Edebiyat Eleştiri \ 1-2
Ahmet Karakaya, Ahmet Köroğlu, Alev Erkilet, Alperen Gem Ennçosmanoğlu, Asım Öz, Ayşen Baylak, Ertuğrul Zengin, Fatih Kucur, İbrahies Aksu, İlhan Sadıkoğlu, Kâmil Yeşil, Mahmut Hakkı Akın, Mehmet Erken, Mustafa Aydın, Mustafa Oğuzhan Çolak,Necdet Subaşı, Nurettin Ürün, Serkan Yorgancılar, Şerife Nihal Zeybek, Tuba Aydın, Vahdettin Işık, Yunus Emre Özsaray, Yunus Emre Tapan Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma dönemi¬nin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her ge¬çen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlene¬bilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 ara¬sı yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Tür¬kiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günü¬müzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.
Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının hâlen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkân vermek¬tedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığın¬da, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıl¬larını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihî tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkânı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıy¬metini ortaya koymaktadır.
Osman ÖZBAHÇE Türk şiirinde yenilik fikri kurucu bir karakter taşır. Modernleşme sürecindeki şiirimizde yapılan yenilikler günümüze birbiri üstüne katlanarak gelir. Zincir yenilikle çekilir, gelenek yenilikle kurulur. Şair, devraldığı yeniliğe yenilik katarak kendi şiirini kurar. Şiirimizin önemli değişim noktalarının temel özelliği budur. Osman Özbahçe, modern şiirimizin temellenişi, yaşadığı değişim ve dönüşümler ışığında süreçleri işleyen yazılarını Analiz başlığı altında bir araya getirdi. Ebabil Eleştirinin 12. kitabı olarak çıkan Analiz’de neredeyse her yazının konusu yenilik fikri üzerinde yoğunlaşan yazılar manifestolardan akım yaratma çabalarına, şiirde millet bağından tabulara, edebiyat ortamımıza, teknolojinin şiirle ilişkisine varıncaya değin geniş bir yelpaze sunuyor. Analiz her yaklaşımıyla modern şiirimizi canlı tutan bir kitap.
Alpaslan ÖZERDEM Adalet olmadan barış, bağışlama olmadan da adalet olamıyorsa barış da ancak istendiği taktirde sağlanabilmektedir. Birilerinin savaşı başlattığı gibi birilerinin de barışı başlatması gerekmektedir. Macar atasözünün de dediği gibi barışın boş koltuğuna şeytan oturur.
Barış inşası sadece tekrar çatışmaya dönmeyi önlemek amacıyla barışın sağlamlaştırılması ve sürdürülebilir hale getirebilecek çalışmaların yapılması mıdır? Barış inşası çalışmalarının gerçek içeriği, hangi amaç ve çıkarlar için uygulanacağı ve daha da önemlisi kimin barışına öncelik verileceği konusu gözetilmemeli midir? Oysa barış inşası, barış yapmak ve barışı korumak gibi konsept ve uygulamaların yanında aslında bizlere çok daha ileriye dönük ve kapsayıcı bir çerçeve sunmaktadır.
Elinizde bulundurduğunuz bu çalışma, barış inşası kapsamında kullanılan kavramlardan yola çıkarak barış inşası analizi, çatışma sonrası inşa gibi kavramlar üzerine yoğunlaşmakta ve barış inşasının güvenlik ve siyasal yeniden inşa, sosyo-ekonomik yeniden inşa, savaş-sonrası adalet ve uzlaşı boyutlarını değerlendirerek literatürde çok önemli bir boşluğu kapatmaktadır. Türkiye için önemli bir konuyu akıcı bir dil ile okuyucularımızla buluşturduğumuz bu çalışma, sadece barış üzerine çalışanlar için değil, aynı zamanda Uluslararası İlişkiler'e yönelik çalışma veya öğrenim yapan her kişinin kütüphanesinde bulundurması gereken bir kitaptır.
İngiltere'de Coventry Üniversitesi'nin Barış ve Uzlaşma Çalışmaları Merkezi'nin Direktörlüğünü yürüten ve aynı zamanda İngiltere merkezli Stratejik Araştırma ve Analiz Merkezi (Centre for Strategic Research and Analysis) CESRAN'ın Başkanlığını da yapan Prof. Dr. Alpaslan Özerdem, 20 yılı geçen bir sürede Afganistan, Bosna-Hersek, El Salvador, Kosova, Lübnan, Liberya, Filipinler, Sierra Leone, Sri Lanka, Nijerya ve Türkiye gibi silahlı çatışmadan etkilenmiş ülkelerde çok sayıda araştırma ve uzmanlık projeleri üzerinde çalıştı. Uzmanlık alanı; barış inşası, insani yardım müdahale politikaları, afet yönetimi, güvenlik sektör reformu, eski militanların topluma kazandırılması, savaş sonrası barış ve devletin inşası olan Özerdem ayrıca dünyanın değişik yerlerinde bulunan çatışma bölgelerinde ulusal ve uluslararası kuruluşlar için de bilirkişi olarak aktif rol aldı.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp isimli eseri, objektif ilmî değerlendirmelerin yanı sıra Erişirgil’in kişisel gözlemlerini de yansıtan önemli kitaplarından biridir. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar’ın yayına hazırladığı bu eser Ziya Gökalp’e ilişkin ön önemli kitaplardan biridir: “Dilde yeni cereyan açmak kâfi değildi. Her alanda “yeni bir hayat” lazımdı. Sultan Hamit zamanında ve meşrutiyetin ilk yıllarında (yeni hayat) sözünün sihirli bir manası vardı. Aydınların gözünde bu söz, başlı başına bir ufuk açardı. Sultan Hamit devrinin bilgili geçinen gençlerine göre Yeni Hayat, Türkiye dışında yaşamaktan ibarettir. Çünkü Türkiye’de yeni bir hayat doğamazdı; ve bunu ümit etmek de boşunaydı. Fakat onların beklemedikleri ve ummadıkları bir zamanda Meşrutiyet ilan edilince bu defa Yeni Hayat’ın doğduğunu sandılar. Fakat bu ümit çok sürmedi. Yıllarca susturulan basın, serbest oluverince eli kalem tutanlar çıldırmışa döndüler, Meşrutiyet ilan edildiği zaman, “Cemiyet-i Mukaddese “ye nasıl minnet ve şükranlarını arz edeceklerini bilemeyen İstanbul basını, daha iki ay geçmeden İttihat ve Terakki’nin “rical-i gaybma” sövüp saymaya başladılar. Müslüman olmayan azınlıklar da ortalığın karışıklığından faydalanarak milli emellerinin gerçekleşmesi için çalıştıkları her hareketlerinden belliydi. İşin garibi şuydu ki, Sultan Hamit’in şu veya bu sebeple sürdüğü insanların bir kısmı umdukları işlere geçirilemeyince “Mağdurin-i Siyasiye” (yani, Siyasal Haksızlığa Uğrayanlar) diye bir cemiyet kurdular. Kendilerini sürgünden kurtaran Cemiyetin ileri gelenlerine atıp tutmakta elebaşlığı yapmakla övünüyorlardı.”
Mehmet KARAGÜL Hayatımızın tamamının kaç nefesten oluştuğunu bilemiyoruz ama her yaşadığımız an, bir nefesten oluşuyor. Dolayısıyla her daim o bir nefeslik hayatın hakkını vermekle mükellefiz.
O bir nefesle, hayatına bir ömür sığdırmaya çabalayan insan kimdir ve nedir? Hayatımıza anlam kazandıran fikir ve eylemler nelerdir? Sevmek ve sevilmek neyin karşılığıdır? Bireyin kendisi ve çevresi adına üstlenmesi gereken sorumluluklar var mıdır, varsa nelerdir…?
Hayatımızın amacı, başarmak, kazanmak ve tüketmekten ibaret midir? Yoksa hayatımızın bir köşesinde; doğruluk, dürüstlük, vefakârlık, güvenilirlik, diğerkâmlık, sadakat ve hakperest olma gibi davranış kalıplarını bulundurmak sorumluluğumuz yok mudur?
Bu kitap; güvenen ve güvenilen, tüketimin yokluğa, üretimin ise var oluşa vardığının şuurunda olan; büyüklüğü ve zenginliği isteyip alarak değil, vererek yaşayan, geçmişin günahları ile kirlenen bugünün değil; ulvi, tertemiz hayallerin ürünü olacak olan geleceğin hesabını yapan, bedeninin hazzı yerine, ruhunun huzurunu arayan, sorumluluk sahibi yeni bir neslin inşası için kaleme alınmıştır.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
Murat Üstübal Şiir, tekil söylemlerin elitleştirici yanını ortaya koyan bir üst-dile değil, bir başka- dil yaratımına tekabül eder. Hatta dilin yalnızca bir karşı çıkış olmadığı, anarşist söylemsel yanının yeniden yapma ve zenginleştirme adına varolduğu söylenirken şiirin karşı-dil olarak tariflenmesine de belli ölçülerde karşı çıkılır. Yani bir diyalektik karşı çıkış, varolan bir göstergenin karşısına verili başka bir göstergeyi çıkarmayı vaat ettiği için varlığın heterojen evrelerini ihmal etme riskini taşır. Her tekil söylem heterojen ve iç içe geçmiş kozmopolit yapıların o an içindeki görüntüsüdür. Dolayısıyla tekil söylemler karşı çıkışları olsa bile onu mutlaklaştıramayacak kadar farklı tipte süreçleri ortaya döken yaratıcı söylemlerdir. Bir anlamda, Foucaultcu heterotopya, Deleuzecü yersizyurtsuzlaşma ile köksap (rhizom) ve Derridacı yapısöküm sadece felsefi aşkınlaştırıcı yapılar olmaktan çıkıp tekil olanın tekilliğinin içeriğini sorgulayan, o tekilliğin ötekiyle ilişkisini ve bağlamını ortaya çıkarmaya soyunan, çoğulluğun da tekilliğin keşfiyle mümkün olduğunu düşünen içkin-aşkın arasındaki varlıksal anlara bir gönderme niteliği taşır. Diyalektiğin ikili yapıları yerine çoğul yapıların çoğul bir düzenek içinde çoğul bir ilişkilenme, gerilim ve bağıntıya girdiği polilektik yeni bir yapı oluşur böylece. Şiirin belirli yapılara hapsedilmesini diriliğinin önündeki en büyük engel olarak gören Murat Üstübal'ın dizge dışı poetika arayışını yansıtan Dirim Kurgu günümüz Türk şiirindeki arayışların önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.
Yakup ALTIYAPRAK Yakup Altıyaprak ilk eleştiri kitabı, İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm'den sonra ikinci eleştiri kitabı Dünyaya Karşı Şiir'le eleştiri yolunda ilerlemeye devam ediyor. Yazılarında içerik çözümlemesini esas alan Altıyaprak Türk şiirinin duruşunu belirginleştirmeye çalışıyor. Sezai Karakoç, Hüsrev Hatemi, Cahit Koytak, Hüseyin Atlansoy, Haydar Ergülen, Tuğrul Tanyol, Osman Konuk, Arif Ay, Cevdet Karal, Mevlana İdris, İbrahim Tenekeci, Selçuk Küpçük, Orhan Tepebaş ve İlhami Çiçek'ten seçtiği bir şiirin çözümlemesini yapıyor. Şiir okumalarına bir katkı niteliği taşıyan Dünyaya Karşı Şiir, bir eleştirmenin kararlı adımlarının belgesi niteliğinde.
İrfan ERDOĞAN “Her eğitim sisteminin, kendi kültürü ve koşulları olan bir toplumsal yapının ürünü olduğu gerçeğini göz ardı etmeyerek dış kaynaklı eğitim yaklaşımlarını transfer ederken dikkatli olmalıyız; başka ülkelerin eğitim modellerini aynen almaktan ziyade, Atatürk devrimlerinde olduğu gibi kendi koşullarımız içinde değerlendirerek bize özgü hâle getirmeliyiz.”, “Eğitimde yaşanan derslik sıkıntısı, öğretmen ve okul sayısı gibi kaynak yetersizliğine dayalı sorunları çözebilmek için de sadece sayıyı artırmaya ve oranları iyileştirmeye yönelik yöntemlere başvurmanın kalıcı bir çözüm getiremeyeceğini kabul etmeliyiz.”, “Eğitimde öğretmen mi, öğrenci mi, yerellik mi, merkezîlik mi, gibi ikilemler etrafında uç duruşlar sergilemeden, hem öğrencinin hem de öğretmenin aktifliğinin değerli olduğu, hem ulusal birlik ve beraberliğin gerektirdiği merkezîlik hem de durumsallığın gerektirdiği yerellik vurgusuna yeteri kadar yer veren esnek ve kapsayıcı bakış açılarına imkân vermeliyiz.”, “Eğitim sisteminin merkezî sınavlara endekslendiği ve uzun vadede bunların kaldırılmasının düşünülmediği dikkate alınırsa, tıkanan sistemin önü yükseköğretimdeki okullaşma oranının artırılmasıyla açılabilir.”, “Halkımızın eğitim ile ilgili isteklerini talep hâline getirmesi gerekmektedir.”“İkinci Meşrutiyet ile başlayan ve çok partili döneme kadar süren inanılmaz bir eğitim birikimi var. Bu birikime sırtımızı dönemeyiz. Aksi takdirde bugün yüz yüze kaldığımız kaosu yaşarız.”, “Eğitim sistemimizi tahrip eden, bize pahalıya mal olan bu merkezî sınavları masaya tekrar yatırmak durumundayız.”, “İlköğretimden ortaöğretime geçişi sağlıklı hâle getirmek istiyorsak, ortaöğretimden yüksek öğretime geçişi de masaya yatırmak zorundayız.”, “Ortaöğretim ilköğretimin kıskacında, yükseköğretimin baskısı altındadır. Girdisi ve çıktısı kendisine bağlı olmayan bir kademedir.”, “Sonu ve doğruluğu net olarak belli olmayan büyük adımları atma yerine etkisi anında hissedilecek olan küçük ve net adımları atmak daha yararlı olabilir.”, “Bugünden yarına doğru kendimizi ummadığımız bir yerde bulmak istemiyorsak eğitimde attığımız her adımı tarihe bakarak atmalıyız”.“Doğal seyri içinde geliştirilmiş olsaydı çok etkili olabilecek olan birçok ‘eğitim projesi‘ doğal olmayan süreçlerin ürünü olduğu için istenilen sonuçları verememiştir."
Nurullah Çetin Halide Edip Adıvar, Türk edebiyatının ve siyasetinin önemli bir ismidir. Onun edebi ve siyasi çalışmaları bugün de önemini korumaktadır. Haçlı emperyalist işgalcilere karşı verdiğimiz istiklâlci mücadelemiz olan Millî Mücadeleye önemli katkıları yanında Amerika'yla olan teslimiyete, sömürge zihniyetine dayalı yanlış ilişkileri, Türkiye'yi Amerikan mandası yapma çalışmaları da siyaseten affedilebilecek gibi değildir. Özellikle romanlarıyla Cumhuriyet dönemi Türk romancılığına önemli katkıları olan Halide Edip'in kadın meselesine yaklaşımı da dikkat çekicidir. Halide Edip Adıvar İncelemeleri'nde onun hayatı, mücadelesi, çalışmaları, sanatı ve eserleri üzerinde uzman hocaların farklı inceleme yazıları yer almaktadır.
Yakup Altıyaprak

İkinci Yeniyi tanımlama çabası aynı zamanda modern hayatın içindeki insanı tanımlama çabasıdır. İkinci Yeni, klâsik şiir anlayışlarının dışında, Türk şiirinin kaçınılamaz uğraklarından biri olmasının ötesinde, bir yanıyla modern hayatın içinde olsa da, diğer yanıyla ona karşı bir duruş geliştirme çabasındaki insanın şiiridir. Bu kitap İkinci Yeni bağlamında teknik bir çalışmadan ziyade, akımı ortaya çıkaran hayat tarzı üzerinde yoğunlaşıyor. İkinci Yeniyi belirli bir hayat tarzının sonucu olarak gören Yakup Altıyaprak, modernizmden postmodernizme, ilk Osmanlı yenileşme hareketlerinden Martin Heidegger’e uzanan bir dizi düşünce serüveni okuyucuya sunarak İkinci Yeni üzerinden bir modernlik çözümlemesi yapıyor.


Hayat tarzları ve dünya görüşleri birbirinden farklı şairlerimizin aynı dünyayı değişik açılardan ele almaları çerçevesinde gelişen serüvenleri, aynı zamanda aydınlarımızın geçirdiği zihinsel sürecin bir fotoğrafını da ortaya koymaktadır.
Bugünden geriye baktığımızda, aradan geçen onca zamana rağmen, İkinci Yeninin oluşturduğu şiirin aşılıp aşılamadığı meselesi hâlâ bir tartışma konusudur. Türk şiirinin en köklü atılımlarından biri olan İkinci Yeniyi anlama çabalarına köklü bir katkı sağlayacak bu eser İkinci Yeni kitaplığınızda yerini alması gereken bir kitap.

Osman Özbahçe İkinci Yeni, Türk şiirinin en anlamlı bölgelerinden biridir. Modern şiirimizin kültürü, şiir bilgisidir. Türk şiiri İkinci Yeniyle yeni bir alfabeye geçmiştir. Şiire yeni bir mantık, yeni bir kavrayış ve ifade biçimi gelmiştir. Garip’ten söz edildiğinde akımın şairleri bellidir. Fakat İkinci Yeniden söz edildiğinde akımın şairleri belirsizleşmektedir. İkinci Yeni değerlendirmelerinde her yazara göre değişen bir liste ortaya çıkmaktadır. İkinci Yeniyi oluşturan öncü ve kurucu şairler Sezai Karakoç, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Edip Cansever, Ece Ayhan’dır. Bu şairlerin her biri güçlü bir akım kadar kıymetlidir. Şiirimize bugüne değin böylesine yetenekli ikinci bir kuşak gelmemiştir. İkinci Yeninin Doğuşu, akımın doğuş yıllarını aydınlatmayı amaçlamaktadır. “İkinci Yeninin Doğuşu” başlıklı yazıda süreç ve akım İkinci Yeni şairlerinin bakış açılarıyla ele alınmıştır. İkinci Yeniden gerçekte kimin sorumlu olduğunu, doğuş yılları itibariyle akıma saldıranları ve akımı savunanları ortaya çıkarmayı amaçlayan “İkinci Yeniden Sorumlu” başlıklı yazı iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde İkinci Yeniye ilişkin kitap ve dosyalar değerlendirilmiş, ikinci bölümde 1950’li yıllarda gerçekleşen büyük bir tartışma, akımın gerçek sorumlularını göstermek amacıyla okuyucunun dikkatine sunulmuştur. Şiir tarihi genellikle akımlar üzerinden yazılır. İkinci Yeni şiir tarihimizin en etkin akımıdır. Bu akım, aynı zamanda akım olgusunu yıkan bir akımdır. Bugün İkinci Yeninin gücü, öncü ve kurucu şairlerinin büyük şairliğinde yatmaktadır. Daha yaşarken modern şiirimizin klâsiklerine dönüşen bu şairler, kurdukları şiirle de / akımla da, büyük yapılar şeklinde inşa ettikleri şiirleriyle de edebiyatımızın en seçkin ustaları arasındadır.
Taşkın KILIÇ. M. Serhat SEMERCİOĞLU, Gizem ÖZKUNDURACI “İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, doldukça eğilirler.” der Montaigne. Bu düşünceyle; içinizi, yüreğinizi doldurmak üzere sizlerle bizi buluşturan bu kitap, siz değerli kitap dostlarını; yaşamın tam da ortasında yer alan "stres" kavramıyla buluşturup, bu kavramı bütün yönleriyle ve çarpıcı yaşam deneyimleriyle gözler önüne seriyor.
Kitap; aklınıza, kalbinize, potansiyelinize kısaca size dokunacak, sizleri yaşamın o sonsuz coşkusuna ortak edecektir.
M. Zahit Tiryaki-Kübra Bilgin Tiryaki En genel anlamda insan tabiatı şeklinde ifade edilebilecek olan kişiliğin, oluşum ve farklılaşmasında tevarüs edilen biyolojik ve kalıtsal özelliklerin mi yoksa yaşanılan deneyimler çeşitliliğinin mi esas öneme sahip olduğu tartışması felsefe tarihinin erken dönemlerine kadar geri götürülebilecek ve bugün de aynı canlılıkta varlığını devam ettiren bir probleme işaret etmektedir. İnsan tabiatını açıklama biçimi olarak mizaç teorileri ise bir aynıyla fizik ve tıp ile ilgiliyken sonuçları itibariyle insanın eylemleri ve bu dünyada bulunuşu ile doğrudan ilişkilidir.
Elinizdeki kitap, 2015 yılında İslam Ahlâk Düşüncesi Projesinde kapsamında İslam düşüncesinde ortaya çıkan mizaç teorileri üzerine gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarının genişletilmiş bir çıktısıdır. Kitapta yer alan makaleler; insan kişilik ve karakterinin anlaşılmasında çok merkezi bir yeri olan mizaç teorisinin Hipokrat (M.Ö. 375) ve Galen (ö. 200) sonrası dönemine, daha özel olarak ise problemin bazı İslam filozof ve kelamcılarındaki görünümlerine odaklanmaktadır. Kitap, konuyla ilgilenmek isteyen okuyucular için bir başlangıç olmayı ve sonrasında problemin yeni görünümleriyle mukayeseli bir şekilde yapılacak yeni okuma, anlama ve yorumlama süreçlerine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Mehmet Emin Erişirgil Mehmet Emen Erişirgil’in İslâmcı Bir Şairin Romanı: Mehmet Âkif isimli eseri, Âkif hakkında bugüne değin yazılmış en iyi kitaplardan birisidir. Âkif’le şahsi dostluğu ve iş arkadaşlığı da bulunan yazar bu incelemesinde Âkif’e ilişkin şahsi gözlem ve kanaatlerini objektif verilerle birleştirmiş, kitap ilk defa Türkiye’de yeni bir dönemin başladığı yıllarda (1956) yayımlanmıştır. Prof. Dr. Aykut Kazancıgil ve Prof. Dr. Cem Alpar tarafından yayına hazırlanan bu eser Âkif hakkında birinci el gözlemleri yansıtan eşsiz bir kaynaktır: “Ders vermek için gece kaldığı yerlerden biri meşhur Ratip Paşa’nın köşkü idi. Bu köşktedir ki ilk defa Cenap Şahabeddin ile tanıştılar. Cenap, Âkif’i görünce onun Servet-i Fünûn’da çıkan Bedayi-ül Acem başlıklı tercümelerini hatırladı; belki samimi olarak belki laf olsun diye, o tercümeler ne güzel, şeklinde Âkif’i methetti; o sözü bitirince yanındaki kardeşi Nusret başladı Âkif’i övmeye. Âkif’in yüzüne karşı Âkif’i övmek yok mu, onun en sevmediği bu idi. (…) Bir gece o köşkte yatarken Mehmet Ali, Âkif’e Quo Vadis’in Fransızcasını veriyor. (…) Âkif, o gece, kitabı bitirmek için çok az uyumuştur. Fakat eseri bitirememiş. Sabahleyin kalktığı zaman, salonun bir köşesine oturmuş, bunu bitirmeye çalışıyormuş. O sırada Cenap gelmiş, Âkif’in elindeki kitabın ne olduğunu sormuştu. Öğrenince yumruğu ile burnunu kapatarak: -Quo Vadis’i okuyorsunuz, siz… Fransızcasını!... diye tuhaf tuhaf Âkif’in yüzüne bakakalmıştı. O bunu hiç unutamamıştır. (…) Yıllar ve yıllardan sonra ilk defa Ratip Paşa Konağı’nda tanıdığı Cenap Şahabeddin, Âkif için şunları yazacaktır: ‘Tevazua bürünmüş bir kalender besaleti ile Babıâli Yokuşu’nda onu görenler, kim bilir hangi mekteb-i iptidainin Kavaid yahut Dürriyekta hocasıdır, derler. Kimse tahmin etmez ki o, bizim yalnız asrımızın değil, hatta tarihimizin en büyük destan şairi olsun. (…) Âkif Bey’in sanatı, sehl-i mümteniye tecevvüh etmekle o, selamet-i zevke en muvafık yolu bulmuş oluyordu ve hayret edilecek nokta şudur ki sanatın bu en çetin ve dar yolunda şair hiç şaşmadı. Safahat silsilesi emin bir başarı silsilesidir. O silsilenin altıncısını -ki müellifi Asım unvanını vermiş- edebiyatımızda benzeri olmayan bir abide tanımakta tereddüt etmiyorum.’ Cenap bir başka yazısında da şunu diyecekti: “Şiir-i millî namiyle ırkımızın rüsum ve an’anatına ait neşideler kasdediyorsak peşinde boyun eğeceğimiz bir dâhi şair görüyorum: Mehmet Âkif. Hiç kimse o kadar sâf ve şeffaf bir beyan içinde millî manzaraları teşhir etmemiştir. Türk ve İslâm ruhu Safahat’ın ilhamının beşiği oldu. Edebiyat tarihi şimdilik büyük Âkif’ten daha büyük bir İslâm ve Türk şairi tanımaz.”
Hakan Şarkdemir

Epik şiirin tarihi içinde zamanla topluluk ruhunun belirleyiciliğini yitirdiğini, lirik ben ile epik kahraman arasındaki mesafenin kaybolmaya başladığını, türe ait farklılıkların bulanıklaştığını görürüz. Dante ile birlikte epik kahraman şairin kişisel tarihi içinde yeniden yorumlanır. İlahi Komedya'daki şiirsel evrenin kurgusunun merkezine lirik beni oturtan bu kişisel tarih anlayışı, modern şaire yeni bir imkan sağlamıştır. Kabaca söylemek gerekirse, bu imkan, Lirik benin, epik kahramanın iktidarını sona erdirmesinden başkaca bir anlam taşımaz.


Birliktelik teminin (epik kahraman ile topluluk ruhunun ortak bir ülküyü temsil edişinin )kırılgan kabuğu çatlamış ve lirik ben, kendi mücerretliğinden sıyrılarak merkezi figür olmuştur, Ama bunun, lirik benin doğasıyla bütünüyle çelişen bir eylem olduğunu söyleyemeyiz. Zira o, kendi hareketinin kestirilemezliği içinde kendine bir yer açmaya, kendini açmaya, açıklamaya ya da kendi varoluşuna sahici bir anlam kazandırmaya büyük bir açlık hisseder. Lirik ben, Dante'nin epik dünyasının genişliği içinde çokluğun alegorisinden başka ir şey gibi görünmez gözümüze.O da topluluk içinde konuşur ama epik kahraman gibi topluluk adına değil daha çok kendi adına konuşur. Ama şair, kendi konuşmasına estetik bir derinlik kazandırmanın ötesinde, bir işlerlik, bir haklılık sağlamak uğruna çokluğu lirik benin etrafında konuşkan bir dünya olarak kurgular. Çokluğu şiirde kendi (lirik ben) lehine konuşturan temel etken, yalnızca bir benlik ya da kendilik bilinci değil, aynı zamanda şairin şiire taşıdığı kişisel tarih yorumudur. bu kişisel tarih yorumu, topluluğun egemen söylemine rağmen gelişmiştir. Ki, bu şiirin konvansiyonel bir dille (Latince değil de halkın konuştuğu dille yazılmış olmsı (italyanca) da bunun bir göstergesi olarak anlaşılabilir. Böylece lirik ben, tekliğin çokluk içindeki temsili olarak, şiirsel ethosun anlamını topluluk ruhundan "etkinlik halindeki" karaktere doğru çeker.

Karagöz Dergisi Yazarları Karagöz, Ocak sayısıyla ilk yılını doldurdu, birinci cildini tamamladı. 6. Karagöz İsmet Özel’in şiiriyle açılıyor. Geçtiğimiz yılın kapanışını yeni bir şiir kitabıyla yapan İsmet Özel, yeni yılın açılışını da yeni bir şiirle yapıyor: “Molla Değildi Sofu Sayıldı Sade.” “Dünyayı beğenmiyorsun beğenecek miydin bir de,” diyen İsmet Özel, adalet ve ahlâka İsmet Özel farkıyla dikkat çekiyor. Yıkıcı eleştiriler ve yakıcı sorularla yeni bir İsmet Özel şiiri daha.
Şiir
Oğuz Karakaş, Serkan Işın, Vural Kaya, Yavuz Altınışık, Berk İybar ve Hakan Şarkdemir 6. sayının şairleri.
Fasıl
Karagöz’ün 6. sayı faslı edebiyat ortamına ve şiirimizin ortalamasına ayrıldı. Ortam yazılarını Serkan Işın, Osman Özbahçe, Yavuz Altınışık, Zeynep Arkan ve Evren Kuçlu yazdı. Günümüz şiiriyle edebiyat ortamı arasındaki ilişkileri tartışmaya açan Karagöz, dergiler, polemikler, yıllıklar, manifestolar, fuarlar, ödüller, internet ve medya... gibi birçok hususun edebiyatımızın şekillenmesindeki etkilerini inceliyor.
Meydan Muhaveresi
Faslın devamındaki “Meydan Muhaveresi”nde edebiyat ortamımız tekrar tekrar teşrih masasına yatırılıyor: Necmiye Alpay, Mustafa Aydoğan, Cuma Duymaz, Enver Ercan, Cenk Gündoğdu, Ali Haydar Haksal, Necip Tosun, Hayriye Ünal edebiyat ortamıyla ilgili görüşlerini okuyucuyla paylaşıyor.
Ara Fasıllar Sinemanın
Karagöz’ün “Ara Fasıl”lar iyice sinema olmaya başladı: Karagöz’deki sinema yazılarıyla da dikkat çeken Yavuz Altınışık bu sayıda “Dersu Uzala”yı yazarken, Aybiçe Doğanay“Mrs. Dalloway’den Saatler’e: Zaman, Hayat, Sanat İlişkisi,” başlıklı sağlam bir yazıyla Karagöz’e katıldı.
Temaşalar Şiir ve Hikâye
“Temaşa”nın ilk bölümünü Murat Üstübal ve genç hikâyeci Pelin Emel, ikinci bölümünü Murat Zelan’ın “Enteller Meydanı” isimli harika hikâyesi oluşturuyor. 80 sonrası Türk şiirinde ben, öteki-ben ve ötesini araştıran Üstübal, günümüz şiirinin kavranışına katkıda bulunuyor.
Kıraathane Deyip Geçmeyin
Karagöz’ün kıraathanesini Samed Karagöz ve Erman Akçay hazırladı. Birbirinden kıymetli kitap ve dergilerin tanıtıldığı, masaya buyur edildiği bir bölüm Kıraathane. En temel özelliği, sunulan her kitabın, iş olsun diye değil, emek sarf edilerek sunulması.
Enis Akın Ebabil Yayınları eleştiri dizisi Enis Akın’ın ilk eleştiri kitabı Kekeme Türk Şiiri’yle sürüyor.
Şairin dikkati, tüm dikkatini ağzından çıkan kelimelere vermiş bir kekemenin dikkatine benzer. Tek bir kekemelik yok: Bazen konuşmaya çalışırken kekeleriz; bazen bir şeyleri söylememeye çalışırken kekelenir; bazen basit bir dil sürçmesidir; bazense son derece düzgün şeyler söylerken aslında kekelediğimizi fark ederiz. Dil bizi konuşuyor. Dil bizi yok sayıyor. Üstelik dil içindeki sakarlıklar, hayattaki sakarlıklardan ayrı değil. Kekeme hayatlar yaşıyoruz, bütün savunma mekanizmalarımızın arkasında, yardımsızız, yardım alamayacak kadar iyi savunuluyoruz.
Elindeki, adına “ömür” denen sürenin bir gün biteceği olasılığı karşısında korkuyla kekelemeyen, vereceği cevabı şaşırmayan, yüzünü ateş basmayan insanın; hayatını anlamlı bir bütün uğruna harcamıyor olma olasılığı karşısında titremeyen, üşümeyen, tereddüt geçirmeyen insanın; üzerine titrediği şeylere zarar vermiş olma olasılığı karşısında ağlamayan, cinnet geçirmeyen, öfkelenmeyen insanın şiir okumaması elbette yerindedir. Biz, “ötekilerin” hayata uyandığımız her gün daha çok şiir okumaktan başka çaremiz yok.
Şair Enis Akın bu kitapta Orhan Veli’yi, İsmet Özel’i, Nâzım Hikmet’i, Edip Cansever’i, Ece Ayhan’ı, Enis Batur’u, Melih Cevdet Anday’ı, İlhan Berk’i, Can Yücel’i, Behçet Necatigil’i, Turgut Uyar’ı neyin kaygısını çektiklerine göre okumayı deniyor. “Bizlere,” yeni bir bakış açısı sunuyor.
Mualla MURAT NUHOĞLU Masal, anlayan için bir derya, anlamayan için bir damla abıhayattır. Halkın bilgelik kanıtı olan masallar, geçmiş ile gelecek arasındaki en sağlam köprülerden birisidir. Türk toplumunun kolektif şuurunu oluşturan Keloğlan Masalları, muhteşem bir hayat tecrübesi ile birlikte insana yaşam reçetesi sunar.
Masal çalışmalarının en yaygın analiz metotlarından; Motif Index of Folk Literature, Tip kataloğu ve Propp Analizi ile Keloğlan Masalları üzerinden Türk toplumunun yüzyıllar boyu birikimi çözümlenmeye çalışılmıştır.
Osman Özbahçe Osman Özbahçe, eleştirel denemelerini Kural Dışı adı altında bir araya getirdi. “Teker Teker Yenildik / Teker Teker Kazanacağız”, “Göklerin Nuru”, “Genç Şair, Geber!”, “İsmet Özel, Daima!”, “Kayıp Yıllar 2005” başlıklı beş bölümden oluşan kitapta 56 yazı bulunuyor. Ebabil Yayınları eleştiri dizisinden çıkan Kural Dışı, Türk şiirini mesele edinenlerin kaçınamayacağı bir kitap.
Gülşen Sayın Dr. Gülşen Sayın bu incelemesinde, yapıtları ülkemizde de başarıyla sahnelenen ve ilgiyle izlenen McDonagh Tiyatrosu hakkında kapsamlı ve doyurucu bilgiler sunmakta; bu çok ilginç çağdaş yazarın İrlanda tiyatro geleneği içerisindeki yerine ve günümüz tiyatrosu için taşıdığı öneme dikkat çekerken, oyunlarla ilgili derinlemesine çözümlemeleri ile de tiyatro kitaplığımıza değerli bir katkıda bulunmaktadır.
Dr. Sayın'ın, konusuna egemen olmanın yanısıra, serimleme ve yorumlamadaki, sıcak ve heyecanlı yaklaşımı, onun bu yapıtını akademik çevreler dışında kalan edebiyat ve tiyatro severler için de çekici kılmaktadır.
Yusuf Turan Günaydın Evlâdım, iki gözüm Mâhir Bey,
Mektubunu aldım, afiyetinden memnun oldum. Böyle ara sıra beni yoklayışın o kadar hoşuma gidiyor ki tasavvur edemezsin.
Fuat Şemsi'yi, hakikat, benim de çok göreceğim geldi. Bu sene Paşa hazretleriyle gelirse ne iyi olur! İnşallah, ona da haftaya, üç beş satırlık bir mektup yazacağım; kafileye katılmanın yolunu göstereceğim.
İhvan-ı kiramın hangisini görürsen, selâmımı tebliğden geri durmazsın değil mi?
Benim terceme de ağır ağır gidiyor. Bakalım bir kerre şu müsvedde şekli hitam bulsun da, sonra ikinci okuyuş belki daha kolay olur. Ne olduysa bizim şairliğe oldu. Korkuyorum: Aruzu küstüreceğiz!
Edebî cereyanlar ne âlemde? Manzum, mensur güzel eser çıkıyor mu? Buna dair de malûmat isterim. Baki kemal-i iştiyak ile gözlerini öperim, iki gözüm evlâdım Mâhir Bey. Biraderlerine de selâmımı söyleyiver. Sıyânet-i Mevlâya emanet ol evlâdım.
Melek Yıldız Güneş Aliye Güler 1281 (1864) senesinde kisve-i tab‘a bürünmüş olan bu eser, 14. yüzyılda Abdurrahmân b. Ahmed b. Abdülgaffâr el-Îcî (v. 756/1355) tarafından yazılan Ahlâk-ı ‘Adudiyye isimli risalenin bir tercüme-şerhidir. Eserin telif edilmesi Müellif Mehmed Emîn İstanbulî’nin insanların ahlâkî bir düşüş yaşadığını müşahede etmesi üzerine o güne kadar Türkçeye tercüme edilmemiş olan Ahlâk-ı ‘Adudiyye’yi tercüme etme fikrinin kendisinde hâsıl olması neticesinde olmuştur. Dört makaleden müteşekkil olan eserin ilk bölümü, ahlâkın teorik bahislerinin ele alındığı “Nazarî Ahlâk” başlığını taşımaktadır. İkinci makalede “Fazîletlerin Korunması ve Kazanılması” başlığı ile ahlâkın pratik meselelerine yer verilmiştir. Eserde, “Ev İdaresi” başlığını taşıyan üçüncü bölüm ile “Şehir Yönetimi” unvanlı dördüncü bölümün yer almasıyla ahlâkın bütün meseleleri ele alınmış; böylece okuyucuya kuşatıcı bilgiler sunulmuştur.
Yakup Öztürk 19. asrın sonunda doğan, geçtiğimiz asrın son çeyreğini göremeden vefat eden Faruk Nafiz Çamlıbel, idrakine kavuştuğunda altı asırlık bir dağın, yok olurken bıraktığı son gürlemeye tanıklık ediyordu. Osmanlı'nın çöküşü, Osmanlı'dan bağımsız olmayan Cumhuriyet'in doğuşu, büyük toprak kayıpları, Cumhuriyet politikalarının bir ideoloji hâline gelip tabulaştırılması, çok partili hayat ve darbelerin başlangıcı hep o yaşarken oldu. Faruk Nafiz Çamlıbel de 75 yıllık ömründe edebiyat ve siyaset arasında yeni bir millet halitasının kimi zaman uzaktan, kimi zaman içeriden bir mimarı idi. Çamlıbel, hayatını öğretmenlikten ve milletvekilliğinden kazanan bir şairdi. Onun hayatına yaklaşırken şiiri öncelikli mesele kılmak, bir taraftan da hayatının iki taşıyıcısı öğretmenliği ve milletvekilliğini ihmal etmemek gerekir. Çamlıbel'deki öğretmenliği bir maişet hâdisesi olarak değerlendirmek nakısa doğurur. Bugün, Faruk Nafiz'in Türk edebiyatındaki yeri, öğretmenlik vazifesini yerine getirmek için çıktığı Kayseri yolculuğu kadar önemlidir. Zira bu yolculuk bize memleket edebiyatının giriş manzumelerinden birini, “Han Duvarları”nı armağan etmiştir. Şairin, 1946'da Demokrat Parti ile başlayan 27 Mayıs 1960 askerî darbesi ile son bulan siyasi hayatı da iki taşıyıcıdan birini ortaya koyar. Elinizdeki çalışma, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Çamlıbel'in hayatına, eserine ve sanatına toplu bir biçimde bakmayı hedefleyen bir kitaptır.
Osman Özbahçe

Modern Şiirimizin Kökleri, Tanzimat süreciyle başlatılıp Sezai Karakoç önderliğindeki İkinci Yeni akımına kadar geçen dönemi birinci aşama, İkinci Yeniyi ikinci aşama, İkinci Yeni sonrasını ve günümüz şiirini üçüncü aşama kabul ederek; yazdıkları şiirle şiirimizin ana damarını oluşturmuş şairlerimizi incelemeyi önceleyen bir çalışmanın ilk adımıdır. Bu çerçevede Modern Şiirimizin Kökleri’nde Nâzım Hikmet, Necip Fazıl, Orhan Veli, Turgut Uyar ve İsmet Özel şiiri inceleniyor.


Türk şiirinin temel sorunu bize bugüne kadar gelen bilgiyi, tecrübeyi yeterince işletememektir. Şiir sanatı geçmişe atıfla ilerleyen bir sanattır. Adım atmak için de, sıçramak için de bize dayanak şarttır. Herkesin sevdiği parlak lâflardan birisi, şimdiyi esas almak, meseleyi çağın uyarınca gözden geçirmek, şimdinin kafası, şeklinde özetlenebilecek, içinde bulunduğumuz zamanı esas almayı öneren son derece haklı bir yaklaşım tarzının eseridir. Fakat şimdinin kafası köksüz bir kafa değildir. Kabul; ne geçmişin dehlizlerinde kaybolmalıyız, ne şimdinin kayganlığında debelenmeliyiz. Gelenek içinde ileri bir aşama diyebileceğimiz adımları atmanın yolu şiirimizin ana damarını esas almayı gerektirdiği kadar, bugünün insanını ve hayatını şekillendiren zihniyeti, şartları da esas almayı gerektirmektedir. Bu bağlantıyı kuran şiir her zaman içinde bulunduğumuz zamanın şiiridir.

D. Mehmet Doğan İdeoloji seviyesinde söyleneni değil; gerçek ve tabiî kimliği kavramak, böylece kendimiz olmak, yerlilikten millîliğe ve evrenselliğe doğru yürümek. Belki bazen bunun tersini yapmak; yani evrenselliğin, yerli ve millî olunmadan imkânsızlığını derk etmek. Bir geçiş döneminde zihnimizin sabitelerini keşfederek istikamet belirlemek... Dilin dehasına nüfuz etmeden, edebiyat birikiminin eserler yığını olmaktan öte anlam ifade etmeyeceğini kavramadan, bu dünyada doğru bir yer tayini mümkün değil. İslâm medeniyetinin son hamlesi Osmanlı mirası 20. yüzyıla şöyle veya böyle devredildi. Peki 20. yüzyılda ne oldu? Siyaseten Osmanlı devleti yıkıldı; fakat siyaseti aşar şekilde Osmanlı mirası yok sayılmakla kalınmadı, barbarca tahrip edildi. Zihin dünyamıza yapılan şiddetli saldırı, ağır hasarlar meydana getirdi. Binlerce yıllık mirasın taşıyıcısı alfabemize, büyük şaheserleriyle ifade gücünü ortaya koymuş dilimize müdahale edildi; bu, inancımızın tahrifini, düşüncemizin duraklatılmasını ve idrakimizin karartılmasını hedefleyen bir yıkımdı. Şiddetli saldırılara maruz bırakılan zihnimizde meydana gelen ağır hasarları onarmak, gelecek nesillerin doğru zeminde, milletimizin birikiminin farkında olarak dünyayı kavrayabilmesi yönünde çalışmak... Bugüne kadar sarf ettiğim bütün emeklerimi, gayretlerimi bu cümle ile özetleyebilirim. En hasarlı alanlarda doğru bildiğimi söylemek, tarih idrakini mihverine oturtmak, dili bir medeniyet bilinci ile kavramak, edebiyat ve sanat alanını bir bütün olarak görerek köklerimizden kopmadan yeni olmak...
Ercan Yıldırım

Ercan Yıldırım’ın Mustafa Kutlu hikâyesini, “Varoluş / Yabancılaşma / Hakikat” alt başlığıyla yakın okumaya tâbi tutan enfes kitabı Mustafa Kutlu Hikâyeciliği, Ebabil Yayınları eleştiri dizisinin 5. kitabı olarak çıktı.


Türk hikâyesinin büyük ustası Mustafa Kutlu’nun hikâyeciliğini inceleyen Ercan Yıldırım, büyük bir emeğin eseri olan kitabında Kutlu hikâyesini ayrıntılı bir okumaya tâbi tutuyor. Kutlu hikâyesinin felsefi arka plânını insanımızın modernizmle maruz kaldığı yabancılaşmayı aşma çabasının oluşturduğunu ileri süren Yıldırım, insanımızın bu çabaya paralel olarak yaşadığı ontik kaygının Kutlu hikâyesinin düşünsel zeminini oluşturduğu kanaatinde. Bu perspektifle Türkiye’nin son dönemlerinde insanımızın yaşadığı temel problemleri ele alan Mustafa Kutlu, sanatının, hikâyesinin, kitaplarının arkasındaki insanı okuyucuya hissettirebilen, okuyucuyu doğrudan Türkiye’nin toplumsal hayatına davet eden bir hikâyecidir. Ercan Yıldırım, Kutlu hikâyesinin bu yönüyle, bu hikâyenin temel özelliklerinden biri olan insanın varoluşsal kaygıları arasında kurduğu bağla Kutlu hikâyesinin modern bir insan için taşıdığı vazgeçilmezlik değerini büyük bir vukufla gösteriyor. Tek tek Kutlu’nun kitaplarını ele aldığı gibi, geliştirdiği bütüncül bakış açısıyla bu hikâyenin teknik özelliklerine, kişi kadrosuna kadar uzanan Yıldırım, nefis bir Kutlu okuması yapıyor.

Arzu Toğuşlu Bu kitapta Shakespare’in ‘Onikinci Gece’ adlı oyununun sahnelenmesinde kodlanan göstergelerin anlamlandırılması izleyicinin imgeleminimi sorgulayan göstergebilimsel yöntem temel alınarak incelenmiştir. Oyun metninin, oyuncuların yorumunun, müziğin, sahne, ışık, efekt ve kostüm tasarımının kodlandığı göstergeler de açımlanarak kültürel kodların varlığının oyunu anlamlandırmadaki yararı konusunda iz sürülmüştür. Dünyaca ünlü bir oyun yazarını daha geniş kitlelere ulaştırabilmek ve sanatı evrensel boyuta taşıyabilmek, dildeki kültürlerarası geçişi sağlayarak izleyicide bir imgelem uyandırabilmekle olasıdır.
Oğuzhan SEVİM, Yusuf SÖYLEMEZ, Esengül HATUN, Yasemin KURTLU, Hatice ÇELİK, Bayram ARICI, Zülal ŞENOL EBREN, Canan Nimet MERT, Esra METİN, Esra İNAN, Alper TOK Edebiyat, estetik var oluşu öne çıkaran kurmaca bir yapıdır.İnsanlar edebî dil vasıtasıyla sanatsal bir doyuma ulaşmak isterler. Bu kurmaca yapıdaki en temel özellik ise estetik var oluştur. Bu ihtiyacı karşılamak için estetik ürünler ortaya koyan milletler kendilerini unutulmazlar arasına sokabilme imkânını elde edebilmiştir.
Farklı diller oluşturarak birbirinden ayrılan milletler dünya edebiyatı olgusunun doğmasına zemin hazırlamıştır. Dünya edebiyatı, farklı toplumlar tarafından sanatsal doyumu sağlamak amacıyla dilin estetik unsurları üzerinde durularak ortaya konulan edebî birikim olarak tanımlanabilir. İnsanlık, bu sayede derin ve zengin bir edebî kültür birikimine sahip olabilmiştir. Farklı toplumlara ait bu edebî zenginlikten azami derecede yararlanmak, estetik bir haz algısı oluşturacağı gibi toplumların birbirlerini daha yakından tanımaları, birbirlerine karşı saygı, sevgi ve güven duymalarına vesile olacaktır.
Türk ve dünya edebiyatlarının geçmişten günümüze kadar geçirmiş oldukları tarihî dönüşüm ve gelişimini, ilgili toplumun önemli yazar ve eserleri bağlamında ele alan bu kitap, okuyucuları dünya edebiyatı örnekleriyle tanıştırmayı ve onlara dünya edebiyatı hakkında genel hatlarıyla bilgi vermeyi amaçlamaktadır.
Bu kitapta Türk ve dünya edebiyatlarının tarihî dönem içerisindeki önemli gelişmeleri dikkate alınarak bu gelişmelere yön veren edebî şahsiyetler üzerinde durulmuş ve onların eserlerinden bazı örnekler dikkatlere sunulmuştur. Kitap, bu yönüyle kendi alanında kapsamlı bir çalışma olma özelliğine haizdir. Eserin son bölümünde yine bu çalışmaya özgü olarak geçmişten günümüze kadar Nobel Ödülü alan edebiyatçılar hakkında bilgi verilmiş, bu edebiyatçılardan bazılarının eserleri tahlil edilmiş, böylece dünya edebiyatının Nobel Ödüllü edebiyatçıları siz değerli okuyucularımıza tanıtılmaya çalışılmıştır.
Özverili bir çalışmanın ürünü olan bu kitabın Türk edebiyatı ile ilgili bilim dallarının Batı edebiyatı derslerinde; Türkçe eğitimi anabilim dallarının dünya edebiyatı derslerinde öğrencilere ve öğretim elemanlarına yardımcı olacağı ayrıca konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak teşkil edeceği düşüncesindeyiz.
İdris EKİNCİ Şiirde sağlam adım atmanın şartı eleştiridir. Şiirle eleştiriyi birlikte yürüten şair bu süreçte hem yazacağı şiire, hem şiirindeki teknik yeterliğe daha kolay ulaşır. Eğer çıktığı yolda şiir tarihi kadar çağdaş şiire de dikkat kesilirse ne yaptığına ilişkin açık bir bilince kavuşur. Bir şairin eleştiriye verdiği değer şiire atfettiği önemin de göstergesidir. Poetik Fiiller, İdris Ekinci'nin günümüz şiiri, şiir tarihimiz ve eleştiri kuramları bağlamındaki yazılarını bir araya getirmektedir. İdris Ekinci'nin eleştiri uğraşı şiire verdiği önemi gösterdiği kadar şiir bahsinde sağlam durma kararlılığını da göstermektedir. Günümüz şiir verimleri kadar, eleştiri alanındaki çalışmaları da incelemeye tâbi tutması ondaki şiir bilgisini kurma çabasını göstermektedir.
Hakan Şarkdemir Sanat bizi hakikate ulaştıran şey değilse de sanatın içinde bir hakikat vaadi saklıdır. Şiirde vaat edilen bu hakikate şiir yoluyla ulaşamasak da şiirin kendisini bir hakikat uğrağı olarak okuyabiliriz. Bu uğrak, hakikati ancak, bir an için ve asla bütünüyle ele geçirilemez bir şekilde, varlık - yokluk, ben - öteki, geçmiş - gelecek arasında ağırlar. Ama bu hakikat ancak şiire özgü, bir an için şiirle / şiirde kendini bize açan bir hakikat olarak kalır. Buna poetik hakikat diyoruz. Poetik hakikat, şiirde hep kavranamaz bir şey olarak konaklar. Kendini bize asla bütünüyle açmaz. Bu yüzden poetik hakikat, olup bitmekte olan, hâlihazırda, şimdinin gelip geçiciliği içinde varolan edimselliğin, yani aktüel gerçeğin iğreti tanıklığına ihtiyaç duyar. Aktüel gerçekse, şiirde şiirsel entrikanın kurbanı olmaktan öte bir şey değildir. Varolanı neden ve nasıllığıyla bilmek üzere masaya yatırdığımız aktüel gerçek, poetik hakikatin ışığı altında görünür. Aktüel gerçek, şiirde yalnızca varsayımsal bir dünyanın nesnesi olarak bize kendini gösterir.
Stuart SIM Çeviri: Mukadder Erkan, Ali Utku Türkçede halihazırdaki postmodernizm literatürü belirli bir ideolojik perspektiften dâhil olanları, çoğunlukla da felsefe ve toplum teorisi gibi sorunu belirli bir uzmanlık alanından görenlerin eserlerini içeriyordu. Bu sözlük, postmodernizm tartışmalarına çoğul perspektiflerden, felsefe, edebiyat, müzik, mimari, resim, sinema ve pozitif bilimler gibi birçok farklı alanlar ve bağlamlardan dâhil olan konu, isim, terim ve pratikleri, belirli bir sistematik içerisinde, bütünlüklü bir biçimde ve eleştirel bir yaklaşımla ele alıyor. Çeviri, postmodern / postyapısalcı düşünceye ilişkin tartışmalar bağlamında, edebiyattan felsefeye, felsefeden edebiyata sızmalara izin veren disiplinler arası bir zeminde ortak yol arayışlarının bir ürünüdür. Benzer ilgi ve arayışlara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Ahmet DEMİR Roman ve Stereotip: Türk Romanından Örneklerle adlı çalışma, romanın kurmaca dünyasında 'stereotip' kavramını, kuramsal açıdan değerlendirme yolunda bir girişimdir. 'Stereotip' kavramı, roman türü üzerinden tartışılmaktadır; ancak masal, öykü, tiyatro gibi diğer yazın türleri için de geçerli bir içerik sunulmaktadır.
Kitabın başlıca amacı 'karakter'-'tip' ayrımını irdelemek; bilindik, yerleşik tanımlamaların ötesine geçip her iki kavramın gölgesinde kalan, ihmal edilen 'stereotip'i olanca ağırlığıyla 'karakter' ile 'tip'in yanına -en az onlar kadar işlevsel bir yapıya büründürerek- yerleştirmek; hatta 'stereotip'i, roman kişisi ile ilgili değerlendirmeler için yeni bir değerler dizisi (paradigma) oluştururken asıl belirleyici olarak konumlandırmaktır.
Kitabın temel tezi; roman kişisinin var oluş tarzı, yaratımı noktasında bir tasnif yapılacaksa ve bir ölçütler dizisi kullanılacaksa asıl belirleyici olarak 'karakter'-'tip' şeklindeki ikili ayrım odaklı değerlendirmeler yerine roman kişisinin 'stereotip' olup olmadığı yönündeki tartışmaları da içeren üçlü bir tasnifin ikame edilmesi gerektiğidir. Bu bağlamda çalışma, başta 'stereotip' olmak üzere, 'karakter', 'tip' ve 'stereotip'in karşılaştırmalı bir biçimde tanımlandığı; sanatsal yaratıcılık, roman kişisinin insani gerçekliğe uygunluğu, sahihliği çerçevesinde yapılacak tartışmaların, tasnif denemelerinin ve değer-biçici nitelendirmelerin esas belirleyicisi olarak 'stereotip'in kabul edildiği ve bu nedenle odağa alındığı kuramsal bir kitaptır. Başta 'stereotip' olmak üzere 'karakter', 'tip' ve 'stereotip' kavramları; kuramsal boyutu en tipik bir biçimde örneklendirici Türk romanından örneklerle karşılaştırmalı bir biçimde izah edilmeye çalışılmaktadır.
Osman Özbahçe Türk şiiri, Osmanlı’nın, çöküşü durdurmak için giriştiği Batılılaşma hareketlerinden itibaren yenilik fikriyle boğuşmaktadır. Bizim yenilikle boğuşmamızın, bir yenilgi olarak yaşamamızın sebebi, yeniliği bütünüyle Batılı değerler üzerine kurmamızdır. Tanzimat’la birlikte kültür kodlarımızı değiştirdik. Fakat bu değişiklik, bize kendisinden istediğimiz hiçbir şeyi vermedi. Daima iki arada bir derede kalmamızı sağladı. Sağladı; çünkü değişiklik, bizim değil, onların zaferiydi. Bizde kazanılan zafer onlar adınaydı. İçimize aldığımız ikilik bizi her adımda güçten düşürdü. Bize yenilik batının zaferi olarak geldi. Hala bu filmde önemli bir değişiklik yapamadık.
Tansel TÜRKDOĞAN Bu kitap, bir sanat tarihi kitabı değildir. Kitap, sanat tarihi disiplini metodolojisi ile oluşturulmadığı gibi, sanatın tarihinin “resmi” kronolojisinden çok sanatın “öteki” dinamikleri çerçevesinde algılama pratiği olarak okunmalıdır. Modernizm'in eksik bıraktığı veya ısrarla görmezden geldiği gölge alanlara bakmaya çalışan, sanatı yüzyıllar boyu sadece belirli toplumsal dinamiklerle ve ağırlıklı olarak artistik dinamiklerle okuma ve ifade etme pratiğinin yerine, yeni bir okuma pratiği önerisi niteliği de taşımaktadır. Girilmesi yasak olan, ihmal edilen veya görmezden gelinen alanların, politikanın, ekonominin, sosyolojinin metodolojilerini kullanan, roller çalan, sorgulayıcı bir anlamda zorlayıcı hatta yapısökümcü ve bazen yıkıcı bir tavır ile sanatın seyrini anlama ve anlamlandırma çabasıdır bu kitap.
Bu okumalar bizi nereye götürür? Acaba 'Yeni bir Sanat Tarihi' buradan yola çıkılarak oluşturulabilir mi? Elinizdeki bu kitap, bu tartışma alanlarının, sorularının yanıtları üzerine düşünen bir çalışmadır.
Sefa Yüce Türkiye'de sosyokültürel değişim 1960'lı yıllardan itibaren büyük bir ivme kazanır. Toplum yapısını derinden etkileyen bu değişim dünyadaki gelişmelere paralel olarak Türk edebiyatına da yansır. Değişimin en belirgin özellikleri kentleşme olgusu ve bireyin sorunlarıdır.
Sevgi Soysal'la birlikte 1970 sonrası Türk romanına kent yaşamı girer. Kentler, özellikle başkent Ankara değişimin öncüsü sayılır. Fakat bu değişim sancılı gerçekleşir. Yakup Kadri'den sonra eserlerinde en çok Ankara'ya yer veren yazarlardan biri de Soysal'dır. O, bu yönüyle Türk romanına yeni bir renk getirir. “Köy edebiyatı” geleneğini kırmaya çalışır. Hikâye ve romana genişlik kazandırır. Onunla Cumhuriyet sonrası sosyokültürel hayat romana taşınır.
Her yazarın ortaya koyduğu sanat eserinin, kendine özgü bir yapısal bütünlüğü bulunmaktadır. Sevgi Soysal, “Tutkulu Perçem”le başladığı yazarlık serüvenini “Hoş geldin Ölüm”le noktalar. Onun eserlerinde “görgü, gözlem, bilgi, izlenim ve duygu”nun bütün etkilerini görmek mümkündür. Ona göre, sağlıklı ve eğitimli bir toplumun geleceği kadınlara bağlıdır. Okuyan ve kendini yenileyen Soysal, sadece bir yazar değil aynı zamanda bir Türk entelektüelidir.
Syed Farid Alatas Diğer birçok disiplin gibi sosyal bilimler de Doğu’ya Batı tarafından sunuldu; onaylanma ve meşruiyet için yine Batı'dan medet ummaya devam etmektedir. Günümüzde ise bilim insanları ve öğrenciler arasında, Asya’nın gerçeklerini daha iyi anlamak için Asya merkezli sosyal bilimlerin geliştirilmesi gerektiğine dair artan bir bilinç vardır. Böyle bir arka plana karşı yazılan bu kitap, Doğu’da sosyal bilimlerin durumunu çevreleyen bir dizi sorunu ele almaktadır. Batılı paradigma ve kavramların Doğu sosyal bilimleri üzerinde süregelen tarihsel hâkimiyetine işaret ederek bu sorunları böyle bir bağlama yerleştirmektedir.
Syed Farid Alatas; Doğu’da sosyal bilimlerin durumuna dair şarkiyatçılık, Avrupamerkezcilik, akademik emperyalizm ve entelektüel bağımlılık gibi eleştirilerden ortaya çıkan alternatif söylem önerilerini ciddi bir biçimde değerlendirmektedir. Bu eleştiriler alternatif söylemler, bağımsızlaştırılmış bilgi ve yerlileştirilmiş sosyal bilimler adına çeşitli biçimlerde itiraz ve iddialara yol açmıştır. Ancak yazar sosyal bilimlerde alternatif söylemlere yönelik bu çağrıların da kendi içinde sorunlar taşıdığını savunmaktadır. Bu sebeple elinizdeki kitap sosyal bilimleri kurucu bir biçimde yeniden ele almak üzere kapsamlı bir kavramsallaştırma yapmaktadır.
Bu kitabın önemli özelliklerinden biri, sosyolojinin antropolojinin ve diğer sosyal bilimlerin bakış açılarından beslenerek Pan-Asyacı bir odağa sahip olmasıdır. Bu yönüyle kitap, bütün sosyal bilim disiplinlerinden araştırmacıların, özellikle de sosyoloji, kültürel çalışmalar ve sosyal bilimler kuramı ve felsefesi gibi alanlarda çalışanların ilgisini çekecektir.
Nurgün OKTİK, Osman SÜMER, Gökhan GÖKULU, Şükrü BİLGİÇ, Halime ÜNAL, Cem Şafak ÇUKUR, Özgür SARI, Şahin TORUN, Manuel KNOLL, Ayşegül SİLİ, Cenk ÖZDAĞ, Hümeyra DOĞAN, Güncel ÖNKAL,Ahu TUNÇEL Suç her yerde ve anlaşılmaya çalışılmakta; ceza uygulamaları ise halen tartışılmakta ve ortak bir vicdan yaratılmaya çalışılmaktadır. Çok yönlü ve pek çok etmene bağlı olan suç olgusu ve suçun tanımı ile birlikte değişen ceza uygulamalarını anlamak, analiz etmek için, disiplinler arası bir yaklaşıma ihtiyaç duyulmaktadır. Suçun sosyolojisini ve cezanın felsefesini ele alan bu kitapta; felsefeci, sosyolog, hukukçu olan çeşitli akademisyenlerin farklı bakış açıları farklı konularla yer almaktadır. Bu kitap, yalnız sosyoloji ve felsefe bölümlerinde değil, hukuk fakültelerinde de hem lisans hem de lisansüstü zorunlu ve seçmeli derslerde okutulabilecek ve bu alanlarda araştırma yapanlara kaynak teşkil edebilecek niteliktedir.
Burçak Özkan, Güncel Önkal, H. Nermin Çelen, Halil İbrahim Bahar, Halime Ünal, Hümeyra Doğan, Narin Bağdatlı Vural, Nurgün Oktik, Özgür Sarı, Tülin Günşen İçli, Verda İrtiş Suç ve cezanın sosyolojik ve felsefi boyutlarının farklı disiplinlerce incelendiği birinci kitabın ardından bu ikinci kitapta, suç ve ceza alanında gerçekleştirilen araştırmalarla alana daha derinden bakılması amaçlanmaktadır.
Kitapta yer alan bölümlerdeki araştırmalar, bir projeden ya da yazarın belli bir metodoloji ile hareket ettiği çalışmalarından bir özet olarak değerlendirilmelidir. Günümüzde, hukuk disiplini dışında suç ve ceza olgularına yönelik bilimsel bakış açılarına duyulan ihtiyaç hâlen devam etmektedir. Disiplinler arası yaklaşımla ele alınan suç ve ceza olguları, ülkemizde hâlâ şekillenmekte ve tartışılmakta olan ceza pratiklerini ve uygulamalarını da yönlendirecektir. Suçun toplumsal düzeyde artan etkisi, suça yönelik toplumsal korkuların yoğunlaşarak devam etmesi hem ülkesel hem de küresel boyutta terör olaylarının artması, risk toplumunda yaşamanın getirdiği belirsizlikler, önleyici politikaların ve etkin ceza-infaz pratiklerinin nasıl olması gerektiği konusunda çok yönlü bir bakış açısı ihtiyacını doğurmaktadır. Bu kitaptaki çalışmaların sözü edilen ihtiyaca bir nebze de olsa cevap vermesi umuduyla.
Mervenur Yılmaz İslam Ahlak Düşüncesi'nin önemli eserlerinden birisi olan, Îcî’nin Ahlâki’l-‘Adudiyye adlı ahlâk risalesi kısa olmakla birlikte, oldukça etkili olmuş ve üzerine toplamda dokuz şerh yazılmıştır. Son dönemde yapılan tasniflere göre felsefi ahlâk çizgisinde yer alan Îcî’nin eserine yazılan şerhler, bu çizginin devamlılığını göstermesi açısından önemlidir.
Bu şerhlerden birisi de, Îcî’nin öğrencisi olan Kirmânî’nin şerhidir. Kirmânî’nin şerhini diğer şerhler arasında önemli yapan husus, şerhin bizzat Îcî’nin öğrencisi tarafından yazılmış olması ve aynı zamanda ilk şerh olmasıdır. Şerhin Îcî ölmeden önce tamamlanmış olması da, şerhi önemli kılmaktadır. Kirmânî şerhinin kendisinden sonra yapılan şerhlere şekil ve tartışılan konular bakımından kaynaklık yaptığı görülmektedir. Bu kitapta yer alan Kîrmânî şerhinin tahkik ve tercümesiyle, ahlâk literatürüne katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
Ömer Türker 13. yüzyıldan sonra İslam dünyasındaki ilim gelenekleri önemli ölçüde belli başlı eserler etrafında kaleme alınan şerh ve haşiyelerle devam eder. Bu bağlamda İslam düşüncesinin müteahhirûn dönemi Hidâyetü’l-hikme, Hikmetü’l-ayn, Şerhu’l-Mevâkıf fî ilmi’l-kelam, Şerhu’l-Makâsıd, Şerhu’l-Akâid, Akâid-i Adudîyye, Füsûsu’l-hikem, Miftâhu’l-gayb gibi çeşitli ilim dallarında kaleme alınan eserlerin tarihi olarak okunabilir. Bu türlü klasikleşmiş risale ve kitap yazarları arasında Adudiddîn el-Îcî’nin bilhassa zikredilmesi gerekir. Îcî, er-Risâletü’l-Vaz‘iyye, Akâid-i Adudiyye, el-Mevâkıf, Şerhu Muhtasaru’l-Müntehâ eserleriyle dilbilim, kelam ve fıkıh usûlü alanlarında yazım geleneği oluş-turmasının yanısıra ahlâk ve siyaseti teorik ve pratik yönleriyle ele aldığı Ahlâk-ı Adudiyye adlı risalesiyle de ahlâk ve siyaset alanında bir yazım geleneğinin oluşmasına vesile olmuştur. Tahkik ve tercümesini yayımladığımız şerh, Îcî'nin doğrudan talebesi Seyfeddîn Ahmed el-Ebherî’ye aittir.
Ali K. Metin Kitapta yer alan yazılar, modern Türk şiirini anlama doğrultusundaki çabaların bir mahsulü olduğu kadar, günümüz şiiri açısından besleyici önemi haiz şiir damarlarının belirginleştirilmesine matuf bir kaygıdan doğmuştur. Gerek anlamaya, gerekse konumlandırmaya yönelik bir eleştirelliği kalkış noktası edinen bu yazılarda, belli dönemsel yapıları temsil etme niteliğine sahip bazı şahsiyetler üzerinden modern Türk şiirindeki önemli işaret taşlarına dikkat çekilmeye çalışılmıştır.
Ahmet İnam ŞİİRİN SINIRSIZLIĞINDA/ Şiire Dalışlar, Ahmet İnam’ın Şiir hakkındaki yazılarından oluşmakta. Yazarın kendi deyimi ile Şiire dalışlar; şiirin derinliklerinde gökyüzünü aramak için yapılmış. Bu arayışı takibeden ÂNIN AÇIK DENİZLERİNDE ise, Ahmet İnam’ın şiirlerinden oluşmakta.
Bir düşünürün şiirlerini ve şiir hakkındaki felsefesini barındıran bu eser, Türk düşüncesi ve edebiyatı için yeni ve özgün bir alan açmakta. Düşünce ve edebiyat tarihimizde şair mütefekkirler ve mütefekkir şairler bulunmakla beraber, şiirini, poetikasını ve şiir üzerine felsefesini aynı eserde toplayan, şiirle felsefe yapan, felsefeyle şiir yazan örnekler oldukça nadirdir.
Elinizdeki bu eser, bir yandan Ahmet İnam’ın dil ile kurduğu sıcak ve samimi ilişkinin etik ve estetik boyutlarını, bir yandan da her şair ve düşünürün kendi kültürel ve tarihsel geleneğine dayanma ihtiyacı olduğunu gözler önüne seriyor.
Dil, kültür ve düşünce bir araya gelince, tadına doyum olmayan bir şiire dönüşüyor. Şiirle düşünebilenlere, düşünmeyi zevk edinenlere de şiirin ve felsefenin buluşmasına tanıklık etmek kalıyor.
Mehmet Aycı

Mehmet Aycı’nın ilk eleştiri kitabı Şirazlı Bir Türk Dilber, Ebabil Yayınları eleştiri dizisinden çıktı. Şiir kitaplarından antolojilere, kaybolan değerlerimizden hakkı teslim edilmemiş değerlerimize, polemik yazılarından, edebiyat dergilerinin genel durumundan sinemaya varıncaya kadar geniş bir yelpaze çizen Şirazlı Bir Türk Dilber’i Ebabil eleştiri dizisinin 10. kitabı.

Saadettin Yıldız Edebiyat tarihimizde, sosyal ve siyasal şartları en fazla dikkate alınması gereken dönem, Tanzimat Dönemi’dir. Aydınların Avrupa’ya gösterdikleri bağlılık da, muhalefet de bu edebiyatın şekillenmesinde pay sahibidir. O devrin şiirini, romanını, tiyatrosunu doğru anlamak için yaklaşık iki yüz yıllık tarihimizi, özellikle de sosyal tarihimizi irdelemek gerekir. Bu kitapta, işte bu ihtiyaca, ders kitabının sınırlarını zorlamadan cevap verilmeye çalışılmıştır. Öğrencilerin örnek metinleri okuyup anlamada güçlük çektikleri gözlendiğinden, kitabın sonuna küçük bir sözlük de eklenmiştir. Çalışma, Tanzimat Dönemi Edebiyatı konusunda araştırma yapan araştırmacı, akademisyen ve okullarında bu ders öğrencilere faydalı olacaktır.
Nurullah Çetin Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı, kabaca 1860-1896 yılları arasında ortaya konan Türk edebiyatının genel adıdır. 1860 yılında ilk özel Türk gazetesi olan Tercüman-ı Ahval yayın hayatına atıldı. Yeni Türk edebiyatı ürünleri bu gazetede görünmeye başladı. 1896 yılında Servet-i Fünun dergisinde bazı yazar ve şairlerin farklı tarzda bir edebiyat yapmaya başlamasıyla Tanzimat Dönemi Türk edebiyatı sona ermiştir. Bu eserde Tanzimat Dönemi’nde ortaya konan Türk edebiyatı faaliyetleri bir bütünlük içinde tanıtıldı.
Mustafa Uluçay Edebiyat tarihimizde manzumeleri, nesirleri ve fikirleriyle önemli bir yere sahip olan Mehmet Âkif, aynı zamanda dil ve üslûp yönüyle de dikkat çeken bir şair ve nâsirdir. Servetifünun edebiyatının doğurduğu sunî ve çetrefil bir dilden yeni edebiyatımızın gerçek ve yaşayan Türkçesine geçiş süreci içinde önemli bir yeri bulunan Âkif, eserleriyle en temiz ve en tabii Türkçenin güzel örneklerini vermiştir
Âkif “Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârım” der. Bu hem bir hakikatin, hem de tevazunun ifadesidir. Hakikatin ifadesidir, çünkü Âkif'in şiirlerinde tasannu yoktur; şiirlerini sanat yapmak için de söylememiştir. Tevazunun ifadesidir, çünkü sehl-i mümteni örneği olan öyle mısraları vardır ki onları söyleyebilmek için gerçek bir sanatkâr olmak gerektir.
Bu kitap, Mehmet Âkif'in eserlerindeki dil ve üslûp özelliklerini kapsamlı bir şekilde ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Bu gayeyle, Âkif'in Safahat'ı başta olmak üzere, Sıratımüstakim ve Sebilürreşat dergilerindeki makaleleri, tefsir yazıları, hitabeleri, tercümeleri ve bir kısmı neşredilen Kuran Meali, yani manzum ve mensur bütün eserleri gözden geçirilmiş; onun dil ve üslûp özelliklerini en iyi yansıtan metinler tespit ve tahlil edilmiştir.
Denilebilir ki Âkif; zevk inceliği, gönül hassasiyeti, fikir derinliği ve hayal yüksekliği bakımından Türk edebiyatında harikulade denecek derecede edebî bir kudreti haizdir. Lisanı sade, ifadesi selis, üslûbu canlı bir şair ve nâsirdir.
Sedef Uzgören Yaşamdaki varlığını iç ve dış eylemlerle devinerek, koşullara bağlı gelişerek, toplumsallaşarak var eden insanın ve doğanın özünde olan tüm unsurların estetik bir uzamda akıp gitmesidir tiyatro.
Akıp giden yaşamın tüm dokularına sinmiş olan devinim, gelişim, sorgulama ve değişimin temeli olan “öğrenme” ise sonsuza dek “akmaya” ve “devinmeye” devam edecektir.
Günümüzün eğitim modellerinde, farklı ve işlevsel yapıların kullanılması, bu tekniklerin çeşitlenmesini de beraberinde getirmekte…
Teknik ve Örnekleri ile İlköğretimde Tiyatro, insanın temel ve yaşamsal güdüleri ile şekillenen tiyatro sanatının, eğitimde farklı biçim ve türleri ile uygulama örneklerini, tiyatro sanatına dayalı “kimlik” ve tanımlarının bilimsel bakış açısı ile irdelenmesini ve tekniklerini içermektedir.
Selda KULLUK YERDELEN Kostüm tasarımı eğitimi, sanatsal bir gözün önemini öğretir. Kostüm giymiş bir aktör ve doğru kostümü giyen bir aktör arasında bir fark yoktur. Aradaki fark, seyirci üzerindeki etkisidir. Bu fark bir kıyafetten çok sanatsal kostümün ne yaptığıdır. O kostümü oyundaki olaylar dizisiyle yani hikâye ile izleyen seyirci, kostümün daha derin anlamlar taşıdığını anlar. Kostümler herhangi bir kıyafetten sanatsal bir yaratıyla oyun içinde anlamlanan giysilere dönüşür.
Ülkemizde şu ana kadar araştırma temelli, bilimsel kostüm tasarım yöntemleri yazınsal olarak ortaya konmamıştır. Bu nedenle elinizdeki kitap, Birinci Bölüm’de tiyatro kostümünün tarihsel gelişimini sunar. İkinci Bölüm’de, ilk okuma provasından prömiyere kadar kostüm tasarımı sürecinin her aşamasında dikkate alınması gereken araştırma, geliştirme, çizim ve kostüm yapımındaki pratik bilgileri vermesi açısından hem kostüm tasarımcıları, hem öğrenciler hem de amatör ve profesyonel tiyatro toplulukları için kuramsal bir kaynaktır.
Serkan Işın

Türk şairi herhangi bir teknolojik aygıt ile yazı adına deneye girişmiş midir? Kendi başına yekpare bir teknolojik aygıt haline gelen modern şehirde şair figürü, dönüştürülebilir simgesel alanlar peşinde koşmaktan yorulmamış mıdır? Maruz kaldığı saldırının faili ve kurbanı olarak şair, en uç noktada “görsel şiir”e doğru koşmaktadır. Cevap verme isteği saldırının tüm katmanlarına karşı büyük bir zenginliğe dönüşebilir. Kime, neye saldırdığının farkında olmak için arada bir geriye bakmak gerekiyor. Arada bir geriye bakmak hem teorik düzeyi, hem de muğlak ve aynalı ceplerei ile şiir tarihi tarafından “okunmamış hatalı sektörleri” de gözden geçirmek demek. Modern şehir hiç değişmeyenlerle, sürekli değişenler arasında şairi, edebiyatın malzemelerini sorgulamaya itmektedir. Böylece şiir, dil olarak hem görsel, hem işitsel, hem de metinsel olarak gündelik hayat içinde şaire yepyeni cepheler açacaktır.