Radyo,Tv ve Sinema \ 1-1
Esra Cizmeci Hemen her toplumda bireyin sosyal ve psikolojik yaşamı üzerinde en büyük etkiye sahip olan kurum, ailedir. Aile kurumu geçmişten bugüne, gerek dünyada gerekse de Türkiye'de oluşan dönemsel koşullara paralel değişimler geçirmiştir ve geçirmeye de devam etmektedir. Bireyin neredeyse tüm serbest zamanını kuşatan medya teknolojileri, aile serbest zamanlarında da kendine önemli bir yer edinerek hem evleri hem de aile bireylerinin birbirleriyle olan iletişimlerini önemli ölçüde biçimlendirmektedir. Bugünün oturma odası, aile üyelerinin hep birlikte oturduğu ancak kiminin televizyondaki diziler içerisinde kaybolduğu, kiminin akıllı telefonu ile dış dünyaya bağlandığı, kiminin ise bilgisayarı aracılığı ile yapılması gereken işlerini yerine getirdiği bir ortama sahne olmaktadır.
Gerek eşler arasındaki gerekse de ebeveynler ile çocukları arasındaki ilişkiler de bu durumdan doğal olarak etkilenmekte; sonuç olarak modernleşmeden itibaren sosyal ve psikolojik anlamda ayakta kalma mücadelesi veren her bireyin, bu konuda en büyük desteği alabileceği aile kurumu zarar görmektedir. Günümüzde neredeyse tüm dünyada görülen bu sorun ile ilgili geniş kapsamlı bir eleştirel literatüre yer verilen bu kitapta, aynı zamanda ev içi aile serbest zamanlarında medya kullanımı ile ilgili Türkiye’den ailelerle yapılan ve konu ile ilgili birçok çarpıcı detaya dikkat çeken görüşmeler yer almaktadır.
Nilüfer Pembecioğlu Belge ve belgeselcilik; bireysel, ulusal, bölgesel ve uluslararası alanlarda nesnellik, kesinlik ve yargı oluşumuna katkı bağlamlarında ele alındığında, 21. yüzyılın kendi iletişim ve algılama biçimleri ışığında bilgiyi yeniden yapılandırıp yargılama ve kendine katma biçimini sorguladığı ve yeniden ürettiği ifade edilebilir. Bu çerçevede, bireylerin, günümüzde ve gelecekte belgesel filme daha fazla önem vereceği ve gelecek nesillere daha iyi belgeler bırakabilmesi çabası ile hareket edeceği öngörülmektedir.
Bu öngörü doğrultusunda hazırlanan çalışma; birey ve belgesel film, küreselleşme sürecinde belgesel filmcinin kimliksizleşmesi, algılama estetiği ve belgesel sinema açılımları, anlatıda devinim kavramı, popüler kültür ve belgesel tüketimi, belgeselin sorunları ve geleceğin belgeselleri gibi başlıklar altında toplanan yirmi dört makaleden oluşmaktadır. Kitap; öğrenci, çalışan, araştırmacı, akademisyen tüm ilgililere faydalı olacaktır.
Kenneth E. Clow, Donald Baack, Yolu bir üniversite kütüphanesine düşen, bütünleşik pazarlama iletişimi, reklam, satış ve tüketici davranışları konusunda eli bu alandaki yabancı kaynaklara giden tüm okurların bildikleri meşhur bir kitap vardır: Bu, Pearson yayınevi tarafından çıkarılmış Integrated Advertising, Promotion and Marketing Communications kitabıdır. Şimdi bu kitap, 7. Basımının Türkçe çevirisi ile siz değerli okurlar için raflardaki yerini alıyor. Bugüne kadarki alan kitaplarından en temel farkı; her konunun detaylı, bir o kadar kolay ve derli toplu anlatımı, örnek olay ve görsel zenginliği, eğitici ve öğretici kimliğini yaratıcı şekilde sunması olarak sıralanabilir.
Rengârenk görselleri, her bir konuyu açıklayan örnek olayları, değerlendirme soruları ve eşsiz terimler sözlüğü bu alana ilgi duyan herkesi kitabın sihirli etkisi altına alacak güçtedir. Bu sihri, kitabı okumaya başlayan her okurun anlaması zor olmayacaktır. Bütünleşik pazarlama iletişimi, reklam, tutundurma, satış, dijitalleşme, sosyal medya, tüketici davranışı, yeni trendler ve yasal düzenlemeler üzerine siz soru sorun, kitap cevap versin...
Yıldız Dilek Ertürk - Ayşen Akkor Gül Televizyon haberlerinin çocuklar üzerindeki stres etkilerinin tartışmaya sunulduğu bu kitap, son zamanların en önemli tartışmalarından birine ışık tutmaktadır. Çocuklar televizyondan etkilenir mi? Nasıl etkilenir? Bu konuda yetişkinlere düşen görevler nelerdir? sorularının cevapları; çocuğun haberi duyması ve bilmesi gerekliliği önemle vurgulanarak, haber içeriklerinin anlaşılabilir ve korku, kaygı yaratmayacak, travmadan uzak bir dile nasıl dönüştürülmesi gerektiğinin ipuçlarıyla verilmektedir. Kitap, geleceğin ışığı olan çocuklarımızın sağlıklı bir gelişim süreci yaşamaları için anne babalara yol göstermektedir. Kitap üç bölüm içerisinde; Aileler ve televizyon, televizyonun çocuklar üzerinde etkileri, medya okuryazarlığı ve aile, televizyon haberlerinin çocuklar üzerindeki etkileri ve ailesel haber izleme alışkanlıkları üzerine bir araştırma ve çocuklarınızı televizyona teslim etmeyin; izleme davranışı ve çocuklar üzerindeki etkilerinin tartışılması bölümlerine yer vermektedir.
Selda İÇİN AKÇALI Elinizdeki kitap, medya ve çocuk konusunun çeşitli boyutlarıyla incelendiği sekiz ayrı makaleden oluşmaktadır. Medya, içinde yaşadığımız toplumun değerlerini dönüştürerek ve çoğu zamanda yeniden üreterek gündelik yaşantımızın en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Hiç kuşkusuz medya karşısında toplumun en savunmasız kesimi çocuklardır. Çocuklar sadece medya tarafından değil, diğer toplumsal alanlarda -hukuki, siyasal ve ekonomik- da istismara uğramaktadırlar. Çocukla ilgili her türlü sorunda asıl amacın, varolan koşulları gerçekçi bir gözle değerlendirip tüm tarafların katılımı ve duyarlılığıyla acil bir eylem planı oluşturulması ve hayata geçirilmesinin gerektiğini
düşünmekteyiz. Yaşanan sorunların çözümünden çok, olay ve olguların diplomatik ve siyasi boyutunun öne çıktığı günümüzde, “Çocuk haklarının hayata geçirilmesi, sorumlulukların yerine getirilmesidir.” düşüncesinden hareketle çocukla ilgili her türlü konuya daha hassasiyetle yaklaşılması umuduyla.
Çocuk olmayı başaran çocuklar çok şanslı, çok büyülüler...
Ayhan Selçuk - Mustafa Şeker Hemen her basın yayın organı, kendilerinin “bağımsız”, “tarafsız”, “demokratik”, “herkese/her siyasi görüşe eşit mesafede duran” vs. bir yayın politikası izlediklerini ifade etseler de, idealize edilmiş bir yayıncılık anlayışına tekabül eden bu sözlerin pratikte karşılık bulduğunu söylemek oldukça güçtür. Son yıllarda, “Yandaş Medya”, “Yoldaş Medya” ya da “Laik/çi Medya”, “Dinci Medya” nitelemelerinin dolaşıma girdiği bir medya düzenine evrilen Türkiye koşullarında bunu söyleyebilmek daha da güçleşmiştir.
17 Mayıs 2006'da yaşanan Danıştay saldırısı, Türk medyası açısından bu anlamda önemli bir kırılma noktası oluşturmuş, deyim yerindeyse Türk toplumu, “birinin ak dediğine, diğerinin kara dediği” bir medya gerçekliğiyle karşı karşıya kalmıştır.
Bu kitapta, Türkiye'de bazı olaylar üzerinden yapılan rejim tartışmalarının Danıştay saldırısı haberleri üzerinden ne tür söylemlerle tekrar dolaşıma sokulduğu, egemen güçler arasındaki mücadelenin bir terör olayının haberleştirilmesinde ne kadar görünür hâle geldiği, başka bir deyişle ideolojik farklılıkların haber sunumlarında ne denli etkili olduğu gibi hususlar tartışılmaya çalışılmıştır.


Ahmet Oktan, Ahmet Talimciler, Aslı Karamollaoğlu Favaro, Canan Uluyağcı, Gülgün Meşe, Güliz Gülçin Güzelgün, Huriye Kuruoğlu, Lale Kabadayı, Mehmet Oğulcan Turan, Nesrin Kula Demir, Nevin Yıldırım Koyuncu, Zühal Çetin Özkan Erkeklerin yarattıkları ve kendilerini egemen kıldıkları hegemonik ortam, zamanla geri dönerek kendilerini ezmeye başlamıştır. Ezilen erkek ise kendi ezikliğini örtbas etmek için kadını daha çok ezmeye çalışmıştır. Günümüz erkeği, bir yandan yeni yaşam tarzının getirdiği beklentiler, öte yandan yüzyıllardır devam eden “erkek olma” kriterleri arasında sıkışıp kalmış gibidir. Toplumsal vicdanı olan bazı erkekler, yaşanan bu sıkışmışlığın farkında. Pek çok erkek ise değişimin farkında olmayıp kadın-erkek eşitliği konusunun gündeme gelmesinin ve yıllardır sürdürdükleri iktidarın sarsılmasının yegâne sebebinin yine kadınlar olduğunu düşündükleri için sözel ve/veya fiziksel şiddetin dozunu artırmaktadır. Öyle görünüyor ki erkek kimliği üzerine düşünmedikçe şiddet hikâyeleri dinlemeye, okumaya ve yazmaya devam edeceğiz. Şiddeti üreten ve uygulayan zalim rolündeki temel aktör olan erkeklere dayatılan kimliğin ciddi bir şekilde yeniden sorgulanması ve bu bağlamda, değişen şartlara göre yeniden kurgulanması gerekmektedir.
Erkeğin özgürleşmesinin, günümüz şartlarında olması gereken gerçek kimliğini sağlıklı yaşamasının yolu, şu andaki mahpusluğunun farkında olmasından geçiyor. Bu mahpusluk ise geleneksel değerlerin dayattığı erkek kimliği ile modernizmin dayattığı erkek kimliği arasında sıkışıp kalmış olmaktan kaynaklanıyor. Bu durumdan kurtulmanın yolu özgürleşmekten, özgürleşmenin yolu ise kişinin kendisiyle yüzleşmesinden geçiyor.
A. Kerem KABAN Film terapi, bilişsel-davranışsal yaklaşımlar için destekleyici, ruhsal eksikliği tamamlayıcı ve hızlandırıcı bir araç olarak da kullanılmalıdır. Terapide hikâyeler, mitler, espriler ve rüyalara benzer şekilde metaforları kullanan filmler, kişinin bilişsel yapısını anlamayı kolaylaştırmakta ve aynı zamanda izlediği filmdeki davranışa öykünerek yaşamının eksik kalan kısımlarını onarmaya yardımcı olmaktadır.
Prof. Dr. Sedat CERECİ İmgelemindeki sınırsız dünyayı çekici ve etkileyici biçimde görsel tekniklerle somutlaştıran insan, yaşanmış ve imgesel öyküleri filmle gerçeğe dönüştürmüş, filmlerin görkemli atmosferinde kendi öyküsünü anlatmış ve filmlerin görüntüsüyle sonsuzluğa ulaşmanın yolunu seçmiştir. Kendine özgü bir teknik ve çaba gerektiren film yapımı; teknik bilgileri ve sanatsal mahareti bir araya toplayan, insanların düşünce ve duygu dünyalarına bir arada seslenen kapsamlı bir uğraştır. Film yapımını ciddiye alan toplumlarda yüksek getiri sağlayan bir endüstriye dönüşen film yapımı, eğitimin her düzeyinde yer alırken kültürel oluşum ve gelişim için de sayısız materyal sağlamaktadır. Gelecekte uluslararası alanda söz sahibi olmak isteyen toplumlar, stratejilerinde mutlaka film yapımına yer vermekte, uluslararası alana aktarmak istedikleri iletileri filmlerle tasarlamaktadır. Film yapımının tekniği ve içeriği de bu bağlamda gündeme gelmektedir.
Bilal YORULMAZ Bir resim bin kelimeye bedeldir. Bir iki dakikalık bir klip ise bazen yüz binlerce kelimenin veremeyeceği duyguları insanlara aktarabilir. Filmler genellikle etkili yaygın eğitim araçlarıdır. Toplum üzerinde yavaş ama kalıcı etkiler bırakırlar. Süreç içerisinde sosyal hayatta önemli değişiklikler meydana getirirler. Yaygın eğitimde bu denli etkili olan sinema filmleri örgün eğitimde de değerli birer eğitim materyaline dönüştürülebilir. Sırf örgün eğitim için filmler üretmek pahalı bir süreç olacağından popüler filmlerden bölümler kullanmak kısa vadede filmlerden faydalanmayı kolaylaştırmaktadır.
Ülkemizde yeterli miktarda DKAB derslerinde kullanılabilecek kaliteli eğitsel filmlerin bulunduğu söylenemez. Bu durum Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerine alternatif yollar sunmayı gerektirmektedir. Bu alternatif arayışımız içerisinde popüler filmler ile dinî filmler bize bir çıkış yolu sunmaktadır. Eğitim maksatlı üretilmeyen popüler filmlerde eğitsel maksatlarla kullanabileceğimiz 1-2 dakikalık sahneler bulunabilmektedir. Bu sahneleri keserek derslerimizde kullanmak, film ihtiyacımızı önemli ölçüde karşılayacaktır. Popüler filmlerden sahnelerin yanında dinî filmlerin de tamamı yerine ilgili bölümlerini kullanmak daha faydalı görünmektedir.
Elinizdeki kitap bu ihtiyaçtan hareketle piyasada bulunan dinî filmler ve popüler filmlerdeki eğitsel sahnelerin tespit edilmesi ile oluşturulmuştur. Tespit edilen sahneler DKAB dersi ünite ve konularına göre tasnif edilmiştir. DKAB dersi müfredatından bağımsız olarak din eğitimi ile ilgili klipler için ise Bilal Yorulmaz, Perdeden Gönüllere-Din Eğitiminde Kullanılabilecek Örnek Videolar, (Rağbet Yayınları, İstanbul 2013) kitabına başvurulabilir.
Ed. Selda İçin Akçalı Gündelik Hayat ve Medya kitabının içerisinde, tüketim kültürü perspeksifinden okumalar şeklinde yedi makale bulunmaktadır. Makale içerikleri tüketim, tüketim kültürü, tüketim ideolojisi çerçevesinde medya ortamı ve medya uyugulamaları ile Türkiye’deki kültür sembollerinin medyaya yansımaları çerçevesinde şekillenmektedir.
Wendy Leeds-Hurwitz “Kişilerarası iletişimin entelektüel kaynaklarını ve ilgili sosyal yaklaşımları bir araya getiren ve ampirik araştırmaların sonuçlarındaki verimliliği ortaya koyan kapsamlı bir derleme… İletişim Bilimlerine Toplumsal Yaklaşımlar, sosyal bilimlerin yöntemleri ve amaçları üzerinde yapılan mevcut mütalaalara önemli bir katkı sağlamaktadır.”
Ian Angus, Simon Fraser Üniversitesi
“Bu kitap, bir mihenk noktasıdır. Bu kitaba destek veren mümtaz isimler, ortaya sosyal bilimler alanının yeniden ele alınmasını mümkün kılan bir eser çıkarmıştır… Bu kitap, kişilerarası ilişkiler araştırmalarında yol gösterici önemli bir çalışmadır.”
John Shotter, New Hampshire Üniversitesi
Çok eskiden resmî kurumlar, yayın kuruluşları ve yüz yüze iletişim vardı; bunlar iletişim çalışmalarının çekirdeğini oluşturan uygulamalardı. Ancak son zamanlarda, kişilerarası iletişim alanındaki araştırmalar, deneysel sosyal psikoloji ile çok sıkı bir uyum içindeki davranış biliminin hâkimiyeti altına girmiştir. Tam vaktinde yapılan bu teşvik edici çalışma, iletişimin güncelleşmesine yardım eden “sosyal yaklaşımlar”ı geniş bir bakış açısıyla inceleyerek eski modellerin sınırlarını tenkit etmektedir.
Kişilerarası iletişim çalışmalarındaki mevcut teorik yeniliklere eşsiz bir bakış açısı sağlayan İletişim Bilimlerine Toplumsal Yaklaşımlar, iletişim konusundaki bütün profesyonellerin ve öğrencilerin raflarında bulunması gereken bir kitaptır. Bu çalışma, özellikle iletişim teorisi, kişilerarası iletişim ve sosyal etkileşim konularıyla ilgilenenler için çok değerli bir kaynaktır.
Dilek Çiftçi YEŞİLTUNA Bu kitapta Yeşiltuna, birçok toplumsal soruna, iletişim ve medya boyutundan ışık tutmaktadır. Ulusal sınırların aşılarak küresel politikaların, medya ve iletişim süreçleri üzerinden toplumlarla buluşturulduğu günümüzde, sorunların kaynağında medyanın rolü, göz ardı edilemeyecek kadar öne çıkmaktadır. Çünkü çeşitli toplumsallıkların medyada temsil edilmesi kadar, çeşitli medya ürünleriyle kurgulanan medya gerçekliğinin, bilinçleri yönlendirdiği hatta sürecin bir bilinç endüstrisi biçiminde işlediği bilinmektedir.

Yazar bu bağlamda; televizyon ve çocuk ilişkilerini, geleneksel ve yeni medyada kadın kimliklerinin ve kadın hareketlerinin temsilini, medya temsilleri üzerinden toplumsal cinsiyetin inşasını, yeni bir toplumsallık biçimi olarak medyatik toplulukları, yurttaşların medya üzerinden kendini ifade edişiyle varlık bulan yeni toplumsal hareketleri, tüketim kültürü ve e-alışverişi, film turizmini, hediye kültürünü vb. konuları ulusal ve küresel düzlemdeki iletişim süreçleri içinde ele alıp değerlendirmektedir.

Kitapta işlenen konular temelinde, toplumsal sorunlara iletişim boyutundan açıklamalar getirilirken, aracılanmış iletişimin ve bilişim sistemlerinin yeni dönemin temel bir değişme dinamiğini oluşturduğu vurgulanmaktadır. Böylelikle, medyanın giderek her türlü sosyal ilişki ve etkileşim biçimini kapsayan, dönüştüren ve yeniden üreten bir iktidar aracı olma durumunun altı çizilmektedir.
John R. Levine - Margaret Levine Young İnternete bağlanmanız mı gerekiyor?
İşte İnternete giden eğlenceli ve kolay yol haritanız!
İnternet ticaret, eğlence ve anlık iletişim merkezidir. Aynı zamanda çok hızlı değişen, dolayısıyla bir rehbere ihtiyac duyulan bir araçtır. İnternet for Dummies her türlü araçla İnternet bağlantısının kurulması, e-posta ve sosyal hesapların kurulumu, içerik arama ve paylaşımı ve çevrimiçi takılırken güvenli ve gizli kalmaya dair tavsiyeleriyle bu boşluğu dolduruyor.

İnternet nedir ağlardan oluşan bu harika ağla başa çıkın ve nasıl güvenli kalacağınızı ve gizliliğinizi nasıl koruyacağınızı görün
Giriş yapın tarayıcı yükleme, İnternet hizmet sağlayıcısı seçme, aracınızı yapılandırma ve webe girişle ilgili basit adımları takip edin
Tarayıcılarla tarama yapın Google Chrome gibi farklı tarama seçeneklerini deneyin
Takılın arkadaşlarla iletişim kurmak için bir e-posta hesabı açın, telefon ve video konferans seçeneklerinden yararlanın
Sosyalleşin Facebook ve Twitter hesapı açın ve sosyal medya dünyasını keşfedin
İhtiyacınız olan şeyi bulun en iyi arama sonuçlarını edinme, kişi bulma, güzel siteleri keşfetme ve alışveriş yapma yollarını keşfedin
İnternetin bir parçası olun: kendi yazınızı, fotograf ve videolarınızı çevrimiçi nasıl ekleyeceğinizi öğrenin

Kitabı açın ve
İnternet bağlantısı için basit tavsiyeyi
Çocuklar için güzel çevrimiçi şeyleri
Bilgisayar virüsleri ve
e-posta spamlarını önlemeyi
Wi-fi ağa bağlanmak için tüyoları
Önde gelen sosyal medya sitelerine katılmanın adımlarını
Bankacılık işlemleri, fatura ödemeleri ve çevrimiçi yatırım ile ilgili her şeyi
Blogda düşüncelerin paylaşılmasını
Fotoğraf paylaşılacak, müzik dinlenecek ve alışveriş yapılacak yerleri
Bağlantınızla ilgili problemleri gidermeye dair tüyoları inceleyin
H. Ferhan Odabaşı, Işıl Kabakçı, Ahmet Çoklar Bu kitapta, “İnternet kesinlikle korkulması gereken bir ortam değildir. İnternetin sunduğu olanakları elinin tersiyle itmek ise çağ dışılıktır. Bizim anne baba olarak üzerimize düşen, çocuğumuzda istendik davranış geliştirmek, aynı zamanda da göz kulak olma görevini yerine getirerek çocuğumuzun bu muhteşem olanaktan yararlanmasını sağlamaktır.” diyerek, bu konuda anne babalara önce kendilerinin internetin ne olduğu ve internette neler yapılabileceği, sonrasında ise çocuklarını bekleyen tehlikeler ile bu tehlikelere karşı alınılabilecek önlemler konularında yol gösterici pek çok bilgi sunulmaktadır. Siz anne ve babalara, teknoloji gelişiminin zorunlu olarak hayatımıza entegre ettiği ve pek çok olanağın yanı sıra tehlikeleri de beraberinde getiren internette çocuklarımızın güvenli bir şekilde dolaşmaları için bilinçlenmeniz gereken noktaları ve yapmanız gerekenleri sunan bu kitap, sizlerin başvuru kitabınız olabilecek zengin bir bilgi kaynağıdır.
Aytekin Can İletişim Fakültelerinde Ders Kitabi Olarak Okutulan Kısa Film, Kısa Film Türleri, Kısa Film Yapımı Türkiye’de Kısa Film Türlerini içermektedir.
Emel Baştürk Akca Bu kitap, kimlik ve medyada kimlik temsilleri üzerine yapılmış çalışmaları tam da postmodern çağın kimlikler üzerine tartışmaları popüler hale getirdiği bir ortamda bir araya getirmeyi hedeflemiştir. Kitapta, bireysel ve daha ağırlıklı olarak kolektif kimlik üzerine politik tartışmalara girilmiş olsa da aslında bu kitap iletişim akademisyenleri tarafından yazılmıştır. İletişim alanının disiplinler arası niteliği yazarları medyada kimlik temsillerini analiz ederken küresel çağda kimlikler, Türkiye ve hatta Avrupa tarihi üzerine tartışmalara girmeyi de zorunlu kılmıştır. Bu çerçevede kitabın amacı, çeşitli olaylara ilişkin medya metinlerinin analizlerini bir araya toplamak değil, modernist milliyetçilik, küresel çağda milliyetçiliğin aldığı yeni biçimler, Türkiye’de 1990’ların sonlarında karşımıza çıkan popüler milliyetçilik, “Avrupalılık”, “Avrupa kimliği” ve bu kimlik tasavvurunda Türkiye’nin yerine ilişkin tartışmaları, medyadaki temsilleri üzerinden yeniden tartışmaktadır.


İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında Türk milliyetçiliği ve modernleşmesi çerçevesinde Türk ulusçu söyleminde ötekileştirme, milliyetçiliğin değişken ve farklı koşullara uyum sağlayabilen yapısı içinde ötekilik söylemlerinin de değişimine odaklanılmış, Türkiye’de popüler milliyetçi söylemler de tartışılmıştır. İkinci kısımda ise son yıllarda Avrupa ülkeleri içinde yoğun biçimde tartışılan “Avrupa kimliği” kavramı ve bu kimlik tasavvuru içinde Türkiye’nin yerine ilişkin makaleler yer almıştır. Makalelerde, Avrupa basınında (özellikle Fransa ve İspanya örneğinde) Türkiye’nin nasıl temsil edildiği incelenmiştir.


Çalışmanın sosyal bilimlerin bütün alanlarında eğitim veren akademisyen ve eğitim gören öğrencilerin yanı sıra medya ve kimlik konularına ilgi duyan herkese faydalı olacağı düşünülmektedir.
Huriye Kuruoğlu Medya çoğu kez iktidarın bir ideolojik aygıtı ve kısmen de toplumun aynasıdır. Gerçek öyküler ise her zaman insanoğlunu çok etkiler. Huriye Kuruoğlu'nun yazıları bu iki temel bakış açısına dayanıyor. Günümüzde hâlen en yaygın kitle iletişim aracı olan televizyonda başta diziler olmak üzere pek çok programdaki kadınlık hâlleri, medyanın kadına bakış açısını yansıtır. Kuruoğlu, bir anlamda bu programlar aracılığıyla televizyonun ve dolayısıyla da erkek egemen ideolojinin ve toplumun kadına bakışının bir aynasını tutuyor okura. Öte yandan da gerçek ve gündelik hayatta çevremizde yaşayan kadınların öyküleri, erkeklerin, toplumun ve kadınların kadına bakışının bir özetini sunuyor. Bu yazılar toplamında 15 yılda ülkemiz televizyon kanallarında ve gerçek hayatta kadınlık durumlarının kısa bir serüveni yer alıyor.
Sedat Cereci

“Düşünen insanın tüm çabalarına karşın, insanlar savaşım içinde geçen yaşamlarında çoğunlukla görerek anlama ve görüntülerle anlaşma yolunu seçmişlerdir. Çünkü görerek anlama ve görüntülerle anlatmaya çalışmak diğer yöntemlere oranlara çok daha kolaydır, fazlaca beyin işlevi gerektirmemektedir. Anlatmak ve anlaşmak için kullanılan bu kolay yöntem zamanla insanların temel anlatım biçimlerinden birine dönüşmüş, hatta pek çok sanatın da temel yöntemi olarak yer bulmuştur.


Görüntülü anlatımın en etkili yollarından biri olan fotoğraf, insanların mağara duvarlarında betimledikleri resimlerden başlayarak televizyon görüntülerine değin uzanan yolculuktaki güçlü anlatım tekniklerinden biridir. Fotoğraf tekniğinin platonik düşünceyle de, modern bakış açılarıyla da ilgisi bulunmaktadır. Kültürel dönüşüme koşut olarak yaşanan değişimlerle insanlara daha yakınlaşan televizyon görüntüleri de, televizyon çağının insanlarını anlatan dille kodlanmaktadır. Her çağ kendi iletişim kodlarını üretmekte, ancak çağlar içinde görüntünün geçerliliği sürekli canlı kalmaktadır.”

Ahmet Bülent Göksel

Medya Analizleri adlı kitapta, günümüz medyasında belirleyici konumda olan temel tartışma konuları, iletişim uzmanları için yol gösterici temel parametreler çerçevesinde yorumlanmış ve medya tartışmaları için, sonuca dönük bir rota çizilmiştir.


 


Toplumsal yaşamı yakından ilgilendiren; Şiddet, Cinsellik, Çocuk Pornografisi konuları kitapta medya perspektifinde, sosyolojik-psikolojik boyutları ve iletişim biliminin temel verileri ışığında çözüm önerileri geliştirilerek yapılandırılmıştır.  Ayrıca çalışmada; medya-siyaset ile medya-propaganda ilişkisine de yer verilmiş bu bağlamda örneğin kamu görevlilerinin ve seçilmiş yetkililerin hediye almasına ilişkin çeşitli olayların, durumların ve buna mukabil var olan ya da olması gerektiği tartışılan düzenlemelerin, medyada farklı görüşlerin çatıştığı gündemler olarak sunulmasından dolayı, hediye olgusu incelenmiştir. Bunlara ek olarak Vatandaş Gazeteciliği ve bir örnek olay olarak sunulan Dolmabahçe Sarayı’nın uluslararası tanıtımı çerçevesinde Medya teknikleri açımlanmış ve medyanın toplumsal sorumluluğu çerçevesinde yine bir örnek olay olarak “Kadın Sığınma Evleri” medya ile ilişkiler perspektifinde analiz edilmiştir.


 


Medya Analizleri kitabı anlatım biçimi, sorunlara yaklaşımı, çözüm önerileri ile bu konuda araştırma yapanlara objektif, sorgulayıcı ve kamusal vicdana seslenen bir yaklaşım sunmaktadır. Medya çalışmalarına özellikle medyanın toplumsal boyutuyla önemli bir katkı yapacaktır.

Gloria Degaetano Çeviren: Nilüfer Pembecioğlu Öcel Gloria Degaetano’nun Parenting Well in a Media Age Keeping Our Kinds Human adlı eserinin İngilizce aslından çevrilerek dilimize ve bilim dünyamıza kazandırılan Medya Çağındaİyi Anne Baba Olmak, okuyucularına anne-baba-çocuk ilişkileri açısından çok farklı bakış açıları kazandıracak ender çalışmalardan biridir. Kitap; Günümüzde anne baba olmanın zorlukları, Anne babalık kimliğimizi geri istiyoruz, İlk temel gereksinim: Sevgi dolu bir anne-baba-çocuk bağı, İkinci temel gereksinim: İç yaşam, Üçüncü temel gereksinim: İmaj oluşturma, Dördüncü temel gereksinim: Yaratıcı anlatım, Beşinci temel gereksinim: İlişkiye katkıda bulunma ve son olarak da Bireysel üretilmiş bir kültüre doğru bölüm başlıklarından oluşmaktadır. Çeviri her anne babanın okuması gereken öncelikli çalışmalardandır.
Arthur Asa Berger Arthur Asa Berger, başkalarının medyayı nasıl yorumladıkları ile yetinmeyip kendi medya çözümlemelerini yapmak isteyen okuyuculara uygulamalı öneriler sunan, örnekli, kullanıcı dostu bir rehber oluşturmuştur. Medya yorumlamalarını; göstergebilimsel bakış açısı, Marksist kuram, psikanalitik kuram ve toplumbilimsel kuram çerçevesindeki incelemelerle açıklayan ve popüler kültürü bu dört kurama bağlayan Berger, yaratıcı insanların eleştirel düşünceleriyle gerçek dünyayı nasıl dönüştürebileceklerini anlayabilmeleri için bu kuramları bilmelerinin gerekli olduğunu vurguluyor. Beşinci baskısı yapılan kitap, kuramsal açıklamaların yanı sıra, uygulamalı bölümleri, karmaşık kavramları örnekleyen çevrimiçi alıştırmaları, sözlüğü ve çalışma kılavuzları ile yazarın kendi çizimlerini de içermektedir.
“Geçmişin ve geleceğin dünyasını metinlerle kavramaktayız. Aslında tüm dünyanın metinlerden oluştuğunu bilen bizler, metinlerin nelerden oluştuğunu görmek istedik. Bu metinleri görmek, anlamak, izleyerek kavramak, çözmek ve yeniden kurmak istedik. Bize aynı metine dört farklı pencereden bakabilmeyi gösteren Berger'in açıklamalarında ve örneklerinde, bu yapıbozumu, neye göre gerçekleştirebileceğinizi bulabilirsiniz.”
Nilüfer Pembecioğlu
Yalçın YILMAZ Ülkemizde, gazete ve dolayısıyla da gazetecilik kavramı 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Gazeteciliğin meslek olarak görülmeye başlaması ise, Batı'ya oranla çok daha geç olmuştur. Yine de günümüzde, görsel-işitsel ve yazılı basın tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, toplumsallaşma sürecinde önemli rol üstlenmiştir.
Türkiye'de medyanın kendi demokratikleşmesini sağlayamadığı bir ortamda, toplumun modernleşmesi ve demokratikleşmesine olası katkıları hep tartışılmaktadır. Richard Sennett'in “Ucuz adamlar pahalı makinelere ihtiyaç duyar” sözünü haklı çıkartacak derecede, Türk medyası teknolojiye yatırım yapmış ve gazetecilere yapılacak yatırım göz ardı edilmiştir. Bunun sonucu; okuyucusuna satamayan, ancak yeni sermayeye satılan yayın kuruluşları olmuştur.
Siyasal alandaki gelişmelerin iletişim düzenine etkileri büyük önem kazanmaktadır. Mesleki açıdan bir kimlik arayışını sürdüren gazetecilik alanı da içinde bulunduğu siyasal sistem ve ideolojik yapıyla doğrudan ilişkilidir. Dünyada ve Türkiye'de gazetecilerin meslek tarihini ve gazeteciliğin geçirdiği süreçleri inceleyen bu kitap, farklılık gösteren siyasi düşünce yapıları ve hukuk sistemlerinin gazetecilik mesleği üzerine etkilerini de ele almaktadır.
Osmanlı dönemini kapsayacak şekilde Tanzimat öncesinden başlanarak, Cumhuriyet ve askeri darbeler üzerinden günümüze kadar geçen süreçte basın ve gazetecilik alanında yaşanan değişim ve gelişmeler;siyasi yapı ve normatif medya kuramları ile ilişkisi çerçevesinde açıklanmıştır. Gazetecilik, düşünce özgürlüğü temelinde, kuramlara dayanan yaklaşımlar açısından ele alınmaktadır. Gazetecilik çalışma alanlarının bazı mesleklerle sınırları giderek silinmekte olduğundan, gazeteciliğin temel ya da yan bir meslek olmasına ilişkin tartışmalar açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu doğrultuda gazetecilerin günlük mesleki çalışmalarında konumları, rolleri, görevleri, etkinlikleri ve yetkinlikleri, diğer mesleklerin üyeleri ile etkileşimleri, haber kaynakları ve okuyucu-izleyici-dinleyici kitlesi ile ilişkileri irdelenmektedir.
Özgür Yılmazkol Medya; çatışmaları, eleştiriler, karşıtlıkları, diyalektik yapılması ve ideolojisi ile yeni dünya sistemlerinin inşası ve “anlamın” yeniden üretiminde en kilit aktörlerden biri olmaya devam etmektedir.. Fakat buna karşı medya artık çok-merkezi bir yapı sergilemektedir. Özellikle internet, klasik medya kavramını dışında mesajın ''kişiselleşmesine'' böylelikle “sosyal”in bireyselleştirilmesine izin veren bir olgu niteliğiyle hayatımızda daha da kuşatıcı olmaya aday bir mecraları da adeta kendi içine çekmektedir. Gücünün sınırsızlığı ve etkisinin ölçülmezliği; medyayı daha bilinçli, aktif, objektif ve etken okumayı zorunlu kılmaktadır. Bu kitap, medyanın kontrol edilemezliğine karşı bireyi merkeze alan, insanın kendisi ve medya içerikleri üzerinde birey farkındalığına dayalı, özgürleştirici nitelikteki medya okumalarına bir katkı yapmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışma televizyon, reklâm, internet ve sinema genel başlıklarında bütüncül okumayı gerçekleştirmeyi amaç adinmiş on bir makaleden oluşmaktadır.
İbrahim E. BİLİCİ Okuryazarlığın ülkelerin gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olmaktan çıktığı 21. yüzyılda, geleceğimizin teminatı gençlerin informal öğrenmelerinde medya başat role sahiptir. Medyanın kendisine ve yaşadığımız dünyaya dair bize öğrettiklerini tersten okuyabilme becerisi, bilgi toplumunun en kritik donanımlarından biridir. Medya okuryazarlığı eğitimi ile 7'den 70'e, 7/24 günlük hayatımıza eşlik eden medyanın dilini doğru anlayıp doğru okumak için sağlam bir temel atılmaktadır.
Ekran bağımlılığından madde bağımlılığına kadar çeşitli bağımlılıklar, şiddet, cinselliğin kötüye kullanılması, duyarsızlaşma gibi sorunlar ve doğurdukları sonuçlar, çözüm arayışında doğal olarak medya okuryazarlığı eğitimini karşımıza çıkarmaktadır. Bu yüzden medya okuryazarlığı tüm dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde son otuz yıldır temel ders olarak önem görmekte ve yaygınlaşmaktadır.
Mesleki olarak medya pratiklerinin öğretildiği iletişim fakültelerinde de, medyayı okuma becerisi ön plana çıkmıştır. İletişim öğrencileri için medya okuryazarlığı artık en çok tercih edilen derslerden biri olmuştur.
Eğitimin “Neyi öğreteceğiz? Nasıl öğreteceğiz?” temel sorularına yanıt veren bu kitap; iletişim öğrencileri, öğretmen adayları ve öğretmenlerin medya okuryazarlığını tanımından-uygulamasına kadar her ayrıntının öğrenilebilmesi için önemli bir kaynak niteliğindedir.

İbrahim E. Bilici kitle iletişim araçları, popüler kültür ve dijital medyanın sunduğu fırsatları ve sorunları açıklayarak; tüm gücü, zenginliği ve karmaşıklığına rağmen, medya okuryazarlığı eğitimini açık seçik ve anlaşılır bir şekilde ele almaktadır. Bu kitap, sınıf ile çağdaş yaşam arasındaki bağlantıyı kurabilme, eleştirel düşünme becerisi kazandırarak öğrenicileri başarılı bir şekilde 21. yüzyıla hazırlama konularında eğitimcilere yararlı olacaktır. --Prof. Dr. Renee Hobbs
(Hobbs, Harvard Institute on Media Education adlı ilk eğitmenlerin eğitimi programının ve Media EducationLabadlı medya okuryazarlığı laboratuvarlarının kurucusu; Rhode Island Üniversitesi (ABD) Harrington İletişim Fakültesi kurucu dekanıdır.)
Dilek İmançer Takımcı

Medya günlük hayatımızın önemli bir parçası olma özelliğiyle insan kimliğinin biçimlenmesinde etkin hale gelmiştir. Medya temsilleri, toplumsal gerçekliğe simgesel göndermelerle ayna tutar. Bu kitap medya temsillerinin toplumsal gerçekliklere ayna tutma işlevinin altında yatan ideolojik, kültürel anlamların açığa çıkıp görünür kılınmasında okuyucuları bilinçlendirmek adına önemli katkı sağlayacaktır.

Sefer DARICI Bu kitap; enstitüler, İletişim fakülteleri, meslek yüksekokullarının ilgili bölümlerindeki hoca ve öğrencilerin, iletişim ve ilgili diğer alanlarda faaliyet gösteren firmaların, bireysel olarak çalışan grafiker, editör, gazeteci, fotoğrafçı, foto muhabiri ve diğer kişilerin, medya mensuplarının, televizyoncu, gazeteci ve muhabirlerin, baskı ve baskı teknikleri üzerine faaliyet gösteren kurumların kullanılan terimlerin bir arada olmaması nedeni ile yaşadıkları sıkıntılara bir son vermek amacıyla hazırlandı.
Medya Terimleri Sözlüğü mesleğe yeni başlayacaklar ve eğitimini alacaklar için yardımcı bir kaynak olmak üzere her zaman başvurulabilecek bir eser olma özelliği taşıyor. Kitap medya ve ilgili sektörde çalışanların uzmanlık alanlarına göre sınıflandırıldı. İçeriğinde yer alan polis muhabirliği, yargı muhabirliği, ekonomi muhabirliği, parlamento muhabirliği, sağlık muhabirliği, spor muhabirliği, kültür-sanat muhabirliği, magazin muhabirliği, foto muhabirliği, TV muhabirliği, dış haberler, kameramanlık, tasarım, montaj, baskı, sinema-tiyatro gibi uzmanlık alanlarında hem uygulamada hem de teoride karşılaşılabilecek terimler özenle seçildi.
Ciddi bir kaynak taramasının yapıldığı kitapta, teoride olmayan fakat yazarın uzun yıllar iletişim sektöründe görev yapmış olması nedeniyle uygulamadan eklediği birçok terim de yer alıyor.
Elinizdeki bu önemli eser, Türkiye'de bu alandaki bir eksikliği gidermekle birlikte, yeni çalışmaları da kaynak oluşturma amacını taşıyor.
Sevil YILDIZ Toplumsal ve bireysel amaçlara ulaşmak için kitle iletişim faaliyetlerinin hukuk sınırları içinde gerçekleştirilmesi hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle iletişim faaliyetlerinin sağlıklı yürütülmesi, bu faaliyetlerin düzenlenmesi, sınırlarının ve uyulması gereken kuralların ve yasakların belirlenmesi gerekmektedir.
Hukuk sistemimizdeki düzenlemeler incelendiğinde kitle iletişim araçlarının çeşitlerine göre ayrı ayrı düzenlemeler yapma yolunun seçildiği görülebilmektedir. Anayasal düzenlemeler yanı sıra kanunlardaki düzenlemelerin tek tek incelenmesi ve her bir kitle iletişim aracının bağlı olduğu kuralların ortaya çıkarılması gerekmektedir.
Dilek İmançer

Gündelik hayatımızın bir parçası olan medyanın üstlenmesi gereken toplumsal sorumluluk misyonu açısından, cinsiyete dair geleneksel rol kalıpları dışında, ön yargılardan bağımsız, insan olan gerçek kadın ve erkek yaşam deneyimlerini yansıtması beklenir. Medyanın, toplumun olumlu yönde değişimine katkı sağlaması ve toplumsal gerçeklikleri tartışmaya açarak, araçsal görevini yerine getirmesi gerektiği düşüncesinden hareketle, medyada ataerkil zihniyete göre biçimlenen kadın temsil biçimlerini doğallaştırılmış kılıfından çıkartarak, görünür kılmaya çalışan araştırmalar bu kitapta bir araya getirilmiştir.


Kitapta, Toplumsal cinsiyet oluşumuna ilişkin kuramsal yaklaşımlar; Feminizm ve yeni yönelimler; Feminizm ve Türk toplumu; Cinsiyet rolü temsili: Medya kültürü, feminizm, televizyon ve seriyaller; Türk medyasında kadının temsili; Türkiye’de yerli televizyon dizilerinde geleneksel ve modern kadın kimliğinin sunumu; Kadınlar ve medya: Türk kadın muhabirlerin profili, haber anlayışı ve haber metinlerinde kadınları tanımlayışı; Türk sinemasında suskun kadın imgesi; Toplumsal cinsiyet açısından: İmkânsız aşkın masalı “Harem Suare” gibi on beş makaleye yer verilmiştir.

Huriye Kuruoğlu - Mikail Boz Dünyada olduğu gibi ülkemizde de akademik çevrelerde insan duygularına dair pek çok çalışma olmasına karşın gülmeye dair çalışma yok denecek kadar azdır. Bunun nedeni ise genellikle 'gülme'nin avam bulunması ve ciddiye alınmayışıdır. Acı ve üzüntü daha evrensel olma özellikleri taşırken mizah daha yerel ölçeklerdedir. Çünkü her toplumun kültürel geçmişi ve birikimi önemli ölçüde neye gülüneceğine dair uzlaşımları içinde taşır. Ülkemiz örneğinde olduğu gibi insanlık tarihinde de pek çok ülkeye bakıldığında siyasal ve toplumsal baskılarla mizah arasında doğru bir orantı göze çarpar. Ciddiyet, tarihte her zaman soylular ve devlet kurumlarıyla özdeşleştirilmiştir. Buna karşın gülmek ve komedi ise daha alt sınıflara ait bir edim olarak halkla ilişkilendirilmiştir. Öte yandan kahkaha bozguncu ve tehlikeli olma potansiyelini de içinde taşıması nedeniyle her şeyden daha büyük bir güçle, iktidarı sarsabilir. Bu yüzden iktidardakiler, tarih boyunca bu tehlikeli sesi susturmanın yollarını aramışlardır. Halklar ise mizahı iktidarlara karşı kullanmıştır.
Bu çalışmada, mizahı farklı boyutlarıyla inceleyen metinler ve yine mizahın farklı kitle iletişim araçlarında dönemsel olarak nasıl yer aldığını inceleyen makaleler yer almaktadır.
Sedar Cereci İnsanların doğal toplumsal ve kültürel gereksinimlerini karşılamak amacıyla küçük girişimcilerin çabalarıyla başlayan meydanın serüveni, medya unsurlarının kapitalizmin ve küreselleşmenin başlıca araçları olarak kullanılmasıyla işlev ve içerik değiştirmiştir. Yeryüzündeki tüm insanların “medyasız yaşamanın olası olmadığı” yaşam biçimlerine alıştırılması, devletlerin ve özel sektör girişimcilerinin de bu yaklaşımı desteklemesiyle medya, insan yaşamının zorunlu bir gereksinimi olarak konumlanmıştır. Mezralardan metropollere kadar dünyanın her yerinde yaşayan tüm insanlara ulaşabilen medya, yaşamları biçimlendirme, yönlendirme ve denetleme konusunda da egemen konuma gelmiştir.
Bu kitapta, iletişim, medya ve güzel sanatlar eğitimi gören öğrencilere yol göstermesi için medya ile ilgili genel bilgiler, yaklaşımlar ve görüşler bulunmaktadır. Medyayı doğru kullanmak ve ondan yararlanmak için medyanın niteliğini anlamak, onun amaçları konusunda bilgi sahibi olmak ve medyanın içeriğini değerlendirmek gerekmektedir. Öğrenciler kadar yetişkinlerin de ihtiyacı olan bilgilere değinirken, medyanın çağdaş yaklaşımlar, akımlar, oluşumlar, kuruluşlar ve toplumsal unsurlarla ilintisini de açıklamaya çalıştık. Her gün yenilenen iletişim teknolojisine koşut olarak gelişen yeni medya teknolojileri ve üretimlerinin açıklaması için belki yeni bir çalışma yapmak gerekmektedir.
Bu çalışma, medya terminolojisinden medyanın kökeni olarak iletişime; medyanın gündem oluşturmadaki rolünden medya etiğine kadar medyayla ilgi konuları ve medya yapımlarının hazırlık süreçlerini içermektedir. Çalışmada medyanın kültürel boyutuna, küreselleşmeyle ve teknolojiyle ilgisine özellikle vurgu yapılmış medyanın kapsamlı biçimde anlaşılması amaçlanmıştır.
Meral Çakır Berzah Medyanın içinde yer aldığı ekonomik ve siyasal yapı çerçevesinde tek yönlü ve eksik sunduğu enformasyon ile farklı bir gerçeklik tasarladığı varsayımından hareketle yapılan ve Küreselleşme sürecinde medya sisteminin irdelenmesi ve küreselleşmenin siyasal, ekonomik, teknolojik ve kültürel boyutlarına yer veren bu çalışma, araştırma verilerine dayanması nedeniyle özgün ve dikkate almaya değerdir.
İnci Yakut Bu kitabın öncelikli amacı, Osmanlı Dönemi'ni konu alan dönem filmi ve epik fantastik filim tasarımcılarının (senarist, storyboard tasarımcısı, sanat yönetmeni, kostüm tasarımcısı, mekân tasarımcısı, yönetmen vs.) ve sinema tasarımı ile kostüm tasarımı konularında eğitim alan öğrencilerin sinema anlatısı için karakter tasarımları oluştururken sanatlar arası etkileşim anlayışına sahip olarak hareket etmelerine ve buna göre tarihte geçmiş dönemlerin toplumsal gerçekliğini çeşitli düzeylerde irdeleme gereksinimi içinde olarak sinemaya döneme özgü sanat, tasarım ve toplumsal yaşantı anlayışları bakımından veri sağlayıp kaynaklık yapabilecek toplumu görsel olarak bir şekilde yansıtmaya çalışan döneme özgü sanat alanlarına (19. yy. ve öncesi minyatür, tezhip ve diğer Geleneksel Türk Sanat alanları ) ilgi duymalarına katkıda bulunmaktır. Sanatlar arasında kurulacak ilişki ile günümüz sinema sanatı tasarımcıları Osmanlı Dönemi’ne özgü görsel sanat eserlerinin karakter, mekan, nesne, öykü, kompozisyon, renk, desen ve biçim gibi pek çok unsurlarının toplumsal gerçekliği kurgulama özelliklerinden esinlenerek günümüz bakış açısıyla gerçekliğin yeniden inşasını oluşturabileceklerdir.

Bu kitapta tarafımdan üretilmiş olan kostüm illüstrasyonu (kostüm ve kostümle bağlantılı mekân ve desen) uygulamaları, Osmanlı Dönemi gerçekliğini çeşitli düzeylerde konu alan epik nitelik taşıyan dönem filmi ve epik fantastik film anlatıları için senarist, sanat yönetmeni, kostüm ve dekor tasarımcısı, storyboard tasarımcısı, yönetmen gibi sinema tasarım grubunun üyeleri ve bu alanlarda eğitim alan öğrenciler tarafından yapılacak geçmiş döneme özgü karakter tasarımı çalışmalarında önemli bir yere sahip olan kostüm tasarımı uygulamalarına katkıda bulunmak ve örnek oluşturmak üzere, bu tür uygulamaların hangi anlayış ve ilkeler içinde gerçekleştirilmesi gerektiği hakkında açıklamalar yapan illüstrasyon örneklerini sunmak amacıyla yapılmıştır.

Kitabın hedef kitlesini sinema tasarımcıları, kostüm ve moda tasarımcıları, diğer sanat ve tasarım alanlarında çalışmalar yapanlar ve tüm bu alanlarda eğitim alan öğrenciler ile konuya ilgi duyan başka çalışma alanlarında bulunanlar oluşturmaktadır.
Seher Er Bilimsel çalışmaların yöntemleri giderek aynılaşmış durumda, daha doğrusu epistemoloji (bilimlerin bilimi) ve gnoseoloji (bilgilerin bilimi) ne denli geniş ancak sınırları çizilmiş yöntem ve yöntemler bütünü içerse de bilimlerin de kendi içerdikleri ve yöntemleri de beraberlerinde taşıdığı daha da ötesi yeni yöntem önerileri içerdikleri de düşünülebilir. Kuşkusuz sözünü ettiğimiz aynılaşma daha yerleşmiş bir yaklaşım içermektedir. Ancak nasıl epistemoloji ve de gnoseoloji alanları, bilim ve bilgi bütünleri için birer üst-bilim özelliği taşımaktaysa da yapılan bilimsel çalışmalar, araştırmalar için de birer üst-analiz ve üst-metin kapsar diyebiliriz ya da daha açık bir anlatımla hangi bilim, hangi araştırma alanı söz konusu olursa olsun bir üst-analiz veya bir üst-metin aracılığıyla irdelenir, doğrulanır, yanlışlanır ve de kimileyin daha geniş bir bakış açısı altında, eleştirel gözlemle çalışmalarda bir varsıllaşmaya yönlendirilmiş olur. Dr. Seher Er'in Pazarlama ve Kamuoyu Araştırma Alanları adlı yapıtı işte bu bağlamda büyük bir önem taşımakta
ve hiç kuşkusuz alanına büyük bir katkı sağlayacak niteliktedir.
Hakan Cem IŞIKLAR … Hakan Cem Işıklar, bu kitabında, üniversitede kazandığı mesleki formasyonu, profesyonel hayatta nitelik düzeyi oldukça yüksek bir biçimde günlük pratiklere çevirmiş, mesleğin profesyonelliğini tüm boyutları ile yaşamış, toplumsal alanda derinleşmeyi ise kaleme aldığı kitaplarla taçlandırmıştır…
Prof. Dr. Ali Murat Vural – İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın A.B.D. Öğretim Üyesi
… Sektörün içinden gelen bir isim olarak Hakan Cem Işıklar'ın oluşturduğu bu yapıt, kuramsal temellerden başlayarak televizyon haberciliğinin tüm aşamalarını sade bir dil ve örnek uygulamalarıyla anlatan temel bir kaynak niteliğindedir.
Doç. Dr. Vedat Çakır – Uşak Üniversitesi RTV-Sinema A.B.D. Öğretim Üyesi
… Işıklar'ın, alanında önemli bir boşluğu dolduran bu kitabının ilk baskısının kısa sürede tükenmesi, bu eksikliğin açık göstergesidir. Yürütmekte olduğum “Televizyon Haberciliği” dersimde kaynak kitap olarak yararlandığım bu yayını, alanla ilgili herkese tavsiye ederim.
Öğr. Gör. F. Arda Ölmez – AKÜ - GSF Sinema ve Televizyon Bölümü
SEKTÖRDEN…
“Profesyonel TV Haberciliği”, “profesyonel tv habercisi” olarak ufkumu açtı. Hatta ufkumu açmakla kalmadı; akademik eserlere olan mesafeli duruşumu yerle bir etti. Bir dönem omuz omuza, bir dönem ise başka kanallarda rakip(!) olarak çalıştığımız Hakan Cem Işıklar'ın kaleminden dökülen satırlar, içinde yaşarken pek de fark etmediğim olaylara, başka bir pencereden bakma olanağı tanıdı.
Levent Eke - “Profesyonel TV Habercisi”, A Haber
5N1K'nın en iyi anlatıldığı kitaplardan biri "Kuramdan Uygulamaya Profesyonel TV Haberciliği". Okulda anlatılan, gösterilen ve öğretilen haberciliğin aslında nasıl yapıldığı, onun da ötesinde, neden yapıldığını bulabileceğiniz bir kitap.
Ünal Kaya – Muhabir, CNN Türk
Yıllarca haberlerine attığı üç harfli ve isminin baş harflerinden oluşan "HCI" imzasını, bu kez TV haberciliği konusunda yazdığı kitabına attı… Bu eser, haberci olmak isteyen herkesin muhakkak okuması, uygulaması ve elinin altında bulundurması gereken bir kaynak.
Ümit Yalman - Haber Kameramanı, Habertürk
Huriye Kuruoğlu Gerek tarihte çeşitli zamanlarda, gerekse günümüzde çeşitli ülkelerde propaganda, bazen de özgürlük aracı olarak kullanıldığı dönemleri ve olayları ele almaktadır. Televizyonu olmadığı zamanlarda özellikle radyonun, özellikle soğuk savaş yıllarında başta Almanya olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri ve daha çok dönemin iki süper gücü ABD ve SSCB tarafından zaman zaman tarihin akışını bile değiştirecek kadar nasıl ve hangi biçimlerde kullanıldığı çeşitli olaylarla aktarılmaktadır. Sovyet Bloğunun yıkılmasıyla beraber dünyanın dünyanın tek kutuplu hale gelmesinden sonra hala bazı ülkeler tarafından radyonun bir propaganda aracı olarak kullanılmasına devam edilmekle beraber kurulumu ve ulaşımı kolay ve ucuz olması nedeniyle, demokrasi ve özgürlük aracı olarak kullanım örneklerine yer verilmiştir.
Aysel AZİZ Elektronik yayıncılığın ilki olan radyo yayıncılığının dünyadaki serüveni 20. yüzyılın ilk çeyreğinde başlamıştır. Haberi ve müziği evlere, işyerlerine ses olarak getiren bu araç, kısa zamanda gelişmiş toplumların en önemli haber alma aracı olmuş ve bunun yanında bilgilenme, hoşça zaman geçirme aracı olarak 1950’lere kadar varlığını sürdürmüştür. Televizyon yayınlarının başlamasıyla, görselliğin getirdiği çekicilik, toplumları giderek azalan bir ilgiyle radyo dinlemeye yöneltmiştir.
Bu durum dünya ile neredeyse aynı zamanlarda radyo yayınlarını dinlemeye başlayan Türk toplumu için de aynı olmuştur; bir farkla ki televizyon yayını Türkiye’ye geç gelmiş, dolayısıyla radyo yayınları giderek artan program çeşitliliğiyle,gazetelerin yanında toplumun uzun süre elektronik tek haber kaynağı olmuştur.
Günümüz radyo yayınlarındaki programlar, geçmişe göre çok aşama geçirmiş, gelişmiş, kanal olarak çeşitlenmiş, dinleyicilerin farklı gereksinimlerine eğilen içerikte yayın yapar duruma gelmişlerdir. İletişim teknolojinin getirdiği yeni dinleme ortamları da radyo dinleyicisinin yeniden radyo yayınlarına ilgi göstermesini sağlamıştır.
Radyo Yayıncılığı kitabının bu 5. basımında, toplumun çeşitli kesimlerine seslenen program türleri, yapım olanakları ve özellikleri, kullanılan yapım teknikleri, kamu yayıncılığı yapan TRT’den ve özel radyo yayınlarından alınan örneklerle verilmeye çalışıldı.
Huriye Kuruoğlu İnsan unsuru, verici cephesinde yöneten ve hazırlayan, alıcı cephesinde ise bireysel olarak dinleyici ve geniş anlamda da dinleyici kitlesi; araç-gereç konusundaki çalışmalarda ise bilindiği gibi yapım ve yayın aşamasında, stüdyo içinde ve dışında kullanılan tüm araçlar incelenmektedir. Radyo programlarını bir ürün olarak ele aldığımızda ise bu çalışmaların kendi içinde, radyo yayıncılığının aşamaları, hazırlama süreci, bu süreçte kullanılan malzemeler ve hazırlanan radyo programlarının türleri gibi alt başlıklar altında incelenebileceği görülür. Bu kitapta bu bilgiler genişletilmiş ve detaylı biçimde yer almaktadır. Bu çalışmadan amaçlanan iletişim fakültelerinde eğitim gören öğrencilere ve konuyla ilgili eğitimi olmadan radyo yayıncılığı yapan genç arkadaşlara radyo program yapımı ve yayıncılığı konusunda yardımcı olmaktır.
BELMA GÜNERİ FIRLAR Muhteşem bir müzik parçası bestelediğimizi, inanılmaz bir tablo resmettiğimizi veya bir heykel vücuda getirdiğimizi hayal edelim. Şayet bu eseri hedef kitlemizle paylaşmazsak, onlara eserimizi sunmazsak harcanan onca çabanın değerinin olmayacağı açıktır. İşte reklam çalışmaları için de aynı durum geçerlidir ve planlama uzmanları bu nedenle günlük yaşantımızın hemen her anında ve bulunduğumuz hemen her ortamda varolmayı başarmak için uğraş vermektedir; Doğru Kişiye; Doğru Zamanda, Doğru Yerde ve Doğru Konumlandırılmış Mesajla Erişim adına… Ve reklam kampanya planlama süreci dikkate alındığında görülür ki; söz konusu kombinasyonu gerçekleştiren tek nokta vardır; Medya Planı…
Günümüzde rekabet avantajı yakalamak ve farklılık yaratmak denildiğinde karşımıza medya planlama çıkmaktadır; çünkü medyanın alternatif kullanımı veya alternatif medyalar, farklılaşmanın yeni silahı olarak değerlendirilmektedir. Yakalanan rekabet avantajının sürdürülmesi bağlamında da durum farklılaşmamakta ve medya planı yeni sunumları veya mevcudun farklı kullanımı ile şekillenen alternatifleri ile iletişim sürecinin en önemli güç kaynaklarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Medya ve planlama sürecinin değerinin yeni farkına varılmış gibidir; çünkü bilgi akışının ve teknolojik gelişmelerin şekillendirdiği günümüzde bize sunulan her şey gibi medyayı da tüketmekte olan bizlerin tercihleri, yaşam tarzları ve değerleri değişmiştir. Örgütlerin ve reklam sektörünün medya planına yaklaşımları farklılaşmıştır; çünkü yoğunlaşan rekabet paralelinde şekillenen yeni yönetim ve pazarlama yaklaşımları etkin ve etkili iletişimin merkezindeki güç kaynaklarının yenilenmesini gündeme getirmiştir; Medya, Marka, Değerler ve Yaşam Tarzları… Kısacası Eski Yunan ve Mısır'daki ilk örneklerinden benzin pompalarına veya sokak taşlarına kadar uzanan yolculuğunda medya ve planlama sürecinde de yaratıcı olunabileceği anlaşılmıştır.
Günümüzün strateji ve bütünleşik iletişim esaslı dünyasında medya planlamaya bakış ve uygulamaya ilişkin değişimleri, dinamiklerini, bileşenlerini aktarmak adına şekillenen ve başta reklam alanında eğitim alanlar olmak üzere konuya ilgi duyan herkese yönelik hazırlanan bu çalışma ile sürecin bileşenlerinin netleştirilmesi hedeflenmiştir. Çünkü, etkin iletişimin kaynağında bugün “Farklılık Teklifi Sunan Yaratıcı Medya Planları” bulunmaktadır.
Başar Hatırnaz Reyting Gerçeği kitabı, hem reytingin gerçek anlamda ne olduğunu hem de ‘reyting ölçümü’ diye bilinen televizyon izleme ölçümlerinin nasıl yapıldığını ve televizyonların program planlamasına nasıl yön verdiğini içermektedir. Kitapta reytinglerle ilgili olarak, “Nasıl yapıyorlar bu ölçümleri?”, “Benim etrafımda, evinde ölçüm cihazı olan kimse yok, hangi evlerde var bu cihazlar?”, “Varoşlardaki evlerde yapılıyormuş”, “Bence doğru değil bu reyting sonuçları milleti kandırıyorlar! Nasıl oluyor da bütün televizyon kanalları birinci oluyor?” ve “2000 kişi ile Türkiye’de kimin hangi kanalı izlediğini nasıl anlıyorlar?” şeklindeki, konu hakkında bilgi sahibi olmayan kesimlerde var olan sorular ve tepkilere diğer bir deyişle bilgi eksikliği ve yanlış anlamalara çalışma içerisinde cevap verilmiş, televizyon izleme ölçümleri ile ilgili çalışma eksikliği giderilmeye çalışılmıştır. Çalışma sadece akademisyenler ve medya çalışanları için değil medyayı takip eden izleyiciler için de aydınlatıcı olmayı amaçlamaktadır.
A. Kerem KABAN Ses gizlice, görüntüyü belli işlevlerinde yalnız bırakmıştır; Ses görüntünün doğasını değiştirmiş olmasına rağmen, görüntünün dikkati çeken ana eksenine el sürmemiştir. Yani sesin nicesel evrimi, görüntüyü yerinden etmemiştir. Özellikle de sesin, yansıyan görüntüde görmemiz istenen şeyi, gösterme gücüne sahip olduğu da hatırlamak gerekir.
Kitap, Görsel-İşitsel birliktelik gerçekliğini, yani bir algının diğer algıyı etkileyip değiştirdiğini göstermeye çalışacaktır. Aynı anda hem görüp hem duyduğumuzda hiçbir zaman aynı şeyi görmeyiz ya da aynı şeyi duymayız. Belki bu yüzden görmek ve duymak arasındaki sözde gereksizlik ve güçler arasındaki tartışmalı ilişkiler gibi eski varsayımlarımızın ötesine geçmenin zamanı gelmiştir artık!
Cengiz Asiltürk Günümüzde birçok sanatçı, çeşitli sanatların arasındaki sınırlarla ilgileniyor; gittikçe birbirine karışan ve belki de yok olmaya başlayan bu sınırlardan, en çok sinema ve şiirin iç içe girmiş olması, sinemanın somut görselliği, şiirin imgesel görselliği ile birleşiyor. Bu iki sanat dalını diğer sanat dallarından ayıran en önemli özellik de bu... Bununla birlikte bu ikisi, belki de, ayrıldıkları noktada birbirlerine daha da yaklaşıyorlar. Bu kitapta da, iki ayrı ırk, iki ayrı dil, iki ayrı ülke, iki ayrı kültür gibi görünen bu büyülü anlatım biçimlerinin ortak noktalarını bulmak mümkün.
Levent Eraslan Dijital yerli, dijital vatandaş, X-Y kuşakları adı ne olursa olsun artık Türkiye'de sosyal medyayı çok etkin bir şekilde, yaşamın her anında kullanan büyük bir kitle bulunmaktadır. Dünyadaki gelişmeler paralelinde bireyler, artık yakın çevrelerinden uzak çevrelerine etraflarında olup bitenlerden en şeffaf biçimde haberdar olmak, diğer bireyleri haberdar etmek ve gündemi takip etmek istemekteler. Bu isteklerini de geleneksel yollarla değil, daha hızlı ve mobilize yöntemlerle yani sosyal medya aracılığı ile yerine getirmektedirler. Bu yeni iletişim, pazarlama, sosyalleşme ve ekonomik-politik dili, karar vericiler dâhil herkesin nitelikli bir biçimde tanıması ve kullanması gerekmektedir.
Bu bağlamda hazırlanan bu çalışma; yukarıdaki vurgulara dönük olarak bir rehber niteliği taşımaktadır. Ayrıca bu çalışma; sosyal medya kullanıcılarına ve araştırmacılarına, sosyal medyanın ne olduğunu merak edenlere öğretici ve ilginç bilgiler sunmaktadır.

Sosyal Medya Nedir? Ne Değildir?
Sosyal Medyanın Özellikleri Nelerdir?
Neden Dünyada Her Üç Kişiden Biri Sosyal Medya Kullanıcısıdır?
Sosyal Medya Yaşamı Kolaylaştırıcı mıdır?
Yoksa Kontrol Edilmesi Gereken Bir Mecra mıdır?
Sosyal Medya Bir İhtiyaç mıdır?
Yoksa Gereksiz Bir Zaman Kaybı mıdır?
Cem ÇETİN Ünlü Fransız yönetmen Jean-Luc Godard, televizyon-spor ilişkisi üzerine görüşlerini açıklarken, "insanları sokağa dökmek istiyorsanız, televizyondan futbol yayınlarını kaldırın" demiştir. Elinizdeki bu kitap, Godard'ın da dikkat çektiği üzere, sporun insanlar üzerindeki iletişim gücünü anlatmaktadır. İletişimde sporu bu kadar güçlü kılan unsur, sürekli insanların hayatının içinde yer alması ve doğrudan onların duygularına hitap etmesidir. Dikkat edilecek olursa, gündelik hayatta insanların en çok konuştuğu konuların başında spor gelirken, spor karşılaşmaları da insanlara farklı duygular yaşatmaktadırlar. Böyle bir gerçek söz konusuyken, ülkeleri yönetenler ve iş dünyası, hedeflerindeki insanlarla iletişim kurabilmek için sporu kullanmaktan kaçınmamaktadırlar. Bu süreçte televizyon ise sahip olduğu yayın teknolojisiyle tarafları birbirlerine yaklaştırma gibi önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Televizyonun başka işlevleri de söz konusudur. Sporun yönetiminde yer alanlar, "Televizyon yayınları olmaksızın, günümüzde, büyük spor organizasyonlarını gerçekleştirmek mümkün değildir." söylemini sıkça dillendirmektedirler. Durum öyle bir noktaya gelmiştir ki; televizyon sporun hem finansörlüğünü hem de pazarlamasını yapmaktadır... Bu kitap kimler için yazılmıştır? Sponsorluk yatırımlarında bulunan şirketlerin üst düzey yöneticileri ve pazarlama departmanlarında çalışanlar için... Sponsor arayışı içindeki spor kulüplerinin ya da federasyonların yöneticileri için... Medyada çalışıp spor yayınlarını hazırlayanlar için... Spor eğitimi alan ve ülke sporunu yönetmeyi hedef seçen üniversite öğrencileri için... Son olarak, spora ilgi duyan ve "Sporda değer nasıl yaratılıyor ve bu değer daha sonra nasıl işleniyor." sorusunun cevabını arayanlar için yazılmıştır. Her sıfattaki bireyin, kitabı rahatlıkla okuması için sade bir dil kullanılmış olup, teorik yaklaşımlar güncel örneklerle desteklenmiştir. Keyifli okumalar...
Filiz ERDEMİR GÖZE Televizyon, ilk düzenli yayınların gerçekleştirildiği yıllardan günümüze kadar geçen süreçte, insanların hayatındaki en önemli kitle iletişim aracıdır ve bu araç, yayına başladığından bu yana eleştirilerin merkezinde yer almaktadır. Öyle ki tarihte hiçbir kitle iletişim aracı, televizyon kadar eleştirilmemiştir. Literatüre baktığımızda da çoğunlukla televizyonun olumsuz imgesiyle karşılaşırız. Bu kapsamda, televizyon içeriğine yönelik olarak şiddetten eğlenceye, gerçekleri gizlemekten düzeysizliğe kadar çok sayıda yaygın suçlama söz konusudur.
İlginin merkezindeki bu araca, sinema da kayıtsız kalmamış ve filmleri aracılığıyla hem eleştirel literatüre destek vermiş hem de olumsuz televizyon imgesini yeniden üretmiştir.
Televizyon İmgesine Sinema Perdesinden Bakmak, okuyuculara farklı bir televizyon eleştirisi sunuyor ve okuyucuları, televizyonun “günahları”nı sorgulamaya davet ediyor. Sinemanın bakış açısıyla televizyonun değerlendirildiği bu kitapta, filmlerin televizyon imgesini beyazperdeye nasıl yansıttıkları çeşitli kategoriler altında ele alınmakta, televizyona yönelik kuramsal düzeydeki eleştiriler ve bu eleştirilerin film düzlemindeki sunumları kapsamlı bir şekilde irdelenmektedir.
Nisa Bayramoğlu Çalışma, Yunan medyasında; medyanın gücü, medya ve siyaset, medya patronları, gazeteciler, medyada siyasi ve sosyal gündemin şekillenmesinde gazetecinin rolü, sorunları, iç ve dış ilişkileri, bilgi, bilginin gücü ve de artık gerçeklerin saklanmasına izin vermeyen dolu dizgin gelişmekte olan iletişim teknolojisi konularını incelemiştir. Özellikle PKK’nın başı Abdullah Öcalan’ın Kenya’da Yunanistan Büyükelçiliğinde bulunmasını ve yakalanmasını müteakip dönemde, Türkiye-Yunanistan arasında başlatılan yumuşama, yakınlaşma dönemi (1999-)’nde, Yunan medyasının ve halkının Türkiye’ye karşı şiddeti zaman zaman had safhaya varan, asla yok olmayan olumsuz tavrı irdelenmeye çalışılmıştır.
Nilüfer Pembecioğlu "Günümüz filmlerinde vurgulanan çocuk, her türlü teknolojik bilgi ve donanıma sahip, afacan ve hızlı tüketen; zamansız yetişkinleşmiş bir çocuk tipidir.
Çocuklar filmlerde kaybolur, kaçırılır, değişir... Filmde görünsün ya da görünmesin sinemadaki bu farklı çocuk imgeleri, aslında toplumda her an gördüğümüz tek bir çocuğun yansımasını oluşturmaktadır.
Bunların tek bir görüntüde toplanması içimizdeki gerçek çocuğun ortaya çıkarılmasına ışık tutar. Böylelikle ulusal ve giderek evrensel çocuk imgelerine ulaşılabilir."
Abdullah AYDIN, Ahmet Tarık TÜRKMENOĞLU, Aziz BELLİ, Emre Osman OLKUN, Faruk TEMEL, Hikmet Salahaddin GEZİCİ, Mustafa Burak ÇELEBİ, Onur ÖNÜRMEN, Yasin TAŞPINAR, Yunus NAMAZ 2014 yılında Türkiye'nin kritik ana gündem maddelerinden birisi hiç şüphesiz ilk defa halk tarafından seçimi gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş'ın yarıştığı seçimlerde; Recep Tayyip Erdoğan en yüksek oy oranına ulaşarak; Türkiye'nin ilk defa halk tarafından seçilen 12. Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu seçim; bir yönüyle vesayetçi anlayışın sona erdiğinin göstergesi, diğer yönüyle ise Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı makamının demokratikleşmesi açısından önemli bir kilometre taşı olarak Türk siyasi hayatında her zaman hatırlanacaktır.
Türkiye'de 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi adeta genel seçim havasında yürütülmüştür. Üç aday yürüttüğü siyasal kampanya faaliyetleriyle; bir yandan neden kendilerine oy vermeleri gerektiğini vatandaşlara anlatırken, aynı zamanda diğer adayları desteklememeleri konusunda onları ikna etmeye çalışmışlardır. Rakip adaylara oy vermemeleri hususunda seçmen kitleleri etkilemenin en kolay ve kes¬tirme yollarından biri de siyasal kampanya faaliyetleridir. Günümüzde artan nüfusa bağlı olarak seçmen kitlelere ulaşabilmedeki güçlük, siyasal sorunların gittikçe karmaşıklaşması ve anlaşılırlılığının azalması, kitle iletişim teknolojisinin gelişmesi ve çeşitlenmesi karşısında; siyasi adayların seçmeni etkileyerek ikna edebilmesi için, profesyonel ekiplerin de yardımıyla daha yoğun bir çaba içerisine girdikleri gözlen¬mektedir.
işte farklı üniversitelerden bilim insanlarının bir araya gelerek, akademik işbirliğinin güzel bir örneğini oluşturdukları bu eser; siyaset bilimi ve siyasi iletişim perspektifin¬den hareketle, 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimini farklı yönleriyle mercek altına almaktadır. Bu çalışmanın iletişim, siyasal iletişim ve siyaset bilimi literatürüne önemli katkılar sağlayacağına yürekten inanıyor ve eserin ortaya çıkmasında emeği geçen bilim insanlarını kutluyorum...
Doç. Dr. Şükrü BALCI