İlahiyat \ 1-6
Abdullah Çakmak Müslüman, Hristiyan ve Yahudilerce kutsal kabul edilen Kudüs şehri, M.Ö. 4000'li yıllara kadar uzanan kadim bir tarihe sahiptir. Bu dinlere mensup devletlerin Kudüs'teki farklı dönemlere ait hâkimiyetleri, şehirde üç dine ait kutsal mekânların oluşmasına zemin hazırlamıştır.
1517'de Osmanlı hâkimiyetine giren Kudüs'te devlet tarafından gerçekleştirilen çeşitli imar faaliyetleri şehrin yaşam kalitesini yükseltmiştir. 1917'ye kadar süren bu hâkimiyet süreci içerisinde Kudüs için kırılma noktalarından biri Fransızların 1798 Mısır işgaliyle başlayan ve 1841'de Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanının sonlandırılmasına dek devam eden süreçtir. Vehhabi ve Yunan isyanları gibi devletin farklı bölgelerindeki sıkıntıların bu zaman diliminde ortaya çıkması, farklı milletleri bir arada barındırmasından dolayı Kudüs’ün bu olaylardan, dolaylı yoldan etkilenmesine sebep olmuştur.
Osmanlı Devleti’nin 1798-1841 yılları arasında Kudüs'te uyguladığı siyaseti konu edinen bu çalışmada; yaşanan siyasi olaylar ve idari değişiklikler, devletin Müslümanlara yaklaşımında öne çıkan faaliyetler, devletin gayrimüslimlere tanıdığı haklar ve halkın devletle olan irtibat yolları incelenmiştir.
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
Mücahit Özdemir İslam iktisadındaki uygulama ve kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına pratik, kısa ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin beşinci kitabı olan bu eserde İslam iktisadında korz-ı hasen konusu 40 soru etrafında teorik bir derinlikten ziyade, her seviyeden insanın kolaylıkla anlayacağı bir şekilde verilmiştir. Günümüzde yapılan her iktisadi işlemin İslam'a göre bir hükmü bulunmaktadır. Ancak çoğunlukla bu işlemlerin hükmünden yüzeysel şekilde haberdar olunmakta ve maalesef bazen bilmeden İs-
lam'a göre uygun olmayan şekilde de davranılabilmektedir. Son yıllarda İslam'ın iktisadi prensiplerine yönelik ilgi artmış ve bu noktada çabalar yaygınlaşmıştır. Bu kitap da İslam'ın borç verme ile ilgili temel araçlarından biri olan ve Kur'an-ı Kerim'de güzel borç olarak ifade bulan karz-ı haseni daha yakından ele almaya çalışmaktadır. Dışarıdan bakıldığında "kişinin herhangi bir menfaat beklemeden, aynı tutar ve kalitede geri almak üzere borç vermesi" şeklinde basit bir işlem olarak görülebilecek olan karz-ı hasen, bireysel işlemlerin yanında, günümüzde kurumsal bir yapıya da dönüştüğünden oldukça kapsamlı hale gelmiştir. Bu nedenle fıkhi prensipler, resmî ve gayriresmî karz-ı hasen yapıları, mevcut modern iktisadi hayatta karz-ı hasene düşen rol, mevzuatta karz-ı basenin yeri gibi konular sade bir dille ele alınmıştır.
Zeyneb Hafsa Orhan İslam iktisadındaki uygulama ve kurumlarla ilgili olarak okuyucunun sorularına pratik, kısa ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin ilk kitabı olan bu eserde; dünyada İslami bankacılık, ülkemizde katılım bankacılığı olarak bilinen sistemin temellerine dair bilgiler genelden özele olacak şekilde 40 soru etrafında teorik bir derinlikten ziyade her seviyeden insanın kolaylıkla anlayacağı bir formatta verilmiştir.
Bu kitaptaki 40 soru belirlenirken hem katılım bankacılığını anlamaya dair olası tüm veçhelerin dâhil edilmesi hem de bu zamana kadar konuya dair yöneltilen sorularla kişisel ve toplumsal tecrübelerin dikkate alınmasına önem verilmiştir. Sorulara verilen cevapların hazırlanması sırasında ise hocalardan ve yazılı materyallerden edinilen bilgilerin yanı ura sektörde çalışanlarla, katılım bankacılığıyla irtibatı olan özellikle bireysel müşterilerin tecrübe, düşünce ve kaygıları dikkate alınmıştır. Okuyucuyu yormamak adına her bir cevap için en fazla 400-500 kelimelik bir açıklama yapılmıştır. Açıklamaların daha iyi anlaşılabilmesi için de uygun görülen yerlerde şekil ve figürlerden yararlanılmıştır. Kitabı mevcut literatürden ayıran temel özelliği ise hitap ettiği kesimin daha geniş olmasıdır.
İsmail Cebeci İslam iktisadı ile ilişkili uygulama ya da kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına kısa, pratik ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin yedinci kitabı olan bu eserde murabaha konusu çeşitli yönleriyle 40 soru etrafında ele alınıyor.
Murâbaha akdi, 1970'li yıllardan bu yana dünyanın farklı ülkelerinde faaliyet göstermekte olan faizsiz bankacılık sektöründe en çok uygulanan ve faizsiz işleyişin yönünü büyük oranda belirleyen sözleşme türüdür. Bu bağlamda, bu tür bir işlemin tarihsel gelişimini, geçirdiği merhaleleri,
taşıdığı problemli noktaları ve tartışmaları incelemek İslam iktisadı ve özellikle modern akitler alanında okuyucuya önemli bir altyapı kazandıracaktır. Ele alınan sorular sadece murabahanın pratik yönlerine odaklanmaktan ziyade, işlemin arka planını da çok yönlü olarak ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu itibarla kitabın muhtevası konunun teknik, fıkhi, hukuki, iktisadi ve fikrî yönlerini de içermektedir.
Necmeddin Güney İslam iktisadındaki uygulama ve kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına pratik, kısa ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin dördüncü kitabı olan bu eserde İslam iktisadında ortaklık konusu 40 soru etrafında teorik bir derinlikten ziyade, her seviyeden insanın kolaylıkla anlayacağı bir formatta verilmiştir.
İslam; hayatın tüm boyutlarına ışık tutan, hayatı şekillendiren bütüncül bir dindir. Bir Müslümanın gündelik hayatı ve mesleğiyle ilgili konularda dininin temel hükümlerini öğrenmesi, ilmihal bilgisi kapsamında kendisi için farzdır. Bu sebeple ticaretle uğraşan bir Müslümanın da ticari hayatla ilgili temel dini bilgilere sahip olması zorunludur. Ticari hayatta şirketler merkezi konumdadır. Şirketlerin kayda değer bir kısmı ya baştan ortaklık şeklinde kurulmakta ya da zamanla miras veya başka yollarla ortaklığa dönüşmektedir. Ortaklık şeklinde çalışan şirketlerin ekonomiye kazandırdığı canlılığın yanı sıra ortaklıklardan kaynaklanan sorunlar ve anlaşmazlıklar da ticari hayatın bir gerçeğidir. Bu bakımdan, kitap ortaklıklara dair temel İslâmî hükümleri soru-cevap formatında ele almaktadır. Kitabın kolay anlaşılması için sade bir dil kullanılmasına özen gösterilmiş ve konular kısa ve bilgilendirici şekilde sunulmuştur.
Servet Bayındır İslam iktisadı ile ilişkili uygulama ya da kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına kısa, pratik ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin altıncı kitabı olan bu eserde, sukök ve borsa konusu çeşitli yönleriyle 40 soru etrafında ele alınıyor.
Geleneksel menkul kıymetleştirmenin özel bir yöntemi olan sukûk ve borsa işlemleri, çağımızın en önemli finansal mühendislik konularındandır. Mesele güncel olduğu gibi oldukça da girift, kapsamlı ve değişkendir. Bu nedenle kitap, akıcı ve sade dili ile bu iki konuyu her seviyeden insanın anlayabileceği güncel bir çerçevede sunmaktadır. Kitabın benzerlerine göre en önemli özelliği, konuyu sadece tasvirî
ve teknik açıdan incelemeyip bunlara ilaveten fıkhî açıdan eleştiriye tabi tutmasıdır.
Hamdi Çilingir İslam iktisadındaki uygulama ya da kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına kısa, pratik ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler dizisinin ikinci kitabı olan bu eserde, vakıf kurumu 40 soru etrafında çeşitli yönleriyle ele alınıyor. Özünü İslam'daki sadaka anlayışından alan ve tarihsel süreç içerisinde gerek yaygınlık gerek kurumsallık açısından diğer sadaka türlerine göre büyük bir gelişim seyri gösteren vakıf müessesesi İslam dünyasını karakte-rize eden bir kurum hâline gelmiştir. Öyle ki tarihsel süreçte İslam toplumlarının hayatından vakıf müessesesi çıkarılsa bu toplumların siyasi, sosyal, kültürel, hukuki ve iktisadi hayatlarını eksiksiz ve bütüncül bir şekilde kavramak pek mümkün olmazdı. Çok boyutlu ve etkin bir kurumu 40 soruya sığdırmak mümkün olmasa da bu çalışma vakıf müessesesinin hukuki ve iktisadi yönlerini ön plana çıkararak belli sorular etrafında okuyucuya vakıf müessesesinin kısa ve açık bir resmini vermeye çalışmaktadır.
Melih Turan İslam iktisadındaki uygulama ya da kurumlarla ilgili okuyucunun sorularına kısa, pratik ve nitelikli cevapların verildiği kitaplardan oluşan 40 Soruda Bilinmesi Gerekenler Alımın üçüncü kitabı olan bu eserde zekât kurumu 40 soru etrafında çeşitli yönleriyle ele alınıyor. Zekât ve ona ilişkin olan sadaka, infak ve bağış konuları ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Âdem'den (a.s.) beri toplumsal dayanışmanın temel taşları olmuştur. Son peygamber Hz. Muhammed'in (s.a.v.) getirdiği Kur'an-ı Kerim ve sünneti ile birlikte ise zekât güncel halini almıştır. Zekât her ne kadar İslam'ın beş esasından biri olsa da tüm Müslümanların her ayrıntısına vâkıf olabildiği bir konu değildir. Yeni durumlara çözüm ihtiyacı da uzmanlık gerektirdiği için her Müslümanın bilgi ve birikimiyle yorumlanamamaktadır. Mezheplerin de farklı görüşleri olduğu düşünüldüğünde bu durum içinden çıkılamaz bir hal alabilmektedir. Bu nedenle, kitap bu ihtiyaca binaen akıcı ve sade dili ile zekât kurumunu her seviyeden insanın anlayabileceği güncel bir çerçevede sunmaktadır.
Muhammet Şevki Aydın Bugün küreselleşmenin etkisiyle daha da hızlanan değişim, tarihin hiçbir döneminde benzeri görülmemiş büyük toplumsal altüst oluşlara neden olmakta ve hiç bir şey artık eskisi gibi olmamaktadır.
Böylesine her şeyin alabora olduğu günümüz dünyasında ister istemez dinî hayat ve din eğitimi alanı da alabildiğine etkilenmektedir. Ancak, bütün bu değişimlere rağmen, hâlâ dünün kapalı toplumunun dindarını yetiştirmeye yönelik oluşturulmuş bilgi ve beceriler kullanılarak günümüz çoğulcu/açık toplumunun dindarı yetiştirilmeye çalışılmaktadır. Ama hem din eğitimine muhatap olanlar hem de din eğitim-öğretimiyle uğraşanlar, yapılan din eğitimi faaliyetlerinin başarısızlığını her fırsatta dile getirmektedirler. Bu başarısızlık, din eğitim-öğretimi alanında yeni paradigma ihtiyacını açıkça ortaya koymaktadır. İşte bu kitap, somut sorunlar üzerinden yeni bir din eğitimi paradigmasının temel özelliklerine işaret etmektedir.
Bu kitabın; anne babalardan din görevlilerine, Kur'an kursu öğreticilerinden İlahiyat Fakültelerindeki öğretim üyelerine kadar din eğitim-öğretimiyle şöyle veya böyle ilgilenen herkesin, yaptığı bu işin problemleri üzerine düşünmesi, gerekli sorgulamaları yapması, kendi din eğitim-öğretimi anlayışını/felsefesini yeniden inşa etmesini kılavuzlaması ve bu alanda soğukkanlı, sorgulayıcı bilimsel tartışmaların önünü açmaya katkı sağlaması umulmaktadır.
M. Umer Chapra Adil Bir Para Sistemine Doğru, İslamî para sisteminin hedefleri, doğası ve işlevlerinin ele alındığı kapsamlı ve bütünleyici bir eserdir. Müslümanlar da dahil olmak üzere çoğu insan için, faizsiz ekonomi bir sırdır. Bu nedenle bir dizi soru sorulur. İslam'da faiz gerçekten yasaklandı mı, eğer öyleyse, bunun ardında yatan amaç nedir? Bir ekonomi faizsiz çalışabilir mi? Kaynak tahsisi, tasarruf ve sermaye oluşumunun, ekonomik istikrar ve büyüme üzerinde ne gibi etkiler vardır? Chapra, konuyla ilgili gizemleri ve bu konudaki bazı soruları kapsamlı bir ekonomik analiz yoluyla cevaplandırmaktadır. Faiz yasağının ardındaki mantığı ve tamamıyla adalet temelli bir İslam iktisadının güçlü yanlarını göstererek sorunları ortaya koymakta ve bunları çözmek için gerçekçi bir teklif vermektedir. Chapra ayrıca, ticari ve merkez bankalarının doğası ve faaliyetlerinde yapılması gereken değişiklikleri de ortaya koymaktadır. Kurulacak olan yardımcı kurumlar ve İslamî para ve bankacılık sistemini mümkün kılmak için geliştirilmesi gereken yeni para politikası araçlarını etkili bir şekilde sunmaktadır. Ancak, faizin kaldırılmasının islam'ın tek değeri olmadığını ve Müslüman ülkelerin siyasi kurumları olmadıkça ekonomilerinin dönüştürülemeyeceği ve sosyo-ekonomik adalet ile İslam'ın diğer önemli hedeflerinin tamamının gerçekleştirilemeyeceği uyarısında bulunmaktadır.
Ramazan KAZAN Her şeyden önce ahde vefâ, toplumun sulh ve selâmet içinde yaşamasının evrensel değerlerinden biridir. Hatta dünya barışının devamını birinci derecede ilgilendiren, en önemli esaslardandır. Zira toplum açısından bakıldığında çıkan bunalım ve sürtüşmelerin pek çoğunun temelinde ahde vefâsızlık yatmaktadır. Bu nedenle sebepsiz yere antlaşmalara uymamak veya antlaşmaları bozmak açık bir ihanet kabul edilmektedir.
Şüphesiz ki, hem Allah Teâlâ hem de Hz. Peygamber ahde vefâlı olmayı istemiş ve teşviklerde bulunmuşlardır. Birçok ayette ahde vefâlı olmanın peygamberlerin ve müminlerin vasfı, İslâm kimliğinin en önemli unsurlarından olduğu vurgulanmaktadır.
Allah (cc) vefâsızlığı yasaklarken bu vasfı üzerinde bulunduranları nasipsizlik, fesatlık, bozgunculuk ve döneklikle nitelemiş, gadrin/vefâsızlığın çirkinliğine dikkat çekmiştir.
Hz. Peygamber de çocuklara dahi verilen sözlerin tutulmasını istemiştir. Vefâsız için kıyamette bayrak dikileceğini ifade eden hadislerden hareketle vatana, millete ve devlete karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyenlerin teşhiri/ilanının sosyal-psikoloji açısından caydırıcı bir tedbir olacağını söyleyebiliriz.
Recep Batu Günör Günümüzde toplumsal yaşama baktığımızda, özgeciliğin hep arzulanan ancak buna rağmen göz ardı edilen bir düşünce olduğu görülmektedir. Bireysel ilgi ve çıkarın olabildiğince yaygınlaşmasına karşın çoğu kişinin bunu itiraftan kaçınması, hatta reddetmesi ilginç bir olaydır. Neredeyse herkes, günümüzde insanların sadece kendilerini düşündüklerini söylemekte, bundan şikâyet etmektedir. Oysa kimse bunu düzeltmek için harekete geçmemekte, egoizmin âdeta insanlığın "kaderi" olduğu iddia edilmektedir. Başka bir deyişle, egoizmden şikâyet edilmesine karşın egoizmden kurtulmanın imkânsızlığı ifade edilmektedir. Özgecilik, ideal bir düşünce olarak dile getirilmektedir. Recep Batu Günör'ün yazdığı Ahlak Felsefesinde Özgecilik kitabı egoizmden kurtulmanın imkânsızlığına karşı çıkıyor.
Hümeyra Özturan Ahlâk felsefesine dair kaleme alınmış eserleri yedi temel mesele üzerinden okuma girişimi olan bu çalışma, ahlâk felsefesini problematik olarak gözler önüne sermeyi amaçlamaktadır. Problemleri ana hatlarıyla anlaşılır biçimde ortaya koymayı amaçlayan giriş yazılarının peşinden, konuya ilişkin farklı filozofların can alıcı pasajlan seçilmiş ve tercüme edilmiştir. Çalışmada, Antik Yunan filozoflarından Batılı Ortaçağ düşünürlerine, İslâm filozoflarından çağdaş filozoflara kadar çok farklı düşünürlerin eserlerinden seçme metinler yer aldığı için; Aristoles'in, David Hume'un, İbn Miskeveyh'in ve hatta İbn Arabi'nin aynı probleme dair yazdıklarını beraberce okuyabilme imkânı sunulmuş olmaktadır. Dönemleri değil ahlâk felsefesi problemlerini esas alan ve felsefe tarihini bir bütün olarak bu problemler ışığında süzen bu kaynak, okuyucuları sadece bilgilendirmeyi değil, aynı zamanda ahlâk felsefesi problemleri üzerinde düşündürmeyi hedeflemektedir
Ahmet Ayhan Çitil, Burhanettin Tatar, Kasim Küçükalp, Özkan Gözel, Selami Varlık, Lütfi Sunar, Ömer Türker, Cafer Sadık Yaran Bu kitap başkalığın dışlanmış ötekiliğe dönüşme biçimlerini ele almak ve bunu ahlâk düşüncesi içinde tartışmak üzere hazırlanmıştır. Zira başkasının varlığı ile ahlâki bir ilişki kurulmazsa ötekinin yabancılığı ortaya çıkmaktadır.
Günümüzde kürenin her tarafında başkalıklardan kaynaklanan sorunlar gün-demi meşgul ediyor. Yabancı düşmanlığı, etnosantirzm, ırkçılık, dini fanatizm, İslamofobi ve milliyetçilik çağımızın yükselen tehditleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Ulus devletler bir taraftan içine düştükleri meşruiyet krizlerini aşmak üze-re abartılmış güvenlik söylemleri ile kimlik pekiştirici siyasetlere başvururken
öte yandan yüzleşilen sosyo-kültürel krizler de kitleleri ötekileştirici dile doğru itiyor. Artan küresel çatışmalar ve neticesinde ortaya çıkan göç dalgaları başkası ile travmatik karşılaşmaları gündeme getiriyor. Bu bağlamda ahlâk ve başkasına yeni bir bakışa ihtiyaç duyuluyor. Eğer insani yaşamın temeline, özünde bir ahlâk fikri barındıran başkasının varlığı alınırsa, ötekileştirmeksizin bir tanıma gerçek-leşebilir ve bu tanıma bir ahlâki yükümlülüğü meydana çıkarabilir.
Kitapta bu perspektif çerçevesinde konuyu modern felsefede ve İslam düşünce-sinde başkası/öteki ile ilgili kavram ve tartışmaları ele alan yazılar yer almakta-
dır. Böylece genel ve karşılaştırmalı bir perspektifin yanı sıra, yeni bir yaklaşımın oluşturulması da hedeflenmektedir.
Katkıda Bulunanlar
Ahmet Ayhan Çitil • Burhanettin Tatar • Cafer Sadık Yaran • Kasım Küçükalp Lütfi Sunar • Ömer Türker • Özkan Gözel • Selami Varlık
Ömer Türker Klasik dünyada üretilmiş insan tasavvurlarının modern dönemdeki dönüşümünün en önemli sonuçlarından biri, insanın kendisine ilişkin beklenti ve umutlarını değiştirmesidir. Bu durum pek çok alanda olduğu gibi ahlâk alanında hem soru hiyerarşisini etkilemiş hem de yeni bir takım soruların sorulmasını gerektirmiştir. Bu bağlamda bilhassa son yarım yüzyılda insanın ahlâklı olmasının gerekçesi sorgulanır hâle gelmiş ve bir kısım akımlar, ahlâkı tamamen vicdanî bir durum olarak değerlendirmeye başlamıştır.
Ahlâk tamamıyla bireyin vicdanıyla alakalı bir olgu olarak anlaşıldığı sürece bireyler arasındaki ilişki veya ahlâkın dışa bakan yönü, ahlâktan ziyade siyasetin bir sorunu olarak ele alınmak durumundadır. Bu takdirde ahlâksızlık kapsamında değerlendirilecek durumlar, hukukun alanına girdiği sürece bir müeyyideden bahsedilebilir. Fakat bu sonuç, esas itibariyle belirli bir insan ve toplum tasavvurunun uzantısı veya kaçınılmaz neticesi olduğundan farklı insan ve toplum tasavvurları açısından ele alınmayı gerektirir. Elinizdeki kitapta ahlâk ve müeyyide ilişkisini sorgulamak amacıyla 2015 yılı içerisinde İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi içerisinde gerçekleştirilen “Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar” serisinde yapılan konferansların metinlerini bulacaksınız.
Tahsin GÖRGÜN, İhsan FAZLIOĞLU, Hakan POYRAZ, Cafer Sadık YARAN, Zeynep DİREK, Hümeyra ÖZTURAN, Ömer TÜRKER, Ahmet Ayhan ÇİTİL Günlük hayattaki bir çok eylemimizde ahlâkî karar verme anlarıyla karşı karşıya kalırız. Böyle durumlar ahlâkı insan açısından kolaylıkla anlaşılır ve konuşulabilir hâle getirir. Bunun daha ötesinde yapılacak olan şey, ahlâkî eylemin altında yatan anlamın ve ilkenin araştırılmasıdır. Sözkonusu eylem ise ancak ahlâkı, felsefî olarak soruşturan bir çabanın sonucunda ortaya çıkabilir.
Ahlâkî tercihlerin kaynağını oluşturan ilkeleri, iyinin doğasını, değerlerin anlamını sorgulamak ise ahlâkın temeline dair yapılacak bir felsefî soruşturmayı zorunlu kılar. İLEM (İlmi Etüdler Derneği) ve İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği bünyesindeki “İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” içerisinde gerçekleştirilen “Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar” dizisi de böyle bir amaca yönelik olarak ortaya çıktı. Bu kitapta “Ahlâkın temeli nedir?” sorusuna cevap aramak amacıyla Eylül 2013- Mayıs 2014 içerisinde gerçekleştirilen konuşmaların ürünlerini bulacaksınız.
Mustafa Şengün İnsanlar, ahlaki düşünce ve yargıları toplumsallaşma süreci içinde kazanırlar. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin yanı sıra, kitle iletişiminin daha etkin ve yaygın hâle gelmesi hem insanları ve toplumları değiştiriyor hem de çözülmesi gereken yeni ahlaki sorunlar ortaya çıkarıyor. Bu nedenle, zaman içinde insanların ahlaki düşünce ve yargıları da değişiyor. Değişimi takip edebilmek, ortaya çıkan yeni sorunları çözebilmek ve yeni toplumsal şartlara uyum sağlayabilmek, ahlak alanındaki araştırmaların devamlılığını gerektirmektedir. Dolayısıyla bu kitapta, ahlaki düşünce ve yargı gelişim süreci ve bu süreci etkileyen faktörler incelenmiştir. “Ahlaki Düşünce ve Yargı” adlı eser, içeriğinde yer alan etik, ahlak eğitimi ve değerler eğitimi konuları itibariyle ortaöğretim ve üniversite öğrencilerine, araştırmacılara, akademisyenlere, öğretmenlere ve ahlak eğitimi ile ilgilenen herkese hitap etmektedir.
Mustafa Şengün Günümüz küresel dünyasının bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan hızlı gelişmeler, internet ve kitle iletişim araçlarının yaygın hâle gelmesi beraberinde ahlaki değerleri ve bireylerin sahip olduğu ahlaki nitelikleri de değiştirmektedir. Ayrıca, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin beraberinde getirdiği nükleer silah, ekolojik bozulma, genetik kopyalama, internet suçları, küresel savaş tehdidi gibi riskler, toplumların barış, huzur ve güvenliğini tehdit etmektedir. Ahlak ise, toplumdaki bireylerin barış, güven, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarına yardımcı olmaktadır. Bu durum, ahlak konusunda araştırmalar yapmayı önemli ve bu alanda yapılan araştırmaların sürekliliğini gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla elinizdeki bu kitapta, ahlaki olgunluk konusu teorik ve uygulamalı olarak incelenmiştir. “Ahlaki Olgunluk” adlı eser, içeriğinde yer alan etik, ahlak eğitimi ve değerler eğitimi konuları itibariyle ortaöğretim ve üniversite öğrencilerine, araştırmacılara, akademisyenlere, öğretmenlere ve ahlak eğitimi ile ilgilenen herkese hitap etmektedir.
2017 yılında, yurt dışında Lap Lambert Academic Publishing tarafından “Ahlaki Olgunluk” ismiyle yayınlanan bu kitap, ders kitabı formatında düzenlenerek elinizdeki hâliyle yurt içinde Nobel Akademik Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.
Syed Nawab Haider Naqvi Ahlâkın temellerine hem seküler hem dinsel açıdan odaklanan Naqvi, kendi içsel mantık ve toplumsal zorunluluk parametreleri dâhilinde tüm ahlâki sistemlerin, diğerlerinin insan refahını maksimize etmek adına salık verdikleri şeyden kazanç sağlamaya çalıştığını göstermektir. Bu kapsamda çalışmada, laikliğin ahlâki manzaralarını ve üç büyük dinî geleneği; Yahudiliği, Hristiyanlığı ve İslam'ı incelemektedir. Tüm insani problemler gibi ekonomik sorunların da yalnızca varlığı arzulanan ahlâki vasıflar münasebetiyle adilane bir şekilde çözülebileceğini belirten Naqvi, dinî geleneğin özellikle İslâmî olanın hem bireysel ahlâk hem de kamu düzeni için uygun bir çerçeve sağladığını güçlü bir şekilde göstermektedir. İslam'ın ahlâki ideallerinin seferber edilip adil ve dinamik bir kamu politikası hâline getirilmesi durumunda özellikle adaletin sağlanması ve fakirliğin azaltılması konusunda bir iddia ortaya koyabilecektir. Bu bağlamda ise kitap, genel olarak din, ahlâk ve ekonomi arasındaki aktif bir etkileşime ve özellikle (idealize edilmiş) bir İslam iktisadına olan ihtiyacı vurgulamaktadır.
Mehmet Zeki AYDIN Sevgili Öğretmenler;
Değer Sandığı Okulda Değerler Eğitimi Materyalleri adını verdiğimiz seri çalışmamız, öğrencilerinize değerleri zevkle ve ilgiyle öğretebileceğiniz çeşitli uygulamalara sahiptir.
Bu set, eğitimcilerimize ilgi ve yeteneklerine göre etkinlik seçme imkânı sağlamaktadır. Ayrıca sette, eğitimcilerimizin, öğrencilerine fotokobi vererek uygulayabileceği birçok etkinlik yer almaktadır. Bu etkinlikleri; Drama, Yaşayarak Öğrenme, Klüp Etkinlikleri, Öykü, Kavram Açıklaması, Beyin Fırtınası, Röportaj Yapma, Gezi Gözlem, Materyal Üretme, Meslekler ve Değerler, Yaratıcı Yazma Etkinlikleri, Metafor, İstasyon, Jigsaw, Bilmece Bulmaca, Fıkra, Film Tavsiye / Yorumlama, Eğitsel Oyun, Örnek Olay, Şarkı, Şiir, Poster / Afiş, Proje Hazırlama, Resim Yorumlama, Karagöz ve Hacivat, Geleneklerimizde Değerlerimiz, Tekerleme, Mânilerde Atasözü ve Deyimlerde Değerler, Kitap Tavsiyeleri, Mevlana'dan, Nükte ve Örnek Kişilik olarak sıralayabiliriz.
Bu seri çalışma ile farkında olduğumuz ya da farkına varmadan uyguladığımız değer kalıplarını öğrencilerinize, size sunduğumuz materyal ve yöntemlerle öğrettiğinizde, onların farkındalıklarını arttıracak problem çözebilen, alternatif öneriler sunabilen, erdemli bireyler hâline gelmelerine yardımcı olacaksınız.
Çalışmamızda, öğrencilerin değer bilincini test etmelerine yardımcı olacak Ölçme Değerlendirme testleri yer almakta ayrıca eğitimde önemli bir payı olan ailelerin, eğitimin içine çekilmesini böylece öğrencilerin öğrendiği bilgileri evde de uygulayabilmesini amaçlayan Veli Mektubu ve Aile Katılımı bölümleri de bulunmaktadır.
Batuhan Buğra Akartepe İnsanoğlu girişmiş olduğu ticari ilişkilerde salın aldığı ürünlerin bedelini peşin olarak ödeyebildiği gibi borçlanma yoluyla vadeli olarak da ödeyebilmekledir. Günümüzde ticari ilişkilerin çoğunluğunun borçlanma yöntemiyle yapılması ve söz konusu borçların vadesinin uzun olması, alacaklı konumundaki kişi ya da kuramların nakit sorunu yaşamasına sebep olmaktadır. Alacaklı olan taraf, nakit ihtiyacını gidermek ve borçluların ödeme güçlüğü yaşaması sebebiyle maruz kaldığı zararı en iyi şekilde bertaraf etmek için borçludan tahsil edilmesini beklememizin söz konusu alacakları satmaktadır. Kitap, güncel ve toplumun büyük kesimini ilgilendiren bir mesele olması sebebiyle yaygın hâle gelmiş bu uygulamayı İslam hukuku açısından değerlendirmektedir. Ticari boyatır peşin ödemelere dayalı olmadan çıkıp büyük oranda borçlanma sureliyle yürütülmesinin sonucu olarak ekonomilerdeki borç miktarları artış göstermiştir. Ekonomik krizlerin ve diğer faktörlerin etkisiyle borçların geri ödenmesi konusunda sıkıntılar yaşanmış ve alacaklı tarafın zararı gündeme gelmiştir. Söz konusu bu zararı ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemlere başvurulmuştur. Bu bağlamda faaliyet gösteren kuramlardan biri de alacağın temliki uygulamalarıyla ön plana
çıkan varlık yönetim şirketleridir. Varlık yönelim şirketlerinin icra ettiği alacağın temliki uygulamalarını konu edinen bu kitabın amacı, alacağın temliki konusundan ortaya konulan İslam hukuku ilkelerinin ve hükümlerin tespit edilmesi, uygulama alanında varlık yönelim şirketi faaliyetlerinin analiz edilmesi ve nihayet mevcut uygulamanın İslam hukuku ilkelerine göre değerlendirilmesidir.
Kitapta; Hanefî mezhebinin görüşleri esas atamakla birlikte alacak satımı işlemleriyle ilgili ortaya konulan görüşlerin sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için Şafiî, Hanteli, Mâliki ve Zâhirî mezheplerine ait kaynaklar da incelenmiştir.
Yusuf Bahri Gündoğdu Harfleri “tuhaf” bulan, sözlü geleneğin hüküm sürdüğü ümmi bir toplumda, kırk yaşına kadar okumamış ve yazmamış ümmi bir insana verilebilecek onlarca, yüzlerce emir ifadeleri arasından “Oku!” demek, “kalem”i zikretmek enteresan olsa gerek. Neden “Oku!”? Şaşırtıcı değil mi? “Ne okuyayım?” “Ben okuma bilmem ki, biz okuma bilmeyiz.” Sanki Allah bütün insanlığa, uçsuz bucaksız bir çöl yurdunda insani yanlarını hatırlatıyor ve “Oku!” diyor.
Kur'an'ın ilk ayetleri insanlık tarihini ikiye böler gibidir. Artık sözün yerine sözü de yaşatan ve kuşatan yazı, kuruntuların yerine de bilgi ikame ediliyor. Alak suresinin eğitim-yoğun ilk beş ayeti, içindeki tüm unsurlarla maddi ve manevi ilerlemenin yolu olarak ilmi ve eğitimi işaret ediyor.
Bu kitap, Alak suresinin ilk beş ayetinin 14. asrın sonuna kadar 45 tefsir üzerinden geç kalmış bir iz sürümüdür.
Özcan TAŞCI 18. ve 19. yüzyılda oryantalizm konusunda en fazla etkin olan ülkenin Almanya olduğu tespit edilmiştir. Ancak son dönemlerde Alman oryantalizm geleneğinin, özellikle de inanç ve düşünce (Kelam-İslam Felsefesi) bağlamında bilinmesinin zorunluluğu konusu daha da önemli hâle gelmiştir. Zira bu alanda detaylı çalışmalar mevcut değildir. Bunun için çalışmamız bu hususta bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Almanya’nın kendi Müslüman din dersi öğretmenlerini ve din görevlilerini yetiştirmek üzere açmaya başladığı İslam İlahiyat Merkezlerinin (Zentrum für Islamische Theologie) varlığı, konunun önemini açıkça gözler önüne sermektedir. Şöyle ki, bilindiği üzere, büyük çoğunluğunu Almanya’da yaşayan Türklerin oluşturduğu Müslümanlara, şu anda Türkiye’den giden din dersi öğretmenleri ve din görevlileri hizmet vermektedirler. Ancak yakın gelecekte zikrettiğimiz İslam İlahiyat Merkezlerinden mezun olan ve Almanya’da doğup büyüyen, dolayısıyla da Türkiye’yle bağları çok sıkı olmayan Müslüman-Türk öğretmen ve din görevlileri Türklere hizmet vermeye başlayacaktır. Bu durum bu merkezlerde verilen eğitim-öğretimin niteliğine bağlı olarak gerek Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkileri olumlu ya da olumsuz etkilemesinin yanı sıra Almanya’da yaşayan Türklerin ana vatanlarıyla olan bağlarını özellikle dini gelenek alanında oldukça etkileyecektir. Bu merkezlerde yetiştirilecek Din dersi öğretmenleri ve din görevlilerine verilecek ilahiyat eğitim-öğretiminde Kelam ve İslam Felsefesi oldukça belirleyici anahtar konumundadırlar. Zira bu iki alan, özellikle de Kelam, İslam'ın inanç ilkeleri ve düşüncesiyle, yani usul ile ilgilenmektedirler. Bundan dolayı da sunduğumuz araştırmanın amacı ve kapsamı, Alman müsteşriklerin Kelam ilmi ve İslam felsefesi konusunda tarihsel süreç içerisinde yaptıkları araştırmalar ve bu ilimlerin Alman üniversitelerinde geçirdiği evreler hakkında birtakım veriler elde etmektir.
Yusuf Erdem Gezgin İnsanlık, tarihte ve günümüzde altını kıymetli bir maden olarak başta para ve ziynet eşyası olmak üzere farklı şekillerde kullanmıştır. Geçmişte altın, güç ve iktidarın sembolü olarak görülmüş, yoğun bir şekilde kullanılmıştır. Günümüzde de altına verilen değerde herhangi bir değişiklik olmamıştır.
İslam ise altının bu değerini olduğu gibi kabul etmiş fakat mübadelesini belli kurallara bağlamıştır.
Bu kapsamda klasik fıkıh literatüründe altın mübadelesiyle ilgili hükümler, ribâ yasağının konu edildiği sarf akdiyle açıklanmıştır. Altın Mübadele İşlemleri: İslam Hukuku Açısından Bir Değerlendirme adıyla elinizde bulunan bu kitap, günümüz tezgâhüstü piyasalarında gerçekleştirilen altın değişimlerini, klasik fıkıh doktrininde beyan edilen kurallar çerçevesinde etraflıca ele almıştır. Altının bir cevher olarak madenden çıkarıldığı andan itibaren kuyumcu vitrinine gelen süreç içerisinde gerçekleştirilen mübadelelerinin tamamının ele alındığı bu çalışma, konuyla ilgili önemli açılımlar sağlamaktadır. Çalışma, altın sektöründe gerçekleştirilen işlemlerin fıkhî hükmünü açıklamakla sınırlı kalmamış, ilgili işlemleri detaylı şekilde açıklayarak sektörün tanınmasını sağlamıştır. Bu manada kitap, teori ve pratiğin buluştuğu bir çalışma olmuştur.
Bülent Koçoğlu, Halil Apaydın, Haris Macić, İlbey Dölek, Mehmet Ali Kirman, Oya Çetintaş, Ozaj Suliman, Rıfat Atay, Serdar Saygılı, Şeref Göküş, Yalçın Çetin Her kitap, bir fikir temelinden yola çıkılarak yazılır. Her kitabın gideceği, gitmek istediği bir düşünce limanı vardır. Bu kitabın düşünce kaynağı ve limanı Aliya İzzetbegoviç’tir. Kitabın mottosu; Aliya’yı daha doğru anmak, anlamak ve fikirlerini eleştirel süzgeçte değerlendirerek yaşama temelinde aşmaktır. Aliya, ulusu ile birlikte büyük bir fikir ve bağımsızlık mücadelesi vermiştir. Okumaya, yazmaya, eleştirel düşünceye, bilime, felsefeye, sanata, inanç ve evrensel ahlak yasası temelinde hoşgörüye önem vermiştir. Bu kitap, 13 bağımsız bölümde Aliya’yı yaşantısı, eserleri, sanat, siyaset, din, felsefe, bilim, Batı ve Doğu algısı, birlikte yaşama tecrübesi ve hoşgörü kültürü, kadının birey ve toplumun inşasındaki rolü gibi farklı konulardaki görüşleri bağlamında ele almaktadır. Eser, bu yönüyle daha bütüncül ve bilimsel bir yaklaşımla Aliya okuması yapmak isteyen okurların istifadesine sunulmuştur.
Arslan Topakkaya Bu eser hermeneutik tarihini ana hatlarıyla betimlemeye çalışmaktadır. Ülkemizde hermeneutik çalışmak isteyenler için hermeneutiğe tarihsel gelişim süreci bağlamında sistematik bir bakış açısı kazandıracak eserlerin eksikliği söz konusudur. Söz konusu eksikliği bir nebze olsun gidermek bu kitabın ortaya çıkmasına vesile olmuştur.
Okuyucuyu detayda boğmak yerine tarihsel gelişim bağlamında olmazsa olmaz noktalar üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte hermeneutiğin anlaşılması bakımından önemli olan hususlara da temas edilmiştir. Konu hakkında detaylı tartışmalara girmeden hermeneutik tarihini bir bütünlük içinde -Antik Yunan'dan günümüze kadar- verilmeye çalışılmıştır. Günümüzde özellikle Felsefi hermeneutik araştırma alanı olarak ilgi görmektedir. Bu alanda yol alabilmek için ilk olarak hermeneutik tarihini bilmek gerekir. Hermeneutik sadece felsefeciler tarafından çalışılan bir alan değildir. Bu açıdan elinizdeki eser konuyla ilgilenen bütün araştırmacılara bütünlükçü bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır. Hermeneutik tarihini bütün detaylarıyla bir kitapta toplamak oldukça zor bir iştir. Bu bağlamda bu eser, muhtasar -ama bütüncül- bir tarihsel gelişim kitabı olarak düşünülmüştür.
Süleyman Hayri Bolay Yedinci basımına ulaşan bu eser, Türkiye’de bazı bakımlardan ilkleri gerçekleştirmiştir. Çünkü ülkemizde bu esere kadar, Doğu/İslâm ile Batı düşüncesinin büyük ve temel isimlerine ait felsefî görüşlerinin bu çapta derinlikli mukayesesi yapılmamıştır. Binaenaleyh bu çalışma, Aristo’nun ve Gazzalî’nin metafizik kavramlarının ve bu kavramların ihtiva ettiği ana fikirlerin karşılaştırmasını yaparak hem bir örnek teşkil etmiş hem de Gazzalî gibi bir büyük düşünürün Aristo’dan neler aldığını, neler almayıp, nerelerde onun görüşlerine karşı çıktığını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bunu yaparken Gazzalî’nin İslâm aleminde düşünceyi durdurduğu iddiasının temelsiz olduğunu açığa çıkardığı gibi onun ele aldığı problemleri nasıl sistematik bir biçimde tek tek çözdüğünü de ortaya koymuştur.
Türkiye’de felsefe ve düşünce dünyasının iki büyük zirvesinin karşılaştırılması, konuya ilgi duyan herkese ilginç gelmektedir. Böyle ağır konulu bir kitabın altıncı baskıya ulaşması, ona gösterilen alakanın bir göstergesidir. Çeyrek asra varmadan klasikleşen bu eser, umarız, bundan sonra da aynı alakaya mazhar olur. Nobel Akademik Yayıncılık böyle bir eseri tekrar basmakla düşünce tarihimize büyük bir katkıda bulunmaktadır.
Talat SAKALLI Çağımızda, hadis/sünnet değerlendirilip yorumlanırken genellikle indirgemeci, seçmeci tavır benimsenmektedir. Sünneti hayat geçirme noktasında da hadis veya genel anlamda naslar siyasî veya hissî düşüncelere kurban edilmektedir. Basmakalıp sathî bakış açısı ile temel delillere yaklaşılması, daha kötüsü, bu deliller zevkçi, bencil ideolojilerin dayattığı dünya görüşünün kısır ve dar çerçevesinde değerlendirilmesi, Müslümanları hakikatten uzaklaştırmaktadır. Nitekim bazı çevrelerde hadisler, –haliyle ayetler bile- kuralı kaidesi olmayan oldukça serbest yorumlara tâbi tutulmaktadır. Bazı yorumlar, İslam kültür tarihinde aşırı uç kabul edilen Şiî veya Batınî fikirleri bile aratacak kadar ilmîlikten uzak yapılmaktadır. Hele hadislerin tenkidinde kuralsız ve usulsüz davranılması, İslam ülkelerinde kabul görmemektedir. Bu açıdan, İslam'ı, çağın idrakine sunarken, önce kurallar koyup o kurallara nasları uydurmak yerine, Kur'an ve sünnetleri esas alarak prensipleri çıkarmak daha gerçekçi olacaktır.
Müslüman vicdanında kabul görecek yeni bir medeniyetin oluşmasına katkı sağlayacak çabaların başında şüphesiz Hadis ilmiyle ilgili çalışmalar gelmektedir. Hadislere anlam yüklerken, Aynî'nin Umdetü'l-Kârî isimli muazzam eserinde takip ettiği yöntem gibi klasik şerh usul veya yöntemlerinin yanı sıra, hadisin bütün bağlamlarını tespit etmeden yorum yapmamaya da dikkat etmek ve Aynî'nin de esas aldığı gibi, Usul ilimleri başta olmak üzere, İslam ilimleri ile günümüz ilimlerinin tamamından istifade etmek gerekmektedir. Bu doğru yöntem ile elde edilecek fikirlerin Müslüman gönlünde yer bulacağına inanıyoruz.
İşte Aynî gibi şerh geleneğimizin emsalsiz örneklerinin anlaşılması, tanıtılması ve tutarlı yöntemlerinin ilmî hayata aktarılarak günümüz ilimleri ile yoğrulması, çağdaş İslam dünyasının yeni bir medeniyet liderliğine soyunmasına da sebep olabilecektir. Elinizdeki şu kitabın da, bu kutlu yolda bir nebze katkısının olmasını ümit ederiz.
Yunus Akyüz Azalan müşâreke (ortaklık), kâr-zarar prensibince çalışan ve faizsiz bankacılıkta kullanılmak üzere tasarlanmış bir finansman ürünüdür. Ortaklık temelinde kurulan bu akit, bir yandan bireylerin ve müesseselerin finansman ihtiyacını faizsiz bir şekilde karşılamalarına imkân verirken öte yandan elde atıl bulunan sermayeyi işletmeyi sağlamaktadır. Yöntem kuruluş itibarıyla müşâreke akdine benzerlik gösterirken bazı yönlerden klasik müşârekeden ayrılmaktadır.
Kendine has birtakım özellikleri bulunan azalan müşâreke yöntemi, faizsiz bankacılık için arzu edilen şey olan ortaklık anlayışının daha etkin bir şekilde kullanılmasına katkı sağlayacaktır. Çünkü faizsiz finans dünyası, işlemlerin çoğunu modern murâbaha yöntemiyle yapmayı tercih ettiği ve mudârebe-müşâreke prensibinden uzaklaştığı için çokça eleştiri almaktadır. Buradan hareketle bu çalışmanın amacı, ortaklık üzerine inşa edilen azalan müşâreke yönteminin tarihi, türleri, kullanım alanları, diğer finansman yöntemlerinden farkı, içerdiği fıkhi problemler gibi meseleleri konu çerçevesinde oluşan literatürden hareketle ele alıp sunmaktır. Çalışmanın konusu olan azalan müşârekenin bir faizsiz finansman tekniği olarak ticaret, araç gereç, konut edinimi gibi konularda faiz hassasiyeti olan bireyler için -gerekli vergi, altyapı ve kanuni düzenlemelerin hazırlanması hâlinde- faizsiz bir enstrüman olma özelliği böyle bir çalışmayı önemli kılmakta ve eserin bu alana katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Öte yandan yöntemin, günümüzde ivme kazanmış olan ve elbirliği prensibine dayalı sistem için de özellikle konut finansmanı açısından alternatif bir teknik olma özelliği taşıdığı söylenebilir.
İsa Ceylan Bağımlılık kader midir? Değişime adım atmak, sanıldığı kadar zor mudur?
İstekle başa çıkmada maneviyatın etkisi nedir?
Gel-gitler yaşanırken dönüşüme nereden başlamak gerekir?
Zincir nasıl kırılır? Dibi bulmadan da değişim gerçekleşebilir mi?
Değişim için dinden destek alırken spor, müzik ve sanatla uğraşmak da maneviyata katkı sağlayabilir mi?
Araştırma yolculuğuna çıkarken bu ve benzeri sorulara yönelik birtakım farkındalıkların kazanılması gerekir diye düşünüyordum. Fakat özellikle sağlık ve huzur için değişimin önündeki engellerin bilincinde olan, anlam ve yaşam hedefi arayan, değişim ve arınma istekliliği taşıyan bağımlı bireylerin farkındalık dolu dünyaları beni çok şaşırttı. Değişimin değerini fark etmiş kişiler vardı karşımda. Peki değişim niyetini sürdürmek ve vicdanın uyandırılmasını sağlamak için hangi adımlar atılabilirdi?
“Damdan düşenin hâlini damdan düşen anlar.” derler. Bu nedenle kitapta bağımlıların deneyimleri üzerinden değişimin; farkındalık, hazırlık, eylem ve sürdürme basamakları maneviyatla bütünleştirilerek sunulmuştur. Ayrıca manevi ihtiyaç olarak hangi değerler ve tutumların; ön plana çıktığına, bu tutumların nasıl içselleştirileceğine ve nasıl birer yaşam becerisi olarak edinilebileceğine ilişkin ipuçlarına rastlayabilirsiniz.
Ali Öztürk, Eyüp Salih, F. Beylü Dikeçligil, Fariz Halilli, Hasan Şükrü Yayıntaş, Levent Bayraktar, Mehmed Veysî Dörtbudak, Metin Hakverdioğlu, Mustafa Özçelik, Mücahit Kaçar, Nehri Aydinçe, Özden Aydın, Raşit Çavuşoğlu, Safi Arpaguş, Sinem Dilara Çimdiker, Türkan Uymaz, Yeliz Yayıntaş Tasavvuf kültürü, medeniyetimizin mayası hükmündedir. Bu maya hem insanı hem toplumu hem de coğrafyayı şekillendirerek, yaşanabilir bir medeniyet kurar. Bu bir sevgi ve rahmet medeniyetidir. Tasavvufî irfan ocakları; bulundukları coğrafyaları, insanın yaratılmasından maksudu tahakkuk ettirecek şekilde böyle bir medeniyete dönüştürürler.
Elinizdeki bu eser, Bakü'den Balkanlara Halvetîliğin ve genel anlamda tasavvufun izini sürerek, onun medeniyet kurucu rolünü bir parça olsun gözler önüne sermek idealinin ve iradesinin bir yansımasıdır.
M. Tayyip Okiç Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, Türkiye'de modern ilâhiyat fakültelerinde hadis alanında yazılmış ilk eserdir. Konuları tahlil biçimindeki disiplin, kaynakları işleme titizliği ve geniş bibliyografyasıyla hadis araştırmalarının klâsiği kabul edilmektedir. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesinde tefsir ve hadis kürsülerini kuran, binlerce talebe yetiştiren Prof. Dr. Muhammed Tayyip Okiç bu eseriyle Babanzâde Ahmet Naim ve İzmirli İsmail Hakkı gibi, Osmanlı âlimlerinin ilim geleneğine eklenebilecek son halkalardan biridir. Bu yönüyle Okiç, modern bir ilâhiyat fakültesinde İslâm medeniyet tarihinde sayısı binlerle ifade edilen dâru'l-hadîslerin temsilcilerinden birisi olarak tarihteki yerini almaktadır. Kitap Türkçe, Farsça, Balkan ve Batı dillerinde hadis alanında yapılmış birçok çalışmaya yer vermesine rağmen araştırılan her konuda müsteşrik perspektifini çürütmektedir. Akademi dünyasında göz ardı edilmiş bir eser olmasına rağmen bu kitap kritisizmin ve hermeneutiğin girdaplarına duçar olmuş modern araştırmacıların hadis deryasında zorlandığı birçok probleme yeni bakış açıları sunmaktadır. Kitap müsteşrik etkilerinin gizli nüfuzu konusunda hassasiyet taşımakta, bu açıdan ilâhiyat fakültelerinde hadis ilminde üretilen çalışmalara metodoloji sorununda rehberlik değerini korumaktadır.
Kenan Gürsoy Sevgiyle değerlendirmemiz gereken bir kültürümüz, bir dilimiz, bir edebiyatımız var. Dahası tam da “İrfan kültürümüz işte budur” diyebileceğimiz, bugün özgürce ve evrensel kucaklayıcılığı ile işleyebileceğimiz bir tasavvuf geleneğimiz söz konusu. Bu fikirden hareketle, felsefenin neden bir “gelenek işi” olduğunu gösteren yazı, bildiri ve mülâkatlardan oluşan ve tasavvuf geleneğimizin felsefî bir yaklaşımla tahlil edildiği “Bir Felsefe Geleneğimiz Var mı?”, Türkiye'de düşünme çabasını ciddiye alan herkesin cevaplaması gereken bir soruya dikkat çekiyor.
Recep Bilgin Elmalılı’nın tefsir, kelâm, felsefe, sosyoloji ve psikolojiyle ilgili yönleri araştırılmasına rağmen hadisçilik yönü yeterince ele alınıp incelenmemiştir (Şahin, 2008: 149). Belirtilen bu gerekliliğe ve üzerinde farklı disiplinlere ait birçok akademik çalışma yapılmasına rağmen Elmalılı’nın Hak Dini Kur’ân Dili isimli tefsirini merkeze alarak müfessirin hadisçiliğiyle ilgili doktora seviyesinde bir çalışmanın yapılmamış olması önemli bir eksikliktir. Bu eksikliğin giderilmesi amacıyla böyle bir konuyu çalışmaya karar verdik. Söz konusu tefsirde kullanılan hadislerin incelenmesi ve tefsirinin bu yönünün tetkik edilmesinin ilim dünyasına bir katkı sağlayacağını umuyoruz.
Serdar Özalp Bünyesinde birçok işlem ve uygulamayı barındıran borsa, İslam iktisadı çalışmaları için önemlidir.
Nitekim bünyesinde pay, borçlanma araçları, vadeli işlem ve opsiyon, kıymetli madenler ve kıymetli taşlar piyasaları ile bu piyasalara ait birçok ürün ve sözleşmeyi barındırması bakımından borsa; İslam iktisadı çalışmaları için konu bakımından zengin bir yapıya sahiptir. Borsada uygulanan işlemler, hukukî bir zemine dayanmakla birlikte, bu işlemlerin uygulanışı, birçok fıkhî konuyu ve problemi beraberinde getirmektedir. Bu işlemlerden birisi olan açığa satış işlemi için de aynı durum söz konusudur. Çünkü açığa satış işlemi birçok fıkhî konuyu bünyesinde barındırmaktadır. Bu sebeple çalışmanın amacı, borsada yapılan açığa satış işleminin teknik uygulanışını ortaya koymak
ve fıkhî değerlendirmesini yapmaktır.
Kitap, açığa satış işleminin bir finansal ürün olarak fıkhî açıdan tahlile muhtaç yönlerine eğilmektedir. Bu bakımdan konuyu; araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve kaynaklarını içeren giriş kısmıyla birlikte üç bölümde incelemektedir. Birinci bölümde açığa satış işleminde karşılaşılabilecek çeşitli kavramlara yer verilmiş ve yine işlemin fıkhî olarak değerlendirilmesinde ortaya çıkan konulara kısaca temas edilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde, açığa satış işlemi için yapılan tanımlar sınıflandırılarak ele alınmış ve ardından işlemin ayrıntılı uygulanışına, çeşitlerine ve piyasaya İktisadî açıdan etkilerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise fıkhî açıdan tespit edilen dört konu üzerinden
işlemin İslam hukuku açısından değerlendirilmesine yer verilmiştir.
Kitap, özellikle konunun fıkhî boyutunu ele alan Türkçe bir çalışmanın olmaması göz önüne alındığında Türkçe literatüre önemli bir katkı oluşturmaktadır.
Yusuf Dinç Büyüme kapitalist model içerisinde hayatın her alanında karşımıza çıkan en temel olgudur. Çünkü arz üzerine kurulu model sürdürülebilirliğini büyümeye endekslemiştir. Sistemin kapitalist kodlarını yaymak ve yaşatmak için toplumlar da büyüme motivasyonu ile üstelik dönemine göre rasyonel veya irrasyonel kodlarla örgütlenir. Fakat kitlelerin ve toplumların peşinden sürüklendikleri bu ideal, ucuz bir kurgu ve yanılsamadır. Çünkü kapitalizm, esirgeme modelidir. Büyüme ancak ve sadece kapitalistin büyümesidir ve nimetleri diğerlerinden esirgenir. Fayda risalesi, fayda teorisini İslam iktisadı perspektifinden somut
(maddi) ve soyut (manevi) yönleriyle yeniden ele almaktadır. Yazar; üretim-tüketim bölünmezliği temelinde, kapitalizmin üretilen gelirin bölüşümü problemine gayret ilkesiyle çözüm teklif etmektedir. Eser, Hâce Yûsuf b. Eyyûb el-Hemedânfnin Rötbetü'l Hayat teorisi üzerine yerleştirdiği tahayyül ite kapitalizmin göz ardı ettiği fayda boyutlarının iktisadi yapısını matematik ilişkileriyle açıklamaktadır. Eserde fayda teorisini besleyen
felsefi arka plan tartışılırken, fıtratın ortak kümesinin detayları incelenmiştir. Aynı zamanda finansal aracılık paradigması sorgulanırken İslam iktisat kurumlarının kolektif rolü üzerine tespitlere yer verilmiştir.
Mehmet Salih Ökten Cemaat Modernliği kitabı; cemaatlerin modern bireyler için ne anlam ifade ettiklerine, modernliği nasıl deneyimlediklerine, kendilerine göre nasıl yorumladıklarına, modernliğe nasıl direnç gösterdiklerine ve modern zamanlarda nasıl bir dönüşüme uğradıklarına kısacası “cemaat modernliği”nin kavramsallaştırılmasına yönelik bir çabadır. Bu çabanın modernliklerin kırılganlıkları, sürekli olarak değişebilirlikleri ve ayrıca bazı modernliklerin doğasında bulunan “yıkıcı” ve “şiddet” içerikli güçlerinden dolayı cemaatlere sürekli olarak iyimser bir bakış geliştirilmesine yol açmadığını belirtmek gerekir.
“Cemaat modernliği”nin kavramsallaştırılması denemesi için örneklem olarak modernliğin en çok deneyimlendiği ve iç gerilimlerin en yoğun yaşandığı mekânlar olan kentlerdeki farklı yaş, meslek ve eğitim gruplarından seçilen Nur Cemaati mensuplarının zihniyet yapı haritaları, kendilerini ve çevresini algılama biçimleri, eylemlerinin, duygu ve düşüncelerinin ne tür referans kaynaklarına dayandırdıkları ve gündelik yaşam pratiklerinde modernlikle nasıl bir uyum, direnç ve değişim sergiledikleri sahaya inilerek ve içeriden bir bakış açısıyla anlaşılmaya çalışılmıştır.
Sosyoloji disiplininde/literatüründe din, toplum, siyaset ve modernlik ilişkisi daha çok seküler bir perspektiften hareketle ele alınmaktadır. “Cemaat modernliği” kavramsallaştırmasını yapmaya çalışmak bir nevi sosyoloji disiplininin/literatürünün bu seküler perspektifine eleştirel bir tavır takınıldığının da göstergesidir. Bu kitap; Türkiye'de din, toplum, siyaset ve modernlik ilişkisini hem teorik tartışmalar çerçevesinde irdelemekte hem de saha çalışmasından ele edilen veriler ışığında “cemaat modernliği” kavramını çok yönlü olarak açıklamaya çalışmaktadır. Cemaatlerin modernlik deneyimlerinin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutlarının neler olduğu akademik bir ilgiyi hak etmektedir.
Bu çalışmanın; cemaatlerin modernlikle birlikte değişen karakterini diğer bir deyişle “cemaat modernliği”ni anlamaya yönelik yapılacak araştırmalar için bir bilgi kaynağı sunacağı, akademik ilgiyi artıracağı ve literatüre bir katkı sağlayacağı öngörülmektedir.
Yunus Kutval, Özgür Kanbir İslam iktisadının temel kurum ve meselelerinin ele alındığı kitaplardan oluşan Cep Kitapları dizisinin yedinci kitabı olan bu eserde, çevre ve ekoloji konusu teorik bir derinlikten ziyade her seviyeden insanın kolaylıkla anlayacağı bir içerikte anlatılmaya çalışılmıştır. Günümüzde kapitalizm, büyük ölçüde ahlaki değerlerden soyutlanmıştır. Bunun zararlarını insanlık, küresel ısınma ve çevre felaketleri olarak görmektedir. İslam dininin esasları çerçevesinde şekillenen İslam iktisadı ise insanı ve tabiatı sömürme temelli bu yozlaşmış üretim ilişkilerine alternatif olarak yükselmektedir. İslam dinine göre Allah'ın yeryüzündeki halifesi insandır. İslâmî prensipler çerçevesinde şekillenen İslam iktisadının tanımladığı insan modeline göre tabiat, yaratıcının bir emaneti olarak görülmeli, canlı-cansız tüm varlığa saygı duyulmalı ve üretim-
tüketim odaklı değil de etik değerler taşıyan iktisadi faaliyetler yürütülmelidir. Kitap bu anlamda ekoloji ve çevre konusuna İslam iktisadı perspektifi ile yaklaşmakta ve konuya dair çözüm önerileri sunmaktadır.
Metin Eken Kimliğe tutunmanın gittikçe zorlaştığı modern toplumsal koşullarda kişilerin ve grupların kendilerini ifade etme biçimleri fazlasıyla değişti. Yüz yüze ortamların yerini büyük ölçüde dijital ortamlara bırakması, kimlik repertuvarını genişlettiği kadar kimliğin kuşaklar nezdindeki görünümlerini de farklılaştırdı. Kitap, işte tam bu noktadan hareketle modern toplumsal koşullarda tutumlarını ve dinî kimliklerini ifade etme biçimleriyle dünya Müslüman nüfusunun en etkin üyelerinden oluşan M nesli özelinde, gençlerin kendilerini ve inançlarını internet ve sosyal medya aracılığıyla nasıl ifade ettikleri sorusunun peşine düşüyor.
Bu çerçevede M nesli üyelerinin, medya ortamlarının teknik doğası ve kültürel içerimleriyle kendi inançlarını nasıl ilişkilendirdiklerine ve kimlik, cemaat, otorite ve ritüel gibi bahisler özelinde hangi pratikleri ürettiklerine odaklanan çalışma, okuyucuyu, medya ve din ilişkisi temelinde muazzam çağrışımlar sunan bir sorgulamalar alanına davet ediyor. Ve belki daha da önemlisi, doğrudan saha araştırması bulgularına yaslanarak dünyanın çok farklı coğrafyalarında yaşayan Müslüman gençlere dair bir kuşak portresi çiziyor.
Mehmet Sürmeli Allah'ın bize verdiği en büyük nimetlerden biri çocuklarımızdır. Bu nimetin büyüklüğüne oranla imtihan edildiğimiz de bir gerçektir. Bu imtihan süreci henüz onlar dünyaya gelmeden eş seçimiyle başlamakta ve dünyaya geldikten sonra da devam etmektedir. İmtihanı başarıyla sonuçlandırabilmek için onların her anlarıyla bir yöntem dahilinde ilgilenmek zorundayız. Eğer bu ilgi bir an bile kaybolacak olursa çocukların yaşadıkları çevre / sokak onları istediği gibi yetiştirebilmektedir. Bu anlamda “sokak çocuğu” deyimi, eğitiminden anne-babanın elini çektiği metruk çocuklar için kullanılan bir ifadedir. Gerekli eğitim ve öğretim verilmediği zaman köşklerde ve sırça saraylarda yetişen çocuklar dahi niteliksel anlamda “sokak çocuğu” olabilir. Yeryüzüne halife olarak yaratılan bir varlık sokağa terk edilemeyecek kadar değerlidir. Şayet bu önemli varlığın değeri bilinmeyecek olursa başına gelecek olumsuzluklar onu insaniyet konumundan düşürerek değersiz hâle getirebilir. Kur'an “eşref-i mahlûkat” olarak yaratılan bu varlığın emanete liyakat durumunu koruyabilmesi için onun eğitimi ile ilgili çok önemli hükümler koymuş ve Peygamber Efendimiz de hem kendi çocuklarını, hem de sahabenin çocuklarını ideal anlamda yetiştirerek bizlere örnek olmuştur. Bu davranışıyla insanın değerine hem atıfta bulunmuş, hem de iyi yetiştirerek kıymetini daha da artırmıştır.
Mustafa Köylü, Cemil Oruç Çocuğun biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimi kadar, inanç gelişimi ve buna bağlı olarak verilecek dini eğitimi de son derece önemlidir. Bu açıdan çocukluk dönemi din eğitiminde izlenecek yöntemler, çocuğun sağlıklı bir kişilik gelişimi göstermesi açısından olduğu kadar, sağlıklı bir dini gelişim göstermesi açısından da kritik bir süreci teşkil eder. Bununla birlikte, dini gelişim ve eğitim süreçlerinin diğer eğitim ve gelişim süreçleri yanında kendine özgü bir takım ilkeleri ve yöntemleri de vardır. İşte bu kitap doğumdan itibaren yaklaşık on yaşına kadar, çocuğun farklı gelişim özelliklerini ele alarak, bilimsel bir yaklaşımla, din eğitiminin aile, okul ve medyada nasıl etkin ve doğru bir şekilde gerçekleştirilebileceğini göstermektedir.
Melek Yıldız Güneş OsmanlI'nın son döneminde yenileşme hareketinin üniversite ayağı olarak tesis edilen eğitim kurumu Darülfünun, dönemsel kırılmanın etkisiyle eğitsel anlamda yapılan yenilikler ve dönüşümler adına pek çok şeyin göstergesidir. Bu anlamda Darülfünun’da okutulan ahlâk dersleri de dönemin dönüşüm ve kırılma taşıyan karakterinden kendi payına düşeni almıştır. Kitapta, ahlâk derslerini okutan hocalar, ders programları ve derste okutulan eserler birbirinin ayrılmaz parçası olan bir bütünlük içerisinde araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu unsurların takibi o dönemde ahlâk eğitimine üniversite ölçeğinde verilen önemi, hocaların eğitimsel arka planını ve taşıdıkları fikrî etkileri ayrıca vücuda getirdikleri ahlâk çalışmalarıyla savundukları ahlâk anlayışını göstermektedir.
Bu kitap; Darülfünun’da yapılan yenilik ve düzenlemelerin ahlâk derslerinin varlığını nasıl etkilediğini ortaya koyarak ne sıklıkla müfredatta yer alabildiği, ahlâk derslerini okutan hocaların kimler olduğu, hangi eğitim ve fikrî temayüle sahip olduğu, bu hocaların ahlâk ile ilgili vücuda getirdiği eserlerinin neler olduğu, hangi etkileri taşıdığı, ahlâk dersleri üzerinde gözlenen değişim ve dönüşümün Darülfünun geneline teşmil edilip edilemeyeceği gibi sorulara cevap arayan bir araştırma olması yanı sıra Darülfünun’da süreç içerisinde ortaya çıkan ahlâk anlayışı dönüşümünü gözler önüne sermektedir.
İsa Yılmaz İslam iktisadının temel kurum ve meselelerinin ele alındığı kitaplardan oluşan Cep Kitapları dizisinin beşinci kitabı olan bu eserde değer konusu teorik ve pratik boyutlarıyla birlikte her seviyeden insanın anlayacağı bir içerikte anlatılmaya çalışılmıştır. Günümüz dünyasında kapitalizm olarak adlandırdığımız, küresel düzeyde egemen hale gelmiş, evrensel nitelikte ve alternatifsiz görünen bir iktisadi anlayış hâkimdir. Dolayısıyla, modern dünyanın içine doğmuş insanlar olarak iktisadi ilişkilerimizi kapitalist üretim, tüketim ve dağılım tekniklerinin bizim için belirlediği sınırlar içerisinde kuruyoruz. Zorunlu olarak hâkim iktisadi anlayışın diliyle konuşmaktan ve pratik üretmekten başka alternatifimiz olmadığını düşünüyoruz. Oluşturulan bu dilde bazı kavramların toplum içerisinde yerleşmesinin tarihsel bir sürece ve bağlama sahip olduğunu ve bunların sürekli bir anlam değişimi ve dönüşümüne uğramaya devam ettiğini göz ardı ederek bu kavramlara tarih üstü bir rol atfedebiliyoruz. Bu tutum bizi iktisadi ilişkilerde edilgen hale getirmekte ve alternatif iktisadi sistemlerin inşası konusunda elimizi kolumuzu bağlamaktadır. Bu eser iktisatta temel kavramların yeniden yorumlanmasını esas alan Cep Kitapları dizisinin bir parçasıdır. İktisadın en önemli kavramlarından biri olan değer kavramını ele alan çalışma ile pek çoğumuz için sorgusuz sualsiz kabule dayanan "değer bağımsız" bir iktisat düşüncesinin iktisadi açıdan ne anlam ifade ettiği, bu düşüncenin gündelik ilişkilerimize etkisi ve mevcut iktisadi anlayışın ötesinde değer yüklü bir iktisadi sistemin inşası için başlangıç noktaları ele alınmaktadır.
Emel Koç, Nurten Gökalp, Ceyhun Akın Cengiz, Umut Ayhan, Recep Batu Günör, Fikret Yılmaz, Mustafa Yıldırım İnsan, varoluşunu değerler aracılığıyla gerçekleştirir. Fakat değerlerin kim tarafından ve ne şekilde oluşturulduğu, özgürce kabul edilip edilmediği açık değildir. Görülmektedir ki genellikle siyasi, iktisadi, toplumsal ve kültürel yapılar belli bir düzeni ve değerler manzumesini insanlara dayatır. Yaşamın koşuşturmasında kişiler; neye, neden ve nasıl yöneldiklerinin bilincinde olmadan davranırlar. Bu kalıplar içinde sıkışmışlıklarını ancak sınır durumlarla karşılaştıklarında fark eder; böylece kendisini ve varlığı anlama, anlamlandırma çabası için uğraş vermeye başlarlar. Bütün eylemleri kabulleri doğrultusunda hayat bulan insan, varoluşunu gerçekleştirebilmek için kalıpların dışına çıkabilmeli, kendisini özgür seçimleri doğrultusunda yeniden şekillendirmelidir. Bahsedilen amaç, değerlerin ne olduğu ya da olması gerektiğine dair bir sorgulamanın yapılmasıyla gerçekleşebilir. Felsefe, değerler alanıyla ilgili filozofların ortaya koydukları zengin bir külliyata sahip olması nedeniyle önemli bir kaynaktır. Dolayısıyla felsefe insanlar için rehberlik görevi üstlenebilir. Bu kitapta; insanların yaşamının her anında etkisini hissedebileceği değerlerden bağlanma ve sadakat, aşk, dostluk, merhamet, hoşgörü, arzu ve özgecilik başlıkları seçilmiş; incelenen her kavramın analizi yapılmış ve belli başlı filozofların görüşleri eleştirel bir şekilde izah edilmiştir.
Yılmaz Ceylan Değerler, her dönemde farklı şekillerde insanların ve toplumların geçmişten gelen kültürel kodlarına sirayet etmiş ve onlara yol gösterici ölçütler olmuştur. Tarih boyunca değerler, coğrafya, iklim ve toplumsal koşullar nedeniyle değişime uğramış ve dönemden döneme, toplumdan topluma farklılaşmıştır. Tarihsel süreç içerisinde bir kategorileştirmeye gidildiğinde genel olarak değerleri ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasi temelde bir ayrışmayı içinde barındırması nedeniyle geleneksel, modern ve postmodern şeklinde üç kategoride ele almak mümkün olmuştur. Bu dönemlerin içinde bulundukları şartlar gereği kendilerine göre referans aldıkları kaynaklar olmuş ve o referans kaynakları hem değerlere kaynaklık etmiş hem de değerler aracılığıyla kendi davranış örüntülerine yön vermiştir. Bu anlamda üç önemli fenomen din, toplum ve topluluk veya cemaat, toplumların norm ve değerlerine farklı dönemlerde kaynaklık etmiştir. Bu dönemler ve bu dönemlerin merkezinde bulunan değer ve normların referans kaynakları, kitabın yoğunlaştığı hususlardır. Bu kitapta modern dönem sonrası genelde teknoloji özelde iletişim teknolojisindeki değişimlerle birlikte bu değerler ve medyada karşılık bulduğu durum, sosyolojik bağlamda tartışmaya açılmıştır.
Hasan ÇELİKKAYA Çalışmanın temel amacı, eğitimdeki duygu ve değerler eğitiminin, eğitim sisteminde ne derece gerçekleştiğini görmek ve ona göre eğitime yön vermektir.
Bu konunun tespitinde en sağlam bilimsel yolun anket uygulaması olduğu görülmüş ve kitapta bu gerçekleştirilmiştir. Bu arada konuyu destekleyen ve yazarın daha önce yayımlanmış bazı makaleleri de kitaba eklenmiştir. Keza din eğitimini çok yakından ilgilendiren yazarın “Dinî Cemaatler ve Cemaat İlişkileri” konusunda daha önce hazırladığı ancak yayımlanmamış çalışması da kitabın bütünlüğü açısından ilave edilmiştir.
Kitapta din eğitiminde duygu ve tefekkür konusunun önemine özellikle dikkat çekilmiştir.
Çalışma, din eğitimi konusunda araştırma yapan okuyucuların ilgisini çekecek ve yararlı olacağı düşüncesindeyiz.
Süleyman Gümrükçüoğlu İletişim teknolojilerinin gelişimine bağlı olarak gelişen ve yaygınlaşan internet ve sosyal medya kullanımı, insanların hayatlarında önemli bir yer işgal etmektedir. Birçok sosyal medya mecrasının bulunması, bunlara ulaşma ve kullanımındaki kolaylık, bireylerin bu platformlara yönelimini arttırmıştır.
Sosyal medyanın iletişim işlevi, birey ve toplum hayatını ilgilendiren her alana etki ederek değiştirebilmektedir. Öyle ki enformasyon çağının ortaya çıkardığı bu imkânlar, kimi zaman hayatı kolaylaştıran, hızlandıran ve insanları daha mutlu kılan faydalı etkiler yarattığı gibi kimi zaman da dönüştüren, zarar veren ve sosyal düzeni bozan etkiler yaratabilmektedir. Bu yönüyle sosyal medya; insanların davranışlarını, iletişim şeklini, algısını, düşünme biçimini, zaman yönetimini hatta kültürlerini ve değerlerini de etkileyebilmektedir.
Sosyal medyanın değer odaklı ve bilinçli kullanımı, olumsuzlukları en aza indirerek, onu bireylerin faydalanabileceği bir araç hâline dönüştürecektir. Bu alandaki ahlâki olgunlukla, zararlı olabilecek kullanım arasındaki negatif ilişki dikkate alınarak, eğitim programlarının, bireyin ahlâki gelişimine katkı sağlayacak din ve değer eğitimi gibi alanlarla desteklenmesi önemlidir.
İşte bu kitap, sosyal medya kullanımındaki değer yoksunluğunun bireysel ve toplumsal hayattaki yansımalarını göz önünde bulundurarak din eğitiminin sosyal medya kullanımına etkisini hem teorik hem pratik yönüyle ele almayı amaçlamıştır. Bu eser sadece örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görev yapan akademisyenler, öğretmenler ve din görevlileri için değil sosyal hayat için yer alan tüm bireylerin faydalanacağı bir eserdir.
Süleyman Hayri Bolay Dinlerin hedefi, bütün insanları “iyi insan” hâline getirmektir. Bu bir kuyumcunun ham altını işlemesi gibidir. İyi insan olmak için Yüce Tanrı'nın bize bildirdiği kurallar bütününe inanmak, samimi şekilde inandıklarını hayata geçirmek gerekir. Burada önem kazanan husus, inandıklarını doğru anlayıp doğru uygulamaktır. İşte bu noktada “din öğretimi” ile “din kültürü ve ahlak bilgisi eğitimi” ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düşüncelerle hazırlanan kitabımızda, Allah var mıdır? Ateizm nedir, çeşitleri nelerdir, nasıl eleştirilmiştir? Din nedir? Dine ihtiyaç var mıdır? Din eğitiminin felsefi, hukuki, anayasal ve evrensel temelleri nelerdir? Batı ülkelerinde din eğitiminin durumu nedir? Başlıca dinler hangileridir? Dinimizin kuralları nelerdir? Peygamberimiz kimdir? Dinin amaçları nelerdir? Nasıl iyi insan olunur? İman esasları nelerdir? İbadet esasları nelerdir? İbadetlerin eğitici yönleri nedir? Ahlak nedir, ahlakın eğitici tarafları nelerdir? soruların cevaplarını bulacaksınız. Bunlara ilave olarak abdest alma, namaz kılma şekilleri resimli olarak gösterilmiştir. Bir kısım okuma parçaları, gazete kupürleri, ayrıca değişen yeni programa uygun olarak programların etkinlik örnekleri kitaba eklenmiştir. Bu konular işlenirken kolay öğrenmeyi ve anlamayı sağlamak hedefimiz olmuştur. Çünkü dinde sevdirmek esastır. Görevlerini ibadet şevkiyle ve inancıyla yapan sayın öğretmenlerimize, öğretmen adaylarına, öğrencilere, bu konularda temel bilgileri edinmek isteyen herkese bu kitabın faydalı olacağına Nobel Yayınevi olarak inancımız tamdır.

İÇİNDEKİLER


Bölüm 1 DİN EĞİTİMİNDEKİ BAZI TEMEL KAVRAMLAR VE
DİNLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER
DİN EĞİTİMİNDEKİ BAZI TEMEL KAVRAMLAR
DİN VE DİNLER
EĞİTİMİN DİNLE İLİŞKİSİ

Bölüm 2 DİN EĞİTİMİ VE DİN EĞİTİMİ BİLİMİ
DİN EĞİTİMİ
DİN EĞİTİMİ BİLİMİ
DİN EĞİTİMİ BİLİMİNİN KONUSU
DİN EĞİTİMİNİN BAŞLANGICI
DİN EĞİTİMİNİN AMAÇLARI
DİN KÜLTÜRÜ EĞİTİMİNİN OKULDAKİ HEDEFLERİ
DİN EĞİTİMİ BİLİMİNİN DİĞER BİLİMLERLE İLİŞKİSİ

Bölüm 3 DİN EĞİTİMİNİN TEMELLERİ
DİN EĞİTİMİNİN BİLİMSEL TEMELLERİ
DİN EĞİTİMİNİN DİĞER TEMELLERİ
Bölüm 4 BATI ÜLKELERİNDE DİN EĞİTİMİ
AVRUPA’DA DİN KÜLTÜRÜ EĞİTİMİ
ABD VE JAPONYA’DA DİN EĞİTİMİ
Bölüm 5 DİN EĞİTİM VE ÖĞRETİMİNDE YÖNTEMLER

GENEL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ
ÖZEL ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ
Dİn Eğİtİmİ Esas ve Yöntemlerİne Farklı Bİr İslâmİ Yaklaşım

Bölüm 6 KREŞ VE ANA OKULLARINDA DİN EĞİTİMİ İLE BEDENSEL
ÖZÜRLÜ GENÇLERİN DİN EĞİTİMİ
Kreşlerde Dİn Eğİtİmİ
Anaokullarında Dİn Eğİtİmİ
Bedensel Özürlü Gençlerİn Dİn Eğİtİmİ

Bölüm 7 İNANÇ ÖĞRETİMİ, TEMEL İLKELERİ, ŞARTLARI

İNANÇ
İMANIN ŞARTLARI
ÇELİŞKİLER
İNSAN, KADER VE KAZA

Bölüm 8 İBADET, İLKELERİ VE ÇEŞİTLERİ
İBADET
İSLÂM’DA ÖNEMLE ÜZERİNDE DURULAN BAŞLICA İBADETLER
GENEL OLARAK HARAMLAR

BÖLÜM 9 AHLAK VE EĞİTİMİ
AHLAKIN SÖZLÜK ANLAMI
AHLAKIN TEMEL KAVRAMLARI
AHLAKIN TEMEL SORULARI

Halit Ev Günümüzde okullar, birçok kimse için hâlâ din eğitimi ve öğretiminin gerçekleştiği yegâne mekânlar olarak görülmektedir. Bu nedenle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri özellikle, inançların temelleri ve hayatın anlamıyla ilgili temel bilgileri düzenleme konusunda aracılık etmek, yaşayan inanç formlarını öğrenmelerine yardımcı olmak, diyalog ve inanç konusunda kendi başlarına karar vermelerini teşvik etmek gibi fonksiyonları sayesinde öğrencilere çeşitli imkânlar sunmaktadır.
Son yıllarda, beklenen görevlerin yerine getirilmesinde bu derslerin ve öğretmenlerin oynayabileceği rolün farkına varılarak, hem dersin sahip olması gereken yaklaşım hem de kullanılması gereken yöntem ve teknikler konusunda radikal sayılabilecek bazı adımlar atılmıştır. Artık araştıran, sorgulayan, anlamaya çalışan, eleştiren, empati kurabilen, problem çözebilen, iletişim becerileri gelişmiş, dinini temel kaynaklarından öğrenen, öğrendiklerini hayata aktarabilen ve bunlardan yeni bilgiler üretebilen bireylerin yetişmesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin de önemli amaçları arasına girmiştir.
Elinizdeki çalışmayla bir bakıma atılan bu önemli adımın önü açılmaya çalışılmış, din alanında uygulamaya konulması oldukça yeni olan yapılandırmacı öğrenme kuramıyla ilgili bilgi eksikliğinin giderilmesinin yanı sıra uygulamaya nasıl aktarılabileceği üzerinde durulmuştur. Bunun için de yapılandırmacılığın uygulama yollarından biri olan, hemen hemen bu kuramın öne çıkan tüm önemli yönlerini ihtiva eden, probleme dayalı öğrenme üzerine odaklanılarak din eğitimi ve öğretimi alanında, özellikle de Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde nasıl uygulanabileceği birtakım örneklerle somutlaştırmaya çalışılmıştır.
Alanında ilk olan bu çalışmanın, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri, bu yolun başında olan Eğitim Fakültesi İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitimi Bölümü ve İlahiyat Fakültesi öğrencileri, din eğitimi ve öğretimiyle ilgilenen herkese yararlı olacağı ümit edilmektedir.