Değişme, Azgelişmişlik ve Modernleşme Sosyolojisi \ 1-1
Reyhan Yüksel Plastik cerrahi alanındaki estetik işlemler altın çağını yaşarken medikal/non-invaziv estetik işlemler en az ameliyatlar kadar tercih edilen toplumsal ve kültürel bir olgu hâline gelmiştir. Doğuştan gelen güzellik yerini edinilmiş güzelliğe bıraktığında elde edilen sonuç, yaşam tarzları ve tüketim alışkanlıkları üzerinden sembolik temsiliyet kazanır. Sınıfsal habitusun etkisinde oluşturulan estetik işlem tercihleri, her toplumsal sınıfta ve her toplumsal sınıfın bireyleri arasında farklı beklentilerle farklı anlamlar yüklenerek gerçekleştirilebilmektedir. Aynı operasyonun görünümü, her bireyde farklılaşan anlam ve beklentilerle bütünleşerek sınıfsal aidiyete uygun temsiliyet kazanarak beden habitusunu oluşturur. İşlemlerin kendisi ayrım oluşturan bir pratik olmazken bedende mesafenin hayat bulması ve sınıf ayrışmasının gerçekleşmesi, işlemlerin bedenle bütünleşmesinde yaşanır. Artık herkes aynı estetik işlemi yaptırabiliyor olsa da herkesin estetik işlemi bedeninde taşıması ve temsiliyeti hiyerarşik üslup kazanır. Her birey, ait olduğu toplumsal sınıfın beden temsilleriyle estetiği bütünleştirerek taşır. Yaptırılan işlemlerin bizzat kendisi ayrımsal pratik oluşturmamakla birlikte işlemler ayrışmalar üzerinden anlamlandırılmaktadır.
Adem Sağır, Alev Erkilet, Köksal Alver, Lütfi Sunar, Özgür Arun, Seran Demiral, Uğur Zeynep Güven Beğeniler günümüz insanı için sosyal yaşamın merkezi bir konusuna dönüşmüştür. Müzikten yemeğe, giyimden tatile, konuşma biçiminden mekâna kadar beğenilerle ilgili meseleler gittikçe daha fazla öne çıkıyor. Dolayısıyla bireysel ile sosyalin kesişiminde yer alan beğeniler toplumsal değişimi anlamak bakımından her zamankinden daha fazla değer içeriyor. Elinizdeki kitap İLEM İhtisas Toplum Çalışma Grubu’nun 2016 Bahar döneminde gerçekleştirdiği seminer dizisinden derlenen altı yazıdan oluşuyor. Yazılar ağırlıklı olarak gündelik hayatta yaşanan toplumsal değişimi beğeniler üzerinden tartışıyor. Ülkemizde yeni yeni gündeme gelen beğeni sosyolojisi alanına temel bir katkı olacak bu eserin yeni tartışmaların zemini olması amaçlanmaktadır.
Akın Marşap Geleceğin “global strateşim sistemi”, çağdaş stratejik gelişim trendleri ve yaratıcı bir vizyon rehberliğinde iyice özümsenerek canlandırılabilir. Global strateji atlasında, profesyonel stratejistlerin yüksek kalite standartlarında strateji tasarımı, üst düzey yaratıcılık ve yenilikçilik ister.
“Global dünya mirasını” korurken küresel yönetişim sistemlerine gereksinim ne düzeydedir? İnternetle başlayan global değişim sürecinde küresel ölçekte rekabette yüksek bir avantaj nasıl elde edilebilir? Uzak geleceğin ihtiyaçlarını karşılayacak çağdaş yönetişim stratejisi içeren, “cesur stratejik girişimler” nasıl yapılabilir?
Yaklaşan yeni stratejik bilgiler ve taktikler kazanmaya yardımcı olacak bu kitap rekabet gücü yüksek olan bir dünyada ihtiyaç duyulan yarışımcı gücü etkin kullanıma yardımcı olacaktır. Çağdaş iş stratejisi belirsizliği aşan, fırsat ve olanakları etkin/etkili bir formda yönetim kompozisyonu içeren, “yeni nesil yetkin stratejistler” ister. Bu kitabın içeriği, stratejiyi global ağ etkileşimleriyle birleştirerek geleceğin yönetimini öğrenenlere yepyeni ufuklar açıyor.
Hakan ERKAL, Nazlı Ayşe AYYILDIZ ÜNNÜ, Jülide KESKEN, Derya KELGÖKMEN İLİC, Burak ÇAPRAZ, Tamer KEÇECİOĞLU Hayatın her anında olduğu gibi işletmelerin de hayatlarında kaçınılmaz olan değişim konusunu farklı perspektiflerden ele alarak sunmak istedik. Özellikle yönetim alanında farkındalığını arttırmak isteyen her kesimden çalışan, yönetici ve işletme sahibinin başvuracağı bir değişim yönetimi kaynağı yanında akademinin de ihtiyaç duyduğunu düşündüğümüz bir eseri sizlere sunuyoruz. Değişimin felsefesinden insan kaynakları yönetimine kadar farklı perspektiflerden değişimi keşfetmeniz için ...
Gerard Delanty Elinizdeki bu eser Doğu ve Batı’nın değişen paradigmaları bağlamında Avrupa’nın temel soru ve sorunlarına eğilmektedir. Kitabın içindeki makalelerin sosyologlar, antropologlar, felsefeciler ve tarihçilerden oluşan yazarları; Avrupa’nın Batı ile eş tutulması geleneğinin artık sorgulanması gerektiğini farklı bakış açılarından ele almaktadırlar. Bu kitap, dört tematik bölümden oluşmaktadır ve ilgilendiği temel konular Batı sonrası bir dünya, Avrupa’daki Doğu algıları ve tarihteki karşılaşmalar, Avrupa ve Asya arasında bir dünya ve Batı ve Doğu’da ötekiliktir.
Bu kitap, Avrupalılık kavramının yeni ifade ediliş biçimlerini son dönemin ‘medeniyetler çatışması’ ideolojik kavramlarına meydan okur bir biçimde inceleyerek, analizlerini Avrupa ve Asya’nın hem tarihte hem de çağdaş perspektiflerde birbirlerine nasıl karşılıklı bir şekilde bağlı olduklarına dikkat çeken en son ilmi çalışmalar üzerinden yapmaktadır. Kitapta son gelişmelerin ve değişen jeopolitik bağlamın bir sonucu olarak hem Avrupa hem de Asya’nın birçok ortak noktası olduğuna ve çatışmalardan değil, kozmopolit bağlantılardan bahsetmenin artık daha mümkün olduğuna dikkat çekilmektedir.
Bu kitap sosyoloji, Avrupa siyaseti, tarihi ve kültürel teorisi alanında çalışan öğrenciler ve araştırmacılar için çok değerli bir kaynaktır.
Fatma Başaran Prof. Dr. Fatma Başaran’ın hem alanda hem de bilimsel platformda yapığı 50 yıllık çalışmaların bir derlemesi niteliğini taşıyan kitap Türkiye’deki sosyal değişime ayna tutan bir eserdir. Hem birey bağlamında tutum, davranış ve değerleri incelerken hem de toplumsal bağlamda sosyal psikolojik çıkarımlarda bulunarak disiplinler arası zengin bir içerik sunmaktadır.
Eser; bireylerin sosyal, biyolojik ve psikolojik ihtiyaçlarına hizmet eden değerler ve tutumlar konusunda ülkemizin geçirdiği değişim ve dönüşümü gözler önüne sermektedir. Aynı zamanda ülkemizdeki gençlik sorunları, Türkiye’de beyin göçü, cinsiyet ayrımı ve sosyolojik yapı hakkında farklı bölgelerden edinilen bulguları Prof. Dr. Fatma Başaran Hoca’nın engin deneyimi ile aktarmaktadır.
Özlem Durgun Çocuk yoksulluğu dünyanın en büyük sorunu olarak kabul edilmelidir. Sanılanın aksine çocuk yoksulluğu gelişmiş ülkeler için de önemli bir sorundur. Zengin ülkelerdeki her beş çocuktan biri göreli yoksulluk içinde yaşamaktadır. Hatta teorik ve güncel araştırmalara dayanılarak yapılan bu çalışmada varılan bilimsel parametreler, çocukların yeterli veya doğru besine ulaşamayarak aç kaldığını ortaya koymaktadır.
Araştırılan ülkelerin yüksek gelirlerinin çocukların yaşamlarını iyileştiremediği, en zengin ülkelerde bile çocuklarda beslenme, sağlık, eğitim gibi sorunların devam ettiği hatta az gelişmiş ülkelerde rastlanılan çocuk ölümlerinin, çocuk hak ve istismarlarının, erken evliliklerin bu söz konusu zengin ülkelerde de var olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yoksulluk ne ülke içinde ne de hane halkı içinde eşit dağılmaktadır. Sadece gelir arttırıcı politikaların uygulandığı ülkelerde, zenginleşmenin bedelini çocuklar ödemektedir.
Çocuk yoksulluğu konusunda farkındalık yaratmayı amaçlayan bu çalışmada; gelişmiş ülkelerde çocuk yoksulluğunun nedenleri, sonuçları ve çocuk yoksulluğunu önlemeye yönelik uygulanan politikalar tartışılmıştır. Aslında zengin ülkeler, hiçbir çocuğun yoksulluk çekmeyeceği imkânlara ve çocuk yoksulluğunu bertaraf edecek kaynaklara sahiptir. Önemli olan bu amaca uygun irade yaratmak ve politikalar uygulamaktır. Zengin ülkelerdeki başarı, gelişmekte olan ülkelerin de önceliklerini değiştirerek gelecek nesillerde çocuk yoksulluğunu önlemede ivme sağlayacaktır. Bu nedenle yoksulluk önleyici politikalarda çocuklara öncelik verilmesi için konu sürekli gündemde tutulmalıdır.
Ahmet Mazlum, Eren Alkan, Hasan Yeniçırak, M. Yavuz Alptekin, M. Zeki Duman, Mihriban Şenses, Savaş Taş, Volkan Ertit, Zeynep Hiçdurmaz Modernite sözcüğü etimolojik olarak şimdi, hemen şimdi; kavram olarak ise yeni olan, yeni hayat tarzı, moda, yeni moda, yeni yaşama biçimi anlamına gelmekte; tarihsel olarak ve düşünce tarihi itibarıyla esasında üç süreç ile ilişkilendirilmektedir. Bunlar sekülerleşme, bireyselleşme ve akılcılaşmadır. Sekülerleşme süreci daha çok Reformasyon’un sonucudur. Akılcılaşmayı yeniden canlanan bilim merakı ve Rönesans'a bağlamak mümkün ise de bireycilik, bütün bu süreçlerin bileşkesi olarak görülebilir. Bununla birlikte Reformasyon olmasa bunların hiç birisinin kâmilen tezahür edemeyeceği de bir gerçektir. Reformasyondur ki Avrupa'yı ve Avrupa toplumlarını kabaca bin yıllık prangalarından boşaltmış ve demir kafesinden kurtarmıştır. Bundan sonra her şey çorap söküğü gibi bir diğerini takip etmiş ve süreç; kapitalizme, sanayileşmeye, kentleşmeye ve bütün diğer ilgili süreçlere uzanmıştır. Bu kitapta moderniteyi; anlatan, açıklayan, analiz eden ve yorumlayan dokuz bölüm bulunmaktadır. Bu dokuz bölümün ana başlıkları şöyle sıralanmaktadır:
• Modernite-Modernizm-Modernleşme: Tanımlar, Teoriler ve Kuramsal Eleştiriler
• Reformasyon ve Dinsel Devrimlerin Modern Toplumun Oluşumuna Etkisi
• Bireycilik, Bireyselleşme ve Modern Toplumun Oluşumu
• Aydınlanma Düşüncesi: Rasyonalitenin Gelişimi ve Modern Toplumun Oluşumundaki Rolü
• Bilim Devrimi, Modern Bilimin Doğuşu ve Modern Toplumun Oluşumuna Katkıları
• Politik Devrimler ve Modernite: 1688 İngiliz Şanlı Devrimi ve 1789 Fransız Devrimi'nin Modern Toplumun Oluşumuna Katkıları
• Sanayi Devrimi, Sanayileşme ve Modern Toplumun Gelişimine Katkısı
• Kapitalizm ve Modern Toplumun Oluşumundaki Yeri
• Kent, Kentleşme ve Modern Toplumun Oluşumundaki Rolü
Abdullah Aydın, Ahmet Sait Sıcak, Aziz Belli, Bedri Gencer, Faruk Temel, Harun Bekiroğlu, Necmettin Çalışkan, Rıdvan Demir, Sedat Cereci, Yusuf Okşar Bu çalışmada geçmişin değerlerine sahip çıkmadan kaybettiği mirasın şaşaasıyla övünen, kendine düşeni yapmaksızın gelecek adına kurguladığı ütopyalarla ve beklediği kurtarıcılarla huzur bulan bir zihniyet değil, günün realitesiyle hesaplaşmaya çalışan bunda başarılı olamasa da bu hesaplaşmanın gerekliliğini fark etmiş olan bir anlayış yansıtılmaya gayret edildi.
Bu kitapla okuyucu, moderniteden kapitalizme değişen değer yargılarını, sosyal medyadaki veya kent hayatındaki Müslümanların davranış kalıplarını, modern iletişim teknolojilerinin oluşturduğu sanal hazların zihinlerdeki tahribatını, çağdaş dönemdeki Kur'ân algısı ve dijital ortamdaki din kaynaklı paylaşımların otantikliğini, ahlak eğitiminin yaşama yansımalarının yetersizliğini, aşırılık olgusunun Kur’ân’daki ve günümüz Müslümanlarının hayatındaki radikal oluşumlarının tezahürlerini görmüş böylelikle de geniş bir yelpazede modernleşme sürecindeki Müslümanları konu edinen araştırmaları inceleme imkânı bulmuş olacaktır.
D. Mehmet Doğan İdeoloji seviyesinde söyleneni değil; gerçek ve tabiî kimliği kavramak, böylece kendimiz olmak, yerlilikten millîliğe ve evrenselliğe doğru yürümek. Belki bazen bunun tersini yapmak; yani evrenselliğin, yerli ve millî olunmadan imkânsızlığını derk etmek. Bir geçiş döneminde zihnimizin sabitelerini keşfederek istikamet belirlemek... Dilin dehasına nüfuz etmeden, edebiyat birikiminin eserler yığını olmaktan öte anlam ifade etmeyeceğini kavramadan, bu dünyada doğru bir yer tayini mümkün değil. İslâm medeniyetinin son hamlesi Osmanlı mirası 20. yüzyıla şöyle veya böyle devredildi. Peki 20. yüzyılda ne oldu? Siyaseten Osmanlı devleti yıkıldı; fakat siyaseti aşar şekilde Osmanlı mirası yok sayılmakla kalınmadı, barbarca tahrip edildi. Zihin dünyamıza yapılan şiddetli saldırı, ağır hasarlar meydana getirdi. Binlerce yıllık mirasın taşıyıcısı alfabemize, büyük şaheserleriyle ifade gücünü ortaya koymuş dilimize müdahale edildi; bu, inancımızın tahrifini, düşüncemizin duraklatılmasını ve idrakimizin karartılmasını hedefleyen bir yıkımdı. Şiddetli saldırılara maruz bırakılan zihnimizde meydana gelen ağır hasarları onarmak, gelecek nesillerin doğru zeminde, milletimizin birikiminin farkında olarak dünyayı kavrayabilmesi yönünde çalışmak... Bugüne kadar sarf ettiğim bütün emeklerimi, gayretlerimi bu cümle ile özetleyebilirim. En hasarlı alanlarda doğru bildiğimi söylemek, tarih idrakini mihverine oturtmak, dili bir medeniyet bilinci ile kavramak, edebiyat ve sanat alanını bir bütün olarak görerek köklerimizden kopmadan yeni olmak...
Güngör Erdumlu Kitap içerisinde; Modernlik ve Modernleşme sürecinde Türkiye, Modernlik Temelleri ve İkircilikli Serüveni, Modernlik ve Postmodernlik arasında Kamu Yönetimi, Modernleşme ve Çevre, Modernleşme Sürecinde Türkiye, İmparatorluktan Ulus-Devlete: Türkiye’de Ulusal Bir Dilin Yaratılmasına Doğru, Türk Demokratikleşmesinde İktisadi Yapının Dönüşümü, Refah ve Sosyal Demokrasi, Türk Modernleşmesinde Ordunun Rolü başlıkları altında Modernizm ve bu süreçteki Türkiye’ye ilişkin sekiz makale yer almaktadır.
Aysun Aydın, Cem Koray Olgun, Cihan Ertan, Çağdaş Ümit Yazgan, Emre Öztürk, Esra Cizmeci Ümit, Esra Zıvralı Yarar, Fatma Yaşin Tekizoğlu, Hülya Biçer Olgun, Metin Kılıç, Murat Yüksel Modernleşmeye bağlı olarak insanların çalışma ve zaman kullanım şekillerinin sistematik bir yapıya büründüğü günümüz toplumlarında, teknolojideki büyük devrimlere de koşut olarak değişen eğlence/eğlenme, çok farklı bilim dallarının merceğinden görünür kılınabilen, farklı neden, olgu ve bağıntılarla açıklanabilen bir gerçekliğe sahiptir. Bu bakımdan eğlenceyi bireysel motivasyon, iradi karar, bireysel fayda, rasyonel seçim, kişisel gelişim ve farkındalık gibi bir kavramsal temel üzerinden açıklayan bir araştırmacı, onun sosyal bakımdan “verili” ve “koşullanmış” yönünü ıskalayabildiği gibi, eğlencenin sosyal bakımdan hangi koşullarda gerçekleştiğinin açığa çıkarılmasını, davranışı tayin eden kurumsal ve yapısal belirleyicileri önceleyen araştırmacılar, eğlencenin iradi ve bireysel tercihlerle ilgili yönünü teğet geçebilir. Bu konuda psikoloji merkezli kuramlar kadar, sosyoloji merkezli kuramlarda da belli başlı eksiklikler göze çarpmaktadır. Kitapta, her iki perspektifi psiko-sosyal ilişkisel bir kavrayışla birleştiren ve eğlence konusuna farklı yönleriyle eğilen sentezleyici bir kavrayış sunulmaktadır.
Haluk ALKAN, A. Teyfur ERDOĞDU, Tony LAWSON, Songül DEMİR, Necati ANAZ, Erol YILDIRIM, Hediyetullah AYDENİZ Bugüne kadar sosyal bilimlerin her bir disiplininde çok sayıda farklı teori geliştirilmiş ve birçok kavram üretilmiştir. Sosyal bilimlerde devam eden tartışmalar ise her geçen gün farklı bakış açılarıyla yeniden şekillenmektedir. Bu bakış açılarının sonucunda sosyal bilimlerin her bir farklı disiplini kapsamında yeni sorular sorulmakta, yeni yöntemler geliştirilmekte ve çalışma alanları açılmaktadır. Bu gibi nedenlerden ötürü sosyal bilimlerde ortaya çıkan yeni yaklaşımları tüm detaylarıyla incelemek elzemdir.
Bu ihtiyaca binaen, sosyal bilimler disiplinlerindeki yeni eğilimleri sorgulamak üzere 2011-2012 yıllarında İlmi Etüdler Derneği (İLEM) bünyesinde 'Yeni Eğilimler' seminerleri düzenlendi. Bu seminerlerin temel amacı disiplinleri en geniş anlamda ele alarak günümüzde geliştirilen yeni yorumlar ve eğilimleri ortaya çıkarmak ve yeni imkânları tartışmaktı. Elinizdeki bu kitap bu seminler bildirileri üzerinden derlenerek, sosyal bilimlerdeki yeni eğilimler hakkında bir literatür çerçevesi oluşturmak üzere hazırlanmıştır.
Abdullah Yargı, Ali Ermiş, Ayşe T. Demiralay, Burcu Türk, Büşra Ortakaya, Hayrunnisa Solak, İsmail Zeyrek, İsmail Kaya, Maşite Gençaslan, Mehmet Emin Sarıkaya, Merve Betül Çiftçi, Nazife Yılmaz, Özcan Güngör, Yasemin Kırlangıç, Yusuf Yaralıoğlu, Zeliha B. Ayata, Zeynep Katmer, Zeynep T. Albakır Sosyoloji, tarihi değişimin bir yönünü sürekli din ile ilişkilendirmektedir. Bu yüzden bütün toplumlar için din ve değişim ilişkisi çeşitli boyutlarıyla derinlemesine inceleme gerektiren bir konudur. Zamanın akışı içerisinde büyük müesses dinler ve her türden inanç, insanların sosyal, ekonomik, politik vb. pek çok görüş ve hareketinde kaynak olma işlevi üstlenmiştir. Bu bağlamda dinin dönüştürücü gücü ve dinin değişim gücünden ve dönüşümünden bahsedilebilir. Aynı zamanda insan, vahiy kaynaklı dinler açısından kendisine vahyolunanı veya beşerî dinler açısından sezgiye konu olan bilgileri, içinde yaşadığı toplumun şartları itibarıyla yorumlayarak farklı mekân ve zamanlarda insanileştirerek yaşanır kılmıştır. Her iki yönüyle
-dinin etkilediği değişim yahut değişimden etkilenen din- bu ilişki din sosyologlarının ana ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır.
Eser, din sosyolojisi alanında daha önce yapılan çalışmalardan farklı olarak değişim ve din ilişkisini farklı konu başlıkları altında detaylı ve kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Kitabın din sosyolojisi alanında çalışma yürüten araştırmacılara sağlayacağı en önemli katkı; din ve değişim ilişkisine dair sunduğu sistematik içerik, zengin kaynakça ve özgün anlatımdır. Eserin genel okuyucuya hitap eden yönü yanı sıra din sosyolojisi alanında lisans ve lisansüstü çalışmalar yürütenler için özellikle başucu kitabı olması en büyük dileğimizdir.
Michael Curtis Avrupalı Düşünürlerin Orta Doğu ve Hindistan'daki Oryantal Despotizm Üzerine Görüşleri
Michael Curtis bu eserinde, Şark despotizmi hakkında tarihsel bir analiz sunarak Avrupa ve Doğu arasındaki karmaşık, olumlu-olumsuz etkileşimi ortaya koymaktadır. Ayrıca Doğunun Batı emperyalizminin daimi kurbanı olduğuna dayanan yanlış inancı ve Batıkların Doğu ve Müslüman toplumlar hakkında nesnel yorumlara sahip olamayacağı görüşünü de eleştirmektedir.
Eser, Avrupanın Şark despotizmi hakkındaki görüşlerini tek taraflı ve ön yargılı bir gözleme dayanarak değil, Doğuda hâkim olan rejimin gerçek tutum ve yöntemleri hakkındaki bilgiye dayanarak ele almaktadır. Curtis, Şark despotizmi kavramının nasıl şekillendiğine; Batı siyaset ve düşünce tarihi ile Orta Doğu ve Hindistanda değişen olgular bağlamında nasıl ifade edildiğine açıklık getirmektedir. Kitapta, Batılı seyyahların Müslüman ülkelerde yaptıkları gözlemler ve Montesquieu, Edmund Burke, Tocqueville, James ve John Stuart Mili, Kari Marx ve Max Weber gibi modern batı düşüncesinin kurucu düşünürlerinin analizleri üzerinde değerlendirme yapılmaktadır. İngilizce okuyan dünyada ilgi ve hayranlıkla karşılanan bu kitabın Türkçede de büyük bir boşluğu doldurması hedeflenmektedir.

Ali Onur Özçelik, Adrianne Mae D. Askalı Bu kitap, toplumsal hareketler alan yazını kullanılarak Filipinler üzerinde bir analizi ortaya koymaktadır. Filipinler, tarihsel süreç içerisinde üç farklı sömürge dönemi (İspanya, Japonya ve Amerika) ile karşı karşıya kalmış, ardından Ferdinand Marcos rejimi altında uzunca bir süre otoriterliğin hâkim olduğu bir süreci yaşamıştır. Toplumsal hareketlerin oluşmasına engel olan bu tarihsel mirasa rağmen elinizdeki kitap, Filipinler'i örnek olay seçerek ve meta sentez analizini kullanarak şu sorulara yanıtlar aramıştır: (1) Filipin toplumsal hareketlerinin (a) Ferdinand Marcos döneminde (1965-1986); (b) Marcos sonrası dönemde (1986-2016) ve (c) Mindanao deneyimleri ışığında politik sonuçları nelerdir? (2) Bu politik sonuçlarına hangi yöntemler ya da mekanizmalar kullanılarak ulaşılmıştır?
Bu soruları yanıtlamak yalnızca sosyal bilimler alanına, özellikle uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimine önemli bir katkı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal hareketlerin gelişmesinin arkasındaki nedenler, özellikle de siyasi sonuçlar ve mekanizmalar ile ilgili akademik bir bakış açısı da sunuyor. Realist ve liberal perspektif, siyasetin değişiminin devlet merkezli olduğunu savunurken, bu kitap, toplumsal hareketlerin bir ülkenin iç siyasi dilini ve politik kurumlarını büyük ölçüde değiştirebilecek ve kamuoyunu etkileyebilecek önemli değişim katalizörleri olabileceğini de ortaya koymaktadır.
Genel olarak sosyal bilimlerdeki birçok alan için faydalı olan bu eser, sosyoloji, siyaset bilimi, siyasi tarih ve uluslararası ilişkiler öğrencileri ve araştırmacıları için önemli bir referans kaynağı oluşturmaktadır. Kitapta yer alan bilgiler her ne kadar bir ülke seçilerek yazılmış olsa da dünyadaki birçok bölgede faaliyet gösteren toplumsal hareketler için de genelleştirilebilir birtakım bulgulara sahiptir.
Mehmet Turgut

“Batılılaşma politikasının sonucu olarak, aldığımız pek çok kavram gibi devlet kavramı da araştırılıp düşünülerek alınmamış, olduğu gibi kopya edilmiştir. Çünkü Batılılaşma, Batı’ya benzeme olarak kabul edilmiştir. Jakoben zihniyetin devlete hakim olması, devletin her şeye müdahale etmesi ve millete istediği formu verebilmesi sonucunu doğurmuştur. Böyle olunca, başta bürokrasi olmak üzere, bir kısım aydınlar kadrosu devlete ortak olup devletin yanında yerini almıştır. Bu ise, devletle milleti karşı karşıya getirmiştir. Hâlbuki Türklerin devlet anlayışında devlet-millet birliği esastır. Bundan da büyük güç doğar.”


Mehmet Turgut, makale ve röportajlarının yanında 22 kitap yayınlamıştır. Diğer kitaplarını tamamlar nitelikte olan bu eserinde, ülkemizin satışa çıktığı bu dönemde, aklımızı başımıza toplamamız için önemli ipuçları vermekte, Batı’yı tanımadan, Batı’nın ve Batılıların bulundukları yere nasıl ve neden geldiğini araştırıp öğrenmeden ve kendi değerlerimizden şüphe ederek tatbike giriştiğimiz yanlış Batılılaşma politikasının bizi getirmiş olduğu noktayı gözler önüne sermektedir. Kitabın amacını ise şöyle ifade etmektedir: “Geleceğin güçlü Türkiye’sinin milli ve çağdaş devletler ışığında ele alınıp yaratılabileceğine inanmak ve inandırmaktır.”

Ali Rıza Erdem, Hasan Güneş Yabancılaşma, özünde; toplumdan, örgütten, insandan ve hatta kendinden uzaklaşmayı ifade eden ve felsefe, sosyoloji, psikoloji, siyaset, ekonomi gibi birçok disiplinin farklı açılardan ele aldığı çok boyutlu bir olgudur. Sadece bireysel değil aynı zamanda örgütsel ve toplumsal bir olgu olarak karşımıza çıkan yabancılaşma, bireyin; içinde bulunduğu topluma, çalıştığı kuruma, başka insanlara ve kendine uzaklaşması olarak gerçekleşmektedir. Günümüz toplumlarının da önemli sorunlarından biri olan bu olgu, hayatın her anını ve alanını olumsuz etkilemesine rağmen hızlı hayat temposu içerisinde göz ardı edilmektedir.
Bu kitapta; yabancılaşmanın felsefi, sosyolojik, psikolojik ve antropolojik analizi yapılmış ve bilimsel çalışmalara dayanılarak yapılan değerlendirme ve yorumlara yer verilmiştir.