İlahiyat \ 1-2
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
Ramazan KAZAN Her şeyden önce ahde vefâ, toplumun sulh ve selâmet içinde yaşamasının evrensel değerlerinden biridir. Hatta dünya barışının devamını birinci derecede ilgilendiren, en önemli esaslardandır. Zira toplum açısından bakıldığında çıkan bunalım ve sürtüşmelerin pek çoğunun temelinde ahde vefâsızlık yatmaktadır. Bu nedenle sebepsiz yere antlaşmalara uymamak veya antlaşmaları bozmak açık bir ihanet kabul edilmektedir.
Şüphesiz ki, hem Allah Teâlâ hem de Hz. Peygamber ahde vefâlı olmayı istemiş ve teşviklerde bulunmuşlardır. Birçok ayette ahde vefâlı olmanın peygamberlerin ve müminlerin vasfı, İslâm kimliğinin en önemli unsurlarından olduğu vurgulanmaktadır.
Allah (cc) vefâsızlığı yasaklarken bu vasfı üzerinde bulunduranları nasipsizlik, fesatlık, bozgunculuk ve döneklikle nitelemiş, gadrin/vefâsızlığın çirkinliğine dikkat çekmiştir.
Hz. Peygamber de çocuklara dahi verilen sözlerin tutulmasını istemiştir. Vefâsız için kıyamette bayrak dikileceğini ifade eden hadislerden hareketle vatana, millete ve devlete karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin teşhiri/ilanının sosyal-psikoloji açısından caydırıcı bir tedbir olacağını söyleyebiliriz.
Hümeyra Özturan Ahlâk felsefesine dair kaleme alınmış eserleri yedi temel mesele üzerinden okuma girişimi olan bu çalışma, ahlâk felsefesini Problematik olarak gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Problemleri ana hatlarıyla anlaşılır biçimde ortaya koymayı amaçlayan giriş yazılarının peşinden, konuya ilişkin farklı filozofların can alıcı pasajları seçilmiş ve tercüme edilmiştir. Çalışmada, Antik Yunan filozoflarından Batılı Ortaçağ düşünürlerine, İslâm filozoflarından çağdaş filozoflara kadar çok farklı düşünürlerin eserlerinden seçme metinler yer aldığı için; Aristotelesin, David Humeun, İbn Miskeveyhin ve hatta İbn Arabînin aynı probleme dair yazdıklarını beraberce okuyabilme imkânı sunulmuş olmaktadır. Dönemleri değil ahlâk felsefesi problemlerini esas alan ve felsefe tarihini bir bütün olarak bu problemler ışığında süzen bu kaynak, okuyucuları sadece bilgilendirmeyi değil, aynı zamanda ahlâk felsefesi problemleri üzerinde düşündürmeyi hedeflemektedir.
Ahmet Ayhan Çitil, Burhanettin Tatar, Kasim Küçükalp, Özkan Gözel, Selami Varlık, Lütfi Sunar, Ömer Türker, Cafer Sadık Yaran Bu kitap başkalığın dışlanmış ötekiliğe dönüşme biçimlerini ele almak ve bunu ahlâk düşüncesi içinde tartışmak üzere hazırlanmıştır. Zira başkasının varlığı ile ahlâki bir ilişki kurulmazsa ötekinin yabancılığı ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde kürenin her tarafında başkalıklardan kaynaklanan sorunlar gün-demi meşgul ediyor. Yabancı düşmanlığı, etnosantirzm, ırkçılık, dini fanatizm, İslamofobi ve milliyetçilik çağımızın yükselen tehditleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Ulus devletler bir taraftan içine düştükleri meşruiyet krizlerini aşmak üze-re abartılmış güvenlik söylemleri ile kimlik pekiştirici siyasetlere başvururken
öte yandan yüzleşilen sosyo-kültürel krizler de kitleleri ötekileştirici dile doğru itiyor. Artan küresel çatışmalar ve neticesinde ortaya çıkan göç dalgaları başkası ile travmatik karşılaşmaları gündeme getiriyor. Bu bağlamda ahlâk ve başkasına yeni bir bakışa ihtiyaç duyuluyor. Eğer insani yaşamın temeline, özünde bir ahlâk fikri barındıran başkasının varlığı alınırsa, ötekileştirmeksizin bir tanıma gerçek-leşebilir ve bu tanıma bir ahlâki yükümlülüğü meydana çıkarabilir.
Kitapta bu perspektif çerçevesinde konuyu modern felsefede ve İslam düşünce-sinde başkası/öteki ile ilgili kavram ve tartışmaları ele alan yazılar yer almakta-
dır. Böylece genel ve karşılaştırmalı bir perspektifin yanı sıra, yeni bir yaklaşımın oluşturulması da hedeflenmektedir.
Katkıda Bulunanlar
Ahmet Ayhan Çitil • Burhanettin Tatar • Cafer Sadık Yaran • Kasım Küçükalp Lütfi Sunar • Ömer Türker • Özkan Gözel • Selami Varlık
Ömer Türker Klasik dünyada üretilmiş insan tasavvurlarının modern dönemdeki dönüşümünün en önemli sonuçlarından biri, insanın kendisine ilişkin beklenti ve umutlarını değiştirmesidir. Bu durum pek çok alanda olduğu gibi ahlâk alanında hem soru hiyerarşisini etkilemiş hem de yeni bir takım soruların sorulmasını gerektirmiştir. Bu bağlamda bilhassa son yarım yüzyılda insanın ahlâklı olmasının gerekçesi sorgulanır hâle gelmiş ve bir kısım akımlar, ahlâkı tamamen vicdanî bir durum olarak değerlendirmeye başlamıştır.
Ahlâk tamamıyla bireyin vicdanıyla alakalı bir olgu olarak anlaşıldığı sürece bireyler arasındaki ilişki veya ahlâkın dışa bakan yönü, ahlâktan ziyade siyasetin bir sorunu olarak ele alınmak durumundadır. Bu takdirde ahlâksızlık kapsamında değerlendirilecek durumlar, hukukun alanına girdiği sürece bir müeyyideden bahsedilebilir. Fakat bu sonuç, esas itibariyle belirli bir insan ve toplum tasavvurunun uzantısı veya kaçınılmaz neticesi olduğundan farklı insan ve toplum tasavvurları açısından ele alınmayı gerektirir. Elinizdeki kitapta ahlâk ve müeyyide ilişkisini sorgulamak amacıyla 2015 yılı içerisinde İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi içerisinde gerçekleştirilen “Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar” serisinde yapılan konferansların metinlerini bulacaksınız.
Tahsin GÖRGÜN, İhsan FAZLIOĞLU, Hakan POYRAZ, Cafer Sadık YARAN, Zeynep DİREK, Hümeyra ÖZTURAN, Ömer TÜRKER, Ahmet Ayhan ÇİTİL Günlük hayattaki bir çok eylemimizde ahlâkî karar verme anlarıyla karşı karşıya kalırız. Böyle durumlar ahlâkı insan açısından kolaylıkla anlaşılır ve konuşulabilir hâle getirir. Bunun daha ötesinde yapılacak olan şey, ahlâkî eylemin altında yatan anlamın ve ilkenin araştırılmasıdır. Sözkonusu eylem ise ancak ahlâkı, felsefî olarak soruşturan bir çabanın sonucunda ortaya çıkabilir.
Ahlâkî tercihlerin kaynağını oluşturan ilkeleri, iyinin doğasını, değerlerin anlamını sorgulamak ise ahlâkın temeline dair yapılacak bir felsefî soruşturmayı zorunlu kılar. İLEM (İlmi Etüdler Derneği) ve İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği bünyesindeki “İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” içerisinde gerçekleştirilen “Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar” dizisi de böyle bir amaca yönelik olarak ortaya çıktı. Bu kitapta “Ahlâkın temeli nedir?” sorusuna cevap aramak amacıyla Eylül 2013- Mayıs 2014 içerisinde gerçekleştirilen konuşmaların ürünlerini bulacaksınız.
Özcan TAŞCI 18. ve 19. yüzyılda oryantalizm konusunda en fazla etkin olan ülkenin Almanya olduğu tespit edilmiştir. Ancak son dönemlerde Alman oryantalizm geleneğinin, özellikle de inanç ve düşünce (Kelam-İslam Felsefesi) bağlamında bilinmesinin zorunluluğu konusu daha da önemli hâle gelmiştir. Zira bu alanda detaylı çalışmalar mevcut değildir. Bunun için çalışmamız bu hususta bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Almanya’nın kendi Müslüman din dersi öğretmenlerini ve din görevlilerini yetiştirmek üzere açmaya başladığı İslam İlahiyat Merkezlerinin (Zentrum für Islamische Theologie) varlığı, konunun önemini açıkça gözler önüne sermektedir. Şöyle ki, bilindiği üzere, büyük çoğunluğunu Almanya’da yaşayan Türklerin oluşturduğu Müslümanlara, şu anda Türkiye’den giden din dersi öğretmenleri ve din görevlileri hizmet vermektedirler. Ancak yakın gelecekte zikrettiğimiz İslam İlahiyat Merkezlerinden mezun olan ve Almanya’da doğup büyüyen, dolayısıyla da Türkiye’yle bağları çok sıkı olmayan Müslüman-Türk öğretmen ve din görevlileri Türklere hizmet vermeye başlayacaktır. Bu durum bu merkezlerde verilen eğitim-öğretimin niteliğine bağlı olarak gerek Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkileri olumlu ya da olumsuz etkilemesinin yanı sıra Almanya’da yaşayan Türklerin ana vatanlarıyla olan bağlarını özellikle dini gelenek alanında oldukça etkileyecektir. Bu merkezlerde yetiştirilecek Din dersi öğretmenleri ve din görevlilerine verilecek ilahiyat eğitim-öğretiminde Kelam ve İslam Felsefesi oldukça belirleyici anahtar konumundadırlar. Zira bu iki alan, özellikle de Kelam, İslam'ın inanç ilkeleri ve düşüncesiyle, yani usul ile ilgilenmektedirler. Bundan dolayı da sunduğumuz araştırmanın amacı ve kapsamı, Alman müsteşriklerin Kelam ilmi ve İslam felsefesi konusunda tarihsel süreç içerisinde yaptıkları araştırmalar ve bu ilimlerin Alman üniversitelerinde geçirdiği evreler hakkında birtakım veriler elde etmektir.
Süleyman Hayri Bolay Yedinci basımına ulaşan bu eser, Türkiye’de bazı bakımlardan ilkleri gerçekleştirmiştir. Çünkü ülkemizde bu esere kadar, Doğu/İslâm ile Batı düşüncesinin büyük ve temel isimlerine ait felsefî görüşlerinin bu çapta derinlikli mukayesesi yapılmamıştır. Binaenaleyh bu çalışma, Aristo’nun ve Gazzalî’nin metafizik kavramlarının ve bu kavramların ihtiva ettiği ana fikirlerin karşılaştırmasını yaparak hem bir örnek teşkil etmiş hem de Gazzalî gibi bir büyük düşünürün Aristo’dan neler aldığını, neler almayıp, nerelerde onun görüşlerine karşı çıktığını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bunu yaparken Gazzalî’nin İslâm aleminde düşünceyi durdurduğu iddiasının temelsiz olduğunu açığa çıkardığı gibi onun ele aldığı problemleri nasıl sistematik bir biçimde tek tek çözdüğünü de ortaya koymuştur.
Türkiye’de felsefe ve düşünce dünyasının iki büyük zirvesinin karşılaştırılması, konuya ilgi duyan herkese ilginç gelmektedir. Böyle ağır konulu bir kitabın altıncı baskıya ulaşması, ona gösterilen alakanın bir göstergesidir. Çeyrek asra varmadan klasikleşen bu eser, umarız, bundan sonra da aynı alakaya mazhar olur. Nobel Akademik Yayıncılık böyle bir eseri tekrar basmakla düşünce tarihimize büyük bir katkıda bulunmaktadır.
Talat SAKALLI Çağımızda, hadis/sünnet değerlendirilip yorumlanırken genellikle indirgemeci, seçmeci tavır benimsenmektedir. Sünneti hayat geçirme noktasında da hadis veya genel anlamda naslar siyasî veya hissî düşüncelere kurban edilmektedir. Basmakalıp sathî bakış açısı ile temel delillere yaklaşılması, daha kötüsü, bu deliller zevkçi, bencil ideolojilerin dayattığı dünya görüşünün kısır ve dar çerçevesinde değerlendirilmesi, Müslümanları hakikatten uzaklaştırmaktadır. Nitekim bazı çevrelerde hadisler, –haliyle ayetler bile- kuralı kaidesi olmayan oldukça serbest yorumlara tâbi tutulmaktadır. Bazı yorumlar, İslam kültür tarihinde aşırı uç kabul edilen Şiî veya Batınî fikirleri bile aratacak kadar ilmîlikten uzak yapılmaktadır. Hele hadislerin tenkidinde kuralsız ve usulsüz davranılması, İslam ülkelerinde kabul görmemektedir. Bu açıdan, İslam'ı, çağın idrakine sunarken, önce kurallar koyup o kurallara nasları uydurmak yerine, Kur'an ve sünnetleri esas alarak prensipleri çıkarmak daha gerçekçi olacaktır.
Müslüman vicdanında kabul görecek yeni bir medeniyetin oluşmasına katkı sağlayacak çabaların başında şüphesiz Hadis ilmiyle ilgili çalışmalar gelmektedir. Hadislere anlam yüklerken, Aynî'nin Umdetü'l-Kârî isimli muazzam eserinde takip ettiği yöntem gibi klasik şerh usul veya yöntemlerinin yanı sıra, hadisin bütün bağlamlarını tespit etmeden yorum yapmamaya da dikkat etmek ve Aynî'nin de esas aldığı gibi, Usul ilimleri başta olmak üzere, İslam ilimleri ile günümüz ilimlerinin tamamından istifade etmek gerekmektedir. Bu doğru yöntem ile elde edilecek fikirlerin Müslüman gönlünde yer bulacağına inanıyoruz.
İşte Aynî gibi şerh geleneğimizin emsalsiz örneklerinin anlaşılması, tanıtılması ve tutarlı yöntemlerinin ilmî hayata aktarılarak günümüz ilimleri ile yoğrulması, çağdaş İslam dünyasının yeni bir medeniyet liderliğine soyunmasına da sebep olabilecektir. Elinizdeki şu kitabın da, bu kutlu yolda bir nebze katkısının olmasını ümit ederiz.
M. Tayyip Okiç Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, Türkiye'de modern ilâhiyat fakültelerinde hadis alanında yazılmış ilk eserdir. Konuları tahlil biçimindeki disiplin, kaynakları işleme titizliği ve geniş bibliyografyasıyla hadis araştırmalarının klâsiği kabul edilmektedir. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde tefsir ve hadis kürsülerini kuran, binlerce talebe yetiştiren Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç bu eseriyle Babanzâde Ahmet Naim ve İzmirli İsmail Hakkı gibi, Osmanlı âlimlerinin ilim geleneğine eklenebilecek son halkalardan biridir. Bu yönüyle Okiç, modern bir ilâhiyat fakültesinde İslâm medeniyet tarihinde sayısı binlerle ifade edilen dâru'l-hadîslerin temsilcilerinden birisi olarak tarihteki yerini almaktadır. Kitap Türkçe, Farsça, Balkan ve Batı dillerinde hadis alanında yapılmış birçok çalışmaya yer vermesine rağmen araştırılan her konuda müsteşrik perspektifini çürütmektedir. Akademi dünyasında göz ardı edilmiş bir eser olmasına rağmen bu kitap kritisizmin ve hermeneutiğin girdaplarına duçar olmuş modern araştırmacıların hadis deryasında zorlandığı birçok probleme yeni bakış açıları sunmaktadır. Kitap müsteşrik etkilerinin gizli nüfuzu konusunda hassasiyet taşımakta, bu açıdan ilâhiyat fakültelerinde hadis ilminde üretilen çalışmalara metodoloji sorununda rehberlik değerini korumaktadır.
Kenan GÜRSOY Sevgiyle değerlendirmemiz gereken bir kültürümüz, bir dilimiz, bir edebiyatımız var. Dahası tam da irfan kültürümüz işte budur diyebileceğimiz, bugün özgürce ve evrensel kucaklayıcılığı ile işleyebileceğimiz bir tasavvuf geleneğimiz söz konusu. Bu fikirden hareketle, felsefenin neden bir “gelenek işi” olduğunu gösteren yazı, bildiri ve mülâkatlardan oluşan ve tasavvuf geleneğimizin felsefî bir yaklaşımla tahlil edildiği “Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı?”, Türkiye'de düşünme çabasını ciddiye alan herkesin cevaplaması gereken bir soruya dikkat çekiyor.
Fatma Gül CİRHİNLİOĞLU Elinizdeki bu kitap din psikolojisine giriş niteliğindedir. Genel olarak din psikolojisi konularına ilişkin kuramsal yaklaşımlar, açıklamalar ve görgül çalışmalar doğrultusunda elde edilen bulgular sunulmaya çalışılmıştır. Kitapta dini kabuller ve değerler hakkında sayıltılar ileri sürülmeksizin psikolojinin bakış açısından dine yaklaşılmıştır.
Hiç şüphe yok ki din, insan yaşamının önemli bir parçasıdır. Din ve dinsel kurumlara ilişkin bilgi olmaksızın toplumların tam olarak anlaşılamayacağı genel kabul görmektedir. Bu bakımdan psikologların da dinin, insan duygu, düşünce ve davranışlarını nasıl etkilediğini öğrenmeleri bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır. Kitap boyunca din taraftarlığına veya din karşıtlığına yönelik bir tutum içinde olmamaya özel bir önem gösterilmiştir. Dini duygu, düşünce ve davranışlarımız, bilimsel bakış açısıyla anlaşılmaya ve anlatılmaya çalışılmıştır. Özellikle konunun uluslararası literatürde nasıl ele alındığı üzerinde durulmuş, sıkça kuramsal ve görgül araştırmalara atıflar yapılarak ayrıntılara inilmeye çalışılmıştır. Din psikolojisi alanındaki uluslararası literatürü Türkçeye kazandırdığı göz önünde tutulduğunda bu kitaptan özellikle eğitim hizmeti verenlerin rahatlıkla yararlanabileceği söylenebilir. Kitap; psikologlar, din psikolojisi alanında çalışan ilahiyatçılar, din psikolojisi alanında ders alanlar ve konuyu öğrenmek isteyenler için değerli bilgiler içermektedir.
Zafer CİRHİNLİOĞLU, Üzeyir OK, Fatma Gül CİRHİNLİOĞLU Bu kitapta dindarlık, ruh sağlığı ve moderniteye ilişkin hem kuramsal bilgiler hem de Türkiye örnekleminde yapılmış bir araştırmanın kısaca değinilen sonuçlarını bulabileceksiniz. Bu üç olgu hakkında tek tek bilgi oluşturmakla birlikte bunlar arasındaki ilişkiye de yönelinmektedir. Batı literatüründe modernite ve dindarlık genel olarak birbirlerini dışlayan iki olgu olarak ele alınmaktadırlar. Türkiye örnekleminde bu anlayış test edilmiştir. 1990’lı yıllardan sonra Avrupa’da gelişen literatür söz konusu üç olgu açısından incelenmiştir. Türkiye’deki durumun açıklanmasına katkı yapabilecek yaklaşımlar ayıklanarak sunulmuştur. Özellikle Türkiye’de modernitenin anlaşılmasında tarihsel açıklamalara başvurulmuştur.
Bulgulara göre Türkiye halkı modernleşme isteğini muhafaza etmektedir. Aynı zamanda dindarlık eğilimleri de oldukça yüksektir. Modern insanlar diğerlerine göre daha az ruhsal sorun yaşamaktadırlar ve yaşam doyumları daha fazladır. Dindar olanlar ancak bazı durumlarda daha az ruhsal sorun yaşamaktadırlar. Dindarlıkla ruh sağlığı arasında bir ilişki yoktur. Bireyler modern hayat tarzında daha az ruhsal sorunlar yaşadıklarından Türkiye’de modernitenin kolayca terk edilemeyeceği ancak yeni yorumlarla ilerleyeceği düşünülebilir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaya çıkan modernleşme anlayışı modernleşmenin birinci boyutudur (maddi-teknolojik). Bu dönemde bireysel rollerde belirsizlikler ortaya çıkmıştır. Bu belirsizlikler (eksik ya da ihmal edilen özelikler ) modernleşmenin ikinci boyutu (manevi-kültürel) ile aşılmaya çalışılmaktadır. Bu bakımdan yetersiz modernite kavramı bu sürecin açıklanmasında işlevsel olabilmektedir.
Aslı Yazıcı, Hacı Bayram Başer, M. Nedim Tan, Mehmet Erdoğan, Mehmet Günenç, Muhammed Muhdi Gündüz, Nail Okuyucu, Ömer Türker, Sedat Yazıcı, Yunus Cengiz Niyet, davranışın meydana gelme sürecinin kilit aşamalarından biri olarak ahlâkın en temel kavramlarından biridir. Gerek dinî gerekse felsefî düşüncede niyet, eyleme değer katan ve onu an¬lamlı kılan unsur olarak değerlendirilir. Bu yönüyle niyet ve ni¬yetin çeşitli durumları, hem dindarlığın hem ahlâklı olmanın an¬lamı konusunda belirleyici öneme sahiptir. Buna rağmen niyet konusunun nazarî boyutları yeterli derinlikte incelemeye konu olmamıştır. Bu çerçevede elinizdeki kitap, niyetin fiilin oluşu¬mundaki rolü hakkında İslam düşünce geleneklerinde ortaya çı¬kan görüş ve teorileri belirlemeyi; fiilin hukukî, dinî ve bilhassa ahlâkî değerinin takdirinde niyetin katkısının ne ve hangi ölçü¬de olduğunu ortaya koymayı ve bir fiilin fâiline verdiği isim ve tanımda niyetin rolünü açıklığa kavuşturmayı amaçlamaktadır.
İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi kapsamında 30 Eylül-1 Ekim 2016 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Dinî ve Felsefî Dü¬şüncede Niyet Çalıştayı’nda sunulan çalışmalardan teşekkül eden bu kitap, fıkıh, kelam ve tasavvuf gibi dinî ilimlerin yanı sıra İslam felsefesi ve Batı felsefesinde niyet konusunun nasıl ele alındığını inceleyen toplam dokuz makaleden oluşmaktadır.
Robert Audi Bu kitap, epistemolojinin temel kavramlarını, konularını ve problemlerini tanıtan kaynak bir eserdir. Burada bilginin kaynakları, doğası ve unsurlarıyla algı kuramları, doğruluk ve gerekçelendirme kuramları, bellek, bilinç ve başkalarının beyanlarının (tanıklık) epistemik statüsü ve nihayet akli çıkarıma dayanan bilginin doğası ve geçerlilik koşulları bir taksonomiye göre ele alınır. Bu durum, kitabın pedagojik yönünü okuyucunun işini kolaylaştıracak şekilde güçlendirmiştir.
Audi, epistemolojinin geleneksel konularını detaylı bir şekilde ele almakla kalmaz, aynı zamanda yeni problem alanlarını keşfeder. Belirli kanıt standartları geliştirerek alternatif epistemolojileri değerlendirmeyi dener. Sezginin doğası ve rasyonel anlaşmazlıklara dair şüpheci eleştirinin yanında bilgi ve gerekçelendirilmiş doğru inancın neden sadece doğru inançtan daha değerli olduğu konusundaki sofistike tartışmalara girer. Bu haliyle Epistemoloji: Bilgi Teorisine Çağdaş Bir Giriş, felsefenin en temel disiplinlerinden birine başarılı bir başlangıç sunar.
Bu kitapta şunlara yer verilmiştir:
• Temel kavramlar, önemli kuramlar, yeni yaklaşımlar ve çözümler
• Epistemik teminat tartışmaları, bağlamcılık, tutarlılıkçılık ve erdem epistemolojisi
• Bilgi sorunlarının zihin felsefesi, bilim felsefesi ve etikteki uzantıları
• Güncellenmiş bir kitap listesi, açıklamalı bir kaynakça
• İngilizce-Türkçe epistemoloji terimleri sözlüğü
Kenan Gürsoy Etik ve tasavvuf, bugüne kadar yan yana getirmeye ya da birlikte düşünmeye alışık olmadığımız iki kavram. Prof. Dr. Kenan Gürsoy'la yapılan bu sohbetler, “Etik Şahsiyet” çerçevesinde bu iki kavramı bir arada düşünmeye başlamamızı sağlamakta, insanın kemâle doğru yürüyüşünün etik zeminde nasıl gerçekleşebileceğini göstermektedir. Burada tasavvufun başta insanın kendisi olmak üzere bir toplum, bir medeniyet ve bir insanlık tahayyülü ortaya koyarken de etik zemine dayandığına dikkat çekilmektedir.
Etik ve Tasavvuf; yalnızca felsefeye ve tasavvufa ilgi duyanları değil, kendini inşa etmek isteyen ve kemâle doğru yol alma gayreti duyan, insan olmanın sorumluluğunu ve değerini hisseden herkesi kendisine davet eden sohbetlerden oluşmaktadır.
Ayman Shihadeh Kelâm, mantık, metafizik, usûl, tefsir, tıp gibi alanlarda devasa ve dakik eserler ortaya koyan Fahreddîn er-Râzî’nin, ahlâk üzerine yazmış olsaydı diğer alanlarındaki eserlerinde olduğu gibi kendisinden sonraki geleneği dönüştürmesi beklenirdi. Fakat Râzî, amelî ahlâka dair bir eser kaleme almış olsa da, teorik ahlâka dair bir eser vermemiştir. Elinizdeki kitap, bu eksikliği kısmen telafi edebilecek şekilde Râzî’nin ahlâka dair düşüncelerini ve entelektüel dönüşümlerini metinlerden adım adım izleyerek ortaya koymaya çalışmaktadır. Bunun için de yazıldığı tarihe kadar yapılan çalışmalar arasında, birçoğu da yazma olmak üzere en geniş Râzî eserleri seçkisi kullanılmıştır.
Elinizdeki kitap bir yandan İslâm ahlâk düşüncesi alanındaki bir boşluğu doldururken diğer yandan Fahreddîn er-Râzî’nin ahlâk düşüncesine yönelik çalışmaların eksiklerini gidermede de önemli bir unsur teşkil etmektedir.
Süleyman Hayri Bolay “Felsefe Doktrinleri ve Terimleri Sözlüğü’nün 12. baskısı yapılıyor. Bu sözlüğün bu kadar rağbet görmesinin sebebi diğer felsefe sözlüklerinden çok farklı olmasıdır. Bu farklılığı ortaya koyan amillerin başında taşıdığı bir kısım özelliklerin diğer sözlüklerde bulunmamasıdır. Bu farkları okuyucular zaten bilmektedirler ve bunun için bu eseri daha çok tercih etmektedir. 11. baskıya talep üzerine hâdis, hudus delili, hukuk felsefesi, eğitim felsefesi, kimlik, ölüm ve ölüm ötesi, spor felsefesi, tasarım felsefesi, terör gibi maddeler ilave edilmişti. Ayrıca Allah maddesine meşhur fizikçi ve astronom Newton’un kitabından bazı sözleri eklenmişti. Bu ilavelerin kabul ve rağbet gördüğünü gelen ifadelerden anlıyoruz. Biz belki bu hususlarda küçük çapta bir öncülük yapmış olabiliriz. 12. baskıya da çalışma / iş felsefesi, müzik felsefesi, tehafüt, şuur gibi maddeleri yine talep üzerine ilave ettik. Ayrıca bilgi felsefesi ile ilgili kısma bazı eklemeleri zaruri gördük. Diğer taraftan bizim bildiğimiz kadarıyla iş felsefesi ve müzik felsefesi gibi mevzularda ülkemizde ciddi surette çalışmalar yapılmamaktadır. Yaşayan bir filozofumuz ve 20. asrın 20 büyük fizikçisi arasında yer alan Yalçın Koç’un Nazarî Musikînin Esasları adlı eserini bu konuda istisna tutmak isabetli olur. Eserin yeni baskılarını gerçekleştiren Nobel Akademik Yayıncılık kuruluşunun muhterem başkanına, diğer yetkililerine ve çalışanlarına çok teşekkür ederim.”
Süleyman Hayri Bolay Süleyman Hayri Bolay, bilimsel birikimlerini ve düşüncelerini üniversitelerin duvarları içine hapseden bir bilim adamı değildir. O, gençlik yıllarından beri yazdıklarını her tabakadan insanlarla, kamuoyu ile paylaşan bir kimsedir. Bundan dolayı felsefî yoğunluktaki eserleri dahi yakın alaka görmüş olup felsefî düşüncenin yaygınlaştırılmasında önemli katkı sağlamaktadır.
Süleyman Hayri Bolay, şimdi makalelerini, tebliğlerini ve diğer araştırmalarını kitaplaştırmaktadır. Bunlar altı kitap olacaktır. İlki “Felsefe Dünyasında Gezintiler”dir. İkincisi “Türk Düşüncesinde Gezintiler” olacaktır.
“Felsefe Dünyasında Gezintiler”; insan, aile, toplum, millet, kültür, ölüm, demokrasi, postmodernizm, insan hakları, küreselleşme, milli kültür ve millî kimlik gibi birçok güncel konu üzerindeki düşüncelerini ihtiva etmektedir. İnanıyoruz ki kamuoyu bu yazıları zevkle okuyacaktır.
Yayınevimiz, böyle tanınmış, değerli eserleri ve yazıları 45 senedir kamuoyunca kabul gören Süleyman Hayri Bolay'ın bu eserini basmakla iftihar eder.
Levent Bayraktar Felsefe ve Tasavvuf, daha önce değişik vesilelerle kaleme alınmış olan makale, bildiri ve mülakatlardan oluşmaktadır. Metinlerin ortak özellikleri; kültür ve medeniyetimizin temel kurumlarından olan tasavvuf ve onun ekseninde oluşan değerlerin irdelenmesidir. Hemen bütün bölümlerde, felsefe ile tasavvufî kavram ve temalara bakmanın her iki alan için de ufuk açıcı ve zenginleştirici bir sonuç doğuracağı görülmektedir.
Elinizdeki bu kitapta, Mevlânâ, Yunus Emre gibi mutasavvıflar; Camus, Bergson gibi filozoflarla birlikte değerlendirilmiştir. Böyle bir karşılaştırmalı ele alışın yanı sıra; tasavvufun güncel sorunlara verebileceği cevapların bugün için bir kaynak ve ufuk olarak değerlen-dirilmesi gibi özgün denemeler bulun-maktadır. Mutasavvıfların eski değil, eskimeyen bir dünya görüşüne sahip oldukları, tasavvufî tefekkürün dünya sorunlarına her dem taze bir cevap olduğu tezi okuyucunun dikkatine sunulmaktadır.
Ahmet CEVİZCİ Felsefeye Giriş, bir disiplin ve entelektüel faaliyet olarak felsefeye bir giriş yapmayı amaçlayan kimseler için kaleme alınmıştır. Eser, bu girişi felsefenin kendisini, temel kavram, akım ve konularını, felsefeye özgü düşünme ve akıl yürütme biçimlerini tanıtmak suretiyle yapmayı amaçlamaktadır. Sekiz bölümden oluşan eserde, felsefeyle bir tanışıklık tesis etmeyi amaçlayan bir ilk bölümün ardından, epistemolojiyle, bilim felsefesi, varlık felsefesi, etik, siyaset felsefesi, din felsefesi ve sanat felsefesiyle ilgili konulara yer verilmektedir.
Felsefeye Giriş felsefeyle tanışmak isteyen, “büyük sorular üzerine argümantatif ve sorgulayıcı bir tarzda düşünme” olarak tanımlayabileceğimiz felsefeyi hayatlarına bir şekilde dâhil etmek isteyen herkese hitap etmekle birlikte, esas orta öğretim kurumlarında belli bir felsefe kültürü aldıktan sonra bu kültürü biraz daha zenginleştirmek isteyen eğitim fakültesi öğrencileri, geleceğin öğretmen adayları için kaleme alınmıştır. Eserin en önemli özelliği, felsefenin konularını yapılandırmacı bir yaklaşımla ele almasıdır; yani, Felsefeye Giriş kitabı, felsefenin konu ve problemleriyle ilgili olarak hazır bilgi aktarmak yerine, öğrencinin felsefi sorular ve problemler üzerine düşünmesini ve gerekli sorgulamaları yapmasını temin edecek tarzda, şemalar ve görsel malzemeden yararlanılarak oluşturulmuştur.
Necati Demir - Hüseyin Öztürk Bugüne kadar Kur'an'ın felsefesinin yapılamamış olduğu düşünülürse; niçin gerilerde kaldığımız kolayca anlaşılabilecektir. Felsefi kültür, mektebin temel taşıdır. Platon, akademiasının kapısına “geometri bilmeyen buradan içeri girmesin” cümlesini yazdırmıştı. Bugünün mektebinin kapısına ise; “felsefesi olmayan milletin mektebi olamaz” cümlesini yazmak gerekir. Milli mektebimiz, 16. Yüzyıldan sonra; Aristo mantığının kısır döngüsü içinde ruh feyzini yitiren ne medrese, ne de çeşitli kozmopolit unsurların bir karışımı olan bugünkü mekteptir.
Değerli düşünür Nurettin Topçu'nun deyimiyle Müslüman Türkün mektebi; maarif, metafizik ve ahlak ilkelerini Kur'an'dan alarak; Anadolu çocuğuna ruh serpen ve bununla yetinmeyip; insanlığın üç bin yıllık kültür ağacının yemişlerini toplayacak; evrensel bir ruh ve ahlak cihazı olacaktır. Bize göre; Kemal Tahir Devlet Ana'da, Necip Fazıl İdeolacya Örgüsünde, Cemil Meriç Bu Ülke'de, İdris Küçükömer Düzenin Yabancılaşması'nda hep bu kaybettiğimiz ruhu aramaktadır.
Felsefe derslerini, felsefe meraklılarının yanında; başta felsefe bölümü, ilahiyat fakültesi, sınıf öğretmenliği, psikolojik danışma ve rehberlik öğrencileri okumaktadır. Bu kitap, bu bölüm ve anabilim dallarının ders içerikleri dikkate alınarak hazırlanmıştır. Düşünen genç beyinlere faydalı olacağı umulur.
Mehmet Sürmeli Allah'tan almış olduğu dini tebliğ etmek, kapalılıkları açıklamak, dinî hükümlerin nasıl yaşanacağını fiilî olarak göstermek ve hüküm olmayan konularda sorunları çözmek için hüküm koymakla yetkili olan Hz. Peygamber'i “kendi öz oğullarından bile iyi tanımakla” görevli olan insanlar, O'nu İslâm'ın temel kaynaklarından öğrenmek zorundadırlar. Bu zorunluluğu hissederek biz de bu çalışmamızda Hz. Muhammed'i, Kur'an-ı Kerim, hadis ve hadis ilminin rivayet usulünü / metodunu kullanan İslâm tarihi kaynaklarından tanıtmayı uygun bulduk. Amacımız bir siyer çalışmasından çok, insanın en önemli güvenlik alanı olan iman konusuyla ilgili Hz. Muhammed'in emirlerini, Hz. Peygamber'in ahlaki özelliklerini ayetler ve hadislerle ele alıp peygamberlik görevini yerine getirmedeki işlevsel alanıyla ilgili bilgiler vermektir. Resulullah'ı tanımaya çalışırken anladıklarımızı Müslümanlarla paylaşmaktır.
Selim ÖZARSLAN İnsanlık yaratılışından beri hayatın anlamını çözmeye çalışmış, bu şekilde huzura kavuşacağını düşünmüştür. Ancak yaşadığı hayata baktığında onu üzen, ruhunu sıkan, hoşlanmadığı birçok musibetle karşı karşıya gelmektedir. Tarihin derinliklerinden günümüze kadar insanların canını sıkan onları derin acı ve ıstıraplara gark eden deprem, kasırga, fırtına, tsunami (deniz suların kabarması), tedavisi uzun yıllar alan hastalıklar, kuraklık, onun beslediği açlık ve kıtlık gibi doğal olaylar ve felaketler hiçbir zaman eksik olmamıştır.
İnsanlar eskiden olduğu gibi bugün de bu tür acı ve ıstıraplara yol açan doğal olay ve felaketlerin, Kur’ânî tabirle musibetlerin, sebebini bulmaya çalışmakta, kimileri bunları kâinatın mutlak yaratıcısı Yüce Allah ile insan arasındaki ilişkilerin zayıflaması hatta yer yer kopmasına neden oldukları için Allah’ın insanlara bir tür cezası olarak değerlendirmiş, kimileri de bu tür olayların tabiatın kendi dinamiklerinden kaynaklandığını, insanın ahlakî davranışlarının bu tür olayların meydana gelmesinde olumlu ya da olumsuz bir katkısının bulunmadığını söylemişlerdir.
Biz de bu sorunu yani musibetlerin neler olduğunu, hangi şeylerin musibet olarak değerlendirileceğini, musibetlerin sebeplerini, insanların dince suç sayılan eylem ve davranışlarının/günahlarının musibetlerin meydana gelmesinde bir rolünün bulunup bulunmadığı hususunu Kur’an-ı Kerim çerçevesinde ele alıp incelemeyi uygun bulduk.
Bundaki amacımız, musibetlerin nedenlerinin neler olabileceğini insanlara bildirmek suretiyle onların daha mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmelerine bir nebze de olsa katkı sunmaktır.
Selim Özarslan Modern insanın içinde bulunduğu ruhsal bunalımların, diğer bir deyişle inanç problemlerinin temelinde hiç şüphesiz ki pozitivist eğitim ve dünya görüşü, kapitalist düşüncelerin beslediği maddeci hayat anlayışı, dinî değerlere sırt çevirmiş maddeci ilim anlayışı, âlemin mekanist açıdan izahı, vahyi temellerinden uzaklaşmış yarı cahil din anlayışlarının yöntemi olan tekfir, varlıklar içinde en üstün yapıya haiz olan insanı yaratıcı karşısında bir hiçe indiren, dolayısıyla eylem ve davranışlarının bir anlamının olmadığını söyleyen determinist/fatalist kader anlayışı bulunmaktadır. Toplum katmanlarında bu zihniyet yerleşince, diğer sorunlar kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Manevi ve psikolojik bunalımlara girmiş bireyler, sosyal yaşantılarında da bir tatminsizliğin içinde bulundukları için toplumsal sorunların kaynağını oluşturmaktadırlar. Bu şekilde, tatminsiz bireylerin içinde yaşadığı toplum düzeni parçalanmakta, huzursuzluk ve kargaşanın hâkim olduğu, dinden bağımsız başka bir yaşam biçimi gelişmektedir.
İnsanın beden ve ruh bütünlüğüne aykırı dünya ve ahiret saadetine engel olan her türlü beşerî ve felsefi, batıl ve sapkın inanç ve düşünce akımlarına karşı olmak, kelâmın yüklendiği görev olmakla birlikte, her inanan insana düşünme kabiliyeti ve bilgi birikimi ölçüsünde düşen bir sorumluluk da olmalıdır. İşte bu kitap, söz konusu sorumluluğu müdrik olarak kimisi klasik kimisi modern zamanlarda ortaya çıkan küresel bazı inanç sorunlarına kelamî perspektiften çözüm önerileri sunmaya çalışmaktadır.
Bizim bu çalışmayı yapmaktaki amacımız, yaşadığımız çağa damgasını vuran ve dinle ilgili olarak tartışma gündemini oluşturan konularda öncelikle ilahiyat fakülteleri ve din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliğinde okuyan öğrencileri-mize günümüz inanç problemleri hakkında genel bilgiler vermek, hem öğrencinin bu konularda zihninin aydınlanmasını sağlamak hem de öğrencilere yöneltilmesi muhtemel soruları cevaplayabilecekleri bir yeterliliği kazandırmaktır.
Salih Atçeken Merak eden, sorgulayan, anlam arayışında olan insanın önce kendini bilmesi, sonra Allah hakkında bilgiler edinmesi, daha sonra da “Dünya” denilen bu mekânda bulunuşunun gerekçesini öğrenmesi, öğrendiği gerekçeye göre de hayatını yaşaması gerekir ki, bir attan, bir ottan farklı olduğunu ortaya koyabilsin.
İnsan, çevresini kuşatan varlıkların kendisi için var edildiğinin, bunların “Efendi”si olduğunun farkına varmalı, efendiliğinin kıymetini bilmeli, diğer canlıların seviyesine düşüp hayatı onlar gibi yaşamamalıdır. Aksi hâlde, kendini onlardan da aşağı bir mevkide buluverir.
Bu kitap, hayatın efendi gibi yaşanabilmesinin nasıl mümkün olabileceğini anlatma gayretinin bir ürünüdür. Hayatını efendi gibi yaşayabilecekken, yaşaması gerekirken, kimliğinden habersiz bir şekilde yaşayıp, bunun da farkına ölüm anında varmış olan bir insanın pişmanlığını duymak istemeyenlerin, kitabımızı dikkatlice okumalarını öneriyoruz. Gayret bizden, Tevfik Allah’tandır.
Melahat Beki Hikmet kavramı felsefenin, dinin ve tasavvufun kesişme noktasında duran temel kavramlardandır. Elinizdeki bu çalışma, insanın hikmetle irtibatını kuran bu alanların karşılıklı ilişkilerini ele almaktadır. Atâullah İskenderî'nin “Hikem-i Atâiyye” kitabını merkeze alarak okurlarını, “hikmet” kavramının derinliklerine doğru bir yolculuğa çağırmaktadır. “Hikem-i Atâiyye”, insanın kendisini tanıması ve varlığın etik ve metafizik boyutlarıyla bütünleşerek anlamlı bir varoluş gerçekleştirmesinin, bütün zamanlar için değerli bir yorumunu sunmaktadır. Bu yorum üzerinden, hikmet geleneğinin insan açısından taşıdığı kadim ve evrensel hakikatler, entelektüel ve manevi gündemimize davet edilmektedir.
A. Kadir Çüçen, Abdulkuddüs Bingöl, Ahmed Güner Sayar, Ahmet İnam, Alber Erol Nahum, Ali Osman Gündoğan, Aliş Sağıroğlu, Aliye Karabük Kovanlıkaya, Alparslan Açıkgenç, Arslan Topakkaya, Ayşe Yaşar Umutlu, Barış Kara, Belkıs Altuniş Gürsoy, Besim F. Dellaloğlu, Celal Türer, Chryssi Sidiropoulou, Coşkun Değirmencioğlu, David Grünberg, Duygu Dinçer, Elettra Ercolino, Emel Koç, Fabio L. Grassi, Fahrettin Olguner, Fulya Bayraktar, Gaye Çankaya Eksen, Gönül Bünyadzade, Gülcevahir Şahin Granade, Gülgun Yazıcı, H. Haluk Erdem, Hakan Poyraz, Hülya Yaldır, Hüseyin Subhi Erdem, İhsan Hayri Batur, Levent Bayraktar, Mansur Beyazyürek, Marie Hélène Sauner-Leroy, Mehmet Akgün, Mehmet Demirci, Mevlüt Uyanık, Milay Köktürk, Muhammet Enes Kala, Murtaza Korlaelçi, Mustafa Tahralı, Mustafa Yıldırım, Muzaffer Çam, Müslim Akdemir, Necati Öner, Necmettin Tozlu, Nilgün Özcan, Nurhayat Çalışkan Akçetin, Ömer Faruk Ocakoğlu, Ömer Naci Soykan, Ömer Özden, Ömer Özercan, Özge Güngör, Özkan Gözel, Pierre Colin, Rabia Dirican, Rahmi Karakuş, Recep Kılıç, René Guénon (Abdülvâhid Yahyâ), S. Hayri Bolay, Sadettin Elibol, Sadettin Ökten, Seçkin Sertdemir Özdemir, Semahat Yüksel, Senail Özkan, Süleyman Dönmez, Şaban Teoman Duralı, Şafak Ural, Şamil Öçal, Şeyma Durmaz, Tülin Bumin, Uğur Kılınç, Ülker Öktem, Vefa Taşdelen, Yakup Kalın, Yakup Özkan, Yıldız Doyran, Zeynep Tek, Zeyno Tekinalp Özkan, Ziya Yavuz Hikmetin İzinde Kenan Gürsoy’a Armağan adlı bu kitapta, Türk düşüncesinin evrensel planda temsilcilerinden birine tanıklık edilmektedir. Burada Gürsoy’un özgün felsefî kurgusu, kavramları, temaları ve yapıtları irdelenmiş ve ortaya zengin problematiklere sahip bir düşünür portresi çıkmıştır. Gürsoy felsefeyi medeniyet kurucu bir değer ve etkinlik olarak inşa etmektedir. Dünya problemleri ve insanlık bunalımları karşısında etik bir bilinç geliştirilerek çözümler teklif edilebileceğini göstermektedir. Böylece felsefe bütün bir insanlık için birleştirici bir üst dil olarak kurgulanmaktadır.
Bu eserde, Türkiye’de felsefe hayatına dair pek çok unsur da bir aradadır. Hem düşünce hayatımızın geldiği seviye ve problematik zenginlik sergilenmekte hem de Türk dilinin felsefi meseleleri ifade imkânlarının örnekleri sunulmaktadır. Çoğunluğu felsefe alanından olan pek çok akademisyen, entelektüel ve sanatçının, Kenan Gürsoy’a armağan ettikleri çok kıymetli makaleler ile eser, aynı zamanda bir çağdaş Türk düşüncesi seçkisi niteliğindedir. Ayrıca, beş kuşak felsefe akademisyenlerini bir arada bulundurması itibariyle, bağlantı ve sürekliliğin de gözlemlenebileceği bir kaynak olma özelliği taşımaktadır.
Mustafa Acar 15 Temmuz hiç şüphesiz Türkiye tarihinin dönüm noktalarından biridir. O tarihte Türkiye hem hain bir darbe girişimine, hem de milletin tek yürek halinde darbeye direnişine sahne olmuştur. Bir ihanetin analizi, hayır ve hizmet hareketi olarak yola çıkan bir yapının zamanla nasıl devlete kafa tutacak, Parlamentosunu bombalayacak, insanların üzerine tanklarla yürüyecek kadar gözü dönmüş bir terör örgütüne dönüştüğünün ibretlik anlatımıdır. Hizmetten Hezimete FETÖ, 15 Temmuz’dan yola çıkarak bir ihanetin öyküsünü tahlil etmektedir. Çoğunlukla yapıldığının aksine eser FETÖ sövgüsünün ötesine geçmekte, FETÖ’yü var eden tarihsel-sosyal koşullara, henüz bir terör örgütüne dönüşmeden önceki dönemlerde bu yapının toplumdan ve devletten hangi nedenlerle sempati topladığına, yine bir dönem siyasi otoritenin bu yapıyla neden işbirliği yaptığına, hangi iç ve dış dinamiklerin etkisiyle söz konusu yapının adım adım bir ihanet şebekesine dönüştüğüne uzanan kapsamlı bir analiz yapmaktadır. FETÖ benzeri belalarla tekrar karşılaşmamak için, sorumluluğu tamamen dış mihraklara yıkan komplo teorilerinin ötesine geçmek, yer yer öz eleştiri yapmak ve olayın tarihî, siyasi, iktisadi, hukuki, sosyolojik ve psikolojik boyutlarının soğukkanlı bir analizini yaparak, yaşananlardan ders almak ve her alanda gereken tedbirleri almak elzemdir. Bu bağlamda elinizdeki eser, FETÖ olayını çeşitli boyutlarıyla anlama ve açıklama, FETÖ ile mücadelede dikkat edilmesi gereken hususlar ve benzer sorunlarla bir daha karşılaşmamak için alınması gereken tedbirlerin neler olduğunun tespitine yönelik çabalara mütevazı bir katkıdır.
Ramazan KAZAN Müslümanların kurdukları medeniyetlerin ana referansı, örf, âdetleri vs. gibi millî değerlerinin yanında Kur'ân-ı Kerim ve
Hz. Peygamber'in hadisleri olmuştur. Onlar bu kaynaklardan aldıkları ilhamla çeşitli müesseseler kurmuşlar ve değişik edebî ürünler ortaya koymuşlardır. Bu edebî ürünlerin en önemlileri atasözleri ile vecizelerdir.
Henüz çocukluğundan itibaren fasih dilin hâkim olduğu çevrede yetişen, Kur'ân-ı Kerim'in edebî üslûbunu en iyi bilen
Hz. Peygamber, yeri ve zamanına göre vecize niteliğinde sözler söylemiştir. Hayatın pek çok alanlarını ilgilendiren onun bu vecizeleri Arapçaya ve değişik Müslüman milletler tarafından kurulan İslam medeniyet ve kültürüne ayrı bir zenginlik katmıştır.
Çalışmamız, Türkçede az sayıda yaygın olan Hz. Peygamber'in bu tür sözlerinden önemli bir kısmını asıllarıyla ve edebî özellikleriyle dilimize kazandırmayı hedeflemiştir.
Hz. Peygamber’e Yapılan İsnatlar ve Cevaplar O, bizden biri. Miladi 610 yılında Allah'ın emri, onayı ve teyidi ile ortaya çıkıp peygamberliğini ilan etti. İnsanlığı hurafe ve asılsız şeylere, ne kadar güçlü ve egemen olurlarsa olsunlar aslında kendileri gibi aciz olan birilerine; cine ve putlara tapmaktan vazgeçip evrenin yaratıcı, yönetici ve hükümranına bağlanıp saygı duymaya, O'nun direktif ve yol göstermelerini esas almaya davet etti. Hak dedi, adalet ve eşitlik dedi, özgürlük dedi, erdem ve onur dedi. Sonuç olarak dünya ve ahiret mutluluğu vaat etti.
Hz. Peygamber'den bahsediyorum.
Ona inanan ve bağlananlar oldu; dönemin egemenleri ve ikbal sahipleri ile başta Yahudiler olmak üzere eski din mensupları ona karşı amansız bir düşmanlık içine girdiler. Ona karşı her türlü savaş ve kumpasın başında yer aldılar, onlara kendilerinden farklı bir şekilde inanma, düşünme ve yaşamayı çok gördüler, yapmadık zulüm bırakmadılar.
Ne ki, Allah dinini koruyup kolluyor ve destekliyordu; sonunda zalimler mağlup, mazlumlar ise galip oldular.
Ancak o düşmanlık orada kalmadı; on dört asır devam etti. Haçlılarla devam etti, oryantalistlerle devam etti.
Bu mütevazi çalışmada, asırlardır bir türlü bitmek bilmeyen o kin, düşmanlık ve linç histerisinin, günümüzde DAİŞ vb. projelerin ikliminden de istifade ile özellikle gençleri avlayıp dinden ve bilhassa İslamiyet'ten koparmak maksadıyla Hz. Peygamber'i karalama ve iftiralarına cevapları bulacaksınız.
Kafanıza takılan şeyler olursa bana ulaşmanız beni memnun eder. Sevgi, saygı ve hayır dualarımla.
M. Umer Chapra İslam’ın neredeyse tüm Müslüman ülkelerde yaşamakta olduğu diriliş, İslam’ın öngördüğü türde bir refahı gerçekleştirebilmek ve insanların karşılaştığı çeşitli problemleri özellikle de iktisat alanındakileri çözebilmekiçin sunması gereken programın açık ve bütüncül bir resmine duyulan bir ihtiyaç yaratmıştır. Özellikle ilgi odağı olan nokta ise, dünya genelinde çoğu ülkenin karşı karşıya olduğu makroekonomik ve dış dengesizlikleri üstesinden gelinebilecek sınırlara çekecek aynı zamanda tam istihdamı mümkün kılacak, yoksulluğu ortadan kaldıracak, ihtiyaçları karşılayacak ve gelir ve servet eşitsizliklerini en aza indirecek bir stratejidir. Müslüman ülkeler kapitalizmin, sosyalizmin ve refah devletinin seküler dünya görüşleri çerçevesinde bu tür strateji üretebilirler mi? İslam hedeflerine ulaşmalarında onlara yardımcı olabilir mi? Eğer olabilirse, İslamî öğretiler nasıl bir politika paketi sunmaktadır? Bu kitap, bu ve diğer ilişkili sorulara cevap aramaktadır.
Kitap seküler temelli tasarımlar olan kapitalizm, sosyalizm ve refah devletine ilişkin eleştirilerine ilaveten busistemlerin başarısızlıklarına dair İslamî bir perspektif oluşturması açısından özgün bir eserdir. Kur’an’ın öğretilerini modern ekonomi ile bir araya getirerek İslam iktisadının İslam’ın öngördüğü iyilik halini gerçekleştirmek için ne sunması gerektiğine dair net ve entegre bir çerçeve sunmaktadır.
İbrahim Sarıçam - Mehmet Özdemir - Seyfettin Erşahin Bu çalışma,İngiliz ve Alman şarkiyatçılar tarafından kaleme alınmış biyografi kitaplarındaki Hz. Muhammed tasavvurunu, bu tasavvurun Batı kamuoyundaki etkisini belirlemektedir. Önce, başlangıçtan bilimsel oryantalizme kadar Batı literatüründe şekillenen Hz. Muhammed tasavvuru incelenmiştir. Bunu takiben oryantalistlerin görüşleri sistematik olarak ortaya konmuştur. Bu çerçevede siyer kaynaklarına, Hz. Muhammed’in vahiy öncesi hayatına, mesajının kaynaklarına, askeri faaliyetlerine, evliliklerine ve kişiliğine dair oryantalist yaklaşımlar ele alınmış, bu konulardan her birinin değerlendirmesi yapılmıştır. Bilimsel oryantalizm öncesi yanlış ve tahrif edilmiş bilgiye dayanan olumsuz imajın büyük ölçüde daha sonra da devam ettiği; bunun yanında olgusal ve daha az sayıda empatik yaklaşımların kısmen de olsa olumlu bir algılamanın doğmasına öncülük ettiği bir başka tespit olarak ortaya konmuştur. Çalışma, ayrıca İslâm bilim dünyasında Batı kamuoyunu ve geleneksel literatürdeki malzemeyi bilimsel eleştirinin süzgecinden geçirerek ortaya konacak siyer araştırmalarına ihtiyaç bulunduğu gerçeğini hatırlatmaktadır.
Nurten GÖKALP “Ben kimim? Amacım ve değerim nedir? Hayattaki yerim ve görevim nedir?” gibi sorularla insanın kendini ve hayatını sorguladığı her düşünce, insan felsefesine bir giriş mahiyetindedir. Eski çağlardan günümüze kadar şekillenen tüm felsefe çalışmalarının doğrudan ya da dolaylı olarak insanla ilişkilenmesi, insan probleminin aslında temel problem olduğunun göstergesidir.
Amacı felsefe tarihinde ortaya çıkan insan anlayışlarını ele alarak, insan probleminin şekillenme serüveni hakkında okuyucuya bilgi vermek olan bu çalışma ile konuya ilgi duyanlara derli toplu bir kaynak sunulması hedeflenmektedir.
Hümeyra ÖZTURAN, Mustakim ARICI, İdris CEVAHİR, Eşref ALTAŞ, Hacı Bayram BAŞER, Harun KUŞLU, Osman DEMİR, Cahid ŞENEL Ahlâk, İslam düşüncesi içerisinde pratik felsefeden çeşitli dinî ilimlere varıncaya kadar geniş yelpazede tartışılagelen bir alandır. Bu itibarla ahlâk; felsefî ilimlerden biri olarak kabul edilirken aynı zamanda hadis, kelâm, fıkıh, tasavvuf gibi dinî ilimlerde de farklı vecheleriyle tartışılmaktadır. Birden çok disiplinin kesişim noktasında yer alan ahlâkın, tüm boyutlarıyla incelenip ortaya konulabilmesi için bu ilimlerin kendi iç dinamikleri bakımından ele alınması gerekmektedir. Böyle bir çaba İslam düşüncesi içerisinde yer alan ahlâkın bütün boyutlarıyla anlaşılması için elzem görünmektedir.
Bu ihtiyaca binaen İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği bünyesinde yürütülen “İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” kapsamında Mart 2013-Mart 2014 tarihleri arasında İslam Ahlâk Literatürünün Temel Hususiyetleri” başlıklı yuvarlak masa toplantıları gerçekleştirilmiş ve ahlâk alanına dair literatür kendi hususiyetleri bağlamında tartışılmıştır. Elinizdeki bu kitap, sözkonusu toplantılarda gerçekleştirilmiş sunumların makalelerinden oluşmaktadır.
Fahri KAYADİBİ İslâm statik değil, dinamik bir dindir. Devamlı ilerlemeyi emreder, durağanlığı kabul etmez. İki günün birbirine eşit olmasını bile reddeder. Yeni metotlar ve teknolojilerle daima dünden bugün daha çok üretmeyi ve gelişmeyi ister. Dünya ve ahireti ayırt etmeyerek hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için çalışmayı emreder. İlerlemek, kalkınmak için de gerekli olan hususları Müslü-manlara emretmiştir. Müslümanlar ne zaman bu emirlere uymuşlarsa ilerlemişler, parlak medeniyetler kurmuşlar; gereğince uymadıkları ve ihmallik gösterdikleri zamanlar da geri kalmışlardır.
Bu kitabın birinci bölümünde İslâm'da kalkınmanın dinamik güçleri, ikinci bölümünde bu dinamik güçlere uyulduğunda parlak medeniyetler kurdukları, üçüncü bölümünde geri kalış nedenleri, dördüncü bölümünde ilerlemek için neler yapa-bilecekleri akıcı bir üslupla kısa ve öz olarak anlatılmıştır.
İlerlemek, kalkınmak ve yeniden parlak bir İslâm medeniyeti özlemi içinde olan her Müslüman'ın mutlaka bu kitabı okuması gerekir.
Anar Gafarov, Aygün Akyol, Eşref Altaş, Fethi Kerim Kazanç, Hümeyra Özturan, Mehmet Evkuran, Mehmet Zahit Tiryaki, Yunus Cengiz Ahlâkî yargıları, bir başka ifadeyle ahlâkî önermeleri iyi veya kötü şeklinde değerlendirmemizi sağlayan ilke yahut kaynak nedir? Düşünce tarihinde bu kaynağın haz, doğa, duygu, akıl, sezgi, toplum, ilahi irade olduğuna dair farklı cevaplar bulmak mümkündür. Fakat Adaletin iyi, zulmün kötü olduğunu nereden elde ediyorum? sorusuna verdiğimiz cevap, bizi yeniden farklı sorularla karşı karşıya getirir. Örneğin cevabımız akıl ise bu aklın özelliği nedir yahut hangi akıldır? İnsanın doğasının, duygularının, sezgisinin, içinde yaşadığı toplumun eylemlere ilişkin iyi ve kötü yargısını vermede bir rolü var mıdır? İlahî vahyin ahlâk alanını belirlemedeki rolü nedir? Ahlâkî yargılar ile ilgili olarak çoğaltılabilecek bu tür soruların, bu kitapta temel olarak ahlâkî önermelerin kaynağı sorusu altında ele alınması amaçlamaktadır.
M. Zahit Tiryaki-Kübra Bilgin Tiryaki En genel anlamda insan tabiatı şeklinde ifade edilebilecek olan kişiliğin, oluşum ve farklılaşmasında tevarüs edilen biyolojik ve kalıtsal özelliklerin mi yoksa yaşanılan deneyimler çeşitliliğinin mi esas öneme sahip olduğu tartışması felsefe tarihinin erken dönemlerine kadar geri götürülebilecek ve bugün de aynı canlılıkta varlığını devam ettiren bir probleme işaret etmektedir. İnsan tabiatını açıklama biçimi olarak mizaç teorileri ise bir aynıyla fizik ve tıp ile ilgiliyken sonuçları itibariyle insanın eylemleri ve bu dünyada bulunuşu ile doğrudan ilişkilidir.
Elinizdeki kitap, 2015 yılında İslam Ahlâk Düşüncesi Projesinde kapsamında İslam düşüncesinde ortaya çıkan mizaç teorileri üzerine gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarının genişletilmiş bir çıktısıdır. Kitapta yer alan makaleler; insan kişilik ve karakterinin anlaşılmasında çok merkezi bir yeri olan mizaç teorisinin Hipokrat (M.Ö. 375) ve Galen (ö. 200) sonrası dönemine, daha özel olarak ise problemin bazı İslam filozof ve kelamcılarındaki görünümlerine odaklanmaktadır. Kitap, konuyla ilgilenmek isteyen okuyucular için bir başlangıç olmayı ve sonrasında problemin yeni görünümleriyle mukayeseli bir şekilde yapılacak yeni okuma, anlama ve yorumlama süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Hatice Toksöz Sevgi (el-mehabbe), kavramına dair etimolojik bir tahlil giri-
şimi olan bu çalışma, sevgi kavramının İslâm düşüncesinde metafizik, fizikî, ahlâkî ve siyasî boyutlarına ilişkin açılım-
ları gözler önüne sermeyi hedeflemektedir.
Çalışmada, Allah'ın sevgisi ile yaratılmışların sevgisinin mahiyet farkına işaret edilerek İslâm düşünürlerinin sev-
gi kavramı etrafında tartıştıkları problemlere yer verilmiş; böylece İslâm filozoflarının, kelâm bilginlerinin ve muta-savvıfların sevgiye ilişkin yazdıkları üzerinden mukayese yapma imkânı sağlanmıştır.
İslâm düşüncesine dair yazılmış metinler ışığında sevgi kavramının analizini ortaya koyan bu eser, okuyucularını sevginin bireyin ahlâkî yetkinliğini kazanması ve toplumsal birlikteliğin mükemmel şekilde tesisi için vazgeçilmez bir
haslet olduğu noktasında bilgilendirmeyi amaçlamaktadır.
Yunus Cengiz - Selime Çınar Ahlâk düşüncesi için kilit kavramlardan biri olan vicdan kavramı günümüzde sıklıkla "ahlâkî bilinç" anlamında kullanılmaktadır. İslam düşüncesine bakıldığında ise vicdan kelimesinin bu anlamda kullanıldığını ya da yaygınlıkla böyle bir içeriğe sahip olarak geçtiğini söylemek zordur. Nitekim birçok metinde bu kavram ahlâkî değil epistemolojik anlamda sezgiye karşılık gelecek şekilde geçmektedir.
Bu çalışma ile amaçlanan; vicdan kavramını Îslamî gelenekler üzerinden işleyerek, kavramın bu geleneklerdeki karşılığını saptamaktır. Bu durum bizim, literal olarak vicdanın geçip geçmemesine bakmaksızın bir eylem karşısındaki eyleyenin ahlâkî farkındalığının oluşmasını sağlayan zihinsel halleri ve pratik sonuçlarını çözümlemeyi hedefleyen metinleri ele almamızı gerekli kılmaktadır. Bunu yaptığımız takdirde ahlak psikolojisine dair klasik metinleri tekrar yorumlama imkânını bulacağımız gibi, İslam ahlak felsefesinin yeniden üretimine bir katkı da sağlamış oluruz.
İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi kapsamında 3-4 Haziran 2016 tarihlerinde İLEM-İLKE ev sahipliğinde gerçekleştirilen İslam Düşüncesinde Vicdan Çalıştayı'nda sunulan çalışmalardan oluşan bu kitapta yer alan makalelerde, insanı doğru eyleme teşvik eden içsel halin sorun- sallaştırılma biçimi, bunların farklı alanlardaki yansımaları ve psikolojik-teolojik temelleri ilgili gelenekler açısından ele alınmaktadır.
Cevdet KILIÇ Elinizdeki kitap, belki biraz iddialı gelecektir ama İslâm'ın felsefi yorumu denemesidir. Bunun anlamı bize göre şu­dur: Günümüz insanı, bilgiyi felsefi boyutla­rıyla test etmek ister. Velev ki bu bilgi türü, metafizik bilgi alanı olsun. Çağımız bilgi felsefesinin en önemli yaklaşımlarından biri, doğrulama ilkesidir. Bu ilkenin doğasında bir önermenin doğru olup olmadığı, o önermenin içeriğinin olgularla desteklenip desteklenmemesiyle doğru orantılıdır. İşte burada yapılmak istenen şey, doğrulama ilkesini dinin verileri üzerinde felsefi metodoloji ile uygulamaktır. Böyle bir girişimde bulunmanın kalkış noktası, dinin inanç ve ibadet esaslarının yanı sıra vahyin verilerinin fel­sefi boyutunun önemini ortaya koymak içindir. Günümüz insanı, dini veya felsefi bilgiye, inanması ve doğruluğunu kabul edebilmesi için akli, mantıki ve felsefi delilleriyle birlikte ikna olması gerekir. Yani “nasıl”ından ziyade “niçin”i önemlidir ve önceliklidir. Biz de bu çalışmamızda, vahyin verilerini bu tarzda ele almaya çalıştık. Burada yapılmak istenen şey, İslâm dininin vahyi verilerinin akli ve felsefi boyutlarıyla te­mellendirilmesi, “neden”inin ve “niçin”inin ortaya konulması, yani kısaca “hikmet” üzerinde durulması, “nasıl”ının ise uzmanlarına bırakılmasıdır. Bizim bu çalışmamız, bilinen şeylerin tekrarı veya geçmişe ait birtakım başarıların özlemi de değildir. Bilimsel gelişmeleri veya keşifleri, Kur'ân-ı Kerim ayetleri ile bağdaştırmaya çalışıp imanımızı yeniden tazeleme gayreti de değildir. Burada yapılmak istenen şey, bir hakikatin farklı boyutlarıyla ele alınmasıdır. İlmimizi, irfanımızı, felsefemizi ve medeniyetimizi yeniden keşfetmeye çalışırken bu yolda döşeyeceğimiz taşları, sağlam bir zeminini oluşturma yolunda bir çaba olarak görmek gerekir.
Cevdet KILIÇ Elinizdeki bu kitap, üniversitelerimizin Fen-Edebiyat veya Sosyal ve Beşeri Bilimler fakültelerinin Felsefe bölümü öğrencilerine yönelik kaleme alınmış bir çalışmadır. Bu bölümlerde, son zamanlarda İslâm felsefesine ilgi gittikçe artmaktadır. Günümüzde İslâm felsefesi üzerine yazılan eserler, daha ziyade İlahiyat formasyonuna sahip kitleye yönelik kaleme alınmış eserlerdir. Yani bu eserler, anlaşılabilmesi için ilâhiyat bilgisine ve kavramlarına, İslâm tarihi bilgisine ve aynı zamanda İslâm felsefesinin kavramlarına ve problemlerine vakıf kimselerin anlayacağı bir dil ve üslupla yazılmıştır. Ancak felsefe bölümü öğrencisi, bu eserleri anlamaya yönelik bilgisel, tarihsel, kavramsal ve problematik olarak bir altyapıya yeterince sahip değildir. Hem gerekli bu altyapıyı tamamlamak hem de İslâm felsefesinin daha iyi anlaşılmasına bir katkı sağlamak amacıyla böyle bir eseri kaleme almış bulunmaktayız.
Elinizdeki bu kitap, öncelikle felsefe bölümü öğrencileri hedef kitle olarak seçmiş olsa da, İslâm felsefesine ilgi duyan herkes için bir el kitabı niteliğinde hazırlanmıştır.
Bu kitapta, aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır:
İslâm felsefesinin anlamı ve kapsamı nedir?
İslâm dünyasında felsefi düşüncenin ortaya çıkmasında etkili olan unsurlar nelerdir?
İslâm felsefesi farklı kültür ve medeniyetlerden etkilenmiş midir? Etkilenmiş ise bunlar hangileridir?
Felsefe tarihinin en önemli ayağı olan VIII-XV. yüzyılda İslâm dünyasında İslâm felsefesi ve bilimine etkisi ve katkısı olan büyük filozoflar kimlerdir?
İslâm felsefesi Batı düşünce dünyasını etkilemiş midir? Eğer etkilemiş ise bunun yolları nasıl olmuştur?
İslâm düşüncesinin bir parçası olan tasavvuf düşüncesi nedir? Nasıl ortaya çıkmış ve temsilcileri kimlerdir?
Mabid Ali Al-Jarhi, Osamah Al Rawashdeh, Muhammed Iqbal Anjum, Toseef Azid, Servet Bayındır, Muhammet Fatih Canbaz, M. Kemalettin Çonkar, Abdullah Durmuş, Ekrem Erdem, H. Mehmet Günay, Hichem Hamza, Khoutem Ben Jedidia, M. Fahim Khan, Kadir Kızıltepe, Muhammad Azeem Qureshi, Fatih Yardımcıoğlu Kur’an’da ve hadis literatüründe ribâ olarak adlandırılan şey(ler)in katiyetle yasaklanmış olduğu konusunda Müslümanlar aksi yönde görüşlerine pek rastlanmamıştır. Tartışmaların ana eksenini ; ribânın tanımı, türleri, yasağın hikmeti ve kapsamı, günümüzdeki modern finans uygulamalarının ribâ yasağı açısından değerlendirilmesi, mevcut İslamî finansta ribânın yeri ve ribâ içermeyen alternatif finansal ürünlerin nasıl geliştirileceği gibi konular oluşturmaktadır.
Elinizdeki bu kitap temelde günümüz iktisadi problemlerinde yer aldığı düşünülen pek çok sosyal, siyasal ve iktisadi soruna yol açan faiz konusunu odağa almaktadır. Bu bağlamda kitapta, kavramdan uygulamaya faizin birçok açıdan incelendiği makaleler yer almaktadır. Söz konusu metinler genelden özele ; Kur’an-ı Kerim’de ribâ ayetlerinin kademeli nüzulü, faizin eylemsel ve sonuç odaklı tanımlanması önerisi, literatürdeki faiz teorilerinin mukayesesi, literatürde faizle ilintili olarak en sık anılan teori olan paranın zaman değerinin İslamî açıdan değerlendirilmesi, alternatif bir bakış açısıyla faizi bir piyasa aksaklığı olarak açıklayan bir görüş ortaya konması, günümüz İslam finansındaki murâbaha ve faiz ilişkisi, kitle fonlamasından hareketle faizsiz yatırım ürünleri geliştirme önerisi gibi konularla ilgilidir.
Ali Muhyiddin Karadâğî İslam İktisadına Giriş
Ali Muhyiddin Karadâğî

İslam iktisadı alanında öncü çalışmaları ile bilinen Karadâğî’nin bu çalışması kitap, sünnet, makâsıdu’ş-şeri’a ve fıkıh mirası ışığında modern ekonomiyle mukayeseli olarak temellendirilmiş bir çalışma iddiası taşımaktadır. Karadâğî, İslâm hukuku ve iktisat öğrencisinin, ekonomi dünyasında dönen en önemli hususlarda İslâmî bakış açısıyla ve sağlam fıkhî temellendirmelerle bilgi sahibi olması gerektiğini belirtmektedir.

Kitap, iktisatta yer alan en önemli kavramları tanımladıktan sonra, İslâm iktisadını açıklamak için araştırma yöntemini, İslâm’da iktisat ilmi, iktisat nizamı, iktisat teorisi, iktisat felsefesi, iktisadî bir problemin çözümü var mı? İslâm iktisadı “iktisadî problem”i kabul ediyor mu? gibi sürekli kışkırtıcı olan sorulara delilli ve gerekçeli olarak cevap vermektedir. Ekonomik ve küresel krizler, bilim, sistem ve teori olarak İslâm iktisadının temellendirilmesi, İslâm iktisadının kaynakları, özellikleri ve bunların araştırılma yöntemi, ekonomik hareketliliğin aşamaları, iktisat politikaları, İslam mali sistemi, İslâm iktisadında büyüme ve onu destekleyen temel faktörler konularını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır.
Modern iktisat hakkında ilim talebesi için giriş niteliğinde olan kitap, her konuda benzerine ihtiyaç duyulan genel prensipler ve tümel kurallar üzerinde yoğunlaşarak, İslâm iktisadı hakkında detaylı ve temellendirici bilgiler vermektedir. Kitap, İslâm hukuku ve iktisadı öğrencisinin yanısıra alana ilgi duyan araştırmacıların, iktisatçıların ihtiyaç duyduğu her şeyi kapsamaktadır.
Muhammad Akram Khan Bu kitap, İslam iktisadının bir çerçevesini göstermeyi
amaçlıyor. Ana konusu, günümüz dünyasını şekillendiren
neoklasik iktisadın ömrünü tamamladığını göstermektir. Yaklaşımı
sığ, varsayımları gerçekçi değil ve bütün stratejileri insanı
dışlayan bir yapıdadır. Eğer insanın tasavvuru neoklasik iktisadın
temel çerçevesini aşamazsa, bu dünyadaki geleceği oldukça
umutsuzdur.
Bu çerçevede, İslamî ekonomik kurallar bir umut ışığı sunmaktadır.
Bu kitap, okuyucuyu İslam iktisadının ilkelerine objektif
bir şekilde yaklaşmaya ve İslam iktisadının potansiyellerini
kavramaya davet ediyor. Kitap hem sıradan okuyucuya hem
de Batı’da eğitim görmüş profesyonel ekonomistlere hitap etmektedir.
Ancak, konuyu detaylı bir şekilde ele almamaktadır.
Bunun yerine, İslam iktisadı konusuna sade bir giriş yapmaya
çalışmaktadır.
S.M. Hasanuzzaman Şer’î hukuk kuralları, açık bir şekilde belirlenmiş hükümler bütünü ile meşhur fakihlerin herhangi bir fiil, kurum ya da politikanın İslam’a uygunluğunu belirlemek için Kur’an ve sünnetten çıkardığı küllî kaidelerden oluşmaktadır. Bu küllî kaideler nasların ruhunun sistematik bir yansıması olarak çağlar boyunca bir birinden farklı meselelerde insanlara rehberlik etmiştir. Bu çalışma, fert ve toplumlumun iktisadî hayatı ile ilgili olan ve hayli kabul görmüş bazı küllî kaidelerin ele alınması ve bunların çağdaş iktisadî meselelere uygulanması hususunda bir çabanın ürünüdür. Geniş bir şekilde tasnif edildiğinde bu kaideler temelde; niyet ve fiil, şüphe ve kesinlik, zararı giderme, kolaylaştırma kuralları, alma-verme, nimet-külfet, devletin takdir yetkisi-kamu menfaati, örf ve adet, aldatmanın cezası gibi konularla alakalıdır. Çalışma, bu küllî kaidelerin sınırsız bir şekilde uygulanmaması için konu hakkındaki sınırları da belirtmektedir. Hem küllî kaidelere hasredilmiş özel çalışmalarda hem de bütün genel fıkıh kitaplarında ele alınan bu konuyu, önceki çalışmalarda, fakihler küllî kaidelerin uygulanmasını ya sadece ibadet alanı ya da klasik dönem iktisadî meselelerin sadece bazılarına odaklanarak örneklendirmişlerdir. Bu çalışma, küllî kaidelerin klasik dönem iktisat meselelerinden bazılarına uygulanış örneklerini içerdiği gibi bunların çağdaş dönem iktisadî işlem, kurum ve politikalarına uygulandığı örnekleri de kapsamaktadır.
Muhammad Akram Khan İslam iktisadı konusunda öncü çalışmaları olan Akram Khan. islam iktisadının bir sosyal bilim olarak geliştirme hedefinin henüz başaramadığını iddia etmektedir. Khan. islam ekonomistlerinin, İslam iktisadını bir sosyal bilim olarak geliştirme sürecini ihmal ettiklerini ve mevcut durumun İslam iktisat öğretisinin ekonomi dili içinde yeniden ifade edildiğini belirtmektedir. Bu nedenle kitap. İslam iktisadının mevcut durumuna dair yapıcı bir eleştiridir ve konuyu daha fazla tartışmaya teşvik etmektedir.
Elinizdeki kitap, bu yaklaşımını destekler nitelikte çeşitli mitleri araştırmanın yanı sıra yeni alanlar üzerine konuyu geliştirmek için çeşitli yenilikçi fikirler ve bir metodoloji sunmaktadır. Kitap, tüm finansal meselelerin ele alınmasını sağlayarak günümüz İslamî finans kuruluşlarının gizli bir suçlulukla yürüdükleri karmaşık ve çok bilinmeyenli yoldan uzaklaştırarak daha gerçekçi bir ribâ tanımının geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yazar, islamî bankaların artık geleneksel bankalara daha yakın dururken, yeni bir bankacılık idealinin asıl amacının daha az belirgin hâle geldiğini belirtmektedir. Kitap ayrıca bazı geleneksel düşüncelerin zekât kanununun eşitlikçi ruhunu nasıl görmezden geldiğine ve zekâtın dünya çapında milyarlarca fakir insana yardım edemediği bir senaryo yarattığına dair bir bakış sunmaktadır.
Bu kapsamlı kitap, öğrencilere, profesörlere, araştırmacılara, islamî bankalara ve finans kurumlarına, danışmanlık şirketlerine, muhasebe firmalarına ve düzenleyici kurumlara hitap etmektedir. Kitap, profesyonel iktisatçılar ile araştırmacıların yanı sıra konuya ilgi duyan herkesin ilgisini çekecektir.
Abdul Azim Islahi Elinizdeki çalışma Hicri 12. yüzyılda (Miladi 18. yüzyıl) İslam iktisat düşüncesini incelemektedir. Bu dönemde büyük İslam medeniyetinde çöküş hızlanmış ve İslam topraklarında Batılıların kolonizasyonu başlamıştır. Aynı zamanda İslam düşünürlerince bir çeşit uyanış, öz arayışı ve yenilik çalışmaları başlatılmıştır. Ancak bugüne değin 18. yüzyılda İslam iktisadi düşüncesi araştırılmamıştır.
SELİM ÖZARSLAN
Kelâm, ilahî söz olan Kur’an-ı Kerim’in temelde itikat ve inançla ilgili ayetlerinin (İslâm inanç esaslarının) anlaşılması ve yorumunu esas alan, İslâmî ilimlerin de temelini oluşturan bir bilim dalıdır.Akaid ise düğüm vurmak anlamındaki akd kökünden türeyen akide kelimesinin çoğuludur. İ’tikad da düğüm atmışçasına bağlanmak, bir şeye gönülden inanmak ve benimsemek demektir. Terim olarak Akaid ise inanılması zorunlu olan esasları ifade eder. İnanılması zorunlu olan esaslardan söz eden ilme de Akaid ilmi denilir. Bu ilim ayrıntılara ve farklı görüşlere değinmeksizin inanılması zorunlu iman esaslarından özetle bahseder. İslam inançları yahut akaidi sübûtü ve manaya delâleti kesin olan naslarla/metinlerle belirlenir.
Asıl itibariyle İslâm inanç esaslarını belirleyen ilahî vahiy yani Kur’an-ı Kerim’dir. Vahyin muhatabı son elçi Hz. Peygamber de bunları zamanındaki insanlara açıklayarak tebliğ etmiştir. İslâm’ın doğuşundan bir asır sonra yani hicri II. yüzyılın başlarından itibaren İslâm’ın bünyesinden doğan bu ilimle uğraşan Müslüman âlimler olmuştur. Bu Müslüman bilginler birbirlerinden farklı metotlarla dinin inançla ilgili esaslarını yorumlamaya tabi tutmuşlar, bunun sonucunda da düşünüş ve yöntemde farklı kelâm ekolleri teşekkül etmiştir. Bunların asıl gayesi, İslâm dinini samimi duygularla benimseyenlere rehberlik etmek, art düşünceli olanları da susturup zararlarını en düşük düzeye indirmekti.
Bu ihtiyaç günümüzde devam etmektedir. Çağımız insanı ve Müslümanı da İslâm’ın insanlığa sunduğu mesajları ve inanç esaslarını öğrenmeye ve hayatına yansıtmaya gereksinim duymaktadır. Biz bir nebze de olsa bu gereksinime cevap verebilme adına İslâm inanç esaslarını, vahyi ve aklı dinin temeline koyan bir anlayışla, kuru cedel ve münakaşa zihniyetinden uzak kalarak açıklamaya çalışacağız. Bu metot ve anlayış, Müslüman Türklerin yüzyıllarca kendisini takip ettiği Matüridî din anlayışıdır.
Temel Dini Bilgiler de denilebilecek İslâm İnanç Esasları/ Akaid Esasları ismini verdiğimiz bu eserin ülkemiz İlahiyat Fakülteleri, İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü, İlitam ve Önlisans İlahiyat öğrencilerimize, İslâm inanç esasları hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere, genel okuyucuya ve araştırmacılara faydalı olmasını niyaz ediyor, bütün öğrencilerimize ve okuyucularıma selam, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.



A. Taha İmamoğlu, Ahmet Okumuş, Haluk Alkan, Hızır Murat Köse, İlker Kömbe, Lütfi Sunar, Ömer Türker, Özgür Kavak, Süleyman Güder, Şenol Korkut İnsanın mahiyetini tanımlamaya yönelik çok sayıda girişim bulun­maktadır. Bu girişimler içerisinde en yaygın ve üzerinde neredeyse uzlaşılmış olanı, insanın siyasi bir canlı olduğudur. İnsan bir top­luluk içerisinde yaşayan, bir topluluk içerisinde kendisini anlam­landıran ve kuran bir varlıktır. Ancak insanların bu zorunlu birlik­teliğinin iyi ve adil bir sisteme dönüşmesi önemli bir sorun teşkil etmektedir. Tarih boyunca böyle bir sosyal düzenin kurulması ve sürdürülmesi için çeşitli siyasal sistemler geliştirilmiştir. Günü­müzde de insanlığın karşılaştığı en önemli ve acil sorunlardan biri herkes için iyi, faydalı ve adil bir düzenin teşekkülüdür.
Bu eser, çağdaş siyaset biliminin ve siyaset felsefesinin imkânları­nı ve araçlarını da kullanarak İslam siyaset düşüncesine kuramsal bir çerçeve çizmek maksadıyla hazırlanmıştır.
Alanında yetkin akademisyenler tarafından yazılan 11 makalenin yer aldığı bu kitap, modern dönemde daha çok Batı etkisiyle şe­killenmiş İslam siyaset düşüncesine, klasik kökenli yeni açılımlar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu sebeple kadim meseleleri kavramsal bir süreklilik içerisinde sistematik bir biçimde ele almayı ve böyle­likle İslam siyaset düşüncesini bugüne taşımayı hedeflemektedir.