hastalarının bakımıyla ilgilenen tüm sağlık uzmanlarına şiddetle tavsiye ediyorum.”
-Eduardo Bruera, MD, FT McGraw Kanser Tedavisi Kürsüsü ve Texas Üniversitesi
MD Anderson Kanser Merkezi Palyatif, Rehabilitasyon ve Bütünleştirici Tıp Bölümü Başkanı
“Bu kusursuz kitapta Dr. Temple, kanserden muzdarip olanlara paha biçilmez bir klinik rehberlik sağlıyor. Onun uzman tavsiyeleri, modern BDT'ye dayanıyor ve şefkatli ve ilgi çekici bir tarzda sunuluyor. Bu, onu; literatüre önemli, çok ihtiyaç duyulan ve kalıcı bir katkı yapan bir eser yapıyor. Birçok çalışma sayfası, vaka kavramsallaştırması ve vaka örneği, hastalara ızdırabın ve umutsuzluğun bir kısmını hafifletmek için somut araçlar sağlıyor. Kitabı şiddetle tavsiye ederim.”
-Stefan G. Hofmann, PhD, Boston Üniversitesinde psikoloji ve beyin bilimleri profesörü ve
"Emotion in Therapy: From Science to Practice" adlı kitabın yazarı
Kanser Hastaları için Kısa Bilişsel Davranışçı Terapi: BDT Paradigmasının Yeniden Gözden Geçirilmesi; net bir kavramsal temel ve vaka kavramsallaştırması etrafında organize edilmiş, çok sayıda yeni BDT modelinden tekniklerin bütünleştirilmesine olanak sağlayan pratik, klinik bir kılavuzdur. Kitap, araştırmalar tarafından psikolojik ızdırabın sürdürülmesinde aracı olduğu öne sürülen bilişsel, duygusal ve davranışsal süreçleri hedefliyor. Yazar Scott Temple, ayrıca güçlü yönler ve psikolojik sağlamlık üzerine kurulu daha yeni modellerden yararlanıyor ve canlı vaka örnekleri, çalışma sayfaları ve vaka kavramsallaştırma formları aracılığıyla klinik çalışmaya canlılık getiriyor. Ayrıntılı örnekler, klinisyenlere, tedaviye rehberlik eden vaka kavramsallaştırmasının nasıl oluşturulacağını ve Beck'in teknikleri ile daha yeni BDT tekniklerinin nasıl bütünleştirileceğini gösteriyor.
Ayla Hocaoğlu Uzunkaya, Bükre Kahramanol, Ece Bekaroğlu, Esin Temeloğlu Şen, Ezgi Deveci, F. Elif Ergüney Okumuş, İbrahim Yiğit, Melike Guzey, Seda Aritürk Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), pek çok psikolojik sorun ve zorluk için bir çalışma rotası belirlemekle birlikte bu terapi yönteminin kronik sağlık sorunlarını nasıl ele aldığı ve klasik BDT tekniklerinin ve stratejilerinin sağlık sorunlarında nasıl uygulandığıyla ilgili uzmanlıklarımız sınırlı düzeyde kalmaktadır. Bu kitabın ortaya çıkma fikri, tam da bu doğrultuda oluşmuştur. Amacımız, terapi odasında kronik sağlık sorunu yaşayan kişilerle karşılaştığımızda ya da hâlihazırda çalıştığımız kişiler bir sağlık sorunu deneyimlediklerinde bu durumların BDT ile nasıl ele alınabileceğiyle ilgili bir yol göstermektir. Bu kapsamda BDT'nin kronik sağlık sorunlarını ele alış biçimini yansıtan genel bir giriş bölümünün ardından fibromiyalji, HIV/AIDS, kanser, obezite, uyku sorunları ve infertilite başlıklarına odaklanılmış ve söz konusu sorunları yaşayan bireylerle BDT uygulamalarının nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin kapsamlı ve uygulamaya dönük bilgiler sunulmaya çalışılmıştır. Kitabın öncelikle kronik sağlık sorunları yaşayan kişilerle çalışan terapistler için BDT temelli bir rehber niteliği taşımasını umuyoruz.
Abdulkadir Yıldız, Deniz Say Şahin, Fatma Başalan İz, Fatma Hastaoğlu, Ferdi Başkurt, Gökhan Kurt, Gülüşan Özgün Başıbüyük, Hasan H. Başıbüyük, Hatice Oğuz Özgür, Işıl Kalaycı, İbrahim Eroğlu, İbrahim Kaygusuz, Meral Timurturkan, Mert Usta, Metin Özkul, Meyrem Tuna Uysal, Özge Kutlu, Özlem Özgür, Saadet Tiryaki, Sevinç Sütlü, Ümit Akca Yaşlı bireylere yönelik istismar ve ihmal davranışı, toplumun tüm sosyal ve ekonomik düzeylerinde yaygın olarak görülmektedir. Yaşlı istismarı; ahlak, ideoloji, kültürel durum, eğitim özellikleri ve günlük yaşam deneyimleriyle şekillenebilen, tıbbi, sosyal, kültürel, ekonomik, yasal ve etik bir sorundur. Yaşlı istismar vakalarında mağdurların güvenliğini sağlamak, failleri eylemlerinden sorumlu tutmak, konuyla ilgili politika geliştirmek için disiplinler arası çalışmaya ihtiyaç vardır.
Bu kitap, multidisipliner bir anlayıştan hareketle yaşlı istismar ve ihmali kuramları, demografik özellikleri, istismarın biyolojik temelleri, beden politikaları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, engellilik gibi konu başlıkları ile olguyu ortaya koymakta; istismarın medyadaki görünümlerini, etik ve yasal süreçlerini, sağlık üzerine olan etkilerini tartışmakta ve bilim insanları tarafından çözüm önerileri sunan yazıları bir araya getirmektedir.
“Yaşlı bireyler, kendilerini güvende hissedecekleri ortamlarda onurlu bir şekilde yaşamalı, istismar ve ihmalden korunmalıdır”.
Gülşen Filazoğlu Çokluk Orak hücre anemili olmak günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyebilecek pek çok sıkıntıya neden olabilmektedir. Bu nedenle, tedavi yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik olmalıdır. Kendi kendine yönetim müdahaleleri, semptomları hafifletmek ve daha iyi yaşam kalitesi elde etmek için etkili başa çıkma stratejilerinin edinilmesini veya geliştirilmesini teşvik eder.
Kronik bir hastalıkla günlük olarak başa çıkmayı öğrenmek ve kendi kendine yardım etmek artık kronik hastalıkların psiko-eğitim yönetiminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu kitabın yazılmasında temel amaç, orak hücreli kişilerin Orak Hücre Hastalığı ile yaşamayı ve ağrı krizini yönetme yetilerini arttırmaktır. Kitap orak hücre anemisini yönetme ve onunla başa çıkma gücünüzü geliştirme, ağrı krizleri için etkili başa çıkma stratejilerini ve orak hücre anemisinin sizi nasıl etkilediğine dair anlayışınızı geliştirme konusunda bir rehber niteliği taşımaktadır.
Tarık Tuncay, Aziz Şeker, Işıl Bulut, Merve Deniz Pak, Ayşe Burcu Tunca, Cengiz Özbesler, Ferda Karadağ, Melike Tekindal, Abdulbaki Artık, Dilay Eldoğan Eken, Sezin Aydoğ Gürkan, Melek Durukan, Ferda Karadağ, Mehmet Can Aktan, Ayla Kahil, Okan Cem Çırakoğlu, Seda Attepe Özden, Arşaluys Kayır, Merve Deniz Pak, Ebru Akgün Çıtak, Yılmaz Görmez, Filiz Demiröz, Zekiye Çetinkaya Duman, Kerime Bademli, Didem Hekimoğlu Tunceli, Sinan Akçay, Gülsüm Ançel, Gonca Polat, Cihan Aslan, Arzu İçağasıoğlu Çoban, Melek Zubaroğlu Yanardağ, Zafer Uzun, Meltem Oral Günümüzde; dünyada ve ülkemizde pek çok insan farklı nedenlerden dolayı ruh sağlığı sorunlarıyla mücadele etmektedir. Ruh sağlığı; fizyolojik, sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yönleriyle bireyler, aileler ve toplumlar üzerinde çok boyutlu etkileri olan bir kavramdır. Son yıllarda sağlığa ilişkin bütüncül yaklaşım, ruh sağlığı alanındaki çalışmaların öne çıkmasına yol açmıştır. İdeal olan, bu çalışmaların disiplinler arası bir temelde ele alınmasıdır. Psikiyatrik sosyal hizmet; ruh sağlığı sorunları yaşayan bireylerin ve ailelerinin yaşadıkları sorunların azaltılması bağlamında onları güçlendirmeyi, sosyal işlevselliklerini artırmayı ve toplum içinde aktif rol almaları için mücadele etmeyi amaçlamaktadır. Bu kitap, ruh sağlığı alanını disiplinler arası bir temelde ele almakta, ancak psikiyatrik sosyal hizmetin dünyadaki ve ülkemizdeki uygulamalarına özel bir vurgu yapmaktadır.
Kitabın ruh sağlığı alanında çalışan farklı disiplinlerdeki profesyoneller başta olmak üzere akademisyenler, lisans ve lisansüstü öğrencilere yol göstereceğine inanılmaktadır.
Oğuz Tan Dünya Sağlık Örgütü, 2014’te, Türkiye’de her 10 kişiden birinin antidepresan ilaç kullandığını hesaplamıştı. Ülkemizde 2008’den 2020’ye kadar antidepresan tüketimi yüzde 176 oranında arttı. Son birkaç yıldaki yükseliş bile çarpıcıdır: Antidepresan satışı 2019’da 50 milyon kutuyken 2020’de 55 milyon kutuya, 2021’de 60 milyon kutuya yaklaştı.
Giderek daha fazla sayıda insan, psikiyatriste gidiyor, ruh sağlığını iyileştiren bir maddeye ihtiyaç duyuyor. Söz konusu ilaçlar hakkındaki sorular, zihinleri kurcalamaya devam ediyor. Neyi, ne ölçüde düzeltiyorlar? Bağımlılık yapıyorlar mı? Beyne zarar veriyorlar mı? Ne kadar süre kullanmak gerek? Ömür boyu kullananlar var, neden?
Bu eser, psikiyatride kullanılan bütün ilaçları, herkesin anlayabileceği bir dille ama bilimsel perspektiften taviz vermeden inceliyor.
Kitapta, ilaç dışı biyolojik yaklaşımlara da bir bölüm ayrılmış ve elektrikle (elektrokonvülsif tedavi), manyetik alanlar yaratarak (transkranyal manyetik uyarım) veya ışıkla (fototerapi) tedavi gibi örneklere yer verilmiştir.
Kitap; bunun da ötesinde, beynin, o muazzam organın işleyişine hayranlık duyan, kimyasal/bitkisel/fiziksel müdahalelerin zihin işlevlerini nasıl değiştirdiğini öğrenmek isteyen her yaş ve meslekten meraklı okuyucuyu tatmin etmeye çalışıyor.
Ahmet Rıfat Kayış, Banu Yıldız, Ezgi Ekin Şahin, Hüseyin Öztürk, İlknur Yeniçeri, İsmail Yelpaze, Kerem Coşkun, Mehmet Sarıçalı, Meryem Demir Güdül, Osman Hatun, Özge Canoğulları, Sinan Okur, Şeydi Ahmet Satıcı, Tuba Aydın Güngör, Yalçın Kanbay, Zeynep Ayça Terzioğlu Bu kitabı okumaya başladığınıza göre psikolojiye karşı ilgi ve merakınız olduğunu düşünebiliriz. Psikoloji, insan olarak “ben”i açıklama gayretinde olması nedeniyle neredeyse herkesin ilgisini bir noktada çekmektedir. Kimi kendisini anlamak ister kimi hayat arkadaşını, patronunu kimi çocuğunu kimi de ebeveynlerini. Yani insanı, en başında da kendimizi anlama çabası, bizleri psikolojiyi öğrenmeye götürür. Anadolu’nun ünlü halk şairi Yunus Emre’nin sıklıkla kullandığımız dizeleri gibi “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır”.
Ancak bu kendini bilmek, kendini öğrenmek, kendini keşfe çıkmak çoğu zaman bilimi kendi çıkarları doğrultusunda bir kazanca çevirenlerin elinde oyuncağa da dönüşebilmektedir. Nitekim psikolojiyi doğru anlayamamak, “Sen şimdi benim aklımdan geçenleri okuyor musun?” sorusunun da hedefi hâline gelmenize neden olabilir. “Ben de psikolojiyle ilgileniyorum.”, “Biz de psikolojiden anlarız, kişisel gelişim kitaplarına bayılırım.” gibi cümleler de bu alanda uzmanlaşacak olanların sık sık duyacağı şey­lerden birkaçı olacaktır. Peki, psikoloji gerçekten de her ilgisini çekenin birkaç kitap okuyarak uzmanlaşabileceği bir alan mıdır? Bu soruya içinizden “Hayır.” cevabını verdiğinizi tahmin edebiliyorum. Yine de psikolojiyi fazla popülerleştirip bilimden uzaklaştırmak da yalnızca bilim insanlarının eline bırakıp elitist bir şekle sokmak da aynı derecede tehlikeli olabilir. Çünkü bilim, insanlara ulaştıkça ve yaşamın içinde canlı bir organizma gibi gelişmeye devam ettikçe ancak faydalı olacaktır.
Psikoloji bilimi, asırlar önce filozofların insanı anlamaya yönelik sordukları sorulara verdikleri cevaplarla şekillenmiş ve ardından fizyolojik çalışmalar temelinde bir bilim olarak doğmuştur. Psikoloji, günümüze kadar hakkında yüzlerce kuram ve milyonlarca kavram yazılarak bugün hâlâ merakımızı canlı tutmaya devam etmektedir. Biz de bu Psikolojiye Giriş adlı bu kitapta, yüzyıllardır insan davranışlarını anlamaya yönelik çabaları literatürdeki yeni çalışmalarla birleştirerek sizin ilginize sunuyoruz.
Aydın Ankay Bu kitabın diğer psikopatoloji kitaplarından farkı, olguları sadece bireysel boyutta değil sosyoekonomik, kültürel ve tarihsel boyutlarla da irdelemesidir. Çünkü bireysel olaylar sosyoekonomik, kültürel ve tarihsel olayların bir uzantısından ibarettir. Örneğin Freud’un erkeği başat görmesi, yaşamış olduğu 19. yüzyılın bir ürünüdür.
Kitabın bu üçüncü basımı; sistematiği ve içeriği ile yeniden yazılmış, içeriğinde yer alan örnek sayısı yaklaşık 70’ten 100’e çıkarılmıştır. Yine hiçbir psikopatoloji kitaplarında yer almayan şu konular incelenmiştir: teknoloji ve ruh sağlığı, suç ve çocuk mahkemeleri (hukuki mevzuat dâhil), boşanma ve ruh sağlığı (hukuki boyut dâhil), ile saldırganlık, disiplin, okulda başarısızlık sorunu.
Kitapta klasik görüşlerin yanı sıra çağdaş yaklaşımlardan DSM-4 ve DSM-5’e yer verilmiş; genel yetenek, kişilik testleri eklenmiştir.
Yazarın elli yıllık psikoloji ve otuz bir yıllık avukatlık deneyimleri rehberliğinde hazırlanan kitap; psikolglar, psikiyatristler, sosyal bilimciler ve PDR’cilerin yanı sıra bu alandan olmayanlar için de aydınlatıcı bilgiler içermektedir.
Ülgen H.Okyayuz Sağlık Psikolojisi alanı ruh sağlığı çalışanları için verimli ve gelişime oldukça açık bir disiplin olma özelliği taşımaktadır. Eser, sağlık davranışlarının temel prensipleri, koruyucu sağlık davranışı, hastalık davranışı hastalık rolü davranışı gibi temel başlıklar üzerinden ayrıntılandırılmıştır. Kriz ve müdahale teknikleri, bağımlılık davranışı tanıtılmıştır. Hastalık Sürecinde koruyucu bir unsur olan sosyal destek kavramı işlenmiş, ağrı, menopoz ve bio-psikososyal etkileri kuramsal temeller üzerinden anlatılmıştır. Aynı zamanda sinirsel, hormonal ve bağışıklık değişkenleri arasındaki etkileşimi inceleyen psikonöroimmünoloji çalışma alanını ruh sağlığı çalışanlarına tanıtmaktadır. Hastalık, kayıp ve yas süreçlerini bir vaka üzerinden işleyen kitap alanda çalışmak isteyen uzmanlar için aydınlatıcı bir nitelik taşımaktadır.
Jane Odgen Sağlık Psikolojisi kitabı; sağlık psikolojisi alanında güncel araştırma, kuram ve uygulamaları kapsamakta ve dünyanın pek çok ülkesinde ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Beşinci basımının yapılmış olması da oldukça sık kullanılan bir kitap olduğunun göstergesidir. Bu kitap, beş kısım (sağlık psikolojisinin kapsamı, sağlık inançları, davranışlar ve davranış değiştirme, hasta olmak, hastalık yaşantısı ile eleştirel sağlık psikolojisi) ve 19 bölümden oluşmakta ve bir sağlık psikolojisi dersinde mutlaka üzerinde durulması gereken temel konuları içermektedir.
Ülkemizde Türkçe olarak yazılmış çok az sayıda sağlık psikolojisi kitabı bulunmaktadır. Kitabın orijinal hâli (İngilizce) ülkemizde pek çok üniversitede okutulmaktadır. Kitabın tercümesi de Türkçe eğitim veren psikoloji bölümlerinin hem lisans hem de yüksek lisans sağlık psikolojisi dersleri için gerekli kaynak kitap ihtiyacını karşılayacak ve aynı zamanda tıp, hemşirelik ve sağlık alanında eğitim gören diğer öğrenciler için de vazgeçilmez olacaktır.
Ayla Hocaoğlu Uzunkaya, Ayşenur Aktaş, Bülent Turan, Duygu Koçer, Duygu Kuzu, Elçin Yorulmaz, Esin Temeloğlu Şen, F. Elif Ergüney Okumuş, Gülay Dirik, Gülendam Akgül, İbrahim Yiğit, Nermin Taşkale, Nuran Aydemir, Ozan Bahçivan, Z. Deniz Aktan, Zeynep Büşra Coşar Bu kitap, sağlık psikolojisi alanında çeşitli düzeylerde eğitim alan ya da uygulama yapmak isteyen kişiler için bir rehber olması amacıyla yazılmıştır. Kitapta, her bir hastalık biyopsikososyal bakış açısıyla ele alınmaya çalışılmış ve alanyazın olabildiğince güncel olarak okuyucuyla paylaşılmıştır. Kitapta, Türkiye'de sağlık psikoloji alanında farklı hastalıklara ve hastalık durumlarına -astım, diyabet, epilepsi, HIV/AIDS, kalp hastalıkları, kanser, kronik ağrı, obezite, omurilik yaralanmaları, palyatif bakım, romatoid artrit, skolyoz ve böbrek yermezliği- dair hem teorik hem de alan uygulamalarına ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Kitapta özellikle alan uygulamalarında okuyucunun oldukça fayda sağlayabileceği, Türkiye'de bu hastalıklarla çalışılırken en yaygın olarak kullanılan uygulamalar ve ölçekler, tedavi sürecinde bu hastalıkları yaşayan bireylerin karşılaştığı güçlükler ve bu hastalıklarla çalışırken sağlık psikologlarının kendi alan deneyimleri ve yaşadıkları zorluklar da aktarılmaya çalışılmıştır. Oldukça kapsamlı bir içeriğe sahip olması ve tamamen Türkiye'de yapılan uygulama deneyimlerini içermesi sebebiyle kitabın sağlık psikolojisi alanında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir.
Kâmile Bahar Aydın Dünya Mutluluk Raporu'nda (WHR 2022) mutluluğun ölçütlerinden biri sosyal destektir. Bilimsel alan yazın bulgularına ek olarak bu küresel rapordan da anlaşılacağı üzere sosyal destek herkese lazımdır. WHR 2022'ye göre 146 ülke arasında Finlandiya 5. kez dünyanın en mutlu ülkesidir; Türkiye ise 112. sırada yer almaktadır. Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörü Jeffrey Sachs'a göre, “Dünya Mutluluk Raporu’nun yıllar boyunca verdiği ders; sosyal desteğin, birbirine cömertliğin ve hükümette dürüstlüğün esenlik (well-being) için çok önemli olduğudur.”
Türkiye'de yalnızlık bakanlığı kurulabilir. Yalnızlık bakanlığı; bilimsel, demokratik anlayış ve kamu yararını esas alarak başta dezavantajlı (kronik hasta, engelli, yaşlı ve yalnız) bireyler olmak üzere her insanın ihtiyaç duyduğu sosyal desteği etkin bir şekilde sunabilir.
Yalnızlık bakanlığı, her birey için gerektiği kadar sosyal destek sunarak doğurganlık ve nüfus artış hızının düşük düzeyde tutulmasında rol oynayabilir. Böylece doğal dengelerin korunmasına (iklim krizini önlemek ve çözmek gibi) ve sosyal adalete de katkı sağlayabilir.
Ahmet Alphan Sabancı, Ali Evren Tufan, Ayşe Eda Parlak, Ayşin Akdoğan, Barış Murat Ayvacı, Buğra Çetin, Can Ertuna, Caner Yılmaz, Cavit Kerem Kayhan, Cem Kıvılcım Kaçar, Ceren İlikan Rasimoğlu, Dilek Aslan, Doğaç Niyazi Özüçelik, Elif Çarpar, Elif Küzeci, Emre Dinçer, Engin Şenel, F. Çağla Uyanusta Küçük, Fatih Artvinli, Ferruh Acet, Gamze Şenyürek, Gülnaz Şahin, Gülnihal Kutlu, Hicran Bektaş, İclal Erdem Toslak, İlker Kayı, Lane Nur Ertugay, Mehmet Fatih Akyüz, Merve Ekşioğlu, Meryem Özlem Kütük, Murat Bülent Tokdemir, Muzaffer Çetingüç, Nalin Tekin, Nazım Ata, Oğuzhan Yeşiltuna, Onur Evren Yılmaz, Osman Uzundere, Özgül Demet Yetkin, Özgün Melike Gedar Totuk, Seçil Özkan Ata, Simge Kalay, Suat Küçükgöncü, Şenol Emre, Toygar Ünveren, Ümit Aykan, Ümit İnce Telesağlık; çevrim içi (online), telefon ya da başka bir iletişim yöntemi ile sağlık hizmetini uzaktan sağlamak anlamına gelmektedir.
Kitabı; öncelikle farklı tıp uzmanlıklarında telesağlıkla ilgili literatür bilgisini derlemektedir. Bunun yanı sıra diş hekimleri, hemşireler, fizyoterapistler, ilk ve acil yardım teknikerleri, radyoloji teknikerleri, patoloji teknikerleri gibi sağlık çalışanlarının da kendi alanlarıyla ilgili telesağlık bölümlerini kapsayan bütüncül bir içeriğe sahiptir.
Bu kitabın sadece farklı alanlardaki literatür bilgisini derlemekle kalmayıp yazarların konuya ilişkin uzman görüşlerini de kapsaması ve ayrıca etik, hukuk, videokonferans teknolojisi ve ses ve görüntü rejimi gibi telesağlık için işe dönük müstakil bölüm içerikleri ile uygulayıcılar için bir rehber niteliği görmesi amaçlanmıştır. Böylelikle okuyucu, videokonferans görüşmesinde kadraj nasıl ayarlanmalı sorusundan telesağlık için aydınlatılmış onam hazırlamaya kadar uygulamada ihtiyaç duyacağı pek çok konuya erişme olanağı bulacaktır.
Son olarak afet, denizcilik ve havacılık gibi özel durumlaraki telesağlık uygulamalarına ayrılan müstakil bölümler, telesağlık uygulamalarının heterojen yapısı düşünüldüğünde kitabın olabildiğince kapsayıcı bir içeriğe sahip olmasını sağlamıştır.
Kitap; tıp doktorları, diş hekimleri, hemşireler, fizyoterapistler, sağlık teknisyenleri, sağlık idarecileri, sağlık girişimcileri ve bu bölümlerin öğrencileri için önerilir.
Halil Ekşi, Osman Hatun, Fazilet Yavuz Birben, Gülay Kalkan Yeni, Tuğba Türk, Şeyma Tozlu Güldal, Enver Ulaş Organ nakli; bugüne kadar daha çok sağlık çalışanlarının dile getirdiği, en çok da organ bağışını teşvik eden kampanyalarla ve kamu spotlarıyla gündeme taşınan bir olgudur. Oysaki organ nakli sürecinde madalyonun diğer yüzünde yaşanan derin psikososyal dinamikler söz konusudur.
Görüşme yaptığımız hastaların deyimleriyle bu süreç; “can derdine düşmek”, “kaderin sillesini yemek”, “eli boş dönmek”, “buruk sevinç yaşamak”, “iki arada bir derede kalmak”, “hayal kırıklığı yaşamak”, “minnet duygusu”, “imtihan”, “yeniden doğmak” gibi çeşitli anlamlara gelmektedir.
Bu araştırmada belki birçok boyutuyla organ naklinin tüm türlerine işaret eden ancak özelde böbrek nakliyle sınırlandırılan birçok deneyimden elde edilen verilerle bu süreçte yaşananları kavramsallaştırmaya çalıştık. Bizimle, “Yeter ki bunları okuyanlar, bu süreci yaşayan hastaları daha iyi anlasın!” diyerek en mahrem duygularını gözyaşlarıyla paylaşan; uzun süre önce başarılı nakil operasyonu geçirmiş olmalarına rağmen nakil sürecini hâlâ açık bir yara tazeliğinde -dün yaşanmış gibi- hisseden; evini, yüreğini, anılarını bizlere açan; feleğin çemberinden geçmiş hastalara şükranlarımızla...