Dil Bilim \ 1-1
Nail GÜNEY, Talat AYTAN Dil bilgisi, dilin mantık ve anlam dünyasını kurallar yoluyla öğreten bilim dalıdır. Ana dilinin inceliklerini, düşünce ve duygu evrenini, toplumun değerlerini öğretir. Öğrenme alanları arasındaki bütünlüğü ve işleyişi sağlar. Bu hedeflere ulaşılabilmesi, dil bilgisi öğretiminin yetkinliğine bağlıdır. Dil bilgisi öğretimi, çocuğun doğru olarak kullandığı ana dili kurallarına ad verme ve onları tanımlama süreci olarak düşünülebilir. O halde dil bilgisi öğretimi, çocuğun dünyası göz önünde tutularak yapılmalıdır. Aktif öğrenme bu konuda önemli bir yardımcıdır.
Bu kitapta, ilköğretim ikinci kademe müfredatında yer alan isim, sıfat, fiil, zarf, isim-fiil, sıfat-fîil ve zarf-fiil konuları aktif öğrenme yöntemiyle ele alınmıştır. Önerilen yöntem, bütün dil bilgisi konularının öğretiminde uygulanabilir. Bu şekilde gerçekleştirilen dil bilgisi öğretimi, ezberin ötesinde daha kalıcı ve eğlenceli olacaktır. Kitabın fakültelerin Türkçe öğretmenliği bölümü öğrencileri ile Türkçe öğretmenlerine faydalı olacağını ümit ediyor
Bilginer ONAN Bilimsel araştırmaların alanlar arası bir anlayışa doğru ilerlediği günümüzde, sosyal, bilişsel, psikolojik ve kültürel nitelikleriyle insanı her açıdan ilgilendiren dil olgusu da araştırma yöntemleri bakımından bu değişim sürecine dâhil olmuştur. Dil araştırmalarında izlenecek bu yöntemin, özellikle dil eğitimi alanı için gerekli olan yapı odaklı bilişsel zeminleri tespit etmede etkili olacağı düşünülmektedir.
Disiplinler arası bir çalışma anlayışının ürünü olan bu eser, dil çalışmalarının ve dil öğretiminin dilin yapısal özelliklerinden hareketle yapılması gerektiği düşüncesiyle kaleme alınmıştır. Kitapta, Türkçenin anlam, söz dizimi, şekil ve ses yapıları; okuma ve dinleme sürecindeki işlevleri yönünden analiz edilmiştir. Türkçe dil yapılarının anlama sürecindeki işlevlerine yönelik analizlerde disiplinler arası bir bakış açısı geliştirebilmek amacıyla dilin zihinsel boyutu ve anlama süreciyle ilgili olarak; dil düşünce ilişkisi, dil beyin ilişkisi, anlama, öğrenme, okuma, dinleme ve bellek kavramları üzerinde durulmuştur. Bu kavramlar, Türkçenin yapısal özellikleriyle sentezlenmiştir.
Türkçe dil yapılarının bilişsel işlevleri üzerine yazılmış bu eserin ilköğretim birinci kademede görev yapan sınıf öğretmenlerine, ikinci kademede görev yapan Türkçe öğretmenlerine, eğitim fakültelerinin Türkçe ve sınıf öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören öğretmen adaylarına, dil bilimi ve dil eğitimi alanında araştırma yapan akademisyenlere, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine katkı sağlayacağı düşüncesindeyim.
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
Nesrin BAYRAKTAR Bu kitap, özellikle Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri için hazırlanmış bir giriş kitabıdır. Burada tarih içinde Dil Bilimini bu güne getiren çalışmalar, Dil Biliminin çalışma alanları, önemli Dil Bilimciler ve Dil Bilimi bakış açıları ele alınmıştır. Dil Biliminin temel kavramları irdelenirken hayatın içinden, Türk dilinden ve Türk edebiyatından örneklere yer verilmiştir. Böylece Dil Bilimine bir giriş yapmak, Dil Bilimini anlamlı ve ulaşılabilir hale getirmek amaçlanmıştır.
Bilginer ONAN Alanında ilk olma özelliğini taşıyan bu eser; dil öğretiminin bilimsel alanını belirleyen kavram ve terimleri tespit edip bir araya getirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Kitapta, 500’e yakın terim ve kavram alfabetik sıra ile açıklanıp yorumlanmıştır. Yapılan açıklamalarda genel olarak ansiklopedik bir üslûp takip edilmiştir. Birbiriyle ilgili terim ve kavramlar, yapılan açıklamaların sonunda özellikle belirtilmiştir. Kavram ve terimlerin belirlenmesinde ana dil eğitimi, yabancı dil öğretimi, dil bilimi, eğitim-öğretim ilke ve yöntemleri, özel öğretim yöntemleri, öğrenme psikolojisi, iki dillilik, iletişim, metin bilgisi, beyin, bellek, dil hastalıkları, okuma eğitimi, konuşma eğitimi, yazma eğitimi, dinleme eğitimi, ilk okuma yazma öğretimi vb. alanlarda yazılmış kaynaklar taranmış; tespit edilen terimler belirli bir elemeye tâbi tutularak kitaba dâhil edilmiştir. Kavram ve terimlerin seçiminde; akademik çalışmalardaki yaygınlıkları, lisans ve lisans üstü düzeydeki kullanım sıklıkları göz önüne alınmıştır.
Türkçe öğretmenliği, sınıf öğretmenliği, yabancı dil öğretmenliği, özel eğitim ve eğitim bilimleri alanında öğrenim gören öğretmen adayları ve öğretmenler için hazırlanan bu kitap, filoloji bölümlerinden mezun olup dil eğitimi alanında lisans üstü eğitim görmek isteyen adaylara ve özellikle de bu alanda çalışma yapan değerli akademisyenlere yararlı olacaktır.
Diane Larsen Freeman, Marti Anderson İnsanlar, toplumlar ve ülkeler arasında ticaret, ekonomi, siyaset, askerlik, bilim, çalışma, kültür, haberleşme ve benzeri alanlarda her türlü ilişkinin kurulup yürütülebilmesi, anadilini kusursuz kullanma yanında uluslararası ortak dillerin öğrenilmesini de kaçınılmaz kılmaktadır. Bu durum, dil öğretiminin önemini vurgulayan açık bir göstergedir. Düşünen, araştıran ve sorgulayan her münevver, anadili yanında en az bir yabancı dil bilme ve onu etkili kullanma ihtiyacındadır.
Dil öğretimi doğru düşünme, doğru konuşma ve yazmaya yardımcı bir öğrenme alanı-dır. Bu alan, öğrenenlerin dilin imkânlarından yararlanarak muhataplarını tam ve doğru anlamaları yanında kendilerini etkili ve güzel bir şekilde anlatma becerilerini geliştirir. Çevirisi yapılan bu eserin bu amaca hizmet edeceğinde şüphe yoktur.
Şükrü ÜNALAN Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biridir. Dünyada Türkçe konuşan insanlar yaklaşık 11 milyon kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Doğuda Moğolistan ve Çin, batıda Sırbistan, kuzeyde Sibirya ve Kazan, güneyde Bağdat'a kadar geniş bir coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Bu coğrafya içerisinde, yedi tanesi Türk devleti olan 23 ayrı devlet vardır. Günümüzde yaklaşık 300 milyon insan Türkçe ve onun lehçeleri, ağızlarıyla konuşmaktadır.
Türk yazı dilinin en önemli ve ilk örneklerinden olan Orhun Abideleri, MS 720-735 yılları arasında dikilmiştir. Orhun Abideleri okunduğunda Türkçenin ulaştığı seviye yüksekliği ve zenginliği karşısında bütün Avrupa hayretler içinde kalmıştır. 8. yüzyıla kadar Avrupa'da hâkim dil olan Latince, dünya düşünce tarihinde egemen tek dil olarak kabul ediliyordu. Latince dışında son derece etkin, zengin ve edebi bir Türk dilinin mevcudiyeti, düşünce ve kültür tarihi uzmanlarını da şaşırtmıştır. Fransızcanın en eski yazılı belgesinin
15. yüzyıla, Almancanın 14. yüzyıl, Rusçanın ise 13. yüzyıla ait olduğu göz önüne alınırsa, Türk dilinin köklü geçmişi çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
“Öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız geride ölmez bir eser bırakınız.” sözünün mucibince, milletimizin genç beyinlerinin millî kimlik ve benlikten uzaklaşmamasını temin için büyük gayret gösteren yazar, bu gayretlerini ebedîleştirmek için kaleme sarılmış ve yıllardır birçok üniversitede okutulan bir eser ortaya çıkarmıştır. Yazar bu eseri ile küreselleşme adı altında dil ve kültürü yozlaştırma ve böylece millî devletleri daha kolay sömürülebilir hâle getirme oyunlarına dikkat çekmiştir. Sadece eğitim çağındaki gençlerin değil her yaştan okurun ilgisini çeken bu eser “bâki kalan bu kubbede hoş bir seda” misali millî bilince sahip Türk insanının yüreğinde yankı bulacaktır.
Eserin yeni basımının yapılmasında teşviki olan başta üniversite öğrencilerimiz olmak üzere, meslektaşlarımıza ve rahmetli yazarın eşine ve çocuklarına şükran ve minnet duygularımızı ifade etmek istiyoruz. Özellikle de yazarın ruhunun şad olması duasıyla bütün okuyucularımıza selam ve hürmetlerimizi bildiririz.
Sedat Maden Ana dili kullanımı, bireyin toplum içinde yer edinmesi, sağlıklı iletişim kurup kendini geliştirebilmesi ve toplumun gelişimi için itici bir güç olarak yetişmesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda dil eğitiminde; kendini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilen, beden dilini etkili kullanabilen, yaratıcı, problem çözebilen, eleştiren, anlamlı öğrenen, neden-sonuç bağlantısı kurabilen, kendine güvenerek hareket eden ve katılımcı bireyler yetiştiren yöntemler kullanılmalıdır. İlgili çalışmalar incelendiğinde, ana dili kullanımı için gerekli olan bu becerileri sağlamada etkin bir yöntem olan dramanın temel dil becerilerinin ve dil bilgisi kurallarının öğretiminde kullanılmasının alan için katkı sağlayacağı görülmektedir.
Drama sürecinde birey, günlük hayatın hemen her anında ne şekilde iletişime geçebileceğini, örnek olay ve durumlarda yaşar ve öğrenir. Bu nedenle drama, bir iletişim sanatı olarak da değerlendirilmektedir.
Belirli araç-gereç, ortam ve bir metne bağlı kalınmaması ve yaşamdan kesitler içinde sunumların yapılması dramanın kalıcı ve tam öğrenmede, ayrıca beceri ve alışkanlıkların geliştirilmesinde etkili olmasını sağlamaktadır. Tüm bu gerekçeler dramanın dil öğretimi sürecinde etkili olacağını ve özel olarak da Türkçenin öğretiminde fayda sağlayabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir.
Aydın Özbek Dil bilgisel geçişlilik ve çatı kavramı Japonca öğrenenler ve Japonca üzerinde dilbilim araştırmaları yapanlar için büyük önem arz etmektedir. Sondan eklemeli dillerden olan Japoncada karşımıza çıkan çatı kavramları ilk etapta Türkçe ile benzerlik taşıdığı için kendimizi şanslı sayabiliriz. Fakat görünüşte benzer olan bu kavramlar hiç ummadığımız bir şekilde büyük farklılıklara da sahiptir.
Türkçede “İstanbul'a bu yoldan gidilebilir.” diyebiliyorken, bu cümleyi Japonca ifade etmek için farklı cümle yapılarına başvurmak durumunda kalıyoruz. Aynı şekilde Japoncada “Watashi wa ame ni furareta / Yağmura yığıldım.” cümlesi çok doğal karşılanırken, Türkçede bu tür bir ifade elbette ki anormal karşılanmaktadır.
Peki, Japoncada bu cümleler gerçekten çatı cümleleri mi? Diğer bir soru ise gerçek edilgen çatı ile dilimizde Japonca ile aynı şekilde ifade edemediğimiz bu tür cümleler arasında ne gibi farklar var? Anlatmak istediğimiz durumu karşı tarafa gerçekten doğru bir şekilde mi aktarıyoruz?
Yukarıdaki sorunlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki benzer kavramların ya da görünüşte biçimsel olarak birbiri ile benzerlik gösteren yapıların aynı terim şemsiyesi altına toplanması çeşitli sorunlar yaratabilmektedir. Bu çalışmada özellikle bu tür sorunların üzerine gitmek amacı ile çatı kavramı ve bu kavrama bağlı terimler üzerinde yeniden tartışılmıştır. Yine, karşılaştırmalı dilbilim metodu ile zaman zaman Türkçe örneklere de yer verilerek benzerliklerden ziyade sözdizimsel ve anlamsal farklılıkların daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır
Türkiye'de Japonca dil bilgisi çalışmaları son yıllarda yeni yeni çeşitli dilbilim yaklaşımları ile incelenip sağlam temelleri atılmaktadır. Kitabımızın da bu temellere dayanarak birçok alandan Japonca ile ilgilenenlerin faydalanabileceği bir “çatı kiremiti” olarak raflarda yer alması en büyük arzumuzdur.
Filiz GÜRER YÜCEL Ses bilgisi ve akustik, hem fizik hem de müzik disiplinlerinin ortak konusudur.
Müzik disiplininde ses bilgisi ve akustik başlığı altında ele alınan
doğuşkan, doppler etkisi, akustik rezonans ya da vuru gibi birçok konu,
aynı zamanda fiziğin de konuları arasında yer alır. Biraz daha ileri gidersek,
müziğin tüm konularının fiziğin içinde yer aldığını ve hatta müziğin, fizik
biliminin bir dalı olduğunu söyleyebiliriz.
Müzik ile fizik arasındaki bu sıkı ilişkinin müzik disiplini açısından
önemi, ülkemizde maalesef yeterince anlaşılamamıştır. Müzik eğitimi alan
öğrencilerin, müzik ile fizik arasındaki bu ilişkinin farkında olmalarının ve
temel düzeyde de olsa fiziği kavramalarının, müziğe daha farklı bir açıdan
bakmaları konusunda onlara oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir. Örneğin;
bu sayede enstrümanları yapısal olarak daha iyi tanıyabilirler, yeni
bir enstrüman alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini daha iyi bilirler,
salonları akustik açıdan birbirleriyle kıyaslayabilirler ya da enstrümanların
frekans aralıklarını dikkate alarak konserde müzisyenlerin yerleşim planını
daha doğru yapabilirler.
Arthur Lumley DAVIDS Türkçe ile ilgili yabancıların yazdığı gramer kitapları, araştırmacıların sürekli ilgi odağı olmuştur: Grammaire Turque, Elemens de la Langue Turque, Gramatica Turca gibi. Bunların dışında yazılmış olanlar da vardır elbette. Çevirisini yaptığımız 1832 tarihli A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri) benzer kitaplardan biridir. Arthur Lumley Davids'in A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri), “Giriş, Türk Dili Grameri, Söz Varlığı, Diyaloglar ve Ekler” olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Türk tarihi ile ilgili önemli, ancak doğruluğu tartışılır bilgiler mevcuttur. Bu bölümde, Türkoloji'yle (dil, edebiyat, tarih, eğitim gibi) ilgili tarihi bilgilerin yoğun olarak bulunduğu açıklamalar vardır. Giriş bölümünün sonunda ise Arthur Lumley Davids, eserinin “diplomatların ülkesine karşı sorumluluğunu yerine getirmede, gezginlerin merakını gidermede ya da tüccarlara yardımcı olacağını” ifade etmiştir. Bu düşünce, Türk Dili Grameri'nin genel bir Türkoloji kitabı olma özelliğinin yanında, yabancılara Türkçe öğretimi alanında da yazılan tarihi bir çalışma olduğunu gösterir.
Nurettin DEMİR, Emine YILMAZ Bu kitap üniversitelerdeki Türk Dili, Yazılı ve Sözlü Anlatım derslerinde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Ancak kitabın dil ve edebiyat konularına ilgi duyan genel okuyucunun da güvenle başvurabileceği bir yayın olmasına özen gösterilmiştir.
Dil bölümünde, dil bilgisi öğretiminden çok, dil kültürü kazandırmaya dönük bir anlayış hakimdir. Konular, orta öğretimde kuralcı anlayışla verilenlerin tekrarı olacak biçimde değil, çağdaş dilbilim anlayışıyla mevcut bilginin üzerine yenilerini ekleyecek şekilde işlenmiş, okunabilir metinler halinde sunulmuştur. Çağdaş bilimsel verilere uygun bir dil tanımı, dil içindeki doğal çeşitlenmeler, dilin işlevleri, dilin kökeni tartışmaları, kısa dil tarihi, Türkçenin akrabalık ilişkileri, Türklerin kullandığı yazı sistemleri gibi genel kültürün bir parçası olan konulara, Türkçe bir ders kitabında, en son araştırmalar ışığında, ilk defa sistemli bir biçimde yer verilmiştir. Yazılı ve sözlü anlatım bölümleri de öğrencinin her gün karşılaştığı yazılı ve sözlü anlatım örneklerini daha iyi anlamasına dönük bir mantıkla kaleme alınmıştır.
András RÓNA TAS, İsa SARI Türk adının kökeni, Türk dilinin tarihi ve diğer dillerle olan ilişkisi, Türk halklarının geçmişteki durumu gibi temel konular başta olmak üzere Türkolojiyle ilgili çeşitli hususları düzenli bir şekilde okuyucuya aktarmayı amaçlayan bu eser, Türkolojinin bir bilim dalı olma sürecinde yaşananları da dolaylı yoldan anlaşılır bir üslupla betimlemektedir. Modern Türk dillerinin sınıflandırılması, eski Türklerin komşu halklarla olan ilişkileri ve inanç sistemleri üzerine önemli tespitler, Türkçenin tarihi dönemlerinde kullanılan Runik alfabe, Brahmi alfabesi ve de Tibet alfabesi üzerine derinlemesine incelemeler, bu eserin özünü oluşturan diğer konular arasındadır.

Türkolojiye, Türk diline ve tarihine ilgi duyanlara, bu konular üzerine çalışanlara veya çalışmak isteyenlere, ayrıca üniversitelerin ilgili bölümlerinde öğrenim gören lisans ve lisans üstü öğrencilerine hitap eden bu eserde, Türklerle ve Türkçeyle ilgili en temel bilgileri anlaşılır bir şekilde bulmak mümkündür.