Kadın ve Aile Sosyolojisi \ 1-1
Şükran Şıpka 50 Soruda Aile Hukukunda Kadının Yasal Hakları kitabı, haklarını bilmeyen birçok kadına ışık tutacak niteliktedir. Gerek ülkemizde bir türlü yerleşemeyen kadın-erkek eşitliği gerek kadına karşı şiddet gerekse de kadının diğer yasal hakları ve çocuk ile olan ilişkisi ülkemizin uzun yıllardır kanayan bir yarasıdır. Bu sebeple öncelikle vatandaşlarımızın eğitilmesi gerekse de buna ulaşana kadar bizzat kadınların kendi haklarını bilmesi önemlidir.
50 Soruda Aile Hukukunda Kadının Yasal Hakları kitabını okuyan bir kadın, başına gelen bir olayda ne yapması gerektiğini görebilecek ve yasal haklarını arayabilecektir.
Nazlı Kazanoğlu Dünya çapında 100 milyon kişiye istihdam imkânı sağladığı tahmin edilen kooperatifler işsizliğin önlenmesinde ve yoksulluğun azaltılmasında da etkin bir araçtır. Bu bağlamda ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımı gibi hane içi işlerden sorumlu görülen bu yüzden de iş hayatına girişi ve iş hayatındaki hareketliliği oldukça kısıtlı olan kadınların hem ekonomik hem de sosyal hayatta daha aktif olabilmelerini sağlayacak yöntemlerin en başında kadın kooperatifleri gelmektedir. Özellikle kadınların istihdama katılımlarının yüzde otuz dört olduğu ülkemizde kadın kooperatifleri kadınların istihdama katılmasında, mesleki ve sosyal alanlarda farklı yetkinlikler kazanmasında ve ekonomik kazanç sağlamasında çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda 2010 yılından itibaren ülkemizde kurucuları kadın olan ve kadın istihdamı sağlayan kooperatiflerin kurulmasına yönelik çalışmalar başlamıştır ve 2011 yılında sayıları üç yüz beş olan kadın kooperatiflerinin sayısı bugün tasfiye halindekilerle birlikte dokuz yüz kırk dörde çıkmıştır. Ülkemizde özellikle karar verme süreçlerine katılmada, iş piyasasına girmede ve iş piyasasında yükselmede en dezavantajlı grupların başında gelen kadınların güçlendirilmesinde aktif bir rol oynamakta olan kadın kooperatiflerine yönelik ilgi giderek artıyor olmasına rağmen kadın kooperatifleri üzerine yapılan araştırmalar oldukça kısıtlıdır. Özellikle ulusal literatürde kadın kooperatiflerinin güncel durumları ve yaşadıkları sıkıntılar, kadınların ekonomik ve sosyal güçlenmesinde kooperatiflerin oynadıkları rol ve kadın kooperatiflerinin kadınların sosyo-ekonomik güçlenmelerine katkısını ve kadınların hayatında yarattıkları değişim ve/veya dönüşümler göz ardı edilmiştir. Bu bağlamda bu kitap bir yandan literatürdeki bu boşluğu doldurmayı diğer yandan da kadın kooperatiflerinin kapasite gelişimine katkıda bulunmak amacı ile öneriler sunmayı hedeflemektedir.
Esra Cizmeci Ümit Hemen her toplumda bireyin sosyal ve psikolojik yaşamı üzerinde en büyük etkiye sahip olan kurum, ailedir. Aile kurumu geçmişten bugüne, gerek dünyada gerekse de Türkiye'de oluşan dönemsel koşullara paralel değişimler geçirmiştir ve geçirmeye de devam etmektedir. Bireyin neredeyse tüm serbest zamanını kuşatan medya teknolojileri, aile serbest zamanlarında da kendine önemli bir yer edinerek hem evleri hem de aile bireylerinin birbirleriyle olan iletişimlerini önemli ölçüde biçimlendirmektedir. Bugünün oturma odası, aile üyelerinin hep birlikte oturduğu ancak kiminin televizyondaki diziler içerisinde kaybolduğu, kiminin akıllı telefonu ile dış dünyaya bağlandığı, kiminin ise bilgisayarı aracılığı ile yapılması gereken işlerini yerine getirdiği bir ortama sahne olmaktadır.

Gerek eşler arasındaki gerekse de ebeveynler ile çocukları arasındaki ilişkiler de bu durumdan doğal olarak etkilenmekte; sonuç olarak modernleşmeden itibaren sosyal ve psikolojik anlamda ayakta kalma mücadelesi veren her bireyin, bu konuda en büyük desteği alabileceği aile kurumu zarar görmektedir. Günümüzde neredeyse tüm dünyada görülen bu sorun ile ilgili geniş kapsamlı bir eleştirel literatüre yer verilen bu kitapta, aynı zamanda ev içi aile serbest zamanlarında medya kullanımı ile ilgili Türkiye’den ailelerle yapılan ve konu ile ilgili birçok çarpıcı detaya dikkat çeken görüşmeler yer almaktadır.
Çağlar Özbek, Ferhat Değer, Gülçin Karadeniz, Güncel Önkal, H. Nermin Çelen, Halime Ünal Reşitoğlu, Mehmet Bozok, Nesteren Gazioğlu, Nihan Bozok, Nurgün Oktik, Nurşen Adak, Özgür Sarı, Petek Akman Özdemir, Serap Özen, Uğur Can Köşk, Zeynep Ekşi Aile, sevgi, saygı, şefkat, nezaket gibi olumlu; gerilim ve çatışma üretmesi, baskıcı yapısı, nefret ve şiddeti barındırabilmesi nedeniyle de olumsuz tüm özelliklerimizi içinde barındırır. Aile, hem birey hem de toplum bakımından vazgeçilmez öneme sahip evrensel bir olgudur. Bir toplumun yakından tanınmasında aile ilişkilerinin bilinmesi özel bir önem taşımaktadır. Bu kitap,sosyolojik, felsefi ve psikolojik olarak aileyi anlamaya yönelik çabayı bulacaksınız. Türkiye’de aile yapısı ve sorunları ne boyuttadır? Aile toplumsal cinsiyet eşitsizliğin yaratıldığı bir yer midir yoksa kadın ve erkekler uyum içinde mi bu birlikteliği sürdürmektedir? Düğün iki bireyin birlikteliğinin sembolü ve kutsanması iken nasıl olur da büyük bir tüketim endüstrisine dönüşebilir? Aşk için evlenenler niçin boşanır? Sosyal medyanın yaygınlaşması ile aldatan insanların artık aynı mekânı paylaşmalarına gerek kalmaz iken bu yeni aldatma biçimleri aile yapısını ve ilişkilerini nasıl etkilemektedir? Ebeveynler için çocuğun anlam ve değeri nedir? İş yaşamında aile üyelerinin yaşadığı sorunlar aile yaşantısını nasıl etkilemektedir? Aile üyelerinin yaşadığı evdeki sorunlar iş gücü pazarına nasıl yansımaktadır? Aile yapısı, üyelerinin sağlığını nasıl etkiler? Kamusal politikalar yetersiz kaldığında aile, sağlık sorunlarını çözmek için ne gibi stratejiler geliştirir? Koruyucu aile gibi biyolojik bağın dışındaki bağlarla oluşan aileler, aile yapısındaki dönüşümünün bir göstergesi midir? Heteroseksüel aile yapısı dışında bir hayat var mıdır? Eşcinsel birliktelikler, evlenmeden beraber yaşama, tek ebeveynli aileler baskın aile yapısının zayıfladığının bir göstergesi midir yoksa çoğulculuğa doğru dönüşüme mi işaret etmektedir?
Ailenin varlığını sorgulamak yerine ailenin birey için ve toplum için önemine yoğunlaşmak düşüncesinden yola çıkan bu kitap çalışması, disiplinler arası ortak bir çaba ve çok yönlü bakış açısının zorunluluğunun sonucudur. Bu kitabın içeriğinin ülkemizdeki aile yapısı ve sorunlarını anlayabilmek açısından yararlı olacağını ümit ediyoruz.
Dolunay Şenol, Günce Demir Bazı duyguları anlatabilmek, anlatılsa dahi benzer duyguları hissedebilmek, karşılıklı olarak duygu geçişlerini aynı derecede sağlayabilmek ve yaşatabilmek her zaman mümkün olamayabiliyor. Anneliği hem kavram düzeyinde hem de duygu düzeyinde anlatmak zor olduğu için olsa gerek bu konuda sosyolojik çalışmaların sayısı son derece sınırlı kalmaktadır. Anne olan her bir kadının anneliği aynı derecede yaşadığını, aynı derecede annelik duygularını yaşayabildiğini ve dahi yaşatabildiğini, anneliğin işlevlerini hakkıyla yerine getirebildiğini söyleyebilmek de mümkün değildir. Günümüzde anneliğin sadece bir çocuğu içinde büyütmek, kanı ile beslenmesini sağlamaktan çok daha fazlası olduğunu, sahada karşılaşılan bir kadının şu manidar ifadeleri ortaya koymaktadır: “Doğmadan kanını emer, doğar canını emer, ölürsün malını emer ama ben çocuğum için hiçbir şey yapamadım ki dersin. İşte annelik budur. Anlatabildiysem tabii…”.
Bunun gibi gündelik hayatın içinde duyulan ancak olağan kabul edilen pek çok kadın ifadesinin böyle bir kitap çalışmasında toplanması sonrasında aslında o ifadelerin derinliğinin son derece fazla olduğu fark edilmiştir. Bu çalışma kapsamında görüşülen kadınların kendi ifadeleri ile duygu, düşünce ve tecrübelerinin dile getirilmesi, bilip de üzerinde düşünülmemiş olan ifadelerin çok şey anlatıyor olduğunu göstermiş; dolayısı ile çevremize ve olağan kabul ettiklerimize farklı bir göz ile bakılmasını sağlamıştır. Ayrıca duygularla işin içine girip duygularla anlamaya çalışmanın önemini ortaya koyması açısından bu kitabın değerli bir çalışma olduğu düşünülmektedir.
Adem Dağ Boşanma, iki insanın karşılıklı rızasına dayanarak resmî olarak onaylanmış evliliklerini hâkim kararıyla sonlandırmalarına denilmektedir. Bu kitap, öncelikle boşanmanın tarihsel arka planını, boşanma sürecini açıklamakta ve Türkiye'de aile kurumunun yapısal dönüşümüne bağlı olarak boşanma olgusunu ele almaktadır. Kitabın başında geçmişten günümüze boşanma olgusu ve din arasındaki ilişki ele alınmıştır. Ardından boşanmanın nedenleri, istatistikleri, boşanma süreci ve modelleri açıklanmıştır. Daha sonra boşanma sürecinden en çok etkilenen çocuklar ve toplumun ruhu olan sosyal sermaye ve boşanma arasındaki ilişki ele alınmıştır.
Tarihsel süreç incelendiğinde birçok toplumda boşanmayı önlemek için engellerin oluşturulduğu ve boşanmanın zorlaştırıldığı görülmektedir. Fakat boşanma her dönem ve her çağda var olan bir gerçeklikti ve var olmaya da devam edecektir. İnsan her ne kadar bir ömür mutlu olmak için evlense de her zaman hayal ettiği mutluluğu bulması mümkün değildir. Artan bireyselleşme, ben algısı, bireysel tatmin duygusu ve ailenin birçok görevi topluma vermesi boşanma oranlarını artırmaktadır. Boşanmak, sadece hâkimin mahkemede boşanma kararı vermesinden ibaret değildir. Çünkü boşanma; sosyal, psikolojik, ekonomik, psişik vb. birçok boyutu olan bir gerçekliktir. Boşanma sadece karı kocayı ilgilendiren bir karar da değildir. Öncelikle çocuklar, sonra aileler ve ortak arkadaşlar bu süreçten etkilenecektir. Bu bakımdan boşanma öncesinde karar vermek, mahkeme süreci ve boşanma sonrasında uyum süreci kişiden kişiye değişmektedir.
Bülent Şen Birbirini severek evlenen, birlikte yaşlanmayı hayal eden ve çocuk sahibi olduktan sonra istenmeyen birçok yaşantı sonrası kendi aralarındaki sorunları çözemeyip, belki de aile danışmanlığı hizmeti aldıktan sonra boşanmaya karar veren çiftlerin; boşanmanın olumsuz süreçlerini yaşarken, mahkeme ortamında şartların daha da zorlaştırıldığı durumlarda birbirlerine ve çocuklarına daha fazla zarar vermemeleri, boşanmanın her iki taraf içinde daha adil koşullarla, daha kısa zamanda, daha ekonomik olabileceği, boşanma sonrası her iki tarafın ve ailelerinin dost olarak kalabileceği, çocukların her iki ebeveyni de düzenli olarak görebilecekleri ve destek alabilecekleri, tarafsız bir üçüncü kişinin gözetiminde ortak kararlar alarak boşanma sürecini tamamlamalarının hem çiftlere ve çocuklara hem de topluma olumlu anlamda katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Kitapta, hem yurt içi hem de yurt dışı literatür ve uygulamalar tarafsız bir gözle okurlara sunulmaya çalışılmış ve boşanma arabuluculuğu hakkında çalışmalar yapacak, araştırmacılara; akademisyenlere; hukuk, sosyal hizmet, psikoloji, psikolojik danışmanlık, sosyoloji, çocuk gelişim, okul öncesi eğitim, aile ve tüketici bilimleri öğrenci ve uygulamacılarına; aile danışmanlarına; aile mahkemesi hakim ve uzmanlarına; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi üyelerine; bu konuda kanun çalışmaları yapacak uzmanlara; ilgili kurum ve kuruluşların yöneticilerine ve boşanma arabuluculuğu konusunu merak eden okuyuculara ve anlaşmalı olarak boşanmak isteyen çiftlere temel bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
Kitabın sonunda; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çıkarılan Yönerge esaslarında 450 saat eğitim alıp Aile Danışmanlığı sertifikasına sahip Aile Danışmanları ve Arabuluculuk Kanunu kapsamında arabuluculuk eğitimi almış Hukukçuların birlikte çalışarak diğer ülkelere de örnek olabilecek, Boşanma Arabuluculuğu konusunda disiplinlerarası ve bütüncül çalışmalara imza atmaları arzusu dile getirilmiştir.
İshak Aydemir Bu kitap; uluslararası ve ulusal düzeydeki güncel hasta hakları, sorumlulukları ve sağlık personelinin hakları konusundaki yasal düzenleme ve uygulamaları bize göstermeye çalışmaktadır. Bu kapsamda hak kavramı, insan hakları ve sınıflaması, hasta hakları ve tarihsel gelişimi, uluslararası ve ulusal düzeydeki yasal düzenleme ve uygulamalar, ülkemizdeki hasta hakları düzenleme ve uygulamaları, hasta hakları istatistikleri ve hasta hakları çalışmalarının yarattığı pozitif etkiler gibi konular bu kitapta ele alınmıştır.
Bu kitabın temel yazılış amacı; kamu ve özel sağlık alanında çalışan sağlık personelini, hasta ve yakınlarını, ilgili sivil toplum kuruluşları ve en genelde toplumu hasta hakları konusunda bilgilendirmek, bu konuda farkındalık oluşturmak; sağlık personelinin hasta ve yakınlarına yönelik sundukları hizmetlerde hasta haklarını gözeterek davranmaya yönelik onları yönlendirmek ve farkındalık yaratmaktır. Bu kitabın, hasta hakları konusundaki farkındalığı artıracağı, insan hakları ve değeri konusunda gerekli hassasiyetin oluşmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Asiye Ayben Çelik, Aysun Kapucugil İkiz, Bengü Sevil Oflaç, Canan Muter Şengül, Duygu Seçkin Halaç, Evrim Mayatürk Akyol, H. Şebnem Seçer, Hatice Özkoç, K. Övgü Çakmak Otluoğlu, Nazlı Ayşe Ayyıldız Ünnü, Olca Sürgevil Dalkılıç, Pelin Tuaç Çalışan anne olmak ne demek? Anne olmak ve annelik sorumluluklarını yerine getirmek, çalışan olmak ve çalışma yaşamının gerekliliklerini karşılamak… Bu iki kimlik boyutu birbirinden ayrı mı düşünülmeli, yoksa bütünleştirilebilir mi? Kimdir çalışan anneler? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl annelik yapıyorlar? Nelere ihtiyaç duyuyorlar? Annelikleriyle çalışma yaşamını nasıl bütünleştiriyorlar, bir kimlik olarak anneliklerinden ve/veya çalışan rollerinden hangisine sahip çıkıyorlar? Çalışma yaşamında ayrımcılığa uğruyor mu anneler? İşletmelerde, kurumlarda çalışan anneler için destek mekanizmaları var mı? İnsan kaynakları politikaları aracılığıyla çalışan annelere neler sunulabilir, onların karşılaştıkları zorluklara nasıl destek olunabilir? Çalışan annelerin sahip oldukları yasal haklar neler? Türkiye ve dünya istatistikleri, çalışan annelerle ilgili hangi çarpıcı gerçekleri sunuyor ve hangi gerçekler rakamlara dökülmüyor? Yönetim bilimleri alanı kadınları ve/veya anneleri dikkate alıyor mu, yoksa onlarsız bir bilim mi inşa ediyor? Annelikleriyle birlikte, çalışma yaşamında yer almaktan vazgeçen anneler, potansiyellerini yeni girişimler kurma yolunda nasıl kullanıyor? Peki anneler yaratıcılık potansiyellerini hangi alanlarda, nasıl ve ne şekilde kullanıyor? Yeni nesillerin yaratıcılıklarına nasıl katkı veriyor?
Annelik aslında, inşa edilen bir olgu mu? Anneliğin doğasına ve gerektirdiklerine ilişkin sorgulamalar ve annelerden beklentiler sürekli değişirken ortaya çıkan annelik endüstrisi, sunduğu birçok ürün ve hizmet ile aslında anneleri bir kısır döngü içerisinde bırakıyor olabilir mi? Anneler bu kısır döngüyü kendilerini ifade ederek aşabilirler mi? Mükemmel anne var mı? Annelik savaşları da ne? Blogların dünyasında annelik nasıl bir hâle bürünüyor? Anneler kendilerini ifade edecekleri platformlarda annelikleriyle, toplumun anneliklerine ilişkin dayatmalarıyla, tüketim alışkanlıklarıyla, politik koşullarla ilgili seslerini nasıl duyuruyorlar? Annelerin mücadelesi kimlerle? Anneler çalışma yaşamında mobbinge uğruyor mu? Annelik ve hamileliğe en kutsal gözle baktığını iddia eden insanlar, çalışma yaşamı söz konusu olduğunda farklı kılıklara mı bürünüyorlar? Anneler kendi öykülerinde neler anlatıyor? Annelik ve çalışan anne kavramlarına ne gibi anlamlar atfediyorlar? Anneler özel ve çalışma yaşamlarında nelere ihtiyaç duyuyorlar? Kurumlarda ne gibi uygulamalar görmek istiyorlar? Peki neler farklı
olabilir? ...
…ve biz daha iyiye ulaşmak için neleri değiştirebiliriz?
Tüm bu sorular bizi bu kitapta buluşturdu. Değiştirmeye önce farkındalık yaratarak başlayabileceğimize inandık. Kitabın her sayfasında, bu sorulara bilimsel veri ve bilgiler ışığında anlayan, sorgulayan, açıklayan ve bazen de eleştiren tarzlarla cevaplar bulmaya çalıştık.
Kendisine benzer soruları ve daha fazlasını soran ve sorduklarına
yanıt arayan tüm okuyuculara faydalı olması dileklerimizle…
Ahmet Hulusi Akkaş, Çağlar Özdemir, Ebru Davulcu, Fikret Yazıcı, Hakan Aydın, Haşim Asil, Hülya Öztekin, Mustafa Öztürk, Mustafa Temel, Sümeyye Derin, Vahit İlhan Çocuk istismarı, multidisipliner yaklaşımla ele alınması ve çocukların yüksek yararının gözetilmesi için titizlikle çalışılması gereken bir konudur. Çocuk istismarı sorununa ilişkin çözüm çabalarına kuşkusuz en önemli katkıyı, bu alanla ilgili bilimsel ve yönetimsel bilgiyi artırma girişimleri sağlayacaktır. Bu girişimlerin multidisipliner bir yaklaşım içermesi, bu konuda son derece sınırlı üretim göz önüne alındığında stratejik bir önem arz etmekte ve çözüm arayışlarını güçlendirecek bir potansiyel taşımaktadır. Belirtilen amaç ve öneme bağlı olarak ProChild Projesi, çocuk istismarı sorununun multidisipliner yaklaşımla ele alındığı editörlü bir kitap üretimini, temel çıktılarından biri olarak belirlemiştir. Bu kitap; çocuk istismarı sorunsalını, tıp, eğitim, hukuk ve iletişim birikimiyle ele almakta, internet gazetelerinde yayımlanan çocuk istismarı haberleri üzerinden temsil sorununa odaklanmakta ve çocuk istismarının dijital bileşenlerini ayrıntılı olarak tartışmaya açmaktadır.
Aykut Sığın, Ayla Kaşoğlu, Aysel Günindi Ersöz, Ayşe Canatan, Ayten Er, Canan Gürsel, Emel Yiğittürk Ekiyor, Hatice Demirbaş, Hüseyin Yadigaroğlu, Mine Gözübüyük Tamer, Naciye Ata Yıldız, Nurten Gökalp, Selma Elyıldırım, Tuğba Görgülü, Zeynep Serap Tekten Aksürmeli Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlar dünyanın her tarafında ataerkil toplum yapısının yansımaları nedeniyle çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Kadınlar eğitim, sağlık, gelir getirici işlere katılma, karar mekanizmalarından dışlanma, şiddet görme, savaşlarda sistematik tecavüze uğrama, çocuk yaşta evlendirilme, medyada eksik veya yanlış temsil edilme, yoksulluğun ve göçün esas yükünü üstlenme gibi sorunları daha derinden yaşamaktadırlar. Kitapta yer alan yazılar farklı disiplinlerin bakış açısından kadınların “kadın” olmaktan kaynaklanan sorunları üzerine yoğunlaşarak kadınların sorunları konusunda farkındalık yaratmayı ve onları görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Kitapta; ana hatları ile kadınları “beden”, erkeği “akıl” ile ilişkilendiren aydınlanma geleneği tartışmalarından Türk destanlarında kadının yer alma biçimine, Orta Çağ Fransa'sındaki kadının konumundan dil kullanımındaki cinsiyet farklılıklarına, oradan kadınların savaş deneyimlerine kadar uzanan “zaman” ve “mekân”ı aşan farklı “kadınlık” durumları ele alınmıştır. Zengin bir içeriğe sahip olan ve alanlarında yetkin birçok ismin katkılarıyla kitapta; göç, suç, madde kullanımı, yoksulluk, şiddet, çocuk yaşta yapılan evlilikler ile yaşlılık konularına toplumsal cinsiyet bağlamında yer verilmiştir. Ayrıca, medyanın kadına bakış açısı, sağlık sosyolojisi bağlamında kadınların kanserle imtihanı, kadına dayatılan güzellik algıları ile kadın eğitiminin önemi Türkiye üzerinden değerlendirilmiştir.
Kitap; yol gösterici, farkındalık yaratıcı ve ufuk açıcı olması temennisiyle okuyucuyla paylaşılmaktadır.
Asiye Gölpek Karababa, Burcu Erşahan, Esra Ağyar, Esra Ayaz, Ferhat Toper, Feyza Betül Köse, Günsu Yılma Şakalar, Hatice Tatar, İsmail Bakan, Tuba Büyükbeşe, Yağmur Matyar Tanır, Zeynep Kök, Zeynep Köse Dünya, her yönüyle dijitalleşiyor. Bu dünyanın etki alanını ve gücünü anlamak, imkânlarından faydalanmak kadar önemli sayılmaktadır. Bugün kullandığımız makine ve cihazların, bilgisayar ve akıllı telefonların da içinde olduğu tüm gelişmiş teknolojilerle birlikte değerlendirilip bu yeniliklerin insanın hayat standardını yükselttiği ve günlük yaşantımızı önemli ölçüde kolaylaştırdığı gerçeğini de gözetmemiz gerekiyor.
Dijital çağda yeni çalışma modelleri oluşturulmakta... Ağ oluşturmak çok önemlidir ancak kadınların, yeni modeller oluşturma sürecinde tasarımcı rolü ile dijital değişimi hızlandırdığı, çözüm odaklı, pragmatik, yaratıcı ve iyi “networker”lar oluşturduğu olgusu da bir o kadar önemlidir.
Teknolojinin hızla geliştiği ve yenilendiği dijital çağda, kadınları güçlendirmek için önemli fırsatlar da oluşuyor. Dijitalde kadınlara yönelik fırsatlar arasında ek gelir elde etme, girişimcilik, istihdam beklentilerini geliştirme ve bilgi edinme eğilimi yer alıyor.
Dijital dönüşüm aslında farklı bakabilmeyi getiren bir süreçtir. Dolayısıyla kadınların doğasından gelen; empati kurabilme, çoklu iş yapabilme ve tasarım odaklı düşünme gibi konular ile kadınlarımızın, bu süreçte daha aktif rol alacağına ve bunun kadınlarımızın iş hayatındaki sayılarını yakın gelecekte olmasını istediğimiz düzeye getireceğine dair inancımız sonsuz.
Dijital geleceğe kadınların yön vereceğine ve yöneteceğine kanaat getirebilen bir toplum olabilmek dileğimizle...
Ahmet Songur, Cevdet Yılmaz, Ekin Kaynak Iltar, Erdal Eke, Fahrettin Apak, Fatma Tezel Şahin, Gamze İnan Kaya, Gizem Tan Eren, Hasan Hüseyin Aygül, Merve Atay, Metin Kocatürk, Meyrem Tuna Uysal, Seda Eskidemir Meral, Yusuf Yıldırım, Zeynep Gazali Demirtaş Dijitalleşmenin gündelik hayatın olağan akışına ve hızına olumlu etkileri olduğu bilinmekle birlikte bu sürecin birtakım tehlikeleri ve riskleri de beraberinde getirmekte olduğu gözlenmektedir. Son yıllarda, alanyazında bu etkilerin tanımlanması ve kavramsallaştırılmasına yönelik olarak dijital hastalıklar, teknolojinin doğurduğu hastalıklar, e-hastalıklar ya da e-sendromlar gibi anahtar kavramlar üzerinden tartışmalar devam etmektedir.
Kitap kolektif bir üretimin sağlayacağı pozitif katkı dikkate alınarak hazırlanmış, farklı disiplinlerde söz konusu alanla ilgili çalışmalara sahip olan yazarların bir araya gelmesine ve birlikte üretmesine vesile olmuştur. On bölümden oluşan bu kitap, dijital nesillerin (çocuklar ve ebeveynler) teknoloji bağımlılığını konu edinmekte; siber kimlik, siber zorbalık, dijital şiddet, dijitalleşmiş kültür, dijitalleşmiş sosyalleşme ve dijital bağımlılık üzerine geliştirilen politikalar ve uygulamalar gibi başlıklar üzerinden olguyu derinleştirmekte; ayrıca dijitalleşmenin etik yönlerini tartışmakta, sorgulamakta ve sürecin bütün paydaşları üzerinden çözüm önerileri sunan yazıları/araştırmaları bir araya getirmektedir.
Aysun Öcal, Ceyda Şataf, Emine Türkmen, Gökçe Nur Şafak, Hakan Mehmet Kiriş, Hayriye Sağır, Hikmet Soy, Hilmi Can Turan, Mustafa Zihni Tunca, Nilüfer Negiz, Öğretim Üyesi Niran Cansever, Rukiye Çelik, Seda Tapdık, Songül Sallan Gül Demokratik bir toplum anlayışında, ülke nüfusunun yarısını oluşturan kadınların kamusal yaşamda görünürlüğü önemli bir olgudur. Türkiye'de de kadının konum olarak “eş” ve “anne” olmasının dışında siyaset, yönetim, hukuk, eğitim, iletişim, sağlık vb. kamusal yaşamın her alanında var olmasının kabul edilmesi ve bu yönde çeşitli düzenlemeler ile bu fikrin desteklenmesi, Türk kadınının toplumsal yaşamda önünde yer alan engellerin ortadan kaldırılması adına önemlidir. Eğitim ve kültür alanlarında atılan her adım, doğrudan kadının toplumdaki etkisini arttırdığı gibi kamusal yaşamda görünür olmalarına; siyaset, yönetim, hukuk vb. alanlarda önemli kademelere erişmelerine imkân sağlayacaktır.
Kamusal politikalara rağmen hâlâ kamusal yaşamda kadınların eksik temsilinden ve eksik görünürlüğünden bahsediyor olmamız, sorunun temelinin kamusal yaşamın “erkeğin işi” ya da “erkeğin alanı” olarak gören toplumsal cinsiyetçi anlayışından kaynaklandığına işaret etmektedir. Bu bahisle, toplumda kadınların kamusal alanda yetersiz olan görünürlükleri ve karşı karşıya kaldıkları sorunlar noktasından hareketle kaleme alınan Disiplinler Arası Kadın isimli bu eser, multi disipliner bir bakış ile kadın konusunu; Yönetim, Siyaset, Kent, Ekonomi, Kalkınma, Hukuk, Sağlık, Medya ve Sivil Toplum başlıklarında ele almakta ve ilgili alan kapsamında sorunlar, değerlendirmeler ve öneriler sunmaktadır.
Ayşegül Sekman, Davut Aydın, Ebru Alagöz Boyraz, Fatma Bilgili, Hande Aksöz Yılmaz, Hüseyin Öztürk, İsa Bahat, Levent Taş, Nur Çetin, Rabia Sarıca, Sevde Mavi Var, Sultan Selen Kula, Suzan Yıldırım Kadının toplumdaki konumu, günümüzde hâlâ tartışılan önemli bir küresel sorun alanıdır. Kadının konumunun iyileştirilmesi için değerlendirmelerde bulunan kitabımız, bu alana katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Geçmişten günümüze değin kadının toplumsal ve ekonomik konumunun “Dünde, Bugünde ve Yarında Kadın” başlığı ile ele alındığı kitabımız, kadına ilişkin geniş bir çerçeve sunmaktadır. Tarih, din, edebiyat, eğitim, siyaset, iktisat gibi çeşitli disiplinler açısından kadının geçmişteki ve günümüzdeki konumunu ele alan çalışma aynı zamanda kadının konumunun iyileştirilmesi için tespit ve önerilerde bulunmaktadır.
Kitabımızın da vurgulamaya çalıştığı gibi kadının toplumdaki konumunun iyileştirilmesi toplumların sosyal, ekonomik ve ahlaki açıdan gelişmesinde kilit rol oynamaktadır. Kadınların eğitim, istihdam, siyaset, yönetim gibi alanlardaki görünürlüğünün artırılması toplumsal kalkınmanın gereklerinden biri hâline gelmiştir. Bu açıdan bakıldığında kadınlar, topluma yön veren ve toplumları geleceğe taşıyacak olan en önemli faktördür. Unutmayalım ki “güçlü toplum”ların temelini oluşturan aile kurumunun güçlü kalabilmesi için “güçlü kadın”lara ihtiyaç vardır. Bu açıdan kadınların konumlarının iyileştirilmesi tüm toplulukların ele alması gereken en önemli konulardan biridir. Kitabımız da bu konudaki literatüre katkı sunacaktır.
Murat Şentürk Gönüllülük alanı ve uygulamaları günümüz toplumları için giderek daha önemli hâle gelmektedir. Toplumsal dayanışmanın sağlanması, sosyal ağların oluşturulması, yoksulluğun azaltılması, ekolojik krizlerin önlenmesi vb. amaçlar dünyanın temel gündemleridir. Bu gündemler gönüllülük alanına yönelik teorik ve pratik ilgileri arttırmaktadır. Türkiye'de derin köklere ve zengin bir mirasa sahip olan gönüllülük faaliyetleri devam ederken araştırmaların ve yayınların henüz istenilen düzeyde olduğunu söylemek güçtür. Bu çalışma, çeşitli ülkelerde yapılan gönüllülük çalışmalarını ve araştırmalarını ele alarak Türkiye'de gönüllülük alanında faaliyet gösteren farklı aktörlere katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Farklı kültürel, sosyal ve tarihsel koşullara sahip ülkelerdeki gönüllülüğün durumuna, kavramsallaştırma biçimlerine, gönüllülükle ilgili araştırmalara ve uygulamalara yer verilen bu kitapta, küresel ölçekte gönüllülüğe dair bir bakış sunulmaktadır. Kitap, gönüllülüğün yaygınlaştırılmasında araştırmaların önemli bir yer tuttuğunu göstererek Türkiye'de akademinin ve sivil toplum alanının gönüllülük araştırmalarına yönelmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Ali Serdar Yücel, Alpaslan Hamdi Kuzucuoğlu, Ayça Gürkan, Ayla Taşkıran, Bülent Kılıç, Demet Akarçay, Elif Karagün, Emine Demiray, Emre Yanıkkerem, Fatma Arpacı, Fatma Tezel Şahin, Gökşen Aras, Mihalis (Michael) Kuyucu, Murat Korkmaz, Nurhayat Çelebi, Nurullah Karta, Saliha Özpınar, Seda İnan, Sevgi Özkan, Sezer Er Güneri, Şadan Tokyürek, Şebnem Aslan, Şerife Güzel, Ümran Sevil, Yavuz Taşkıran, Zeynep Kurtulmuş Şiddet günümüzde gelişmiş ya da az gelişmiş bütün ülkelerin en önemli sorunları arasındadır. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve doğaya yönelik yapılan şiddet engellenemez durumdadır. Şiddetin en önemli nedenleri arasında gösterilen eğitim, ekonomi, yönetim, algı, psikoloji, medya ve inanç kavramlarıyla ilgili sorunlar üzerine her gün yeni çalışmalar literatürde yer almakta ve yasal boyutta birçok düzenlemeler yapılmaktadır. Ancak teknoloji ve uzay çağını yaşadığımız bu dönemde hâlen insan­lığın çok uzun zaman önce geçmişte bırakması gereken şiddetle ilgili sorunlar artarak devam etmektedir.
Bu kitapta da, farklı açılardan şiddet boyutlarına, Türkiye ve Dünyada yaşanan şiddetin nedenlerine, geçmişten günümüze kadar olan gelişmeler ile her anlamda şiddetin yok edilmesinin nasıl sağlanacağı konularına yer verilerek, akademik çerçevede şiddet sorununa cevap aramayı amaçladık. Alanında uzmanlaşmış ve literatüre birçok eser kazandırmış akademisyenlerimizin kaleminden çıkan değerli çalışmaları siz okuyucularımızla paylaştık. Umudumuz ve hedefimiz şiddet ve şiddete neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması, bu anlamda sorun yaşayan tüm dünya insanlarına bir nebze de olsa katkı sağlamak, önerilerde bulunmak, yapılması gerekenlerin neler olduğuna değinmek ve toplumsal fayda unsurunu ortaya çıkarmaktır.
Saeid Mozafari, Halime Ünal Reşitoğlu “Erkek olarak çocuklarım aç kaldığı zaman ciğerim yanıyor, kalbim sıkışıyor nasıl aç kalırlar diye. Bu benim içimdeki en büyük yangın, çok zoruma gidiyor bu.
Tek derdim onları koruyabilmektir”
“İnsanın elinden bir şey gelemeyince, bir şey yapamayınca bir eksiklik hissediyor çünkü ailesine istediklerini sunamıyor. O an işte zayıf olduğun yer…
Kesinlikle bu erkeğin zayıf noktasıdır.”

Geleneksel Suriyeli erkeklik biçiminin yeniden üretim dinamiklerine karşı kronolojik olarak üçlü bir ittifak içinde olan savaşın, zorunlu göç ve kentsel yoksulluk deneyimlerinin toplumsal cinsiyet ilişkileri bağlamında dönüştürücü bir etkiye sahip olduğu açıkça görülüyor. Yaşama dair her şey üzerinde katastrofik bir etkiye sahip iç savaş koşullarının ortaya çıkardığı “korku”, “çaresizlik” ve “gelecek kaygısı” kıskacında ezilen bir erkeklik hâli bir taraftan, akabinde ölüm dâhil risk ve çatışma dolu bir zorunlu göç sürecine mahkûm bırakılması ile “kaybedilmiş erkeklik” deneyiminin oluşması diğer taraftan patriarkal ilişkileri sekteye uğratıyorlar. Geleneksel erkeklik beklentilerini ifa etmekte “acizleşmiş” Suriyeli erkeklerin zorunlu göç sonrası yerleştikleri yeni ekonomik, toplumsal, hukuksal ve siyasal yapıların madunlaştıran ve marjinalleştiren etkileri ise deneyimlenmekte olan erkeklik kaybını pekiştiriyor.
Ankara'nın merkezî bölgelerinde bir görünürlüğe sahip yoksul Suriyeli mülteciler ile gündelik hayattaki karşılaşmalar ve edinilen deneyimler ve gözlemler sonucu şekillenen bu çalışma, göç sorunsalı bağlamında sınıf, toplumsal cinsiyet ve eleştirel erkeklik yaklaşımlarının önemini vurgulayarak giderek kronikleşen göç tartışmalarına bir katkı sunuyor.
Nuray Ertürk Keskin, Aslı Yönten Balaban, Cuma Yıldırım, Duru Çiğdem Şimşek Eşitlik Yolunda kitabı; kadınların toplumsal konumlarına dayalı mevcut engellerin aşılması, buna yönelik önlemlerin alınması ve kadınların güçlendirilmesi bağlamında farkındalığı artırmak amacıyla hazırlanmıştır. Kitap, üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği derslerinde ders kitabı; sosyoloji, toplumsal yapı, kamu yönetimi gibi derslerde yardımcı kaynak olarak kullanılabilir. Kitap ayrıca toplumsal cinsiyet eşitliği ile ilgili bilgilendirme toplantıları ve diğer faaliyetler için de başvuru kaynağı olarak faydalı olacaktır. Bunun yanı sıra kitaptan kadın-erkek eşitsizliğinin temel bir problem olarak mevcut olduğunu düşünen herkesin yararlanması mümkündür.
Bu kitapta; kadınların eşitlik yolu sırasıyla Kadınların Tarihi, Kadının İnsan Hakları, Feminizm ve Feministler, Eğitim Hakkı, Bilimin Cinsiyeti, Ekonomide Kadın, Siyasette Temsili Varlık, Kadına Yönelik Şiddet, Medyanın Tutumu, Göçmen Kadının Durumu ve Sosyal Politikalar başlıkları altında incelenmektedir. Her konu, farklı disiplinlerden yararlanılarak bütüncül bir bakışla ele alınmıştır. Güncel verilerle birlikte diğer ülkelerden iyi uygulama örnekleri inceleme alanına çekilmiş, mevcut durumun analiziyle yetinilmeyip "Neler yapılabilir?" sorusu etrafında politika önerilerine de yer verilmiştir. Bilgiyi derinleştirmek amacıyla bölüm sonlarına konuyla ilgili okuma, dizi veya film önerileri, faydalı bağlantılar ve sorular eklenmiştir.
Eşit bir dünya, düşünce süreçlerini ve kalıplarını, alışkanlıkları değiştirerek başlar. Biz de bu kitabın okuyucularını toplumsal cinsiyet eşitsizliğini konuşmaya, kalıp yargılarımızı ve alışkanlıklarımızı sorgulamaya, eşitsizlikten kaynaklı sorunlar üzerinde düşünmeye çağırıyoruz.
Aybegüm Memişoğlu-Sanlı, Buse Gönül, Ece Sağel-Çetiner, Gamze Er-Vargün, Hatice Işık, Merve Gölcük, Nur Elibol-Pekaslan, Seren Güneş, Şükran Okur-Ataş, Ümran Yüce-Selvi, Yeşim Üzümcüoğlu, Zeynep Ertekin Çocuklar, ailelerinin de parçası olduğu toplumsal hayatın içine doğarlar ve bu hayatın birer parçası olarak büyürler. Her ne kadar toplumsal sistemler yetişkin dünyasına ait ögeler gibi görünse de toplumsal hayat, çocukluktan başlayarak bireylerin hayatlarını büyük oranda etkiler, şekillendirir, düzenler ve bazen kısıtlar. Bu nedenle çocuklar, erken yaşlardan itibaren toplumsal hayatı oluşturan sistemleri, bu sistemlerin kurallarını ve etkilerini anlamaya başlarlar. Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, bu kitabın genel amacı; çocukların toplumsal hayat içinde var olmalarını, kendilerini toplumsal hayatın birer parçası olarak görmelerini sağlayan ve bu süreci etkileyen faktörleri gelişimsel bakış açısı ile ele almaktır. Kitap, kavramsal olarak üç ana kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda, çocukları toplumsal hayatı anlamaya hazırlayan bilişsel ve sosyal temeller üzerinde durulmuştur. İkinci kısımda; çocukları toplumsal hayat içinde etkileyen sosyal ve sistemsel faktörler ele alınarak olumlu davranışların gelişimi, eşitsizlik ve statü algıları, grup kimliklerinin gelişimi, ahlaki duygular, sivil katılım, meslekler, adli sistemler, trafikte çocuklar gibi kapsamlı ve birbirini tamamlayan toplumsal konulara yer verilmiştir. Son kısımda ise toplumsal hayata dair algıları etkileyen aile ve kültür gibi bağlamlar yer almaktadır. Farklı kurumlardan alanında uzman birçok akademisyeni bir araya getiren bu kitabın, başta psikoloji olmak üzere tüm sosyal bilimler için temel bir kaynak olacağı düşünülmektedir.
Aşkın Taştan, Ayşe Gönüllü Atakan, Ayşe Özcan, Ayşe Sezen Serpen, Banu Altay, Damla Şahin Büyük, Dilek Özmen, Dolunay Şenol, Dudu Şahin, Gizem Özkan Üstün, Gülsen Demir, Günce Demir, İlham Yılmaz, İmran Uzunaslan, Mizgin Ayhan, Rumeysa Akgün, Sibel Özkan, Şerife Sibel Özen, Zahra Budak Yapılan pek çok araştırma dünya nüfusunun yaklaşık yarısını kadınların oluşturduğunu göstermektedir. Peki, bu kadınlar kamusal alanda ve özel alanda ne kadar görünüyor ve biliniyor? Yapılan araştırmalar, gözlemler, çıkan haberler gösteriyor ki ev içinde, iş hayatında, toplumsal alanda kadınların yaşadıkları, karşılaştıkları sorunlar, geldikleri konumlara ulaşma çabaları ne yazık ki çoğu zaman göz ardı edilmektedir.
Kadın konusunda neredeyse her gün yeni bir çalışma, bir araştırma yapılmakta; tezler, makaleler, kitaplar yazılmaktadır. Bunun temel nedeni, hayatın her alanına dokunan kadınlar hakkında söylenecek çok sözün olmasıdır.
Bu çalışmada amacımız, kadınların hayatın pek çok farklı alanındaki görünürlüklerine bakmaya çalışmaktır. Farklı alanlarda çalışan, farklı bakış açılarına sahip kadınların, kadını ve toplumsal hayatta kadının görünürlüğünü kendi yaklaşımları ile ele almaları bu çalışmayı zenginleştiren en temel ögedir. Esere katkı sağlayan yazarlarımızın dilinden evlilik içerisinde kadının büründüğü rollerden başlayarak edebiyatta, temel bilimlerde, sağlık sektöründe, tarımda, bilişim sektöründe, ticarette, akademide kadınların toplumsal olarak nasıl algılandıkları hem literatür incelemeleri hem de uygulama örnekleri ile değerlendirilmeye çalışılmıştır. Kadınların daha adil bir dünyada görünür olabilmesi dileği ile…
Aydın Uğurlu, Feyzan Göher, H. Nurgül Begiç, Hava Selçuk, Onur Köksal, Recep Özkan, Selcen Gültekin, Servet Senem Uğurlu, Yahya Akyüz, Yonca Gül Uğurlu Toplumu oluşturan insan unsuru, bir taraftan coğrafya ve kültürü etkilerken diğer taraftan da coğrafya ve kültürden etkilenmektedir. Kadından ve erkekten oluşan toplumsal yapının insan unsuru, bu iki cinsin yapı içerisindeki konumuna göre de toplumdan topluma farklılık göstermektedir. Toplum içerisindeki kadının ve erkeğin konumu, o toplumun diğer toplumlar içerisindeki yerini belirlemede en önemli faktörlerdendir.
Toplumun kadına ve erkeğe yüklediği anlamlar, cinslerin toplumsal hayata sağladıkları katkıları farklılaştırmakta, ayrıştırmakta hatta keskin sınırlar çizerek bazen görünür bazen de görünmez engeller/yasaklar koymaktadır. Bu durum; cinsiyete göre düzenlenmiş aile hayatından bireysel ilişkilere, iş yaşamından eğitim durumuna kadar toplumsal yapının her alanına etki etmektedir.
Biri olmadan diğerinin varlığının mümkün olmadığı bu iki cinsin, zaman içerisinde ortaya çıkan toplumsal rollerindeki farklılıkların temel kaynağını oluşturan kültürel ritüeller, bazen kadını bazen de erkeği öne çıkararak diğerine hükmetme hatta onu her türlü haklardan yoksun bırakma durumuna kadar getirmiştir. Bu yoksunluk ve hükmetme insanlık tarihinde daha çok erkek lehine olmuş, kadın hemen her devirde ve toplumda erkeğin gölgesinde kalarak ikincil plana itilmiştir.
Bu kitap; “Türklerde Kadın”, “Anadolu'da Kadın”, “Göçebe Kültüründe Kadın”, “Bacıyan-ı Rum ve Anadolu'da Kadın Zanaatkârlar”, Batı'da Kadın”, “II-IX. Yüzyıllarda- Türklerde Kadın ve Müzik”, “Kadına Yönelik Şiddet”, “İstatistiklerle Kadın”, “Osmanlı'da Kadın Öğretmenli Ev Sıbyan Mektepleri", “Osmanlı Son Döneminde Kızların Eğitimi ve Öğretmen Faika Ünlüer'in Yetişmesi ve Meslek Hayatı” konularını içermektedir.
Arif Behiç Özcan, Bilge Afşar, Birol Büyükdoğan, Burcu Doğanalp, Burcu Güvenek, Demet Şefika Mangır, Ebru Ertürk, H. Tuğba Eroğlu, Hayriye Sağır, Serpil Ağcakaya, Süleyman Öğrekçi, Yasin Avcı, Yusuf Çınar Kadın emektir, hem evde sorumluluk yüklenir hem iş yerinde. Eştir, annedir, ailedir; çalışandır, üretime katkı sağlar; girişimcidir; aş verir, ekmek verir. Kadın olmak zordur… İş yaşamındaki ve özel hayattaki sorumlulukların eş zamanlı yerine getirilmesi ağır bir yük getirir omuzlarına… Kadının iş yaşamında hâlâ istenilen düzeyde temsil edilebildiğini söylemek mümkün değildir. Nüfusun yaklaşık yarısını oluşturmasına rağmen, ülkemiz açısından kadının iş gücüne katılım oranının erkeğinki ile karşılaştırıldığında oldukça düşük olduğunu ifade edebiliriz. Aslında belli bir dönem çeşitli nedenlerle sadece evde oturan, çocuk yapan ve hizmet eden Türk kadını, şu anda örnek alınan Avrupalı kadından çok daha önce seçme seçilme hakkı başta olmak üzere daha birçok hakka sahip olmuştur. Fakat uygulamada sahip olduğu hakların çoğunu etkin biçimde kullanamadığı görülmektedir. Bu durumun temelinde toplumda yerleşmiş basmakalıp yargılar etkili olmaktadır.
Birçok konu disiplinler arası bakış açısını gerektirmektedir. Bu çok yönlü görüş; konuyu derinlemesine irdeleme, anlama ve daha nitelikli çözümler bulabilme açısından oldukça yararlı olmaktadır. Bu çalışma ile amaçlanan “kadın girişimciliği” konusuna farklı pencerelerden bakabilmek; bu bağlamda da işletme, iktisat, felsefe, halkla ilişkiler, kamu yönetimi, maliye, uluslararası ilişkiler disiplinlerinden değerli akademisyenlerin kendi uzmanlık alanlarına dayanarak hazırladıkları çalışmalarla literatüre bir nebze de olsa katkı yapmaktır.

Barışhan Erdoğan, Başak İnce, Can Çalıcı, Cemre Gunes Vautier, Doğa Eroğlu-Şah, Ezgi Ildırım, Gizem Hüroğlu, Özge Akgül, Özge Sarıot, Özgün Özakay, Özlem Tuzcu, Sinem Cankardaş, Umut Şah Kadınların ortalama yaşam beklentisi daha uzun olmasına rağmen yapılan çalışmalar, paradoksal olarak kadınların psikolojik ve fiziksel sağlıklarının erkeklere göre daha kötü olduğunu ve daha düşük yaşam kalitesine sahip olduklarını göstermektedir. Ruh sağlığı alanındaki çalışmalar; kadın ve erkek arasında sosyal olarak inşa edilmiş rol, sorumluluk, statü ve güç gibi farklılıkların cinsiyetler arasındaki biyolojik farklılıklarla etkileşime girerek kadınların ruh sağlığı üzerinde olumsuz etki yarattığını göstermektedir. Bu kitap, cinsiyete dayalı toplumsal ve biyolojik farklılıkların kadınların ruh sağlığı üzerindeki etkisini multidisipliner bir bakış açısıyla ele almaktadır. Özellikle ruh sağlığı alanında çalışanların konuyu farklı perspektiflerden incelemelerine olanak sağlamayı hedefleyen bu kitap, üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, cinsiyet temelli ayrımcılığın ruhsal bozuklukların etiyolojisinde nasıl bir rol oynadığı ele alınmaktadır. İkinci bölüm; psikolojik problemlerin tanı, değerlendirme ve belirlenmesinde toplumsal cinsiyetin etkisini tarihsel perspektiften ele alarak toplumsal cinsiyete dayalı faktörlerin klinik karar verme süreçlerine etkisini güncel literatür bağlamında değerlendirmektedir. Son olarak üçüncü bölüm, cinsiyet eşitsizliği kaynaklı olumsuz yaşam deneyimlerinin kadınların psikolojik sağlığına nasıl etki edebileceğini farklı sistemler ve bağlamlarda tartışmaktadır.
Ahmet Gökbel, Ayfer Şahin, Ayşegül Turan, Cemalettin İpek, Emine Şener, Ertuğrul Yaman, Hüseyin Kurt, Hüseyin Şimşek, İsa Kanik, Nur Çetin, Oktay Aktürk, Refik Balay, Sultan Selen Kula, Suzan Yıldırım “Asırlar boyu toplumların sağlıklı dönüşümünde anahtar rol oynayan, temel değerlerin nesilden nesile aktarılması noktasında vazgeçilmez bir unsur olan aile ve onun ruhunu oluşturan kadın konusunu ele alıp inceleyen bu çalışma, özgün duruşuyla, değerlerimizin aktarılmasında aracı rolü yüksek bir potansiyel taşımaktadır. Tarihin her döneminde olduğu gibi bu döneminde de toplumların gelişmişliğinde en önemli gösterge, insani unsurların ve değerlerin göz ardı edilmemesidir. Tarihsel ve kültürel birikimimizin, bu gösterge noktasında sergilemiş olduğu yüksek nitelik, bizden sonraki nesillere de şevkle aktarılmaya devam ettiği sürece gelişerek dönüşen kültürümüzün her türlü olumsuz duruma yüksek mukavemet göstermesi kaçınılmazdır.
Fatma Bacı Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezimiz tarafından gerçekleştirilen bu kitap projesi, tarihsel ve kültürel birikimimize katkı sağlayacak bir zihniyet oluşturma noktasında önemli bir adımdır. Kitabın bu yüksek nitelikli gaye ile oluşturulmuş içeriği; Türk-İslam tarihi ve kültüründe kadın ve ailenin vazgeçilmez yerine ilişkin katkıda bulunmasının yanı sıra kadının çalışma hayatındaki yeri ile toplumun güçlendirilmesinde oluşturduğu esası hassas bir şekilde dile getirmesi ile de dikkat çekicidir.”
Prof. Dr. Vatan KARAKAYA
Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Rektörü
Mustafa Tatar Erkeklerin oluşturduğu hâkim kültürün kadına bakış açısı oldukça problemlidir. Bu bakış açısına göre kadın; şehvet ateşiyle yanıp tutuşan, bu ateşi söndürmek için hiçbir ahlaki ölçütü dikkate almayan ve erkekleri baştan çıkarabilmek için sürekli kuyruk sallayan bir varlıktır. İpi gevşek bırakıldığında sapması kesin olan bu varlık, âdeta şeytanın yeryüzündeki temsilcisi hatta ta kendisidir. Zihni sadece fitne fücur işlere çalışan, neredeyse tüm kötülüklerin kaynağı olan kadının, yalnız bırakıldığında kendisine ve çevresine zarar verme ihtimali yüksek olan bir çocuk misali, bir an bile yalnız bırakılmaması, sürekli gözetim ve denetim altında tutulması ve en ufak bir hatasında gözünün yaşına bakılmadan her türlü şiddetin uygulanması gerekmektedir. Sırtından sopanın karnından sıpanın eksik edilmemesi gereken kadını yola getirmenin ve itaat ettirmenin biricik yolunun dayaktan geçtiğine inanan erkek aklı, gerçeklikle bağını kopardığından ve empati becerisini kaybettiğinden kadının da bir onurunun olduğunu, üstelik bu onurun en az kendisininki kadar değerli olduğunu, dayağın ise son derece aşağılayıcı ve onur kırıcı bir şey olduğunu düşünememektedir. Bu düşüncesizliğin birbirleriyle hiçbir coğrafi ve kültürel bağı olmayan pek çok toplumun atasözlerine yansıması, kadına dayak konusunda erkeklerin bakış açısının dünya genelinde hemen hemen aynı olduğunu göstermektedir. Kadının akıl fukarası olarak tanımlandığı bu atasözlerinde kadına dayak atılması yemek yemek, su içmek, uyumak gibi günlük yaşamın sıradan bir rutini olarak gösterilmekte, daha da ötesi, kadının kocasına derinden bağlanabilmesi için gerekli bir uygulama olarak savunulmakta hatta teşvik edilmektedir.
Kadına Yönelik Şiddetin Kültürel Temelleri isimli bu kitapta kültürün davranışlarımız üzerinde ne kadar büyük bir etkiye sahip olduğu vurgulandıktan sonra dünyanın değişik kültürlerinden toplanan atasözlerinden, fıkralardan ve mitlerden hareketle kültürün kadına yönelik şiddeti nasıl beslediği ve meşrulaştırdığı gösterilmeye çalışılmaktadır.
Özlem Güllü Burası Hollanda’daki bir kadın hapishanesi.
Küçücük hücrelerine büyük bir yaşam sığdıran kadınlar…
Yaklaşık beş senedir burada mahkûm olarak yaşamını sürdüren hapishanenin belki de en yaşlı teyzesinin tanımladığı gibi:
“ Burası bir üniversite, burada her gün yeni bir şey öğreniyorum...”
Feride 39 yaşında, dört çocuklu bir kadın. 12 yıl ceza aldığı günkü dirayeti unutulacak gibi değil. “Çok zor tabii ama hak ettim”, derken aslında kendine karşı ne kadar dürüst olduğunu dile getiriyor...
Mina’nın derdi ise çok büyüktü. Ne protez koluydu ona ızdırap veren ne de hapishanede olmasıydı...
Gizem’in şu sözleri ise ibret verici: “İyi ki gelmişim buraya.”
Gaye, İstanbul’da yaşayan, bir seyahat sırasında Hollanda’da tutuklanan genç bir mahkûm. Türkiye’de manken ve dizi oyuncusu olduğunu söylüyor ve yine birçok kişi gibi suçsuz olduğunu, haksız yere burada olduğunu vurguluyor.
Bu kitapta, mahkûmların gerçek yaşam hikâyelerini “hayat dersleri” tadında okuyacaksınız.
Ayşe Betül Oruç Yeryüzündeki insan mevcudunun yarısını oluşturan; sosyal, siyasî, dinî hayatta, aile hayatında etken ve edilgen işleve sahip olan kadın, tarihî süreç içerisinde farklı zaman ve toplumlarda tartışılan önemli konulardan biridir. Eser, tefsir sahasında kaleme alınan çalışmaları kadın konusu özelinde incelemektedir. Kur'an'ın yorum serüveninde ortaya konan tespitler, farklılaşan ve benzeyen yönleriyle ele alınmaktadır. Bu şekilde metinde var olanla yorumlardaki algı arasında mukayese yapılmaktadır.
Aliye Mavili, Fatih Şahin, İlhan Tomanbay, Meshut Başak, Sema Oğlak, Harun Ceylan, Şeyda Yıldırım, Serap Daşbaş, Güler Güneş, Yasemin Çölgeçen Modernleşme süreciyle birlikte meydana gelen göç, kentleşme, tıp ve teknoloji alanındaki yenilikler, kadınların istihdam piyasasında daha yoğun yer almaları, doğum oranlarının azalması ve yaşam süresinin uzaması gibi gelişmelerle insan yaşamının doğal bir dönemi olan yaşlılık, bireysel ve kültürel boyutlarından daha çok sosyoekonomik ve demografik boyutlarıyla gündeme gelen sosyolojik bir olgu hâlini almıştır. Artan yaşlı nüfusa paralel olarak yaşanan toplumsal değişim süreci, geleneksel yaşlılık algısını dönüştürdüğü gibi yaşlıların ihtiyaç duyduğu bakım, sağlık ve sosyal hizmet alanlarını da farklılaştırmıştır. Aynı şekilde ailenin, geleneksel destek ve refah sağlayıcılık rolünün giderek zayıflaması, yoksulluk, yalnızlık ve artan yaşlılık dönemi hastalıkları yaşlılara yönelik kurumsal ve modern bakım-destek mekanizmalarına daha fazla ihtiyaç duyulmasını beraberinde getirmiştir. Bu süreçte, daha çok sosyoekonomik ve tıbbi yönleriyle ön plana çıkan yaşlılık olgusu bireyin yaşlanmasından çok toplumun yaşlanması ekseninde “sosyal bir sorun” olarak algılanmaya başlamıştır.
Bu bağlamda toplumsal değişme ve modernleşmeyle birlikte yaşlılığın geçirmiş olduğu dönüşümü daha iyi anlamak adına yaşlılık olgusunu sağlık, bakım ve sosyal hizmetler perspektifinden sosyolojik bir düzlemde ele alan bu kitabın yaşlı bakım, gerontoloji, sosyal hizmet ve sosyoloji başta olmak üzere farklı disiplinlerden yaşlılık konusuna ilgi duyan akademisyenlere, öğrencilere ve alanda çalışan uzmanlara faydalı olması umulmaktadır.

Demet Şefika Mangır İnsan haklarının evrensel niteliklere sahip olmasının yanı sıra algılanışı ve uygulanışı toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir. Bu farklılık toplumsal yapının sosyo-ekonomik ve sosyo-politik yapısı çerçevesinde şekillenen toplumsal cinsiyet ve erkek egemenliği üzerine kurulan ataerkil yapılanmanın analiz edilmesinde daha da belirginleşmektedir. Kadının toplumdaki yeri ve algısı, toplumun değer yargıları ile örfler, gelenekler, kültler gibi oluşumlarla kategorize edilmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri olarak kadının ve erkeğin fizyolojik özellikleri de dikkate alınarak belirlenen görev alan ve sorumlulukları zamanla alışılmışlıklar hâline dönüşmektedir.
Kadınlar ve erkekler arasında eşitliği sağlamak ve kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak, insan hakları ve Birleşmiş Milletler değerleri arasındadır. Dünyanın dört bir yanındaki kadınlar, yaşamları boyunca düzenli olarak insan hakları ihlallerine maruz kalmaktadırlar ve kadınların insan haklarının gerçekleştirilmesi her zaman bir öncelik olamamıştır. Kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliği sağlamak, kadınların ayrımcılığa maruz kalma yollarının kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını gerektirmektedir. Birleşmiş Milletler, kadınların insan haklarını ele alma konusunda uzun bir geçmişe sahiptir. Son yıllarda kadınların haklarını güvence altına almak için büyük ilerleme kaydedilmekle birlikte, ataerkil toplumsal yapıların gerektirdiği önemli boşluklar kalmaya devam etmekte ve kadınların gerçekleri sürekli değişmektedir.
Bu kitap; toplumsal cinsiyet kavramından yola çıkarak feminist teoriler ışığında, ataerkil yapılanma içerisinde kadının uluslararası toplumdaki yerini değerlendirdikten sonra, Orta Asya kadınlarının insan haklarını tam olarak anlamayı açıklama çabası olarak, kadınların insan haklarına bir giriş sağlamaktadır.
K.Tayfun Güldaval İnsan olmanın doğasından kaynaklanan özgürlükleri kullanabilme yetkisinin, öncelikle içinde yaşanılan toplumun gelişmişlik düzeyiyle doğru orantılı olarak değiştiği inancındayım.
Bu nedenle, “Orta Gelir Tuzağı” ve “Kadın Girişimciliği” fenomenlerine, farklılıkların yönetimi vizyonundan bakarak, sürdürülebilir ekonomik kalkınmayla ilişkileri konusunda zihinlerde bir kıvılcım yaratmak amacıyla bu kitabı yazdım.
Şüphesiz bu kitabın orta gelir tuzağı ve kadın girişimciliğinin tamamen anlaşılmasına yeterli olacağı iddiasında değilim. Okuyucularıma konu ile ilgili çok şeyi öğrendikleri izlenimini vermek yerine, onların daha ileri araştırma isteğini körükleyerek, konuyu derinlemesine araştırmaya yöneltebilmek en büyük dileğim.
Habibe Öçal Bu kitap, terör örgütünün kadınlarla ilgili gerçek yüzünü ortaya koyma niyetinin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Bu bağlamda özellikle terör örgütünün kadın söylemiyle, kadın ve aile konusunda toplumu ifsat eden görüşleriyle ilgili gerçekleri araştırıp ortaya koymak istedik. Örgütün çocukları nasıl istismar ettiğini belgeleriyle ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışmamızda şimdiye kadar yapılan diğer çalışmalardan, güvenlik ile ilgili çalışmalar yapan birimlerimizin raporlarından, mahkeme iddianamelerinden, terör örgütünün yayınlarından, medya haberlerinden istifade ettik. Dağınık olan bilgileri bir araya getirip doğru bildiğimiz bağlamlar içinde yorumlamaya çalıştık. Çalışmayı özgün kılan hususun; terör örgütü PKK’nın kadın konusundaki iki yüzlü tutumunu kendi söylemlerine bağlı olarak ortaya koymamız, Diyarbakır Anneleri ve örgütten ayrılan eski militanlarla yapmış olduğumuz görüşmeler ve bunlardan çıkardığımız sonuçlar olduğu söylenebilir.
Ahmet Emin Seyhan, Ali Rafet Özkan, Arife Ünal Süngü, Ayhan Hıra, Bayram Ayhan, Emine Gümüş Böke, Emine Öztürk, Emine Yiğit, Erkan Perşembe, Ersin Savaş, Fatih Ulaşan, Fethi Güngör, Gülsen Sezgin Salkaya, Hayrunnisa Keklik, Mahmut Gurbet, Mahmut Üstün, Mohamadou Aboubacar Maiga, Niyazi Akyüz, Rüveyda Çınar, Sadagat Abbasova, Seçil Şenel Uzunkaya, Senem Gürkan, Şule Yüksel Arıcı, Ümran Karadeniz, Zehra Gözütok Tamdoğan, Zeynep Altuntaş Kuşkusuz bu çalışma, en eski Arkaik Çağlardan Antik Çağlara, Antik Çağlardan İlk ve Orta Çağlara ve Orta Çağlardan modern zamanlara kadar sorunsallığı tartışma götürmez bir mesele olan kadının dinî ve sosyolojik konumu ile ilgili söylenecek ne ilk ne de son sözdür ancak kadın konusuna dair söylenecek önemli bir sözdür. Çünkü kitap; toplum, din ve kadın konusuna dair söylenebilecek hemen tüm alanlara dair sözleri 25 farklı başlık altında, 28 farklı müellifin ve bilim insanının bakış açısıyla her bir müellifin titiz emekleri ve çalışmaları ile söyleyen bir kitaptır. Kitabın amacı; kadının toplumsal ve dinî konumu hakkında hem Batı hem de Doğu menşeli söylenmiş sözlerin tekrar edilmesinden ziyade ilgili konuda yeni söylenebilecek söz var mıdır ve varsa ne denilebilir ve konuya hangi farklı açıdan bakılabilir, sorularına yeni bir cevap bulmaya çalışmaktır. Çalışma boyunca uymaya çalıştığımız iki ilke oldu: Kitapta hem alanında uzman olanlara hem de genç yazarlara daha çok yer vermek ve kitaba bilimsel olmayan hiçbir şeyi dâhil etmemek. Alanda önemli bir eksiği tamamlayan faydalı bir çalışmaya imza atılmış olması ümidiyle...
• İslam Öncesi Türk Devlet Geleneğinde Kadının İdari Hayattaki Konumu
• Cahiliye Dönemi’nde Kadın
• Reformist Yahudilikte Kadının Toplumsal Konumu
• Socia et Femmina: Hristiyanlıkta Kadının Sosyal Statüsü
• İslam İnancında Kadının Konumu
• Hz. Peygamber'in Sünnetinde Kadının Konumu
• İlahi ve Beşerî Dinlerde Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet
• Kadına Yönelik Ev İçi Şiddetin Kültürel Kaynakları: Türk Atasözleri Örneği
• Klasik Dönem İslam Literatüründe Kadın ve Kadın Konulu Eserler
• İslam'da Çok Eşlilik Meselesine Yaklaşımlar
• Hadislere Göre Kadının Yönetimdeki Yeri
• Kur'an'da Kadının Statüsü
• Endülüs Arap Şiirinde Kadın Şairler ve Kadın İmgesi
• Batı Afrika Arap Şiirinde Afrikalı Kadın İmgesi
• Osmanlı Devleti'nde Toplumda ve Ekonomik Hayatta Kadın
• Şeyhülislam Hânelerinden Üç Kadının Para Vakıfları (18-19. Yüzyıllar)
• Osmanlı Taşrasında Hayırsever Kadınlar (XVIII. Yüzyılın ilk Yarısında Manisa Örneği)
• Terekelerde 19. Yüzyıl Gayrimüslim Osmanlı Kadını
• Avrupa'da Feminizm ve Dünden Bugüne Feminist Hareketler
• Batı Avrupa'da Feminizm Teorisi ve Tarihi
• Müslüman Ülkelerde Kadının Konumuna Feminist Yaklaşım
• Din ile İlişkisi Bağlamında Yeni Kadın Kimliği: Mütedeyyin Kadın
• Havle Kadın Derneği ve Reçel Blog Sitesi Örnekleminde Türkiye'de İslami Feminizmin Dünü ve Bugünü
• Erkek Akademisyenlerin Gözüyle Akademide Kadın Algısı ve Din
• Kur'an'dan Hareketle Sosyal Hayatta ve Dijital Dünyada Kadının Konumu Tartışmaları

Seher Cesur Kılıçaslan, Toprak Işık Sosyal bilim alanı olarak toplumsal cinsiyet çalışmaları çok eski bir geçmişe sahip değildir ancak geç kalmışlık araştırmacıların coşkulu çabaları sayesinde şaşırtıcı bir hızla telafi edilmektedir. Bu coşkuya, tarih öncesinden süregelmiş mağduriyetleri destekleyen algıları yıkıyor olmanın hazzı ve alanın keşiflere açık bakirliği kaynaklık etmektedir. Toplumsal Cinsiyet ve Efsaneden Gerçeğe Türkiye'de Kadın, bu hazzın peşine düşülerek yaratılmış bir eserdir.
Toplumsal cinsiyet konusuna ilgi duyanlar için entelektüel cesaret ön koşuldur çünkü binlerce yıllık ezberlerin bozulması ve toplumsal cinsiyet kodlarını taşıyan klişelerin yıkılması söz konusudur. Bu kitap bu anlamda doğru yerde durmaktadır. Genel olarak toplumsal cinsiyet konusunu ve özelde Türkiye'de kadının durumunu incelerken sorgulayıcı bir yaklaşım sergilenmiş; şaşırtıcı, orijinal sonuçlara ulaşılmıştır. Keyifle okuyacağınızdan ve entelektüel bir doyum hissedeceğinizden eminiz.
Ayşegül Kip, Eda Kaya Örk, Erdal Yıldırım, Handan Karakaya, Lütfiye Elvan Tunçcan, Taner Algan, Ümran Cihan, Veda Bilican Gökkaya Toplumsal cinsiyet, birçok anlamda bireyin biyolojik cinsiyetini aşarak toplumsal anlamda inşa edilen kadın ve erkek olma hâllerine pratik kazandıran bir kavramdır. Bu bağlamda toplumsal cinsiyetin kadın ve erkekler açısından birçok ayrımcılığı toplumsal olarak inşa ettiğini söyleyebiliriz. Bu yönü ile birey topluma doğduğu andan itibaren cinsiyet kimliğini biçimlendirecek değerler hem sosyal hem de pratik olarak onu çevrelemeye başlar. Toplumsal cinsiyetin cinsiyetlendirdiği kadın ve erkek olma halleri toplumsal hayatın tüm alanlarına yansımakta ve toplumsal kurumlar bu kavramın biçimlendirdiği gözlerle bireyi algılamaktadır. Bu açıdan bakıldığında biz toplumsal cinsiyeti hayatın içerisinde çok farklı açılardan çok farklı alanlarda deneyimliyoruz. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet hayatın farklı alanlarında farklı biçimlerde ve elbette farklı kültürlerde farklı şekillerde yeniden ve yeniden inşa edilmektedir. Kitabın hacmi toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ortaya çıkardığı tüm ayrımcı pratikleri ortaya koymada yetersizdir. Ancak toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bireyi ve özelde de kadını nasıl sarmaladığını, farklı pencerelerden okura sunma çabası söz konusudur. Çalışmaya katkı sunan değerli arkadaşlarım toplumsal cinsiyet ayrımcılığını farklı pencerelerden değerlendirerek, toplumda bu ayrımcılığın etkilerine farklı açılardan görünürlük kazandırmaya çalışmışlardır. Toplumsal yapılara sinen tüm ayrımcılıkların ortadan kalkması dileğiyle...
Aysun Aydın, Canan Asal Ulus, Çağla Ünlütürk, Çiğdem Görgün Akgül, Demet Özmen Yılmaz, Didem Semerci, Fatma Mumcu Küçükçaylı, Gönül Yüce Akıncı, Gülbiye Yenimahalleli Yaşar, Hatice Doğan, Işıl Özden Çıtır, İlkay Üremiş Kiril, Merter Akıncı, Nihan Ciğerci Ulukan, Pınar Sökülmez Kaya, Rabia Büşra Erafşar, Sebiha Kablay, Seda Dönmez, Şenay Eray Sarıtaş, Tuba Acar Erdol, Tuğba Kontaş Azaklı Kadın; özel ve kamusal alanda bulunduğu ortama değer katan, ilişkilerin sürdürülmesinde bir nevi tutkal görevi gören ancak hak ettiği değeri pek çok toplumda göremeyen bir varlıktır. Ataerkil örüntüler, kadının toplum içinde genellikle özel alanda kalmasına neden olurken kapitalist üretim ilişkileri bunu beslemektedir. Toplumda yaygınlaşan radikal düşünce tarzları da kadının “gölge varlık” olmasına, toplumsal yaşamda yeteri kadar temsil edilmemesine ve statüsünün güçsüzleşmesine neden olmaktadır.
Cumhuriyet rejimi; cinsiyet ayrımcılığına karşı mücadele ve kadının insan haklarına yönelik etkili politikalar geliştirilmesi açısından önemli adımlar atılmasına vesile olmuş, kadının hukuksal, sosyal ve ekonomik pek çok hak edinmesinde önemli rol oynamıştır. Ancak yasalarla eşitlik sağlansa da fırsat eşitliğinin tam olarak sağlanamaması ve her geçen gün artan kadına yönelik şiddet olayları pek çok alanda kadınların sorunlarının devam etmesine neden olmaktadır.
Bu kitap; kadınların toplumsal yaşamda yer aldığı alanları ele almakta, "Kadın nerede?" diye sorgularken aslında kadının toplumsal yaşamın her alanında olduğuna dikkat çekmekte ve bu alanlarda kadınların yaşadıkları sorunlara odaklanmaktadır.
Berre Altaş Geleneksel değerler çerçevesinde kadın olmanın bir gereği olarak görülen anneliğe geçiş, kadın için hamilelikle başlayan karmaşık, çelişkili duygu ve tutumları içerisinde barındıran ve birçok faktör tarafından etkilenerek kadının hayatında köklü değişikliklere neden olan bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Kadın yaşamındaki bu devrim niteliğindeki rolün gereklilikleri sürekli yeniden inşa edilmektedir. Günümüz koşullarında annelik, yaşanılan ekonomik koşullardan da etkilenmiş ve tüketimle iç içe olan bir yapılanma sürecine girmiştir. Bu bağlamda annelerin en kıymetlileri olan çocukları için en iyisini tercih etme eğilimleri birçok sektör için anneleri hem potansiyel hem de sadık bir müşteri hâline getirmiştir. Annenin sosyal çevresi tarafından da körüklenen bu durum, anneleri çeşitli ürün ve hizmetleri, sorgulamadan, ürün ve hizmetlerin sahip olduğunu düşündükleri sosyal işlevlerine göre tüketmeye itmektedir. Tüketim toplumunda hakim olan bu tüketici eylemi tüketim konusu olan ürün ve hizmetlerin kullanım değerinden çok gösterge değerine göre tüketilmesine neden olmaktadır.
Bu kitapta; anne tüketici olarak, annelik ve çocuk ekseninde gerçekleştirilen kutlama/armağanlaşma ritüelleri ise bir tüketim nesnesi olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda babyshower kutlamalarının, hastane odası süslemelerinin, cinsiyet partilerinin, diş buğdayı organizasyonlarının, doğum günü kutlamalarının ve gelenekselden moderne gerçekleştirilen diğer uygulamaların hem anneliğin inşasına katkısı irdelenmiş hem de bu ritüellerin içerikleri çözümlenmiştir. Ayrıca kapitalizmin değişen yüzüne, kültür endüstrisine ve armağan ekonomisinin güncel görünümüne de vurgu yapılmıştır.
Bekir Zengin, Büşra Esra Aydoğan, Emek Yüce Zeyrek Rios, Feriha Yılmaz, Gökhan Gökulu, Hatice Karakuş Öztürk, M. Burak Gönültaş, Meral Öztürk, Meryem Berrin Bulut, Olcay Tire, Özgür Sarı, Recep Yüner, Sezer Ayan Kitap, pek çok farklı disiplinden gelen akademisyenlerin kadın cinayetleriyle ilişkili bilimsel çalışmalarını içeren, bu anlamda Türkiye’de alanında yapılan ilk çalışma olma özelliğine sahip bir eserdir. Kitapta kadın cinayetleri çeşitli yönleriyle ele alınmış, sosyal hizmet, sosyoloji, psikoloji, adli bilimler ve din bilimleri gibi perspektiflerden konu irdelenmeye çalışılmıştır. Elbette kadın cinayetleri gibi oldukça önemli bir sorunun bütün yönleriyle bir kitapta açıklanmasının zor olduğunun bilincindeyiz ancak bu yönde çalışmaların artması adına bu eserin bir başlangıç olmasını umut ederek bu çalışmayı yaptık.
Kitap; Emine Yılmaz, Özgecan Aslan, Güldünya Tören ve Ayşe Paşalı gibi sembol isimlerle birlikte adı bilinmeyen ve çeşitli nedenlerle erkek terörüne kurban giden tüm kadınlara ithaf edilmiştir. Bu kitabın başta karar vericiler olmak üzere alanda çalışan tüm kişilere faydalı olması ve böylece kadın cinayetlerinin önlenmesine katkıda bulunmasını diliyoruz.
Emel İlter Kadınların, erkek meslektaşlarına kıyasla siyasi mecralarda daha az sayıda bulunmaları, siyasette yeterli düzeyde temsil edilmedikleri söylemlerini gündeme getirmektedir. Ancak kadınların siyasette niteliksel temsilini değerlendirebilmek için karar organlarında bulunan kadınların sayıları tek başına yeterli olmamaktadır. Kadınların siyasetteki konumunu olumsuz etkileyen toplumsal, siyasal, hukuksal, bireysel temelli birçok faktör mevcuttur. Bu unsurların neler olduğunun anlaşılması ve bunlara çözüm yollarının bulunarak hayata geçirilmesi, sadece kadınların siyasette görünürlükleri açısından değil demokrasinin düzgün işleyişi açısından da gerekli görülmektedir.
Kitap üç ana bölümden oluşmaktadır. Birincisi, kadının siyasal temsili konusunun anlaşılabilmesi için gerekli olan teorik kısımdır. İkinci kısım, Türkiye'de milletvekillerinin ve seçmenlerin kadınların siyasal temsili ile ilişkisini göstermektedir. Üçüncü ve son kısım ise 2002-2015 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun tekliflerinin özgün bir veri kodlama sitemiyle yapılan içerik analizini ve cinsiyet eşitliği ile kadının siyasal temsiline ilişkin Türkiye genelinde gerçekleştirilen geniş kapsamlı bir anket çalışmasını içermektedir. Mevcut hâliyle bu eser, okuyucuya Türkiye'de kadınların niteliksel temsilinin hem sistem düzeyinde hem de kamuoyu düzeyinde belirleyenlerini görme imkânı sunmaktadır.
Ahu Sumbas, Anıl Boz Semerci, Azize Ergeneli, Berrin Koyuncu Lorasdağı, Bilge Durutürk, Derya Güler Aydın, Duygu Ürek, Emine Balcı, Gamze Bayın Donar, Gülsüm Şeyma Koca, Gülsün Erigüç, Hakan Yavuzyılmaz, Kamil Demirhan, M. Kemal Öktem, Meliha Çalışır, Özgür Uğurluoğlu, Pelin Dinçer, Pelin Varol İyidoğan, Semra Güney, Songül Çınaroğlu, Süreyya Ece, Tarık Tuncay “Türkiye'de Sosyal Bilimlerde Güncel Tartışmalarda Kadın” başlıklı kitabın çıkış noktası, Türkiye'de kadın meselesini ele alan derleme kitaplar olmasına rağmen 2000'li yıllarda sosyal bilimlerde siyaset biliminden iktisada, işletmeden maliyeye, sosyal hizmetten sağlık idaresine farklı alanlardan, perspektiflerden ve metodolojiden kadın konusunu çeşitli veçheleriyle inceleyen derleme bir kitabın eksikliğiydi. Bu eksiklikten hareketle dört bölümde 15 yazıyı içeren kitapta; kadın temsilinden kimlik tartışmalarına, kamu, maliye ve aile politikalarından kalkınma, sağlık, istihdam ve girişimcilik tartışmalarına kadar geniş bir yelpazede kadın konusuna dair güncel meselelere yer veriliyor.
Bu kitapta; bir yandan Türkiye'de feminist literatürde oldukça az çalışma olan kesişimsellik gibi kavramlarla kadın konusu ele alınırken bir yandan da kadın çalışmalarının köklü meselesi olan kadın temsili sorunu siyaset, hukuk ve sağlık alanlarında tartışılıyor; ayrıca ekonomi, kamu, sosyal politika ve sağlık tartışmalarında “vatandaş olarak kadın”, “anne olarak kadın”, “hasta olarak kadın”, “girişimci olarak kadın”, “aile içinde kadın”, “istihdamda kadın” üzerine güncel bir okuma yapılıyor. Bu geniş kapsamıyla önemli bir boşluğu dolduran bu derleme kitap, başta kadın konusunda çalışan araştırmacılar ve öğrenciler olmak üzere bütün okuyucular için önemli bir kaynak teşkil ediyor.
Su Ergeneli, kapağı tasarlarken “kadın”ı yorumlamak için vatoz sembolizminden esinlenmiştir. Vatoz sembolizmi, bireyin yapması gerekenleri yapmak için gereken araçlara, becerilere sahip olduğuna inanarak harekete geçmesi gerektiğini ifade etmektedir. Diğer bir deyişle birey, öz yeterliğine olan inancının yol göstericiliğinde, emek verdiği her şeye ulaşabileceğini bilerek, hedefine doğru şaşmadan uğraşmaya devam etmelidir. Bu nedenle tereddütleri bir yana bırakıp dikkatini dağıtacak olayların hedefine giden yolculuğunu engellemesine izin vermemelidir.