Eğitim Yönetimi ve Denetimi \ 1-6
Ercan Türk Zaman insana uymaz ancak insan zamana uymaya mecbur kalır. Zaman o ki sosyal medya imkânları ve dijital yayınların artması kitaba olan bağlılığı azaltmış olsa da aksine ihtiyaç olan fikrî arka planı ve entelektüel birikimi sunacak alternatif yayın ve kaynak arzının önemi artmıştır. Bir kitap bin hayattır. Bir kitap ile yakılacak meşalenin bireylerin ve insanlığın yolunu aydınlatacağı muhakkaktır. Zira bilgi kazanımı ile var olan kabiliyetlerin geliştirilmesi sürecinde kitap en önemli araçtır.
Bu kitap; yazarın eğitim hayatı, kişisel ve mesleki yaşantısı dâhilinde dünyayı okuma ve yorumlama vizyonu bağlamında yazılmış, söylenmiş ve farklı tarihlerde değişik yayın organlarında yayımlanmış yazılarının ve çok sayıdaki tematik muhtevanın bir araya getirilmesinden ibaret bir çalışmadır. Bir kişinin sözlerinden müteşekkil bir ilk olma özelliğine sahip ve bir nevi çok sayıda kitabın özeti niteliğindeki bu eser; eğitim ve çalışma hayatının kazanımı olan bilgi, birikim ve tecrübenin özetidir.
William G. Castellano “Yeni Normal” olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz yeni dönem, çalışma hayatını kökten değiştiren yapısal dönüşümlere neden olmuştur. Küreselleşme, teknolojideki hızlı gelişmeler ve değişen işgücü yapısı, geleneksel insan kaynakları uygulamalarını yetersiz kılmaktadır. İş dünyasında başarı ve sürdürebilirlik ancak yeni yöntemleri araştırmak, uygulamak ve işgücü adanmışlığını sağlamak ile mümkün olacaktır. Bu kitapta, 21. yüzyılda sürdürülebilir bir rekabet üstünlüğü yakalamak isteyen ve bunun için sahip oldukları işgücü adanmışlığı ve yetenek yönetimini önemseyen örgütler için birçok uygulamaya yer verilmiştir.
İnsan Kaynakları Yönetimi alanında çalışmalarına devam eden pek çok değerli öğretim üyesisinin katkılarıyla Türkçeye kazandırılan bu eserin, akademisyenler, öğrenciler ve uygulamacılar için önemli bir referans olacağına inanıyoruz.
Şeyma Nur Didin Ala, Duygu Dinçer, Seffat Duman, Enver Ulaş, Mustafa Dervişoğulları, İsmail Karsantik, G. Seyra Çakır, Derya Eryiğit, Halim Güner, Akif Avcu, Münevver Başman, R. Şamil Tatık, A. Faruk Levent Çalışma, 4+4+4 kademelendirilmesinde ortaya çıkan yeni durumu ilgili tarafların (öğrenci, veli, okul yöneticisi, il-ilçe yöneticileri, müfettişler, branş öğretmeni ve sınıf öğretmeni) bakış açısıyla inceleyerek, çeşitli boyutlardan görmek ve değişim literatürüyle mevcut durumu tartışarak, durumun geliştirilmesi ve probleme bilimsel bulgular doğrultusunda çözüm önerileri getirilmesinin değerli bir çaba olacağı inancıyla yapılmıştır.
Mustafa Şengün Günümüz küresel dünyasının bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan hızlı gelişmeler, internet ve kitle iletişim araçlarının yaygın hâle gelmesi beraberinde ahlaki değerleri ve bireylerin sahip olduğu ahlaki nitelikleri de değiştirmektedir. Ayrıca, bilimsel ve teknolojik ilerlemelerin beraberinde getirdiği nükleer silah, ekolojik bozulma, genetik kopyalama, internet suçları, küresel savaş tehdidi gibi riskler, toplumların barış, huzur ve güvenliğini tehdit etmektedir. Ahlak ise, toplumdaki bireylerin barış, güven, huzur ve mutluluk içinde yaşamalarına yardımcı olmaktadır. Bu durum, ahlak konusunda araştırmalar yapmayı önemli ve bu alanda yapılan araştırmaların sürekliliğini gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla elinizdeki bu kitapta, ahlaki olgunluk konusu teorik ve uygulamalı olarak incelenmiştir. “Ahlaki Olgunluk” adlı eser, içeriğinde yer alan etik, ahlak eğitimi ve değerler eğitimi konuları itibariyle ortaöğretim ve üniversite öğrencilerine, araştırmacılara, akademisyenlere, öğretmenlere ve ahlak eğitimi ile ilgilenen herkese hitap etmektedir.
2017 yılında, yurt dışında Lap Lambert Academic Publishing tarafından “Ahlaki Olgunluk” ismiyle yayınlanan bu kitap, ders kitabı formatında düzenlenerek elinizdeki hâliyle yurt içinde Nobel Akademik Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır.
Ali Rıza Erdem, Aycan Çiçek Sağlam, Aykut Ekiyor, Aziz Gökhan Özkoç, Bekir Tuncer, Berfin Kart, Berna Tarı Kasnakoğlu, Besim Karakadılar, Burcu Seher Çalıkoğlu, Bülent Balkan, Doğan Göçmen, Esen Gürbüz, Fahri Apaydın, Filiz Angay Kutluk, Gül Erkol Bayram, Gülten Dinç, Harun Tepe, İlter Turan, İpek Kıskacı, Mehmet Emir Köksal, Nurhayat Çalışkan Akçetin, Ruhdan Uzun, Semiyha Tuncel, Sezer Bozkuş Kahyaoğlu, Sibel Oktar Thomas, Sinan Kadir Çelik, Volkan özbek, Yusuf Bayraktutan “Kayırma, baskı, dışlama ve tasfiye… Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinin ve akademik hayatının tarihi, bu üç hastalıkla sistematik olarak lekelenmiştir. Akademide Etik İhlalleri: Yaşanmış Vakalar kitabının, bu hastalıkların teşhirine anlamlı, güncel katkılar getirdiğini düşünüyorum.”
Prof. Dr. Korkut Boratav

"Hakikatin konu edinilip tartışılarak arandığı bir ortam olması gereken akademik hayatta yer alabilmek, hakikat saygısı kadar insan saygısı gerektirir. Hakikat ahlakı, hakikati arayan insanların ahlakıdır. Bu ahlakı var eden değerlerin olmadığı bir yapıda insan yoktur. İşte bu kitap, değişik açılardan akademik ahlak hayatında olması gereken değerleri, bu değerlerin yaşanmasındaki sorunları ortaya koyan çalışmalardan oluşuyor. Derleyenlerin ve yazarların emeklerini saygıyla karşılıyor, saygın bir kurum olması gereken üniversitenin böylesi çalışmalarla adım adım yetkinliğe doğru yürümesini diliyorum."
Prof. Dr. Ahmet İnam, ODTÜ

“AKETDER tarafından yayımlanan bu kitap, akademinin en önemli sorunlarından olan etik ihlaller konusunu gündeme taşıyan cesur bir adımı simgelemektedir. Akademideki varlığı ve yaygınlığı bilinen etik ihlal konusunda kitapta yer alan örnekler, bu sorunun üstesinden nasıl gelinebileceği konusunda da bir yol gösterici olacaktır. Derneği ve editörleri bu yönde gösterdikleri çaba ve cesur davranışları nedeni ile kutlarım.”
Prof. Dr. Gülten DİNÇ, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

“Prof. Dr. Fahri Apaydın ve Doç. Dr. Sinan Kadir Çelik'in yayıma hazırladığı "Akademide Etik İhlalleri" adlı bu biricik eser, akademinin içinde bulunduğu etik duruma dair bir ayna tutuyor. Akademi deyince akla ilk gelen mobbingdir. Mobbing; kişilerde ruh sağlığı bozuklukları, öz güven, öz saygı kaybı, intihar gibi durumlara sebep olmaktadır. Bu konudaki farkındalıkların acilen oluşması ve yasal düzenlemelerin yapılması çok önemlidir. Türkiye'de özellikle üniversitelerde mobbing olaylarının sıkça yaşandığını ve bunları yöneticilerin örtbas etme eğiliminde olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan elimizdeki eser, örtbas edilenin bizzat akademisyenler tarafından yazılıp açık edilmesidir.”
Prof. Dr. Kemal Kocabaş, Dokuz Eylül Üniversitesi

Ülkemizde bilimsel özgürlük ortamını ve akademik yaşamı ciddi biçimde olumsuz etkileyen bir dizi sorunu, yaşanmış tarihsel örnekleri ile gündeme getiren bu değerli çalışmanın, özellikle genç bilim insanları açısından bu sorunların farkındalığını artırdığı ölçüde, üstesinden gelinmesinde etkili olacağı umuduyla, tüm katkı yapanları kutlamak gerekir.
Prof. Dr. Galip Yalman, ODTÜ Siyaset Bilimi, emekli öğretim üyesi

Bu kitap, ülkemiz bilim insanlarına akademisyen olmanın ahlaki yükümlülüklerini hatırlatarak oldukça önemli bir işe ve bir ilke imza atmıştır. Devamının gelmesini dilediğim bu kitabın yaygın bir biçimde yaşanan etik ihlallerle, yanlışlarımızla yüzleşmeye bir vesile olmasını umuyor, tüm bilim insanlarına, üniversite öğrencilerine bu kitabı edinmelerini ve titiz bir biçimde okumalarını tavsiye ediyor; bu kitabı derleyenleri, yazılarıyla katkıda bulunanları kutluyorum.
Prof. Dr. Doğan Özlem, Yeditepe Üniversitesi
Muharrem Kılıç Modern üniversitelerin kurumsal bünyesi, bizatihi bilginin değerini inkâr eden kolektif bir bilince dönüşme tehlikesi taşımaktadır. Üniversitelerin, bilginin değer ile olan otantik ilişkisini yadsıyan bir tutum geliştirme yönlü kurumsal yapılanması, anti-sosyal ve anti-entelektüalist akademi kültürünü benimsemesi, özüne yabancılaşmış bir akademik habitus üretmiştir. 'Akademik Entelektüalizm'in yadsındığı yozlaşma ve yabancılaşma süreci, üniversitelerin özgün ve yaratıcı fikrî üretimine ket vurmaktadır.
Akademi dünyamız, kendinden menkul bir değer ve içe kapalı bir bilgi/bilim evreninde devinmektedir. Akademi, kurumsal örgütlenmesi içerisinde üretilmiş statüler, sınıfsal aidiyetler, içkin ideolojik eğilimler ve hiyerarşiler üzerinden yapılandırılmıştır. Kendisini sorgulamaya kapalı tutan 'bilimsellik' ve 'doğruluk' iddiaları, bütün bu yapısal bütünlük içerisinde kendisini gizleme imkânına kavuşmaktadır. Söz konusu seçkin ve kapalı kurumsal örgütlenme, bizatihi kendisini eleştirel akademik aklın üretkenliğine kapatmaktadır.
Bugün üniversitelerin 'Akademik Aklı'nın belirli pragmatik politik perspektifler üzerinden 'yüksek-öğretimsel disiplin' altına sokulması sorunu ile karşı karşıyayız. Üniversitelerin tözsel değerini ifade eden akademik özün yitimine tanıklık ediyoruz. Kuşkusuz bu tözsel değer ancak özerklik -akademik aklın kendisini kendi özgül dinamikleri üzerinden üretebilme yetkesi- üzerinden kendisini muhafaza edebilir, dinamik biçimde üretebilir ve varlığını sürdürebilir.
Giderek atomize olan disipliner alanlar ve çeşitlenen/çoğalan uzmanlıklar, akademiyi tümelin bilgisine yabancılaştırmıştır. İhtisaslaşmayı fetişleştiren bu akademi düzeninde, her bir disipliner alan bir 'bilim' tapınağına dönüşmüştür. Deyim
yerindeyse tapınak muhafızlığı yapan 'bilim' şövalyelerinin rutinleşen ayinleri, fikrî çoraklığın akademik topografyayı tümüyle sarmasına yol açmıştır. Öz-doku yıkımına yol açan bu düşünsel sığlaşma ve çoraklığın sebepleri üzerine teemmül edebilmek için öncelikle muhafazakâr muhafızlığın korunaklı statüsel alanlarından feragat edebilme cesaretini göstermek icap etmektedir. Felsefesizleştikçe sığlaşan akademi dünyamızın eleştirel entelektüel yoksunluğu üzerine yapılacak her fikrî mesai değerlidir.
Cüneyt Belenkuyu, Engin Karadağ Bilginin yeni petrol olduğu bir dünyada bilgi kaynağı olarak varlığını sürdürmeye çalışan üniversiteler, özellikle uluslararası ölçekte rekabetin önemli bir parçası hâline geldi. Üniversiteler artık bilgiyi üreten, geliştiren ve işleyen kurumlar olmanın yanında bilgiyi pazarlayıp satmak için yarışılan bir alanın tam da ortasında bulunuyor. Üniversite sıralamaları ise bu yarış alanının kamuoyuna aktarıldığı biçimiyle süslü reklam malzemeleridir. Bu kitapta üniversitelerin akademik kapitalist düzenin bir dişlisi olmasının gönüllü olarak işleyen süreci anlatılmıyor. Aksine benimsedikleri değerler ve taşıdıkları ön yargılarla sıralama sistemlerinin üniversiteleri nasıl şekillendirdiği, bilgiye bilimselliğini veren yapıların bilgiyi nasıl bir çerçeveye soktuğu ve akademik pratikleri baskı altına alan hegemonik yapıların varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Kitapta sıralama kültürünün oluşmasına zemin oluşturan neoliberal eğitim politikalarının yükseköğretimdeki etkilerinin, sıralamaların metodolojik olarak nasıl sistemler olduklarının ve akademik kapitalizmin kamuoyunu kolay, hızlı ve derin biçimde etkisi altına alan önemli bir mekanizması olarak sıralamaların üniversitelere etkisinin bir resmini bulacaksınız.
Lee G. Bolman, Joan V. Gallos Bu kitap, yükseköğretimi önemseyen, yükseköğretimin güçlü ve zayıf yönlerini anlamaya çalışan, daha iyiye gitmesi için kendini adayan okuyucular için yazılmıştır. Eğer mevcut durumdan memnunsanız ve başka hiçbir şey sizi ilgilendirmiyorsa veya can çekişen bir sektörü kurtarmak için yapılacak hiçbir şey olmadığını düşünüyorsanız bu size göre bir kitap değildir. Eğer daha iyiye ulaşmak için etkili ve önemli bir lider olmak istiyorsanız okumaya değer olan bu sayfalarda, yaptığınız işe ve onun getirdiği fırsatlara yönelik, zihninizi canlandıracak faydalı bir yaklaşım bulacağınızı düşünüyoruz.
Kitaptaki yaklaşım farklı kaynaklar bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Bunlardan biri, yazarların yükseköğretim yönetiminde bizzat çalışarak ya da bu alan üzerine dersler vererek geçirdiği yılların getirdiği deneyimlerden oluşmaktadır. Yazarlar; öğretim üyesi, mezunlar derneği müdürü, baş araştırmacı, akademik program yöneticisi, akreditasyon koordinatörü, bölüm başkanı, dekan ve rektör yardımcısı olarak çalışmıştır. Elit olarak adlandırılan bazı özel üniversitelerde ve devlet kurumlarında araştırmalar yapmış; buralarda çalışmış ve yaşamışlardır. Ayrıca, yıllarca lisansüstü derslerde, yönetici programlarında ve yaz seminerlerinde yönetim görevine talip olan profesyonellere ve deneyimli yöneticilere yükseköğretimin yönetimini üzerine ders vererek bu alanda tecrübe kazanmışlardır. Bu kitap öğrencilerden, meslektaşlardan ve deneyimlerden öğrenilen şeyleri yansıtmaktadır. Kitabın tamamında vakalara ve örnek durumlara yer verilmiştir. Bunlar, yazarların kendi deneyimlerinden ve uzun yıllar birlikte çalıştıkları binlerce akademik liderin yaşantılarından alınmıştır. Toplum genelinde bilinen birkaç olay dışında, bu vakalar düzenlenerek yazılmış ve kişilerin isimleri gizli tutulmuştur. Kurumlarda ve belirli durumlarda düzenli olarak görülebilecek dinamikleri göstermek için, yazarlarca oluşturulan birçok kompozisyon da kitaba eklenmiştir. Kendi kurumunuzda gerçekleşen bir olaya oldukça benzeyen birkaç örnek görmeniz muhtemeldir ancak bu tamamen rastlantısal bir durumdur. Kitabın üniversite öğrencileri, akademik liderler, üniversite personeli için faydalı olacağına inanıyoruz.
Ercan Türk Dil ve edebiyat dünyasında ufuk açıcı bir farkındalık oluşturma ve toplumdaki sorunlara hâl çaresi bulma adına, aynı zamanda millet ve ülke olarak insan yetiştirme ve medeniyet inşa etme iddiamıza entelektüel altlık oluşturma amacıyla kalemin ve kelamın yol göstericiliğinde hazırlanan bu kitap; öğrencilere eğitimcilere, velilere, yöneticilere ve tüm kitapseverlere faydalı olacaktır.
Ayşen Bakioğlu, Resul Baltacı Eğitim kurumlarının veya programlarının belirli standartlara göre değerlendirilmesi olarak tanımlanabilecek akreditasyon, temelde bir kalite kontrol ve temin süreci olarak, kendi kendini düzenlemenin, denetlemenin bir biçimidir. Süreçte yer alan standartlar ile kastedilen, eğitim kurumlarının çeşitli açılardan belirli bir hedefi yakalamış olmalarıdır, standardizasyonu değildir. Bir anlamda insana değer verme, sürekli değişme ve yenilenme olarak tanımlanan kalite ise; değişim, gelişim, reform ve yeniden yapılanma kavramları ile yakından ilgilidir. Bu çalışma ile eğitimde kalite temininin yöntem ve teknikleri vurgulanmaktadır. Uluslararası programlar ile ilk ve orta öğretimde ortak standart oluşturma çabaları, akreditasyon birlikleri, kalite temininde ana rol oynayan öğretmenler için mesleki standartlar, gelişmiş ülkelerde ve ülkemizdeki uygulamalar ayrı ayrı incelenmiştir. Avrupa yükseköğretiminde kalite temini için standartlar, uluslararası ağlar, sınır ötesi yükseköğretim ilkeleri, akreditasyon birlikleri ve standartları, ülkemizde yükseköğretimde kalite geliştirme çabaları vurgulanmıştır. Bu kitap hayatının herhangi bir yerinde, kendisinin, çocuğunun, ülkesinin insanlarının gördüğü eğitimden dolayı üzüntü duyanlara, eğitimi, her seviyede geliştirmeye çalışanlara hitap etmektedir.
“Birşeyi gerçekten yapmak isteyen bir yol, istemeyen mazeret bulur” sözüne karşılık bir Türk atasözü “Dağ ne kadar yüce olsa, yol üstünden aşar” der. Eğitimde kaliteye ulaşmak için akreditasyon yolunda yapılacak işler zahmetli olabilir; ancak, yol olunca dağ bile aşılır. “İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeye görsün, hiçbir şey erişilemeyecek kadar yükseklerde değildir.”

Rauf ARIKAN Anketler, sosyal konularda bilgi toplamak için yapılır. Konu ne olursa olsun, bilginin kaynağı ve anketin muhatabı bireylerdir. Bilgi toplamanın anketler dışında da başka yolları mevcuttur: Deney, gözlem, kütüphane çalışması, örnek olay incelemesi vb. gibi. Ancak, kısa zamanda, güncel, az masraflı ve amaca uygun veriler toplayabilmek için çoğu zaman anket yöntemine başvurmaktan başka çare olmayabilir. Geleneksel anketlerde çok sayıda denek adı verilen bireyle görüşülür ve sınırlı sayıda soru sorulur. Derinlemesine anketkerde denek az sayıda olur, fakat daha çok zaman alan ayrıntılı sorular sorulur ve görüşler alınır. Sorulan sorular bazen tamamen test şeklinde olur. Bazen de hem test, hem de yorum soruları bir arada sorulur.
Anket yoluyla elde edilen bilgiler, fen bilimlerindeki ölçmeler gibi doğru olmaz, az veya çok hata içerir. Çünkü, algıları, tutumları, davranışları veya becerileri tam olarak ölçecek araçlarımız yoktur. Sayılan bu hususlar, bireylere, zamana ve mekana göre değişkendir. Öğrencinin başarı ve yeteneğini, fertlerin beğeni ve tepkilerini, beklentilerini, toplumun hoşgörü düzeyini veya nefretini, insan haklarının düzeyini, adil rekabeti, piyasanın şeffaflığını, fakirliğin derecesini, hastadaki ağrının şiddetini, depremin derecesini ölçmek terazide domates tartmak gibi değildir.
Anket yoluyla hatası az olan veriler elde etmek için , geçerli ve güvenirli bilgiler toplamak gerekir. Bunun için de iyi ölçme araçları geliştirmek ve çok sayıda denekle anket yapmak ve en uygun anket tekniğini; yüz yüze görüşme, posta yoluyla bilgi isteme, telefonla bilgi alma, internet ortamından yararlanma gibi tekniklerden birini seçmek gerekir. Bulguları genelliyebilmek için de işe olasılık (probabilite) dahil edilmelidir. Yani, denekleri olasılıklı olarak örnekleme yoluyla seçmelidir. Araştırdığımız topluluğa tam sayım yapılabilecekse, örneklemeye gerek kalmaz.
Günümüzde kamu kurumları, üniversiteler, firmalar, bankalar, siyasi partiler, elçilikler, dernekler, ulusal ve uluslararası araştırma şirketleri çeşitli amaçlarla tekrar tekrar anket yapmaktadırlar. Hatası en az ve başarılı bir anket gerçekleştirebilmenin belki de ilk şartı, en uygun bir anket formu düzenleyebilmektir: Anket formunun tasarımı, soru sayısı, soru sırası ve soru tipi uygun anket formunun temel göstergeleridir. Bu kitapçığın amacı da bu göstergeleri inşa etmektir. Toplanan verileri, tablolar, grafikler, betimsel veya nedensel istatistiklerle analiz ederek, anket çalışmamızı başarılı bir rapora, makaleye veya teze dönüştürerek amacımıza ulaşmış oluruz. Halen, Gazi Üniversitesi İİBF Uluslararası Ticaret Bölümü Başkanı olan Prof. Dr. Rauf Arıkan, yurt içi ve yurt dışı değişik Üniversiteler ve kurumlardaki deneyim ve birikimini ANKETLER VE ANKET SORULARI adlı bu yeni kitapçıkta değerli öğrencilerin ve araştırıcıların dikkatine sunmaktadır.
Özlem Alikılıç Kitap, arabuluculuk uygulamalarına, iletişim disiplini çerçevesinden bakılmasını sağlayan, arabuluculuk yapan ve yapacak olanlara bir rehber olmakla birlikte; çatışmaların barışa dönüştürülmesi, arabuluculukta iletişim sürecinin yönetimi ve etkili iletişim çözümleri hususunda bir araç olması için hazırlanmıştır. Etkili iletişim yönetimlerini kullanarak nasıl daha başarılı arabuluculuk süreci yönetilir konusuna vurgu yapan bir çalışmadır. Bununla birlikte bu çalışma, Türkiye’de arabuluculuk sertifika eğitimlerindeki deneyimlerden, uygulamalı vaka çalışmalarından, avukatların ihtiyaçlarından ve mesleki deneyimlerinden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Mevcut çalışma, arabulucular için bir iletişim rehberi olmakla birlikte, arabuluculuk ile ilgili tüm hususları içeren bir değerlendirme değildir. Keza bu çalışma, sadece arabulucular için değil, uzlaştırmacılar, avukatlar için de birer iletişim öğretisi geliştirmeyi amaçlamıştır. O yüzden hukuk alanında boşluğu ve önemi hissedilen, sözlü ve sözsüz iletişim alanlarını geliştirmeye yöneliktir.
Yukarıda da değinildiği gibi, bu sürece genel iletişim alanından ve özellikle de kişiler arası iletişim çerçevesinden bakılarak; “rıza üretimi, ikna yönetimi, iş birliğinin sağlanması için gerekli olan etkili iletişim becerileri, sözlü iletişim, sözsüz iletişim, çatışma iletişimi, müzakere yöntemleri, mekik diplomasisi, arabuluculuk sürecinde uygulanacak iletişim yöntemleri, iletişimde güç dengesizliği durumlarında mücadele yöntemleri” gibi ileri iletişim çözümleri aktarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma hukuk uyuşmazlıklarıyla ilgili çözüm süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak iletişim çözümlerini barındırmaktadır. Kitap, daha ziyade arabuluculuğa duyulan profesyonel bir ihtiyaca, bu bağlamda giderek kalabalıklaşan yeni bir meslek ve disiplin alanı olan arabuluculuk için gerekli iletişim donanımına ve tamamlayıcılığa duyulan gereksinime yönelik hazırlanmış olup arabuluculuk iletişimi konusunda gerekli olan bilimsel kaynak oluşumuna katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Wayne C. Booth - Gregory G. Colomb - Joseph M. Williams “…yanlış fikirler hatta tehlikeli olanlar yayılıyor çünkü çok fazla insan; çok fazla fikri, çok az kanıtla kabul ediyor.”
Nitelik göreceli bir kavram olmasına rağmen nitelikli bilimsel araştırmayı, kısaca yaşamın herhangi bir bölümünde toplum yararına kullanılacak öneme sahip bir bilgiyi üretmek şeklinde tanımlayabiliriz. Nitelikli toplumların, sayıca az olsalar bile, büyük kalabalıklardan çok daha büyük işler başardıklarını tarihten biliyoruz. Bu, aynı zamanda çokluğu yani niceliği, niteliğin önüne yerleştiren toplumların da her zaman geri kalmaya mahkûm olduğu anlamına gelmektedir.
Nitelikli araştırmanın temel felsefesinin anlatıldığı bu kitapta, başkalarının araştırmalarını nasıl değerlendireceğimiz, kendi araştırmamızı nasıl nitelikli hâle getireceğimiz ve kaliteli bir raporu/makaleyi nasıl hazırlayacağımız konularında bize yol gösterilmektedir. Bazen akademik unvanlara sahip kişilerin bile ulusal televizyon kanallarında oldukça rahat bir şekilde son derece zayıf iddialarda bulunabildiğini gördüğümüzde sağlam bir argümanın sahip olması gereken beş bileşen konusunda bu kitapta verilen tavsiyenin ne kadar gerekli olduğu fark edilmektedir:
“…okurlarınız adına kendi kendinize sormanız gereken sorular:
1. İddiam nedir?
2. Hangi nedenler iddiamı desteklemektedir?
3. Hangi kanıtlar nedenlerimi desteklemektedir?
4. Alternatifleri/yan etkileri/itirazları kabul ediyor muyum ve nasıl cevaplıyorum?
5. Nedenlerimin iddiamla ilgisini hangi prensip oluşturmaktadır?”
John W. Creswell, J. David Creswell Araştırma metodolojisi alanında en çok satan kitap özelliğine sahip Araştırma Tasarımı isimli bu çeviri kitap; nitel, nicel ve karma yöntem araştırma yaklaşımlarının karşılaştırılmasına öncülük etmektedir. John W. Creswell ve J. David Creswell her üç yaklaşımın felsefi varsayımlarını, araştırma sürecinin temel unsurlarını, literatürün gözden geçirilmesini, araştırmalarda teori kullanımı ile bilimsel bir araştırmada yazma ve etiğin önemini ele almışlardır. Beşinci basımından çevrilen kitap, araştırma sorusu ve seçilen metodoloji ile ilgili epistemolojik ve ontolojik konumlandırma; nitel araştırmada vaka çalışması, görsel ve çevrim içi yöntemler; nitel ve nicel veri analiz yazılımı; nicel yöntemlerde örneklem büyüklüğünü belirlemek için güç analizi; karma yöntem araştırmaları için en son gelişmeleri içine alacak bir kapsama sahiptir. Bu bakımdan yalnızca bir ders kitabı değil aynı zamanda araştırmaya ilgi duyan herkesin merakla okuyabileceği eşsiz bir kaynaktır.
Aliye Atay, Alper Sinan, Anıl Eralp, Belgin Akın, Bilal Barış Alkan, Büşra Altınel, Deniz Görgülü, Esme Özdaşlı, Fırat Kıyas Birel, Gül Kadan, M. Petek Dinçman, Mehmet Ali Hamedoğlu, Mehmet Sabir Çevik, Mehtap Akçil Ok, Metin Karaca, Nihan Potas, Nilay Neyişci, Rıdvan Küçükali, Rukiye Dağalp, Sait Akbaşlı, Selim Kanat, Şahika Gökmen, Şefika Şule Erçetin, Şuay Nilhan Açıkalın Bilimsel araştırma; yoğun bir çaba ve sonsuz bir emek tutkulu bir merak ve hiç bitmeyen bir arayışla öğrenme, diğer araştırmacılar ve alanlarla etkili bir biçimde iş birliği yapabilme ve tüm bunları müthiş bir heyecana dönüştürebilme sürecidir.
İşte bu kitap, size böylesi bir süreçte de zengin içeriği ve yetkin yazarlarıyla yol arkadaşlığı yapmak üzere hazırlanmıştır.
Rauf Arıkan Araştırma soru sormakla başlar. Bilgiye erişmek ve bilginin doğru kullanımı araştırmacının temel uğraşlarından biridir. Araştırma yapma ve sonuçlarını doğru yorumlamanın önemi günümüzde daha da artmıştır. Sekiz milyona yakın öğrencisi bulunan üniversitelerimizin başlıca görevi, araştırma yapmak ve bilimsel yöntemi yaygınlaştırmaktır. Deney, gözlem, anket ve kütüphane çalışması, bilimsel araştırma yöntemlerinin en yaygın olanlarıdır. Üniversitelerin yanında bankalar, siyasi partiler, firmalar, elçilikler, yerli ve yabancı kuruluşlarla pazarlama uzmanları her alanda araştırma faaliyetinde bulunmaktadır.
Fen ve teknoloji alanında yapılan araştırmalar kadar, insanlar, toplumlar ve örgütlerle ilgili araştırmalar da yaygınlaşmaktadır. Günümüzün öne çıkan konularından araştırma geliştirme faaliyetleri ve inovasyon olgusunun temelinde de araştırmacılık kapasitesi yer almaktadır. Sayıları 200'ü aşan Üniversitelerimizde her yıl 75 bin kadar master ve doktora tezi tamamlanmaktadır.
Bilgi çağında yaşıyoruz. Bilginin üretimi, yayılması ve kullanımı hız ve yaygınlık kazandığı için çağımıza bilgi çağı diyoruz. Diğer yandan, bilgi çağının bir sonucu da bilgi kirliliğinin ortaya çıkmış olmasıdır. Bilgi bombardımanı altında doğru ile yanlış bilgiyi, iyi niyetli ile sömürme niyetli bilgiyi birbirinden ayırt etmek zorlaşmıştır. Bu zorlukların çaresi bilimsel araştırmacılık eğitimini yaygınlaştırmaktır.
Elinizdeki bu kitap, öğrenen ve inceleme yapan tüm öğrencilere, gerçek ve güvenilir bilgi peşinde olan araştırmacılara, özellikle de akademik tez hazırlayan adaylara yöneliktir. Araştırma yöntemlerini tanıtan, veri kaynaklarını, veri toplamayı, anket yapmayı, örnekleme tekniklerini açıklayan; veri analizinin tablolar, grafikler ve istatistiksel araçlarla nasıl yapıldığını uygulamalı olarak gösteren; bir araştırma raporunun nasıl yazılması gerektiğini ve buna ilişkin bilimsel ve etik kuralların neler olduğunu anlatan bir eserdir.
Ayşen BAKİOĞLU, Özlem KURNAZ İyi bir araştırmanın özellikleri:
İyi tanımlanmış bir araştırma sorusu; konuya ilişkin mevcut bilginin aktarılması; çeşitli bakış açılarının göz önünde bulundurulması; veri analizleriyle tekrarlanır olması; alternatif yorumların tartışılması; ulaşılan yargı ve sonuçların irdelenmesi; orijinal kaynaklar, yeterli referans, alternatif yaklaşım ve eleştiri içermesi.
Araştırmada kaliteye ilişkin 5'li derecelendirme ölçeğine göre kalite düzeyleri:
5. Orijinallik, önem ve güçlülük bakımından dünya çapında önde gelen kalite örneği;
4. Orijinallik, önem ve güçlülük bakımından uluslararası düzeyde mükemmellik sergileyen, ancak en yüksek mükemmellik standartlarını yakalayamamış kalite örneği;
3. Orijinallik, önem ve güçlülük bakımından uluslararası düzeyde tanınan kalite örneği;
2. Orijinallik, önem ve güçlülük bakımından ulusal düzeyde tanınan kalite örneği;
1. Değerlendirme dışı: Ulusal düzeyde tanınan standardın altında yer alan kalite örneği ya da değerlendirme amacına uygun araştırma tanımına uymayan çalışmalar.
Türkiye'de araştırma ve proje yapmanın önündeki temel sorunlar:
Mali yardım sağlanamaması, kütüphane imkânlarının kısıtlı olması, öğretim elemanlarının ders yükü fazlalığı, kurumlar arası iletişim yetersizliği, araştırma merkezi eksikliği, zaman kısıtlılığı, yurt dışı çalışma imkânsızlığı, araştırma görevlisi sayısı azlığı, öğrenci sayısı fazlalığı, idari kadronun yetersiz olması, İnternet altyapısının yetersizliği, öğretim üyesinin yetersizliği, yabancı dil hazırlık sınıflarının olmayışı, bürokratik engeller, dil sorunu, araştırmalarda psikolojik teşvikin olmaması, fakülte yönetiminin kaliteye odaklanmaması, iş birliği yetersizliği, hakemli uluslararası dergilere ulaşım sorunu. Türkiye'de, araştırmada orijinallik konusu, akademisyenlere göre dördüncü sırada önemli görülmektedir. Evrensel literatüre yukarıda beşinci, dördüncü, üçüncü sıradaki kalite düzeylerinde büyük ölçekte katkı yapılamamasının ana nedenlerinden en önemlisi; akademisyenlerin araştırmada orijinalliği dördüncü sırada önemli olarak değerlendirmesi olduğu düşünülebilir. Toplumda her düzeyde ve özellikle üniversitelerde araştırmada kalitenin gözetilmesi kültürü; akademisyen ve birim yöneticileri eli ile oluşturulmalıdır.
Niyazi KARASAR Araştırmaların izlenen süreçlerle değerlendirilebileceğine inanan ve bu nedenle geleneksel bilimsel yöntem algısına raporlaştırma basamağı ekleyen Yazar’ın yaklaşık elli yıllık bir AR-GE titizliği ile hazırladığı bu kitap, araştırma raporları ile ilgili temel kavram, ilke ve tekniklerin uygulamalı bir modelidir.
Kitap, yirminci basım ile birlikte, yazarın geliştirdiği “Bilimsel İrade Algı Çerçevesi” ışığında yeniden yazıldı. Bu ikinci yazımda (“2. edition”), birinci yazımdaki temel yapı korunmakla birlikte, yeni bir bölüm eklendi ve uygulamayı kolaylaştırıcı önlemlere yer verildi.
Yeni yazımda, kitaba eklenen “Araştırma ve Yayın Etiği” bölümünde, evrenselden ulusala ve kurumlara kadar farklı düzeylerde önemsenen etik kurallardan örnekler verildi; intihal (benzeşim) denetimleri işlev ve süreçleri açıklandı.
Bilgisayar teknolojisi ile gelen teknik kolaylıklar büyük ölçüde modele yansıtıldı. Bu bağlamda somut kılavuz ve şablonlar hazırlandı. Bölüm ve altbölüm başlık tanımlamaları, içindekiler sayfası, kaynak gösterme ve kaynakça oluşturma gibi konularda önemli yenilikler ve kolaylıklar örneklendirildi. Kaynak göstermelerde, Microsoft Word’a monte edilebilen özgün bir Karasar formatı geliştirilip kullanıma sunuldu. Kitaptaki örneklere ek olarak, önerilen uygulamaların kurgulandığı ve erişimin/indirimin ücretsiz olduğu internet site adresleri verildi.
Bilimsel yöntemin önceki basamakları, 2016 yılında, Bilimsel İrade Algı Çerçevesi ile 2. yazımı ve 30. basımı (2017’de 32. basımı) yapılan “BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ: Kavramlar İlkeler Teknikler” kitabında verildi. Böylece, birbirini tamamlayan bu iki kitap arasındaki uyum da korunmuş oldu.
Ayşen Bakioğlu - Özge Hacıfazlıoğlu Yükseköğretimde uluslararasılaşma sürecinin etkilerinin yoğun olarak hissedildiği, öğrencilerin ve öğretim elemanlarının kültürler arası paylaşımın önemli birer aracı oldukları bir dönem yaşanmaktadır. Bu sürecin doğal bir sonucu olarak araştırma, öğretim, öğrenci destek hizmetleri ve uluslararasılaşma başta olmak üzere yükseköğretimi ilgilendiren tüm boyutlarda kalite göstergelerinin uygulanması önem kazanmıştır.
Yükseköğretimde Kalite, tarihsel süreç içinde ele alınarak, Kalite ve Uluslararasılaşma başlığı altında Bolonya Süreci, Avrupa Yükseköğretim Alanı, Erasmus ve Erasmus Plus hakkında bilgiler verilmiştir. AB Yükseköğretim Kalite Göstergeleri, Kalite Denetim Mekanizmaları, Dış Denetimde AB Standartları gibi özgün bölümler içeren bu kitap aynı zamanda Türkiye’de yükseköğretim kurumlarında kalite çalışmaları konusunda güncel durumu yükseköğretimde yeni eğilimler bağlamında değerlendirmiştir.
Yükseköğretimde kalite yolculuğunu Avrupa Birliği bağlamında ele alan bu çalışmanın yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik yöneticilere ve öğretim elemanlarına uygulama odaklı bakış açıları sunması beklenmektedir.
Elizabeth Kuhnke Tek bir kelime etmeden istediğinizi söyleyin
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz derler, gerçekten de öyle. Fakat eğer siz karşınızdaki kişinin hareketlerini anlamazsanız bu hareketlerin anlamları rüzgarla uçup gidebilir ya da daha kötüsü olur ve yanlış anlaşılabilir. Eğer kendinizi başkalarının hareketleri yüzünden kafanız karışmış bir şekilde bulursanız veya başkaları üzerinde yarattığınız izlenimi geliştirmek isterseniz bu samimi rehber aslında hiçbir şey söylemeseler bile, insanların gerçekte ne demek istediklerini anlamanızı kolaylaştırır.
• Sessiz iletişimciyle tanışın! Beden dilinin nereden geldiğini, nasıl evrildiğini ve gerçekleştirdiğiniz tüm iletişim ve ilişkilerinizdeki etkisini keşfedin.
• Jestler iş başında! Başınızı eğmenizin, kaşınızı kaldırmanızın ve dudadığınızın titremesinin ağzınızdan çıkan kelimelerden nasıl daha fazla şeyi ortaya çıkardığını fark edin.
• Duruşunuzu düşünün! Duruşunuzun düşünceleriniz, tavrınız ve algınız üzerindeki etkisini, bedenin uzuvlarının ruh hâlini nasıl yansıttığını ve nasıl bir izlenim yarattığını keşfedin.
• Pozisyonların gücü! İlgi ve ilgisizliğin işaretlerini okumayı, potansiyel bir sevgiliyle iletişime geçmeyi ve iş yerinde kendinize olan güveninizi ve olumlu bir duruş sergilemeyi öğrenin.
• Kültürel farklılığın ötesine geçin! Kendi davranışlarınızdan farklı davranışlar hakkında fikir edinin ve olası tehlikelerden kaçınmak için stratejiler geliştirin.
Kitabı açın ve
• Sözsüz jestleri nasıl yorumlayacağınızı,
• Beden dilinin temellerini,
• Duruşunuzun sizin hakkınızda ne söylediğini,
• Beden dilini flört ederken kullanma yollarını,
• Aldatıldığınızı fark etmek için beden dilini nasıl okumanız gerektiğini,
• Hangi göz hareketleri, yüz ifadesi ve diğer jestlerin başkası hakkında ne söylediğini,
• Beden dili yoluyla iletişime geçmenin en iyi yollarını,
• Sessiz iletişiminizi geliştirmek için ipuçlarını inceleyin.
Osman Yazıcıoğlu, Oğuz Borat Eğer bir ekonomide belirli olan tek şey “belirsizlik” ise geri kalan tek rekabetçi güç bilgidir. Günümüzde ve gelecekte birçok problemin çözümünde bilginin gücü en önemli kaynak olarak görülmekte ve böyle kabul edilmektedir. Bilgi, insanların ve şirketlerin en güçlü ve en sadık varlıklarıdır. Bir gün her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Ama bildikleriniz her zaman yanınızda olacaktır.
Bilginin doğru yönetilmesi, zaman kaybının önlenmesi ve verimliliğin artırılması gibi önemli konularda son derece faydalı sonuçların alınmasına yardımcı olur. Bilgi yönetiminde uygulama sistemleri çok önemli yere sahiptir. Bilgi uygulanmadan onun değeri bilinemez. Bu kitapta, bilgi yönetimine dair; bilgi elde etme, paylaşma, uygulama ile bilgi yönetim modelleri, teknolojileri ve stratejileri detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
Betül Balkar, Sevilay Şahin Bilgi yönetiminin doğru ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi, rekabet gücü sağlaması bakımından organizasyonlarda oldukça fazla önem verilen bir süreçtir. Elbette her organizasyonun misyon ve vizyonu birbirinden farklıdır. Aynı zamanda organizasyonların kendilerine özgü içsel ve dışsal özellikleri ve ihtiyaçları bulunmaktadır. Bu nedenle aynı veya benzer bir bilgi yönetimi sürecini işletmek her organizasyonda aynı çıktıları sağlamayacaktır. Organizasyon özellikleri doğrultusunda bilgi yönetimi sürecinin yapılandırılması kritik öneme sahiptir. Bilgiyi doğru yöneterek ve kullanarak öğrenen niteliğini güçlendirmesi gereken organizasyonlar arasında elbette okullar yer almaktadır. Okul yönetim süreçlerinde özellikle sosyal açıdan işlevsel bir bilgi yönetimi anlayışının ve modelinin benimsenmesi, yönetsel etkililiğin sağlanmasında katkı sağlayıcı bir role sahiptir.
Okul yönetim süreçlerinde bilginin doğru kullanımının sağlanması, sadece okul yönetim süreçlerinde değil eğitim ve öğretim süreçlerinin niteliğinde de gelişim elde edilmesine hizmet etmektedir. Bu nedenle okul yönetim süreçlerinde, bilgi yönetiminin nasıl işletilebileceğinin ve bu süreçlerde kullanılabilecek nitelikte ve özellikle sosyal yönü güçlü modellerin bilinirliğinin sağlanması, okulların bilgi yönetimi sürecine etkili bir şekilde adapte olmasına yardımcı olabilecektir. Bu kitapta, bilgi yönetimi süreci ile birlikte bilgi yönetiminde kullanılabilecek modeller açıklanmakta ve okullarda bilgi yönetiminin yerine dair genel bir çerçeve sunulmaktadır. Kitapta sunulan bilgi yönetimi süreci ve modelleri, bilgi yönetiminin sosyal yönünü de ön plana çıkarması bakımından, okullarda bilgi yönetiminin uygulanmasına yönelik bir anlayış oluşturabilecektir.
Remzi Kıncal, Çavuş Şahin, Erdoğan Köse, Rüştü Yeşil, Salih Zeki Genç, Arif Özerbaş, Hasan Hüseyin Özkan, Hüseyin Hüsnü Bahar, Ramazan Özbek Araştırmanın temel amacı; tanımlamak, açıklamak ve keşfetmektir. Günümüz toplumlarında bu konulardaki ihtiyaç giderek artmaktadır. Bilimsel araştırmaya daha çok kaynak ayıran toplumlar, daha fazla ön plandadır. Dolayısıyla, bilgi toplumunun insanını yetiştirecek olan öğretmen adaylarının da, bilimsel araştırmaya ilişkin gerekli yeterliliklere sahip olmaları bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede hazırlanan kitap, hem sosyal bilimler hem de fen bilimleri alanlarında öğrenim gören öğrencilere, bilimsel araştırma yeterliliklerini kazandırmayı amaçlamaktadır.
Bu kapsamda, aşağıdaki konular ayrıntılı bir biçimde irdelenmektedir:
• Bilim ve araştırma kavramları
• Sosyal bilimlerde ve fen bilimlerinde araştırmanın temel özellikleri
• Nicel ve nitel araştırma yöntemleri
• Bilimsel araştırma basamakları
• Araştırma modelleri
Yalçın Karagöz, Sait Bardakçı Bilimsel bir araştırmada doğru bilgiye ulaşmanın yolu, mümkün olduğunca hatasız verilerin toplanmasından geçmektedir. Bu ise ancak bilimsel yöntemler kullanılarak geliştirilmiş, güvenilir ve geçerli ölçme araçlarının kullanılmasıyla mümkündür. Bu kitapta, güvenilir ve geçerli bir ölçme aracının geliştirilme süreçlerinin ayrıntılı olarak ele alınması amaçlanmıştır.
Kitapta, nicel bilimsel araştırmalarda kullanılan ölçme araçları olan anketlerin, ölçeklerin ve testlerin geliştirilme süreçleri SPSS ve AMOS çözümlü örneklerle ayrıntılı olarak izah edilmiştir. Ölçeklerin sahip olması gereken güvenirlik ve geçerlik türlerine yönelik örneklerin çözümü ve yorumlanması, kolayca anlaşılabilecek bir sadelikte sunulmaya çalışılmıştır. Yabancı bir dilde geliştirilmiş olan bir ölçeğin Türkçeye uyarlanması aşamalarına da ayrıca yer verilmiştir. Son bölümde ise nitel bilimsel araştırmalarda kullanılan veri toplama yöntemleri, üstün ve zayıf yönleriyle birlikte ele alınmıştır.
Bu kitap, başta ölçek geliştirme çalışmaları olmak üzere bilimsel araştırmalar yapan araştırmacıların ve lisansüstü düzeyde öğrenim gören öğrencilerin faydalanabilecekleri bir eser niteliğindedir.
İrfan ÇAĞLAR Değişim çağının en önemli eylemlerinden biri, değişimi doğru okuyabilmektir. Bunu yapabilen kişi, örgüt ya da toplumlar; bir taraftan ciddi anlamda kendilerini yenileme olanağını elde ederlerken, diğer taraftan da rakiplerine karşı rekabet avantajı sağlamaktadırlar. Değişimi okumanın bir adım ötesi ise onun yönetimidir. Hayatta her şey yönetilebilir. Dinamikleri farklı (asimetrik) işleyen değişim olgusu dâhil. Burada önemli olan; doğru yerde, doğru zamanda, doğru şeylerin yapılmasıdır. Doğru şeylerin yapılması, değişimin doğru algılanmasına bağlıdır. Bu da ilgili taraflarda güçlü değişim algısı oluşturmakla mümkün olabilir.
Değişim algısı uzun erimli bir süreçtir. Bir günde oluşmadığı gibi, bir günde de değişmez. Aynı zamanda uzun süreli enformasyon çabaları ile oluşturulabilecek bir sonucu ifade eder. Çünkü değişimi taraflar kayıtsız şartsız ve hemen kabul etmezler. Alışkanlıklar, statükoculuk ve değişimi hayatın özgürlüğüne yönelik tehdit olarak kabul etme gibi hususlar, bu algının oluşumunu zorlaştırır. Böylece bu ve benzer sebeplerden dolayı değişime karşı direnç noktaları oluşur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, değişim algısının oluşumu ve yönetimi sürecinin beklenen sonuçları üretmesi, ilgili sürecin etkin yönetimine ve doğru değişim algısına bağlıdır. Etkin değişim algısının üzerine inşa edilecek bir değişim yönetimi sürecinin, yanlış yapılmaması durumunda başarılı olma ihtimali artacaktır.
“Değişim ve Değişim Yönetimi” kitabı dikkatli bir şekilde okunursa kitabın değişimi yönetmenin ipuçlarını verdiği anlaşılacaktır. Kitabın konsepti; öncelikle temel kavramların açıklanması ve okuyucunun hafızasında detaylı değişim olgusunun oluşturulması, daha sonra çevresel etkiler bazında değişim-çevre ilişkisinin ele alınması ve farklı boyutlar (modernleşme değişim ilişkisi, postmodern ölçekte değişimin incelenmesi ve makro düzeyde değişim algısının ortaya konmaya çalışılması vb.) çerçevesinde değişimin yorumlanması üzerine inşa edilmiştir. Kitaptaki temel amaç; olumlu anlamda değişim algısı oluşturmak ve değişimin lehinde bir farkındalık meydana getirmektir. Ümit ederiz ki bu, gerçeklik kazanır.
Abdullah Metin, B. Mert Demir, Erdem Ayçiçek, Fatih Kocaoğlu, Fatih Şahin, Fatma Gül Gedikkaya, İbrahim İrdem, Kenan Polat, M. İlker Haktankaçmaz, Merve Suna Özel Özcan, Metin Özkaral, Nail Öztaş, Ömer Gündüz, Selman S. Kesgin, Süleyman Sıdal, Tuğçe Gür Türkdoğan, Turgay Altun, Vildan Armağan, Yalçın Murgul, Yıldırım İbişoğlu Bürokrasi, sanılanın aksine, çok yaygın bir olgudur; bir örgütlenme, iş yapış biçimidir ve yeryüzünde bürokratik olarak örgütlenmemiş bir devlet örneği yoktur. Devletler dışında, özellikle Sanayi Devrimi sonrası büyüyen ve özellikle kitle üretimi yapan fabrikaların, hizmet örgütlerinin, finansal kuruluşların, üniversitelerin neredeyse tamamı az ya da çok bürokratik örgütlenme biçimini ve işleyişini uygulamış ve günümüzde uygulamaya da devam etmektedir.
Bürokrasi gibi hakkında pek çok şey yazılmış ve yapılmış bir konuda literatürü derleyen ve eldeki klasik malzemeyi işleyerek üzerine az da olsa bir şeyler ekleyen kaynak bulmak oldukça zordur. Bürokrasi hakkında pek çok şeyi tespit ve tasnif ederek okurlarına derli toplu bir başvuru eseri takdim etmek ve alandaki boşluğu doldurmak bu kitabın ortaya çıkış amacıdır.
Kamu yönetimi, siyaset bilimi, kamu politikası ve örgüt ve yönetim alanı başta olmak üzere pek çok disiplinin ilgi alanına giren bürokrasinin çok farklı tanımları ve açıklamaları yapılmıştır. Farklı tarih dönemlerinin özellikleri, yazarların benimsedikleri değer ve ideoloji setleri, tanımların ve açıklamaların üzerine inşa edildikleri varsayımları ve dolayısıyla tanımları ve açıklamaları kökten etkileyebilmektedir. Bu durum elinizdeki kitabın neredeyse her bir bölümünde görülebilmektedir: Bürokrasi kimi bakış açılarında en üstün ve en etkin bir örgütlenme, yönetim ve üretim biçimiyken, diğerlerinde hantallığın, israfın beceriksizliğin sebebi olarak görülmektedir; yine bazılarında kamu hizmetlerinde eşitlik ve adaleti ve hatta kalkınmayı sağlamanın kestirme ve başarılı yolu olarak görülürken, diğer bazılarında egemen sınıfların toplumu sömürme aracı olarak takdim edilmektedir. Kitap, bu farklılıklara birincil kaynaklardan hareketle eşit muamele etmeyi gözeten bir başvuru kaynağı olma niyetiyle yazılmıştır.
Ayşen BAKİOĞLU Eğitimcilerin, ülke kalkınmasında son derece önemli olan düşünen, oluşturan, çözüm üreten, dünya standartları ile daha fazla karşılaşacak ve rekabet edecek olan insanı yetiştirirken, çağdaş ölçütlerdeki sınıf yönetimi stratejilerini dikkate alması ve oluşturmak için imkânları seferber etmesi kaçınılmazdır. Bu çalışma, Eğitim Fakültelerinin lisans, tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarında, öğretmenlerin hizmet içi eğitim programlarında, bireysel ve profesyonel gelişimlerinde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Kitabın, öğretmen adaylarına, üniversite öğretim elemanlarına, öğretmen lisesi öğrenci ve öğretmenlerine, rehber danışmanlara, hizmet içi eğitim öğretim elemanlarına, okul yöneticilerine ve politika belirleyicilere yararlı olacağını ümit etmekteyiz. Kitap, sınıf yönetiminde gerekli olan çağdaş ölçütler dikkate alınarak oluşturulmuştur.
Akın Marşap Geleceğin “global strateşim sistemi”, çağdaş stratejik gelişim trendleri ve yaratıcı bir vizyon rehberliğinde iyice özümsenerek canlandırılabilir. Global strateji atlasında, profesyonel stratejistlerin yüksek kalite standartlarında strateji tasarımı, üst düzey yaratıcılık ve yenilikçilik ister.
“Global dünya mirasını” korurken küresel yönetişim sistemlerine gereksinim ne düzeydedir? İnternetle başlayan global değişim sürecinde küresel ölçekte rekabette yüksek bir avantaj nasıl elde edilebilir? Uzak geleceğin ihtiyaçlarını karşılayacak çağdaş yönetişim stratejisi içeren, “cesur stratejik girişimler” nasıl yapılabilir?
Yaklaşan yeni stratejik bilgiler ve taktikler kazanmaya yardımcı olacak bu kitap rekabet gücü yüksek olan bir dünyada ihtiyaç duyulan yarışımcı gücü etkin kullanıma yardımcı olacaktır. Çağdaş iş stratejisi belirsizliği aşan, fırsat ve olanakları etkin/etkili bir formda yönetim kompozisyonu içeren, “yeni nesil yetkin stratejistler” ister. Bu kitabın içeriği, stratejiyi global ağ etkileşimleriyle birleştirerek geleceğin yönetimini öğrenenlere yepyeni ufuklar açıyor.
Sefer Ada, Ozana Ural Toplumsal (sosyal) bir varlık olan insan, yaşam süreci içinde öğrenme- öğretme, öğrettiklerini aktarma ve gereksinimlerini karşılamak için diğer insanlarla bireysel ya da grup düzeyinde; sosyal-ekonomik, kültürel gibi çeşitli düzeylerde ilişki ve etkileşime girer. Bu etkileşimde çeşitli kurallar devrededir. Toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar; hukuk, ahlak, etik, din, gelenek- görenekler gibi yapılar içinde yer alır.
Sosyal ilişkilerde davranış biçim ve tarzlarının toplum tarafından onaylanıp onaylanmadığının ölçütlerinden olan ve yaşamı daha anlamlı kılan etik ve ahlak, bu çalışmanın özünü oluşturmaktadır.
Felsefenin kavramsal boyutunu kapsayan etik ile teorik boyutunu kapsayan ahlak; doğruya, iyiye, güzele ulaşmanın önemli bir aracı olarak kabul edilebilir.
Geçerli ahlaki ve etik değerleri düşünürek, sorgulayarak edinmesini beklediğimiz her insanın, bu konuda algın, örgün, yaygın eğitim alanlarında işlevsel eğitim görmesi yerinde olacaktır. Bunun için; ülkemizde olduğu gibi birçok ülkede çeşitli eğitim basamaklarında "Ahlak ve Etik" adı altında değişik içerikli dersler okutulmaktadır. Ahlak ve etik konusuna giriş niteliğindeki bu kitabın, başta üniversite öğrencileri olmak üzere ahlak ve etik konusunu merak eden herkese yararlı olacağını ummaktayız.
Sefer Ada, Z. Nurdan Baysal, Senem Seda Şahenk Erkan Her birey bir çevrenin içinde doğmaktadır. Çevre, çok genel anlamı ile içinde yaşadığımız ortamı ifade etmektedir. İnsanın içinde doğduğu, yaşadığı, varlığını ve özelliğini fiziksel olarak algıladığı bu ortam fiziksel çevredir. Zaman içerisinde gerçekleştirilen insan çabaları bu bilgileri bir sistematiğe kavuşturmuş ve çevre bilimi denilen disipliner alanı oluşturmuştur. Çevre bilimi, canlıların birbiri ve fizikojeokimyasal çevreyle ilişkilerini ve etkileşimlerini konu edinmiştir.
İnsan bilgi ve kültür birikimine dayalı olarak, doğal çevresinde bulduğu yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kullanarak yapay bir çevre oluşturmuştur ve bunu kullanmaya devam etmektedir. Bilindiği gibi çevredeki çeşitli faktör, değer ve öğelerin oluşumu binlerce yıllık bir birikim ve değişim sonucu ortaya çıkmaktadır. İnsanların değişik yollarla çevreye müdahale ettikleri zaman mevcut doğal denge bozulmakta ve bunun sonucunda telafisi kısa zamanda mümkün olmayan kirlilikler oluşmaktadır. Çevreyi etkileyebilecek birçok insan davranışı, içinde bulunduğu kültür tarafından yeniden üretilebildiğinden, söz konusu yeniden üretmeye ve çevreye verilen zarara karşı koyabilecek etkili bir yol olarak eğitimden yararlanılabilir.
Yaşadığımız Dünya göz göre göre daha fazla kirlenmektedir. Yaşadığımız dönemde çevreyle ilgili sorunların kaynağı bir tek faktörden değil birçok nedene bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Sorunun çözümü ise oldukça zor görünmektedir. Çevrenin doğal hâli ile korunması geldiğimiz noktada derin düşünmeye gereksinim doğurmaktadır. Oldukça zorlu olan bu süreçte kendimize sormamız gereken “Ben bu sorunun çözümü için ne yapabilirim?” sorusudur. Sorun çok büyük olsa da her birey kendi açısından bu soruya verilebilecek birçok cevap oluşturabilecektir. Bu kitap bizim sorumlu yazarlar olarak bu soruya verdiğimiz cevaplardan sadece birisinin ürünüdür. Kitap, yazarların çevre ile ilgili duyarlılıklarından hareketle kaleme alınmıştır ve çevrenin korunması için bilgi sağlamanın yanında bilinç oluşturmak da umulmaktadır.
Bu amaçla bu kitapta; çevre ile ilgili temel kavramlar, değişkenler, eğitim türü ve basamaklarına göre çevre eğitimi, ders kitaplarında çevre eğitimi ilk konulardır. Ayrıca kitapta; çevre ile ilgili yasal temellere, çeşitli konu ve sorunlara, ulusal ve uluslararası kuruluşlara, çeşitli proje ve etkinliklere, özel/önemli günlere ve çevre konusunda yapılan makale ve lisansüstü tez özetlerinden örneklere yer verilmiştir.
Ayşen Bakioğlu - Resul Baltacı Dünya nüfusunun beşte birini barındıran bir ülke olarak Çin, dünya eğitim kaynaklarının sadece %2'si ile tüm dünyadaki öğrencilerin %26'sına hizmet vermektedir. 1940'larda nüfusunun %80'i eğitimsiz, 1980'lerde 15 yaş üstü nüfusun ortalama eğitim yılı sadece 7.8 yıl iken, günümüzde okuryazarlık oranı %93'ün üstüne çıkmış, farklı kademelerdeki okullarda, yaklaşık 12 milyon öğretmen 250 milyon öğrenciye eğitim vermektedir. 23 milyonluk nüfusu ülkesinin %1'ine, yüzölçümü %0,06'sına denk gelen Şangay ise, tek başına Çin'in toplam gelirinin sekizde birini karşılamakta; ülkenin ihracat ve ithalat hacminin dörtte birini gerçekleştirmektedir.
15 yaşındaki öğrencilerin gerçek yaşam koşullarında bilgilerini ne ölçüde kullanabildiklerini sınayan PISA sınavlarında, ilk yıllarda Finlandiya üst sıralarda yer alırken, 2009 ve 2012 PISA sınavlarında ilk sıralarda Finlandiya'nın yanında tamamı Asyalı Şangay (Çin), Hong Kong (Çin), Güney Kore, Singapur, Tayvan (Çin), Makao (Çin) ve Japonya gibi ülkelerin/ekonomilerin yer alması, 21'inci yüzyıl için “Asya yüzyılı” nitelemesinin pekişmesine yol açmıştır. Alınan bu sonuçlar, özellikle eğitim politikaları ve uygulamaları konusunda dikkatleri bu bölgenin üzerine çekmiş, eğitimde geri kalmak istemeyen ülkelerin kendilerine yeni bir referans noktası oluşturmalarına yol açmıştır.
Öte yandan, ülkemiz nüfusunun dörtte biri, 15 yaşının altındadır. Pek çok ülkenin nüfusu giderek yaşlanırken ülkemizdeki genç nüfusun dinamizminden yararlanabilmenin yolu nitelikli bir eğitim sisteminin oluşturulmasından geçmektedir. Bu nedenle, özellikle PISA sınavlarında başarılı olan ülkelerin eğitim sistemlerinden yararlı görünen politika ve uygulamaların tespit edilmesi ve eğitim sistemimizin yeniden yapılandırılması çalışmalarında göz önünde bulundurulması önem taşımaktadır.
Hacı Can, Ekin Tuna, Nehir Tuna Çocukların saf, masum ve duyarlı oldukları kadar bağımlı ve güçsüz olmaları nedeniyle toplumda en çok korunmaya muhtaç kesim olduğu kuşkusuzdur. Tarihsel süreç içinde birçok kötü muameleye maruz kalan çocukların maalesef günümüzde de gerektiği gibi korunduğu söylenemez. Bu gerçeklik karşısında çocukların hukuki korunmasının daha da etkin hâle getirilmesi gerektiği aşikardır. Bunun yanında çocukların ruhsal ve psikolojik yönden kişilik gelişimlerinin sağlanması gerektiğine de dikkat çekilmelidir. Gerçekten de çocukların kendi haklarını bilmeleri ve yeri geldiğinde bunları kullanabilmeleri ve ayrıca iyi bir şekilde eğitim almaları sağlıklı gelişim ve ruhsal durumları için son derece önemlidir. Bu gereklilikten hareketle hazırlanan elinizdeki bu çalışma, çocuk hukukunun temel yönlerini ele alarak çocukların hukuki statüsüne açıklık getirmektedir.
Ancak çocuklarına değer veren ve sağlıklı gelişme ve büyüme olanakları sağlayan toplumların geleceklerini sağlam nesiller temelinde inşa edebileceği bilinci ve tüm çocukların sağlıklı, huzurlu, barış ve sevgi dolu bir ortamda yetişmesi temennisi ve ümidiyle...
Selda İçin Akçalı Medya, içinde yaşadığımız toplumun değerlerini dönüştürerek ve çoğu zaman da yeniden üreterek gündelik yaşantımızın en önemli parçalarından biri hâline gelmiştir. Hiç kuşkusuz medya karşısında toplumun en savunmasız kesimi çocuklardır. Çocuklar, sadece medya tarafından değil, diğer toplumsal alanlarda -hukuki, siyasi ve ekonomik- da istismara uğramaktadırlar.
Çocukla ilgili her türlü sorunda asıl amacın, var olan koşulları gerçekçi bir gözle değerlendirip tüm tarafların katılımı ve duyarlılığıyla acil bir eylem planı oluşturulması ve hayata geçirilmesi olduğunu düşünmekteyiz. Yaşanan sorunların çözümünden çok olay ve olguların diplomatik ve siyasi boyutunun öne çıktığı günümüzde, “Çocuk haklarının hayata geçirilmesi, sorumlulukların yerine getirilmesidir.” düşüncesinden hareketle medya ve çocuk konusunun çeşitli boyutlarıyla ele alındığı bu kitabın çocukla ilgili her türlü konuya daha hassasiyetle yaklaşılmasına katkı sağlaması umuduyla...
Çocuk olmayı başaran çocuklar çok şanslı, çok büyülüler…
Sultanberk Halmatov-Medera Halmatov Son zamanlarda çocuklara yönelik işlenen suçlarda artış olduğu bir gerçektir. Kazaya veya ihmale bağlı çocuk ölümleri hakkında medyada sık sık haberler yer almaktadır. Bu haberler incelendiğinde birçoğunun önlenebilir olduğu görülmektedir. Bugün çocuklar daha önce hiçbir zaman maruz kalmadıkları kadar tehlikelerle karşı karşıya kalmaktadırlar.
Çocuklar, güvenlik bakımından yetişkinlere göre her anlamda daha savunmasız durumdadırlar. Bu nedenle, çocukların güvenliğinin sağlanması için çocuklara bu konuda eğitim verilmesi önemlidir. Çocukların küçük yaşlarda bazı tehlikelere karşı bilinçlendirilmesinin ve olası tehlikelerden uzak durma becerilerinin kazandırılmasının birçok çocuk ölümünün önüne geçmeye yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Kitapta velilere ve öğretmenlere yönelik önemli bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca 6-11 yaş çocukların gelişim özelliklerine göre geliştirilmiş ders programları mevcuttur. Programın nihai amacı;
çocuğu olası tehlikeler konusunda bilinçlendirmek,
tehlikeleri önceden tahmin edebilmeyi,
tehlikelerden uzaklaşmayı,
tehlike anında uygun davranışları sergileyebilmeyi öğretmektir.
Çetin Toraman - Emel Akay - Hasan Fehmi Özdemir - Engin Karadağ Bu kitap, araştırmacılara çok düzeyli regresyon modellemelerini ve HLM programı aracılığıyla analizin nasıl gerçekleştirileceğini açıklamak için hazırlanmıştır. Dört bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde çok düzeyli regresyon modellemelerinin istatistiksel temellerine değinilmeye çalışılmıştır. İki, üç ve dördüncü bölümlerde ise tamamen örnek bir araştırma durumu üzerinden uygulamalara yer verilmiştir. Bu bölümlerde, öncelikle örnek olabilecek bir araştırma durumu açıklanmış, sonra bu araştırma durumuna ait verilerin HLM programına nasıl aktarılacağı ve analizin gerçekleştiriliş biçimi görsellerle detaylı olarak açıklanmıştır. Araştırmacılar için en önemli sorunsallardan birisi yaptığı analizlerin nasıl raporlanacağı olduğundan, raporlamaya ilişkin birer tablo ve yorum örneğine de uygulamaların yapıldığı bölümlerde yer verilmiştir. Kitapta teorik temellerden çok analizin uygulanabilmesi ön planda tutulmuştur.
Pelin DÜNDAR Kaliteli, zamanında ve uygun maliyetli sonuçlar elde edebilmenin yolu bütünün onu oluşturan parçalardan daha fazla anlam yüklü ve bir o kadar da değerli olduğunu idrak etmekten geçmektedir.
Bütünü temsil eden sinerji; nefes aldığımız her nokta da keza doğanın her kesitinde mevcuttur. Dikkatli yapılan gözlemlemeler, bileşenlerin, parçaların, unsurların hatta ve hatta canlıların birbirlerinden aldıkları güçle çok daha büyük oluşumlara zemin hazırlayabildikleri gerçeğini göstermektedir.
Çözümlerin Ortak Şifresi: Sinerji ismini verdiğim bu kitap; altı çizilen rasyonel gerçekliğe dikkatleri çekmek ve pek çok soruna çözüm getirme noktasında da sinerji olgusunun adeta ortak bir şifre vazifesi gördüğü gerçeğini, seçilen farklı konulara bağlı kavramlar ve örnekler paralelinde irdelemek gerekçesiyle yazılmıştır.
Belirlenen konuya ilişkin sinerji hususunda hassasiyet gösterilmesi gereken bazı noktalar da değişmekte hiç şüphesiz. Ancak bunları öğrenmek veya anımsamak için sayfaları çevirmek gerekmekte…
Salih GÜNEY Davranış Bilimleri, kendilerini tanımak, sergilenen tutum ve davranışların nedenlerini anlamak, insan ilişkileri alanında kişisel gelişimlerini tamamlamak isteyen herkesin yararlanacağı bir kitaptır. Kitap, 19 üniteden oluşmaktadır. 1 ve 2. ünitelerde davranış bilimlerinin gelişimi ve temel kavramları, 3, 4, 5 ve 6. ünitelerde kültür, kültürel değişme, sosyal etki ve uyma davranışı, sosyal yapı, sosyal ilişki ve sosyal kurumlar üzerinde durulmuştur. 7 ve 8. ünitelerde öğrenme ve algılama, 9. ünitede sosyal gruplar, 10 ve 11. ünitelerde duygusal zekâ , kişilik ve benlik konuları detaylı olarak açıklanmıştır.
12. ünitede tutum ve ön yargı, 13, 14 ve 15. ünitelerde bireysel iletişim, uyum sorunları ve savunma mekanizmaları, davranış bozuklukları, 16, 17 ve 18. ünitelerde stresle başa çıkma yöntemleri, motivasyon ve liderlik, 19. ünitede ise zaman yönetimi konuları üzerinde detaylı bir şekilde durulmuştur.
Güncel örneklerle zenginleştirilmiş ünitelerde, okuyan herkesin kolayca anlayabileceği sade bir dil kullanılmıştır.
Suna Tevrüz - İnci Erdem - Tülay Bozkurt İnsanı konu alan, gerek birey olarak gerekse sosyal ve iş ortamında onun davranışlarını inceleyen bu kitabın temel amacı; çalışma yaşamına girmiş ve girecek olanlara insan davranışlarının çeşitli yönleri hakkında bilgi sunmaktır.
Yazarlara, kitabın içinde yer alan konuların seçiminde öğrencilerin sordukları sorular ve onların anlattıkları yönlendirici olmuş ve yazarları Türkçe literatürdeki bazı boşlukları doldurmaya sevketmiştir. Bu açıdan sınırlı konular içinde kalsa da temelinde insanın yer aldığı alanlarda bu kitap, öğrenciler için önemli bilgiler veren tamamlayıcı bir kaynaktır.
Bu kitap; konuların işlenişi ve davranışların bireysel, sosyal ve kurumsal düzeylerde ele alınışı açısından insan davranışıyla ilgilenen, onu ve kendini anlamak isteyen herkes için ilgi çekici ve katkı sağlayıcıdır.
Lütfi Sunar Toplumsal değişme nedir?
Toplumlar nasıl değişirler?
Değişimi açıklayan temel teoriler hangileridir?
Türkiye'de değişimin temel dinamikleri nelerdir?

Toplumsal değişim sosyolojinin tüm konu, kavram ve kuramlarını ilgilendiren temel bir alandır. Başlangıcından günümüze değin sosyoloji literatüründe değişimle ilgili çok sayıda açıklama ortaya çıkmıştır. Bu açıklamaların oluşturduğu birikimin kavranması bir sosyoloji öğrencisi için çok önemlidir. Değişimin anlaşılması toplumun işleyişini çözümlemek bakımından zorunludur.
Türkiye'nin toplumsal yapısı hızlı ve daimi bir değişim içerisindedir. Bu değişimin anlaşılması ve açıklanması için kapsamlı ve sürekliliği olan araştırmalara ve yeni perspektiflere ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak ne var ki, toplumsal değişim, Türkiye'de sosyolojinin ilgisini çok fazla çekmemiştir. Alandaki kuramsal çalışmalar, kavramsal incelemeler ve ampirik araştırmaların sayısı çok azdır. Elinizdeki bu eser böylesi bir boşluğu doldurmak üzere Toplumsal Yapı Araştırmaları Programı kapsamında kaleme alınmıştır.
16 bölümden oluşan bu kitap, sosyolojide değişim ile ilgili kavram, kuram ve yaklaşımları incelemektedir. Aynı zamanda bir ders kitabı olarak da tasarlanan bu kitapta ele alınan konular yalın bir biçimde ele alınmış ve örnekler ile genişletilmiştir. Bölümlere eklenen kavram açıklamaları, biyografi yazıları ve okuma parçaları ile kitabın akışı rahatlatılmaya ve okuyucunun zihninde farklı pencereler açmaya çalışılmaktadır.
Gönül Şener, Seda Gündüzalp, Zübeyde Yaraş İçinde bulunduğumuz çağda büyük bir hızla dijitalleşme ile tüm alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da büyük bir değişim yaşanmaktadır. Eğitim alanında yaşanan bu değişimle birlikte öğretmen rolleri farklılaşmaya başlamıştır. Artık öğretmenler toplumun, okulun ve öğrencilerin beklenti ve ihtiyaçlarına cevap verebilmek için mesleki alan, pedagojik alan ve genel kültür bilgisiyle birlikte dijital yeterliğe sahip olmak durumundadırlar.
Dijital dönüşümün eğitim alanındaki yansımasıyla; geleneksel sınıfların teknolojik araç gereçlerle donatılması gerekliliğinin ortaya çıkmasının yanı sıra sınıfın sadece okul içinde yer alan fiziksel ortam sınırlamasının ötesine geçerek geleneksel yapıdan dijital yapıya doğru değişim göstermesi söz konusu olmuştur. Böylelikle eğitim ortamlarında dijital sınıflar daha fazla ön plana çıkmaya başlamıştır. Sınıf ortamında teknolojik unsurların yönetiminin yanı sıra dijital ortamlardaki sınıfların etkili bir şekilde yönetilmesi, eğitim öğretim süreçlerinin daha nitelikli ve etkin bir şekilde yürütülmesine katkı sağlayacaktır. Bu bağlamda bu kitap ile birlikte dijital sınıf yönetimi kapsamında dijital sınıf yönetimi yaklaşımlarına, öğretmenlerin dijital yeterliklerine, dijital eğitim ile dijital sınıflarda öğretim stratejileri ve yönetimine, dijital içerik oluşturmaya ve dijital ortamlarda güvenlik ve kontrol mekanizmalarına yer verilmiştir.
Hazırladığımız içeriğin tüm öğretmen, öğretmen adayları ve akademisyenlere katkı sağlaması dileğiyle…
DENİZ AŞKIN Osmanlı Devleti’nde modernleşme hareketlerinin başlaması ile beraber süreç içerisinde birçok kurumda radikal değişiklikler meydana geldi. Bu değişimden önemli oranda etkilenen kurumlardan biri de eğitim oldu. Klasik medrese eğitim sisteminin yanında mekteb adı altında Batılı tarzda eğitim veren yeni bir kurum faaliyete açıldı. Yaklaşık yüzyıl boyunca medrese ve mektebin beraber mesaisinden sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş ile birlikte medreselerin faaliyetlerine son verilmiş ve yeni eğitim öğretim sistemi okul adı altında modern bir formda devam ettirilmiştir. Bu çalışma tam da bu noktada cumhuriyet tarihi boyunca resmi olarak faaliyetlerine son verilen, Anadolu’nun ve bazen de sınırları aşarak İran, Irak ve Suriye’ye uzanan bu medreselerin nasıl ve hangi şekillerde halen devam ettiği üzerine odaklanmaktadır. Elinizdeki çalışma; Türkiye’de halk nezdindeki İslami anlayışın ve dini eğitimin toplum ile kurmuş olduğu sıkı ilişki neticesinde konjonktürel olarak kendisini yeni baştan nasıl dizayn ettiğini, kökeni Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da (Şark) bulunan medreseler üzerinden ortaya koymaktadır. Bununla beraber tamamıyla alan verilerine dayanan bu çalışmada, özellikle Türkiye’nin Şark bölgelerinde bulunan; ancak göç ile ülkenin birçok iline yayılan dini ve kültürel bir aktör olarak seydaların toplumsal köklerine, rollerine ve onların klasik medrese eğitiminin bugüne kadar gelmesindeki fonksiyonlarına detaylı olarak değinilmiştir. Son olarak seydaların modernleşme sürecine dâhil olmaları ile sekülerleşme durumları, toplum ve siyaset alanında meşruiyet kazanma stratejilerine odaklanılmıştır. Böylece modernleşme sürecinin din adamları üzerindeki etkisi önemli birer dini ve kültürel aktörler konumundaki seydalar üzerinden değerlendirilmiştir.
Hasan AYDIN Çokdilli ve çokkültürlü eğitim, son yıllardır eğitim dünyasında ön plana çıkan bir fenomen olup ve tüm öğrenciler için temel eğitimi hedefleyen kapsamlı bir okul reformu sürecidir. Bu eğitim türü, okullarda ve toplumda ırkçılık ve ayrımcılığın her türlü biçimini reddederken, toplumun üyelerinin çeşitliliğini destekler. Bu eğitim reformu ayrıca farklı din, dil, ırk, renk, yaş, cinsiyet, sosyal statü, ekonomik düzey, gelenek, görenek gibi kültürlere sahip olan öğrencilere eşit eğitim hakkı tanımaktadır. Çokkültürlü çokdilli eğitim sadece toplumun baskın kültüründen farklı kültüre sahip olan öğrenciler için değil, bütün öğrenciler içindir. Bu tür bir eğitimde hedef; eğitimde fırsat eşitliği sağlamak, kültürel çatışmalardan doğan sorunları çözmek, öğrencilerin birbirlerine karşı empati kurmalarını desteklemek, birbirlerinin kültürlerini tanımak ve içerisinde çalışarak akademik başarılarını artırmaktır. Bu kitapta, Türkiye'de gerçek anlamda etkili çok kültürlü ve çok dilli eğitim programlarının geliştirilmesi amacıyla, hedef olarak belirlenen 20 ülkede kullanılan çok kültürlü ve çok dilli eğitim programlarına odaklanılmış ve şu anda dünya genelinde yer alan tartışmaların bir sentezi sunulmuştur. Bu kitabın bir diğer özelliği ise ABD, Avrupa ve diğer bazı ülkelerde başarıyla uygulanan çokkültürlü ve çok dilli eğitim programlarının incelenmesi ve derlenmesi sonucunda, bu fikirlerin Türk Eğitim Sistemi için nasıl faydalı hâle getirilebileceği sorusunu yanıtlamaktır.
David SCOTT, Routledge Eğitim süreçlerinde gittikçe artan ve merkezileşen kontrolle birlikte, eğitimcilerin karşı karşıya kaldıkları metin, belge, söylem ve politik ideolojik mesajların sayıları da artmaktadır. Başta öğretmenler, yöneticiler ve toplum olmak üzere; eğitim hizmetini etkileyen ve eğitim hizmetinden etkilenen tüm taraflar politik ideolojik söylem ve mesajlardan etkilenmektedir. Farklı taraflara ait politik ideolojik mesajlar, başta yazılı-görsel medya ile dijital teknolojilerle yeniden üretilirken, eğitimle ilgili tüm taraflar bu ideolojik bakış açılarına maruz bırakılmaktadır. Türkiye’de eğitim politikalarının eleştirel açıdan değerlendirilmesine ilişkin kaynakların yetersiz oluşu, gerek politika yapıcılar gerekse uygulayıcılar için stratejik bir sorun niteliği taşımaktadır. Modern toplumda eğitimin anlamları resmi politika metinleri, yazılı, görsel medya ve araştırma metinleri olmak üzere dört farklı yolla iletilmektedir. Bu ileti yolları ile değer, düşünce ve inanç barındıran metinlerin çözümlenerek değerlendirilmesi, modern demokratik toplumların sosyo-politik sistemlerinde gelişim ve değişim dinamiklerini sağlamaya dönük bir gereklilik haline dönüşmüştür.
Eğitim Araştırmaları ve Politikalarının Eleştirel Değerlendirilmesi, bu ideoloji ve mesaj aktarma biçimlerine ilişkin bir farkındalık yaratmayı ve eğitimcilerin alternatif anlama biçimleri oluşturmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda genel nihai amaç ise; öğretmen adayları, öğretmenler, yöneticiler, öğrenciler, akademisyenler ve politika belirleyicilerinin eğitimsel okur-yazarlığının geliştirilmesidir. Eğitimsel okur-yazarlık temel olarak eğitim politika ve araştırmalarının, görsel-yazılı medya metinlerinin çözümlenmesiyle tarihsel, sosyolojik ve politik bağlamda değerlendirilmesine yardım eder. Üretilen eğitim politikalarına ve araştırmalarına daha eleştirel ve yansıtıcı bir bakış açısı geliştirmesine katkı sağlar. Kitabın başta tüm eğitim çalışanları olmak üzere, sosyal bilimler alanında çalışan araştırmacılara katkı sağlamasını diliyorum.


Richard PRING, Continuum 'Teşvik edici ve okunabilir bir kitap… Pring, farklı felsefi yaklaşımların özlü bir açıklamasını vermekte ve onların güçlü ve zayıf yönlerinin dengeli bir değerlendirmesini yapmaktadır. … eğitim araştırmacılarını bir tarafa bırakın tüm öğretmen adayları için zorunlu okuma olmalıdır.'
Dr. Paul Martinez, Öğrenme ve Beceri Geliştirme Ajansı

'Bu cilt bir ders kitabı ve bir manifestodur ve araştırma öğrencileri, çeşitli kavramların, aletlerin ve yaklaşımların ana hatlarının verildiği açıklıkla buluşacaktır. Pek çok öğretmen bundan etkilenecektir.'
Times Educational Supplement

'Profesör Pring'in eseri, başlığının mütevazi biçimde olduğunu iddia ettiğinden çok daha fazlasını içeriyor. Eğitim Araştırmaları Felsefesi konusunda uzman bir çalışma olduğu kadar eğitim felsefesinde de bir öncü olan bu eser eğitimin amaçlarından bilginin doğasına kadar değişen konularda berrak ve özdür.'
Education Review

Profesör Pring, 2003 yılında emekliliğine kadar Oxford Üniversitesi Eğitim Çalışmaları Bölümünde Yöneticiydi. Hala hazırda 14-19 Education and Training Nuffield Review'ın Baş Direktörüdür.
Ayşen BAKİOĞLU, Münevver ÇETİN, Orhan AKINOĞLU, Nurhayat ÇELEBİ, Seyfi KENAN, Süleyman AVCI, Seval ERDEN, Faruk LEVENT, Meral SERT AĞIR, Esra MOLU, Dilek PEKİNCE Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim elemanlarının iş birliği ile ortaya çıkan bu kitapta Ülkemizde ve Batıdaki güncel tartışmalar 2014 Türkiye'sinin ulaşmaya gayret ettiği hedefler, geçmişteki gelişmeleri de göz önüne alarak verilmeye çalışılmıştır. Kitap, bölümlerin konuları ve tasarımı olarak aynı başlığı taşıyan diğer çalışmalardan farklı olarak, araştırma ve güncel yerli, yabancı kaynaklardan yararlanılarak, geleceğin öğretmenlerine araştırmacı ve lider öğretmen olma misyonu vermek üzere tasarlanmıştır. Öğretmen adaylarına araştırmacılığın, ampirik çalışmanın doğruyu ve faydalıyı bulmakta en önemli nitelik olduğu, mesleğe başladıklarında eğitimdeki sorunların dışarıdan çözülmesini beklemek yerine, sınıflarındaki sorunlara buldukları çözümlere yönelik olarak kendilerinin aktif bir bilgi üreticisi konumuna gelmeleri için katkıda bulunulmaktadır. Kitapta öğretmen adayının öğretmenlik deneyiminde uygulamada yararlı olabilecek bilgiler de belirginleştirilerek verilmektedir. Ayrıca öğretmen adayının dikkatini uyanık tutmak için ve öğrenmeyi hatırlamaktan ibaret kalmayacak ve tartışma düzeyine getirecek bazı sorular sorulmuş, bölüm sonlarında çoktan seçmeli veya açık uçlu sorular yerleştirilmiştir.
Eğitim Bilimleri alanının çeşitli disiplinler ile etkileştiği çerçeveler ve farklı zamanlarda ve coğrafyalarda eğitime yüklenen anlamlar, kullanılan teknikler ve bu süreçlerin yansımaları, Türk Eğitim Düşüncesi ve Deneyimi’nin tarihi ve fikri anlamda önemli temelleri, günümüzde Türk Milli Eğitimi’nin amaçları, temel ilkeleri, Türk Eğitim Sistemi’nin teşkilat yapısı hakkında genel bilgiler, öğretmenlik mesleği ile ilgili uygulanan politikalar, mesleğin standartları, yeterlik alanları, hizmet öncesi ve hizmet içi öğretmen eğitimleri, öğretmenlerin görev ve sorumlulukları incelenmektedir. Psikolojinin davranış, öğrenme ve başarı boyutları için geliştirilen yaklaşımlar, yapılandırmacı yaklaşım; üstbiliş, öğrenme stratejileri, stilleri ve farklı zekâ kuramları sınıf içi etkileşimlerden makro sosyolojik etmenlere kadar değişebilen unsurlar, eğitim uygulamalarını ve politikalarını anlamak için çerçeve sağlayan sosyal üretim, dil, kültürel sermaye gibi kapsamlı unsurlar ile desteklenerek sunulmaktadır. Kitapta ayrıca, öğretmenlerin farklı özellikleri olan öğrencileri tanımaları ve uygulamalarını şekillendirmeleri, eğitim programlarının temel öğeleri, özellikleri, yararları, türleri ve çağdaş bir eğitim programı geliştirme süreçlerine yer verilerek, öğretmen adaylarının mesleğin temelini oluşturan Eğitim Bilimleri’nin ana kavramlarını öğrenmeye çalışmalarına yardımcı olunmaktadır.
İrfan ERDOĞAN “Her eğitim sisteminin, kendi kültürü ve koşulları olan bir toplumsal yapının ürünü olduğu gerçeğini göz ardı etmeyerek dış kaynaklı eğitim yaklaşımlarını transfer ederken dikkatli olmalıyız; başka ülkelerin eğitim modellerini aynen almaktan ziyade, Atatürk devrimlerinde olduğu gibi kendi koşullarımız içinde değerlendirerek bize özgü hâle getirmeliyiz.”, “Eğitimde yaşanan derslik sıkıntısı, öğretmen ve okul sayısı gibi kaynak yetersizliğine dayalı sorunları çözebilmek için de sadece sayıyı artırmaya ve oranları iyileştirmeye yönelik yöntemlere başvurmanın kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini kabul etmeliyiz.”, “Eğitimde öğretmen mi, öğrenci mi, yerellik mi, merkezîlik mi, gibi ikilemler etrafında uç duruşlar sergilemeden, hem öğrencinin hem de öğretmenin aktifliğinin değerli olduğu, hem ulusal birlik ve beraberliğin gerektirdiği merkezîlik hem de durumsallığın gerektirdiği yerellik vurgusuna yeteri kadar yer veren esnek ve kapsayıcı bakış açılarına imkân vermeliyiz.”, “Eğitim sisteminin merkezî sınavlara endekslendiği ve uzun vadede bunların kaldırılmasının düşünülmediği dikkate alınırsa, tıkanan sistemin önü yükseköğretimdeki okullaşma oranının artırılmasıyla açılabilir.”, “Halkımızın eğitim ile ilgili isteklerini talep hâline getirmesi gerekmektedir.”“İkinci Meşrutiyet ile başlayan ve çok partili döneme kadar süren inanılmaz bir eğitim birikimi var. Bu birikime sırtımızı dönemeyiz. Aksi takdirde bugün yüz yüze kaldığımız kaosu yaşarız.”, “Eğitim sistemimizi tahrip eden, bize pahalıya mal olan bu merkezî sınavları masaya tekrar yatırmak durumundayız.”, “İlköğretimden ortaöğretime geçişi sağlıklı hâle getirmek istiyorsak, ortaöğretimden yüksek öğretime geçişi de masaya yatırmak zorundayız.”, “Ortaöğretim ilköğretimin kıskacında, yükseköğretimin baskısı altındadır. Girdisi ve çıktısı kendisine bağlı olmayan bir kademedir.”, “Sonu ve doğruluğu net olarak belli olmayan büyük adımları atma yerine etkisi anında hissedilecek olan küçük ve net adımları atmak daha yararlı olabilir.”, “Bugünden yarına doğru kendimizi ummadığımız bir yerde bulmak istemiyorsak eğitimde attığımız her adımı tarihe bakarak atmalıyız”.“Doğal seyri içinde geliştirilmiş olsaydı çok etkili olabilecek olan birçok ‘eğitim projesi‘ doğal olmayan süreçlerin ürünü olduğu için istenilen sonuçları verememiştir."