Mimari Tasarım \ 1-1
Nevin Turgut Gültekin 19. yüzyıl ortasından itibaren ilgili yazında Batılılaşma olarak da tanımlanan dönemde Anadolu kentlerinde, çok sayıda ve farklı boyutlardaki iç ve dış etmenlerle, bu döneme değin durağan olduğu bilinen kentsel mekân yeniden biçimlenmeye başlamıştır. Bu süreçte, kentte yer almaya başlayan yeni işlev alanları, kentin strüktürünü, mekânsal kurgusunu değiştirmiştir. Ancak, Anadolu'da ikincil demir yolu hatları kurulamadığı için kervan yollarıyla demir yolu vazgeçilmez bir biçimde birbirlerini tamamlamış ve eski ticaret yolu üzerindeki yerleşimler, yerel ya da bölgesel pazar niteliğini genellikle korumuşlar hatta ticaret kapasiteleri artmıştır. Bu gelişmede, nüfus artışıyla birlikte sosyal tabakalaşmada farklılaşma ortaya çıkmışsa da konut ve dokusunun önceki dönemdeki niteliklerine belirgin bir biçimde yansımamıştır. Ayaş ve Beypazarı'ndaki geleneksel doku, bu konuda belirgin örnekler olarak bu kitapta incelenmektedir. Bu ele kapsamda Ayaş ve Beypazarı'nda günümüzde var olan geleneksel konut ve dokusunun yerleşim özellikleri ile özgün fiziksel, mekânsal nitelikleri de belirlenmiştir.
Nazan KIRCI Mimarlık tarihi sıralı bir resmi geçit töreni değildir. Bir mimarlık hareketi, diğerinin sona ermesini beklemeksizin başlar. Başladığı yerde durmaz, yayılır, gelişir, değişir, dönüşür. Endüstri devriminden bu yana da, zaman ve mekanla ilişkisini özgürleştirmiştir. Bazan farklı kostümlere bürünse de, aslında iki temel düşüncenin, çekişmesi ve belli ölçülerde birleşmesinin göz alıcı sonuçları oluşmuştur. Bu sonuçlardan kuşkusuz öğrenilecek hala çok şey vardır. Ancak bunu özetlemek pek kolay değildir. Bu nedenle de yazar, bu kitabın “son” olabilecek sözünü söylemenin bir yolu bulamadığından, okuyucusunu sonsözü birlikte söylemek üzere “20. YÜZYIL MİMARLIĞI- NAZAN KIRCI” facebook grubuna davet etmektedir.
Z. Özlem Parlak Biçer İş sağlığı ve güvenliği, kendi içerisinde dinamikleri farklılaşan ve her alanda olması gereken bir dünyadır. Bu kitap ile iş sağlığı ve güvenliği alanında yıllarını geçirmiş, farklı bilgi ve deneyimlere sahip profesyoneller, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili önemli konuları, kavramsal bilgiyi ve alana yönelik çalışmaları, konu ile ilgili kişi ve kurumlar ile paylaşmayı amaçlamışlardır.
Kitapta; iş sağlığı ve güvenliğine yönelik verilen eğitimler sırasında öğretilmesi gerekli olanlar, yasal mevzuat, mevzuatlardaki değişiklikler ve iş güvenliğinin gerektiği farklı alanlara yönelik spesifik bilgilerin yanı sıra iş güvenliği eğitimi konusunda da bilgiler yer almaktadır. Konular ele alınırken tablolar, grafikler ve görseller eşliğinde ayrıntılı anlatımlar gerçekleştirilmiştir. Bir kişi iş sağlığı ve güvenliği konusunda ne kadar çok şey bilirse bilsin, ne kadar deneyimli olursa olsun her zaman güvenilir kaynağa ihtiyacı vardır. Alanında uzmanlarca hazırlanan bu kitap ile iş güvenliğine temel kaynak olmak hedeflenmiştir.
Bilgi, deneyim ve alana yönelik çalışmalar ile iş sağlığı ve güvenliğinde kaynak olacak kitap, iş güvenliği tarihçesi, uygulama esasları, meslek hastalıkları, makine, tekstil ve yapı sektörüne yönelik konuları, teknolojinin iş güvenliği ile olan faydalı birleşimlerini, iş güvenliğinin farklı düzeylerde eğitimi gibi geniş perspektifli bir anlatıma sahiptir.
Kitap editörü Z. Özlem Parlak Biçer, iş sağlığı ve güvenliği konusunda yer alan ve alacak olanların işlerini gerekli düzeyde yapabilmeleri için kitapta verilen bilgilerin gerekliliğini “Bilgi ve deneyim iş güvenliğinde önemli unsurlardır. Kitap bölümleri, bilgi ve deneyimleri ile alanlarında uzman kişilerce hazırlanmıştır. İş güvenliği eğitimlerinde öğretilen bilgileri destekleyen ve sahada da bu öğretilenlerin bilinçli olarak kullanılması olmaz ise konu üzerinde yapılanlar yerini bulamaz. Bilgilerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve tecrübeyi yaygın kılmak önemlidir. Bu kitap, eğitim sürecinde ele alınan konulara katkı sağlamak ve eğitim sonrasında eğitimlerde edinilenleri hatırlatmak, etkin teknoloji kullanımı ile iş güvenliğine yardımcı olmak, özellikli alan çalışmalarına dikkat çekmek ve yasal mevzuattaki düzenlemeleri görünür kılmak üzere ele alınmıştır.” olarak ifade etmektedir.
Nuray Bayraktar Ankara Yazıları kitabı özünde yazarın Ankara'ya ilişkin duygusal bağının bir ifadesidir. Kitapta yer alan makaleler, Ankara'da kentli olarak yaşamanın ötesinde, mimar olarak yaşamanın getirdiği çoklu kimlik ile, örtülü bir koruma yaklaşımını, dolayısı ile kentsel belleği oluşturan ipuçlarını ortaya çıkarma arzusunu kaçınılmaz olarak barındırmaktadır.
Bir kentte geçmişten günümüze var olan, kente ve kentliye dair süreklilik gösteren tüm değerler içinde yapılar ve mekânlar biriktirdikleri anılar ve yaşamsal tüm aktivitelere yer olma nitelikleri ile öne çıkarlar. Ankara Yazıları bu anlamda kimlik değeri taşıyan ve kentsel belleği oluşturan tüm yapıların ve mekânların izlerini sürer, alışkanlıkları ve yaşanmışlıkları göz ardı eden bir yaklaşımla hızla değiştirilen kentte, kentin tarihselliğinin vurgulanmasını önemser.
Ankara Yazıları içerdiği altı bölüm ve 10 makale ile aynı zamanda kenti yapılar ve mekânlar üzerinden keşfetmeye ve anlamaya yönelik bir arayışın ifadesidir. Sağlıklı bir kentte yaşama isteğinin bir sonucu olarak ele alınan kitabın yol gösterici olması ve en geniş kesimlerce okunması kentin geride kalan değerlerine sahip çıkılmasına yönelik bir çaba olarak anlaşılmalı ve önemsenmelidir.
Betül Bakır - İbrahim Başağaoğlu Binlerce yıl çeşitli uygarlıklara yaşam alanı sunmuş verimli Anadolu topraklarında, iklim, su kaynakları ve doğal bitki örtüsü insanlar tarafından tedavi aracı olarak da kullanılmış ve “insanlığın sağlıklı yaşamı” konusunda bugün de geçerli yöntemler geliştirilmişti.
Türklerin Orta Asya'dan beri geliştirdikleri tedavi yöntemleri ve terapötik çevre anlayışı, dönemin büyük sağlık yapıları darüşşifaların ortaya çıkmasını sağlamıştı. Tarihteki asklepionlar gibi çok yönlü tedavi merkezleri ve Hippokrates gibi ünlü tıp bilginlerinin doğduğu topraklarda Türklerin tedavi merkezlerini geleneksel yapıyla birleştirerek geliştirmeleri ve bugünkü deyimle “terapötik çevre” anlayışının özellikle akıl hastaları üzerindeki iyileştirici etkileri bu bilinçle ortaya çıkmıştı. Söz konusu tedaviyi etkileyen mimari tasarım tesadüfi değildi ve Batı dünyasındaki modern tıp yapıları tasarımlarını etkileyecek kadar önemliydi.
Tarihteki yaşam biçimlerinden beslenen geleneksel yapıların, beş duyuya hitap eden insani ölçekteki tasarımlarının aynı zamanda hastaların tedavilerinde olumlu etkenler yaratan ve insanlığa hizmet eden sağlık yapıları olduğuna bu kitapta değinilmeye çalışılmıştır.
Pınar Dinç Kalaycı Bu kitap, mimarlık eğitimi içinde gerçekleşen bir stüdyo uygulamasını anlatır. Yakın geçmişte yaşanan deneyim üzerine bir “yeniden-düşünme” denemesidir. Deneyimin unsurlarını tek tek ve olabildiğince detaylı olarak ele alırken, zamanın hızlı akışı içinde yeterince söze ve kavrama dökülememiş olanı da aydınlatmaya çalışır. Yaşanan stüdyo uygulamasını olası etkiler bağlamında inceler, deneyimin unsurlarını bu bağlamla ilişkilendirir.
Mimarlık eğitiminin her yarıyılında farklı ortamlarda farklı stüdyo deneyimleri yaşanadururken, bunlardan bir tanesi üzerinde anatomik bir inceleme yapma girişimi, bir stüdyonun çalışma ve ürünlerinin sergilenmesinden / betimlenmesinden fazlasını içerir. Tasarım stüdyoları, mimarlık eğitiminin en yoğun ve özgün ortamlarıdır. Bu ortamlar üzerine çok düşünülmüş, modeller geliştirilmiştir. Bugünün tasarım stüdyoları ise yoğun çeşitlilik gösterir. Stüdyo içerikleri birbirinden çok farklı denemelere sahne olurken, eğitimin diğer bölümüyle ilişkileri ve meslek eğitimine katkıları da sürekli olarak sorgulanır. Tasarım stüdyoları bir anlamda kilit taşıdır. Bu taşın tanımı, içeriği ve nerede durduğu, kendisine bağlı diğer taşlar için de belirleyicidir. Bu nedenledir ki, tasarım stüdyolarında yaşanan deneyimlerin, ürün sergilemesi ve takdir beklentisinden öte bir anlayışla tartışmaya açılmaları gerekir. Her stüdyo bir şekilde ürün verir. Gerekli olan, ürüne biçimini veren, çağa, mimarlığa ve eğitime bakışı yansıtan düşüncelerin açıklanması, bu düşüncelerin kavramsallaştırılması ve ürünle olan karşılıklı ilişkisinin izlenebilir kılınmasıdır. Bu tip ele alışlar çoğaldıkça tasarım stüdyolarının gerçek anlamı ve içeriği de aydınlanacaktır.
Bu çalışma, bir tasarım stüdyosu deneyiminin anlatılma biçimi ve bu anlatım üzerinden gündeme gelen eğitim ve mimarlık sorunları üzerine gönüllü bir denemedir. Deneme, kendini anatomik bakışla ortaya koyarak, ortaya çıkan resim üzerinden kendini geliştirmeyi hedefler, bu anlamıyla bir öz-değerlendirme çabasıdır. Okuyucunun tanıklığıyla tamamlanacak olan bu çalışmanın, günümüz mimarlık eğitiminin çeşitlilik gösteren alanlarında emek vermekte olan genç akademik kadrolarına, her kademedeki mimarlık öğrencilerine ve gönlünde mimarlık yatan tüm meraklılara ışık tutabileceği düşünülmüştür.
Kendi yapıp etmelerimizi usa vurmak, kendini değerlendirerek gelişmenin ilk adımıdır. Bu düşünüşten hareketle, mimarlık eğitimi içinde gerçekleşmekte olan stüdyo deneyimlerinin her birini kendi anatomik irdelemelerini ortama sunmaya davet ediyorum. Etkileşimden Bütünleşmeye kitabının ülke mimarlık kültürüne ve mimarlık eğitimine katkısı olması dileği ile …

Eda Can, Göksenin İnalhan, Hülya Soydaş Çakır, Özlem Belir, Özlem Belir, Rana Kutlu Mimarlık, yapım faaliyetlerinin ötesinde aslında bir tasarlama teknikleri bütünü ve kendi özelinde sanat dalı olarak tanımlanmalıdır. Kullanıcıların temel gereksinimlerinin karşılanmasının yanı sıra insan hakları bağlamında her bireyin her hizmetten eşit koşullarla yararlanma hakkının kabulü ve bu koşullara erişimin temel noktasında mimarlığın dolayısıyla mimarın sorumluluğunun önemi yadsınamamaktadır. Bireyler her yaşam koşulunda, içinde bulundukları ve bulunmak isteyecekleri mekânlarda refah içinde, sağlıklı ve bağımsız olarak korkmadan, güven içinde yaşamak ihtiyacı duymaktadır. Evrensel Tasarım, mimarlık kavramı içinde insan çeşitliliğinin tasarım süreci boyunca ele alınması ve bu çeşitliliğin göz ardı edilmemesi ile sağlanabilecek bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu kitapta, mimarlık eğitimi içinde farklı alanlarda uzmanlaşmış akademisyenler tasarım kavramının içini doldurmak üzere somut veri ile Evrensel Tasarım ana teması altında mimari erişilebilirlik konusunu ele almışlardır. Kitap, Evrensel Tasarım alanında çalışan ve eğitim gören mimarların, şehir plancıların ve diğer tasarımcıların konuya daha geniş bir perspektiften bakmalarını sağlamak amacıyla atılan önemli bir adımdır.
Cengiz Bektaş Neyi korumak isteriz?
Bizim için değerli olanı, anıları olanı, tarihsel olanı...

Bize dek yaşayarak gelebilmiş olanı, ön açmış, ön açan geleneği...

Böyle bir şeyin bozulmamasını, niteliklerini yitirmemesini, yıpranmamasını, yok olmamasını isteriz. Giderek bütün bu özellikleriyle bizden sonra da sürsün, yaşasın isteriz... Çocuklarımıza, torunlarımıza da aktarmak isteriz onu... Onlar da değerini bilsinler isteriz... Böylece onlar da kişiliklerini, geleceklerini daha sağlıklı, daha insana yakışacak biçimde kurabileceklerdir.
Vahap Candan Spor ya da kültür amaçlı gezilerim sırasında mimarlık alanında daha önce duymadığım Türkçe ifadeler, köy yapılarına daha dikkatle bakmama neden oldu. Yapı sanatına ilişkin zengin bir söz varlığına sahip olduğumuzu seziyordum. Eski kaynaklara bakınca o sözcüklerin, zaman tünelinde bizi geziye götüren birer rehber olduklarını fark etmeye başladım.
Eski kaynaklarda doğrudan doğruya köy yapı sanatına ilişkin bir çalışmaya rastlayamadım. Köye ilgi, İkinci Meşrutiyet Devri'nde Türkçü aydınlar tarafından başladı; Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk'ün Türk dili, tarihi ve kültür tarihi araştırmalarını özellikle teşvik etmesiyle hızlandı. Ben de Atatürk'ün buyruk ve teşvikleriyle dönemin aydınlarınca halkın ağzından, arının bal topladığı gibi derlenen derleme sözlüklerini taradım. Merakım derinleşti ve tarama sözlüklerini de taradım. Karşılaştırma yapılması faydalı olur, düşüncesiyle Göktürk, Uygur ve Karahanlı devirlerinin konuya ilişkin başvuru kaynaklarını da inceledim. Söz konusu sözcüklerin sadece bir yapıyı ya da yapı ögesini temsil etmediğini; bir kısmının kültür şifrelerimizin izlerini taşıdığını anladığımda ise not almaya başladım. Bu notların Yapı Sanatı Sözlüğü’ne dönüşmesi ise beş yıl süren bir araştırma ve inceleme emeğinin sonucudur.
Sözlüğün, kültür şifrelerimizin anlaşılmasına katkı sağlaması ve faydalı olması dileğimle...
Katie Lloyd Thomas, Routledge Mimarlıkta malzeme, fonksiyon, form hep birlikte tartışılagelen üç kavramdır. Malzemenin, fonksiyonun, formun birbirleriyle ilişkisi, birinin diğeri üzerindeki etkisi, hangisinin daha önemli olduğu ya da hangisinin diğerleri için belirleyici unsur olduğu bu tartışmaların ortak temaları olmuştur ve mimarlık mesleği icra edildiği sürece de tartışılmaya devam edilecek konulardır.
Günümüz mimarlık uygulamalarına bakıldığında, yapıda seçilen fonksiyon ne olursa olsun malzemenin form üzerindeki belirleyici etkisini görmemek imkânsızdır. Özellikle Sanayi Devriminden sonra artan bir ivme ile gelişen yenilikçi malzeme teknolojisi, önce betonarme sonra çelik, cam, alüminyum, çok fazlı ve faz değiştiren malzemeler ile mimarların özellikle malzemeye bağımlı form arayışlarına sınırsız kolaylıklar sunmuştur. Hatta öyle ki, Salminen'in eleştirel bir yaklaşımla ifade ettiği gibi günümüzde birçok mimar önce bir form tasarlayıp sonra mühendise giderek onun nasıl ve hangi malzeme ile inşa edilebileceğini konuşmaktadır.
Bu kitap, mimarlıkta malzeme ve uygulamaları üzerine mimari, felsefi, politik, sosyal ve sanatsal açılardan ele alınmış, uzman kalemlerin yazdığı kapsamlı makalelerden oluşturulmuş bir eserdir. Okurken mimarlıkla ilgili çok farklı bakış açıları edinme imkânı bulacağınız sanatçı ve mimarlar ve eserleri ile tanışacaksınız. Bu sanatçı ve mimarlardan tanıdık isimler de karşınıza çıkacaktır, ilk kez duyacağınız isimler de. Bu isimler için internette kısa gezintiler yapmak, kitapta verilen siyah-beyaz ve sınırlı sayıdaki örneklerin üzerine ilave edeceğiniz yeni kazanımlarınız olacaktır.
Bu değerli kitabın, akademisyen, mimar, öğrenci, araştırmacı ya da sanatçı, mimarlıkla ilgilenen tüm paydaşlar için ufuk açıcı bir kaynak olarak kitaplığınızdaki yerini alması ümidi ile…
Şengül ÖYMEN GÜR, Kathryn BEDETTE, Semra AYDINLI, Jon LANG, Nilgün KULOĞLU, Gamze KAYMAK-HEİNZ, Mine HAŞHAŞ-DEĞERTEKİN, Mustafa Orkun ÖZÜER, Rabia KÖSE DOĞAN, Serap DURMUŞ, Asu BEŞGEN Elinizde tuttuğunuz rastlantısal gibi görünen bu seçki ben değişim üzerine düşünmeye başladığımda oluştu. Çarpışan, örtüşen, çevremizde çelişki ve tansiyonları arttıran değişim dalgaları üzerine düşünmeye başlamam öncelikle benim meslekî algımı gözden geçirmeme neden oldu. Her alanda yaşanan değişimler arasında kozmetik olanlar ve geçmişimizin uzantısı olanlar ile gerçek anlamda devrimsel olanlar arasında ayrım yapmanın önemli olduğunu düşünmeye başladım. Ama hiçbir mecaz tek başına tüm bu olan biteni açıklayamıyor, sadece gerçeğin bir parçasının üzerini aralıyor gibi göründü bana. Bu durumda, mimari değişimi genel olarak ele almak yerine onu çözümlemek ve değişimi anlamada önemli olan paradigmalarına öncelik vermek gerekiyordu. Ayrıca, yanlış sorulara doğru yanıtlar arayan yazılar yerine, bu derlemede doğru soruları soran, irdeleyen ve böylece yeni bir bakışla gündeme taşıyan yazılar olsun istedim. Sorular ve saptamalar taze, yerinde ve güncel olmalıydı.
Hiçbir bilginin tamamına ermiş, hiçbir mecazın tümden kapsayıcı olamayacağının bilincinde olarak belirlenimci bir fantezi de kurmadım. Bu zaten insanlığın evrimine de uymazdı. Toplumlarda yaşananlar ciddi bir kültürel dönüşümdür. Esnekliğini yitirmiş Modern kültürler uyumsuzluk ve çözülme içinde düşüşe geçmişken 1960'lı yıllarda başlayan ve yaklaşık on yıllık aralarla şiddetlenen sosyal hareketler yükselen, yeni, esnek, devamlı evrim halindeki günümüz kültürünün göstergeleridir. Bu farkındalık içinde kaleme alınmış buradaki mimari metinlerin hepsi düzelmeye ve yeniden kurulmaya açık, anlığı özgür bırakan ve bilişsel gelişmeyi teşvik eden yazılardır. İçinde devindiğimiz üçüncü dalganın mimarlıkta daha nice izdüşümleri belirlenip tartışma konusu yapılabilirdi pekâlâ. Belki en yararlılarını atlamış bile olabiliriz. Bunları yeniden düşünüp gelecek sefere başka bir yazı dizisiyle karşınıza çıkmayı planlıyoruz sevgili mimarlık okurları. Şimdilik keyifli okumalar diliyor eleştirilerinizi duymak için sabırsızlanıyoruz.
Betül Bakır Türk Sanatı, Avrupa Sanatı ve Mimarlık Tarihi konularında araştırma yapanlara ışık tutacağına inandığımız çalışmada; genel anlamda Rönesans ve Barok mimarileri incelenmiş ve bu sanat akımlarının Osmanlı başkenti İstanbul’daki etkileri ele alınmıştır. Çalışma aşamasında öncelikle Barok ve Rönesans gibi batı mimari “yerinde” incelenmiş, Barok etkisi görülen Osmanlı başkentindeki selâtin camilerinde analiz ve incelemeler yapılmış, ortaya İstanbul özelinde karşılaştırmalı bir çalışma çıkmıştır. 18. yüzyıl sonrası Osmanlı mimarisi, özellikle de dini mimari ile ilgili derinlemesine çalışmaların bulunmaması, hâlihazırdaki çalışmaların o dönemi yüzeysel olarak ele alması ve dönem üzerindeki batı etkisini tam olarak ortaya koymaması böyle bir çalışmanın yapılması gereğini doğurmuştur. Bu eksikliği gidermek adına hazırlanan çalışmada onlarca resim ve şekil kullanılmış, araştırmacı ve akademisyen, araştırmacı ve ilgililere hacimli ve görsel bir yazın sunulmuştur.
Pınar DİNÇ KALAYCI 21. yüzyıl mimarlığı çeşitlilik içerir, çokseslidir. Bu çokluk içinde her bir mimarlık ürünü, kendine özgü içerik ve dinamiklerle biçimlenir. Geçmiş yüzyılların mirası üzerine kurulu ve genellikle farklı disiplinlerden uyarlanan eleştiri yaklaşımları, birbirinden farklı özellikler taşıyan çağdaş ürünleri anlama ve anlamlandırmada ne derece yeterlidir? Genellikle mimarlık teorisi, görece daha az da olsa, mimarlık tarihiyle ilişkilenen geleneksel eleştiriler, mimarlığın eski yeni tüm dinamiklerini ve mimarlık ürününün bu dinamiklere bağlı gelişen özgün bileşenlerini anlamada ne derece etkin olabilir?
Mimarlığı Eleştirmek, söz konusu yeterlilik ve etkinlik konularında duyulan şüphe üzerine kaleme alındı. Kitap, mimarlığın çağdaş ürünlerini daha iyi anlamak ve anlamlandırmak için ürünlere nasıl bakılabileceğine ilişkin kendi yaklaşımını önerir; önerisi bağlamında üretilmiş eleştiri denemelerini (kısa filmler) örnekler ve çözümler. Eleştirinin geleneğinde önemli yer tutan teori ve tarihi dışlamaz; buna karşılık, mimarlığın ve tasarımın bileşenlerini (yer, düşünce, varoluş ve aktörler) önermenin merkezine yerleştirir. Çağdaş mimarlık ürünlerini biçimlendiren dinamikleri kavramanın, ürünlerin ardında olduğu iddia edilen teoriyi/kuramı bilmek ya da tekil ürünün devamlılık ilişkisi içinde olabileceği geçmiş ürünlerle bir arada yorumlanması kadar -ve hatta daha da fazla- gerekli olduğunu savunur. Teorinin ve(ya) tarihin izindeki yoğun terminoloji ve derin uzmanlık bilgisi üzerinden konuşan eleştirmen yerine, mimarlık ürününün kendisine ve bileşenlerine odaklanan eleştiren olmayı önemser. Eleştiren olmayı, eleştirmenliğin ön şartı olarak görür.
Mimarlık salt görsel algımızı değil, dünya üzerindeki varoluşumuzu zenginleştirme gücü yüksek olan bir sanattır. Uğraş alanı mekân olan her tasarımcı, onu deneyimleyecek olanların yaşayışında etkin rol oynar. Tasarımcının eleştiren olması, tarihin ve teorinin öğrettiklerinden fazla ve farklı olarak çağdaşlarının da neyi nasıl yapmakta olduğu üzerine yöntemli ve etkin düşünmesi, bu yolla kendisini de neyi nasıl yapması gerektiği konusunda sorgulaması/yenilemesi, salt kendi gelişimi için değil, yaratacağı mekânların varoluşumuza olumlu katkısı için de önemlidir. Çağdaş mimarlık ürünleri, teori ve tarih kadar öğreticidir; çağı ve insanı anlamanın araçlarıdır. Her biri kendi özgünlüğü ile ön plana çıkmaya aday bu ürünleri anlamak ve anlamlandırmak için önerdiğim yaklaşımı tüm mimarlık meraklılarının ilgisine sunuyor ve kendilerini bu yaklaşımı denemeye davet ediyorum.
Mimarlığı Eleştirmek kitabının ülkemiz mimarlık kültürüne katkısı olması dileği ile…
Hakan Sağlam Mimari dil; kültürel, ekonomik, sosyal vb. çok farklı etkenin mimarlık ürününe yansıması ile meydana gelmektedir. Politika, bu alanların tümünü etkileyen üst yapı kurumu olarak mimari ürünün oluşumundaki en önemli girdilerden biridir. Bu nedenle yapılı fiziki çevrenin politik bir içerik taşıdığı ya da toplumu yönlendiren iktidarın, kendini yansıtma, topluma anlatma biçimlerinden birinin de mimarlık alanı olduğu söylenebilir. Bu bağlamda denebilir ki kamu yapıları başta olmak üzere tüm mimari oluşumlarda politikanın etkisi okunabilmekte, mimarlık ve politika beraberce yapılı fiziki çevreyi oluşturmaktadır. Devletin özellikle en temel işlevi olan ekonomik çıkarları doğrultusunda desteklediği yatırım alanlarında bu etkileşim cok daha güçlü bir biçimde ortaya konabilmektedir. Bu çalışma temelinde esas sorun, önemli bir girdi olarak politik yaptırımların mimariye dolaylı ve dolaysız etkilerinin ortaya konması olmuştur. Ülkemiz özelinde, tarihsel süreçte önemli yatırım alanlarından birini oluşturan “turizm konaklama yapıları” aracılığı ile mimarlık - politika ilişkisinin irdelenmesi Cumhuriyet Dönemi genel mimarlık ortamı için de önemli ip uçları barındırmaktadır.
Francis D.K. Ching Kırk yıldan uzun süredir, Mimarlık: Biçim, Mekân & Düzen hoş çizimleriyle temel mimari tasarım sözlüğüne klasik bir giriş olarak sunulmaktadır. Güncellenmiş ve gözden geçirilmiş Dördüncü Basım, mekân ve biçimin temel öğelerini ön plana çıkarmış ve bir mimari anlayışı tanıtmak için eleştirel düşünceyi teşvik etmek üzere tasarlanmıştır.
Mimarlık: Biçim, Mekân & Düzen karmaşık tasarım kavramlarını anlaşılır bir şekilde çözümler ve zorlu soyutlamaları yaşama geçirir. Kitap, biçim ve mekânın ışık, manzara, açıklıklar ve çevrelenme ile olan ilişkisini açıklar; mekân örgütlenmesi, dolaşım ilişkileri ve öğeleri ile orantı ve ölçeği keşfeder. Buna ek olarak metnin ayrıntılı çizimleri, kitapta sunulan kavramları sergiler ve kültürler ve çağlar boyunca mimarlığın temel öğeleri arasındaki ilişkileri ortaya çıkarır.
Genco Berkin, Yusuf Civelek Bu kitabın yazımında modül ile tasarımlarını oluşturmuş 40 öncü mimar ele alındı. Bu isimler seçilirken modülün kullanıldığı ve mimarlığın geçirdiği her önemli evrenin kronolojik olarak belirtilmesi de gerekiyordu. Bu kurgu doğrultusunda modül ve mimariyi özümsemiş mimarların ilk bakışta karmaşık gelebilecek tasarım düşüncelerini basite indirgeyip kolaylıkla aktarabildiğimizi varsayıyoruz. Mimarlık öğrencileri ve yeni mezunlar için hem mimarlık tarihini öğrenmeleri hem de mimarları tanımaları anlamında eşi benzeri olmayan bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. Mimarlığın boyutlarının nereden başlayıp nerelere ulaştığını bu kitapta göreceksiniz.
M. Mustafa Önal Mukavemet dersi, mühendislik ve mimarlık fakültelerindeki çeşitli bölümlerde ve meslek yüksekokullarının inşaat bölümlerinde meslek dersi olarak okutulmaktadır. Bu dersin kitabı hazırlanırken inşaat mühendisliği ve meslek yüksekokulları inşaat bölümlerinin müfredatları referans alınmıştır. Kitabın yazımında sade bir dil kullanılmış ve konuların kolayca anlaşılabilmesi için çözümlü örneklere yer verilmiştir. Hizmete sunulan bu kitabın, öğretim elemanları ve öğrencilere faydalı olmasını temenni ederim.
Ayşegül Işık, Ayşegül Ünal Saraç, Beyza Hıdır, Derya Elmalı Şen, Eda Aktürk, Emine Ayyıldız, Emrullah Kahraman, Esma Nur Kolbaşı, Fatma Yetim, Feride Öksüz Gül, Gonca Seven, Hatice Hale Yurttabir, İbrahim Hakan Karataş, Mustafa Şahin, Orhan Yılmaz, Semiha Şahin, Seyhan Bekir, Somayyah Radmard, Yaşar Yumak, Yeşim Güleç Aslan “İnsan, Erişim ve Beceri Odaklı Mekânlar”
Okul yapıları, çocuğun karşılaştığı ilk sosyal/kamusal mekânlardır. Hayatımızın en kritik dönemi olan çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızı okulda geçiririz. Buna rağmen maalesef okullar, tasarımı ve estetiği üzerine çok az düşünülen yapılar olmuşlardır. Bu gerçeği, Türkiye'deki binlerce okulun, eğitim amaçlı yapının tasarım ve estetiğine baktığımızda açıkça görebiliriz. Diğer taraftan hayatın her alanındaki değişim ve dönüşüm eğitim ortamlarını da çok yönlü olarak etkilemekte, dönüşmeye zorlamakta; yeni gereksinimler, eğitim ortamlarının yeni işlevlere sahip olmasını gerektirmektedir.
Bu kitap, Türkiye'de ve dünyada eğitim yapılarının tasarım ve estetiğine ilişkin bilgi ve birikimi derlemek amacıyla hazırlanmıştır. Eğitimcilerin, girişimcilerin, yöneticilerin, politikacıların, mimarların ve mühendislerin eğitim yapıları üzerine bir kez daha düşünmelerine vesile olacak ipuçlarını paylaşmayı amaçlamaktadır.
Öğretmenlerin, okul yöneticilerinin, eğitim yöneticilerinin, akademisyenlerin ve mimarların katkıda bulunduğu bu mütevazı eser, okul tasarımı ve estetiği konusunda arayışta olanlara bir kapı aralayacaktır.
Aslı Can Bu kitap; 1877-1956 yılları arasında yaşamış Alman mimar Paul Bonatz'ın Türkiye'de geçirdiği yıllara odaklanır. 1916, 1927 ve 1942 yıllarında muhtelif sebeplerle üç kez Türkiye'yi ziyaret eden olan mimar, 1943-1954 arasında ise ülkede yerleşik olarak yaşar. Bu metin, bir yandan Bonatz'ın Türkiye'deki ideolojik ve morfolojik üretimlerini ortaya koymaya çalışmak, diğer yandan söz konusu üretimlerin ülkenin mimarlık ortamında çarptığı yüzeyleri tespit edebilmek adına adı geçen yıllar ekseninde bir mimarlık tarihi okuması yapmayı dener. Bu iki paralel okuma, Bonatz'ın Türkiye ve Türkiye'deki mimarlık çevreleriyle kurduğu ilişkiyi doğru yorumlayabilmek adına oldukça kritiktir.
Bu çalışmanın ana fikri, Paul Bonatz'ın bir iktidar figürü olması üzerine kurulur. “Millî Mimari” söylemi bağlamında, Türkiye'ye geldiği andan itibaren muhtelif birçok yöntemle iktidarını pekiştiren Bonatz'ın kullandığı tüm mecralar yakından incelenir ve tüm detaylarıyla analiz edilir. Sürekli olarak birbirini üreten bir sarmal içerisinde kıvrılan söylem ve iktidar dahilinde Paul Bonatz'ın pozisyonu anlaşılmaya çalışılır.
Paul Bonatz'ın Türkiye Yılları adlı bu çalışma, Paul Bonatz'ın Türkiye'de geçirdiği yıllar üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olma iddiasındadır. Aynı zamanda bir mimarlık tarihi anlatısı ortaya koymak suretiyle Bonatz'ın üretimlerinin altını doldurmaya çalışarak literatüre kendi konusu dâhilinde önemli bir katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Hüseyin Kurt - Fetullah Arık Bilindiği gibi Jeoloji Bilimi; Fizik, Kimya, Matematik ve Biyoloji ile birlikte beş temel bilimden biri olup Jeoloji Mühendisliği Jeoloji biliminin temel uygulama alanıdır. Jeoloji Mühendisliği başta ülke çapında mekânsal strateji planlarından başlayarak her ölçekte planlama için yerleşime uygunluk değerlendirmelerinde, yerleşime uygun olan inşa edilecek bina ve bina türü yapıların zeminleri ile karayolu, köprü, geçit, baraj, tünel vb. mühendislik yapılarının yerleşeceği zeminlerin ve geçeceği güzergâhın fiziksel parametrelerini ortaya koymayı hedefleyen saha ve laboratuvar çalışmalarını yapmaktadır. Öte yandan yapıların imalinde kullanılacak doğal yapı malzemeleri ile sanayi ve enerjinin temel hammaddeleri olan metalik maden, endüstriyel hammadde, enerji hammaddeleri, değerli ve yarı değerli taşlar, su, jeotermal, petrol, doğal gaz, kömür, vb. doğal kaynakların aranması, bulunması ve potansiyelinin belirlenmesinin yanısıra bu kaynakların üretimi esnasında ve sonrasında çevre ile etkileşimini araştırmaktadır. Jeoloji biliminin yukarıda özetlenen bu temel prensipleri, günlük hayatımızın pek çok alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak uygulamada bu gerçeklik bazen ihmal edilmekte ve jeoloji bilimi ne yazık ki sebebi yine jeolojik olan deprem, heyelan, sel, obruk, tsunami vb. felâketlerden sonra hatırlanmakta, bir süre yoğun tartışmalara konu olmakta ve yeni bir felâkete kadar da unutulup gitmektedir. Oysa felâketlerle başa çıkmanın en etkin yolu, onların nedenlerini iyi anlamak ve doğal jeolojik olaylar afete dönüşmeden gerekli önlemleri almaktır.
“Planlama, Yapı ve Çevre İçin Jeoloji” adı verilen bu eserde; planlama ve jeoloji ilişkisinin genel bir tanımından sonra, mekânsal planlama, yapı, çevre ve jeoloji ilişkisi, yerkabuğu hareketleri, yerkabuğunun yapıtaşları olan mineraller ve kayaçlarla onların kullanım alanları ve teknolojik özellikleri açıklanmıştır. Ülkemizin üzerinde bulunduğu coğrafyanın deprem kuşağında bulunması nedeniyle depremler, insan – tabiat kesişmesinde önleyemediğimiz doğa olaylarından volkanik faaliyetler ve heyelânlar ile hayatın en temel gereksinimlerinden biri olan sular ve neden oldukları afetler ayrı bölümler halinde verilmiştir. Ayrıca; doğal kaynaklar ve enerji kaynakları ile bunların kullanımı ve çevresel etkileri, hava ve çevre kirliliği, atıklar ve atık yönetimi konuları da aydınlatılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise planlama ve yapı üretim sürecinde jeolojik ve jeoteknik verilerin kullanılması ile ilgili temel prensipler verilmiş ve uygulama örnekleri anlatılmıştır.
K. Mert Çubukçu Bu kitabın yazılış nedeni; başta planlama ve coğrafya olmak üzere mekânsal bilimler olarak tanımlanabilecek alanlarda yaygınlıkla kullanılan klasik istatistik ve mekânsal istatistik yöntemlerinin yalın bir dil ve dört işlem ile sınırlı aritmetik bilgisi ile okuyucuya sunulmasıdır. Kitap yazılırken 80'i aşkın yabancı kaynaktan yararlanılmış ve her teknik son derece sade bir dille anlatılmıştır. Anlatılan tekniklerin uygulamada rahatlıkla kullanılabilmesine yönelik olarak kitap kapsamındaki her yöntem hiçbir basamak atlanmadan çözülmüş sayısal örneklerle desteklenmiştir. Bu örneklerin çözümü için hiçbir özel bilgisayar yazılımı gerekmemektedir.
Kitabın hedef kitlesinin bir bölümünü başta planlama ve coğrafya olmak üzere mekânsal bilimlerde öğrenim gören lisans ve lisansüstü düzeydeki öğrenciler oluşturmaktadır. Kitaptaki örneklerin tamamı “mekân” odaklıdır ve hedef kitlenin ilgi alanına uygun olarak kurgulanmıştır. Ayrıca, mekânsal analizlerin işlendiği sosyal, fen ve beşeri bilimlerde okutulan dersler için de bu kitap, potansiyel kaynak kitap niteliğindedir. Yazımında kullanılan sade dil ve hiçbir basamak atlanmadan aktarılan sayısal örnekler sayesinde bu kitap, üniversiteden yıllar önce mezun olmuş, kamu ve özel sektörde mekânsal ve istatistiksel analizler üreten uygulamacılar için de aranan ve özlenen bir başvuru kitabı olacaktır.
Kitap, klasik istatistik yöntemlerinin mekânsal analizlere yönelik olarak yeniden ele alındığı alan olan “mekânsal istatistik” açısından da Türkiye'de bir ilk olma özelliğini taşımaktadır. Kitapta aktarılan “mekânsal istatistik” yöntemlerinin tamamına yakını coğrafi bilgi sistemlerine yönelik yazılımların standart parçaları haline gelmişse de, bu yöntemlerin anlatıldığı Türkçe bir kitap yayımlanmamıştır. Dolayısıyla bu kitap, bu alanda sıklıkla kullanılan yöntemleri, kullanıcıları için bir “kara kutu” olmaktan çıkartma gayesini de taşımaktadır.
Zeynep Uludağ, Gülşah Güleç Sanat ve mimarlık ilişkisi, bugün özellikle mimarlık, sanat ve tasarım okullarında ilgi çeken ve merak uyandıran bir konu olarak güncelliğini korumaktadır. Bu konuyu ele almak üzere Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, 2013 ve 2014 yıllarında Uluslararası Kış Okulu Araştırma ve Eğitim [Winter School International Research and Education (WIRE)] programı gerçekleştirilmiş; ana teması “Sanat ve Mimarlık” (“Art and Architecture”) olan bu programın alt temaları, “Mimari Enstalasyon” (2013) (“Architectural Installation”) ve “Mimari Sahne” (2014) (“Archi-Stage/Scene”) olarak belirlenmiştir. Bu kitap, Kış Okulu’nun (WIRE) ürünüdür. Kitapta sanat ve mimarlık ilişkisi üzerine akademik tartışmaların yapıldığı yazılar yer almaktadır. Kitapta ayrıca WIRE programı kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler, sunuşlar ve stüdyo çalışmalarını içeren yazılar bulunmaktadır. Kış Okulu’nun (WIRE) “Mimari Enstalasyon” ve “Mimari Sahne” olan alt temaları, mekanın yeni bir bakış açısıyla ele alınmasını sağlamıştır. Kış Okulu katılımcıları, sanatsal bir bakış açısıyla hem mekan hem de çevre üzerine yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımlar geliştirmiştir. Kitapta katılımcıların daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan, sanat ve mimarlık arakesitinde duran tasarım projelerinin tamamına proje yürütücülerinin tasarım sürecini anlatan makaleleri eşliğinde yer verilmiştir. Bu nedenle editörleri olarak kitabın mimarlık, sanat ve tasarım okullarındaki öğrenciler ve öğretim üyeleri için bir başvuru kaynağı olacağını umuyoruz. 2 yıl süren Kış Okulu (WIRE) sayesinde bizler, mimarlığın sınırlarını ve potansiyellerini deneyimleme fırsatı bulduk. Kitap, bu deneyimi sizlerle paylaşmak ve sizlere de yaşatmak için hazırlandı. Umarız sizler de, kitabın okuyucuları olarak, bizim kadar keyif alır ve heyecan duyarsınız.
Sanat ve mimarlık ilişkisi, bugün özellikle mimarlık, sanat ve tasarım okullarında ilgi çeken ve merak uyandıran bir konu olarak güncelliğini korumaktadır. Bu konuyu ele almak üzere Gazi Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde, 2013 ve 2014 yıllarında Uluslararası Kış Okulu Araştırma ve Eğitim [Winter School International Research and Education (WIRE)] programı gerçekleştirilmiş; ana teması “Sanat ve Mimarlık” (“Art and Architecture”) olan bu programın alt temaları, “Mimari Enstalasyon” (2013) (“Architectural Installation”) ve “Mimari Sahne” (2014) (“Archi-Stage/Scene”) olarak belirlenmiştir. Bu kitap, Kış Okulu’nun (WIRE) ürünüdür. Kitapta sanat ve mimarlık ilişkisi üzerine akademik tartışmaların yapıldığı yazılar yer almaktadır. Kitapta ayrıca WIRE programı kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler, sunuşlar ve stüdyo çalışmalarını içeren yazılar bulunmaktadır. Kış Okulu’nun (WIRE) “Mimari Enstalasyon” ve “Mimari Sahne” olan alt temaları, mekanın yeni bir bakış açısıyla ele alınmasını sağlamıştır. Kış Okulu katılımcıları, sanatsal bir bakış açısıyla hem mekan hem de çevre üzerine yenilikçi ve yaratıcı yaklaşımlar geliştirmiştir. Kitapta katılımcıların daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış olan, sanat ve mimarlık arakesitinde duran tasarım projelerinin tamamına proje yürütücülerinin tasarım sürecini anlatan makaleleri eşliğinde yer verilmiştir. Bu nedenle editörleri olarak kitabın mimarlık, sanat ve tasarım okullarındaki öğrenciler ve öğretim üyeleri için bir başvuru kaynağı olacağını umuyoruz. 2 yıl süren Kış Okulu (WIRE) sayesinde bizler, mimarlığın sınırlarını ve potansiyellerini deneyimleme fırsatı bulduk. Kitap, bu deneyimi sizlerle paylaşmak ve sizlere de yaşatmak için hazırlandı. Umarız sizler de, kitabın okuyucuları olarak, bizim kadar keyif alır ve heyecan duyarsınız.
---------------------------------------------------------------------------------------------
The relationship between art and architecture remains a challenging issue today, first and foremost in the domain of architecture, and particularly in art and design schools. To address this issue, the Winter School International Research and Education (WIRE) programme was run in the Gazi University Department of Architecture between 2013 and 2014, with the main theme being “Art and Architecture”, and the sub-themes determined as “Architectural Installation” (2013) and “Archi-Stage/Scene” (2014).
This book is a product of WIRE, including essays on the main theme of “Art and Architecture”, keynotes and the workshop studies conducted during the WIRE programme. The two subthemes, Architectural Installation and Archi-Stage/Scene, spurred new discussions on space, as well as critical assessments of the built environment, and this led the participants to attempt to develop different approaches to promoting their abilities and facing the challenges of modern society by analysing and understanding the changing environment.
We hope that the book will serve as a source of reference for both students and academicians alike in architecture, art and design schools. To discover the limits and potentials of architecture, WIRE has for two years presented a unique experience to the participants of the programme, and this book has been prepared to share this experience with its readers.
Muteber ERBAY, Tülay ZORLU, Betül AKGÜL, Dilara ONUR, Aylin ARAS Bu kitap Sanat ve Mimarlık arakesitinde, resim sanatı üzerinden Kandinsky'nin çalışmaları temel alınarak, tasarım stüdyolarında form yaratma ve iç mekan çözümüne yönelik, denenmiş olan bir yöntemi tanıtmaktadır.
Kitap temel olarak iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; Tasarım ve Yaratıcılık, Mimarlık Eğitiminde Tasarım Stüdyoları, Resim Sanatı ve Mimarlık, Soyut Sanat ve Kandinsky, Soyutlama Kavramı ve Mimarlık İlişkisi irdelenmektedir. İkinci bölümde ise, İç Mimarlık I. sınıf tasarım stüdyosunda uygulanan bir yöntem önerisi tanıtılmakta ve sonuç ürünler okuyucu ile paylaşıl-maktadır.
Meltem Özkan Altınöz Modernin sanayileşme ile hayata geçen uluslararası hikâyesinin en iyi takip edildiği alanlardan bir tanesi mimarlık ve şehircilik tarihidir. Sanayi toplumlarının ihtiyaçlarına cevap vermek zorunda kalan mimarlık pratiği sanayileşmeyle birlikte kendi estetik tabularını yıkar. Birçok örnekte gelenekselci tavırlar bir yana bırakılarak yeni malzemeler ve formların peşine düşülür. Kitapta sanayileşen dünya, mimarlık alanında deneyimlenen yenilikler, sanayi ve modern mimarlık kültürünün Türkiye’ye transferi ele alınmaktadır. Ağır sanayi yatırımının hayata geçirilmesinde alınan uluslararası yardımlar incelenmekte, özellikle İngiltere-Türkiye yakınlaşması değerlendirilmektedir. Böylelikle okuyucuya sanayileşmenin Türkiye’ye bütüncül modernist bir yaklaşımın sonucu olarak, Karabük kent örnekleminde deneyimlendiği üzere, modern kent argümanları ve mimari kültürüyle birlikte geldiği aktarılmaktadır.
Tomasz E. MALEC The addressees of Simple Introduction to Architecture are both early-years students from architectural faculties and people who have not previously been close to the work of architects but want to learn more about at least some aspects of this interesting profession.
Hüseyin Benli SolidWorks en yaygın olarak kullanılan üç boyutlu katı modelleme yazılımıdır. SolidWorks temel olarak bir bilgisayar destekli tasarım (3D CAD) olmasının yanında üzerinde barındırdığı test ve modül sistemleri sayesinde pek çok sektörde kullanılan bir programdır. AutoCAD kullanıcılarının çoğu, iki boyuttan üç boyuta geçiş için SolidWorks'ü tercih etmiştir. Bunun sebebi AutoCAD dosyaları ile en uyumlu 3D CAD yazılımının SolidWorks olmasıdır. SolidWorks makina, mobilya, plastik/sac kalıpçılığı, otomasyon, mekatronik, endüstriyel ürün tasarımı gibi birçok alanda kullanılmaktadır. SolidWorks ile katı parça tasarımı, yüzey modelleme, montaj, sac metal tasarımı, katı modelden teknik resim görünüşleri çıkarma, katı model montaj parçalara animasyon yaptırma ve kalıp tasarımı gibi işlemler başarı ile yapılmaktadır. Birçok üniversite, meslek yüksekokulu ve teknik lisede eğitimi verilmektedir. Hazırlanan bu kitapta SolidWorks ile tekli üç boyut ve çoklu (montaj) parçaların çizimi detaylı ve ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Durmuş Ali Açıkel, Mustafa Altın, Atila Dorum İnsanlığın var oluşundan günümüze kadar canlıların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla inşa edilen tesislerin yapımına, insanlığın ortadan kalkacağı güne kadar devam edilecektir. Bu inşa sürecinin her aşamasında da belli standartlarda ve kalitede yapı üretilebilmesi mevzusu yer alacaktır.
Günümüzde hissedilen standartlarda ve kalitede yapı üretilebilmesi için gerekli teknik elemanların, üniversitelerin ilgili bölümlerinde yetiştirilerek yeterli teknik eğitimin kendilerine verilebilmesi gerekir. Ülkemizde, bu eğitimin sağlanmasında kullanılan eserlerin, akademik çalışmalar bütününde çok değişik ve farklı alanlardan konuları içermesi; öğrencilerin ihtiyaç duydukları bilgileri tek bir kitapta bulabilme imkânını ortadan kaldırmaktadır. Elinizdeki eser, bu alanda ihtiyaç duyulan derli toplu kaynak kitap yetersizliğinden yola çıkılarak hazırlanmıştır.
Bu kapsamıyla kitap, Meslek Yüksekokulları İnşaat Programlarında okutulan Yapı Teknolojisi I ve II ders müfredatlarına ek olarak İnşaat Mühendisliği bölümlerinin yapı ve mimarlık bilgisi derslerinin müfredatına da uygundur. Bunun yanında kitap, piyasada inşaat işi ile uğraşan teknik elemanlara, yapı üretimi sırasında, teknik-şekilsel kılavuzluk yapabilecek bir eserdir.
M. Rifat Sağlam Bu kitabın ana teması ve bu konudaki diğer yayınlara göre özgün olan kısmı, 5. Bölüm'de verilen İstanbul'daki gökdelenlere ait bilgilerdir. Araştırma Projesi sonucunda ele alınan yüksek yapılara ait, her yapıda aynı derecede olmasa da, yeterince bilgi ve belge bir araya getirildi. Elimizdeki bütün bilgileri yayınlamamız yer ve hacim açısından imkansız olduğundan, her bina için, belirli bir düzen içerisinde özet bilgiler verilmiştir. Yükseklik sırasına göre 27 gökdelene ait bilgileri bulacaksınız. Proje 2008 yılında bittiği için, bu tarihten sonra İstanbul'da yapılan yüksek yapılar bu kitapta bulunmamaktadır.
Konu yüksek yapılar olunca, hem yüksek yapıları diğerlerinden ayıran özellikleri hem de okuyucuya bu alandaki temel bilgileri bu eserde vermek istedik.
Tuba Sarı Bu eser; kentin dokusuna, altyapısına veya uzak yakın çevresine, silüetine etki eden yüksek yapı estetiği ve imge arayışlarına değinirken bütünsel bir bakış hedefler. Konut mimarisindeki yüksek yapı eğilimi; küreselleşme, ekonomide dışa açılım, kentleşme, konut ve yerleşim politikaları çerçevesinde irdelenir. İstanbul konut mimarisindeki düşey yoğun yapılaşmaya olan eğilimin sadece mimari parametrelerle değil; aynı zamanda ülkenin küresel ağ ilişkileri içinde takındığı tavır ve ekonomik kalkınma planlarıyla da oldukça ilişkilidir. İstanbul'da önceleri Şişli-Maslak aksında yoğunlaşan ve çoğunluğunu iş merkezleri ve otellerin oluşturduğu yüksek yapılar son yıllarda konut tipolojilerinde de baskın hâle gelerek başka kentsel odaklar yaratır. Özellikle, İstanbul çağdaş konut mimarlığında son dönemde egemen olan yüksek yapı gerçeğine değinilmesi bu açıdan önemli görülmekte ve yapılan uygulamaların hem yerleşim kararları hem de mimari tasarım kriterleriyle nasıl bir kentsel öge ya da model oluşturduğuna değinilmesi hedeflenir. 2000 sonrası dönem konut mimarlığı açısından biçim ve imge arayışları bağlamında tek bir mimari stilin aksine farklılaşma ve imge arayışlarının arttığı çoğulculuk dönemine işaret eder. İstanbul metropoliten alanındaki düşey yoğun yapılaşmanın en simgesel örnekleri bu dönemde görülmekle birlikte; yükseklik ve ölçek iddiası, farklı biçim ve imge arayışları ile küresel ikonik olarak nitelendiren yeni bir mimari anlayışın geliştiği görülür.