Dil Bilim GÜNCEL YAYIN KATALOĞU 5.06.2020
Dil Bilim \ 1-1
Nail GÜNEY, Talat AYTAN Dil bilgisi, dilin mantık ve anlam dünyasını kurallar yoluyla öğreten bilim dalıdır. Ana dilinin inceliklerini, düşünce ve duygu evrenini, toplumun değerlerini öğretir. Öğrenme alanları arasındaki bütünlüğü ve işleyişi sağlar. Bu hedeflere ulaşılabilmesi, dil bilgisi öğretiminin yetkinliğine bağlıdır. Dil bilgisi öğretimi, çocuğun doğru olarak kullandığı ana dili kurallarına ad verme ve onları tanımlama süreci olarak düşünülebilir. O halde dil bilgisi öğretimi, çocuğun dünyası göz önünde tutularak yapılmalıdır. Aktif öğrenme bu konuda önemli bir yardımcıdır.
Bu kitapta, ilköğretim ikinci kademe müfredatında yer alan isim, sıfat, fiil, zarf, isim-fiil, sıfat-fîil ve zarf-fiil konuları aktif öğrenme yöntemiyle ele alınmıştır. Önerilen yöntem, bütün dil bilgisi konularının öğretiminde uygulanabilir. Bu şekilde gerçekleştirilen dil bilgisi öğretimi, ezberin ötesinde daha kalıcı ve eğlenceli olacaktır. Kitabın fakültelerin Türkçe öğretmenliği bölümü öğrencileri ile Türkçe öğretmenlerine faydalı olacağını ümit ediyor
Bilginer ONAN Bilimsel araştırmaların alanlar arası bir anlayışa doğru ilerlediği günümüzde, sosyal, bilişsel, psikolojik ve kültürel nitelikleriyle insanı her açıdan ilgilendiren dil olgusu da araştırma yöntemleri bakımından bu değişim sürecine dâhil olmuştur. Dil araştırmalarında izlenecek bu yöntemin, özellikle dil eğitimi alanı için gerekli olan yapı odaklı bilişsel zeminleri tespit etmede etkili olacağı düşünülmektedir.
Disiplinler arası bir çalışma anlayışının ürünü olan bu eser, dil çalışmalarının ve dil öğretiminin, dilin yapısal özelliklerinden hareketle yapılması gerektiği düşüncesiyle kaleme alınmıştır. Kitapta Türkçenin anlam, söz dizimi, şekil ve ses yapıları; okuma ve dinleme sürecindeki işlevleri yönünden analiz edilmiştir. Türkçe dil yapılarının anlama sürecindeki işlevlerine yönelik analizlerde disiplinler arası bir bakış açısı geliştirebilmek amacıyla dilin zihinsel boyutu ve anlama süreciyle ilgili olarak; dil düşünce ilişkisi, dil beyin ilişkisi, anlama, öğrenme, okuma, dinleme ve bellek kavramları üzerinde durulmuştur. Bu kavramlar, Türkçenin yapısal özellikleriyle sentezlenmiştir.
Türkçe dil yapılarının bilişsel işlevleri üzerine yazılmış bu eserin ilköğretim birinci kademede görev yapan sınıf öğretmenlerine, ikinci kademede görev yapan Türkçe öğretmenlerine, eğitim fakültelerinin Türkçe ve sınıf öğretmenliği bölümlerinde öğrenim gören öğretmen adaylarına, dil bilimi ve dil eğitimi alanında araştırma yapan akademisyenlere, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine katkı sağlayacağı düşüncesindeyim.
Tülay UĞUZMAN Her kesimden insanın az ya da çok bildiği, yeri geldikçe tekrarladığı, bazen savunduğu tezi desteklemek bazen de konuşmayı ya da tartışmayı bitirmek için bir son söz olarak kullandığı atasözleri ve deyimler; başka dil ve kültürlerde olduğu gibi Türk dilinde ve kültüründe de geniş yer tutmaktadır. Ait oldukları toplumun değerlerini, normlarını, o toplumu oluşturan insanların düşünce yapısını, dünyayı algılayışını, yaşam biçimini ve sosyal ilişkilerini yansıtan bu sözlü kültür ürünlerinden, toplumun yeni yetişen kuşaklarının sosyalleştirilmesinde de yararlanılır.
Türk atasözleri ve deyimleri; atalarımızın hayatın çeşitli kesitlerini nasıl algılayıp yorumladıklarını, bu alanlardaki yüzlerce yıllık yaşam deneyimlerinin sonuçlarını ne şekilde özetlediklerini, oluşturdukları bu özetler üzerine inşa ettikleri öğütlerini genç kuşaklarına hangi sözlerle aktardıklarını, son derece güzel anlatımlarla gözler önüne sermektedir.
Bu bilgi ve görüşlerden hareketle planlanan ve Türk atasözleri ile deyimlerine yansıyan Türk halk düşüncesini ortaya koymayı amaçlayan elinizdeki bu kitap; 1970'li yıllardan bu yana, sosyal bilimlerin, sosyoloji, sosyal antropoloji, halkbilim ve iletişim gibi çeşitli alanlarında araştırmalar yapan bir akademisyenin merakı ve bakış açısıyla kaleme alınmış, araştırmaya başlanmasından tamamlanıp yayımlanmasına kadar yirmi yılı aşkın bir zamana ihtiyaç duyulmuş olan bir çalışmadır.
Kitap bütününde; “Kadın-Erkek”, “Evlilik-Ayrılık”, “Zenginlik-Yoksulluk”, “Güzellik-Çirkinlik”, “İyilik-Kötülük”, “Dostluk-Düşmanlık”, “Gençlik-Yaşlılık”, “Sağlık-Hastalık”, “Hayat-Ölüm” konularına ilişkin olarak halk ağzında dolaşan atasözleri ve deyimler, bu konu kümeleri çevresinde sınıflandırılarak ilgili alanlardaki halk düşüncesi, karşıtı ya da bütünleyicisi ile birlikte anlaşılmaya, açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
Kitabın zevkle okunması, okuyucusu tarafından kendi kültürümüze uygun bir kişisel gelişim kaynağı olarak değerlendirilmesi ve yararlanılması; yazarı için çok büyük bir mutluluk kaynağı olacaktır.
Aleks Matosoğlu, Ayhan Güneş, Esra Uluşahin, Okan Arslan, Özlem Gülen “Çeviri olmasaydı, İncil, dağınık ya da bir arada yaşayan Yahudi topluluklarının malı olarak kalacaktı; Homeros ve Platon eski Grek Uygarlığı'yla birlikte yitip gidecekti; Marx, Freud ve Jung, Almanca konuşulan toprakların ötesine geçemeyecekti; Fransızlar Shakespere'i, Ossian'ı, Goethe'yi okumasalardı, Fransız romantizmi başka bir görünüm içinde gelişecekti.” der şair Eugène Guillevic.
Çeviri bir dildeki içeriği doğru anlayıp, başka bir dilde farklı düşünme, bu düşünceleri farklı kültürde yeniden anlamlandırma işlemidir. Bu dizgesel yapının art alanında bulunan toplumsal, kültürel, tarihsel, siyasal faktörler günümüz çeviribilim araştırmalarının farklı alanlarda incelenip, çoklu yaklaşımlar geliştirilmesine ışık tutar. Küreselleşen dünyada çevirinin günlük hayatın bir parçası olduğu, diller ve kültürler arasında köprü görevi gördüğü yadsınamaz. Kültürlerin aktarıldığı, uzam değişikliği yapılmadan kültürlerin birbirini tanıma fırsatı bulduğu günümüz toplumunda çeviri, bilimin merkezi konumundadır.
Çalışmada çevirinin kültürden bağımsız tanımlanamayacağı, işlevselleşemeyeceği yaklaşımı ışığında, çeviri ve kültür ilişkisine beş farklı bölümde beş farklı yorum getirilmiştir. Çeviri ve kültür ilişkisine temas eden bu çalışmaların her birinde çevirinin farklı bir işlevi yansıtılmış, farklı alanlarla ilişkisi sergilenmiştir. Çeviri aracılığıyla dillerin, kültürlerin birbirlerini tanıdığı, geliştirdiği düşüncesi üzerine temellendirilen bu çalışma, çeviri ve kültür ilişkisine farklı çalışmalar üzerinden bir soluk getirmeyi, ortaya konan farklı bakış açılarıyla çeviribilim alanına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Alev Yemenici, Emrah Eriş, Esra Uluşahin, İhsan Doğru, Mustafa Dolmacı, Nursen Durdağı, Okan Arslan, Onur Duman, Serhan Dindar, Ümit Gedik, Yeşim (Sönmez) Dinçkan, Yonca Gül Uğurlu “Dil, gönlü yüzdüren gemidir. Toplumun da gönlü var; toplumun gönlünün adı da kültürdür.” diyen Oktay Sinanoğlu, kültürün toplumun temeli olduğunu vurgular. “Kültür her şeyi okuyup unuttuktan sonra aklınızda kalanlardır.” diyen André Gide, kültürün bir toplumun kimliği, yaşayış ve düşünme tarzı olduğunun altını çizer. “Güvendikleri bir şeyleri var. Bu güvendikleri şeyin adına ne diyorlardı? Ona kültür diyorlar; onları keçi çobanlarından ayırt eden şeymiş bu.” sözüyle Nietzsche, kültürün özgünlüğüne dem vurur. “Kültürün ilk basamağı, anadilini iyi konuşmak ve iyi yazmaktır.” tümcesi ile Peyami Safa, kültür-dil ilişkisinin altını çizer. “İnsan için kültür, vücut için ekmek kadar lazımdır.” diyen Cicero da hem birey için hem toplum için kültürün hayati önem taşıdığını anlatır. “Memleketimizi, toplumumuzu gerçek hedefe, mutluluğa eriştirmek için iki orduya ihtiyaç vardır; biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, diğeri milletin geleceğini yoğuran kültür ordusu.” diyen ulu önderimiz Atatürk ise kültürün her çağda toplumsal gelişim için temel yapı taşı olduğunu öğütler.
Günümüz toplumunda “kültür” gerek akademik gerek günlük yaşamda hemen hemen herkesin zikrettiği, başvurduğu bir olgudur. Bu çalışmanın amacı, çeviri-kültür ilişkisini, çevirmen kimliğini, yazılı ve sözlü çeviride kültürel boyutu, çeviride kültürel unsurların aktarımında yaşanan zorlukları, çevirinin kültürel benzerlikleri, farklılıkları ortaya koymada etkili bir kültür tanıtım aracı olduğunu göstermektir. Çeviride kültürün öneminden bahsedilen ve çevirinin kültürel boyutuna dikkat çekilerek, kültürel perspektiften ele alınan bu kitabın çeviribilime, yazılı ve sözlü çeviriyle ve çeviribilimle ilgilenen herkese katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Albina Kıran, Aleksandr V. Kuznetsov, Aleksey Petroviç Leontyev, Bahar Eriş Karaoğlan, Buğra Oğuzhan Uluyüz, Bülent Bayram, Cemalettin Yavuz, Durmuş Arık, Elçin Yılmazkaya, Emine Yılmaz, Nadejda Mihaylovna Kuznetsova, Oğuzhan Durmuş, Sinan Güzel, Vildan Çakmak, Еlena Chekushkina Bütün ömrünü Çuvaş halkının aydınlanmasına adamış bir Çuvaş eğitimcisi olan İ. Ya. Yakovlev'in (1848-1930) yüz yetmişinci doğum yıldönümü anısına hazırlanmış olan bu kitap, Çuvaş dili, edebiyatı ve halkbilimi alanlarında kaleme alınmış yazılardan oluşmaktadır.
Bu yazılar esas olarak, Hacettepe Üniversitesi, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü tarafından, 29 Haziran 2018 yılında düzenlenmiş olan “Doğumunun 170. Yılında İ. Yakovlev ve Çuvaşlar: (Dil-Edebiyat-Folklor)” adlı uluslararası sempozyumda sunulmuşlardır. Bu sempozyuma, Türkiye'den ve Çuvaşistan'dan, Çuvaşça alanında çalışan on sekiz akademisyen katılmıştır.
İ. Ya. Yakovlev, Çuvaş halkı için çok önemli bir figürdür. Öğretmenlerin de yetiştirildiği ve Çuvaşların ilk millî eğitim kurumu olan ünlü Simbirsk Çuvaş (Öğretmen) Okulu, İ. Ya. Yakovlev tarafından 1868'de kurulmuştur. Çuvaş Üniversitesi olarak da bilinen bu okuldan, 1868-1919 yılları arasında 1379 kişi mezun olmuştur. Bu okul bünyesinde, öğretmen yetiştirme dışında Hristiyanlığın Çuvaşlar arasında yerleşmesi, yaygınlaşması, dini literatürün çevirilerle zenginleştirilmesi gibi konularda da önemli çalışmalar yapılmıştır.
1872'de, bugün kullanılmakta olan Çuvaş alfabesini de düzenlemiş olan İ. Ya. Yakovlev, aynı yıl Ortodoks Hristiyan İnancının İlk Öğrenimleri adlı kitabı Kazan'da, Çuvaşça olarak yayımlamıştır. Bu yayını, 1873'te Matta İncili ve 1874 yılında da Markus ve Luka İncili adlı kitaplar izlemiştir. Ayrıca 1880'li yılların başlarında, Simbirsk’te Çuvaş çeviri merkezini kurmuş ve 1882 yılında Главные церковные праздники Господней и Богородицы adıyla ilk eseri yayımlamıştır. Simbirsk Çuvaş Okulunda; din adamları, devlet memurları, millî ekonominin düzenleyicileri, eğitimciler, edebiyatçılar, sanatçılar ve aydınlar yetişmiştir. Okuldan mezun olan öğrenciler Çuvaş halkının kültür gelişimine, ekonomisine önemli yararlar sağlamışlar; millî müziğin, resim sanatının, dilin ve edebiyatın oluşum ve gelişiminde önemli yere sahip olmuşlardır. Ünlü Çuvaş şairi K. V. İvanov da bu okuldan yetişmiştir.
Mehmet Doğan Birbirinden kıymetli eserlere imza atan D. Mehmet Doğan, Türkçeye verdiği emeği son kitabı Devlet Sözlük Yazar Mı ile sürdürüyor. Ebabil Yayınları’ndan çıkan kitap dilimizin envai çeşit sorunlarından birini, devletin dili tayin yetki ve gücünü tartışıyor. Dönem dönem, o dönemin temayüllerine göre, devletin çıkardığı sözlüklerde kelimelerin anlamlarının değiştiğini ileri süren Doğan, başta bu durum olmak üzere, dilimize keyfî müdahalelere, piyasadaki sözlüklere, Türkiye’nin istikametine varıncaya kadar Türkçeye bir kez daha dikkat çekiyor.
Nesrin Bayraktar Bu kitap, özellikle Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri için hazırlanmış bir giriş kitabıdır. Burada tarih içinde Dil Bilimini bu güne getiren çalışmalar, Dil Biliminin çalışma alanları, önemli Dil Bilimciler ve Dil Bilimi bakış açıları ele alınmıştır. Dil Biliminin temel kavramları irdelenirken hayatın içinden, Türk dilinden ve Türk edebiyatından örneklere yer verilmiştir. Böylece Dil Bilimine bir giriş yapmak, Dil Bilimini anlamlı ve ulaşılabilir hâle getirmek amaçlanmıştır.
Bilginer ONAN Alanında ilk olma özelliğini taşıyan bu eser; dil öğretiminin bilimsel alanını belirleyen kavram ve terimleri tespit edip bir araya getirmek amacıyla kaleme alınmıştır. Kitapta, 500’e yakın terim ve kavram alfabetik sıra ile açıklanıp yorumlanmıştır. Yapılan açıklamalarda genel olarak ansiklopedik bir üslup takip edilmiştir. Birbiriyle ilgili terim ve kavramlar, yapılan açıklamaların sonunda özellikle belirtilmiştir. Kavram ve terimlerin belirlenmesinde ana dil eğitimi, yabancı dil öğretimi, dil bilimi, eğitim-öğretim ilke ve yöntemleri, özel öğretim yöntemleri, öğrenme psikolojisi, iki dillilik, iletişim, metin bilgisi, beyin, bellek, dil hastalıkları, okuma eğitimi, konuşma eğitimi, yazma eğitimi, dinleme eğitimi, ilk okuma yazma öğretimi vb. alanlarda yazılmış kaynaklar taranmış; tespit edilen terimler belirli bir elemeye tabi tutularak kitaba dâhil edilmiştir. Kavram ve terimlerin seçiminde; akademik çalışmalardaki yaygınlıkları, lisans ve lisansüstü düzeydeki kullanım sıklıkları göz önüne alınmıştır.
Türkçe öğretmenliği, sınıf öğretmenliği, yabancı dil öğretmenliği, özel eğitim ve eğitim bilimleri alanında öğrenim gören öğretmen adayları ve öğretmenler için hazırlanan bu kitap, filoloji bölümlerinden mezun olup dil eğitimi alanında lisansüstü eğitim görmek isteyen adaylara ve özellikle de bu alanda çalışma yapan değerli akademisyenlere yararlı olacaktır.
Diane Larsen Freeman, Marti Anderson İnsanlar, toplumlar ve ülkeler arasında ticaret, ekonomi, siyaset, askerlik, bilim, çalışma, kültür, haberleşme ve benzeri alanlarda her türlü ilişkinin kurulup yürütülebilmesi, anadilini kusursuz kullanma yanında uluslararası ortak dillerin öğrenilmesini de kaçınılmaz kılmaktadır. Bu durum, dil öğretiminin önemini vurgulayan açık bir göstergedir. Düşünen, araştıran ve sorgulayan her münevver, anadili yanında en az bir yabancı dil bilme ve onu etkili kullanma ihtiyacındadır.
Dil öğretimi doğru düşünme, doğru konuşma ve yazmaya yardımcı bir öğrenme alanı-dır. Bu alan, öğrenenlerin dilin imkânlarından yararlanarak muhataplarını tam ve doğru anlamaları yanında kendilerini etkili ve güzel bir şekilde anlatma becerilerini geliştirir. Çevirisi yapılan bu eserin bu amaca hizmet edeceğinde şüphe yoktur.
Şükrü ÜNALAN Türkçe dünyada en çok konuşulan dillerden biridir. Dünyada Türkçe konuşan insanlar yaklaşık 11 milyon kilometre karelik bir alana yayılmıştır. Doğuda Moğolistan ve Çin, batıda Sırbistan, kuzeyde Sibirya ve Kazan, güneyde Bağdat'a kadar geniş bir coğrafyada Türkçe konuşulmaktadır. Bu coğrafya içerisinde, yedi tanesi Türk devleti olan 23 ayrı devlet vardır. Günümüzde yaklaşık 300 milyon insan Türkçe ve onun lehçeleri, ağızlarıyla konuşmaktadır.
Türk yazı dilinin en önemli ve ilk örneklerinden olan Orhun Abideleri, MS 720-735 yılları arasında dikilmiştir. Orhun Abideleri okunduğunda Türkçenin ulaştığı seviye yüksekliği ve zenginliği karşısında bütün Avrupa hayretler içinde kalmıştır. 8. yüzyıla kadar Avrupa'da hâkim dil olan Latince, dünya düşünce tarihinde egemen tek dil olarak kabul ediliyordu. Latince dışında son derece etkin, zengin ve edebi bir Türk dilinin mevcudiyeti, düşünce ve kültür tarihi uzmanlarını da şaşırtmıştır. Fransızcanın en eski yazılı belgesinin
15. yüzyıla, Almancanın 14. yüzyıl, Rusçanın ise 13. yüzyıla ait olduğu göz önüne alınırsa, Türk dilinin köklü geçmişi çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmaktadır.
“Öldükten sonra da yaşamak istiyorsanız geride ölmez bir eser bırakınız.” sözünün mucibince, milletimizin genç beyinlerinin millî kimlik ve benlikten uzaklaşmamasını temin için büyük gayret gösteren yazar, bu gayretlerini ebedîleştirmek için kaleme sarılmış ve yıllardır birçok üniversitede okutulan bir eser ortaya çıkarmıştır. Yazar bu eseri ile küreselleşme adı altında dil ve kültürü yozlaştırma ve böylece millî devletleri daha kolay sömürülebilir hâle getirme oyunlarına dikkat çekmiştir. Sadece eğitim çağındaki gençlerin değil her yaştan okurun ilgisini çeken bu eser “bâki kalan bu kubbede hoş bir seda” misali millî bilince sahip Türk insanının yüreğinde yankı bulacaktır.
Eserin yeni basımının yapılmasında teşviki olan başta üniversite öğrencilerimiz olmak üzere, meslektaşlarımıza ve rahmetli yazarın eşine ve çocuklarına şükran ve minnet duygularımızı ifade etmek istiyoruz. Özellikle de yazarın ruhunun şad olması duasıyla bütün okuyucularımıza selam ve hürmetlerimizi bildiririz.
Adnan Oflaz Yabancı dilin öğrenilmesinde kelime bilgisi kritik öneme sahiptir. Kelime bilgisinin yetersizliği, temel dil becerilerinin ve yabancı dilde iletişim yetisinin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Yapılan araştırmalar yabancı dilde duyulan ve okunanların %95'ini anlayabilmek için asgari 3000 kelime bilmek gerektiğini ortaya koymuştur. Gerek yabancı dilde gerekse anadilde öğrenilen her kelime önce pasif daha sonra aktif kelime hazinesine aktarılmaktadır. Kelimelerin kullanım sıklıkları (frekansları) aktif veya pasif hâle geçmelerinde belirleyici olmaktadır. Günlük konuşma dilindeki kelimelerin %90'ı yüksek frekanslı (sık kullanılan) kelimelerden oluşmaktadır. Bu açıdan yabancı dil öğreniminde kelime bilgisinin genişlik ve derinlik boyutlarıyla artırılması ve aktif hâlde tutulması büyük önem taşımaktadır.
Bellek destekleyiciler, kelime hazinesini geliştirmede ve uzun süreli hatırlamada kullanılan etkili yollardan biridir. Dünya hafıza şampiyonları da bu yöntemleri kullanmaktadır. Bu kitapta kelime öğreniminde en etkili yöntemlerden biri olan “Anahtar Kelime Yöntemi”, 184 Almanca örneği ile sunulmaktadır. Her hedef kelime için bir anahtar kelime (ses benzerliği olan kelime) bulunmaktadır. Verilen görseller ve kurgulanmış cümlelerle hem görsel hem de sözel belleğin kodlamaya katılması sağlanmaktadır. Bu uygulamalar ile kişi kendi kendine farklı öğrenme araçları olmaksızın verilen kelimeleri öğrenebilecek ve kendisini test edebilecektir. Ayrıca, uygulama kısmında verilen bağlam örnekleri ve eş anlamlı kelimelerin de (1500 kelime) öğrencilerin kelime hazinelerine olumlu katkı yapacağı düşünülmektedir. Bu kitap sadece verilen 184 kelimenin değil bilinmeyen yeni Almanca kelimelerin nasıl öğrenilebileceği konusunda da yol gösterici konumdadır.
Alize Can Rençberler, Augusto Ponzio, Didem Tuna, Erol Kahraman, Evangelos Kourdis, Javid Aliyev, Lale Özcan, Magdalena Nowotna, Mesut Kuleli, Muhammed Salih Kapcı, Osman Senemoğlu, Sema Dilara Yanya, Susan Petrilli, Sündüz Öztürk Kasar Dilde, edebiyatta, çeviride ve genel olarak sosyal bilimlerde kavramların sınırlarının esnek ve içeriklerin değişken olduğu söylenebilir. Alanlar içi ve alanlar arası kavramsal dalgalanmaların söz konusu olması, kavramlar üzerinden ya da kavramlara yönelik olarak gerçekleştirilen okumaların sürekli güncellenmesini gerektirmektedir. Alanlar arası dolaşımda içerikler paylaşıldıkça zenginleşmekte ve yeniden ele alınıp dönüşmektedir. Beş ülkeden 14 akademisyenin kaleme aldığı bu kitapta yer alan bölümler de farklı içerik bileşimleri üzerinden yeni kavramsal uzlaşılara ve okumalara yol açacak şekilde tasarlanmıştır.
The concepts in language, literature, translation, and in social sciences tend to be supple and flexible content-wise. The conceptual fluctuations within and among disciplines require continual updates of conceptual readings. The content becomes richer when shared among disciplines and is transformed with a redefinition. With this in mind, the chapters of this book, penned by 14 academics from five countries, are designed to pave the way for novel conceptual and consensual readings aligning in a smooth and interrelated combination of different contents.
Les concepts en langue, en littérature, en traduction et, plus généralement, en sciences sociales ont tendance à être souples et flexibles sur le plan du contenu. Les flottements conceptuels au sein des disciplines et entre elles exigent des mises à jour continues des lectures conceptuelles. Le contenu s'enrichit au fur et à mesure qu'il est partagé entre les disciplines et se transforme avec une redéfinition. C'est dans cet esprit que les chapitres de cet ouvrage, rédigés par quatorze universitaires de cinq pays, sont conçus pour ouvrir la voie à de nouvelles lectures conceptuelles et à de nouveaux consensus notionnels.
Yazarlar / Authors / Auteurs:
Sündüz Öztürk Kasar - Magdalena Nowotna - Susan Petrilli & Augusto Ponzio
Evangelos Kourdis - Didem Tuna - Sema Dilara Yanya - Javid Aliyev
Mesut Kuleli - Osman Senemoğlu - Erol Kahraman & Muhammed Salih Kapcı
Lale Özcan - Alize Can Rençberler
Sedat Maden Ana dili kullanımı, bireyin toplum içinde yer edinmesi, sağlıklı iletişim kurup kendini geliştirebilmesi ve toplumun gelişimi için itici bir güç olarak yetişmesi bakımından önemlidir. Bu bağlamda dil eğitiminde; kendini yazılı ve sözlü olarak ifade edebilen, beden dilini etkili kullanabilen, yaratıcı, problem çözebilen, eleştiren, anlamlı öğrenen, neden-sonuç bağlantısı kurabilen, kendine güvenerek hareket eden ve katılımcı bireyler yetiştiren yöntemler kullanılmalıdır. İlgili çalışmalar incelendiğinde, ana dili kullanımı için gerekli olan bu becerileri sağlamada etkin bir yöntem olan dramanın temel dil becerilerinin ve dil bilgisi kurallarının öğretiminde kullanılmasının alan için katkı sağlayacağı görülmektedir.
Drama sürecinde birey, günlük hayatın hemen her anında ne şekilde iletişime geçebileceğini, örnek olay ve durumlarda yaşar ve öğrenir. Bu nedenle drama, bir iletişim sanatı olarak da değerlendirilmektedir.
Belirli araç-gereç, ortam ve bir metne bağlı kalınmaması ve yaşamdan kesitler içinde sunumların yapılması dramanın kalıcı ve tam öğrenmede, ayrıca beceri ve alışkanlıkların geliştirilmesinde etkili olmasını sağlamaktadır. Tüm bu gerekçeler dramanın dil öğretimi sürecinde etkili olacağını ve özel olarak da Türkçenin öğretiminde fayda sağlayabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir.
Alaz Pesen, Alexey Yuryevich Bykov, Arzu Özyön, Barış Mete, Beyazıt H. Akman, Halil İbrahim Ertürk, Hüseyin Öztürk, Mehmet Özberk, Merve Aydoğdu Çelik, Nuray Küçükler Kuşcu, Nurdan Akıner, Nurullah Aydın, Ömer İnce, Sabina Abid, Serdar Gürçay, Ümit Akın Bilgi teknolojilerinin ilerlemesiyle üretilen bilgide büyük bir artış söz konusu olmuştur. Bu hızlı ve fazla üretim aynı zamanda beraberinde hızlı tüketimi, bilgi kirliliğini ve bilginin kaybolması sorununu da getirmiştir. Bu yüzden; nitelikli bilgilerin bir araya getirilmesi, bir süzgeçten geçirilmesi ve toplu olarak yayımlanması oldukça mühim bir konu hâline gelmiştir.
Elimizdeki bu eser, alan uzmanı bir editörü birbirine yakın çalışmaları bir hakem sürecinden geçirdikten sonra bir araya getirdiği, alanda yeni çalışmaya başlayan, birbirine yakın bilimlerin çalışmalarını merak eden lisans ve lisansüstü öğrenciler, akademisyenler veya bu alana ilgi duyan kişilerin istifadesine sunduğu uzun soluklu bir çalışmanın ürünüdür.
Kitabı okuyanların, araştırmaya, düşünmeye, yazmaya heves edenlerin beklenti ve umutlarına merhem olmak dileğiyle...
Abdullah Akat, Abonoz Küçük, Ahmet Keskin, Berna Ayaz, Hamiyet Özen, Mehmet Aça, Mehmet Ali Yolcu, Mehmet Çeribaş, Mustafa Aça, Mustafa Dinç, Ülkü Kara Temelleri Batı Avrupa’da atılan halk bilimi, 20. yüzyılın başlarından itibaren Batı Asya’ya, Akdeniz havzasına ve Kuzey Amerika’ya doğru yayılma eğilimi göstermiştir. Anadolu merkezli Türk halk bilimi araştırmalarının başlangıcı da bu döneme tarihlenmektedir. Türkçü aydınların öncü çalışmaları ile bilimsel bir formasyona kavuşma yolunda ilerleyen Türk halk bilimi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kültür politikaları bağlamında hızlı bir gelişme göstermiştir. Halk bilimi araştırmalarının kurumsal çerçevede yürütülmeye başlanması, bu yeni bilgi kolunun akademimizde temsil edilmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. 1960’lı yıllara uzanan bu sürecin ilerlemesinde ve halk biliminin kültür bilimleri içindeki öneminin anlaşılmasında pek çok bilim insanının unutulmaz hizmetleri olmuştur.
Halk biliminin; akademilerin “Türk Dili ve Edebiyatı” bölümlerinde lisans ve lisansüstü düzeyde bir anabilim dalı hâline gelmesine ek olarak bütünüyle halk bilimi alanında uzmanlar yetiştirmeyi amaçlayan “Halk Bilimi” bölümlerinin açılmasıyla öğretim materyallerine duyulan ihtiyaç her geçen gün daha da artmıştır. Farklı bakış açılarının ve yenilikçi görüşlerin ortaya konulduğu kaynaklara duyulan ihtiyaç çeşitli çalışmalarla karşılanmaya çalışılmıştır. Halk Bilimi El Kitabı, bu çalışmalara bir yenisini eklemek amacıyla hazırlanmıştır. Akademimizin Türk Dili ve Edebiyatı, Halk Bilimi, Antropoloji, Müzikoloji, Mimari, Sanat Tarihi, El Sanatları gibi bölümlerine lisans ve lisansüstü düzeyde kaynaklık etmeyi amaçlayan bu kitapta halk biliminin kapsamında yer alan hemen bütün konular, alanlarında uzman akademisyenler tarafından işlevsellik gözetilerek değerlendirilmiştir.
Maurice Crosland Çeviren: Zeki Tez Simya dili, organik kimya, kimya terminolojisi, kimyasal simgeleme, kimya reformunun kabulü, konuları incelenmektedir.
Ahmet Başal, Ahmet Çekiç, Ali Dincer, Arif Bakla, Ceyhun Yükselir, Hakan Demiröz, Hasan Sağlamel, Hatice Kübra Koç, İsmail Çakır, Kağan Kaya, Mustafa Zeki Çıraklı, Savaş Yeşilyurt, Sedat Bay, Servet Çelik, Sibel Korkmazgil, Şakire Erbay Çetinkaya Literature and language are intertwined and indispensable entities of societies. As a source of authentic material, using literature in language teaching has grabbed the interest of scholars in the last decades since integrating it in language teaching has a lot of benefits for foreign language learners. To this end, this book presents a huge amount of invaluable theoretical underpinnings of using literature in language teaching and practical activities that can be exploited in teaching English as a second or foreign language.
Literature in Language Teaching examines the use of short stories, novels, drama and poetry in language classes, the role of extensive reading and literature circles in language learning. It also investigates using literature in teaching English to young learners focusing on digital sources of literature. Furthermore, this book covers the issue of teaching culture through literature. We hope that the book will serve as a valuable resource for those who are interested in literature and language teaching.
Aydın Özbek Dil bilgisel geçişlilik ve çatı kavramı Japonca öğrenenler ve Japonca üzerinde dilbilim araştırmaları yapanlar için büyük önem arz etmektedir. Sondan eklemeli dillerden olan Japoncada karşımıza çıkan çatı kavramları ilk etapta Türkçe ile benzerlik taşıdığı için kendimizi şanslı sayabiliriz. Fakat görünüşte benzer olan bu kavramlar hiç ummadığımız bir şekilde büyük farklılıklara da sahiptir.
Türkçede “İstanbul'a bu yoldan gidilebilir.” diyebiliyorken, bu cümleyi Japonca ifade etmek için farklı cümle yapılarına başvurmak durumunda kalıyoruz. Aynı şekilde Japoncada “Watashi wa ame ni furareta / Yağmura yığıldım.” cümlesi çok doğal karşılanırken, Türkçede bu tür bir ifade elbette ki anormal karşılanmaktadır.
Peki, Japoncada bu cümleler gerçekten çatı cümleleri mi? Diğer bir soru ise gerçek edilgen çatı ile dilimizde Japonca ile aynı şekilde ifade edemediğimiz bu tür cümleler arasında ne gibi farklar var? Anlatmak istediğimiz durumu karşı tarafa gerçekten doğru bir şekilde mi aktarıyoruz?
Yukarıdaki sorunlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki benzer kavramların ya da görünüşte biçimsel olarak birbiri ile benzerlik gösteren yapıların aynı terim şemsiyesi altına toplanması çeşitli sorunlar yaratabilmektedir. Bu çalışmada özellikle bu tür sorunların üzerine gitmek amacı ile çatı kavramı ve bu kavrama bağlı terimler üzerinde yeniden tartışılmıştır. Yine, karşılaştırmalı dilbilim metodu ile zaman zaman Türkçe örneklere de yer verilerek benzerliklerden ziyade sözdizimsel ve anlamsal farklılıkların daha iyi anlaşılması amaçlanmaktadır
Türkiye'de Japonca dil bilgisi çalışmaları son yıllarda yeni yeni çeşitli dilbilim yaklaşımları ile incelenip sağlam temelleri atılmaktadır. Kitabımızın da bu temellere dayanarak birçok alandan Japonca ile ilgilenenlerin faydalanabileceği bir “çatı kiremiti” olarak raflarda yer alması en büyük arzumuzdur.
Mehmet Akif Duman “Çalışmanız Doğu ile Batı’yı ve eski ile yeniyi mezcedip birlikte değerlendirmeye muvaffak olmak suretiyle türünde ilk çalışma olma onuruna sahiptir.”
Prof. Dr. Bilal Yücel

“Farklı görüşleri özetleyen muhteşem bir iş çıkarmışsınız.”
Prof. Dr. Sam Glucksberg

“Her şeyden ziyade, çok mühim bir amacınız var.”
Prof. Dr. Helmut Schanze

“Alışılmışın dışında bir derinlik ile ele alınıyor metafor ve retorik. Antik bakış, analitik ve kıtalar arası felsefe, filoloji ve hatta semiotik genişletiyor çalışmayı. Her şey var bu kitapta! Homerik şiirlerden Nietzsche’nin çalışmalarına, Freud’tan De Saussure’nün ve Ricœur’nün tahliline. Black’tan Lakoff’a… Her şey!”
Prof. Dr. Andrew J. Ortony

“Çok etkileyici bir çalışma. Dışarıda bıraktığınız bir husus olduğunu düşünmüyorum.”
Prof. Dr. David Wellbery

“Araştırmanızdan çok şey öğreneceğime eminim.”
Prof. Dr. Samuel C. Wheeler III

“Çok etkileyici! Bu kadar çok kültür, böylesine bir arada... Başka hiçbir çalışma ile mukayese edilme lüzumu olmayacak kadar farklı bir çalışma yapmışsınız.”
Prof. Dr. Gerd Antos

“Bu yazdıklarınızdan başka metafor teorileri konusunda bir şey olduğunu sanmıyorum.”
Prof. Dr. Catherine Elgin

“Nihayetinde... Acaba sizin teoriniz, ne teorisi olacak?”
Prof. Dr. David Cooper

“Kültürler arası etkileşim üstünden yürütüyorsunuz çalışmanızı. Bunu dehşet verici bölgelerde gezinerek ama evinizdeymiş gibi yapıyorsunuz.”
Prof. Dr. Gerhard Bauer
Fatih Kirişçioğlu Saha Türkçesi, Türk lehçeleri içinde Ana Türkçeden en eski zamanda ayrılan fakat en geç yazı dili haline gelen/getirilen bir lehçe olduğu için kuşaktan kuşağa geçen bu özlü sözlerin (atasözleri) değerlendirilmesi Türklük Bilimi açısından önemlidir. Bu önemin göz önünde bulundurulduğu çalışmada; Sahalarda atasözü kavramı ve bu atasözleri üzerine yapılan çalışmalar, atasözü derlemeleri ile diğer Sibirya Türk topluluklarının (Altay, Tuva, Hakas) atasözleriyle Sahaların atasözlerinin karşılaştırmalarına yer verilmiştir. Bunun yanında atasözleri konulara göre sınıflandırılmış, kelime sıklıkları tablolar halinde verilmiş, Saha atasözlerinde kullanılan fiillerin tamamı tamlayıcılarıyla birlikte, alfabetik sırayla belirtilmiştir.
Filiz GÜRER YÜCEL Ses bilgisi ve akustik, hem fizik hem de müzik disiplinlerinin ortak konusudur.
Müzik disiplininde ses bilgisi ve akustik başlığı altında ele alınan
doğuşkan, doppler etkisi, akustik rezonans ya da vuru gibi birçok konu,
aynı zamanda fiziğin de konuları arasında yer alır. Biraz daha ileri gidersek,
müziğin tüm konularının fiziğin içinde yer aldığını ve hatta müziğin, fizik
biliminin bir dalı olduğunu söyleyebiliriz.
Müzik ile fizik arasındaki bu sıkı ilişkinin müzik disiplini açısından
önemi, ülkemizde maalesef yeterince anlaşılamamıştır. Müzik eğitimi alan
öğrencilerin, müzik ile fizik arasındaki bu ilişkinin farkında olmalarının ve
temel düzeyde de olsa fiziği kavramalarının, müziğe daha farklı bir açıdan
bakmaları konusunda onlara oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir. Örneğin;
bu sayede enstrümanları yapısal olarak daha iyi tanıyabilirler, yeni
bir enstrüman alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini daha iyi bilirler,
salonları akustik açıdan birbirleriyle kıyaslayabilirler ya da enstrümanların
frekans aralıklarını dikkate alarak konserde müzisyenlerin yerleşim planını
daha doğru yapabilirler.
Arthur Lumley DAVIDS Türkçe ile ilgili yabancıların yazdığı gramer kitapları, araştırmacıların sürekli ilgi odağı olmuştur: Grammaire Turque, Elemens de la Langue Turque, Gramatica Turca gibi. Bunların dışında yazılmış olanlar da vardır elbette. Çevirisini yaptığımız 1832 tarihli A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri) benzer kitaplardan biridir. Arthur Lumley Davids'in A Grammar of the Turkish Language (Türk Dili Grameri), “Giriş, Türk Dili Grameri, Söz Varlığı, Diyaloglar ve Ekler” olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Türk tarihi ile ilgili önemli, ancak doğruluğu tartışılır bilgiler mevcuttur. Bu bölümde, Türkoloji'yle (dil, edebiyat, tarih, eğitim gibi) ilgili tarihi bilgilerin yoğun olarak bulunduğu açıklamalar vardır. Giriş bölümünün sonunda ise Arthur Lumley Davids, eserinin “diplomatların ülkesine karşı sorumluluğunu yerine getirmede, gezginlerin merakını gidermede ya da tüccarlara yardımcı olacağını” ifade etmiştir. Bu düşünce, Türk Dili Grameri'nin genel bir Türkoloji kitabı olma özelliğinin yanında, yabancılara Türkçe öğretimi alanında da yazılan tarihi bir çalışma olduğunu gösterir.
Nurettin DEMİR, Emine YILMAZ Bu kitap üniversitelerdeki Türk Dili, Yazılı ve Sözlü Anlatım derslerinde kullanılmak üzere hazırlanmıştır. Ancak kitabın dil ve edebiyat konularına ilgi duyan genel okuyucunun da güvenle başvurabileceği bir yayın olmasına özen gösterilmiştir.
Dil bölümünde, dil bilgisi öğretiminden çok, dil kültürü kazandırmaya dönük bir anlayış hakimdir. Konular, orta öğretimde kuralcı anlayışla verilenlerin tekrarı olacak biçimde değil, çağdaş dilbilim anlayışıyla mevcut bilginin üzerine yenilerini ekleyecek şekilde işlenmiş, okunabilir metinler halinde sunulmuştur. Çağdaş bilimsel verilere uygun bir dil tanımı, dil içindeki doğal çeşitlenmeler, dilin işlevleri, dilin kökeni tartışmaları, kısa dil tarihi, Türkçenin akrabalık ilişkileri, Türklerin kullandığı yazı sistemleri gibi genel kültürün bir parçası olan konulara, Türkçe bir ders kitabında, en son araştırmalar ışığında, ilk defa sistemli bir biçimde yer verilmiştir. Yazılı ve sözlü anlatım bölümleri de öğrencinin her gün karşılaştığı yazılı ve sözlü anlatım örneklerini daha iyi anlamasına dönük bir mantıkla kaleme alınmıştır.
András RÓNA TAS, İsa SARI Türk adının kökeni, Türk dilinin tarihi ve diğer dillerle olan ilişkisi, Türk halklarının geçmişteki durumu gibi temel konular başta olmak üzere Türkolojiyle ilgili çeşitli hususları düzenli bir şekilde okuyucuya aktarmayı amaçlayan bu eser, Türkolojinin bir bilim dalı olma sürecinde yaşananları da dolaylı yoldan anlaşılır bir üslupla betimlemektedir. Modern Türk dillerinin sınıflandırılması, eski Türklerin komşu halklarla olan ilişkileri ve inanç sistemleri üzerine önemli tespitler, Türkçenin tarihi dönemlerinde kullanılan Runik alfabe, Brahmi alfabesi ve de Tibet alfabesi üzerine derinlemesine incelemeler, bu eserin özünü oluşturan diğer konular arasındadır.

Türkolojiye, Türk diline ve tarihine ilgi duyanlara, bu konular üzerine çalışanlara veya çalışmak isteyenlere, ayrıca üniversitelerin ilgili bölümlerinde öğrenim gören lisans ve lisans üstü öğrencilerine hitap eden bu eserde, Türklerle ve Türkçeyle ilgili en temel bilgileri anlaşılır bir şekilde bulmak mümkündür.
Kenan Göçer Türkün İş Zihniyeti; Türklerin iktisat zihniyetini, din üzerinden değil dil içinden yola çıkarak anlamaya çalışıyor ve “neden olmuyor?” sorusunu kendine mesele ediyor.
Temel iddiası; “Türklerin iş tutuş tarzı, büyük ölçüde ‘iş’teşlik ‘ş’ sesine bağlıdır.” Yani işler, işteşlik ile işliyor.
Türkiye’de Sabri F. Ülgener ile başlayıp Ahmet Güner Sayar ile devam eden Osmanlı iktisat zihniyeti çalışmalarının merkezi açıklama noktası büyük ölçüde Max Weber’in etkisiyle din temelli idi. Sayar, Ülgener’in bütün vurgularını daha da derinleştirdi ve bunu “Türk töresi” ile biraz esnetti. Oğuz Adanır ile ise bu yön ağırlıklı olarak Marcel Mauss’un etkisiyle potlaç (armağan) üzerinden açıklamaya dönüştü. Üç bilim insanının görüşü, kendi çerçevesinde ve mecrasında tartışılmaya devam ediyor.
Kenan Göçer’in elinizdeki bu çalışması ise Hüseyin Rahmi Göktaş’ın Türkçe üzerine düşünmesi ile Murat Önderman’ın Türkiye üzerine olan bulgularından hareketle, Türklerin iktisat-dirlik zihniyeti veya iş zihniyeti-öreği çalışmalarına ilk defa dil açısından bir yaklaşımda bulunmuş oluyor. Ya da Türkçe ilk defa işe koşuluyor. Buna kısaca, Türkçe boyunca işe içrek bir bakış da denebilir.